Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 10-27-2009, 20:02   #1
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart Gaziantep hakkında genel bilgiler

Gazi antep genel bilgiler

Dünyanın en eski yerleşimlerinin izlerini taşıyan, geçiş bölgesi olduğu için bir çok uygarlığa tanık olmuş Antep’e girdiğimizde zaman uygunsa önce bir karnımızı doyuralım. Öyle ya, Antep arkeolojik zenginliği kadar mutfağının zenginliği ile de ünlenmiş. Kebapları ve baklavalarını bilmeyen yok elbette. Ama Antep mutfağının en ünlü yemeği cartlak dedikleri ciğer kebabıdır. Özellikle de sabah kahvaltılarının gözdesidir.
Şimdi izninizle bir lokantaya girelim. Önce bir Ezo Gelin çorbası içiyoruz. Ezo Gelin’in acıklı öyküsünü ve bu öyküden doğan uzun havasını hatırlayarak: "Çık şu Suriye dağlarına da / Ordan bana el eyle." Kebaplardan terbiyeli kuşbaşı kebabını (Burada tike kebabı da deniyor) seçip siparişi veriyoruz. Çorbadan sonra kebabımız gelinceye kadar araya bir iki orta acılı fındık lahmacun sıkıştırmanın zararı yok. (Aman dikkat acının tanımı değişiktir burada, sizin ölçülerinize uymaz.) Antep’in lahmacunları sarımsakla tadlanır, bizimki de öyle. Sonra süslü ve kallavi bir tabakta geliyor Ali Nazik. Masada en başından getirilmiş ve naneli, maydanozlu bol yeşillik tabağı ve soğuk ayran. Rakı mı? Rakının hası Antep’de içilir de henüz vakit erken. Akşama çiğköfteli, içliköfteli bir sofrayla daha bir yakışır. Tatlıya geldi sıra, künefe mi yesek, diye düşünüp vazgeçiyoruz. Künefesi iyidir ama "Sezar’ın hakkı Sezar’a" künefeyi Antakya’da yemeli. Biz fıstıklı baklava yiyelim. Ve fazla kaçırmadan (sanki fazla kaçırmamışız gibi) kalkalım sofradan.
Önce Antep’in en yüksek tepesi olan Kudret Kayası’nın üzerine kurulmuş kaleye çıkıyoruz. Kalenin Hititliler’den kaldığı sanılıyor. Surlar daire biçiminde çevrilmiş, toplam uzunluğu 1200 metre. Kalede 26 kule ve burç var. Batı burçlarının Memlük döneminde yapıldığı üzerlerindeki yazıtlarından anlaşılıyor. Kale köprüsünün yanlarındaki iki kulenin Kanuni Süleyman zamanında yapıldığı gene yazıtında var. Kuzey burçlarından birinin Roma yapısı olduğu sanılıyor. Burçların altında kaleyi çepeçevre dolaşan tonozlu bir koridor bulunuyor. Koridordaki kapılar kalenin çepeçevre dolaşan tonozlu bir koridor bulunuyor. Koridordaki kapılar kalenin iç bölümlerine açılıyordu. Kalenin içinde bir cami ve kırk kadar evin yıkıntılarını görüyoruz. Ne yazık ki sağlam kalamamışlar. Kalenin üstüne çıkışta solda büyük İslam bilgini Gazali’nin makamı bulunuyor. Kale tabanında bulunan bir gizli yolun Dülük’teki eski kentle bağlandığı söylenir.
Antep’in 12 km kuzeyindeki Dülük’e gidiyoruz. Buradaki kentin adı Dolichenos’du, antik çağda ise Antiochia at Tavrum deniliyordu. Paleolitik dönemden bu yana yerleşimin izleri bulundu kazılarda. Şarklı Mağara’nın duvarlarında ilk sayı sisteminin kullanıldığı tesbit edildi. Paleolitik dönemden fosiller ve ok uçları da ilk kez Dülük’te ortaya çıkarıldı. Yazılı kaynaklara göre Hititlilerin en büyük tanrılarından Teşup’a adanmış Baal Tapınağı bulunuyordu. Günümüze ulaşamadı. Dülük Köyü ve Dülük Ormanları içeresinde çok sayıda kaya ve yeraltı mezarı ortaya çıkarıldı. Büyük bir nekropol görebiliyoruz. Burada daha sonraki dönemlerden bir türbe de var. Dülükbaba tepesi denilen yerdeki türbe kentin Araplar tarafından fethi sırasında ölen sahabe Davud-u Ejder’in mezarıdır. Dülük Baba İstanbul’un Telli Babası gibidir. Ama bir farkı da var. Dülük Baba "evde kalmış kızlara" karışmıyor. O sadece erkeklerin evlenmesini sağlıyor. Öyle inanılıyor.
Antep bir geçiş yolu olmanın özelliğini türbeleri, yatırları ve evliyaları ile de gösteriyor. Boyacı Camisi’nden Kavaflar çarşısına doğru uzanan sokakta Pirsefa denilen yerdeki tek katlı binada Hz. Musa’nın yeğeni Yuşa Peygamber ve Pir Sefa’ya ait iki türbe görüyoruz. Pir Sefa’nın kimliği konusunda rivayet muhtelif. Hacıbaba, Ökkeşiye, Şeyh Fettullah, Bedrüddin Ayni ve Antep ile Maraş’ta çok bulunan Ökkeş adının isim babası Ökkeşiye Türbesi diğer türbeler.
Meraklıları için Antep gecelerine ilişkin bir not düşüp çevreyi dolaşalım. Antep sanayileşmede hızlı adımlar atmadan önce de ekonomisi hep canlı bir kentti. Bölgenin en ünlü pavyonları da hep Antep’tedir. Üzüm, fıstık satıldı mı pavyonlar tıklım tıkış olur ve sahneye çıkanlara tepsi tepsi rakı şişesi gönderilir.Çiçek yerine rakı şişeleri, elbette dolu olarak, sahnenin önüne dizilir. Şan olur!...
Yesemek Açıkhava Müzesi
Şimdi İslahiye’ye doğru gidelim. İslahiye Antep’in batıdaki ve en uzak ilçesi. 90 km uzaklıkta. (Bu arada yeni bir yer ilçe yapılmadıysa böyleydi.) İslahiye’ye varmadan sola, Antakya - Kilis yoluna dönüyoruz. Yol asfalt, Antep’ten çıktıktan 113 km. sonra Yesemek köyüne ulaşıyoruz. Karatepe Sırtı denilen yamaç Yesemek Açık Hava Müzesi’dir. Buradaki taş ocağı ve heykel atelyesi dünyanın bilinen ilk açık hava heykel atelyesidir. Dolarit denilen bazalttan yapılmış yaklaşık 350 heykel yayılmış yamaca. Bazıları dev boyutlu, bazıları yarı işlenmiş. Sfenskler, tanrılar, aslanlar, değişik yaratık tasvirleri kocaman bir alana yayılmış. Taş bloğunun ana kütleden koparılışından işlenişine kadar heykelciliğin bir çok aşamasını bir arada görüyoruz.
Yörede ilk kazılar 1890’da başlamış, 1958-61 arasında Prof. Alkım tarafından geniş çaplı kazılar yapılmış. Araştırmalar atelyenin M.Ö. 1300’lü yıllarda Hitit egemenliği sırasında işletildiğini ortaya koyuyor. Yemyeşil bir bitki örtüsüyle sarılan, opak renkli baraj gölü de bu etkileyici heykel atelyesine hoş bir çevre fonu oluşturuyor.
Yesemek’teki heykelleri tarihin kadim yalnızlığı ile başbaşa bırakıp içimizde bir hüzünle ayrılıyor, İslahiye yoluna giriyoruz. 14 km. sonra Tilmen Höyük’e varıyoruz.
Tilmen Höyük
Höyükte 1958-64 arası yapılan kazılarda M.Ö. 3000 yıllarına tarihlenen iki renkli keramikler bulunmuş. Saray kalıntıları ve sarayı iki sıra halinde çevreleyen surlar görülebiliyor. Sarayın ancak temel kalıntılarını görebiliyoruz. Taş döşeli saray yolunda yürüyoruz.
Daha çok zaman ayıran okurlarımız Araban ve Yavuzeli ilçeleri arasında kalan Karadağ üzerinde Elif, Hisar ve Hasanoğlu köylerindeki üç anıt mezarı; Yavuzeli’nin Kasabası köyünde Fırat ile Merzimen Çayı’nın birleştiği yerdeki sarp kayaların üzerindeki heybetli Rum Kale’yi; Kilis’e 21 km. uzakta ve ulaşımı zor olan Ravanda Kalesi’ni görebilirler.
Gaziantep yayla, tracking, rafting gibi alternatif turizm olanaklarına da sahip. Seyahat Acentalarına başvurursanız ayrıntılı bilgi alabilirsiniz. (Bu arada bilgi ve dia açısından bize de yardımcı olan Arsan Turizm’in - Tel: 336 86 76 - yöneticisi Ayşe Nur Arun Hanım’a selamlarımızı gönderelim.)
Şimdi Antep’ten doğuya doğru hareket ediyoruz. Yol ikiye ayrılıyor soldan ve sağdan gidebiliriz. Sağdan ana yolu izliyoruz, hem daha iyi hem biraz daha kısa. Nizip kavşaktan 1 km içeride. Nizip’e 10 km. uzaklıktaki Belkıs Köyü’ne Belkıs Harabelerini görmeye gidiyoruz. Höyük biçimindeki Akropolde Hellenistik, Roma ve Bizans dönemine ait kalıntılar bulunmuş. Zeugma kenti Roma döneminde kendi adına para basacak kadar güçlüymüş. Commagene Krallığının dört büyük kentinden biriymiş.
Üst yöneticilerden birine ait olduğu anlaşılan evin tabanında ortaya çıkarılan mozaiklerde Şarap Tanrısı Dionysos’un düğünü tasvir edilmektedir. Meleklerin yüz ifadeleri, zengin kıyafetleri, çeyiz sandığı çok iyi işçilikle tasvir edilmiştir. Nekropolden elde edilen heykellerle birlikte diğer buluntular Gaziantep Müzesi’nin Belkıs ( Zeugma ) Salonunda teşhir edilmektedir.
ŞANLI URFA

Nizip’den Urfa’ya doğru yol alıyoruz. Fırat’ı görünce Birecik’e geldik demektir. Antep’ten Urfa’ya 145 km’lik iyi bir yolun sonunda ulaşıyoruz.
Mimarisi, Harran'ı, Ceylanpınar'ı, Balıklı Göl'ü, "Peygamberler Kenti" olması ile zengin bir kültür mirasına ve doğaya sahıp Urfa.
Türkiye'nin ulusal kurtuluş savaşında gösterdiği şanlı direniş nedeniyle "Şanlı' ünvanını alan Urfa, aynı zamanda 'Peygamberler Kenti' olarak da biliniyor. Gerçekten dünyada bu kadar çok peygamberin gelip geçtiği çok az şehir vardır. Eyyüb, İbrahim, Musa,Yakub peygamberler yalnızca bilinenleri. Urfa dinler kenti olmadan önceki dönemlerde de büyük imparatorluklara merkezlik etmiş bir şehir.
Şimdi isterseniz gelin bu Peygamberler Kenti'nde birlikte bir geziye çıkalım.
ÖNCE ÇARŞI
Önce şöyle çarşıya bir uğrayalım. Urfa çarşısı herhangi bir batı şehrinde gidilen çarşıdan çok farklı. Bu çarşıda Osmanlı döneminden kalma çok sayıda han var. Bu hanlar arasında en ünlüleri ise, Gümrük Hanı, Hacı Kamil Hanı, Mencek, Bican Ağa Hanı ve Topçu Hanı'dır.
İşte bu hanlardan oluşan çarşıya girdiğinizde, mimarisi ve görünümü ile kendinizi bir anda Mardin'de, Diyarbakır'da benzer yerlerde olduğu gibi 16. yüzyılda sanabilirsiniz.
Rengarenk kumaş ve yöre giysilerinin segilendiği tezgahlarda ayrıca yörenin ünlü "Faru" denilen kuzu kürkünden yapılan abalar, bakır, ağaç, keçe gibi geleneksel sanatların üretildiği otantik ortamdaki dükkanları gezerken, yüzyıllar önce de ticaret merkezleri olan hanların orta yerindeki, kürsi denilen küçük sandalyelerine otururken elinde taze pişirilmiş Mırra'yı ikram eden kahveciler ile Urfa çarşısı size tam anlamıyla bir 16. yüzyıl ortamı yaşatacaktır. ( Mırra küçücük fincanlarla, şekersiz içilen acı bir özel kahvedir.)
Çarşıyı gezerken dükkan sahipleri size Urfa'dan alabileceğiniz ilginç hediye olarak şehir nüfusunun bir bölümünü oluşturan ve şehir kültüründe ağırlığı olan Arapların güneşten korunmak için başlarına sarmak için kullandığı kefiye ve agali gösterecekler.
Agali ve kefiye daha önce Suriye'den gelen önemli kaçak mallardan biriydi. Tabii bir de çay. Şimdi size kaçak diye satılan kefiyeler aslında Bursa ya da İstanbul'daki bir fabrikanın dokuması olan kumaşlardır.
Urfa çarşısını gezerken almak isteyeceğiniz şeyler arasında elbette isot yani acı biber olacak. Ama bu bilinenlerden başka almanız gereken bir şey daha var. O da nar ekşisi. Başta kısır olmak üzere bir çok yemekte kullanılabilen ve çok özel bir tadı olan nar ekşisi bağırsak bozukluklarına karşı çok etkili bir doğal ilaçtır.
Yöreye özgü başka birşeyler almak isterseniz bunun için Bakarcılar çarşısına girdiğinizde tanıdık biriyle karşılaşacaksınız. Hani şu Eşkiya filminde türkü söyleyince ünlenen kazancı Bedih var ya, işte Kazancı Bedih'in ta kendisi bakınrcılar çarşısında işinin başında oturmuş bakır dövüyor.
Kazancı Bedih, yalnız söylediği türkülerdeki hali ve sesiyle değil, halen yaptığı kazancılık mesleği ile de gerçek.
Şimdi çarşıdan Balıklıgöl'e doğru yürümeye devam edelim.
Balıklıgöl'e gelmeden cami içinden geçerken Hz. İbrahim'in içinde saklandığı mağarayı görün. İçinden su akan bu delikten bir tas su içmek sevap ve şifalı sayılıyor.
Halil İbrahim makamını da gördükten sonra şimdi artık Balıklıgöl'e yönelebilirsiniz.
Siz Halil İbrahim makamında çıkıp Balıklıgöl'e yönelirken, cevrenizi ellerinde küçük bir plastik ambalaj içinde, iple boyuna asılan muska türünde "Cevşen" satmak isteyen çocuklar saracaktır. Cevşen satan çocuklardan birini atlatırsanız diğerine yakalanacaksınız. Her yakalayan da bu muskayı boynunuza asarsanız hangi kaza belalardan korunacağınızı antalacak. Çocuklar Cevşen'in kerametlerini öyle anlatacaklar ki , bir an gelip inandığınızdan mı yoksa artık pes edip yolunuza devam edebilmek için mi bilinmez, sonunda bu mücadeleden yenik çıkacaksınız.
Cevşen'ci çocukları aşıp Balıklıgöl'e ulaştığınızda bu kez Peygamberin mübarek balıklarına yem atarak sevap işlemenizi isteyen çocuklar etrafınızı çevirecek.
Buradaki çocuklar önce size Balıklıgöl'ün öyküsünü anlatıp Hz,. İbrahim'in Nemrut ile mücaadelesinden sözedecekler. Gerçi siz Balıklıgöl öyküsünü gölün hemen yanındaki türbenin üzerindeki tabeladan okumuşsunuzdur ama farketmez, onlar yine de anlatacaklar.
BALIKLIGÖL
Balıklıgöl 30x150 m'lik bir havuz aslında. Diğer havuz da 30x50 m'lik Zeliha Gölü. Gölün yanında 1211'de yapılan Halilürrahman Camisi (Makam Camisi) var. Balıklar da kutsal ve şifalı sayılıyor. Havuza girenlerin gövdelerine balıklar küçük öpücükler kondurur gibi dokunurlar. Bu dokunuşların kılcal damarları harekete geçirdiği ve iyileştirici bir etki yaptığı düşünülebilir. Balıklıgöl'ü dolaşırken gölün yanında, kenarda bir oda göreceksiniz.
Buraya girin ve ikram edilecek mırra veya zahterinin tadına bakın. Tabii fiyatını ödeyerek. Buradan Urfa ile ilgili çeşitli yayınlar ve el işlemeleri de alabilirsiniz.
Gölün kıyısındaki Rıdvaniye Camisi (1736), önce sinagog olarak yapılıp sonra kiliseye sonra da camiye çevrilmiş (1175) Ulu Cami'yi, Selahaddin Medresesi'ni de gezebiliriz. (1191)
Şimdi size önerimiz biraz yorulmayı göze alarak gölün solundaki yoldan kaleye tırmanmanız. Buradan Urfa'nın iki yüzünü göreceksiniz. Bir yanda her biri kendi başına bir mimari şahaser olan Urfa evleri öte yandan GAP idaresinin gelmesi ile birlikte Yeni Urfa denilen bölgede kurulan çok katlı sitelerden oluşan yeni şehir. 25 Burçlu kalede dikkat çekici iki taş sütun var. Halk bu sütunların Hazreti İbrahim'in ateşe atılmasında kullanılan mancınığın direkleri olduğuna inanıyor. Doğudaki sütundaki yazıtta " Ben Eftuha'yım, güneşin oğluyum. Bu sütunların üzerindeki heykeli Kral Manon'un kızı Kraliçe Şalmet için yaptırdım." yazıyor ve halk arasındaki inanışı doğrulamıyor ama inanç böyle.
Akçakale yolu üzerindeki tepede bulunan Hz. Eyüb'in mağarası bu inançlar kentinin en çok ziyaret edilen yerlerinden. Peygamber cüzzama yakalanmış, büyük bir sabırla bu mağarada yaşamış ve karısının yardımıyla iyileşmiş. "Hazreti Eyüb sabrı" deyimi de buradan geliyor. Özellikle sinirli, problemli çocukları buraya ***ürüp şifa umuyor halk. Kale eteğinde, gölün kenarındaki yan yana iki mağara da Hz. İbrahim'e ait. M.Ö. 17. yy'da çok tanrılı dinlere karşı "tek tanrı" fikrinin öncülerinden olan Hz. İbrahim'i hac amacıyla ziyarete gelenlerin çoğu Suriyeli.
Bu kadar geziden onra artık karnınız acıkmıştır. Aslında Urfa'da yemek için acıkmaya da gerek yok. Geçerken yol boyunca bize eşlik eden kaldırımlardaki ciğer tezgahlarından yükselen kokular ile lokantaladan gelen kokular sizi o lezzete davet ediyor.
Bizim size önerimiz Urfa'da yemek için yalnız kebaplarla sınırlı kalmayın. Urfa kebapların yanında tencere yemeği dediğimiz yerel yemekleri ile de damak zevki olanlar için keşfedilecek tadlara sahip bir yerdir. Bildiğiniz yemekler de burada ayrı bir lezzete sahiptir. Mesela ekşili dolmayı bir deneyin.
URFA MÜZESİ
Şimdi karnınızı da doyurduğunuza göre artık Harran'a gitmek üzere yola çıkabiliriz.
Ama isterseniz Harran'a gitmeden önce şehir merkezindeki Urfa Müzesi'ni de bir gezin. Bölgenin sahip olduğu zengin tarihsel ve kültürel miras hakkıda bilgi edinmek için Urfa Müzesi iyi bir yer. Müzedeki, üzerinde bölgenin tarihsel ve kültürel mirasının işlendiği büyük haritayı iyice inceleyin. O harita Urfa'nın zengin tarihsel ve kültürel mirasını çok güzel anlatıyor.
Müze gezinizi tamamladıktan onra şimdi Harran için yola koyulabilirsiniz.
ADIYAMAN

Adıyaman’ın ortasında yığma bir tepe üzerine yapılmış kaleyi görüyoruz. 7. yy. ortalarında Emevilerin Bizans saldırılarından korunmak için yaptığı kale yıkık durumda. Adıyaman küçük bir kent, çarşısında en eski camisini geziyoruz. 1557’de yapılan Hacı Abdülgani camisi yerinden dolayı Çarşı camisi olarak biliniyor.
Kentin 5 km. kuzeyinde, eski Malatya yolu üzerinde, Çakal Vadisi’nde 203 mağara bulunuyor. Bu mağaralarda yapılan araştırmalarda yazının bulunmasından önceki dönemde yaşandığı ortaya konulmuş. İlk çağda bu mağaralar toplamının Perre kentini oluşturduğu anlaşılıyor.
NEMRUT DAĞI
Adıyaman’a gelişimizin asıl nedeni Nemrut Dağı Tapınağı’nı görmek. Bunun için Kahta ilçesini geçip kuzeye doğru devam ediyoruz. Adıyaman’a toplam uzaklık 105 km. Dağda gördüğümüz açık hava tapınağı çarpıcı bir etki yaratıyor. Kral Antiochos’a ait tümülüs ve dev heykeller Eskikale, Karakuştepe, Cendere Köprüsü ve Yenikale’yi kapsayan 13.850 hektarlık alan Milli Park ilan edilmiştir.
M.Ö. 1. yy başlarında bağımsız Kommagene Krallığı kuruldu. Nemrut Dağı doruklarındaki kalıntılar bu krallığın kutsal alanından kalanlardır. Kral Antiochos’un tümülüsü ilk göze çarpan yer oluyor. Kral’ın kemiklerinin ya da küllerinin kayaya oyulmuş bir yere konulduğu ve 50 metre yüksekliğinde ve 150 metre çapındaki tümülüs ile örtüldüğü anlaşılıyor. Tümülüs girişi kuzey yönünde, burayı koruyan kartal heykelleri iki yanda. 180 m. uzunluğundaki tören yolu doğuya ve batıya ayrılıyor.
Tepenin dört tarafındaki kayalar oyularak teraslar oluşturulmuş. Güney terası kaydığı için bugün göremiyoruz. Doğu terasının en önünde bir altar bulunuyor. Heykeller tümülüse arkalarını dönmüş durumda sıralanıyor. Dev heykellerin kafaları öndeki terasa yuvarlandığından ayrı olarak yerde durmaktadırlar ve belki de bu daha etkileyici bir görünüm sağlamaktadır. Gövdeler 10 metre kadar yüksekte ve koltukta oturuyorlar. soldan sağa doğru Apollon, Mithra, Helios, Hermes, Kommagene’nin bereket tanrıçası Tyche-Fortuna, baş tanrı Zeus, Oromasdes, Kral Antiokhos, Herakles, Ares heykellerini görüyoruz. Heykellerin iki yanında da kartal ve arslan heykelleri bulunuyordu. Alt taraftaki alçak duvarın güneyinde kralın Makedonyalı ataları, kuzeyinde ise Persli ataları gösterilmiş. Buradaki yazıtlarda tören hakkında bilgiler veriliyor. Yerdeki kafalardan bereket tanrıçasına ait olan çok tahrip olmuş. Koltuklarda oturan gövdeler sekiz yontma taş üstüste konularak yapılmış.
Kuzey terasından geçerek batı terasına geliyoruz. Burada da heykeller aynı sırayla dizilmişler. Herakles, Zeus ve Apollon başları doğu terasındakilerden daha iyi durumdalar. Terasın yan kısmında da birçok kabartma görülüyor. Kabartmaların çoğu kralı tanrılarla el sıkışırken gösteriyor. Buradaki arslanın üzerindeki 19 yıldız ve boynundaki ayın bir tarih gösterdiği belirlenmiş. Bu tarih Antiokhos’un tahta çıkışını belirtiyor.
Kahta Çayı kenarına iniyoruz. Kommagene Krallığının başkenti Arsmeia bugünkü adı Kocahisar olan eski Kahta Köyünde. Yörede harabeye eski kale deniliyor. Burada 3.43 m. yükseklikte bir kabartma dikkat çekiyor. Kabartma Mithradates’i Herakles ile el sıkışırken gösteriyor. Kral giyinik Herakles ise çıplak olarak tasvir edilmiş. Kabartmanın hemen altında 1.80 m. uzunluğunda kemerli bir tünel var. Cephesinde Grekçe bir yazıt bulunuyor. Yazıt 1. Antiokhos’a ait ve babasının burada gömülü olduğunu, kendisine ve atalarına nasıl törenler yapılması gerektiğini bildiriyor.
Basamaklardan aşağıda bir odaya iniliyor. Arsameia kentinde bir tünel ve Işık Tanrısı’nın heykeli, tepe üzerinde saray ve ev kalıntıları görülüyor.
Eski Kalenin karşısındaki Yeni Kale Memluklularca yapılmış.
Arsameia’nın 2-3 km. ötesinde Cendere Çayı üzerinde halen kullanılan tarihi köprü 4 Kommagene kenti tarafından imparator ve karısının onuruna yapılmış. Köprünün iki tarafına dikilen 4 sütundan üçü ayaktadır. Köprünün 10 km. ötesindeki Karakuş Tepesi’ne gidiyoruz. Nemrut Dağı’ndaki tümülüs gibi Kommagene Krallığı’ndan kalma, kraliyet kadınlarının mezarlarının bulunduğu sanılıyor. Tümülüsün etrafında dört sütun bulunuyor. Üç sütunun üzerinde boğa, kartal ve aslan heykelleri bulunuyor. Dördüncüsü üzerindeki günümüze ulaşamamış.
Milli Parktan Nemrut’a katırlarla çıkılıyor. ( Turlarla ve askerlerin güvenliği altında. )
MALATYA

Bir eski bir de yeni Malatya var. Bunun oluşumu da hayli ilginç. Günümüzdeki yerleşim eski Malatya’nın sayfiyesi olan Aspuzu bağlarıymış. 1838 yazında Nizip Savaşı’na hazırlanan Doğu Anadolu Kuvvetleri Komutanı Hafız Mehmet Paşa orduyu konaklatacak yer ararken, herkes bağlardaki yazlıklarda olduğundan hemen hemen boş olan Malatya’yı keşfetmiş. Orduyu Elazığ’dan getirip buraya yerleşmiştir. Kış yaklaşınca kente dönmek isteyen halk evleri dolu olduğu için dönememiş. Çaresiz yazlık evleri onarıp, eksiğini gediğini giderip bağ evlerinde oturur olmuşlar. Kışlık evler de epeyce harap duruma geldiğinden bir daha da eski evlerine dönmemişler. Böylece Malatya kenti tebdil-i mekan eylemiş.
Eski Malatya’da çok sayıda cami, türbe, han gibi tarihi yapılar bulunuyor. Aşağı Şehir de denilen eski Malatya’da Ulu Cami (1224), Şahabei Kübra Medresesi (1224), Melik Sunullah Camisi Emir Ömer Türbesi (1563), Akminare (1574), Karahan (1583), Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı ve Malatya Kalesi gezilip görülecek eski eserlerden önemli olanlarıdır.
Eski Malatya’nın en önemli camisi Ulu Cami’dir. Camii Kebir de denilen cami 7. yy’da Araplar tarafından yapıldı. Türkiye topraklarında yapılan ilk cami olduğu sanılıyor. Cami daha sonra Memlük (1515) ve Osmanlı (1649) tarafından onarıldı. Daha sonra da 1903 ve 1966’da onarım gördü.
Malatya Kalesi 1. yy yapısıdır. 532’de Romalılar onardılar. Daha sonra da 1167, 1181 ve 1192’de onarıldı. Ama günümüze sağlam yeri kalmamış yıkık surları ile ulaşabildi. Kalenin içinde doğal su kaynakları bulunduğu için sarnıç yapılmamış.
Yeni Malatya’nın en büyük camisi Yeni Camidir. 1307’de Selçukluların yaptığı caminin yerine 1913’de yapılmıştır.
__________________



Tüm bölümlerimize yetkili alımları başlamıştır başvurmak için aşağıdaki linke tıklayınız


Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kafadan bacaklılar Hakkında genel bilgiler Yaso Hayvanlar alemi 1 07-18-2009 15:55
Dinozorlar HAkkında genel bilgiler Yaso Hayvanlar alemi 2 07-15-2009 17:24
CAM hakkında genel bilgiler Yaso Şifreli uydu yayınları 0 09-12-2008 14:16
Saç Hakkında Genel Bilgiler _Seda_ Saç Bakımı 1 09-11-2008 01:24
Gaziantep Hakkında Genel Bilgi Yaso Genel Kültür 0 04-14-2008 18:37


Şu Anki Saat: 12:22


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows