Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > Dini Bölüm > Dini Konular > Akâid

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil
Okunmamış 08-25-2008, 21:27   #1
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 33
Mesajlar: 21.060
Thanks: 4
Thanked 7 Times in 7 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Allah Teâlâ Gögüsleri Genişletir ve Daraltır

Allah Teâlâ Gögüsleri Genişletir ve Daraltır
Kur'an'ın beş ayetinde söz konusu edilen "şerh-ı sadr" ve altı âyetinde zikredilen "dıyk-ı sadr" hâdisesi, Allah Teâlâ'nın insanın iç âlemine yönelik tasarruflarından birisidir. Bu mesele hakkında İslâm âlimlerinin açıklamalarına geçmeden önce. konumuzun anahtar kelimesi durumunda olan şerh ve dıyk kelimelerinin anlamlarına yer vermek istiyoruz.
Lügatte, eti açmak, yarmak, genişletmek ve kapalı bir ifadeyi açıklamak gibi mânalara gelen şerh kelimesi(51), sadra (göğüs) izafe edildiğinde Râğıb'ın (v. 502/1108) ifadesiyle, "ilâhî bir nur ve sekînetle göğsün açılması ve genişlemesi" anlamına gelir(52). Fakirlik, cimrilik ve iç sıkıntısını ifade etmek için kullanılan dıyk kelimesi ise daralmak, sıkışmak ve bunalmak anlamında kullanılır. Kelime sadra izafe edildiğinde de iç sıkıntısı, stres, hüzünlenme, gam ve kederle dolma gibi mânalara delâlet eder(53). Şerh ve dıyk kelimelerinin Kur'an'da, kalbe değil de kalbe mahal olan sadra(54) izafe edilmesi, dikkat çekicidir. Müfessirlerin konuyla ilgili açıklamaları kısaca şöyledir:
Sadr kelimesi, kalbe mahal olması (mahalliyet) veya sadrdan bir cüz (cüz'iyyet) olması sebebiyle kalbden kinaye olabilir. Çünkü hakikatte genişleyen kalbdir. Ancak mübalağa ifade etmesi için şerh, sadra nisbet edilmiştir. Bir şeyin genişlemesi zarfının da genişlemesini gerektirir. Zira âdeten bir evin etrafını genişletmek, o evin genişliği ile mütenâsib olur(55).
Kur'ân, sadrın sadece imana doğru değil, aynı zamanda inkâra doğru da şerhedildiğine (açılıp genişlediğine) işaret eder(56). Hakîm et-Tirmizî'ye (v. 320/932) göre "sadr, Hakk'a doğru açılırsa, batıla karşı daralmış olur. Aynı şekilde Hakk'a karşı daralırsa batıla doğru genişlemiş olur"(57). Burada dikkati çeken bir husus da şudur ki hidâyete yönelik olan "şerh-i sadr" doğrudan Allah'a izafe edilirken, göğsün küfre doğru açılması kula nisbet edilmiştir:
"Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun sadrını İslâm'a açar"(el-En'âm 6/125).
"...Fakat kim göğsünü inkâra açarsa(58), işte Allah'ın gazabı bunlaradır" (en-Nahl 16/106)59.
"Şerh-i sadr"ın mahiyeti ve keyfiyeti üzerinde farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Biz burada Muhammed Hamdi Yazır'ın değerlendirmelerine yer vermek istiyoruz:
"Dıştan göğüs darlığı, zayıflık alâmeti sayıldığı ve içten göğüs darlığı (dıyk-ı sadr), nefes darlığı, kalb sıkıntısı, elem, ızdırap ve tahammülsüzlük demek olduğu gibi dışından göğüs genişliği (vüs'at-i sadr), kuvvet alâmeti; göğüs açılması da şevkin artması demektir. İçten göğüs açılması (inşirâh-ı sadr), nefes genişliği ve için rahatlaması anlamında kullanıldığı gibi "inşirâh-ı kalb" de ruhen sürür ve şevk, fikir ve bilgi anlamının yanı sıra tahammül gücü mânasına da gelir. Bu suretle "şerh-i sadr", esasen göğsünü bağrını açıp genişletmek demek olduğu halde bununla kalbe ferahlık vermek ve nefsi herhangi bir fiil ve söze açıp, neşe ve sürür ile onu kabul etmesi için genişletmek mânasında kinaye olarak kul-lanılagelmiştir (müteâref). Öyle ki "şerh-i sadr" denildiği zaman maddî olarak göğsü veya kalbi açmaktan ziyâde manevî olan bu neşe ve ferahlık mânası anlaşılır. Nitekim Arapça'da "kalbini sununla şerh etti" demek, onunla mesrur etti anlamındadır. Şerh kelimesi kalb veya sadra izafe edildiğinde bazen bilginin çokluğu kastedilir. Sanki bilgiler geniş bir boşluğa muhtaçmış ve kalb de onun mahalli imiş gibi düşünülerek, bilgi çoğaldıkça kalbin de genişleyeceği mülâhaza edilir. Yine "şerh-i sadr" tabiri ile nefsin kudsî bir güç ve ilâhî nurlarla te'yîdi murâd edilir"(60). Göğsün İslâm'a açılması ise nefsi, hakkı severek kabul edebilecek bir hâle getirmek ve her türlü engel ve olumsuzluklardan koruyarak ona arı duru bir kabiliyet bahşetmekten kinayedir(61).
"Şerh-i sadr" hâdisesini, gönle yapılan bir tek ameliye olarak görmek yerine, muhtelif sebeplerle değişik şekillerde icrası mümkün olan ilâhî bir tecellî olarak değerlendirmek mümkündür.
"Şerh-i sadr" ve "dıyk-ı sadr" meselesi, öncelikle iman ya da inkâr açısından kalb yolunun açılması veya daralması olarak değerlendirilebilir. Diğer bir ifadeyle kalbi örten "inkâr" perdesinin açılıp iman nurunun kalbe girmesi "şerh-i sadr", kalbin "inkâr" günahıyla örtülü kalması "dıyk-ı sadr"dır. Nitekim;
"Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslâm'a açar; kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi sadrını iyice daraltır" (el-En'âm 6/125) âyeti bu mânaya açıkça delâlet etmektedir,
Dış etkiler sebebiyle daralan gönlü ferahlatıp rahatlatmak da "şerh-i sadr "in bir çeşidi olarak mütalâa edilebilir. Nitekim inkarcıların dedikoduları ve davranışları sebebiyle Hz. Peygamberin -sallallahu aleyhi ve sellem- sadrının daraldığını bildiren Yüce Allah(62), nebisinin gönlüne ferahlık vermek için şu tavsiyede bulunur: "Sabret! Senin sabrın da ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlara üzülme, kurdukları tuzaklardan dolayı da sıkıntıya düşme" (en-Nahl 16/127). Binâenaleyh, Hz. Peygamberin gönlününün sıkıntı ve hüzünlerden arındırılıp ferah ve huzura eriştirilmesi, bir nevi "şerh-i sadr"dır. Bu sebeple olmalıdır ki,
"(Ey Peygamber!) Biz senin için göğsünü açıp genişletmedik
mi?"(el-İnşirâh 94/1) âyeti, "sıkıntı ve hüzünlerden kurtarıp rahatlatmadık mı?" şeklinde de yorumlanmıştır(63), İmanlı bir gönülde meydana gelen bu çeşit sıkıntı ve ferahlıkları, kabz ve bast terimleriyle ifade etmek de mümkündür.
Daha çok tasavvufî bir kavram olarak bilinen kabz (inkıbaz) ve bast (inbisât) terimleri, Kur'an'ın şu âyetinde birlikte zikredilmiştir:
"Darlık veren de (kabz), bolluk veren de Allah'tır" (el Bakara 2/245). Muhammed Hamdi Yazır, kabz ve bastın insan hayatındaki etki-sini şöyle ifade eder: "Cismânî kalbin inkıbaz (daralıp yumulması) ve in-bisâtı (genişleyip yayılması) akciğerlerin havadan nefes alıp vermesinden zahiren nasıl bir imdâd alıyorsa, bâtınen ruhanî kalb de inkıbaz ve inbisâtında ruh-i emrî ile enfâsı Rahmâniyenin (Rahmanı nefeslerin) imdadından feyz alır. Enfâsı Rahmâniyenin çekilmesi bir inkıbaz, akışı da bir inbisât ifade eder. İnkıbazın inbisâta intikal ettiği anlar, nefiste bir lezzet, inbisâtın inkıbaza dönüştüğü zamanlar ise bir elem olur. İnkıbaz, kalbin kendine dönüşü, elem de bu dönüş içinde yokluğu az da olsa bir tadışıdır. İnbisât, kalbin nefes-i Rahmân'a ulaşması, lezzet de bu vusul içinde varlığı bir tadışıdır. İlâhî kabz, insan nefsine bir önceki imdadı yutturup, asıl hasleti olan yokluğu tattırmak üzere kalbi kendine döndüren bir terk ve yönlendirmedir. İlâhî bast ise bunun aksine kalbi kendinden alıp varlığı tattıran bir imdattır. Bunun içindir ki insan, kendi kendine bırakılıverdiği zaman pek ziyâde içine kapanır, darlanır ve acı duyar da kendisini her şey zanneden o azgın insan o anda Hak'dan azıcık bir imdâd almak için kıvrıldıkça kıvrılır. Hasılı hayat gerek dışta gerekse içte Hak ile böyle sürekli bir alış-veriş içindedir. İnkıbaz hâlinin uzun sürmesi bir hastalık demek olduğu gibi inbisâtın sürüp gitmesi de bir hastalıktır. İnkıbâz-ı küllî de ölümdür, inbisât-ı küllî de. Biri boğar biri çatlatır. Sağlıklı hayat, kalbdeki inkıbaz ve inbisâtın nöbetleşe olarak sürüp gitmesinde; kâh elem, kâh haz şeklinde durmadan değişmesindedir"64.
"Şerh-i sadr" olarak değerlendirilebilecek bir diğer konu da endişelerin giderilmesi, telaş ve heyecanın kaybolup istikrar ve huzurun gönülde yerleşmesi hadisesidir. Hz. Musa'nın -aleyhisselâm- "Rabbim göğsüme genişlik ver, işimi kolaylaştır ve dilimdeki düğümü çöz" (Tâhâ 20/25-27) duası, bu mânada bir "şerh-i sadr"dır. Nitekim o, bir defasında da "Rabbim! Onların beni yalanlamalarından korkuyorum. Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Harun'a da elçilik ver" (eş-Şuarâ 26/13) talebinde bulunmuştur. Bu anlamda "şerh-i sadr", kişinin gönlünün tatmin edilmesiyle, tahammül gücünün artırılması, şeklinde açıklanabilecektir.
"Şerh-i sadr" konusunda değerlendirilmesi gereken bir diğer mesele de Hz. Peygamberin -sallallahu aleyhi ve sellem- sadrının ne şekilde ge-nişletildiğidir. Diğer bir ifadeyle"Biz senin için göğsünü açıp genişletmedik mi?" (el-İnşirâh 94/1) âyetinde zikredilen Hz. Peygambere ait "şerh-i sadr"dan kastedilenin ne olduğudur. Zira burada Allah Resulüne tahsis edilen "şerh-i sadr" nimetinin, her bir mümine lütfedilen "şerh-i sadr" olmadığı açıktır. Siyer ve hadis kitaplarında olduğu gibi tefsirlerde de bu konu tartışılmış ve özetle şu açıklamalara yer verilmiştir:
1. Hz. Peygamberin -sallallahu aleyhi ve sellem- göğsü, cismânî olarak yarılmıştır. Alimler bu ameliyenin iki ya da üç kez gerçekleştiğini ileri sürmüşlerdir(65). Konuyla ilgili rivayetleri değerlendiren İbn Hacer (v. 852/1448), Hz. Peygamberin ilki çocuk yaşta diğeri de mî'rac öncesinde olmak üzere sadrının iki kez yarıldığı sonucuna ulaşmıştır(66). Enes b. Mâlik'ten rivayet edildiğine göre Allah Resulü (küçüklüğünde) çocuklarla oynarken Cebrail gelerek onu tutmuş ve yere yatırarak kalb bölgesini yarmış ve kalbini çıkarmış. Kalbden çıkardığı bir kan pıhtısını Hz. Peygambere göstererek: "İşte şeytanın sendeki nasibi budur" demiş ve kalbini altın bir tas içinde zemzem suyu ile yıkayıp kapatmış. Sonra da onu yerine yerleştirmiş. (Olayı müşahede eden) çocuklar, koşarak Muhammed'in (süt) annesine varmışlar ve: "Muhammed öldürüldü" diye haber vermişler. Süt annnesi ve çocuklar olay yerine geldiklerinde onu rengi uçuk bir şekilde görmüşler. Bu hadisin râvisi olan Enes (r.a.): "Ben Resûlullah'in göğsünde dikiş izini görmüştüm" demiştir(67). İsrâ gecesi öncesinde meydana geldiği bildirilen "şerh-i sadr" olayı ise Hz. Peygamberin dilinden şöyle anlatılır: "Mekke'de bulunduğum bir sırada evimin tavanı aralanarak Cibril iniverdi. Göğsümü yardı ve kalbimi zemzem suyu ile yıkadı. Sonra içinde hikmet ve iman dolu altından bir tas getirerek onu kalbime boşalttı. Sonra göğsümü kapattı. Daha sonra da elimden tutarak beni semâya çıkardı"(68). Bir diğer rivayete göre bu hâdise, Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Kabe'nin yanında uyku ile uyanıklık arasında bulunduğu bir sırada gerçekleşmiştir(69).
"Şerh-i sadr"ın maddî olarak bu şekilde meydana gelip gelmediği meselesi âlimler arasında tartışma konusu olmuştur. Maddî kalbin yıkanmasının iman, ilim, hikmet ve şefkat gibi manevî şeylerle ilişkisini kabul etmeyenler, konuyla ilgili rivayetleri akılla bağdaştıramadıkları için reddetmişlerdir. Bu ameliyenin esas itibariyle mümkün ve maddî temizliğin manevî temizlik ile ilgi ve münâsebetini kabul edenler de hadiseyi inkar etmemekle birlikte, burada kastedilenin maddî bir "şerh-i sadr" olduğunda ısrarlı olmamışlardır. Bunlara göre hadistep açık olarak anlaşılan mâna: "Uyku ile uyanıklık arasında misâlî bir inkişâf ve müşahede olması ve kalb-i nebîye iman ve hikmet dolarak mîracın vuku bulasıdır"(70).
2. Allah Resulünün gönlüne bilgi ve hikmet doldurularak eziyet ve sıkıntılara karşı sebatı artırılmış ve tâatleri zorlanmadan şevkle yapar hâle getirilmiştir. Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, insanlara ve cinlere elçi olarak gönderilince, başlangıçta onlardan gelen ezalardan göğsü daralmıştı. Ancak Allah Teâlâ ona gönderdiği ve gösterdiği âyetler sebebiyle onun gönlünü açmış ve bu sayede gözünde her meşakkat küçülmüş, zorluklar ve tâatler kolaylaşmıştır. Yani dünyanın değersizliği ve ahiretin önemi hakkında gönlüne bilgi dolunca "şerh-i sadr" gerçekleşmiştir(71),
3. Hz. Peygamberin -sallallahu aleyhi ve sellem-, -içinde yaşadığı toplumun sapıklıkları sebebiyle- göğsünü daraltan sıkıntı ve huzursuzluklardan kurtarılması, ilâhi vahiylerle gönlünün huzur ve sükûna kavuşturulmasıdır(72).
4. Hz. Peygamberin -sallallahu aleyhi ve sellem-, sinesinin, bütün önemli konulara karşı açılmış olmasıdır(73).
5. Melekî nurların galebesiyle, Allah Resulünün -sallallahu aleyhi ve sellem- tabiat ateşinin söndürülmesi ve üzerine inecek kudsî feyizlere fıtratının hazır hale getirilmesidir(74).
6. Nebiyy-i Ekrem'in -sallallahu aleyhi ve sellem- gönlünün hikmetle genişletilerek vahiy almasının kolaylaştırılmış olmasıdır(75).
Hz. Peygamberin göğsünün şerhedildiğini ifade eden âyet, esasen beyan edilen tüm mânalara delâlet etmektedir. Her şeyden önce peygamberler, müslümanların ilk öncüleridir ve bu sebeple imanla ilgili "şerh-i sadr" nimetine öncelikle onlar nail olmuşlardır. İkinci olarak, gönderilen vahiy ve elçilerle gönülleri metanetli kılınmış, gam ve kederleri sürekli dağıtılmış ve gönülleri rahatlatılmıştır. Hatta gönülleri günah karanlığından bile mahfuz tutulmuştur(76). Bunların da ötesinde beşer aklının kavrayamayacağı göğüs genişliklerinin olması da mümkündür. Binâenaleyh Habîb-i Hûda -aleyhi ekmelü't-tehâyâ- efendimizin fem-i saadetlerinden kendisi hakkında nakledilen "şerh-i sadr" ile ilgili rivayetleri inkâr etmek yerine, onu O Şâh-ı rusüle ait bir hususiyet olarak kabul etmek, daha yerinde bir davranış olacaktır. Zira kendisine az bir ilim verilen insan, sınırlı bilgisiyle her şeyi kuşatamayacağından meleklerin söylediği gibi "Seni teşbih ederiz (Rabbimiz!) Senin bize bildirdiğinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin"(el-Bakara 2/32) diyerek, Rabbine karşı edebini muhafaza etmesi, daha tutarlı bir davranış olacaktır.
Netice olarak Kur'an'da "nur" diye isimlendirilen iman hakikatlerinin(77) kalbe girmesine mani olan küfr, şirk ve şüphe gibi büyük günah karanlıklarının (zulümât)78 açılıp yarılması "şerh-i sadr" olduğu gibi, musibet, vesvese, dedikodu ve benzeri dış etkiler sebebiyle kalbi çepeçevre kuşatan gam, keder ve üzüntü bulutlarını(79) yarmak ve âdeta kalbi hürriyetine kavuşturmak da bir "şerh-i sadr"dır. Hatta her bir günahın kalbi karartıp âdeta perdelediği gerçeği göz önünde bulundurulursa, kalbi örten günah perdelerinin açılması ve kalbin rahatının sağlanması ameliyesi de "şerh-i sadr" olarak nitelenebilecektir. Binâenaleyh "şerh" ameliyesi kalbden ziyâde, kalbin etrafını (sadrı) açma, genişletme hadisesidir. Etrafı açılmış ve rahat çalışma hürriyetine kavuşmuş bir kalbe ibâdet zor gelmeyecek ve yalnız Allah ile tatmin olabilecektir. Yine böyle bir gönül, hakikatleri gereği gibi idrak edebileceğinden her şeye gereği kadar iltifat edecek, boş şeylerden yüz çevirecektir. Nitekim ashâb-ı kiram (r.a.): "Ey Allah'ın Resulü sadr genişler mi?" diye sorunca Hz. Peygamber: "Evet" cevâbını vermiş ve devamla: "Nur (iman) kalbe girince sadr açılır" buyurmuştur. Bunun üzerine: "Ey Allah'ın elçisi! Bunun herhangi bir alâmeti var mıdır?" diye sorulunca da Hâce-i Kâinat şu karşılığı vermiştir: "Aldatıcı diyardan geri durup ebedî âleme yönelmek ve ölüm başa gelmeden ona hazırlanmaktır"(80).
İsmail Hakkı Bursevî de buradan hareketle "şerh-i sadr"ın alâmetlerini şöyle açıklar: "İbâdet ve tâat için vücutta tembellik kalmaz, kalbe tam bir sevinç ve coşku dolar ve Allah'a yakınlığa sebep olan şeylere sarılmak kolay gelir"(81).
"Şerh-i sadr"ın kul için büyük bir nimet olduğu açıktır. Her nimet, Allah'tan kuluna bir ikram olduğu gibi(82) bu nimet de Allah'ın kuluna bir ihsanıdır. Her şeyin hazinesi O'nun karındadır ve O, hazinesinde dilediği gibi tasarruf edebilir(83). Binâenaleyh dilediğine dilediği ölçüde bu nimetini artırabilir ya da kısabilir(84). İlâhî irâdenin bu anlamda sınırsızlığı, bazılarının iddia ettiği gibi(85) kulun haksız yere göğsünün daraltılıp inkâra zorlanacağı anlamına gelmemelidir(86). Göğsünü inkâra açanın varacağı yer elbette Allah'ın gazabı olacaktır(87). Allah'a yönelene ise hidâyet yolu her zaman için açık bırakılmıştır(88).
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap
Cevapla

Bookmarks

Tag Ekle
allah, daraltır, genişletir, gögüsleri, teala, ve

Hızlı Cevap
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın

Mesajınız:
Seçenekler


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
allah lafzı уυѕυƒ İbretlik Resim 3 07-21-2008 19:59
Allah Korkusu Yaso Araçlar 0 06-24-2008 04:21
Allah bir kulunu severse... уυѕυƒ Dini Hikayeler 0 04-12-2008 18:40
Allah !!! Korax İbretlik Resim 9 03-31-2008 19:18
Allah Kahretsİn By-AsK Şairlerden Şiirler 0 03-21-2008 20:01


Şu Anki Saat: 02:14


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2016, Jelsoft Enterprises Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628