Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-14-2008, 16:27   #1
LeGoLaS
 
LeGoLaS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 6.606
Tecrübe Puanı: 937
LeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond repute
Standart Öksüz Çocuklar Galerisi

Öksüz Çocuklar Galerisi

Zaman geçtikçe insan bakıyor ki bir çok şey öyle acaib bir gelişim havası içinde cereyan etmiş ki şaşmamak mümkün değil. Nasıl bir buluşmayla öyle bir eylemin içine sürükleniyor. Hayret ediyor insan ister istemez. Yahu biz nasıl yapmışız o kadar işi ki öyle akıl kârı sayılmayacak hareketler, davranışlar, girişimler. Zaten hariçteki insanların anlayacağı şeyler olmuyor bunlar. Dışardaki ilgisiz şahsiyetler hafife de alabiliyorlar yaptıklarınızı. Çünkü onlara uzaktan öyle görünüyor. Bu lüzumsuz, bu boş işler !..


*

Bu işlerin başında şiire bulaşmak geliyor.

Yıllarca dostlarımın, tanıdıklarımın, yakınımda olanların, çok samimi müşterilerimin haberi olmadı benim şiir yazdığımdan. Zaten temelde utangaç biriydim gençken. İlk gençlik yıllarımda öyle bir şeyi ifşa etmek çok zor geliyordu bana. Çevremdeki çok az insanla paylaşabiliyordum meramımı ancak. Başbelası dergilerse o kadar yakınımda olmalarına rağmen dünyalar kadar uzaktılar bana. Bir bayan şairin çıkardığı bir haftalık gazetede şiirlerim yayımlanıyor ve ben derginin bürosuna gidip parayla dergiyi alıyor ve çıkıyorum. Hiçbir şey söylemiyorum. Efendim derginizde şiirlerim yayımlanıyor. Benim adım… falan diyemiyorum. Size elden şiir vereyim, bu şiirimi nasıl buldunuz diyeyim, yok öyle bir şey. Öyle bir lakırdıyı etmemin mümkünü yok. Şiirlerimi bu bana beş dakika mesafede olan yere mektupla gönderiyorum. Dergi çıkınca da hiç vakit kaybetmeden bir nefesle divanyolu ışık sokaktan hareket et Cağaloğlunda MTTB’nin yanındaki sokağa sap ve oradaki bir hanın merdivenlerini çık ve derginin bürosuna git; ki zaten ekseriyetle büronun kapısı açıktır, içeri gir ve elindeki bir lirayı uzat ve dergini al ve çık. Masanın başında yaşlıca bir hanımefendi ve yanında yaşlıca bir beyefendi, gözleri üzerime merakla çevrili ve onlarda da bir sorgu sual hali mevcut görünmüyor. Ama müthiş bir merak. Ben bir müşteriyim ancak. En çok iki veya üç kelimelik bir muhavere. işte o kadar. Ondokuz yaşındaki bir şairin şiir yolundaki hali pür melali böyledir…

*

Dergiler, dergiler, dergiler.

Ne kadar mektup göndermişim meğer.

Ne kadar yayımlanamamış şiir!..

Varlık, Hisar, Çağrı, Yelken.

İrili ufaklı bir hayli dergi.

Bir hayli ıstırab, bir hayli hayal kırıklığı, bir hayli keder. Lâkin yılmak yok. Pes etmek asla. Sessizliğe devam. Şiire devam… Sonra bir gün bir vesileyle Sanat Dünyası dergisi ve dergiye postayla gönderilen şiir ve yayımlanan ilk şiir. Şubat 1964. Ne keyif ama!.. Dergi çıkmıştır. Hava soğukmuş, hafif bir rüzgâr esiyormuş, üstelik bağrım açıkmış; hepsi bir araya gelmişler şiir olmuşlar Bayazit’ten Divanyolu’na doğru muzaffer bir kumandan edasıyla yürüyorlar…

*

İşte yola çıkmak böyledir.

Elbet anlatının eksikleri vardır. Amaç buralara gelinmiş olmaktır. Bile isteye, gayret ve meşakkatle gelinmiştir ve hiç te kolay olmamıştır bu yolculuk. Niye dedim ki bunları sorusu da vardır içinde elbet. Lâkin yola çıkınca bir şeyler söylemek adetten sayılmıştır. Genç bir şairin yola çıkarken vazgeçilmez olan hür tefekkürün kaleleri dergilerin kapılarına uğramak mecburiyeti vardır çünkü. Oradan yola çıkmak daha sıhhatli bir geleceğin işaretlerini bünyesinde toplamıştır mutlaka. Onun için çok önemlidir dergiler.

*

1989 yılında Müştehir Karakaya ile tanıştıktan sonra dostluğumuz ilerledi. Bürosu Üsküdar’da olan Bu Meydan dergisinde çalışıyordu o vakit. Ben de malum olduğu üzre Aylık Dergi kapandıktan sonra gene Yaşar Kaplan’ın çıkardığı Bu Meydan Dergisine şiir veriyordum. Edebiyat dünyamızda Aylık Dergi’nin apayrı bir yeri vardır. Değişik bir jargonu vardı. Diri, dinamik bir dergiydi. Benzer ve benzer olmayanlar kategorisinde benzer olmayanlar daha çoğunluktaydı denilebilir. Bize büyük bir desteği vardı derginin. Aykırı duruşuyla da kendini belli ediyordu zaten. Orada yazanlarda da vardı sanki bu eğilim. Kendi özlerinden mi geliyordu bu yoksa dergiden mi sirayet ediyordu doğrusu bunu ortaya çıkaracak bir çalışma da yapılmadı bu güne kadar. Bu tür bir algılamayı bazı değerli yazar arkadaşlarımız yıllar sonra bir nebze çıtlattılarsa da yeterli sayılmadı. Gerekçe şuydu; çok rijit, dışlanmış bir dergide yazmanın faydası olmadı. O süreçte yanlış okumalar yaptık!.. Bu ve benzeri yakınmalara şahsen katılmadığımı bir defa daha söylemek isterim. Şöyle bir soru sorulabilirdi pekâlâ: okumak istediniz de size engel mi olundu?.. Hiç sanmıyorum. Aylık Dergi’nin hayata sahici bir bakışı mevcuttu elbet. Metin Önal Mengüşoğlu, Necati Polat, Sıtkı Caney, Ahmet Kekeç, Mehmet Ay, Murat Kapkıner, Süleyman Çelik, Arif Dülger, Berna Yiğitcan, Nurettin Durman ve daha bir çok değerli imza Aylık Dergide yazıyordu. On yıllık bir yayın hayatından sonra kendini kapatmış oldu Aylık Dergi.

*

Müştehir Karakaya yeni bir dergi projesinden söz açarken bana da var mısın teklifinde bulunmuş oldu. Ben Müştehir’i tanıyordum, Müştehir diğer arkadaşları tanıyordu ve onlarla daha çok bir araya gelip konuyu enine boyuna konuşmuşlardı. Bir Pazar günüydü beni aradığnda ve Mürsel Sönmez’le ilk kez telefonda konuştuğumuzda. Seslerimizle ilkez tanıştığımızda: Kardelen adında bir dergi çıkarıyoruz, yayın kurulunu oluşturuyoruz, var mısın?.. Kardelen Dergisi, Müştehir Karakaya yönetiminde ve yayın kurulunda Mürsel Sönmez, Şefik Memiş, Fahri Çakı, Mesut Doğan, Arif Şehitcan, İbrahim Yıldırım, Nurettin Durman olan bir dergi olarak 1990 yılında yayın hayatına başladı. Daha sonraları Süleyman Çelik, Arif Dülger, Hüseyin Akın derginin bünyesinde yer aldılar. Kardelen Dergisinin ikinci döneminde Hüseyin Akın ile Bülent İhsan Karakaş çıkardıkları Özülke Dergisini de Kardelen Dergisine katarak böylece bir birliktelik oluşturulmuş oldu. Yani güçler birleşti. Zaten ayrı gayrı diye bir mesele de yoktu bu iki dergi arasında. Edebiyat tarihi açısından özellikle Kardelen Dergisi incelenmeye değer bir dergidir. O kadar zor şartlar altında otuzaltı sayı çıkmış, dergicilik adına, sanat edebiyat adına elinden geleni yapmış ve sonradan çekip gitmiştir edebiyat dünyasından. Derginin çıkışından ziyade derginin ikinci defa kapanma kararı alması çok trajik bir ortamda ve konumda ve şartlarda cereyan etmiş ve gene bir kış günü Üsküdar’ın hemen hemen göbeğinde gözyaşları arasında veda etmiştir. Aslında bunları Müştehir Karakaya yazmalıydı. Ne yazık ki yazmamış. Yayın hayatına başlayan her derginin bir macerası vardır elbet. Kardelen bence sahih ve halis niyetiyle ve gelip gidişiyle, zamanı ve işleviyle, etrafına yaydığı enerjisiyle daha başka bir yerdedir.

*

Sonra dergisizlik çok ağır geldi. Bir defa dergi çıkardınız mı işiniz çok zordur artık. Öyle her yere ürün gönderemezsiniz. Kimsenin nazını çekemezsiniz. Bir dergiye gönderdiğiniz bir ürün yayınlanmayınca kahr olur, günlerce huzurunuz kaçar, kolay kolay kendinize gelemezsiniz. Düşçınarı hem dergisizlik özlemiyle hemde belki yarım kalmış bir işi tamamlamak için çıktı diyebilirim. Yeniden bir dergi fikrinin zihinlerde oluşturulması ve ismi epey zaman aldı. Üçyıl gibi bir zaman kurguyla geçti. İsmini ise benim dükkanın karşısında olan hemen hemen yaşı dörtyüz yıla tekâbül eden çınar ağacına Düşçınarı adını vermemle oldu. Bu ağacın altında oturmak çok hoştur. Hele hafif bir rüzgâr da varsa insana öylesine bir rahatlık verir çınar ağacının altında oturmak. Zaten ecdadımız da Çınar ile Söğüt ağacına iltifat etmişler. Bir araştırdım ki ikisinin de insan sağlığı hakkında epeyce bir iyilikleri varmış. Birde zihnimizde Dört Mevsim diye bir isim vardı. Hiç tartışılmadan Düşçınarı adında karar kılındı.

*

Dergi iki ayda bir ve onsekiz sayı çıkabildi ancak.

İyi şeyler yaptığımızı itiraf ediyorum.

Düşçınarı dergisinin kapanması da ayrı bir meseledir. Gönlüm isterdi ki Hüseyyin Akın veya Mürsel Sönmez bu konudaki görüşlerini açıklasınlar. Onlar da beni incitmemek için olsa gerek bir şey söylemiyorlar.

Neticede dergiler hür tefekkürün kaleleri olmak için var olmalıdırlar…
__________________
LeGoLaS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Islami Resimler Galerisi Korax Dini Resimler 0 03-10-2008 23:36


Şu Anki Saat: 14:39


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows