Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-14-2008, 17:04   #1
LeGoLaS
 
LeGoLaS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 6.606
Tecrübe Puanı: 938
LeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond repute
Standart Bülbül ve Gül

Genç Öğrenci, "Al bir gül görürsem, benimle dans edeceğini söyledi. Ama bütün bahçemde bir tek bile al gül yok," diye ağlıyordu...

Bülbül, Karameşe'nin içindeki yuvasından bunu duydu, yaprakların arasından bakıp merak etti. Genç, ağlayarak, "Bütün bahçemde bir tanecik al gül yok!" diyordu; gözleri yaşla doluydu; "Ah şu mutluluk ne hiçten şeylere bağlı! Bütün akıllı insanların yazdıklarını okudum, felsefenin bütün gizlerine erdim de gene al bir gülün yokluğu yaşamımı altüst ediyor."

Bülbül, "İşte sonunda gerçek âşığı buldum," dedi, "Hiç tanımadığım halde gecelerce onun için şakıdım, gecelerce onun destanını yıldızlara okudum, şimdi kendisini görüyorum. Saçları sümbül gibi koyu; dudakları yüreğinin titrediği gül gibi al. Ama tutku, yüzünü fildişi gibi soldurmuş, üzüntü alnına damgasını vurmuş.

Genç Öğrenci, "Prens yarın gece balo veriyor," diye söylendi, "Sevgilim de gidecek. Al bir gül götürebilirsem, gün ağarıncaya dek benimle dans edecek. Al bir gül götürebilsem onu kollarımın arasına alacağım, o başını omzuma dayayacak, elleri de avucumun içinde kalacak. Ama bahçemde hiç al gül yok; demek yapayalnız bir köşede oturacağım, o da yanımdan geçecek, bana hiç bakmayacak, gönlüm kırılacak."

Bülbül, "İşte gerçek âşık bu," dedi, "Benim şakıdıklarımın acısını o çekiyor; bana heves, ona yas. Aşk şaşılacak bir şey, kesinlikle! Zümrütlerden, yakutlardan daha değerli. İncilerle, lâllerle değişilemez, pazara da çıkarılamaz. Ne satıcılardan parayla alınabilir, ne de altın teraziyle tartılır..."

Genç Öğrenci, "Saz takımı sayvana geçip telli sazlarını çalacak, sevgilim de arpla kemanın sesine uyup dans edecek. Öyle hafif dans edecek ki ayakları bile yere değmeyecek, saraylılar da çevresine üşüşecek, ama benimle dans etmeyecek, çünkü ona verecek al gülüm yok," diye kendisini otların üstüne attı ve elleriyle yüzünü kapayıp ağladı.

Kuyruğu havada küçük bir yeşil Kertenkele, yanından hızla geçerken sordu: "Niye ağlıyor?"
Güneş ısınının demeti içinde titreyip duran Kelebek, "Sahi, niye?" dedi.
Bir Papatya, yanındakine fısıldadı: "Evet niye?"
Bülbül yanıtladı: "Bir al gül için ağlıyor."
Hepsi bir ağızdan, "Al gül için mi?" diye bağırdılar, "Ne gülünç şey!" Küçük Kertenkele de pek alaycı bir şeydi, kahkahayla güldü.
Ama Bülbül, Öğrenci'nin üzüntüsündeki gizi anladı; meşe ağacında sessiz sessiz oturup aşkın gizemini düşündü.

Birdenbire boz kanatlarını açıp kendini havaya bıraktı. Ağaçlı yamaçların içinden bir gölge gibi bahçeyi dolaştı.

Çimen tarhın ortasında güzel bir gül fidanı vardı. Bülbül bunu görünce sürgünlerinden birinin üzerine kondu:
"Bana al bir gül ver de, sana en güzel şarkımı okuyayım," dedi.
Fakat fidan başını iki yana salladı:
"Benim güllerim beyazdır" diye yanıt verdi, "Denizin köpüğü gibi, dağların üstündeki karlardan daha beyaz. Ama eski güneş saatinin çevresinde yetişen kardeşime git. Belki istediğini o verebilir."
Bülbül de eski güneş saatinin çevresinde yetişen gül fidanına gitti.
"Bana al bir gül ver de, sana en güzel şarkımı okuyayım," diye seslendi.
Ama fidan başını iki yana salladı:
"Benim güllerim sarıdır" diye yanıt verdi, "Kehribar bir taht üstünde oturan deniz kızının saçları gibi sarı. Tırpancılar tırpanlarıyla gelinceye dek çayırlıkta açılan altın top çiçeğinden daha sarı. Ama Öğrenci'nin penceresinin altında yetişen kardeşime git, belki istediğini o verebilir."
Bülbül de Öğrenci'nin penceresinin altında yetişen gül fidanına gitti:
Ama fidan başını iki yana salladı:
"Benim güllerim aldır" diye yanıt verdi, "Kumrunun ayakları gibi al; okyanusun kovuklarında sere serpe dalgalanan mercan kanatlarından daha al. Ama, kış damarlarımı kavurdu, don tomurcuklarımı kopardı, bora dallarımı kırdı. Bu yıl artık hiç gül veremeyeceğim."
Bülbül, "Bütün istediğim al bir gül!" diye haykırdı; "Bir tanecik al gül! Onu elde etmemin hiçbir yolu yok mu?"
Fidan, "Bir yol var dedi. "Ama, öyle korkunç ki söylemeyi göze alamıyorum."
Bülbül, "Söyle, ben korkmam," dedi.
Fidan, "Al bir gül istiyorsan, onu kendin ay ışığında müzikten yaratıp, kendi yüreğinin kanıyla boyayacaksın. Yüreğini bir dikene dayayıp bana şarkı okumalısın; diken yüreğini delmeli, senin can kanın da benim damarlarımdan içeri boşalıp benim olmalı."
Bülbül, "Bir al gül için ölüm çok yüksek bir paha," diye haykırdı, "Bütün evrende yaşam çok değerli. Yeşil koruda oturup, altın arabasında güneşi, inci arabasında da ayı seyretmek ne güzel! Karaçalının baygın kokusu tatlı, koyaklara gizlenen mavi boru çiçekleri hoş, kırlarda biten fundalar sevimli.

Fakat gene de aşk, yaşamdan üstün. Sonra insan yüreğinin yanında bir kuşun yüreği nedir ki?"

Ve boz kanatlarını açıp kendisini havaya bıraktı. Bahçenin üzerinden bir gölge gibi silindi, bir gölge gibi ağaçlı yamaçtan indi.

Hâlâ genç Öğrenci, bıraktığı yerde, çimende yatıyordu; güzel gözlerindeki yaşlar da hâlâ kurumamıştı.

Bülbül, "Mutlu ol!" diye haykırdı, "Mutlu ol; al güle kavuşacaksın! Ben onu ay ışığında müzikten yaratıp kendi yüreğimin kanıyla boyayacağım. Buna karşılık, senden bütün istediğim gerçek bir âşık olman; çünkü, felsefe akıllıdır ama aşk felsefeden de akıllıdır; güç korkunçtur ama aşk güçten daha korkunçtur. Kanatları alev rengindedir, alevle boyalı vücudu vardır; dudakları bal kadar tatlı, soluğu karanfil buhuru gibidir."

Öğrenci, çimenden başını kaldırıp baktı ve dinledi, ama bülbülün kendisine ne söylediğini anlayamadı, çünkü o ancak kitaplarda yazılı şeyleri bilirdi.
Ama Meşe ağacı anladı, üzüldü; çünkü kendi dalları arasında yuva kuran Bülbül'e pek düşkündü.

"Bana," dedi, "Son bir şarkı oku, çünkü sen gidersen pek kimsesiz kalacağım."
Ve Bülbül, Meşe ağacına şarkı okudu, sesi gümüş bir testiden dökülen suyun sesini andırıyordu.

O şarkısını bitirince Öğrenci kalktı, cebinden bir defterle bir kurşun kalem çekip çıkardı.

Ağaçlıktan çıkarken kendi kendine, "Bülbülün güzel bir görünümü var, bu yadsınamaz; ama duygusu var mı? Hiç sanmam. Tıpkı birçok sanatçı gibi, baştan başa söyleyiş; içtenliği hiç! Başkası için özveride bulunmaz, bütün düşüncesi müzik; herkes de bilir ki sanat bencildir. Gene de kabul etmek gerek ki sesinde bazı güzel ezgiler var. Yazık, bunların hiçbir anlamı yok; hiçbir işe de yaramıyor," diyerek odasına gidip küçük ot yatağına uzandı ve sevgilisini düşünmeye başladı, az sonra da uykuya daldı.

Gökyüzünde ay görününce, Bülbül, gül fidanına gidip göğsünü dikene dayadı. Bütün gece göğsü dikende öttü, buz gibi billur ay da sarkıp onu dinledi. Bütün gece öttü, diken göğsünden içeri girdi ve can kanı vücudundan çekildi.
İlkin oğlanla kızın içinde doğan aşkı şakıdı ve Bülbül'ün şarkıları birbiri arkasına sıralandıkça gül fidanının en üst sürgününde yaprak yaprak nefis bir gül açıldı. Önce uçuk bir rengi vardı, ırmakların üzerine serilen sis gibi uçuk, sabahın ayakları gibi soluk, ilk alacakaranlığın kanatları gibi gümüştendi. Bir gülün gümüş bir aynaya vuran yansıması, gümüş bir suya vuran gölgesi nasılsa, gül fidanının en üst dalında açılan gül öyleydi.

Ama, Gül fidanı Bülbül'e, "Dikene daha sıkı yaslan," diye seslendi, "Daha sıkı yaslan küçük Bülbül, daha sıkı yaslan, yoksa gül bitmeden gün doğacak."
Bülbül dikene daha sıkı yaslandı ve ötüşü kat kat yükseldi, çünkü erkekle kızın ruhundaki tutkunun doğuşunu şakıyordu.

Ve gülün yapraklarını hafif bir pembelik bürüdü; tıpkı gelinin dudaklarını ilk öpüşünde güveyin yüzünü kaplayan pembelik gibi. Ama, daha diken gülün yüreğine değmemiş, gülün yüreği de beyaz kalmıştı; çünkü gülün yüreğini ancak bir bülbülün yüreğindeki kan kızartabilirdi.

Fidan, Bülbül'e, "Daha sıkı yaslan," diye seslendi, "Daha sıkı yaslan küçük Bülbül, daha sıkı yaslan, yoksa gül bitmeden gün doğacak."
Bülbül dikene daha sıkı yaslandı, diken de Bülbül'ün yüreğine değdi ve bütün vücudunda bir acı ürperdi. Yana yana acıdı, acı acı öttü; çünkü ölümle tamamlanan aşkı, mezarda ölmeyen aşkı şakıyordu.

Nefis gül kızardı, tıpkı doğu havasının gülü gibi, yapraklarının çevresi kıpkırmızıydı, kıpkırmızı yürek, yakut gibiydi.
Ama Bülbül'ün sesi hafifledi, kanatları titremeye başladı, gözüne bir perde geldi, şarkısı gitgide soldu, soldu, boğazına bir şey düğümlenir gibi oldu.
Son coşkun bir ezgi saldı, beyaz ay işitti, tanı unuttu, gökyüzünde kalakaldı. Al gül duydu, bütün vücudu coşkuyla ürperdi ve yapracıklarını soğuk sabah havasına serdi. Yankı onu kırlardaki eflatun mağarasına taşıdı, uyuyan çobanları düşlerinden ayırdı; ırmağın sazları üzerinden esti, onlar da haberi denize götürdü.

Fidan, "Bak, bak!" dedi, "Artık gül tamamlandı." Ama Bülbül yanıt vermedi; çünkü uzun çayırların içinde, yüreğinde diken, cansız yatıyordu.
Öğrenci, öğleyin penceresini açıp dışarıya, "Aman ne eşsiz bir talih!" diye haykırdı, "İşte al bir gül! Bütün ömrümde hiç böyle bir gül görmedim. Öyle güzel ki kesinlikle uzun, Latince bir adı vardır." Ve uzanıp gülü kopardı.
Sonra şapkasını giyip elinde gülle koşa koşa profesörün evine gitti.
Profesörün kızı kapının önünde oturmuş, bir makaraya mavi ipek sarıyor, köpeği de ayağının dibinde yatıyordu.

Öğrenci, "Al bir gül getirirsem benimle dans edeceğinizi söylemiştiniz," dedi, "İşte bütün dünyanın en al gülü. Bu gece tam yüreğinizin üstüne takacaksınız, biz dans ederken sizi nasıl sevdiğimi o anlatacak."

Fakat kızın kaşları çatıldı.

"Galiba giysime yaraşmayacak," yanıtını verdi, "Sonra Saray Başyazmanı'nın yeğeni bana çok güzel bir mücevher göndermiş, herkes de bilir, mücevherler çiçeklerden çok pahalıdır."

Öğrenci öfkeyle, "Vallahi pek iyilik bilmezmişsiniz," diye güllü sokağa fırlattı; gül oradan su yoluna düştü ve üzerinden bir arabanın tekerleği geçti.

Kız, "İyilikbilmez ha?" diye bağırdı, "Ben size bir şey söyleyim mi? Siz pek kabasınız; peki, siz kim oluyorsunuz? Bir Öğrenci parçası. Eminim, ayakkabınızda Başyazman'ın yeğenindeki gibi gümüş toka bile yoktur," dedi ve sandalyesinden kalkıp eve girdi.

Öğrenci dışarı çıkarken,
"Aşk ne de saçma bir şeymiş" dedi,
"Mantığın yarısı kadar bile yararı yok; çünkü hiçbir şeyi kanıtlamıyor,
sonra hep olmayacak şeylerden birini söylüyor,
insanı da doğru olmayan şeylere inandırıyor.
Doğrusu hiçbir pratik yararı yok.
Hem bu yüzyılda pratik olmak her şeyin başı...
Ben gene felsefeye dönüp metafizikle uğraşayım," diye odasına gitti ve koskaca, tozlu bir kitap çıkarıp okumaya başladı.

OSCAR WILDE


"İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağının mizacına gire kurtara su" FUZULİ

Efsane:
Gül, su ile büyür ve susuz olamaz. Ancak efsaneye göre o, su ihtiyacını genellikle bülbülün kanıyla karşılamaktadır. Öyle ki çılgın âşıkı bülbül nağmeleriyle kendinden geçerken gül de naz uykusundan uyanıp onun kanını içiverir. Bilindiği gibi goncanın açılması için bülbülün bütün gece boyunca aşk neşîdelerine devam etmesi gerekir. Gül, âşıkının kendisi uğruna ne kadar fedakarlık yapabildiğini görmek için önce dallarına konmasına izin verir, sonra da onun mestliğinden yararlanarak dikenlerini batırıp bağrını kanatır. Böylece bülbülün kanı, gülün dikenlerine sızıp goncaya ulaşır ve ona renk katar. Güle kırmızı rengini veren de zaten bülbülün aşk için akıttığı bu kandır. Yoksa gülde bu kırmızı güzellik olmazdı. Öte yandan, bülbülün çığlıklarına aldırmayan gül, aslında seveninin kanına susamış, susuzluğunu bu yolla gidermeye çalışan bir sevgili konumundadır. Burada bir âşıkın yapacağı fedakarlığın son ucu, yani aşk şehidi olma tavrı vardır.

Şimdi beyte geri dönelim: Şaire göre su, bülbülün damarına girip, yani onun mizacına uygun hareket edip hile ile onu kandıracak ve belki bülbülün kanını içme niyetinden caydıracaktır. Diğer bakışa göre de su, gül budağının damarına bir renk olarak girip gülün kırmızı rengini sulandıracak, belki rengini açacak; gülün kızıl rengine âşık olan bülbül de böylece ondan soğuyup canını kurtaracaktır. Bülbül ile gülün arasındaki bu renk alış verişi doğunun en kadim efsanelerinden biri iken yukarıdaki beyitte Fuzuli'nin Hz. Peygamber'den şefaat dilemesine vesile olmuş (Su= Hz. Muhammed ve O'nun yolu; yani rahmet, Gül= masiva, Bülbül=Hak âşıkı, Budak ve Diken= nefis), ondan yaklaşık 500 yıl sonra da Oscar Wilde'ın "The Nightingale and the Rose" hikayesinde modern hayata merhaba demiştir.
__________________
LeGoLaS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Aşık Veysel - Seherde Ağlayan Bülbül Yaso Türkçe Şarkı Sözleri 0 08-17-2008 10:44
Bülbül By-AsK Aşk ve Sevgi Şiirleri 0 03-21-2008 18:43


Şu Anki Saat: 00:10


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows