Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-14-2008, 17:15   #1
LeGoLaS
 
LeGoLaS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 6.606
Tecrübe Puanı: 937
LeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond repute
Standart Yaşlılar Pazarı

Burma camiinin yan tarafındaki kalabalık her zaman dikkatimi çekiyordu. Daldım kalabalığın içine. Bu kalabalık yıllardır her salı ve çarşamba burada oluyordu.

Etrafıma bakındığımda, kasketli, hacı şapkalı, örgü şapkalı, bir sürü insan bana bakıyordu. Kendimi bir an 1950 li yıllarda hissettim, o kalabalıkta.

Yüzlerinde acımasız zamanın derin çizgilerini taşıyan ve kısa saçları ile başlarına kar yağmış, ya da hepsi eli yüzü bembeyaz un olmuş yaşlı değirmencileri andıran, halleriyle bana kesik bakışlar savurup. Bu takım elbiseli gencin burada ne işi var dercesine imrenerek bakıyorlardı.

Arlarında dolaşırken kendimi dünyanın en zengin insanı gibi hissettim. Çünkü hepsi bana kıskanarak bakıyor ve “hey gidi gençlik” diye, benim elimdeki paha biçilmez gençlik sermayesini kıskanarak izliyorlardı.

Bende aralarında gezinirken bu kalabalık burada ne iş yapar diye, etrafa meraklı bakışlarımı savuruyordum, gördüğüm manzara karşısında öyle çok etkilendim ki, dünyada hiçbir fuar ve hiçbir sergi beni bu kadar etkileyemezdi.

Yaşlı insanlar, yerlere serdikleri bezlerin üzerinde bir şeyler satıyorlardı. Bir tarafta ise yerde kıyafetler katlanmış halde müşterisini bekliyordu. Diğer tarafta tesbihler, bir başka yerde cep saati ve kol saatleri vardı.

Yaşlı amcaların yere serdikleri bezlerin üstünde sattıkları şeyler beni derinden etkilemişti aslında.

Bir yaşlı amcanın tezgahında şunlar vardı. Kullanılmış saç tarakları, kullanılmış tükenmez ve kurşun kalemler, bir tane boş kalem ucu kutusu, arka tarafı küflenmiş ve çok eski kalem piller, bir camı olmayan bir sapı olmayan eski bir güneş gözlüğü, kurnası olmayan küflü musluk kafaları, eski boncuklar. Taşı ve gazı olmayan kırık çakmaklar, kullanılmış bükülmüş çay kaşığı, kırık bir ayna. Kordonu, içi ve camı olmayan dijital bir saat cesedi gibi bir çok birbiriyle alakasız ve hiçbir değeri olmayan şeyler vardı tezgahında.

Bir başka tezgahta ise giyilmiş kıyafetler vardı. Kim bilir kimlerin kıyafetleriydi? Sanki kıyafetler benimle konuşuyordu. Hepsi de giyilmiş olan elbiselerin kiminin sahipleri ölmüş ve öldüğü gün üzerinde o kıyafetler varmış. Kimini gurbete bırakıp gitmiş sahipleri. Ya bir yaşlı ananın gurbete giden oğlunun kıyafeti, ya bir genç kızın rahmetli babasının kıyafetleriydi onlar. Hepsinin üzerinde sinmiş hatıralar acısı tatlısıyla. Şahitlik etmişler, dermansız dertlere tarifi mümkün olmayan sevinçlere.

Birkaç adım yürüdüm yaşlı insanların arasında. Hepsinin bakışlarında ve üzerilerinde bir garibanlık görünüyordu. Temiz ama buruş buruş olan pantolon ve gömleklerinden anlaşılıyordu evde bakacak kimselerinin olmadığı

Birinin yanına yaklaşıp plastik kurşun kalem uç kutusunu gösterip, “ bu kaç para dede” dediğimde. Yüzündeki kırışıkları bir tebessümle gererek “ne verirsen delikanlı” dedi. Ben bu tebessümü fırsat bilip hemen oturdum yanına. Konuşmak istedim havadan sudan.

“İşlerin nasıl amca” dedim. Yaşlı ihtiyar gözlerini kıstı ve soluk gözleriyle yüzüme iyice baktı. Sonra tezgahındaki mallara baktı. Tezgahındaki malları bana yakıştıramaz bir ses tonuyla, “senin işine yarayacak bir şey yok benim tezgahımda delikanlı, ama hoşuna giden bir şey olursa al, hediyem olsun” dedi. Bu cömertlik beni duygulandırmıştı.

Yaşlı amcanın koluna hafifçe dokunarak “dede ben senin yanına sohbet etmeye geldim, ama hoşuma gidecek bir şey olursa bakar bir şartla alırım” dedim. Yaşlı amca şartı merak etti ve “ ne şartın var delikanlı” dedi. Bende, “birincisi biraz sohbet etmeliyiz, ikincisi parasını vermeden almam” dedim.

Yaşlı amca o zaman derisi buruşmuş elini havaya kaldırdı ve yaşlılıktan dümdüz açamadığı parmağını iki olarak karşıdaki kişiye gösterdi. Kişi hemen tepsisini alıp hareketlenince anladım bize çay söylediğini.

Ben bu durumu görünce müdahale etmek istedim ve “amca ne gerek var çaya, dur bağırayım da getirmesin” deyince. Yaşlı ve titrek sesi birden serteldi ve “ misafir misafirdir, yoksa ikramı mı beğenmedin mi? Başka bir şeyde içebilirsin, fakat itiraz etmemelisin” deyince. Yüzüm kızardı ve kısa bir süre sessizlik oldu. Aslında ben yaşalı amcayı masrafa sokmak istememiştim. Yoksa içtiğim çayın parasını vermek istemem bile onu çok kıracak, bir misafirden çok hakaret eden bir yabancı olacaktım.

Hemen kendimi toparlayıp, “e! Amca bunları nereden bulursun, işlerin nasıl?” dediğimde.
Sanki yıllardır konuşmayı bekleyen gizemli bir hazine sandığı gibi açıldı yaşlı ihtiyarın ağzı başladı konuşmaya.

“Aslında bunların hiç biri para etmez oğlum. Ama evde otur otur vakit geçmiyor. Burada cami hemen yanı başımda ezan okunmasına yakın bırakırım tezgahı camiye giderim. E! Ben de tezgahta altın satmıyorum ya, kimse ellemez ben namazdan çıkasıya bunları. Sonra gelirim otururum başına. Alan satanda olmaz da işte! Hocanın hesap, dostlar pazarda görsün, bizimkisi.”

“Bizim hanım rahmetli olalı beş sene oldu. Mübarek kadındı ikimiz tıkırdar dururduk, bana can yoldaşıydı elli senemiz bir yastıkta geçti rahmetliyle. Hemen çocuklu bir kadın görse gözünün iki yerinden giderdi rahmetlinin. Çocuğumuz olmadı hiç. Bizim hanım dizimin dibine oturur hem ağlar hem de “adam gel inat etme, benden sana hayır yok. Evlen bir daha” dediyse de. Ben evlenmedim. Onun içi yanardı çocuk çocuk diye amma, benim de içim yanardı. Ben çocuk istemem, sen bana yetersin can yoldaşım, derdim”.

“Allah bilmiyor mu ya, ne yalan söyleyeyim. Çocuklarını gezdiren babaları gördüm mü içim yanardı, canım çekerdi. Hele birde keratalar kucağıma gelmezde öptürmezlerse, çocuklardan fazla ağlardım kendi kendime kaldığımda. Eh! Rabbimin öyle yazmış, takdiri İlahi işte.”

“Elli senemiz geçti oğlum, dile kolay. Şimdiki gençlere ben şaşırıyorum. Elli gün bir birlerinin kahrını çekmiyorlar. Bir duyduk evlenmiş, bir duyduk boşanmışlar. Evlilik için kan ağlarken yüzünün gülebilmesidir. Evlilik acı yavan, kuru soğan yiyebilmektir.”

“Hiç kavgamız olmamıştır, kabri cennet olsun. Eh! O ölünce, evden bir nefes eksilince, yer beton gök ağaç, yalnızlık bir Allaha mahsus. Bende elime ne geçtiyse topladım kendim gibi işe yaramazları doldurdum çuvala getirdim aha buraya. Sabah gelirim, akşamüstü toplar giderim. Hiç olmazsa kendimi işe yaramaz çevreye yük bir ihtiyar hissetmiyorum.” Dedi.

Ben o konuşurken onun konuştuklarına dalmış gitmişim. İhtiyar konuşmuyor ağzından bal damlatıyordu. Çaylarımızı da içmiştik koyu sohbetin gölgesinde. Yaşlı amcaya hep aklıma takılan bir soru vardı, onu sorayım dedim.

“Amca, yaşlılar hep biz gençlere, “gençliğinizin kıymetini bilin” derler, bu gençliğin kıymetini nasıl bileceğiz? Neler yapalım yarın yaşlanınca pişman olmamak için?” dediğimde.

Yaşlı amca tam açılmayan elleriyle başımı okşayarak “Helal lokma, hayırlı evlat” dedi, “ben yetmiş sene yaşadım, zaman nasıl geçti anlamadım delikanlı” dedi.

Yaşlı amcaya “Allah razı olsun amca biz birbirimizin adını sormadık senin ismin ne?” Dedim, oda “Mehmet” dedi. “Bende Bekir, memnun oldum Mehmet amca” dedim. Haydi Allaha emanet Hayırlı işler dedim de tam kalkıyordum. Yaşlı amca kolumdan hafifçe tutarak “gençliğinde karınca olmazsan yaşlılığında cırcır böceği (ağustos böceği) olmazsın oğum” dedi.

Yaşlı amcayla sohbet beni fazlasıyla doyurmuştu. Bana yetmiş yıl ömür harcayarak kazandığı hazine değerindeki tecrübe ve bilgilerini yetmiş dakika bile sürmeden anlatıvermişti.

Yaşlılar pazarında ölmeyi bekleyen kırışık yüzlü ak saçlı ihtiyarlar değil, geleceğe atılacak sağlam adımlar için gençlere hiçbir maddi manevi menfaat beklemeden bir ömür harcayarak kazandıkları tecrübelerini vermek isteyen ve verdikleri için mutluluk duyan nur yüzlü değerlerimizin olduğunu bir kez daha anladım, başım önümde başımın içinde derin duygularla
__________________
LeGoLaS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yaşlılar da cinsellikle ilgileniyor Yaso Sağlık - Genel 0 08-14-2008 10:06
Alevler arasında can pazarı Haberci Yurttan Haberler 0 08-02-2008 13:40
Cerrah:Yaşlılar tapudan mallarını kontrol etsin Haberci Yurttan Haberler 0 06-16-2008 14:45
Denizde Can Pazarı By-AsK Enteresan Resim ve Videolar 1 03-29-2008 21:37
30 saatlik can pazarı LeGoLaS Dünyadan Haberler 0 02-29-2008 10:19


Şu Anki Saat: 04:34


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows