Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 04-10-2008, 19:17   #1
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Tuzak

TUZAK

Can, köyün bekçisi Celal’in öldüğüne çok üzülmüştü. Nede olsa iki senelik öğretmenlik günlerinde, Can öğretmenin çok yardımına koşmuş, kimi zaman evine su taşımış, kimi gün yoğurt süt getirmişti. Bir köy düğününde sinsin oynanıyordu da Can Hocayı nasıl arkasından kucaklayıp meydandaki ateşin yanına kadar götürüp bırakmıştı. Can Hoca gençlerden nasıl yumruk yemişti. Can askerliği bitirip de Ankara’ya döndüğünde, köyde olup bitenden haber aldığı zaman öğrenmişti bekçi Celal’in öldüğünü. Şunun şurasında beş ay olmuştu terhis olalı. Ev yaptıracaktı Celal. İçersine saman katılmış toprakla hazırladığı çamurdan, kerpiç dökmüş, kerpiçler kuruduktan sonra arabaya yüklemiş, atı olmadığı için, at yerine kendisini koşmuştu arabaya. Götüreceği yer, yokuş aşağı olduğu için yüklü arabayı zaptedemediğinden, arabanın tekeri ayağının üzerinden geçmişti.Teker kemiğe kadar dayanmış ve ayak bileği kemiğini kırmıştı. İlk yardım olarak hacdan gelen yaşlılar, beraberinde getirdikleri ve kutsal sandıkları zemzem suyuyla hazırlanmış bir karışımı sürmüşlerdi Celal’e.Tabi tıbbi müdahalede yapılmadığı için iki ay içersinde yara kangrene çevirip ölmüştü Celal.
Can’ın öğretmenliği bitip terhis olduktan bir süre sonra Devlet Suişlerinde ‘Ressam’ olarak göreve başlar. Göreve başlamasının üzerinden neredeyse dokuz ay gibi bir zaman geçmiştir. Saygı ve sevgiye dayalı bir çalışma içersinde arkadaşlarının Can’a, Can’ında arkadaşlarına muziplikleri ve şakaları olmaktaydı. Hatta bir keresinde Can kız arkadaşı tuvalete gittiğinde, çantasını açıp yüzüne sürdüğü kremlerden birinin içersine, içersinde yapıştırıcı olan bir tüpü ağız ağıza getirmiş, yapıştırıcı tüpün arkasından sıkarak kremin içersine biraz yapıştırıcı doldurmuştu da ertesi gün kız arkadaşı yarım gün gecikmeyle iş yerine geldiğinde suratı kıp kırmızı olmuş bir durumda, arkadaşlarına dert yanmıştı.
“-Kremin terkibi mi değişmiş ne! Akşam sürdüm sabah kalktığımda yastığın kılıfı suratıma yapışmıştı, suyla ıslatarak zor çıkardım yüzümden yastık kılıfını” demişti, kızarmış suratını göstererek.Firmayı şikayet edeceğim” dediğinde, kimde can kalmıştı gülmekten.
Zayıflamak için öğle yemeği yemeyen arkadaşımızın çekmeceleri kuru yemiş ve bisküvi deposuydu. Güya zayıflayacaktı; ama kimseye çaktırmadan sürekli atıştırırdı. Sorsalar, hep diyet yaptığını fakat bir türlü zayıflayamadığını söylerdi. Büyük bir salonda on arkadaştılar. Kendi aralarında uzaktan uzağa birbirlerine laf atarlar, bir taraftan da ciddi bir şekilde çalışırlardı. Şakalaşmaları işlerini engellemezdi.
Personelin servisler arası şakalaşmaları da eksik olmazdı. Hayali olarak kimine tayin yazısı gelir, kimine jeoloji mühendisleriyle araziye çıkma yazısı gelir, kimilerine de bir bayana telefon ettirilerek bir yerde seni bekliyorum denilip, boş bir randevuyla kişi boş yere bekletilip ertesi günün gırgır geçme malzemesi olurdu.
Şakalaşmaların sıkça yapıldığı bir zamanda Can’a bir telefon gelir. Can’ın en mutlu anıdır telefonun gelmesi. Neredeyse öğretmenlik yaptığı köyden ayrılalı dokuz ay geçmişti. Bu zamanda bekçi Celal’in öldüğünü işitmiş, aradan bir iki ay geçmiş Celal’in çocuklarının ‘Çocuk Esirgeme Kurumuna’ yerleştirmek için Can’dan yardım istenmişti. Can da ‘bir araştırayım sizi bilgilendiririm’ demişti. Ama şimdi telefondaki kişi Bulak köyünden kendisini ziyarete gelmiş, öğretmen arkadaşlarından selamlar getirmiş, Can’a müsait bir zamanda görüşelim demişti. Can da kendisini tanımadığı köyden gelen misafirle iş çıkışı Ulus’taki bir kahvede buluşacaklardı. Öyle anlaştılar. Ama Can’ın içinde acaba ‘işletiliyor muyum?’ ki diye bir histe vardı. Bir taraftan çalışıyor, bir taraftan da sürekli kafası meşguldü. Çaktırmadan arkadaşlarını kontrol ediyor, hiç kimsenin mimiklerinde işletildiğine ait bir değişiklik göremiyordu. Telefonu kapattığında yüzündeki sevinci arkadaşları anlamışlardı. Arkadaşlarının içinden yaşça en büyüğü Kenan Bey Can’a:
“-Anlayalım yani bilmediğimiz bir şey mi var”?
“-Yooo! ne olacak canım öğretmenlik yaptığım köyden birisi gelmişte Ankara’ya onunla buluşacağım mesai çıkışında akşam”.
“-Hadi hayırlısı bakalım” deyip geçiştirmişti Kenan Bey. Can kılık kıyafetleri ile birbirlerini nasıl bulacaklarını anlattıkları şekilde akşam masada otururlarken buldu gelen misafirleri.
“-Selamün aleyküm hoş geldiniz” dedi Can misafirlere. Gelenlerde:
“-Hoş bulduk” dediler. Telefonda ismini Mustafa olarak söyleyen kişi ‘okul müdürünün, selamı var’ dediğinde Can:
“-Çok sağ olsun Abdülkadir Hoca çok iyi bir insandı bana köye ilk gittiğimde çok yardımı dokundu” dedi misafirlere. Misafirler diyorum çünkü gelen iki kişiydi. Mustafa:
“-Abdülkadir Hoca Can Beyi benim için bir kucakla öp” dedi deyip Can’a sarıldı ve yanaklarından öptü. Can:
“-Eğitmen Mehmet Bey nasıl” dediğinde:
“-Eh işte idare ediyor, nede olsa biraz yaş sorunu var, bir gün iyi, bir gün kötü” dedi Mustafa Bey. Can’da:
“-Uzun süreler eğitmenlik yaptı. O köydeki hemen hemen herkes onun öğrencisidir. Okuma yazmayı öğrenip üçüncü sınıfı bitirdiğinde kırkbeş yaşındaymış Mehmet Hoca. Nerede şimdiki gibi öğretmen bolluğu, devlet okuma yazma bilenleri maaşla ‘eğitmenlik’ adı altında öğretmen olarak atıyor okullara, onlara maaş veriyordu. Mehmet Hocada böyle bir hocaydı”. Can köyde tüm bildiği isimleri kendi söyleyip, misafirlere de ‘iyidir, hoştur çok selamları var’ demek düşüyordu. Can’ın, gelen misafirlerin ne muhtardan, nede kahveci Talip’ten bahsetmemesi dikkatini çekiyor, nede köy ağası sarı Yusuf’tan. Nede olsa Can’ın toyluk zamanıydı. ’Nereden bilecekti ki gelenlerin gayeleri başka’. ‘Şimdi olsa mümkün mü, Can’a bir şeyler yuttursunlar’. Can ve misafirleri daha pek çok şey konuştular, dereden tepeden şurdan burdan. Can çaycının getirdiği çayları biten misafirlere:
“-Bir şeyler daha için” diye üsteledi ama misafirler:
“-Bugün geldik Ankara’ya, iki gün sonra döneceğiz. Hükümetle ilgili işlerimiz var” deyip kalktıklarında Can’a:
”-Öğretmen arkadaşlarına mektup yazarsan gideceğimiz zaman uğrar alırız” dediler.
“-Size zahmet olacak, tabi ki yazarım”.
“-İki gün sonra akşamüzeri, gene aynı yerde buluşmak üzere” deyip ayrıldılar.
Can akşam eve gittiğinde olanı biteni anneannesine, annesine, kardeşlerine anlatır. Köyden haber aldıkları için hepside mutlu olmuşlardı. Hatta anneannesi:
“-Yavrum neden misafirleri davet etmedin, bir iki günde bizde kalırlardı” demişti de Can’da:
“-Söyledim. Ankara’da ki tanıdıklarımızı gücendiririz. Başka zaman inşallah misafiriniz oluruz” dediler.
Can iki gün sonrası misafirlerine verilmek üzere birkaç mektup yazmış, mektubunda işinden, annesinden, kardeşlerinden, anneannesinden bahsetmiş, ‘sizleri hiç unutmadım inşallah ilk fırsatta sizleri görmeye gelirim’ deyip mektuplarını selamla bitirmiş, sonrada mektuplarını zarfa koyup, hazır etmişti. İş çıkışı kahveye gittiğinde misafirlerini kendisini bekler bulmuştu. Gene selam ve hoşbeşten sonra ayrılma zamanı geldiğinde Can üzerlerinde isimleri yazıldığı gibi ‘birini Abdülkadir Hocaya, birini de eğitmenim Mehmet Beye verirsiniz’ deyip mektupları Mustafa Beye vermişti. Can misafirlerine ertesi gün için ‘hayırlı yolculuklar’ dilemiş, içilen çayların parasını ödedikten sonra hep birlikte kahveden ayrılmışlardı.
Mustafa Ankara’nın bir kazasında oturuyordu. Bağ bahçe işleriyle uğraşıyor rençperlik yapıyordu. Altı çocuk sahibiydi. En büyük kızı Fatma, mavi gözlü kumral, güzel bir kızdı. Mustafa kızını kazada kim istemişse vermemiş kızının da ‘bağ bahçe işleriyle, hayvancılıkla ilgili çalışıp ezilmesini’ istememişti. Şehirden kim isterse verecekti. Tam dört sene öncede Ankara’dan kız görmeye birileri gelmişti ama kısmet olmamıştı demek Ankara’dan gelenlerle evlenmesi.
Sonra zaman geçer Mustafa kızını evlendirir. Amasya’nın Merzifon kazasının bir nahiyesine gelin gider Fatma. Gurbet ellerde yalnızdır. Küçük yaşta anadan babadan ayrılır. Üstelik kocasıyla geçimi de pek iyi değildir. Bir gün Mustafa kızının ölüm haberini alır yıkılır. Ateş düştüğü yeri yakar tabi. Kızın ailesi, yani babası, dayısı damatlarının çalıştığı nahiyeye giderler kızlarının ölüsünü alıp kendi kazalarına getirip defnederler. Kız kendini asmıştır. Gencecik, daha hayatının baharındaki Fatma intihar etmiştir. Tabi kızın ailesi buna inanmaz ama yapacakları pek bir şey de yoktur. Damat kayınbabasına cenazeyi almaya nahiyeye geldiklerinde bir mektup verir. Üzerinde ismi açıklanmayan bir aşk mektubudur bu. Mustafa kızının evli iken bir başkasının sevgilisi olduğuna inanmamaktadır. ‘Sevgilisinin kıza yüz vermemesi, gizli bir aşk yaşayıp, sonrada yüz üstü bırakılması neticesi intihar ettiğini’ söylemektedir damat.
Seneler öncesi kızını istemeye gelenler aklına gelir kızın babası Mustafa’nın. Kızının bulunduğu nahiyeye yakın bir yerde öğretmenlik yapan Can’la ilişkisi var mıydı acaba kızının? Baba Mustafa ve dayısı bu işin peşini bırakmayacaklardı. Gene kızın bulunduğu yere yakın bir kazada hava as subayı olarak görev yapan bir başka tanıdıklarının parmağı var mıydı acaba bu olayda? Babanın ilk aklına gelen Can olmuştu. Can seneler öncesi ölen kızı istemeye gitmemişler miydi? Can’ın teyzesinden, Can’la ilgili bilgi alan ve Can’ın devlet suişlerinde çalıştığını öğrenen baba Mustafa ve dayı bir plan yapmışlar, önce Can’dan bir el yazısı örneği almalıydılar. Sonra bunu kızlarına yazılan mektupla karşılaştırıp yazı karakteri tutuyorsa, Can’ı kaçırıp öldürmeliydiler. Nasıl olursa olsun işe bir yerden başlayacaklardı. Onun için ilk defa Can’dan, Bulak köyündeki öğretmen arkadaşlarına iletilmek üzere iki mektup almışlar, büyük bir titizlikle Can’ın el yazısını incelemişler ve Can’ın yazmadığına kanaat getirmişlerdi.
Aradan birkaç ay geçmiş Can’ın yolladığı mektuplara karşılık bir cevap gelmemişti. Kendi içinden hep arkadaşlarını vefasızlıkla suçlamaktaydı. İşte bu duygu ve düşünceler içinde Can okul müdürü arkadaşı Abdülkadir Beye bir mektup yazar. Köye gidecek tanıdıklarından mektup yolladığından da bahsedip cevabını alamadığını belirtir mektubunda. Tabi ki karşılığı olan mektubu da en kısa bir zamanda alır Can. Ne kendisinden bir mektup almışlardır nede Mustafa isimli öyle bir kişiyi tanımaktadırlar Can’ın köydeki öğretmen arkadaşları. Bu olay Can’ın epey bir zaman çözemediği ve sürekli beynini kurcalayan bir sorun olarak kalır.
Aradan zaman geçer. Can bir gün teyzesine gitmiş, konu köydeki öğretmenlikten açılmış ve bu arada mektup olayından bahsetmişti teyzesine. Teyzesi kendisini zor tutar. Bir hayli ‘söyleyeyim mi, söylemeyeyim mi’ diye düşünmüştür. Canın teyzesi Osmanlı bir kadındır. Sözünü kim olursa olsun esirgemez. Hele argo konuşmayı da pek bir sever. Can’a:
“-Olum o mektup olayını kafana o kadar takma. O Mustafa puştunun işi. Ben onun azının payını verdim. Sen üzülmeyesin diye söylemiyordum şimdiye kadar. Seni sordular benden. Seninen bi alıp verecekleri yok ki. Sonrada çekip gittiler. Aradan epey bi zaman geçti bir gün bana gene uğradılar. ‘O senin ablanın torunu iyi kurtardı paçayı, yoksa temizleyecektik onu’ dediler. Olanı biteni bir güzel anlattılar bana. Akrabamız olur bide olmaz olasıcalar. Sana tuzak kurmuşlar olum. Pisipisine öldüreceklerdi seni”. Teyzesi böyle konuşurken sanki Can’ın başından kaynar sular dökülüyordu. İçini kemiren bu huzursuzluktan kurtulmuştu ama en önemlisi kendisine hazırlanan tuzaktan kurtulmuştu. Can:
“-İnsanlara körü körüne güvenmeyeceksin demek ki teyze” diyebilmişti.


Ahmet Canbaba
уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Msn'de Yeni Tuzak (Dikkat!) уυѕυƒ Msn Teknik Destek 0 07-25-2008 10:21
Askere mayınlı tuzak: 6 yaralı Haberci Yurttan Haberler 0 07-11-2008 02:59
Yüksekova'da hain tuzak: 1 şehit Haberci Yurttan Haberler 0 06-01-2008 17:39
100 milyon dolarlık çeteye sanal tuzak Haberci Yurttan Haberler 0 03-20-2008 19:23
-- Korkunç Tuzak -- (avi) -- TR Dublaj -- Korax Cep için Videolar 0 03-08-2008 20:09


Şu Anki Saat: 03:16


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows