Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 04-03-2008, 19:06   #1
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Türklerin islam’a hizmetleri

Türklerin islam’a hizmetleri
Türkleri İslam alemine ilk girişlerinin Abbasi halifeleri zamanında daha ziyade askeri maksatlarla olduğu yukarıda belirtilmişti.Bilindiği gibi Türk askerlerini düzenli bir şekilde hilafet ordusu saflarına alan ilk halife el-Me’mün’dür. el-Me’mün zamanında asayiş bakımından İslam Devletinin durumu pek parlak değildi. el-Emin ile el-Me’mün arasındaki iktidar mücadelesi, ülke dahilindeki sükuneti bozmuş ve birçok isyanların çıkmasına sebep olmuştur.Azerbaycan’da isyan ettikten sonra kısa zamanda etrafına büyük bir taraftar grubu toplayan Babek el-Hürremi, dini ve siyasi bakımdan devleti tehdit ediyordu.Ülkenin batı hududunu teşkil eden Mısır’da ise Arap kabilelerinin sebebiyet verdikleri huzursuzluk hüküm sürüyordu.Halife el-Me’mün’ün büyük gayretlerine rağmen bir türlü sükunet sağlanamıyordu.Bazı tarihçilerin ifade ettikleri gibi, “Türklerin İslam alemine girmeleri bu alemin gerilemesine sebep olmuştur” düşüncesinin aksine Türkler, İslam dünyasının siyasi bakımdan zayıflamaya ve parçalanmaya başladığı bir zamanda, adeta hizmete koşmuşlardır. el-Me’mün’ün son yıllarda orduda idareyi ellerine geçiren Türkler, Mısır isyanının bastırılmasında ve bilhassa Bizans’a karşı yapılan seferlerde önemli roller oynamışlardır.
Türklerin desteği ile halife olan el-Mütasım, yirmi yıldan beri devam eden Babek el-Hürremi isyanının bastırılmasına, bu sırada Abbasi ordusunun baş komutanı el-Afşin ile maiyetindeki Türk birliklerini memur etmiştir.Üç yıllık çetin bir mücadelen sonra el-Afşin, Babek tehlikesini ortadan kaldırmıştır(837). Yine
el-Mu’tasım devrinde 838 yılında Bizans’a karşı yapılan ve İstanbul’dan sonra imparatorluğun en önemli şehri olan Amorion (Ammuriye)’un fethinde ordunun sevk ve idaresi tamamen Türklerin elinde idi.
İslam tarihinde Samerra devri diye bilinen yarım asırlık devrede (836-892) askeri kadrolar tamamen Türk hassa askerlerinin kontrolünde bulunuyordu.Yavaş yavaş idari meselelerde de söz sahibi oluyorlardı.Samerra devrinde her ne kadar Türk komutanları ile halifeler arasında bazen her iki tarafın da hayatlarına mal olan mücadeleler oluyorduysa da devleti tehdit eden dış ve iç düşmanlara karşı bu birlikler gönderiliyordu. 870 yılında Basra bölgesinde patlak veren ve 13 yıl devam eden Zencilerin isyanının bastırılması ile İran’da bağımsızlığını ilan ettikten sonra halife ile ihtilafa düşmesi üzerine batıya doğru harekete geçen ve Vasıt’ı bile ele geçiren Yakub b. Leys es-Sarraf’ın durdurulmasında Musa b. Boga el-Kebir gibi Türk komutanları ile Türk askerlerinin gayretleri bilinmektedir.Bütün kötü şartlara rağmen Samerra devrinde devletin parçalanması önlenebilmiştir ve bunda da Türklerin büyük rolü olmuştur.
Devamlı karışıklıkların hüküm sürdüğü Mısır, 869 yılında Ahmed b. Tolun’un eline geçmiş ve kısa zamanda ülkede sükunet sağlanarak Mısır, tarihinin en parlak devrini yaşamıştır.İktidarlarının kısa sürmesine rağmen Tolunların Mısır’da bıraktıkları eserler bugüne kadar ayakta durabilmişlerdir.Mesela Ahmed b. Tolun’un yaptırdığı cami bugün bile Kahire’nin en büyük camilerinden birisidir.Hemen hemen aynı yıllarda diğer bir Türk hanedanı olan Sacoğulları, Azerbaycan’da bağımsızlıklarını kazanıyorlar ve 889-929 yılları arasında Ermeniler ile amansız bir mücadeleye giriyorlardı.Hatta öyle ki Ermeni patriği, Bizans İmparatoru ve Ortodoks patriğinden bir haçlı seferinin düzenlenmesini istemiştir.
X.yüzyılın başlarında itibaren İslam aleminde tam bir parçalanma dikkati çekmektedir.Merkezi hükümeti temsil eden Abbasi halifelerinin hükmü Bağdat’ ın dışına pek çıkmıyordu. Ülkenin doğu eyaletleri Samaniler’ in idaresinde bulunuyordu. Suriye’ de ise Hamdaniler bağımsızlıklarını kazanmışlardı(929). Bunlardan çok daha tehlikelisi 899’ da Bahreyn’ de ortaya çıkan ve kısa zamanda Hicaz ve Suriye’ de söz sahibi olan ve hatta Kabe’ den Hacerü’ l-Esved’ i alarak Asha’ ya götüren Karmatiler ile 908’ de Tunus’ da kurulan, 969’ da Kahire’ yi zapteden ve daha sonra bütün Kuzey Afrika, Mısır, Suriye ve Batı Arabistan’ a hakim olan Şii Fatımi hilafetini zikretmeliyiz.
Bunlardan başka 945 yılında Şii Büveyhiler Bağdat’ ı işgal ettiler. Böylece Abbasi hilkafeti Şiilerin tahakkümü altına girmiş oluyordu. Siyasi birliğin bozulması, iktisadi çöküntüye de zemin hazırlıyordu. Halifenin iktisadi bakımdan zayıflaması ve valilerine avuç açması parçalanmayı daha da hızlandırıyordu. İslam dünyasında bu parçalanma devam ederken Bizans imparatorluğu toparlanıyor ve İslam ülkelerine karşı saldırılarını sürdürüyor ve toprak kazanıyordu.
İslam dünyasının siyasi bakımdan böyle zor bir durumla karşılaştığı sıralarda yeni bir güç ortaya çıkıyordu. 1038 yılında istiklalini kazanan ve 1040 yılında Dandanakan savaşını kazanarak İran’ da tek siyasi güç haline getiren Selçuklu devletinin politikası iki yönde gelişiyordu:
a) Bağdat halifesini Şii Büveyhilerin tahakkümünden ve Suriye ile Mısır’ ı Fatımiler den kurtararak bozulan İslam birliğini sağlamak,
b) Bizans’ a karşı yapılan akınlara hız vererek fetih ruhunu yeniden canlandırmak. Selçuklu sultanı Tuğrul Bey bir taraftan yeni bir ruhla Anadolu gazalarına büyük bir canlılık verirken diğer taraftan da Bağdat’ ı kurtarmak için hareket geçti. 1055 yılı Aralık ayında büyük bir merasimle Bağdat’ a girdi. Böylece Abbasi halifesi Büveyhilerin tasallutundan kurtarılmış oluyordu.
Hz. Ömer zamanında başlayan Anadolu gazaları asırlarca devam etmesine rağmen, Anadolu’nun fethi bir türlü gerçekleştirilememişti. Bu büyük fetih Selçuklulara nasip olmuştur. Anadolu’nun Müslüman ülkesi haline gelmesini temin eden 26 Ağustos 1071 tarihinde Malazgirt savaşıdır. Savaşın cereyan ettiği Cuma günü Abbasi halifesi el-Kaim Biemrillah tarafından hazırlatılan ve aynı gün İslam memleketlerinin minberlerinden okunan hutbe, bu savaşın İslam aleminin kaderi üzerindeki tesirini göstermektedir. Hutbede şöyle söyleniyordu:
“Allah’ım! İslam sancağını yükselt. Şehinşahu’l-Azam Sultan Alparslan’ın senden dilediği yardımı esirgeme. Senin dinini şerefli ve yüce tutabilmek için onu lütufkar ve her zaman tesirli olan desteğinden mahrum kılma. Ordusunu meleklerinle destekle, niyet ve azmini hayır ve başarıyla neticelendir. Çünkü o senin rızan için rahatını terk etti, malı ve canıyla buyruklarına uymak için senin yoluna düştü. O’na zafer kısmet eyle. Ey Müslümanlar. O’nun için Allah’a yalvarıp yakarınız; O’nun şerefli olarak düşmanlarını mahvetmesi, sancağını yükseltip zaferlerin en son derecesine erişmesi için Allah’a dua ve niyazda bulununuz. Allahım! Onun bütün güçlüklerini kolaylaştır ve önünde kafirlere boyun eğdir.” Bu hutbe sultan Alparslan’ın İslam’ a yaptığı hizmeti açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Anadolu’nun fethi, Filistin in ve bilhassa Kudüs ün Selçuklular’ ın hakimiyetine geçmesi Avrupa hristiyan dünyasında büyük bir heyecanın uyanmasına sebep oldu. Papa II. Urbain’in teşvik ve tahrikleriyle meşhur Haçlı seferleri başladı. Kalabalık orfular halinde Anadolu, Suriye ve Filistin’e gelen Haçlılar ile savaşan yegane kuvvet, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun parçalanması üzerine Anadolu da bağımsızlığını kazanan Anadolu Selçukluları ile Suriye ve Filistin’deki diğer Türk emirlikleri idi. 10962da başlayan ve 1099 yılında Kudüs’ün zaptı ve Müslüman halkının katledilmesi ile sona eren I. Haçlı seferinin sonunda Yakın-Doğu da Haçlı devlet ve kontlukları ortaya çıktı. Beş asırdan beri birer Müslüman beldesi olan Filistin ve Suriye’nin bazı kesimleri tekrar Hıristiyanların eline geçmiş oluyordu. Anadolu’yu kendilerine II. Bir vatan olarak gören Türkler, bu Haçlı sürülerine karşı başarıyla karşı koyuyor ve bu ülkede onların yerleşmesine engel oluyordu.
Diğer taraftan Türkler, Suriye ve Filistin’deki Haçlı devletleriyle de amansız bir mücadele içindeydiler. Musul emiri İmadeddin’in 1144’te Urfa’yı zaptı. II. Selahaddin Eyyübi tarafından Kudüs’ün fethi takip etti. Artık Haçlılar, Suriye ve Filistin’de de tutunamıyorlardı. Mısır Türk-Memluk hükümdarı Sultan Baybars, sahil şehirlerindeki son Haçlı kalıntılarınıda birer birer ortadan kaldırdı. Sultan Baybars’ın İslam alemine yaptığı ikinci büyük hizmeti de bütün Türkistan, İran ve Irak’ı harabeye çeviren ve batıya doğru ilerlemekte olan Moğol ordusunun 1260 yılında Ayn Calüt’ta malup ederek durdurmuş olmasıdır. Ayn Calüt savaşında öncü kuvvetlerin komutanı olan Baybaras, bu savaşta gösterdiği başarı üzerine Sultanlığı elde etmiştir. Ortaçağ’ın büyük tarihçilerden Bedreddin el-Ayni: “Moğollara karşı islamiyeti Türkler kurtarmıştır” diyerek Ayn Calüt zaferinin önemini belirtmektedir. Baybars’ın hükümdar olmasından üç yıl önce Bağdat, Moğollar tarafından işgal edilmiş ve Abbasi hilafetine son verilmiştir. Baybars, Moğol katliamından kurtularak Dımaşk’a kaçmış olan Abbasi halifesi ez-Zahir’in oğlu Ahmed’i Kahire’ye davet ederek 9 Haziran 1291 tarihinde el-Mustansır Billah ünvanı ile halifeliğini ilan ve ona biat etti. Böylece 5 asırdan beri hilafeti ellerinde bulunduran ve manevi bakımdan İslam aleminde hala itibarı olan Abbasi hilafetini yeniden kurmuş oluyordu.
Haçlı ordularının Yakın-Doğu’yu istilaya kalktıkları yıllarda diğer bir grupta Sicilya ve İspanya Müslümanlarına karşı taarruza geçmişti. İslam tarih ve medeniyetinde büyük bir yeri olan bu iki bölgedeki Müslümanlar maalesef Haçlı saldırılarına karşı koyamayarak buraların kaybına sebep olmuşlardır. Bu durum Türklerin, Haçlıların karşısında İslam açısında oynadıkları mühim rolü ortaya koymaktadır.
Mısır’daki Türk-Memlük Sultanlığının Haçlılarla Moğollar karşısındaki bu başarılarına rağmen Selçuklularla kısmen sağlanmış olan İslam birliği XIII. Ve XIV. Yüzyıllarda parçalanmaya başlamıştır.Moğol istilası yalnız siyasi bakımdan değil medeniyet bakımından da İslam için büyük bir darbe olmuştur.İslam medeniyeti, Moğol felaketinden sonra bir türlü eski parlak devrini yaşayamamıştır. Yine Moğol istilası sebebiyle Anadolu Selçuklu devleti parçalanmış ve birçok beylik ortaya çıkmıştır.Sicilya, Normanlar tarafından işgal edilmiş, İspanya’da Müslümanlar gerilemiş ve zaten parçalanmış olan kuzey Afrika’nın durumunda bir değişiklik olmamıştır.
İslam birliğinin yeniden sarsıldığı bu ikinci devrede yine sahnede Türkleri görmekteyiz.Anadolu Selçuklu Devletinin parçalanması üzerine Bizans hudutunda ortaya çıkan Osmanlı beyliği süratle geçmeye başladı. Hristyanlara karşı yapılan gazaların tertip ve idare edildiği Osmanlı Beyliğinin kurucusu Osman Bey’e de “Gazi ünvanının verilmesi bundan ileri gelmektedir.”Osman Gazinin Bizans’a karşı yaptığı gazalar Anadolu’daki Türkmen gönüllülerinin bu bölgeye gelerek bu gazalara katılmasını sağlamıştır.Devamlı gaza yapmak, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşunun dinamik faktörüdür. Osmanlılar, bu uc gazi ananesinden hareketle XV. Yüzyılda bütün İslam dünyasını koruyucuları rolünü benimseyeceklerdir. Anadolu’da kurulan ve sayıları onbeş’i geçen Türk beylikleri içinde, üstelik bunların en küçüklerinden biri olmasına rağmen, Osmanlı beyliğinin bir imparatorluk haline gelmesinde gaza fikrinin tesirleri çok büyüktür. Yine bu beyliğin gelişmesinde içte sosyal teşkilatlanmayı sağlayan, dışta ise uca gelen gazileri akınlara teşvik eden ve bizzat kendileri de katılan Ahileri de dikkate almak gerekmektedir.
Osmanlı beyliğinin süratle gelişerek Çanakkale boğazı yoluyla Avrupa’ya geçmeleri ve burada başarılı fetihlerde bulunmaları Haçlı zihniyetinin yeniden hortlamasına sebep olmuştur.
Balkanlardaki hristiyan devletleri Papa’nın teşvikleriyle Osmanlılara karşı müttefik bir cephe oluşturdular.Osmanlılara karşı harekete geçen ilk haçlı ordusu 1389’da Kosova’da Sultan I.Murat tarafından hezimete uğratıldı. Onun oğlu Yıldırım Bayezit bir taraftan Anadolu’da Türk birliğini kumaya çalışırken diğer taraftan yeniden harekete geçen Hristiyan orduları 1401 yılında Niğbolu’da mağlup etmeyi başardı. Yıldırım Bayezit’den sonraki Osmanlı padişahları fetihlere büyük bir hızla devam ediyorlardı. Nihayet yedinci Osmanlı padişahı II.Mehmet, kendisinden önce defalarca teşebbüs edildiği halde bir türlü fethedilmeyen fakat Hz. Muhammet(s.a.v.)’in bir hadis’i ile fethedileceği müjdelene İstanbul’un fethini gerçekleştirmiş ve dokuz asırdan beri İslam aleminin en büyük düşmanı olan Bizans imparatorluğuna son vermiştir.Bu önemli tarihi hadise aynı zamanda Ortaçağ’ın sonu ve Yeniçağ’ın başlangıcı olmuştur. Fatih Sultan Mehmed 1481 yılında da İtalya’ya karşı harekete geçerek İstanbul Partililiği’nden sonra Roma Papalığı’nı da hakimiyeti altına almak istemiş, ancak buna ömrü yetmemiştir. İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılar İslam dünyasının en sağlam ve kuvvetli devleti haline geldiler ve Hristiyanlar karşısında İslamiyet’ in en büyük savunucusu oldular.
II. Beyazid devrinde Osmanlılar açık denizlerde de Venedik’e karşı koyabilecek bir deniz gücü oluşturarak Batı Akdeniz’de kudretini hissettirmeye başladılar. Onun oğlu Yavuz Sultan Selim önce Anadolu’daki Şii Safevi İran’ı ezdikten sonra Suriye ve Mısır’ı zaptederek devletin hudutlarını oldukça genişletti. Mısır’ın zaptı ile halifelik tarihinde yeni bir devir başlıyordu. Son Abbasi halifesi el-Mütevekkil Alaallah, halifeliği ve halifelik emanetlerini Sultan Selim’e devretti. Böylece Emevi ve Abbasi hanedanlarından sonra Osmanlı hanedanı halifelik makamına geçmiş oluyordu. Mısır’ın fethinden hemen sonra Osmanlı donanması Kızıl Deniz’de, Hindistan Müslümanlarını tehdit etmeye başlayan Portekiz ile mücadeleye başladı.
Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta geçişinde Mekke şerifi’nin gönderdiği mektupta “Sizler Efrenc’den ve emsalinden memleketler fethetmekle bize ve İslam sultanlarına üstün bulunuyorsunuz” demekle Osmanlı üstünlüğünü kabul ediyordu. Osmanlı padişahları halifeliğe sahip olmakla, kendilerini İslam dünyasının Hıristiyan dünyasına karşı koruyucusu, İslam’ın,Şeriat’ın,Mekke ve Medine’nin, hac yolarının hizmetkarı olarak görüyorlardı. Onlar bu kuvvetin kendilerine Allah tarafından verildiğini düşünüyorlardı.
Osmanlı devletinin en parlak devri bilinen ve Avrupalıların “Muhteşem Süleyman” dedikleri Kanuni Sultan Süleyman devrinde Osmanlı orduları karada ve denizde Hıristiyan Avrupa karşısında büyük başarılar kazanmıştır. Karada bütün Macaristan fethedilip Viyana kapılarına varılıyordu. Denizde ise Ege adalarının zaptından ve müttefik Hıristiyan donanması 1537’de Preveze’de hezimete uğratıldıktan sonra Akdeniz de bir Türk gölü haline getiriliyordu. Akdeniz deki Türk hakimiyeti İspanya ve Portekiz’in devamlı tehdidi altında olan Kuzey Afrika Müslümanlarına yeni bir güç vermişti. Akdeniz in Osmanlı kontrolüne geçmesinden sonra Ümit Burnu’nu dolaşarak Hindistan’a ulaşana Avrupalılar karşısında Hint Müslümanlarını koruma görevini de Osmanlılar üstlenmişti. Kanuni Sultan Süleyman; Hindistan’daki Portekiz tehlikesini bertaraf edebilmek için dört sefer tertip etmiş ve Kızıl deniz’i emniyete almak maksadı ile Yemen ile Güney Arabistan’ı Osmanlı hakimiyetine almış ve Yemen eyaletini kurmuştur. Afrikada daha güneyde ele geçirilen topraklar da Habeş eyaleti tesis edilmiştir. İslam hükümdar ve halifeleri arasında 12 büyük sefere katılmış ve son nefesini bir sefer esnasında vermiş Kanuni’den sonra ikinci bir şahsa rastlanmamaktadır. Kanuni’den sonra fetihler az da olsa yine devam etmiştir. Bu devrede Osmanlı sadrazamı sokulu Mehmed paşa’nın don ve Volga nehirleri arasında bir kanal açtırarak Orta Asya Türk ve Müslümanlarına yardımcı olabilme teşebbüsü de oldukça önemlidir. Yine aynı şahsın Süveyş kanalı teşebbüsü de Hint Müslümanlarına yardım emeline hizmet edecekti.
уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Osmali Devletİ’nİn , Şah İsmaİl’İn Şİİ Propagandacilarina Halvetİyye İle KarŞi Ko уυѕυƒ TaRiH 0 04-02-2008 22:22
Sosyal Güvenlik Reformu’na ’milletvekiline zam’ maddesi LeGoLaS Finans Haberleri 0 03-13-2008 22:35
Kota kalkıyor, AB’yi ’Çin malı’ korkusu sardı LeGoLaS Is Dünyasi ve Meslekler 0 03-13-2008 21:12
İnönü’nün Hitler’le dansının faturası: Refah Faciası LeGoLaS Köşe Yazıları 0 03-11-2008 17:27
ViCTOR HUGO’NUN “NOTRE-DAME’IN KAMBURU” Yaso Kitap Özetleri 0 03-11-2008 09:27


Şu Anki Saat: 22:30


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows