Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 04-03-2008, 19:30   #1
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart aman ıslamı bırakmayın

Allah Mekanini cennet kilsin....
Prof. Dr. Mahmud Es'ad COSAN
26 Agustos 2000 Medine Sohbeti
-------------------------
AMAN ISLAM'I BIRAKMAYIN!
Elhamdü lillâhi rabbil-àlemîn... Ves-salâtü ves-selâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû biihsânin ilâ yevmid-dîn...
Aziz ve muhterem kardeslerim!
Allah cümlenizi dünya ve ahirette sevindirsin, aziz ve bahtiyar eylesin... Ziyaretlerinizi kabul eylesin... Peygamber Efendimiz'in sefaatine erdirsin... Umrelerinizi de kabul eylesin... Tekrar tekrar gelmek nasib eylesin... Çünkü bulusulacak en güzel yer, muhakkak ki burasi...
Peygamber SAS Efendimiz'in bir hadis-i serifinde, bir hadis-i kudsînin bir cümlesinde Cenâb-i Hak buyuruyor ki... Bu bilgiyi Peygamber Efendimiz bildiriyor bize:

(Hakkat mahabbetî lil-mütezâvirîne fiyye) "Benim için birbirlerini ziyaret edenlere, ziyaretlesenlere benim muhabbetim hak olur." Yâni, bir müslüman bir müslümani Allah için ziyaret ederse, Allah'in muhabbeti o ziyaret edene hak oluyor. Ne demek?.. "Allah muhakkak, kesin olarak o kulu sever!" demek.
Simdi siz birkaç kat ziyaret yaptiniz. Bir, ülkeler arasi uçakla gelinen mesafeden buraya geldiniz. Bir de ayrica o otelden, bu otelden, veya falanca yerden bizi görmege geldiniz. Yâni ziyaret içinde ziyaret, nimet içinde nimet, sevap içinde sevap oluyor, elhamdü lillâh... Allah sizleri ve bizleri sevdigi kul eylesin...
a. Hz. Isâ'nin Bebekken Konusmasi
Peygamber Efendimiz bir hadis-i serifinde anlatmis eski ümmetlerin hadiselerinden, olaylarindan. Riyâzus-Sàlihîn'de mevcut bir hadis-i serif. Ben söyle ana metnini okumadan kisaca anlatayim:
"Üç bebek besikte iken konustu." diyor Peygamber Efendimiz. Bu nedir?.. Olaganüstü bir durumdur, olagan durum degildir. Peygamberlerin mucizesidir, ya da evliyâullahin kerametidir. Keramet de, Allah'in ikrami demek. Evliyâyi Allah seviyor da, ikram ediyor. Yoksa, kerametin de kaynagi Cenâb-i Hak'tir. Cenâb-i Hak ikram ediyor. Arapçada keramet, ikram; sunulan, ikram edilen sey mânâsina geliyor.
Konusanlardan bir tanesi, Kur'an-i Kerim'den de biliyoruz, Hazret-i Isâ AS'dir. Meryem Vâlidemiz'e hakaretler, töhmetler, kinamalar yapilip, agir sözler söylenirken, Meryem Vâlidemiz cevap vermedi;

(Feesârat ileyhi) "Isâ AS'i gösterdi. (Kàlû men kâne fil-mehdi sabiyyâ.) Dediler ki: Besikte sabî, küçük çocuk olan bir kimseyi gösteriyorsun bize, ona sorun der gibi; biz onunla nasil konusalim?.."
Sen konusamazsin ama, Allah konusturursa konusulur. Cenâb-i Hak her seye kàdir. O zaman Isâ AS besikte bebek iken dedi ki:

(Kàle innî abdullàh, etâniyel-kitâbe ve cealenî nebiyyâ.) "Ben Allah'in kuluyum!" Bu hepimiz için çok önemli bir söz. Bizim de ayrica cihan halkina söylememiz gereken bir söz. Nedir bu sözün önemi?.. (Innî abdullàh) "Ben Allah'in kuluyum!" dedi.
--Gàyet tabii...
Gàyet tabii ama, gel de bunu Amerikalilara, Avrupalilara, Vatikan'a anlat!..
--Onlar ne diyorlar?..
Onlar tanrilik izâfe ediyorlar, "Allah'in oglu" diyorlar, "Tanri" diyorlar. "God" diye söyledikleri zaman kimi kasdediyorlar?.. Jesus'u, yâni Hazret-i Isâ'yi kasdediyorlar. Yanlis!..
Bu yanlisi da bizim anlatmamiz lâzim! Çünkü, bir kere içinde bulundugumuz yil tevhid yili, Ikibin yili Tevhid yili... Bosa baskalari heveslenmesinler! Cihana hristiyanlik hakim olacakmis da, yahudilik hakim olacakmis da... Öyle sey olmayacak, cihana tevhid hakim olacak!.. Lâ ilâhe illallah hakim olacak, eninde sonunda... Çalisan çalisir, sevabini alir. Çalismayan, mahrum kalir. Ama eninde sonunda Lâ ilâhe illallah gàlip gelecek.
Allah'tan baska ilah yok, tapinilacak mâbud yok, tapinmaya lâyik varlik yok... Lâ ilâhe illallah... Tevhid yilinda biz bunu çesitli vesilelerle anlatacaktik. Meselâ, triko yapiyorsa arkadas, tevhid trikosu çikaracakti, "Allah'tan baska ilah yoktur!" yazacakti, "Lâ ilâhe illallah" yazacakti. Her meslegin sahibi, bu sene onu isleyecekti. Süre azaldi, senenin yarisindan çogu geçti ama, unutmayin göreviniz var, görevimiz var!..
Zâten bütün cihana karsi görevimiz var. Biz Allah'in görevlendirdigi bir ümmetiz. Biz belki farkinda degiliz, "Kim görevlendirmis, ne zaman olmus?" diye ama, ayet-i kerimede:

(Küntüm hayra ümmetin uhricet lin-nâs) "Siz insanlar için çikartilmis, özel, nümûne bir ümmetsiniz." buyruluyor.
Vazifemiz; Allah'in bir oldugunu, yalniz Allah'a ibadet etmek gerektigini insanlara ögretmek. Peygamber SAS Efendimiz'in hayati boyunca yaptigi ve sirkin yaygin oldugu bir yerde sirkin kökünü çikardigi çalisma... Lâ ilâhe illallah.
(Innî abdullàh) "Ben Allah'in kuluyum!" diye Hazret-i Isâ söyledi. Hem besikte söyledi, hem de ahirette söyleyecek. Ahirette de soracagini bildiriyor Allah Kur'an-i Kerim'de:

(Yâ îsebne meryeme e ente kulte lin-nâsittahizûnî ve ümmiye ilâheyni min dûnillâh) "Ey Isâ, sen mi söyledin 'Bana tapinin, anneme tapinin!' diye bu insanlara?.. Sen mi söyledin bunlara?.."
Hayir, o söylemedi. O sonradan çikmis, sonradan hristiyanliga girmis yanlis bir inanç. Hem besikte "Ben Allah'in kuluyum!" dedi, hem de ahirette "Ben Allah'in kuluyum!" diyecek.

(Mâ kultü lehüm illâ mâ emertenî bî) "Ben onlara öyle demedim. Sen bana ne emretti isen, onu söyledim. (Eni'budullàhe rabbî ve rabbeküm) 'Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin!' dedim. 'Bana ibadet edin!' demedim. Zâten ben yalan söylemis olsam, sana mâlûmdur, sen bilirsin yâ Rabbi!" diyecek.
Zâten deseydi, Allah kahrederdi, mahvederdi. Çünkü:

(Velev tekavvele aleynâ ba'dal-ekàvîl. Leehaznâ minhü bil-yemîn. Sümme lekata'nâ minhül-vetîn.) Eger Rasûlüllah kâfirlerin, müsriklerin dedigi gibi yalanci olsaydi, kendiliginden böyle bir sey uyduruyor olsaydi; Allah-u Teàlâ Hazretleri buyuruyor ki: "O zaman ben onun sah damarini kopartirdim, canini alirdim, söyletmezdim!"
Insanlar söylenmeyen seyi sonradan çikartiyorlar.
Uzun bir hadistir ama, kisaca hatirlatmis olduk ki, Ikibin yili içindesiniz, hâlâ görevleriniz var. Lâ ilâhe illallah'i herkese ögreteceksiniz. Türkiye içinde ve disinda...
Türkiye'den biliyor musunuz, bazi insanlarin dinlerini degistirip boyunlarina haç taktigini?.. Ben yayinlarini Avustralya'dan okudum. Hem de, hiç tahmin etmeyecegim bir sol yayinda nesredildi bu bilgiler. Ben ordan internetten bilgiyi aldim, okudum.
Ikibin yilindayiz, Lâ ilâhe illallah'i iyi ögretecegiz. Müslümanligi koruyacagiz, müslümanlari koruyacagiz. Imanimizi koruyacagiz, evlâtlarimizi koruyacagiz. Diyarlarimizi, beldelerimizi koruyacagiz...
Baskalari diyarlarimiza hristiyanligi, küfrü, sirki hakim kilmaga çalisiyor. Hatta putperestligi, puta tapmayi hakim kilmaga çalisiyor.
Tabii tapinilacak seylerin de, baskalarinin bilmedigi ama sizin bildiginiz birtakim görünmeyenleri var. Meselâ, nefse tapmak... Nefsin arzusunu dinlemek nedir?.. O da nefse tapmaktir. Allah'in emrini tutmayip da nefsin arzusuna, hevesine, hevâ-yi nefse uymak nedir? O da nefse tapmaktir.

(Eferaayte menittehaze ilâhehû hevâhü) [Hevâ ve hevesini tanri edinen kimseyi gördün mü?] diye, Kur'an-i Kerim'de buna isaret buyruluyor bu ayet-i kerimede.
Çok kimseler nefsine tapiyor. O zaman onlara da, "Birakin nefis putuna tapmayi, Allah'a kulluk edin, Allah'a itaat eyleyin, Allah'i dinleyin, Allah'in emrini tutun!" demek vazifesi var yâni. Ikibin yilinin, Tevhid yilinin görevleri arasinda, nefsine tapanlara da "Tapmayin!" demek var. Allah'tan gayriye, haça, puta, ite, ata, oda tapinanlara da "Tapmayin!" demek var.
Od eski Türkçede ates mânâsina. Odlara yanmak, ateslere yanmak demek. Kimisi de atese tapiyor ya... Onlara da hakki söyleyeceksiniz.
Bir de Allah'i kabul edip de, "Iste bu Allah'in ogludur, bu Allah'in susudur, busudur..." diye yine ona sirk kosanlar var. Onlara da söyleyeceksiniz.
Hazret-i Isâ öyle söylemedi; (Kàle innî abdullàh) "Ben Allah'in kuluyum!" dedi. (Etâniyel-kitâbe ve cealenî nebiyyâ) "Allah bana bir kitap verecek ve ben Allah'in peygamberi olacagim!" diye besikte iken söyledi.
Besikte konusanlardan birisi Kur'an-i Kerim'in bildirmesiyle, Hazret-i Isâ'dir. Ikinci konusan çocuga gelince:
Abidin birisi bir iftiraya ugramis. Adamcagiz mâsum iken, Allah'in salih bir kulu iken, ibadet eden bir kulu iken, ona iftira atmislar. O zaman bebek diyor ki:
"--Hayir ben bu abidden olma bir çocuk degilim, falanca çobandan olma bir çocuguyum! yalan söylüyorlar, iftira atiyorlar." diyor.
Bir de o var. Eski ümmetlerde olan bir sey. Cenâb-i Hak bir haksizligin böylece önünü kesmis, salih bir kulunu iftiradan korumus.
b. Mü'minlerin Atese Atilmasi
Üçüncüsü... Üçüncüsünü anlatmak için ben zaten bu hadis-i serifi seçtim:
Eski zalimlerden bir zalim hükümdar, kavminin dinini birakip da hak yola girenleri, Allah'in hak peygamberine tabii olanlari öldürtüyormus. Öldürtmek için de derin hendekler açtiriyormus. Içinde atesler yaktiriyormus. Inananlari, mü'minleri atesin yanina kadar getirip soruyormus:
"--Vazgeçecek misin imanindan, vazgeçmeyecek misin?.. Gelecek misin bizim inancimiza, gelmeyecek misin?.."
"--Gelmeyecegim!" derse, ittirtiyormus atese, yaktirtiyormus.
Kur'an-i Kerim'de bu Bürûc Sûresi'nde Ashàb-i Uhdud diye geçiyor.

(Kutile ashàbül-uhdûd. Ennâri zâtil-vekd. Iz hüm aleyhâ kud. Ve hüm alâ mâ yef'alûne bil-mü'minîne sühûd.) [Tutusturucu malzeme ile dolu o ates hendeklerinin sahipleri gebertilmislerdir. O zaman onlar o atesin etrafinda oturucu idiler. Onlar iman edenlere yapacaklari iskenceler hususunda hükümdarlari nezdinde sahitlik edeceklerdi.]
Iste burda mü'minler ne yapiliyor?.. Atese itiliyor, yakiliyor. Imanini birakmazsa, mü'min olarak kalmakta israr ederse, cezalandiriliyor. Dünyevî ceza... Atiliyor atese, yakiliyor.
Bir kadini da getirmisler, mü'min bir kadin, kucaginda yavrusu var, bebegi var... Atesin yanina ite kaka getirmisler. Demisler ki:
"--Birak inancini, bizim tarafa geçtigini itiraf et, söyle!.."
Kadin da mü'min ama, tereddüt etmis:
"--Acaba ben sebat edip atese atilsam mi? Bu çocukcagiz benim yüzümden yanacak, küçük bebek; yoksa onlarin dedigini söyleyip, çocugun hayatini kurtarsam mi?.." diye.
Bunu anlatiyor Peygamber Efendimiz. Simdi böyle bir durumda kaldiginiz zaman, sizin ne yapacaginizi bir düsünün!.. Allah böyle kötü durumlara düsürmesin...
Simdi Islâm'in ahkâmini bozan çok büyük bir hastalik var: Ayetleri, hadisleri, dinin esaslarini yanlis taraflara yorumlama, çekme adeti var. Dini bozan bunlar.
"--Allah gafûrur-rahîmdir, affeder."
Herkesi affetmez. Cehennemi neden yaratti?.. Affetmeyip de cezasini verecekleri de var.
"--Güzele bakmak sevap..."
"--Su kadar içki içersen, orda alkol miktari az, zarar etmez."
Yalan, te'vil, bilmem ne... "Ne yapalim, iste söyle oldu da, ondan yaptik..." filân.
O hanimin yerinde biz olsaydik, "Su bebegin hayatini kurtaralim!" derdik. Ama Peygamber Efendimiz hadis-i serifinde anlatiyor ve Peygamber Efendimiz'in bizim düsündügümüz gibi düsünmedigini biz ordan anliyoruz.
Çocuk dile geliyor. Konusan çocuklardan üçüncüsü de bu... Kucaktaki bebek dile geliyor:
"--Aman annecigim, imani birakma!" diyor.
O da Allah'in bir konusturmasi. Olagan durum degil olaganüstü durum...
Simdi muhterem kardeslerim! Atesin kenarina kadar getirilip öldürülmek üzere olan bir insan... Bir de mazereti uydurmak için bir gerekçe daha var, kucagindada bir çocuk... O çocugun bile dile gelip, konusup, "Aman anne imanindan vazgeçme!" demesi, yâni "Ölsen bile imanindan vazgeçme!" demesi ve bunu Peygamber Efendimiz'in anlatmasi ne kadar önemli!.. Bunun üzerinde çok derin olarak düsünmenizi istiyorum. Düsünmemiz lâzim!... Bu noktayi kaçirmamak lâzim!..
Hayat efsanedir, hayaldir, rüzgar gibidir, yel gibidir, geçer, geçiyor. Ben yasimi söylesem, dilinizi yutarsaniz, hayretten dudaginizi isirirsiniz. Halbuki ben kendimi hâlâ ortaokul çocugu gibi görüyorum, hatta ilkokul çocugu gibi... Uzun yillar yasadik ama, nasil geçtigi anlasilmiyor. Rüzgar gibi geçiyor, çok çabuk geçiyor. Bu hayat bitiyor.
Peygamber Efendimiz'in bize verdigi bir ilâhî teminat var, garanti var. Diyor ki:
"--Emr-i ma'ruf, nehy-i münker eceli yaklastirmaz."
Yâni, "Sen dogruyu söyledin diye seni öldüremezler!" diyor Peygamber Efendimiz. Ama biz öldürebilirler saniyoruz. Bizim imanimizda eksiklik var. Öyle saniyorsak, imanimiz Peygamber Efendimiz'in ögrettigi iman degil.
Türkiye'de maalesef arkadaslarin arasinda konusuluyor, herkes: "Aman ihtiyat edelim, bilmem ne yapalim!.." diye düsünüyor. Peygamber Efendimiz de diyor ki:
"--Cihadin en üstünü zâlim hükümdara karsi hak sözü söylemektir."
"--Emr-i ma'ruf nehy-i münker yapin! Emr-i ma'ruf nehy-i münker insanin ömrünü kisaltmaz, eceli öne getirtmez." diyor.
Demek ki, dogru sözü söyleyecegiz. Demek ki haktan, imandan asla ayrilmayacagiz!
Ama hep te'vil ve ayrilma yolunda millet... Demek ki, büyük bir hastalik var. Dinin kökeninde olmayan, aslinda olmayan, yanlis bir zihniyet kazanmisiz. Islâm'in ruhuna, köküne, özüne aykiri olan bir zihniyet kazanmisiz.
Her yerde hakki söyleyecegiz! "Hakki söylemeyip, susup hesap yapan dilsiz seytandir." diyor Peygamber Efendimiz. Demek ki, hakkin söylenecegi yerde söylememe durumu, seytânî bir davranistir.
Onun için, burada dua yerinde, dua zamaninda, dualarin kabul oldugu bir ibadeti, umre seyahatini yaparken Cenâb-i Hakk'a dua edelim ki, Cenâb-i Hak bize takatimizden fazla yükler yükleyip, yapamayacagimiz mükellefiyetlerle bizi basarisiz duruma düsürmesin... Biz zayif kullarini zorlamasin Cenâb-i Hak; bir...
Ikincisi: Cenâb-i Hak bir sey takdir eylemisse, basimiza bir imtihan gelmisse de, o imtihanda bizim ayagimizi kaydirmasin... Bizi sasirtmasin...
Hakki söylemeyi, güzel güzel söylemeyi, sakin sakin söylemeyi, ama hakki söylemeyi, imani birakmamayi, Islâm'i birakmamayi nasîb etsin... Allah cümlemize dinde sebat ihsân etsin... Sabit kadem olmayi, vefali olmayi nasib eylesin...
Allah hepinizden razi olsun...
Elfâtihah...
26. 08. 2000 - Medine
Prof. Dr. Mahmud Es'ad COSAN
27 Agustos 2000 Medine Sohbeti
-------------------------
BELÂ VE DUA
Elhamdü lillâhi rabbil-àlemîn... Ves-salâtü ves-selâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû biihsânin ilâ yevmid-dîn... Emmâ ba'd.
a. En Sevapli Is: Ilim Ögrenmek
Müslümanin sevap kazanmasi için yapacagi islerin en basinda ilim ögrenmek gelir. Hatta bir büyük mübarek alime sormuslar ki:
"--Ömründen bir gün kalsa, bir gün kalsa, ertesi gün ölecegin sana bildirilse, mâlum olsa; o bir günü neyle geçirirdin?.."
Anlamak istemisler yâni, "Bu mübarek âlim en son gününde ne ile mesgul olacak? Artik dünyadan ayrilma zamaninda en sevapli islere sarilir muhakkak, bakalim neler yapacak, hangi dualari edecek?.." filân gibi merak etmisler demek ki, "Ne yapardin?" diye sormuslar
"--Ilim ögrenirdim." demis.
Halbuki ilim amel etmek içindir. Bir gün ömrü var, ilim ögrenecek, ondan sonra ölecek. Uygulama zamani yok ama, uygulama zamani olmasa bile, ilim ögrenmenin en sevapli is oldugu buradan anlasiliyor.
O bakimdan tabii müslümanin müslümani ziyareti, konusmasi, bulusmasi, sohbeti güzeldir. Ama sohbetin dînî bir sohbet olmasi daha da çok kazanç vesilesidir. Yâni otursak, "Nasilsin, iyi misin?.." desek, "Tarla nasil, bahçe nasil, mahsül nasil?.." desek, muhabbet ya, dostluk, ahbaplik ya, ordan gene sevap alir insan... Çünkü müslümanin müslümani sevmesi sevap kaynagidir. Kardes olmasi, derece kaynagidir, yâni üstün derece almasina sebeptir. Ama bir de böyle ilim olursa, daha iyi olur, kazanci daha çok olur.
Bir de insan dünya kelâmi konusurken, hatasi çok oluyor. Çok gülüyor, çok saka yapiyor insan, belki dogru söz çikiyor agzindan, belki yanlis söz çikiyor...
Onun için, ben bu toplantimiz da böyle sevapli, hayirli, feyizli geçsin diye; sözlerin en güzeli Kur'an-i Kerim ve hadis-i serifler oldugu için, bana hediye edilen kitaptan bir sayfa açtim, ne gelirse onu okuyayim diye. Dogrusu ben bunu okumak istemezdim size, ama bu sayfa çikti. Onun için burdan hadis-i serifleri okuyorum. Kur'a ile açayim da ne çikarsa onu okuyayim dedigim için, çikani okuyorum. Ne yapayim, artik okuyacagiz onu.
Ama düsündüm sonradan da, herhalde siz burdan bazi dersleri alasiniz diye, Cenâb-i Hak bunu çektirtti diye düsünüyorum.
b. Kula Belâlarin Gelmesi
Ibn-i Ebid-Dünyâ isimli hadis alimi (Rh.A), Enes RA'den rivayet etmis ki, Peygamber Efendimiz söyle buyurmus:

(Izâ ehabballàhu abden ev erâde en yusàfiyehû sabbe aleyhil-belâe sabbâ, ve seccehû aleyhi seccâ. Feizâ deal-abdü kàle: Yâ rabbâhu! Kàlellàhu: Lebbeyke abdî, lâ tes'elnî sey'en illâ a'teytüke immâ en uaccilehû leke ve immâ en eddahirahû leke) Sadaka rasûlüllàh.
Burda bir kaç türlü ferahlatici, sevindirici, müjdeci bilgi var. Enes RA'den rivayet olunduguna göre Peygamber Efendimiz buyurmus ki:
(Izâ ehabballàhu abden) "Allah bir kulu sevdi mi, Allah bir kulu sevince; (ev) yahut, (erâde en yusàfiyehû) onu sâfîlestirmek isteyince..." Saf degil, katisigi var; tertemiz degil, kiri, pasi var... Kirlerden, katisiklardan temizleyecek, tertemiz olacak, sâfîlestirecek. "Sâfîlestirmek istedigi zaman, (sabbe aleyhil-belâe sabbâ) onun üzerine belâyi sagnak gibi yagdirir."
Sabbe, dökmek demek. Meselâ bardagi alip dökmek. Nehir saril saril akar böyle, dökülür. Munsab denir nehrin agzina, deltasina... Yâni suyun, herhangi bir seyin bol bol dökülmesi mânâsina.
"Allah belâyi onun üzerine bol miktarda döker, döker de döker." Neden?.. "Sevdigi zaman, yahut da sâfîlestirmek istedigi zaman. Meleklestirecek, berraklastiracak, tertemiz edecek, billur gibi yapacak, saf altin gibi yapacak... Öyle yapmak istedigi zaman, belâyi üzerine döker."
(Ve seccehû seccen) Secce, soruldatmak demek, soruldamak demek. Meselâ haci kurbani keser, sarr diye kani akar, fiskirir. Fiskirmak demek, soruldamak demek. Onun için, Peygamber Efendimiz hadis-i serifinde buyurmus ki:

(El-haccü accün ve seccün) Ne kadar güzel! Üç kelimeyle dünya kadar mânâyi ifade ediyor Peygamber Efendimiz: (El-haccü) "Hac yapmak, hac vazifesini yapmak, Islâm'in bes sartindan biri olan hacci yapmak..." Neden ibarettir? (Accun ve seccün)
Acc, bagirmak demek. Hacilar niye bagiriyor? "Lebbeyk allàhümme lebbeyk... Lebbeyke lâ serîke leke lebbeyk... Innel-hamde ven-ni'mete leke vel-mülk... Lâ serîke lek..." Herkes bagiriyor, kocaman bir ses oluyor, gök gürültüsü gibi ugulduyor. Hacilar tepeye çiktigi zaman, vadiye indigi zaman bagiriyor. (Accün) Bir, böyle yüksek sesle lebbeyk haykirmasi...
Ikincisi de, (seccün); soruldatmak demek. O da ne?.. Kurban kesmek. Hacc-i temettü' yapiyor, hacc-i kiran yapiyor; geliyor, hedyini sevkediyor, kurbanini kesiyor, kani soruldatiyor, akittiriyor, Allah rizasi için kurban etlerini dagitiyor, sevaplari kazaniyor.
Burda da o kelimeyi kullanmis Peygamber Efendimiz: "Belâyi döker, soruldatarak, saldir, suldur döker." Yâni çok belâ gelir, tek tük degil, az degil, çok çok gelir.
Belâ ne demek?.. Insanin basina, Allah'in musallat ettigi üzücü olaya belâ derler. Ibtilâ da derler. Ibtelâhû demek, basina belâ sarmak demek. Allah onu mübtelâ kilar. "Ben mübtelâ oldum." derler ya, "derde mübtelâyim, giriftârim" derler.
Ama bu denemek için yapildigindan, belâ, yoklamak ve anlamak mânâsina geliyor. Kul belâya ugratiliyor; "Bakalim davranisi nasil olacak? Bakalim cevabi ne olacak, soruya karsiligi ne olacak?.." diye.
Müslümanin sikici bir olay karsisinda cevabi ne olur?..
1. Sabir olur. Allah'tan geldigini bilir, sabreder.

(Innâ lillâhi ve innâ ileyhi râcin) "Biz Allah'in kullariyiz, ona dönecegiz." der. "Bunlar imtihan, elbet böyle olur." der. "Innâ lillâh, ve innâ ileyhi râcin" dedikçe, sevabi da çok olur zâten.
Itiraz etmez. Çünkü basina gelen olaya sabretmeyen, tahammül etmeyen, itiraz eden, Cenâb-i Hakk'in takdirâtina, mukadderâtina razi olmamis demek olur. O da yanlis bir seydir. Cenâb-i Hak takdir etmis. Cenâb-i Hak istemese, yaprak kipirdamaz yerinden, çöp oynamaz, toz uçmaz. Her sey Cenâb-i Hakk'in takdiriyle oluyor, hikmetle oluyor, bir sebeple oluyor.
Biz Allah'tan hayir istiyoruz ama, her zaman da ögrenciye ögretmeni istedigi soruyu sormaz. Baska yerden sorar, bilmeyecegini anlar. Ummadigi yerden sorar. Çocuklar:
--Aaa, hocam, bu soruyu hiç beklemiyorduk!..
--Beklemiyordunuz tabii, ben sizin çaliskanliginizi burdan anlayacagim. Çalisan belli olsun diye yapacagim!
Belâ imtihan demek yâni, bir bakima. Allah-u Teàlâ Hazretleri imtihanlari, üzücü olaylari döker üstüne, hem de saldir saldir döker. Seccün, secce diye bildirmis.
Simdi bundan dolayi insan üzülebilir, "Eyvah!" der, iki arada bir derede kalir. Hem Allah'in sevgisini ister kul, hem de belâyi istemez. Allah sevsin diye ister ama, hep de kaymakli kadayif ister. Kaymaksiz olursa bile biraz hoslanmaz, ille üstünde bir hâlis Afyon kaymagi olsun diye ister.
Iste orda bir sey var ama, insanin mânevî kemâliyle ilgili bir husustur. Manevî kemâliyle ilgil oldugundan, en yüksek sahislar, Allah'in atâ ve ikramini gelmesi kadar, belânin gelmesinden "Hadi bize kazanç kapisi açildi." diye sevinirler. Onu da bir nimet olarak kabul ederler. Tabii bunu herkes anlayamaz. Âvam anlayamaz. "Aaa, bu ne biçim is?" der, o anlayamaz ama, yukardaki esrari bildigi için, kaderin cilvesini bildigi için ondan da memnun olur. Onu da okuyacagim, o hadis de var burda.
c. Kulun Duasinin Kabul Edilmesi
(Feizâ deal-abdü) "Kul dua ettigi zaman..." Belâ geldi, kulun yapacagi sey; bir, sabretmektir; iki, dua etmektir. Kulun elinde iki tane is var: Sabretmek, dua etmek. Her sey Allah'tan... Hem sabredecek, hem de dua edecek.
Dua ne oluyor? Dua ibadet oluyor. Dua sevap oluyor. Dua, Allah'in sevdigi bir davranis oluyor. Dua ibadetin iligi, özü, esasi oluyor, kaymagi oluyor. Millet duanin önemli oldugunu bilmiyor. Namazi ibadet olarak saniyor da, ondan sonra duanin ibadet oldugunu bilmedigi için, "Esselâmü aleyküm ve rahmetullah... Esselâmü aleyküm ve rahmetullàh..." deyince, pabucunu alip gidiyor. Niçin dua etmedin?.. Olmasa da olur saniyor.
A saskin kardesim, dua da ibadet!.. Allah duayi sever. Kulunun tazarrusunu, niyazini sever Allah. Kul boynunu büküp de, gözünü kapayip da dua etti mi, memnun olur.
Burada da buyuruyor ki: (Feizâ deal-abdü kàle yâ rabbâhu) "Kul dua edip de 'Aman yâ Rabbi, ey benim mevlâm!" dedigi zaman..." Yâ Rabbâhu demek, ey benim mevlâm demek. Böyle dedigi zaman, (Kàlallàhu teàlâ) Allah kuluna, (Lebbeyke abdî) "Söyle ey kulum, buyur!" der, (Lâ tes'elnî sey'en illâ a'teytüke) "Bir sey istedin mi mutlaka sana verecegim! Madem öyle elini kaldirdin, duaya basladin; ister istemez istedigini verdim gitti. Verecegim ey kulum!" demektir.
Amma bu verme nasil olur?.. Bu verme iki sekilde olur: (Immâ en uaccilehû) "Ya istedigini pat diye veririm dünyada." Bu dünyadayken verir. Araba mi istersin, al âlâsi, ev mi istedin al evin büyügü... Çocuk mu istedin al sana nur topu gibi evlât... Para mi istedin, al sana para, is, güç vs...
Ya dünyada verir, yâhut da, (ve immâ en eddahirahû leke) "Kabul ettim duani, verecegim, ahirette vereyim kulum." diye ahirette verir.
Neden ahirette?.. Cenâb-i Hakk'in hikmetlerini biz bilmeyiz ama, neden bazisini ahirette veriyor, bazisini dünyada veriyor bilmeyiz biz ama; bazen kul duasinda olmayacak sey ister... Kendisi bir sey ister de, baska bir kul da baska bir sey ister. Meselâ; çömlekçi çömlekleri yaptigi zaman günes ister, disariya çikartip kurusun diye. Öbür taraftaki komsusu da bahçede ziraat ekmistir, o da "Yâ Rabi, yagmur ver!" der. Ikisi de salih insan, ne olacak?.. Cenâb-i Hak birisininkini ahirette mükâfat olarak verir. Öyle olabilir.
Yahut da kul der ki:
"--Yâ Rabbi bana su ilâci ver! Hastayim yâ Rabbi, su agrimi geçirmek için su marka ilâci bana gönder!"
Cenâb-i Hak söyle bir bakar, bilir; bu ilâci o alirsa ölecek. Aliyor ama, o ilâç dokunacak. O zaman vermez ona... O istedigini vermez ama, dua etti diye ahirette mükâfâtini verir. Hem de ahirette mükâfat verince, insanlar o kadar çok sevineceklermis ki, "Keske dualarimizin hepsi ahirete tehir olsaymis." diyeceklermis.
Bir insan: "Dua ettim de duam kabul olmadi." demeyecek. Bu edebe aykiridir. Islâmî terbiyeye, irfana, ihlâsa aykiridir.
--Cenâb-i Hakk'a ben dua ettim, kabul etmedi duami...
Ne biliyorsun sen, nereden biliyorsun? Belki ahirette verecek. Bu edepsizlik olur.
d. Allah'tan Afiyet Isteyin!
Muhterem kardeslerim, bu biraz böyle acem kilici gibi, iki tarafi keskin bir hadis-i serif. Üzülebilir bir insan, endise de edebilir. Sevinçli taraflari da var. "Kulum lebbeyk, buyur!" diyor. Lebbeyk ne demek? "Kat kat, katmerli emrindeyim!" demek. Lebbeyk, tesniye sîgasidir, ikil sîgadir. "Bir defâ emrinde degilim, çift kat emrindeyim, katmerli emrindeyim!" demek. Yâni Cenâb-i Hak lütfediyor.
Onun için, basiniza üzücü olaylar gelirse, baskilar, sikintilar, dertler, tasalar, hastaliklar, gamlar, kederler; ailesinde, malinda, dükkâninda, isinde, çolugunda, çocugunda, torununda, damadinda, kizinda bir seyler olursa; sabretmek, dua etmek lâzim! Duanin da kabul olmadigi zannina düsmemek lâzim! Çünkü seviyor Allah. Seviyor dua etmesini, "Imtihani kazansin da, sevap vereyim!" diye sevdiginden veriyor o belâyi. Bir de sâfîlestirmek istiyor, kulun sâfî olmasini istiyor, ondan veriyor.
--Pekiyi hocam, belâ isteyebilir miyiz? Verir mi acaba? Mâdem belânin arkasinda bu kadar kâr oluyormus; ben biraz fedakârlik yapayim, babayigitlik yapayim, belâ isteyeyim...
Belâ istemek yok!.. Ne var?.. Afiyet istemek var. Peygamber SAS Efendimiz buyurmus ki:
"--Allah'tan bir sey istediginiz zaman, istediginiz seylerin en iyisi afiyettir. Afiyeti isteyin!"
Afiyet ne demek?.. Maddî sikintilardan, zararlardan, hastaliklardan uzak olmak; iki, mânevî gamlardan, kederlerden, üzücü seylerden uzak olmak demek. Çok derli toplu bir kelime...
Peygamber Efendimiz'in ögrettigi bir dua var, afiyet duasi:

(Allàhümme innî es'elüke) "Yâ Rabbi ben senden istiyorum; (el-afve) affolunmayi, (vel-àfiyete) ve esen olmayi, (ve muàfâted-dâimete) ve daimi bir esenligi, hoslugu, iyiligi istiyorum; (fid-dîni) dini konularimda, (ved-dünya) su hayatimda, (vel-ahireh) ahirette..."
Simdi, bir insanin dininde afiyet disi, afiyete aykiri durum ne olur?.. Namaz kilmamaya baslar, gevsemeye baslar, harama bakmaya baslar, yamulmaya baslar, ayagi kaymaga baslar... Dini zarara ugruyor, dini gidiyor, yazik oluyor adama!.. Aman dinimizde böyle hasar, zarar, ziyan olmasin...
(Ved-dünya) Dünya demek; simdiki hayat demek. Dünya demek, yerküre demek degil... 90 kuzey enlem, 90 güney enlem, 180 dogu meridyen, 180 bati meridyen, böyle çizgi çizgi yerküre demek degil dünya... Bütün ayetlerde ve hadis-i seriflerde dünya kelimesi geçtigi zaman, kesinlikle bu mânâya degil. Ne mânâya?.. Su yasadigimiz hayat mânâsina. Simdi neredeyiz? Dünyadayiz. Ne demek?.. Ahirete göçmedik, simdiki hayattayiz demek.
Ahiret ne demek?.. Bu hayattan sonraki öteki hayat demek. Dâr-i dünya, bu simdiki hayatimizin mekâni; dâr-i ahiret öldükten sonraki öbür hayatin mekâni... Dünya yurdu, ahiret yurdu.
Bizim anladigimiz, simdi dünya dedigimiz zaman; iste dünyanin alti kitasi var, su kadar okyanusu var, kutuplari var vs. Ona Araplar ard [arz] derler. Yâni ayri kelimesi var. (Semâvâti vel-ard) "Semâlar, yâni gökler ve yeryüzü." Ayri kelimeler. Dünya deyince, simdiki hayatimiz demek.
"Dünyayi tercih ediyor bu adam, ahireti tercih etmiyor." Ne demek? Bu hayati yasamaya koyulmus, öteki hayati düsünmüyor demek. Bu dünyada isi is, keyfi tikirinda, akli fikri dünya ile... Ne demek?.. Sadece bu dünya için çalisiyor demek. Aklinda is, toplanti, almak, vermek, senet, sepet, protesto, mahkeme, kâr, zarar, ziyan, vergi kaçirma vs. akli hep onlarla mesgul.
.....................
28. 08. 2000 - Medine
Prof. Dr. Mahmud Es'ad COSAN
27 Agustos 2000 Medine Sohbeti
-------------------------
ALLAH'I ZIKRETMENIN ÖNEMI
Aziz ve muhterem kardeslerim!
Güzel bir beldede günlerimiz geçiyor. Peygamber Efendimiz'in mescidinde kilinan bir namaz, baska yerde kilinan namazlardan bin kat daha sevaplidir, Mekke'deki Mescid-i Harâm hariç; orada yüzbindir çünkü.
a. Allah'i Zikretmenin Mükâfâti
Iki gündür Osman kardesimize asr-i serif okumasini teklif edince, hep zikrullahla ilgili ayetlerden okudu. O bakimdan, önce biraz zikrullah hakkinda mâlumat tazelemek istiyorum.
Dünkü okuyusunda:

(Yâ eyyühellezîne âmenüzkürullàhe zikran kesîrâ.) diye okudu. "Ey iman edenler! Allah'i çok zikir ile zikreyleyiniz, çok fazla zikir ile zikrediniz. (Ve sebbihhu bükraten ve esîlâ.) sabahleyin, aksamleyin Allah'i tesbih eyleyiniz, onu tesbih eyleyiniz."
Bugünkünde de:

(Fezkürûnî ezkürküm veskürûlî ve lâ tekfurûn) Bu ayet-i kerime, daha öncesindeki ayet-i kerimeye fe ile baglidir aslinda. Yâni Cenâb-i Hak fazl-u kereminden, alemlere rahmet olarak peygamber göndermis. Peygamber Efendimiz'in sifatlarindan birisi de Rahmetullah'tir, Allah'in rahmetidir. Rahmeten lil-àlemîn'dir, âlemlere rahmet olarak gönderilmistir. "Ben size böyle cennet yolunu gösteren, bilmediginiz mânevî bilgileri ögreten bir peygamber gönderdigim gibi; (fezkürûnî) binâen aleyh siz de beni zikrediniz. Öyle yaparsaniz, (fezkürküm) ben de sizi zikrederim. (Veskürû lî) Bana sükrediniz, (ve lâ tekfurûn) küfrân-i nîmette bulunmayiniz." ayet-i kerimesini ve devamini okudu.
Allah'i zikretmek çok önemli bir ibadettir ve bu zikrullah sözü çok genis kapsamlidir. Yâni anlaminin kapladigi alan çok genis olan bir sözdür. Bir kere, ilk hatirimiza gelen, "Allah Allah..." demek, "Lâ ilâhe illallàh, lâ ilâhe illallàh..." demek, "Subhànallah, Allah-u ekber..." demek, salât ü selâm getirmek, "Hasbünallàh" demek... Bunlar zikrullahtir, tamam. Mübarek kelimeleri, esmâ-i hüsnâyi zikretmek, dinin ana inançlarini kisa kelimelerle özlü olarak ifade eden sözleri söylemek zikirdir. "Lâ ilâhe illallah, Hasbünallah, Allàhu ekber, Sübhànallah, Elhamdü lillâh, Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh..." veya "Yâ Lâtîf, yâ Hak, yâ Mevlâ, yâ Rabb!.." gibi seyler. Bir zikir budur.
Baska?.. Kur'an-i Kerim zikirdir. Zâten Kur'an-i Kerim'in çesitli isimleri var, isimlerinden bir tanesi de zikirdir.

(Innâ nahnü nezzelnez-zikra ve innâ lehû lehàfizn.) [Zikri (Kur'an'i) kesinlikle biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacagiz.] Demek ki insan Kur'an okudugu zaman zikretmis oluyor. Tavsiye ederiz, burada bulunmaniz, ikàmetiniz esnâsinda Harem-i Serif'te insaallah Kur'an'i çok okuyun ve mümkünse, tamamlayabilirseniz bir hatim tamamlayin! Çünkü Kur'an okumak da zikirdir, hem de en güzel zikir yolundan birisidir. Ayni zamanda bilgilenmis de oluyor insan. Dininin inceliklerini ögrenmis oluyor.
Namaz kilmak da zikirdir. Namazin da bir adi o bakimdan zikir diye geçiyor.

(Ve lezikrullàhi ekber) [Allah'i anmak, elbette (ibadetlerin) en büyügüdür.] Ayet-i kerimesinde kasdedilen namazdir. Çünkü hem söz olarak Subhànallàh, Allàhu ekber, Lâ ilâhe illallah sözleri geçiyor namazda, hem Kur'an geçiyor. Binâen aleyh, iç içe zikirler var. Yâni böyle sakal-i serifin çesitli örtülere sarildigi gibi, zikir içinde zikir, zikir içinde zikir var.
Ulûm-u dîniyye zikirdir. Yâni insanin dinini ögretmek için konusulan bütün sözler zikirdir. Isterse içinde Allah sözü, Rasûlüllah sözü geçmesin. Meselâ miras hukuku: Vefat ettigi zaman, annesinden kiz ne kadar miras alacak, oglan ne kadar miras alacak, koca ne kadar miras alacak?.. Bu bir hesap meselesi. Bir de maddiyat meselesi, para, malin, paranin, emlâkin bölünmesi meselesi. Tamam, bunun ögretilmesi. Ilm-i ferâiz deniliyor buna. O da zikirdir. Içinde isterse o esnâda "Lâ ilâhe illallah", "Allah" veya "Rasûlüllah" sözü geçmesin... Konusulan sözün o fikrasinda o sözcükler geçmese bile, gene zikirdir. Çünkü sonuç itibariyle Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin emirleri ögreniliyor. Buyrugu neymis, yasaklari neymis; o ögreniliyor. Dinî ilimlerin hepsi, onlarla mesgul olmak zikirdir. Bir insan otursa hocasiyla, sabah namazindan sonra öglene kadar okusa, ferâiz ilmini okusa, o kadar vaktini zikirle geçirmis olur.
Binâen aleyh, ilim ögrenmeye de çok dikkat edin! Hele gençken insanin ögrendigi bilgiler, hatirinda çok iyi kaliyor. Çocuklarin gençlik çagi geçmeden, onlara ilim ögretin! Ne kadar çok ögretirseniz, ne kadar tatli bir seklide mesgul ederseniz, o kadar iyi olur. Tatli bir sekilde diyorum, yâni tatsiz tarzda olmasin, kabak tadi vermesin, tadi kaçmasin, tatli bir sekilde sevdirerek demek istiyorum. Ilimle ugrasmak zikirdir.
Bir de zikir konusunda benim size ikaz olarak söyleyecegim isin en mühim tarafi: Bir insan eger Allah'a itaat ediyor ise, mutî ise, Allah'in istedigi, emrettigi tarzda islerini yapiyorsa, o anda Allah'i zikrediyor demektir. Çünkü o anda Allah'in rizasi dogrultusunda bulunuyor. Allah'i zikrediyor demektir. Eger tesbih çekmesi, dilinden o sözlerin geçmesi, öteki zikirlerin geçmesi az bile olsa, Allah'i zikrediyor demektir; bir.
Eger Allah'a isyan yolundaysa, rizasina aykiri isler yapmakla mesgulse... Diyelim ki kahvehanede birileri kumar oynuyor. O da sandalyeyi çekmis, kumar oynayanlarin seyirlerine bakiyor, seyrediyor. "Ay su, su karti atti. Ötekisi söyle yapti..." Bu ne?.. Günaha bakiyor, günahla mesgul... Yahut kahvede oyun oynuyor vs. Ha, isterse o esnada elinde tesbih, dilinde zikir olsa bile, Allah'i zikretmiyor demektir.
Binâen aleyh zikir, Allah'a itaat sartiyladir. Bunu da hiç unutmayalim! Televizyon seyrediyor, günahli bir halde, günahli bir yolda... O zaman zikretmiyor demektir. Artik misalleri siz beyninizden buluverin. O anda insanin yaptigi is günahliysa; elinde tesbih, dilinde kipirti olsa bile, zikretmiyor demektir. Çünkü o andaki hâli Allah'in rizasina uygun degil.
Burda tabii iki seferde de bu zikir ayetlerinin gelmesi mânîdardir. Vaktimizi zikirle geçirelim, bos geçirmeyelim diye bir mânêvî isarettir hepimiz için. Çünkü burada yapilan ibadetlerin sevabi çoktur. Vakti bosuna geçirmemesi lâzim insanin, her yerde vazifesi ama, özellikle burada az bir zaman bulunacaksiniz, misafirsiniz, gideceksiniz. Burada vaktin güzel geçmesi, zâyi edilmemesi, nefeslerin bosa harcanmamasi daha önemli oluyor. Onun için burada zikre daha çok dikkat etme ihtiyaci var. Vakitlerinizi Allah'in zikriyle mesgul olarak geçirmeye gayret edin!
Biliyorsunuz, ibadetlerin umûmî kaide olarak zahmeti çok oldukça sevabi çogalir. Ibadetlerin en çok sevap kazandirani, en zahmetlisidir. Kural budur ama, belki zikrullahi bu kuralin disinda görebiliriz. Istisnâi bir meziyeti var zikrullahin. Zikrullah en kolay ibadet oldugu halde, en sevaplidir. Hadis-i seriflerde Peygamber Efendimiz buyuruyor:
"--En sevapli mesguliyet, ibadet zikrullahtir."
Halbuki çok kolaydir. O kadar kolaydir ki hasta insan bile yapabilir. Felçli insan bile yapabilir. Suuru yerindeyse, dudagi kipirdayamiyor ama içinden Allah der. Adamcagiz parmagini kipirdatamiyor, o kadar dermansiz, halsiz... Ama zikrullah yapabiliyor. O kadar kolaydir, o kadar hafiftri.
Sonra Cenâb-i Hak kendi ismini, ism-i hâsi olan lâfza-i celâli öyle kolay telâffuz edilen harflerden teskil buyurmustur ki, "Allah" derken çok rahat bir söylenisi olan kelimedir. Onu diyemese bile insan, "Hû, hû, hû..." dese; nefesi bile zikirdir. Yâni hû da "O" demektir. Huvallah, yâni Allah düsünüldügü zaman, nefesi dahi zikir demek oluyor. Nefes almak hayat alâmetidir.
Yâni zikir, bir nefes alimi kadar kolay bir ibadettir. Ama, sevabi bütün diger ibadetlerin hepsinden daha fazladir. Bütün diger ibadetler zikrullahla yapilirsa, zikrullahla birlikte olursa, sevabi çok olur. Zikrullahsiz olursa, sevabi olmaz. Zikri çok yaparsa, cihadi en sevapli cihad olur. Zikri çok yaparsa, orucu en sevapli oruç olur... Zikrullah hem kendisi ibadetlerin en sevaplisidir, hem de bütün ibadetleri en sevapli hâle getiren mübarek bir istir. Çok da kolaydir.
Bir de zikrullahin rütbesi, serefi çok yüksektir. Iki bakimdan çok yüksektir:
1. Sen Allah'i zikrederken Allah da seni zikreder. Okunan ayet-i kerimede: (Fezkürûnî) "Madem ben size peygamber gönderdim, bu kadar nimetler ihsan ettim, siz benim zikredin o halde. (Ezkürküm) Ben de sizi zikrederim." buyruluyor. Allah kendisini zikredeni zikrediyor. Bu çok büyük rütbedir.
Biliyorsunuz Peygamber Efendmiz SAS'e Cebrâil AS gelmisti. Peygamber Efendimiz'in yaninda, Ebû Bekr-i Siddìk RA Efendimiz de vardi. Peygamber Efendimiz buyurdu ki:
"--Yâ Ebâ Bekr! Cebrâil geldi simdi bana..." Tabii o görmüyor. "Cebrâil geldi. Allah sana selâm gönderdi, Allah'in selâmini sana getirdi." deyince, Ebû Bekr-i Siddîk aglamaya basladi.
Dayanilir is degil. Cenâb-i Hak'tan Cebrâil vâsitasiyla, Cebrâil'den Peygamber Efendimiz vasitasiyla, bir insana selâm gelmesi ne devlet, ne saadet, ne nimet, ne sereftir! Agladi.
Simdi bir insan, Allah'i zikrederse, yâni senin, benim gibi aciz, naciz kullar bile Allah'i zikrederse, ne oluyor?.. (Fezkurûnî ezkürküm) "Siz beni zikredin, ben de sizi o zaman zikrederim." Allah zikrediyor kulunu. "Ey kulum sen beni zikir mi ediyorsun?" diye, o zaman kuluna kulum diyor. Allah'in kulunu zikretmesi, devlete, nimete ermek demek. O bakimdan sereflidir.
2. Benim hatirladigim ikinci serefi:

(Ene celîsü men zekeranî) buyrulmustur. Allah zikredenle beraberdir, zikredenin yanindadir. Zikredenin sohbetdasidir, meclis arkadasidir, dostudur. O zaman o da tadina doyum olmaz bir müjde oluyor, çok büyük bir nimet oluyor.
Onun için zamaninizi bos geçirmeyin! Zikrullahtan diliniz farig olmasin, bos kalmasin! Gàfil olmayin, dilinizle, aklinizla, gönlünüzle Allah'a itaat yolundayken zikredin! Yanlis isler yapiyorken degil...
Bir adami anlattilar; ismini ben biliyorum da söylemiyorum, öldü. Bebek gazinosunda, orda deniz kenarinda, safali yerde, gazinoda içki içiyorlarmis. Ayni masada bulunan bir sahis var, o da bana yakinlik gösteriyor. Ben fakültede talebeyken anlatti. Ötekisi meshur bir yazar-çizer takimindan, alim diye taninan bir kimse. Içki içiyorlarmis masada... "Kafayi bulunca firladi, ayaga kalkti, 'Yâ Ali!' diye feryadi basti." diyor.
Be adam içki masasinda, yaptigin is yamuk iken senin böyle "Yâ Ali, yâ Veli!.." demenin nesi yarari olur. Hatta Cenâb-i Hak o zaman seni cezalandirir.
Onun için, günah yolunda olmadan Cenâb-i Hakk'i güzelce zikredin. Gafletle vakit geçirmemeye çalisalim hepimiz. Hepimize nasihat, basta kendi zâtim olmak üzere, nâciz sahsim olmak üzere. Çünkü, Allah-u Teàlâ Hazretleri emrediyor.
b. Kadinin Evinden Sadaka Vermesi
Bu cemaat buraya niye toplanmis, bu adamlar ne böyle?.. Hadis-i serif okuyoruz, bilgimizi arttiriyoruz. Dinden bir bahis ögrenmek dünyadan ve dünyanin içindeki her seyden daha kiymetlidir.
Buhàrî ve Müslim'in Hazret-i Aise Vâlidemiz'den rivayet ettigine göre, Peygamber SAS Efendimiz söyle buyurmus:

(Izâ enfakatil-mer'etü min taàmi beytihà gayra müfsidetin kàne lehâ ecruhâ bimâ enfakat, ve lizevcihà ecruhû bimektesebet, ve lil-hàzini mislü zàlik, ve lâ yenkusu ba'duhüm min ecri ba'din sey'â.)
Okudugum hadis-i serifi rivayet eden Aise-i Siddìka Vâlidemiz, Peygamber Efendimiz'in zevcesi, Ebû Bekr-i Siddîk Efendimiz'in mübarek kizi. Alim, fakih, bilgin, tabip, doktorlugu da var. Hanim doktorlar bilsinler ki, Aise Anamizin doktorlugu da var, bu isi çok iyi biliyor. Hatta sahâbeden birisi diyor ki:
"--Anacagim!" diyor. Yasi küçük olsa da "Annecigim!" derlerdi. "Ey mü'minlerin annesi, ben senin fikih bilgini garipsemiyorum, tefsir bilgini garipsemiyorum, ferâiz bilgini garipsemiyorum... Tabii Rasûlüllah'in yanindasin, zevcesisin, elbette bunlari bileceksin; bunlara hayret etmiyorum. Ama sen bu tip bilgini nerden buldun, ögrendin?.." diye sormus ona.
Merakli demek ki, tabiatinda ilim tabiati var. Toplamis, çok güzel bilgilerle faydali oluyormus. O rivayet ediyor.
Simdi burda dinleyicilerimin bir kismi hanim, hatunlar, muhterem hanimlar... Bir kismi da beyler, mübarek kardeslerimiz. Simdi ikisine de yarayan bir hadis-i serif çikti. Çekismeye lüzum yok, kiskanmaya lüzum yok. Herkesin memnun olacagi bir hadis-i serif çikti. Buyuruyor ki, Peygamber Efendimiz:
(Izâ enfakatil-mer'etü min taàmi beytihâ) "Hatun, evinin yiyeceginden fukaraya infak ederse..." Bir tabak gönderdi karsidaki kulübede yasayan yoksul, dul kadincagiza meselâ. Veyahut, surlarin gediginde tenekelerle kapatmis, yasayan zavalli fukaraciga meselâ. Ama beyine sormadi. Hazirladigi yemekten bir tabak hazirladi, sicak sicak o ihtiyar kadincagiza götürdü, verdi meselâ.
"Kadin, evinin taamindan, yiyeceginden infak ederse, yâni sadaka, hayir verirse; (min gayri müfsidetin) isi berbat etmeden, evdekilerin hepsini verip de evdekileri sikintiya sokmadan, fesat, fitnelik, sikinti hâsil olmayacak miktarda verirse; (kâne lehâ ecruhâ) bu verdigi..." Tabii burda yemek diyor ama, kiyas yoluyla, yemek olmasa da giyecek olsa, giyecek olmasa da para olsa... Çünkü parayla da bunlar alinabilir, ayni kapiya gelir Allah-u âlem.
"Bu sadakayi verdi diye bu kadina sevabi yazilir, sevabi olur, bu kadin sevabi alir." Allah ne kadar sevap ihsan edecekse bu kadina sevabi verir. Bu sadaka vermeyi aklindan düsündü, götürdü bu kadini buldu, verdi diye. Kendi suuruyla, düsüncesiyle... Insiyatif diyorlar ya. Ben yabanci kelimeleri hiç kullanmak istemiyorum, iyi anlayin diye onlari da söylüyorun, tercümesi olsun diye. Yabanci kelimeleri kullanmak bile bir maglubiyettir. Kullanmayacagiz hiç bir seyi. Hep kendi kelimelerimizi ögrenecegiz. Bizi anlamak isteyen de, bizim kelimelerimizi ögrensin. Dînî tabirleri kullanirsak, bu vesileyle Islâm'i da ögrenmis olur belki.
O hayri düsünüp yaptigindan dolayi hanima sevab yazilir. Adam dükkânda, hanim hayri yapti; adama da sevap yazilir. Ama haberi yok... Gene yazilir. Ama adami kizdiracak miktarda degil ha!.. Sonra aksam eve gelince, "Vay, sen onu niye verdin?" diye, bir patirti kopmayacak, patirti çikmayacak tarzda, mâkul ölçülerde. Adama da sevap yazilir. (Bimektesebeh) O parayi o kazandi diye, o yiyecegi o kazandi diye, adama da sevap yazilir; iki.
Bitti mi?.. Bitmedi, dahasi var. Ne olabilir düsünemezsiniz, akliniza gelmez. Gelmedi zaten, gözünüzden anliyorum.
(Velil-hàzini mislü zâlike) "Vekilharca da sevabi gelir." Yâni evde kâhya varsa, veya hizmetçi kadin varsa mutfakta, o verilen seyi götürüverdigi için, ona da sevabi gider.
(Ve lâ yenkusu ba'duhüm min ecri ba'din sey'â) "Birisine verilen sevap, ötekisinin sevabindan bir sey eksiltmez." Yâni Cenâb-i Hak ortaya bir sevap koyup da, bunun üçte birini hanima, üçte birini adama, üçte birini bekçiye, veya vekil harca vermiyor. Hepsine tam tam veriyor sevabi. Yâni üç defa verilmis gibi oluyor. Kadin vermis gibi sevap aliyor, adam vermis gibi sevap aliyor, vekil harc vermis gibi sevap aliyor.
Eskiden konaklar varmis. O konaklari gördük de, içindeki yasayislara eremedik. Konaklarda biz de bulunduk, bahçelerinde iftarlar yedik. Erenköy'de filan, biliyoruz.
Konagin içinde evin beyi varmis. Artik pasa miydi, bilmem yüksek bir devletli miydi, kim idiyse... Onun hanimi varmis. Adamin kiz kardesi, hala varmis. Kadinin kiz kardesi, teyze varmis. Yasli, dul, muhtac... Ondan sonra köyden gelme çocuga bakan mürebbiye, dadi varmis. Kimisi esmer, peltek, kendi özel telaffuzuyla konusan vs... Yâni konak bir alem imis. Yâni simdiki evler gibi degilmis.
Simdi kalmadi öyle evler. Simdiki evliler kaynanaya bile dayanamiyor. Müstakil evde duracak herkes. Simdi kiza geliyorlar, talib oluyorlar:
--Allah'in emriyle kizinizi oglumuza istiyoruz...
--Oglunun maasi ne kadar? Beraber mi oturacak, ayri mi oturacak? Ayri otursunlar. Ayri ev tutarsa veririz, maasi uygunsa veririz...
Bazi hesaplar yapiliyor simdi. Eskiden böyle degilmis. Vekilharç varmis, kâhyâ varmis, o da sevap aliyormus. Simdi evler küçüldü.
c. Borçluya Kolaylik Göstermek
Evet ikinci hadis-i serif. Üç tane okumak niyetindeyim tahammülünüzü çatlatmazsam, siniri asmazsam. Bu isi ölçenler kenardan ölçsün, kirmizi isareti yapsin.
(Ve an ebil-yeser) Yeser diye harekelemis. Hareke olmasaydi, ben (yüsr) okurdum. Arapça'daki isimler kiyâsîdir, hiç benim dilbilgim söyledir demeye gelmez. Çocugun ismi büyükleri ne koyduysa öyledir. (Ebul-yeser) yazmis. Ebul-Yeser Kâ'b ibn-i Amr el-Ensârî imis. Akabe bey'atinda bulunmus bu râvî. Bedir harbine de katilmis. Asere-i Mübessere'den sonra sahabenin en yüksek tabakasi, Bedir'e katilanlardir.
Ve bu Bedir harbinde savasta ne yapmis?.. Artik unutmazsiniz onu. Hazret-i Abbas'i esir almis. Peygamber Efendimiz'in amcasi karsi taraftaydi, mecburen öyle olmustu. Onu esir almis. Tabii esir alan, o esirin üzerinde hak sahibi. Sonra Peygamber Efendimiz tabii onu esirlikten kurtartti. Çünkü, Hazret-i Abbas eskiden beri Peygamber Efendimiz'e yardimi, muhabbeti, imani vardi da, mecbûren Mekke'de kaldigi için izhar edememisti. Onu esirlikten kurtardi Peygamber Efendimiz.
Hazret-i Abbas'i esir alan sahabi. Abbas'da s harfi var, Ebul-Yeser'de de s harfi var, y harfi var; oradan hatirinizda kalabilir. Biliyorsunuz, bir seyin hatirda kalmasi için baska seylerle düsünürseniz, bir kaç yönden düsünüp, baglanti kurarsaniz, o zaman hatirda kalmasi kolay olur. Hafizanin kuvvetlendirilmesinin kurallarindan birisi budur. Doktorlar daha iyi bilir. Ben biraz kusurlu söylediysem, kusuruma bakmasinlar.
Medine'de vefat etmis 55 yilinda, hicretten 55 yil sonra. Demek ki Bakî kabristaninda...
(Kàle raviyyu) Râvi demis ki: (Absarat aynâye hàtâni) "Su iki gözüm gördü!" demis. Bu sözü kuvvetlendirmek için bir usül. Iki parmagiyla iki gözünü isaret ederek, "Su iki gözüm gördü!" demis. Niye?.. O da unutulmaz. Onu gören, bir daha bu manzarayi, bu hadisi unutmaz. Bu egitimde görsel egitime giriyor. Görsel kelimesinin kusuruna bakmayin, uydurukçadir biraz.
"Su iki gözüm gördü!" demis, parmaklariyla isaret etmis. (Ve semiat üzünâye hàtâni) "Su iki kulagim duydu!" demis, (ve vadaa usbaayhi fî üzûneyhi) iki elini kulaklarina koymus. "Su iki gözüm gördü, su iki kulagim isitti ki..."
(Ve vaàhu kalbî hazâ) "Ve su kalbim de idrak etti." anladi demis. (Ve isâra ilâ niyâti kalbihi) Söyle kalbi tarafina parmagiyla isaret etmis.
Hadisi söyleyecek simdi. Bunlar hatirda kalmayi iyi saglar, çok önemlidir. Böyle anlatirsiniz siz de. Bu hadisi artik unutmazsiniz. Medine hatirasi olarak yeter bu seyahatten, insaallah... Bakalim ne demis:
(Rasûlullah SAS yekulü) "Su gözlerim Rasûlüllah'i gördü, su kulaklarim Rasûlüllah'i isitti, su kalbim Rasûlüllah'in sözlerini muhafaza etti, idrak etti, kavradi ki, Rasûlüllah SAS söyle diyordu:

(Men enzara mu'siren ev vadaa lehû, ezallehullâhu fi zillihî.) Revâhübnü Mâce vel- Hâkim ve kàle sahihun alâ sarti müslim.
Sahih bir hadis-i serif. Bir hadis okundu mu, bazilari sorarlar. Bizim radikaller hemen sorarlar; aman dikkat edin, hadisi öyle ögrenin:
--Sahih mi?..
Sahih. Sayfasi iste, isterseniz fotografini çekin. Gik diyememeleri için, bunlari böyle ögrenmek lâzim! Eskiler böyle ögrenmisler, onun için sapasaglam gelmis bu din.
(Men enzara mu'siran) Arapça bilenler tercüme etsin. Anladiniz mi? Anlamadiniz mi? Arapçanizi yoklayin imam-hatipte okuyanlar. Enzara-nazara kökünden, if'al babinda ne demek? Aslinda nazara, görmek demek ama; anzara, mühlet vermek demek. Yâni burada biraz mânâ baska tarafa kayiyor. "Kim bir mu'sire mühlet verirse..."
Mu'sir ne demek? Mu'sir de usr'dan geliyor.

(Inne meal-usri yüsren.) O ne demekti? "Zorlugun yaninda kolaylik var." demekti. Mu'sir, borcunu ödemekte zorlanan insan demek. Zorlaniyor, borçlu, ödeyemiyor. Hakimler, müfettisler, bu kelime size lâzim!.. Borcunun vâdesi geldi bu hafta. Falanca kimseye su kadar borcu var, söz de vermis verecek, veremiyor,zorlaniyor. Para yok, gelmemis, satamamis, alamamis; harmani yanmis, gemisi batmis... Bilmem bagina çakal girmis, tahrip etmis; mahsülü yanmis, kül olmus... Olur ya, kader. Ödeyemedi.
Ha ödeyemeyen, borcunu ödemekte zorlanan kimseye, kim "Haydi biraz daha vaktini uzattim!" derse, mühlet verirse... Yâni müsamaha gösteriyor. Bazisi ne diyor?
"--Yok, su anda vermen lâzim!" diyor.
"--Sikisigim ya..." diyor.
"--Ver!"
O da:
"--Yok, ben anlamam! Nerden bulursan bul!" diyor.
Tabii bazen bu gibi olaylar basina gelmis de, yalandan öyle vermek istemiyor. O da bastiriyor. Yalanci, kasasinda para var. Kasasinda yoksa evde var. Var parasi ama, ödekmiyor.
Bu öyle degil, iyi niyetli ama ödeyemiyor. Böyle bir müslümana mühlet verirse...
(Ev vadaa lehû) ne demek? Vadaa-yedau, koymak demek. Vadaa lehû, bu da bir tabir. "Borcu onun üzerinden alip, yere koyarsa, yâni affederse..." demek. "Affettim hadi, madem ödeyemiyorsun, sikistin; pekiyi, bagisladim!" derse... Ya mühlet verirse, ya da borcunu affediverirse... Ama ödemekte zorlanan samîmî, gerçekten ödemek istiyor. Simdiki borçlulardan degil.
(Ezallehullàhu fî zillihî) "Allah o kolaylik gösteren alacakliyi gölgesinde gölgelendirir." Gölgesinde gölgelendirir ne demek?.. Baska hadis-i seriflerde geçe buna benzer tabirler: "Baska gölgenin olmadigi kiyamet gününde, Allah onu gölgesinde gölgelendirir." diye geçer.
Gölge olmayan gün ne zaman?.. Mahser günü... Mahser günü nasil olacak?.. Bütün insanlar mahser yerinde, arasat meydaninda toplanacaklar ve gökyüzünde mâni, engel olmadan günes tepelerine yaklastirilacak. Insanlar müthis bir günesin, sicagin, hararetin altinda kalacaklar. Gölge yok, hem de sarik yok, baslik yok, semsiye yok, takke yok, bir sey yok... Korkunç bir sicaklik, korkunç bir günes.
O kadar terleyecekler ki insanlar o günde, yerin yetmis arsin asagisina terin islakligi isleyecek. O kadar terleyecekler ki, adamin günahkârligina, sorumluluguna göre, ter kimisinin topuklari hizasina gelecek, kimisinin dizi hizasina gelecek, kimisinin beli hizasina gelecek, kimisinin gögsü hizasina... Ter deryasinda kaliyor. Kimisinin kulak memeleri hizasina kadar gelecek. Demek söyle duruyor, biraz daha yükselse agzina gelecek. O kadar ter.
Bu ter neden? Korkudan... Fezaül-ekber, muazzam bir korku. "Acaba benim hâlim ne olacak?" diye, insanlar büyük korku çekecekler. Yâni mahkeme olmamis daha, beklesiyorlar.
Iste o günde insani koruyacak bir kaç tane gölge var: Birincisi; hayir yapan, sadaka yapan kimseni sadakasi gelecek, kisinin basina gölge yapacak. Hayrât ü hasenâti basina gölge yapacak. Ve böylece bazi insanlar, (tahte zilli sadakatihî) sadakasinin gölgesinde rahat, esen olacaklar biraz.
Ama daha bahtiyar, daha yüksek kimseler Ars-i A'lâ'nin gölgesinde gölgeleneceler. (Seb'atün yuzilluhümullàhü tahte zilli arsihî yevme lâ zille illâ zilluhû) "Yedi sinif insan, ondan baska gölgenin olmadigi günde, Ars-i A'lânin gölgesinde gölgelenecek" diye Rasûlüllah Efendimiz bildiriyor. Onlar mahser yeri seviyesinde olmayacaklar, durduklari yer yukarida olacak. Mahser halki onlara, dünyadakilerin gökteki yildizlari seyrettigi gibi asagidan bakacaklar. Ars'in gölgesinde gölgelenecekler.
--Bunlar kimler?..
Sizler olabilirsiniz, Allah'in lütfuyla. Çünkü birbirini Allah için seven iki kardesi, Allah Ars'in gölgesinde gölgelendirir.
--Ben seni Allah için seviyorum! Sen de öyle misin?..
--Ben de seni Allah için seviyorum!
--Menfaat var mi?
--Yok.
--Akrabalik var mi?
--Yok. Birimiz Edirne'den, birimiz Kars'tan...
--Su var mi?
--Yok.
--Bu var mi?
--Yok.
--Neden?
--Biz müslümaniz, din kardesiyiz. Ondan seviyoruz...
Allah için birbirini seven iki kisi, (el-mütehâbbîne fillâh) Allah için muhabbet eden iki kimse, Ars'in gölgesinde gölgelenecek. Siz olabilirsiniz. Çünkü muhabbeti bilse bilse ehl-i ask bilir, muhabbetullah ehli bilir. Siz olabilirsiniz.
Sonra Allah'i çok zikredenler Ars'in gölgesinde gölgelenecek. O da olabilirsiniz. Neden olmasin?.. Aynen, binlik tesbihi çikartirsiniz, söyle bir çekersiniz, sakir sakir sakir sakir... Karanlikta, "Allah... Allah... Allah..." dersiniz. Gözlerden sipir sipir yaslar inci gibi dökülür. O zaman Ars'in gölgesinde gölgelenilir.
Böyle Ars'in gölgesinde Allah'in gölgelendirecegi kimseler, yedi sinif insan; onu sonra açiklayayim.
Tabii burda Ars'in demiyor. Cenâb-i Hak mahser yerine, (fî zillin minel-gamâm) bulutlardan bir seyle, meleklerden bir bulut seyiyle beraber tecelli edecek. Mahser halki öyle baslari önünde olacak, baslarini kaldiramayacaklar. Öyle bir azamet, öyle bir manzara... Peygamberler tir tir titreyecekler. Herkes kendi nefsinin telâsina düsecek. Öyle bir günde annelik-evlâtlik kalmayacak, karilik-kocalik kalmayacak, kardeslik kalmayacak...

(El-ahillâu yevmeizin ba'duhüm liba'din aduvvün) "Bu dünyadaki samimi dostlar, sirdas arkadaslar, orda birbirlerinin düsmani olacaklar; (illel-müttakîn) müttakîler hariç... Müttakìlerin dostluklari devam edecek."
O da olabilir. Yâni Ars'inin gölgesi de olur, bilmedigimiz baska bir gölgeyi de kasdetmis olabilir Rasûlüllah Efendimiz. (Tahte zilli arsî) demiyor, (tahte zillî) diyor. Cenâb-i Hak yarattigi bir gölgede, artik neyse o... Meleklerle tecelli ettigi o zaman mi, baska mi; Allahu a'lem.
Bu hadis sahihtir.
--Simdi hocam, öyle bir hadis okudun ki bize, enflasyon denilen bir canavar var, agzini açtigi zaman alevler etrafa fisss diye brülörden alev çikar gibi çikiyor... Kuyrugu uzun, dinazorlar gibi, saga sola çarptigi zaman binalari yikiyor. Cildi var böyle, zirhli zirhli... Pençeleri var, tirnaklari var... Bu enflasyon canavari paralari, pullari yutuyor, servetleri yok ediyor. Kasada saklasan bile buluyor. Isi para yemek bu canavarin... Bu enflasyon canavari varken, kim kime borç verir de, kim kimin borcunun vâdesini uzatir da, kim kime bagislar?..
Islâmî düzen gidip de baska düzen gelince, ona karismaz. Bu hadis-i serif, Islâm ülkesini anlatiyor, Islâm iktisâdini anlatiyor. Öyle yandan çarkli yamuk seyleri anlatmiyor. Islâm'da faiz haram, simdiki düzende faiz câri... Enflasyonu faiz azdiriyor. Faiz ne kadar yüksekse, canavar o kadar büyük oluyor. Enflasyon canavari yere göge sigmiyor. Saga sola çarptigi zaman, devletleri yikiyor, hükümetleri yikiyor. Falanca hükümet devriliyor, falanca devlet batiyor.
Islâm birakildi mi her yerden zarar gelir. Islâm'in olmadigi yerde her yönden bozulma olur. Allah-u Teàlâ Hazretleri her isimizi Islâm'i göre yapmaya bizleri muvaffak eylesin... Her isimiz, Islâm'a göre olsun... Yâni Allah'in rizasina uygun olsun, Rasûlüllah'in sünnetine uygun olsun...
--Her isimiz ne demek hocam, neyi kasdediyorsunuz?
Sakali bile kasdediyorum. Sakali kazimak veya kazimamayi bile kastediyorum. Pantolonu dar yapmayi da kasdediyorum. Yemek yemenin seklini, âdâbini bile kastediyorum. Giyinmeyi bile kasdediyorum. Evlenmeyi bile, dügünü bile kasdediyorum.
--E hocam, dügün oldu mu din iman bir tarafa konur, rafa kaldirilir dügün günü... Dügün bittikten sonra gene raftan asagi indirilir. Dügün günü onlari arama!..
--Neden?
--Iste bir sel, afet adet gelmis, ona göre dügün olur. Kadin-erkek ayrilmaz. Tuvaletler hazirlanir, kadinlar giyerler onlari... Erkekler giyinirler, grand tuvalet, papyon kravat, redingot kuyruklu ceket, siyah kiyafet... Saçlar, sakallar, kiliklar, kiyafetler... Ondan sonra çalgicilar gelir. Zaten salonun vardir öyle seyleri. Orkestra, isiklar vs. "Bu dansi bana lütfeder misiniz?" diye adam egilir, reverans yapar. Ötekisi de, "Pekiyi lütfederim, niye olmasin?" der. Dönerler dönerler, yerler içerler... Bir yuva böyle kurulur
Temeli böyle çamurlu, çürük olan yuvanin akibeti nasil olur? Var kiyas eyle... Persembenin gelisi çarsambadan bellidir.
Allahu Teàlâ Hazretleri bizi, her isimizi Islâm'a göre yapmaya muvaffak eylesin... Allah hepinizden râzi olsun...
El-fâtihah...
27. 08. 2000 - Medine
уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Eylem - Aman ( Dj Senol Remix ) Korax Dj Tube 2 11-20-2008 16:56
Lisanssız ürüne aman yok AzRaiL Fenerbahçe 0 04-12-2008 14:54
Mürşit 4.0 - İSLAMİ KAYNAKLARIN TAMAMI TEK CD’DE AzRaiL Oyun Download ve İstekleri 0 03-22-2008 13:24
Aman çocuklar duymasın Yaso Bayanlara Özel Haberler 0 03-05-2008 16:27


Şu Anki Saat: 19:04


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows