Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-04-2008, 19:19   #1
LeGoLaS
 
LeGoLaS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 6.606
Tecrübe Puanı: 938
LeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond repute
Standart Şeyh Abdurrezzak Hazretleri (k.s)

Gavs-ı Haleli Şeyh
ABDURREZZAK hazretlerinin mübarek hayatı


Mardin ili Mazı dağı ilçesine bağlı Halîlan (Duraklı) köyünde 18-8-1895/h.1316 yılında dünyaya teşrif buyurmuşlardır. Muhterem babalarının ismi Seyyid Mustafa, dedesi Seyyid Ömerdin olup Dumilan aşiretinin Kahya kolundandır. Kendileri Dört kardeşin en küçüğüdür. Seyda hazretlerinin ilk eşi Dalin köyünden Şeyh Abdullatif isminde muhterem bir zâtın kızı Ferha hanımdı. Üstad hazretlerinin bütün çocukları kendileri seyyide olan Ferha annemizdendir. Bunlardan erkeklerin isimleri: Molla Mustafa, Şeyh Selahaddin ve Molla Ma’sum. Kızların isimleri: Atiyya, Rukiye, Fatime, Ümmü Gülsüm ve Zeynep’tir. Seyda hazretleri annemiz Ferha hanımın isteği üzerine Suriye’de bulunan dul bir hanım olan Hulva annemizle evlenmişlerdir. Fakat evlendiği bu hanımının önceki eşinden oğulları vardı bu yüzden Hulva annemiz çoğu zaman Suriye’de çocuklarının yanında kalıyor bazen gelip Seyda hazretlerinin yanında üç-dört ay kalıp geri gidiyordu. Nitekim kendileri Suriye’de vefat etmişlerdir.
Doğu’da yetişen Şeyh Seyyid Abdürrezzak Hazretleri, meşhur İslam âlimi, büyük bir veli, ariflerin ışığı, velîlerin önderi, İslam’ın bekçisi, Müslümanların baş tacı, İslam alimlerinin gözbebeğidir. İnsanların, itikâd, ibâdet ve ahlak hususunda doğruyu öğrenmelerini, öğrendikleri bu bilgiler ile amel etmelerini sağlayan insanları Allahü tealanın rızâsına kavuşturmak için rehberlik eden ve kendilerine “Ebu ilm” de denilen büyük mürşid, alimlerin incisi velilerin otuz yedincisi, üstün bir mutasavvıf ve mütefekkir bir zâttır.
Esrarı Rabbani’de denilen kendisine ilim ve hikmet verilmiş ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından kâmil olan âlim, hicri XIV. ve XV. yy’ın aydınlatıcısı, sünnetin müdafisidir. Hz. Peygamber (s.a.v)’in soyundan, Halîlî köyünden, evliyanın büyüklerinden, insanları Hakka davet eden onlara doğru yolu gösterip hakiki saadete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i Âliyye” denilen büyük âlim, Halîlî mahlaslı, Zahiri ve batini ilimlerde kâmil, tasavvuf hallerinde kemal derecesinde büyük bir alim ve mürşid-i Kamil idi.

İLİM TAHSİLİ
Küçük yaşta iken ilme fazlaca heves sarmış böylece ilk tahsiline normal hocalarda başlamıştır. Gençliğinde hatta on beş yaşında insanlara ilmi yaymak ve onlara hizmet etmek, doğru yolu göstermek için seyahat ettiği sıralarda Irak’a gitmiş ve o civarda bulunan takva sahibi alimlerden ders almışlardır. Talebelik yıllarında iken anne ve babasını kaybetmiş olmasına rağmen büyük abisi ve aynı zamanda ilk hocası Seyyid Molla İbrahim’in himayesinde okumaya başlamıştır. Halîlan medresesinde müderris Molla Muhammed Zûkiden ders almış, daha sonra Mazı dağına bağlı Savaş köyüne gitmiş, orada Seyda Molla Abdulhamid Buğtiden ders okumuştur. Ondan sonra sırası ile Molla Halid Bûti, Molla Muhammed Servî, Şeyh Ahmedî, Hasan Keyfî (Şonşikli) Molla İbrahim, Seyda Şeyh Muhammed Hafid Arvâsî, Seyda-i Molla Hüseyin Küçük, Şeyh Kemal-i Hamidî, Şeyh Yahya-i Şahî, Suriye de bulunan Seyda-i Ubeydullahi Amûdî, Molla Abdullah Kuğî ve son olarak Irak’ta bulunan Mevlana Halid-i Bağdadî Hz. lerinin dergahında bulunan Seyda-i Molla Muhammed Emin ve Seyda-i Molla Abdullah’tan ders almıştır. İlminin çoğunu Irak’ta tahsil etmiştir.
Diğer hocaları; Silvanlı Molla Hüseynî Küçük, ayrıca Şeyh Abdullah-ı Koğî ve Seyda-ı Molla İbrahim Şaîrî gibi âlim ve mutasavvıf, zahiri ve batini ilimlere vakıf olan bu muhterem zâtlardan zahiri ve batini ilimlere ait dersler okumuştur.
Zamanının meşhur alimlerinden Iraklı Şeyh Kemal’den dört sene ders almış, ancak hocasının vefatından sonra Suriye’ye geçerek Şah-ı Hazneye intisap etmiş kısa bir sürede Şeyh Ahmedü’l Haznevî’den hilafet aldığı gibi teberruken de ilim icazeti almışlardır. Daha sonra Seyda hazretleri yüksek bir mutasavvıf ve kıymetli yüksek ilimlerle bezenmiş ilmiyle âmil bir zât olarak Suriye’ye geri dönmek niyetiyle Mardin Mazı Dağı Halîlî (Duraklı) köyüne gelmiştir. Fakat insanların onun ilmine ve yüksek şahsiyetlerine olan ihtiyaçlarından dolayı Suriye’ye gitmekten vazgeçmiştir. 1950’lerde Derik kazasına bağlı Tilvissim köyüne gitmiş, 1953’te eski adı ile Pirmirî -yeni adıyla Yaşar- köyüne gelmiştir. 1963’e kadar burada durduktan sonra bir yıl da Viranşehir’de bulunmuş, daha sonra tekrar Pirmir’e, 1969-1970’te Kızıltepe’ye gelmişler ve ömürlerinin sonuna kadarda burada ikâmet etmişlerdir.
Seyda Hz.lerinin ilme verdiği önem hakkında Molla Bedirhan’a sorduğumuz “Seyda Hz.leri ilme mi yoksa nafile ibadete mi yani alime mi yoksa âbide mi, daha çok önem verirdi?” sorusuna Molla Bedirhan şu şekildeki cevabı onun ilme verdiği önemi göstermesi bakımından manidardır:
-Seyda Hz.lerinin tercih ettiği ve en çok değer verdiği haslet ilim idi. İlim talebelerini her şeyin üstünde tutar en edna bir ilim erbabını en yüksek mertebede bulunan âbid ve zahidlere tercih ederdi. Bununla beraber daima şu sözü söylerdi “İbadet ve zühd yok olduğu zaman dine bir noksanlık gelmez. Fakat ilim yok olmaya yüz tutarsa din elden gider. Çünkü din ilim ile kâimdir.” Zira Allahû Teala Zümer suresi dokuzuncu âyetinde; “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Buyurmuyor mu. Ayrıca dinimiz ilmin Müminin yitiği olduğunu ifade ederek onu Çin’de de olsa gidip öğrenilmesi gerektiğini vurgulanmıyor mu. Hz. Ebû Derda (r.a.) “İlimden bir mes’ele öğrenmeyi, gece sabaha kadar ibadet etmekten çok severim” ve “Sen, ya âlîm ol, ya ilim talebesi ol, yahut da dinleyici ol, bu üç sınıfın dışında, dördüncü sınıftan olma ki, helâk olursun” şeklindeki kısa ve öz ifadeler ilmin önemini hatırlama bakımından ne kadar anlamlı ifadelerdir.

HAKKINDA Kİ DÜŞÜNCELER

Seyda Gavsgillerden Şeyh Muhammed Hafid’in yanında ilim tahsil ederken bazen ders ondan gidiyordu. Bunun üzerine Seyda hocasına bu durumu arz ettiğinde Şeyh Muhammed Hafid kendilerine: “Molla Abdürrezzak kasem ederim ki okusan da okumasan da yine de alim olacaksın” buyurdular.
***
Şeyh Kemal el-Ahmedî de ders okurken Şeyh Said olaylarında Şeyh Kemalgillerden herkes kaçtı. Ancak Şeyh Kemal ve Seyda kalmıştı. Şeyh Kemal (k.s) seccadesi üzerinde silsile-i nakşibendiyyeyi okuyordu. Şeyh Kemal silsileyi bitirdiğinde arkasına baktı ve Seyda’yı gördü. Dedi ki: “Ey Molla Abdürrezzak, tüm akrabalarım kaçtığı halde sen neden kaçmadın?” Seyda şöyle cevap verdi: “Seydam’ın canı, benim canımdan daha kıymetli olduğu için kaçmadım” demesi üzerine Şeyh Kemal kasem ederek “ey Molla Abdürrezzak sen büyük bir alim olacaksın” dedi.

***
İlim tahsilini bitirip Şeyh Ahmed el-Haznevî’ye (k.s) intisap ettikten sonra orada bulunan diğer Mollalardan önce hilafet alması üzerine diğer sâlikleri gönül koymuşlardı. Bunun üzerine Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s) sâliklerini toplar ve derki: Molla Abdurrezzak’ın sizden önce hilafet almasına şaşırmayın ve kırılmayın. Zira o buraya geldiğinde lambası doluydu, biz sadece onu yaktık. Oysa sizinkini halen doldurmakla meşgulüz” buyurdular.
***
Seyda’nın (k.s) hanımı, annemiz Ferha hanım bir gün Seyda Hz. lerini ağlar görür. Ağlamasının sebebini sorar. O’da Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s)’nin bir sohbetinde kendilerini müridlere örnek alınması gereken kişi olarak zikrettiği haberini aldığını ve bundan dolayı ağladığını ifade buyururlar. Annemiz Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s)’nin sohbette ne dediklerini sorması üzerine Seyda’da Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s)’nin “her mürid mürşidini sever. Fakat olması gereken yüksek mertebe odur ki, mürid çalışsın amel etsin ve mürşidinin kalbinde yer tutsun ki mürşidi de onu sevsin, tıpkı bizim Molla Abdurrezzak gibi” dediğini söyler ve Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s)’nin “bizim” ifadelerinden dolayı da mesrur olduğunu ve gözyaşlarını tutamadığını ifade eder.
***
Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s)’nin yanına bazı talebeler ilim okumak için gelmişlerdi. Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s) onlara: “siz Molla Abdurrezzak’ın yanında talebe olunuz. Çünkü onun yanında bir senelik ilim okumak yedi senelik ilim okumaya bedeldir” buyurmuşlardır.

***
Seyda Hz.leri Halit köyünde bulunduğu sıralarda Halit köyündeki köylüler Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s)’nin yanına tövbe almak maksadıyla geliyorlardı. Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s) onlara “Biz sizlere bizden birini yolladığımız halde siz hala kendinizi yoruyorsunuz. Zira Molla bizdendir. Onun yanına giderseniz bizim yanımıza gelmiş gibi olursunuz” buyurmuşlardır.

***
Şeyh Abdurrezzak (k.s) kendileri anlatmışlardır:
Bir gün rüyamda Resûli Ekrem (s.a.v.) efendimiz evimi şereflendirmeye geliyorlardı bende onları karşıladım. Evin içine girdiler ve oturdular. Bende kapının yanında ayakta hizmet ediyordum. Sonra kapı çalındı ben kapıyı açtım. Ebû Bekir-i Sıddık (r.a) içeri girip Resûli Ekrem (s.a.v.) efendimizin yan tarafına oturdular. Sonra Hz.Ömer (r.a), Hz. Osman (r.a), Hz. Ali (r.a) ve ayrıca aşere-i mübeşşereden olan diğer sahabîlerde sırasıyla geldiler ve Resûli Ekrem (s.a.v.) efendimizin etrafında bir halka şeklinde oturdular. Ben kapının yanında ayaktaydım. Resûli Ekrem (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurdular: “Ha ulai min ehlil cenne=bunların hepsi cennet ehlidirler” dedi. Ben ‘ene ya Resûlullah=ben ey Allah’ın Resûli’ dedim. Resûli Ekrem (s.a.v.) efendimizde: “ente min ehlil cenne=sende cennet ehlindensin” buyurdular. Seyda Hz.lerinin rüyasında cennetle müjdelendiği haberi Şeyh Ahmed el-Haznevî (k.s) Hz.lerine anlatıldığı zaman “keşke bizde o rüyanın içinde olsaydık” demişlerdir.

DERS VERİŞ ŞEKLİ

Seyda Hz.leri bir çok kimseye zahirî ve batınî ilimlerde ders vermiştir. Onun manevî yaşantısı, geniş ufku, rehber kişiliği, uzman klasik medrese eğitimciliğinin yanında bazı kimselerin anlayamadığı bazı hadis-i şeriflere getirdiği yorumlarıyla çözümsüz gibi görülen meseleleri çözmüştür. Önemine binaen onun bu metotla yetiştirdiği zevattan bazılarını zikretmek istiyoruz.
Seydagillerden Şeyh Mazhar’ı, Arvasîlerden Seyyid Cemaleddin’i, Haznevîlerden Şah-ı Hazna’nın yeğeni Molla Necmeddin’i, Molla İbrahim ve Bedirhan gibi alim ve mutasavvıf hocaları yetiştirdiği gibi müftilerden, vaizlerden de bir çok şahsiyet yetiştirmiş, onları yüksek ilmi, manevî feyzi ve Peygamberî ahlâk ve metodu ile terbiye etmiştir. Zira kendileri ilme büyük önem vermişler, kendilerini bu yolda görevli kılmışlar ve bu yol üzerindeyken de vefat etmişlerdir.
Ömrünün sonlarında dahî talebelerine ilim tahsilini emreder, buna çok önem verirlerdi. İlim yolunda hizmet eden talebelerini son derece sever kudreti nispetinde ihtiyaçlarını giderirdi. Üstad hazretleri bir çok zâhid ve alim insan yetiştirmiş, onlara devamlı şefkat ve merhametle davranmıştır. Özellikle yanında ders alan talebelerine, halifelerine karşı gayet merhametli ve şefkatli davranırlardı. Onların kusurlarını yüzlerine vurmaz, sohbet sırasında genel olarak açıklar, bütün müntesiplerine karşı da aynı şefkat ve merhameti gösterir onları aileden sayarlardı. Halifeleriyle bazen bir iki gün konuşmazlardı. Bu onun onları sevmediğinden veya kusurlarından dolayı değil irşad vazifesinin ve ayrıca halkın sulhu gibi konuların yoğunluğundandı. Bu bağlamda zikredebileceğimiz halifeleri şunlardır.

HAZNEDE Kİ YILLARI

Seyda Hazretleri, Hazne’ye gelmeden önce Irak’ta ilmini tamamlamış, orada müderrislik yapmıştır. Irak’ta dört sene kaldıktan sonra, Suriye’nin Kamuşluya bağlı Harab Kart köyünde dört sene Mollalık yapmıştır. Hocası Şeyh Kemal’in vefatından sonra Hazne de bulunan Şeyh Ahmed el- Haznevi’ nin yanına gitti. Teberruken bir-iki satır ondan ders okudu ve icazeti Şeyh Ahmed el- Haznevî Hazretlerinden almışlardır. İcazeti aldıktan sonra Nusaybin’e bağlı Buzgür köyüne geldi. Burada üç sene talebe yetiştirip müderrislik yaptı. Buradan Suriye’ye bağlı Gırbaviye köyüne geldi ve burada imamlık ve müderrislik yaptı. Gırbaviyedeyken zahirî ve batınî üstadı Şeyh Ahmedü’l Haznevîden kısa bir süre zarfında hilafet aldığı gibi teberrüken de ilim icazeti almışlardır.
Seyda Hazretleri yüksek kabiliyeti ve bütün varlığı ile çalışıp, hocasının da lütfu ve himmeti ile kimsede görülmeyen hâllere, kemâlata ve üstünlüklere kavuştu. İfade ettiğimiz gibi Iraklı Şeyh Kemal’den dört sene ders aldıktan sonra hocasının vefatıyla Suriye’ye geçerek Şah-ı Hazneye intisap etmiş ve ondan halifelik almıştır.
Seyda Hz. Halifelik aldığı anı şöyle anlatmaktadır: “Ben halifeliği aldığım zaman, abim Seyyid Molla İbrahim, oğlu –yeğenim- Seyyid Molla Abbas, Seyyid Yusuf, Haznevî’nin oğlu Şeyh Masum da hazır idi. Şeyh Ahmed-i Haznevî’nin oğlu Masum abasının içinden bir kırmızı cübbe çıkardı ve abim Molla İbrahim’e verdi. O vakit ben ağladım. Biliyordum, halifelik izniydi. Ben Şeyh Ahmed’e “Üstadım, ben bu yükü kaldıramam bu yük çok ağırdır” dedim. Bana cevaben “Molla Abdürrezzak, bir köpeğin boynuna bir ekmek taksan, bütün köpekler onun etrafında toplanır. O köpek demesin benim için toplandılar. Yalnız o ekmek için toplanırlar” dedikten sonra bizi uğurladılar.

Molla Abbas anlatıyor;
Seyda Hz. kısa bir müddet içinde halifeliği almış olduğundan Şeyh Ahmed el-Haznavî’nin yanında amel yapan bazı Mollalar kendi aralarında bu yabancı alim kimdir ki Şeyh Ahmed el-Haznavî ona kısa zaman da halifelik verdi, deyip ufak bir çekememezlik oldu. Bu olaydan sonra Şeyh Ahmed Haznevî(k.s) bir sohbeti sırasında o Mollalara dönerek “bu bizim Molla Abdurrezağımızdır yabancı değildir. Üstelik de çok büyük bir alimdir. Bizim onun yanında okumamız gerekirdi. Fakat ne yazık ki zaman buna müsait değildir. Allah-u Teala onun lambasını önceden doldurmuştu. Bize ise sadece tutuşturmak kaldı. Biz ise tutuşturduk” dedi.
Şeyh Ahmed Haznevî’ nin yanına bazı talebeler okumak amacıyla yanına gelmişlerdi. Şeyh Ahmed onlara “sizler gidin Molla Abdurrezak’ın yanında talebe olunuz. Çünkü onun yanında bir senelik ilim okursanız yedi sene okumuş gibi faydalanırsınız” deyip onları Seyda’nın yanına gönderdi.
Seyda hazretleri Dalif köyündeyken köylüler Şeyh Ahmed’e gidip tövbe alıyorlardı. Şeyh Ahmed onlara şöyle dedi. “Biz size bizden birini yolladık siz hala kendinizi yoruyorsunuz hala buraya geliyorsunuz. Molla Abdurrezak bizimdir onun yanına giderseniz bize gelmiş gibi olursunuz.”
Şeyh Selahaddin (k.s) Şeyh Ahmed Haznevi (k.s)’nin Seyda hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Benim on üç halifem vardır. Manevî bakımdan en büyükleri Molla Abdürrezzak’tır". Zira üstadda hem zâhiri-bâtınî ilim ve nûrlar öylesine neşvü nema’ bulmuştu ki Seyda Hz. memleketine gelince zâhiri ve bâtınî ilim ve nûrlarını dünyâya yaymaya, tâlibleri yetiştirmeye ve onları yükseltmeye başladı. Kısa zamanda şöhreti mıntıkaya yayılmaya başladı. Âşıkları, onun ilminden ve feyzinden faydalanmaya geliyordu.
Seyda Hz. Halifelikten önce ve sonra ilim tahsili ile meşgul olmuş, ömrünün sonuna kadar tedrisat yapmıştır. Bu uğur da varını yoğunu sarf etmiştir. Şeyh Ahmed vefat ettikten sonra Halid köyünde bir sene daha kalıp Türkiye’ye kendi köyü olan Halilan’a ziyaret için gelmiştir. Köylülerin büyük ısrarı üzerine köyde kalmayı kabul edmiştir. İki sene kaldıktan sonra fitne sebebiyle Suriye’ye gitmek maksadıyla ailesi ve talebesi ile yola çıkarlar. Sınır köylerinden Hışhışok’a gelir. Burada altı ay misafir olarak kaldıktan sonra Pirmir köyüne yerleşir. Burada yaklaşık on yedi sene kalır. Bu süre içerisinde talebeler yetiştirip icazetler vermiştir. Ayrıca çeşitli yerlere irşad için gitmiş, insanları Allah’a davet etmiştir. 1969-1970’de Kızıltepe’ye gelmişler ve ömürlerinin sonuna kadarda burada ikâmet etmişlerdir.



ÜSTADIN ÜSTÜNLÜĞÜ VE METHİ


Seyda Hz.Resûlullah’ın varis ve halifelerindendir. Böyle olmasına rağmen kendileri neseple övünmekten ve övülmekten uzak, gerçek bir ilim adamıdır. Merhum Seyda(k.s) gayet vakarlı, mutevazi, metin, ilim, irfan, edep, haya, hilm, şefkat, merhamet, sehavet, şecaat, cesaret ve daha bir çok hasletleri cami ahlakı haseneye malik eşine az rastlanan bir ilim deryası idi. Az konuşur, konuşanın sözünü tamamlamadan kendisi konuşmazdı. Muhatabının anlattığı konuyu bildiği halde duymamış gibi dinlerdi. Dünya malı gözünde gayet değersizdi. İhtiyacından fazla olan bir şey bırakmazdı. Fakir, sakat, yoksul ve öksüzlerin barınağı idi. Hiç kimseden bir şey istemez verileni de reddetmezdi. Gelirini muhtaçlara ve ilim talebelerine sarf ederdi. Talebelerine şefkati ebeveynlerinden daha fazla idi.
Bütün varını yoğunu ilim neşretme tedrisat yapma uğruna talebelerine sarf ederdi. Daha çocukluk yaşlarında iken bile iyi bir ahlaka sahipti. Kimseyi incitmez daima yumuşak davranırdı. Ancak bir münkirin hücumundan hiddetlenir, o münkirin izalesi için canını feda etmekten çekinmezdi.
Dini, vazifeleri hiç ihmal etmezdi. Hastaları ziyaret eder, hastanın şifa bulmasını Allah’tan niyaz ederdi. Taziyeye gitmeyi ihmal etmez ölülere hayırlı dualarda bulunur, geride kalanları teselli eder sabırlı olmalarını tavsiye ederdi. Akraba ve dostlarını ziyaret eder, onlara vaaz ve nasihatlerde bulunur onlara Allah’ı hatırlatırdı. Dost ve sevdiklerini hiç unutmazdı. Onları daima hayırla anar iyi huylarını hatırlatırdı. Çok vefalıydı. Bir yolculuğa çıktığı zaman bir kişi de olsa müntesiplerini mutlaka ziyaret eder öyle yoluna devam ederdi. Üstadlarına karşı son derece hürmetli ve mütevazı idi. Elinden gelen yardımı ve ihsanı yapar onların gönüllerini alırdı. Hocalarının yakınlarına, akrabalarına, aile ve çocuklarına çok merhametli davranır onlara ihsanlarda bulunurdu. Hele sevdiklerinin en uzak akrabalarına bile sonsuz hürmeti vardı. Âl-i Resule çok bağlı idi. Seyyid olan kişinin önünden yürümez ondan önce kalkmaz, onu en yüksek yere oturtur ve ona karşı hürmette eksiklik göstermezdi.
Tasavvuf erbabının hayatlarını gayet iyi bir şekilde anlatır, kerametlerini kaynak göstererek beyan ederdi. Sohbette anlattığı evliyanın menkıbelerini tafsilatlı anlatır, o menkıbenin vukusunda hazırmış gibi canlandırırdı. Evliyanın kerameti hakkında ise “kerameti sorarsanız en büyük keramet kitap, sünnet ve icma’ üzere yaşamaktan daha büyük keramet yoktur” derdi.
Şeriat-ı garraya son derece bağlıydı. En küçük bir meseleyi titizlikle tatbik eder ve ettirirdi. Herkesin kalbini kerametle değil ilim ve nurlarla doldurmuş Muhammed aleyhisselâmın dinini canlandırarak kuvvetlendirmiştir. İnsanları sünneti seniyyeye teşvik etmiş, bir çok âlim ve evliyâ yetiştirmiştir. Öyle ki teveccüh eserleri ve cezbe nûrları, talebelerinde ve müridlerin hallerinde görülmeye başladı. Bu gayretli yetiştirme ve feyz verme sırasında, bazı çekemeyenler oldu ise de Seyda Hz. Onlara nasihat etti. Bu nasihatlerle uslanmayanlar sonunda yaptıklarına pişman olup af dilediler. Seyda Hz.leride ihsan ederek onları afetti. Böylece bir çok kimse sohbetlerinden ve feyzlerinden istifade etti. Muhammed’in nurunu yaymaya çalıştı, sünneti ihya ve kulları ıslah etti.
O, Resulüllah’ın âli ve yakınlarından olup, nesepçe ehlibeytindendir. Seyda hazretleri, asırlarda benzeri az yetişen müstesna âlimlerden ve büyük bir mürşid-i Kamildir. İslam düşmanlarının dine insafsızca saldırdığı dönemde Allahû Teâlâ kullarına acıyarak Seyda gibi bir zât yarattı. Ona derin ilimler ihsan eyledi. Bu yüce zât insanları din düşmanlarına karşı uyardı ve gafletten uyandırdı. İnsanlara ışık saldı. Günahların, bid’at ve hurâfelerin çoğaldığı, delâletin yayıldığı bir zamanda insanları aydınlık yollara sevketti, onlara rehber oldu.
Anladığımız kadarıyla Seyda Hz. bir örnek timsaliydi. Onun bereketi ve sohbetleri ile bir çok günahkâr tövbe etti. Bir çok fasık ve fâcir onun güzel hallerini görüp, sohbetini işitip tövbe etti. Uzaktan ve yakından çok kimseler uyanık ve rüyâda iken onu görerek yanına koşmuş, huzûruna geldiklerinde gördüklerini aynen bulmuşlardır. Âlim, Sâlih, genç ihtiyar binlerce kimse onu görüp sohbetinde bulununca feyz alarak kalpleri zikreder olmuştur. Huzurundaki pek çok sayıda talebeleri, müridleri manevî hâllere, yüksek derecelere kavuşturmuştur.
Seyda Hz., İslâm dininde her sözü sened olan, Ehl-i sünnetin, temel direklerinden çok büyük bir âlim ve velîdir. Kendileri tasavvufun bütün inceliklerine ve en yüksek kemâllerine kavuşarak tasavvuf deryasından bol bol nurlar saçmıştır. Yüksek ma’rifetler, beliğ ifadeler ve fasih sözleri ile çok kimsenin anlamada aciz kaldığı yüksek hakikatleri, candan arzulayanlara sunarak, bu sonsuz deryadan susuzlarının harâretini teskin etmiştir. Yolunu şaşıranlara doğru yolu göstermiş, aşağı derecelerde takılıp kalanları çok yükseklere çıkarmıştır. Müridlik, mürşidlik, tarikat, kutb, gavs, evliya, zikr, marifet, kerâmet gibi kelimeleri çok mükemmel bir şekilde açıklamıştır. Müslümanları kandıran ve şaşırtan cahillerle, dünyaya düşkün bozuk tarikatçıların maskelerini indirmiştir. Velâyetin ve velîliğin muhakkak keramet göstermek demek olmadığını, asıl veliliğin Allahû teâlânın emirlerine ittiba ve sünneti seniyye üzere olmakla mümkün olacağını bunu yapan kişinin zamanının velisi olduğunu beyan buyurmuşlar; tasavvufun İslam dışında ayrı bir yol değil, bizzât dinimizin içinde, emir ve yasakların kolaylıkla yapılmasına yardımcı olan ve Allahû teâlaya muhabbet yolu olduğunu çok veciz şekilde izah etmiştir. Böylece din bilgisi az olanların ve hâkîki tasavvuf ehli olmayanların, şaklabanlıkları ve istidrâclar ile insanları kandırmalarına ve böylelerinin mârifet ve kerâmet sahibi hakîki velîlerle karıştırılmasına mâni olmuştur.
Ayrıca zamanındaki bir çok ilme vakıftı ve özellikle fen ilimlerinden coğrafyayı en üstün şekilde biliyordu. İlimle ve hizmet yolunda Seyda hazretlerinin dîne yıllarca büyük hizmetleri olmuş; sağlam, iknâ edici delillerle sapık fikirleri çürütmüş, Ehl-i sünnet i’tikadını ve doğru din bilgilerini yaymış, bid’at ve batıl sapık fikirleri ortadan kaldırmaya hased ve iftirâcıları tezkiye etmeye çalışmıştır. Ehl-i sünnet ve cemâat i’tikâdını beyân etmeye teşvikte muvaffak oldu.Ve dahi bid’at ve küfr zulmeti kalkıp, imân ve sünnet nûru yayıldı. Seyda Hz.leri İslam dinine yaptığı ilmî hizmetlerle İslamiyeti iman, amel ve ahlak esasları olarak bir bütün halinde insanlara yeniden duyurmuş, şüphesi ve bozuk düşüncesi olanlara cevaplar vermiş, Müslümanları çeşitli fitneler ve propagandalarla zaafa düşürmek, parçalamak ve böylece İslam dinini yıkabilmek ümidine kapılanları hüsrana uğratmıştır.
İlimde olduğu gibi amelde de bir örnekti, kendileri. Her durum ve şartlarda yaz olsun, kış olsun, seferde ve hazarda; ekseriyâ gecenin yarısından sonra, ba’zan da gecenin üçte ikisi geçtikten sonra kalkar, o vakitte okunması sünnet olan duâları okur, mükemmel bir abdest alırdı. Abdest alırken bir başkasının su dökmesini istemezdi. Abdest suyunda o kadar ihtiyatlı davranırdı ki, bundan fazlası tasavvur olunamaz. Abdest alırken kıbleye dönmeye çok dikkat ederdi. Fakat ayaklarını yıkarken, kıbleye doğru değil biraz yan tarafa dönerlerdi. Yanî ayaklarını kıbleye karşı yıkamaz, kıbleye ayak uzâtmazdı. Her abdestte misvak kullanmağa ve her namaz için abdest almağa çok dikkat ederlerdi. Her uzvu üç defa yıkar, her defâsında, elleriyle uzvundan suyu silerdi, tâ ki yıkanan uzvundan ve ellerinden damlama ihtimâli kalmasın. Bunun sebebi abdestte kullanılmış suyun temiz veya necis olması hakkında ihtilaf olmasındandır. Her ne kadar fetvâ, temiz olduğuna dâir ise de, ihtiyatli davranırdı. Her uzvu yıkarken, kelime-i şehadet ve “Tekmile-i miskâf” gibi hadis kitaplarında, bazı fıkıh kitaplarında bildirilen abdest duâlarını okurdu. Abdesti bitirdikten sonra, o vakitte okunması bildirilen duâyı okurlar ve teheccüd namazına başlardı. Tam bir itminan, huzur ve cem’iyyetle, uzun süreler okuyarak teheccüd namazı kılardı. Öyle ki, insan gücü buna zor takat getirirdi. Teheccüd namazını bitirdikten sonra tam bir huşû ve istiğrak ile sessizce murakabeye otururdu. Sabah namazının sünnetini evinde kılar, sünnetle farz arasında; “sübhanallahi ve bihamdihi sübhanallahil azîm” duasını okurdu. Sabah namazının farzını kılar sonra evine gider çocuklarının hâllerini sorar eve lâzım olan ve yapılması îcâb eden işleri söylerdi. Sonra hûsusi odasına çekilir, Kur’an-ı Kêrîm okur, bundan sonra talebelerinin dersini verirdi. Ba’zen talebelerinden her birine hâline ve istidâdına göre bir vazife verirdi. Sohbetlerinde bir Müslüman’ın gıybeti edilmez, kimsenin aybı zikr olunmazdı. Talebeleri onun olduğu yerde, gâyet edep ve huşû ile otururlardı.
Muhterem üstaz Hz.’nin ahlâkı, adâbı, her hali sallallahu aleyhi vessellem efendimiz hazretlerine tamamen, hayret edilecek şekilde uygundu. Şöyle ki: Seyda da iki kızını da bir zâta diğerinin ölümü üzerine vermiş. Birinin adı Rukuye diğerininki Ümmü Gülsüm idi. İsimlerdeki aynilik, uygulamadaki benzerlik görüldüğü gibi hayrete düşürücü ve bir o kadarda sevindirici bir tablodur.
Yemede, içmede, giyim adabında, yokluklarında, hazarda, seferde, beşerî münasebetlerde, aile hayatlarında, namaz, oruç, hac gibi vesair hususlarda ve sayıya gelmeyen adâplarda Fahr-i Kâinat Efendimiz hazretlerini nihayetsiz derin bir aşkla rehber edinmişlerdi. Her hayır vasat halde bulunmaktadır. “Yani ne ifratda ne de tefrittedir. Zira bir grup sahabe geldiler, Rasûlü Ekrem efendimize, ailelerinden ayrılmağa, vakitlerini dünyalık şeylerden el çekerek, namaz, oruç gibi ibadetlerle geçirmeğe kararlı olduklarını söylediler, bunlara cevaben sallallahu aleyhi vesellam efendimiz:“Benim ahlakıma ve yoluma uygun az amel, yoluma uymayan çok amelden daha hayırlıdır. Benim yoluma ve ahlakıma uymayan her hareket sapıklıktır. Her delâlet de cehennemde olur” buyurdu.
Çok kimseler zannederler ki mânen terakki etmek, yalnız fazla ibadetlerdir. Hayır, hakiki terakkiyet, tam Cenab-ı Hakk’ın huzuru ilâhiyesinde olduğunu bilerek sünnet-i seniyye gölgesinde ne yapılması icap ederse onu yapmaktadır. Çok kimseler vardır ki, bunların nafile ibadetleri çoktur, daima oruçludurlar, daima gece namazlarına devam ederler. Fakat helale harama dikkat etmeyip; İslâmî ahlâk ile müteallik olmaya gayret etmezler, boş zamanlarını dedikodu, gıybet ile geçirirler. Ellerine ne geçerse mideden aşağı indirirler. Halbuki bunlar keşke nafile ibadetlerini azaltsalar da ahlâklanma hususunda gayret edip hak-hukuk mevzularında uyanık olsalar. Zira Peygamberimiz Efendimiz Sallahu aleyhi vesellem hazretleri :
“Kim helâl kazanır, helâl yer, ehl-i sünnet ve’l cemaat yolunda gider, insanlarda kendisinden gelebilecek zararlardan emin olurlarsa mutlaka cennete girer” buyurmuşlardır.
Allah dostları zamanlarını iyi değerlendirirler, farz namazlarını vaktinde kılarlar, diğer teheccüd, işrak, duhâ ve evvabin namazlarını da, farzmış gibi vakitlerinde eda ederler. Bu hususta Seyda hazretlerinin uygulamalarını zikretmenin uygun olacağı kanatindeyiz.
__________________
LeGoLaS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-04-2008, 19:19   #2
LeGoLaS
 
LeGoLaS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 6.606
Tecrübe Puanı: 938
LeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond repute
Standart

İBADETLERİ

Kuşluk namazlarını Ramazan-ı Şerifte sekiz diğer aylarda dört rekat; Teheccüd namazını her zaman on bir rekat olarak tek başına, Ramazan-ı Şerifte ise cemaatle kılardı. Evvabin namazını iki; Farz namazın sünnetlerini Ramazan haricinde ikişer ikişer Ramazanda ise dörder dörder kılardı. Ayrıca yaz aylarında sünnete ittiba için kayluleye yatarlardı. Namazlarda mutlaka misvak kullanırdı.

Duada serçe parmaklarını birleştirir parmak uçlarını aşağı eğik tutar ve parmaklarının uçlarını birleştirirdi. Bir sohbette anlatılır ki; Şeyh Abdulgani Şeyh Selahaddin’e sormuş “kurban Seyda duada ellerini nasıl açardı” sorusuna Şeyh Selahhaddin göstererek “işte böyle yapıyordu” dedi bunun üzerine Şah-ı Haznenin oğlu Şeyh Abdulgani dedi ki “bundan sonra bizde öyle yapacağız. Zira Şeyh Abdurrezzak Şeyh Ahmed gibi yapar, bizim de öyle yapmamız gerekir” dedi. Seyda Hz.leri duası bütün Müslümanlar içindi. Zira bir seferinde Seyda Hz. bir gün sabah namazı dışında farz namazların birinde konut duasını okumuş cemaat bunun sebebini sorduğunda Seyda susmuş ancak daha sonra anlaşılmıştır ki o sıra Kıbrıs harbi çıkmış. Seyda Hz.leride onlara duada bulunmuşlardır. Çünkü Müslümanlara isabet eden bela ve musibetin karşısında bu duayı okumak onların muhafazası için mühim bir kalkandı. Ayrıca bu duayı böylesi durumlarda okumakta sünnettir. Seyda’nın her zaman yaptığı dua: “Ya Rabbi bizlere cennette birbirimizi görmeyi nasip eyle.”
Seyda Hz.leri haccını kendi parası ve imkanlarıyla yapmayı tercih eder kimseye yük olmak istemezdi. Hacca gittiği zaman haccı ifradı tercih ederdi. Hac yolunda daima hoşgörü ve hilm üzere hareket eder, oradaki insanlara karşı daima hürmet gösterir elinden geldiği kadar onlara ihsanda bulunurdu. Zemzemi bütün dertlere şifa olması niyetiyle besmele ile ayakta içerdi. Zira zemzemin bütün vücuda yayılması bu şekildeki içişle sağlanmaktadır. Ayrıca bu şekilde içmek sünnettir. Su içişi ise oturarak ve üç nefeste yudumlardı ve suyu emerek içerdi.
Seyda Hz.leri gençlik zamanında farz oruçlarından gayri sünnet olan nafile oruçlarını hemen hemen hepsini tutardı. Ömrünün son zamanlarında yalnız iki orucum kalmış, derdi. Bunlardan birisi Tasva Aşure günleri, diğeri ise arefe ve şerefe günleriydi. Zâten diğer günlerde de iki vakit yer, yemeklerden de sulu yemekleri severdi.

HAYATINA DAİR BAZI HUSUSLAR

Seyda hazretleri yolda yürürken sağa sola bakmaz hangi istikamette gidecekse o yönde vakarla giderdi. Temizliğe çok büyük önem verir haftada en az iki kez vücudunu temizler, elbiselerini değiştirirdi. Yatmadan önce ve kalktıktan sonra misvak kullanmayı ihmal etmezdi. Beyaz fistan üzerine yelek ve cübbe giyer, soğuk zamanlarda üzerine bir kaput veya kürk giyer, giyerken de besmele ile sağ taraftan başlar çıkarırken de soldan çıkarmaya başlardı. Yazın en hafif elbiseleri giyer elbiselerden de en sevdiği beyaz renkli olanlarıydı.
Hastaları ziyaret eder onlara sabırlı olmalarını tavsiye eder onlara böyle musibetlerin ve hastalıkların mükafatının büyük olduğunu söyler onlara selefi salihinin menkıbelerini anlatırdı. Kibir, riya, ucub, gıybet, hased, kin, adavet, çekememezlik, nemime vs. gibi şeylerin kalbin kötü hastalıklarından biri olduğunu söyler bunların izalesi için bazı talimatlar verirdi.
Tevekkül sahibi bir kişiydi. Fakat tedbiri de elden bırakmazlardı. Her şeyin Allah’tan olacağını yakinen bilir bu konuda da bir kişinin Peygamberimize gelerek “devemi bağlayıp ta mı tevekkül edeyim yoksa bağlamadan mı tevekkül edeyim” sorusuna Peygamberimizin “deveni bağla ve ondan sonra tevekkül et” dediğini ifade ederek bu konuda Peygamberî metodu takip etmemiz gerektiğini vurgulardı.
Hiç şüphesiz ki onu yüksek makamlara eriştiren bir çok yüksek değerler vardı. İşte bunlardan birisi de Şeyhinin talimatı doğrultusunda hiçbir dünya menfati gözetmeksizin yalnız ve yalnız Allah rızası için yaptığı ilim tahsili ve halis niyetle yaptığı amelleridir. Bununla birlikte Gavs hazretleri dünya ve ahiret ölçüsünü çok iyi ayarlamış, her iki dünyaya da Kur’an ve Sünnetteki ölçüler içinde değer vermiş ve nihayetinde bu dünyadaki vazifesini yapmış geride ise salih evlatlar, kendisinden faydalanılacak ilim ve insanların menfatine olan sadaka-ı cariye nevinden üç değerli hazine bırakmıştır.
Hediyeleşmesiyle ilgili olarak, yanına ziyarete gelenlere bazen teşbih veya misvak yahut kitap hediye ederdi. Kendisine hediye edilen şeyleri de kabul eder fakat onları kendisi için tutmaz talebelere veya fakirlere dağıtırdı. İrşadda iken verilen hediyeleri kabul etmezlerdi. Kendileri iktisada riayet ederler kesinlikle bencil davranmayıp iktisatlı -tutumlu- olmayı tavsiye eder israftan kaçınmayı telkin eder, ihtiyaç anında varını yogunu ortaya koyarlardı. Rızık konusunda hiçbir zaman endişeye düşmez, kıtlık zamanlarında dahi daha bir hassasiyetle fakirlere tasaddukta bulunur, rızkın Allah’a ait olduğunu yakinen bilirlerdi. Üstad hazretleri ilimle iştiğal ettikleri için ticaretle meşkül olamazlardı, fakat “ticarette bereket vardır” derdi. Üzerinde fazla para taşımaz, ihtiyacı kadar alırdı.
Çocuklara karşı gayet şefkatli davranır onların başını okşar, gönüllerini alır onlara ihsanlarda bulunurdu. Seyda hazretleri hastalığından dolayı bazen ayaklarını uzâtırdı. Ancak o mekanda bir çocuk dahi varsa ayaklarını toparlardı ki bu halleri onun ne kadar yüksek bir ahlaka sahip olduğunu ifade etmektedir. Fakir ve zengin insanlara karşı farklı muamele yapmaz onlara aynı mesabede şefkat ve merhamet gösterirdi. Fakat fakir insanların daha fazla sıkıntı çektiğinden onların içindeki yeri daha bir başkaydı. Yine sadaka dağıtırken sadakasını fakirlere tasadduk eder, bunlar içinden de yetim olanları tercih ederdi.
Mübarek geceleri ihya etmeye özen gösterir o gecelere ait tesbih zikri yapar, salavat-ı şerife çeker ve bol bol Kur’an’ı Kerim okurdu. Ramazan-ı şerifte Kur’an’ı hatmetmek adetlerindendi. Devlet adamlarıyla siyasî bağlamda olan ilişkileri hiç olmamıştır. Kendisini ziyarete gelen devlet erkanının dua talep etmeleri halinde onlara “Ya Rabbi dine yardım ve hizmet edenin Sen yardımcısı ol” diye dua ederdi. Mektuplaşması bağlamında da irşad ve taziyeler için mektup yazdırırdı. Misafir ağırlamayı çok sever onlara ikramlarda bulunurlardı. Misafirsiz kaldığında üzülürdü.

VEFATI


Üstadımız 1970 yılında Kızıltepe’ye yerleşmiştir. Ömrünün geri kalan kısmını burada geçirmiş Molla Bedirhan (Seyda’nın halifesi)’in dediğine göre Seyda hazretleri vefat etmeden önce kendisini ziyarete gelen herkese bundan sonra ancak Kevser havuzu üzerinde kavuşmamız olacaktır, dediği rivayet olunmuştur. Hakikaten herkesle vedalaştıktan sonra 18-08-1980 yılı Ağustosunun Pazartesi günü saat 4-00’da hakkın rahmetine kavuşmuştur. Vefatı kendilerine adeta Cenab-ı Allah tarafından ilham olunmuştu. Vefat haberi, talebelerini ve sevenlerini çok üzüp ağlatttı. Duyulduğu her yerde gözyaşları döküldü. Hüzün ve keder sevenlerinin yüreğine bir zehirli hançer gibi saplandı.
Vefatı İslam aleminde büyük bir acı uyandırdı. İlim ve irfan ehli ile halk onu kaybettiklerine günlerce yanıp ağladılar. Molla Muhammed (Şeyh Selahaddin’ in Halifesi ): Şeyh Selahaddin hazretleri (k.s) bana şöyle anlattı: Bir gün Seyda hazretleri, şu merkatın bulunduğu yerde etrafı çiçeklerle süslü olan mekanda oturuyordu. Şeyh Abdurrahman Aktepe hazretlerinin mealen şu beytini söyledi:
O merkatta bilmiyorum
Ne yapacağımı bilmiyorum.
Elimde Allah’ın rahmetinden başka hiçbir şey kalmamıştır.
Şeyh Abdurrahman o kabirde demişken, bizim üstad ise şu anda bizzât bulunduğu yere vurarak bu kabirde diyordu. Demek oluyor ki, kendisinin defin edileceği yer orası olacaktır.
Yine Molla Bedirhan (Seyda’nın halifesi) anlattığına göre Merhum Seyda hazretleri Ramazan ayından önce çok sevdiği bir hocanın yanına davet edilmişti. Yemekler yenildikten sonra köy sahiplerinden birisi şöyle dedi. Üstadım bize ne zaman teşrif buyuracaksınız. Seyda hazretleri şöyle buyurdular: “Bundan sonra artık hiçbir yere gitmeyeceğim.” Hakikaten ondan sonra hiçbir yere gitmeden vefat etti.
Seyda Hz.leri vefatına kısa bir zaman kaldığında şöyle bir mesele anlattı: Şeyh Ebel Kasım Kuşeyrî 84 yaşına bastığı zaman bir talebesine “çarşıya git 84 yaşında bir köle bul, onu satın al ve sonrada onu azad et” dedi. Talebe çarşıya gidip 84 yaşında köle aramaya başladı. Fakat bu yaşta bir köle bulamadan döndü. Talebesi Şeyh Ebel Kasım Kuşeyrî’ye “efendim 84 yaşında bir köle bulamadım. Zira köleler 60 yaşında kendiliğinden azad edilirmiş” dedi. Bunun üzerine Şeyh Ebel Kasım: “Ya Rabbi! Köleler dahi 60 yaşında kendiliğinden azad ediliyor. Oysa sen bizi affetmiş misin acaba” der. Şeyh Ebel Kasım Kuşeyrî geceleyin uykuya daldığı bir sırada rüyasında ona şöyle bir ses gelir: “Ya Şeyh Ebel Kasım seni affettik.” Bu hadise üzerinden birkaç gün geçtikten sonra Şeyh Ebel Kasım Kuşeyrî vefat etti. Seyda Hz.leri bu olayı anlatmakla kendi yaşını ve vefatının yakın olduğunu söylemek istiyordu. Ve gerçektende Seyda Hz.leri 84 yaşında vefat ederek Hakkın rahmetine kavuşmuşlardır.


BAZI MENKIBELER


Molla Bedirhan (Seyda’nın halifesi):
Seyda, Suriye’den Türkiye’ye geldiği zaman halk arasında adı duyulmaya başlandı. Yakın, uzak her yerden ziyaretine gelirlerdi. Bu ziyaretlerin birinde Diyarbakır’dan kalabalık bir gurup gelmişti. Bu gurubun içerisinde Molla Abdurrahim isminde bir hoca vardı. Seyda etrafındakilere sohbet etmeye başladı. Yapmış olduğu sohbet ayrı ayrı konulardandı. Buna çok şaşırdık. Seyda’nın sohbeti devamlı bir konu üzerinde olurdu. Biz bunun bir hikmeti vardır dedik. Sohbet bittikten sonra Seyda kalkıp gideceği zaman Molla Abdurrahim Seyda’nın ayakkabılarını Seyda’nın önüne koyarak bastonunu eline verdi. Seyda yürümeye başladı. Meğer ki hocanın kalbinde bir şeyler varmış ki Seyda hemen dönüp hocaya baktı ve ona şöyle dedi: “Allah senden razı olsun ve dünyada mesut etsin.” O zaman o hoca cemaate dönerek Seyda kalbimdeki isteğin aynısını söyledi. Sizinkilere ne oldu dedi. Onlarda “evet bizimkileri de sohbet esnasında beyan etti” dediler. İşte o cemaatten biride bendim.
***
Molla Bedirhan (Seyda’nın halifesi): Halilan köyünde -Seyda’nın bulunduğu köyde-. İki aile vardı ki bu aileler rekabet içerisindeydiler. Fakat Seyda geldikten sonra aralarını düzeltti. Onları birbiriyle barıştırdı. Fakat onlara bağlı bazı kişilerin çıkarları kalmadığı için onları kışkırttılar. Bunu duyan Seyda hazretleri, onlara her ne kadar nasihatte bulunduysa da bulunduysa da yinede kar etmedi. Zâten Seyda hazretleri onların barışmaları için orada bulunuyordu. En sonunda oradan taşınıp başka bir yere gitmeyi arzuladı. Köylülerde Seyda’nın gitmemesi için bir daha barıştılar. Fakat yine husumet oluştu. Oluşan bu husumetin kavgaya dönüşmesi üzerine Seyda oraya gelip her iki tarafı evlerine gitmeleri için ikna etti. Evlerine gitmekteyken fitnecilerden birisi gidenlere nereye gidiyorsunuz, ne fayda elde ettiniz diye onları tahrik etti. O zaman Seyda hazretleri şöyle bedduada bulundu: “Bu fitneyi körükleyip sebebiyet verenin gözüne kurşun girsin” dedi ve Seyda aralarından ayrıldı. Çıkan çatışmada o fitnecinin gözüne bir kurşun isabet edip helakine sebep oldu.
***
Molla Cemil anlatıyor:
Ben Suriye’de okuyordum beni şehre gönderip bir otobüs getirmemi istediler. Çünkü Şeyh Ahmed’e gidecektik. Arabayı getirdim. Giderken Halid köyünde bir dere vardı arabanın tekerleri deredeki çamura iyice battı. Biz ne kadar uğraştıysak arabayı çıkaramadık. Oranın ağası Seyda Hz.lerine haber göndermemizi istedi. Seyda Hz.leri geldi ve bize “ben ne yapabilirim ki” dedi. Ağa Seyda Hz.lerine gurban siz direksiyona geçin, biz arabayı yiteriz dedi. Seyda Hz.leri direksiyona oturdu bizlere ağa ellerinizi arabadan çekin, eğer kerameti varsa arabayı çıkarsın dedi. Araba kendiliğinden çıktı böylece ağanında kalbi tatmin oldu.
***
Yine Molla Cemil anlatıyor:
Ben 16 sene askere gitmedim firar ettim. 16 sene sonra ben askerliğe gidecektim askeriyeye gittim belgeleri aldım iki gün sonra askere gidecektim yaşlanmıştım. Askerlikten de korkuyordum. Seyda Hz.leri ve Şeyh Alaaddin (k.s) Haznevî rüyada gördüm. Seyda Hz.leri bana niçin korkuyorsun dedi. Bende ibadetlerimi yapamam diye korkuyorum dedim. Seyda Hz.leri “üzülme şu anda görevin ne ise askerde de görevin o olacak, çünkü nakşi bendi saadatları sana dua etmişlerdir” dedi. Ben sivil hayatta imamdım. Askere gittim ve Şeyh Güzel’in oğlu orada yüksek rütbeli bir komutandı. Ben Şeyh Güzele Hacc sırasında yardım etmiştim.Şeyh Güzelin oğlu da askerde bana yardımcı oldu ve daha ilk günde beni Batman’da bir camiye imam olarak verdi.Ben de orada imam olarak vazifemi yaptım.
***
Molla Abdulgafur anlatıyor:
Seyda hazretleri vefatından sonra sürekli ziyarete gelip giderdim. Bu ziyaretlerinde bir iki hafta kaldım. Daha sonra eve gitmek için Seyda’nın oğlu Şeyh Selahaddin’den müsaade istedim. O da bana müsadeyi verdi. Sonra markada gidip vedalaşmak için biraz dua okuyup gidecektim. O anda Seyda hazretlerini türbesinin olduğu yerde ayakta olduğunu görünce şaşırdım. Seyda bana şöyle dedi “ Nereye gideceksin, bende kurban izniniz varsa eve gideceğim. Kendileri, var mı öyle kaçıp gitmek, kesinlikle izin yoktur, birkaç gün kal sonra git, dedi.
***
Molla Asım anlatıyor;
Ben askerdeyken bir gün komutan mecburiyetten dolayı sinema gitmemizi istedi. Biz de çaresiz biletlerimizi alıp sinemaya girdik. Girer girmez ben Seyda Hz. önümde gördüm bana şöyle dedi “Sen ne yaptığını sanıyorsun hemen geri dön. Sonra kafamı kaldırdım, kendisinin karşımda olmadığını gördüm Seyda’nın himmetiyle oradan dışarı çıktım ve beni kimse görmedi.

***
Molla Abdulkadir anlatıyor:
Seyda hazretleri Halit köyünde iken yanlarına bir yaşlı sofisi gelip, kendisine talebe olmak istedi. Seyda Hz onu kabul etti. Yaşlı adam epey okuduktan sonra hastalandı. Seyda’dan izin alıp evine gitti. Evinde vefat etti. Seyda Hz onun mezarına varıp biraz murakabe yaptı. Ertesi gün Seyda hz şöyle dedi. Ben onun bu gece rüyamda gördüm. Ona “sana nasıl muamele edildi, yerin nasıl” dedim. O bana şöyle dedi: “Allahu Teala bana sizin yanınızda okumaya başladığımdan dolayı büyük nimetler ihsan etti.” Ben de benim yerim nasıl dedim? O bana “üstadım sizin yeriniz çok güzel olduğu için anlatılamaz” dedi.
***
Molla Muhammed anlatıyor:
Sağ-sol davalarının olduğu bir günde ben Seyda Hz.nin yanına geldim. Kendilerine “üstadım bunların hali nice olacaktır, dedim. Seyda Hz bana geçenlerde seccadenin üzerinde otururken gözlerim kapandı, kendimi ravza-i mutahharada gördüm. Karşımda Resul-ü ekrem (a.s.) duruyorlardı. Elini ziyaret edip, Ya Rasulullah bunların hali nice olacaktır dedim. Şöyle buyurdular: “Onları ümmetimden attım”. Sonra elimi tutup beni cennete götürdü. Cennette çok tanıdığım kimse gördüm. Sonra geri geldik. Gözlerimi açınca seccademin üzerinde olduğumu gördüm, dedi. O sırada bu olaya çok kişi şahit oldular.

***
Molla Abdülkadir anlatıyor:
Şeyh Ahmed Haznevi şöyle derlerdi: “Kim cennetlik birini görmek isterse Molla Abdürrezzak’a baksın. Çünkü o cennetlik birisidir.”
***
Bir müridi anlatıyor:
Kıbrıs Savaşı sırasındaydı. Etraf çok kalabalıktı. Bir ara sağ tarafıma baktığımda Seyda Hz. başında sarığı, general elbisesi giyili, arkasında bir ordu ile savaşıyordu. Arkasındaki orduya işaret ederek saldırı emirlerini veriyorlardı. Çok şaşırıp arkadaşlarıma da onu gösterdim. Onu epey izledikten sonra bir ara başka yerde gördüm. Sonra tekrar onun olduğu yere baktığımda onu orada göremedim. Ne kadar aradımsa da bulamadım. Askerlikten sonra Seyda’yı ziyarete geldim. Sofilere onun Kıbrıs savaşında gördüğümü söyledim. Onlar ise o gün Seyda’nın evden ayrılmadığını, yalnız başka kişilerin de Seyda’yı Kıbrıs savaşında gördüklerini söylediler.

***
Hacı Hadi anlatıyor:
Seyda Hz ile bir gün divaneda beraber oturuyorduk. O hiç kimse onun yanına gelip bir şeyler söylememişti. Ben de kendilerinin yanından hiç ayrılmamıştım. Gece oldu. Bana dönerek şöyle söyledi: Afganistan’daki mücahitler büyük bir zafer kazandılar. Çok sayıda tank ve asker teslim aldılar. Ben, ne zaman oldu, dedim. Biraz evvel dedi. Ben, kurban kim söyledi, dedim. Seyda Hz bana söylediler, dedi. Sabah olunca radyoyu dinledim ve gerçekten de Afganlılar 400’e yakın tank ve asker teslim almışlardı. Kendilerine hiç kimse söylememişti. Demek oluyor ki gaipten kendilerine haber verilmişti.
***
Bingöllü Molla Muhammed anlatıyor:
Seyda Hz. Bingöl’e irşad için gittikleri zaman bir köye uğradılar. Orada bütün köylüler tevbe ettiler. Sadece bir köylü kaldı. O da ben tevbe etmezsem olmaz mı, tevbe etmeyeceğim diye tutturmuştu. Seyda Hz bir ara abdestini tazelemek istediğini söyledi. Biz de kendisine ibrik verdik. İbriği alıp dışarı çıktı. Tövbe etmeyen adamın evi, Seyda Hz. nin misafir kaldığı evin tam karşısındaydı. Seyda Hz o eve doğru baktı. Sonra abdestini tazelemeden hemen içeri girdi. Biz de kendilerinin yerini düzelttik ve oturdu. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra birden kapı açılıp tövbe etmeyen adam içeri girdi. Girer girmez ağlayarak Seyda Hz . nin ayağına kapandı. Seyda’dan tövbe aldı. Sonra, biz ona , tövbe etmiyordun , ne oldu, dedik. O da Seyda Hz. dışarı çıkınca benim evime baktı, onun boyu öyle büyüdü ki başı bulutları bile geçti. Ben de korkup hemen Seyda’nın yanına gelip tövbe ettim, dedi.

***
Bir müridi anlatıyor:
Seyda Hz Halilan’da iken bir gün kendi bağına gitmişti. Bağın altında oturuyordu. Ben oradan geçiyordum. Bir baktım, Seyda’nın oturduğu yerin üstünün nurla dolu olduğunu gördüm. Çok şaşırdım. Seyda’nın orada olduğunu bilmiyordum. Yavaş yavaş yaklaştım. Yaklaştığımda Seyda’nın orada oturduğunu gördüm.

***
Molla Muhammed anlatıyor:
Seyda Hz yazın Hışhışok Köyüne gider. Talebelerini de beraberinde götürür. Orada talebelerini okuturdu. Misafirlerini de orada ağırlardı. Bir gün Seyda’nın misafirleri gelmişti. Seyda, yoğurt ile pekmez verin dedi. Ben, üstadım, pekmez kalmamış, dedim. Kendisi nasıl kalmamış, git bak, dedi. Ben yine, kurban on fıçı var, hepsi de boş dedim. Seyda Hz. leri, olsun sen git bir bak, dedi. Ben de gittim baktım. Hepsi boştu. Geri gelip Kurban hepsi boştur, dedim. Seyda Hz, bir çay bardağı da mı çıkmaz, git, bir çay bardağına doldur getir dedi. Ben gittim zorla bir bardak çıkardım ve Seyda’ya getirdim. Seyda parmağını, bardağa batırıp parmağını yaladı. Güzelmiş tamam götür dedi. Ben de götürüp fıçının içine boşalttım ama hiçbir şey anlamış değildim. Biraz sonra hanımım beni çağırdı. Vardığımda on fıçının içinin pekmezle dolu olduğunu gördüm. Sonra Seyda’nın yanına geldim. Ben bir şey demeden, sus, dedi ve git misafirlerin yemeğini getir dedi.
***
Molla Bedreddin anlatıyor:
Pirmiri köyünde, Seyda hazretlerinin yanında oturuyorduk. Bir gün Seyda hazretleri, gökyüzüne doğru baktıktan sonra, inşallah birkaç dakika sonra yağmur yağacak dedi. Biz bu sözde bir hikmet vardır deyip dışarı çıkıp gökyüzüne baktık. Ama hiçbir bulut göremedik. Biz aramızda konuşup dururken, birden bulutlar oluşup yağmur yağmaya başladı.

***
Hacı Muhammed Ali anlatıyor:
Seyda’nın şoförüydüm. Seyda ile Viranşehir’e gidiyorduk. Bir köyden geçerken iki siyah köpek arabanın arkasına koşmaya başladı. Biz birkaç kilometre gittik ama köpek hala arkamızdan geliyordu. Köpeklerden biri geri döndü diğeri hala peşimizden koşuyordu. Köpeklerden biri yoruldu ve gelmeyi bıraktı. Diğeri hala geliyordu. Seyda Hz.ler köpeğe doğru dönerek: “Ey köpek sen bizden ne istiyorsun, niçin arkamızdan geliyorsun, biz senin bir malını mı aldık ki sen bizim peşimizden geliyorsun, dön git evine diye seslendi.” Köpek aniden başını öne eğerek bir çığlık attı ve olduğu yerde kaldı. Sonra başını eğerek geri döndü ve geldiği yöne doğru gitti.

***
Bir Müridi anlatıyor:
Birisinden alacağım vardı. Bir türlü alamıyordum. En sonunda kararımı verdim. Silahımı alıp adamın evine gidecektim. Paramı isteyecek eğer vermezse onu vuracaktım. Planımı hazırlayıp, evine gittim. Paramı istedim. Adam vermedi. Bende, bir çalının arkasına saklandım. Adam evinden çıktığı zaman vuracaktım. Beklerken gece yarısı olmuş uykumda gelmişti. Birden Seyda Hz.ni gördüm. Hemen ayağa kalkarak elimi bağladım. Bana burada ne yapıyorsun dedi: Bende “ Kurban bir adamda alacağım var. Ama bir türlü vermiyor. Bende bu sefer vermezse onu vuracağım dedim. İstedim vermedi. Evden çıkar çıkmaz onu vuracağım” dedim. Seyda Hz. “Deli olma git evine, o parayı yarın getirir” dedi. “Evet Seydam” deyip gittim, sabah olduğunda kapı çalındı. Kapıyı açtığımda karşımda paramı vermeyen kişi duruyordu. Bana kusura bakma , kalbini kırdım. Paranı getirdim, deyip paramı verdi. Ben merakla senden o kadar istedim, vermedin. Niçin şimdi verdin, dedim. O da bana bu akşam rüyama nur yüzlü bir evliya gelerek müridimin parasını hemen ver, yoksa iki gözünü çıkarırım, dedi. Ben de korktum ve hemen getirdim, dedi.

***
Bir müridi anlatıyor:
Ben Seyda Hz. türbesine girmekten hatta geceleri yanından bile geçmekten korkuyordum. Bir akşam Seyda Hz.lerinin torunlarından birisi bana türbenin yanındaki çiçekleri sulamamı istedi. Ben de suyu getirdim. Çiçekleri sulamaya başladım. O vakit kimse kalmamıştı. Çiçekleri suladıktan sonra, türbenin kapısı birden sonuna açıldı. O anda içimde şiddetli bir içeri girme arzusu oluştu. Ben korkuma rağmen, içeri girme arzumu yenemedim. Türbenin içine girdim ve mezarın yanına durarak, gözlerimi kapattım, dua okumaya başladım. Aniden gözlerim kapalı olduğu halde içeriye sanki güneş ışığı gibi ışık yayılmaya başladı. Hemen gözlerimi açtım. Sonra dışarı çıktım. Bu olay, içimdeki korkunun yerine sevgi koydu.

***
Bingölden Molla Mahmud şöyle dedi:
Ben Molla Nûranîden ders okuyordum, onbeş yaşlarındaydım. O zaman Seyda Suriye’nin Halid köyünden Halîlîye yeni gelmişti. Molla Mahmud: Molla Nureddin bize Halîlîye gelen zât Şeyh Ahmed-i Haznevî’nin halifesidir ve büyük bir alimdir deniliyor, ben ziyaretine gideceğim belki de tövbe ederim, benimle gelmek isteyen var mı? dedi. Arkadaşların çoğu Molla Nureddin ile gittiler. Bende okumaktan kaçmak niyetiyle bunlarla gideyim dedim ve gittik. Halîlîye yaklaştığımızda Seyda Hz.leri sanki geleceğimizi haber almış gibi bizi karşılamaya geldiğini gördük. Bu iki zât birbirlerini daha önce hiç görmediği halde sanki çok eski birer arkadaşlarmış gibi birbirlerine sarıldılar ve ikisi de ağlamaya başladı. Daha sonra bizde mübarek ellerini ziyaret ettikten sonra hep beraber medreseye geldik. Molla Nûranî hiçbir keramet aramadan tereddütsüz intisap etti. Bizimle gelen arkadaşların hepsi intisap ettiği halde ben etmemiştim. Çünkü ben kendime göre on beş yaşında günahsız bir insandım, tövbeye ihtiyaç duymadım. Sonra arkasında namaza durmuştuk ki benim gözlerim Seyda Hz. lerinin boynuna ilişti ve kendi kendime dedim ki: “Bu Şeyhler kuzu eti yemekten boyunları kalın oluyor” dedim ve bu düşüncelerle namazı bitirdik. Ve Seyda Hz. leri tesbihe başlamadan bize döndü ve benim gözlerime bakarak dedi ki “boynumuzun kalınlığı bize ikram edilen yemeklerden veya kuzulardan değil fıtratım böyle. Ben öyle mahcup oldum ki bu düşüncelerimden dolayı çok pişman oldum. Daha sonra divanede sohbet esnasında dizlerim ağrımasından dolayı yine kalben itirazlara başladım. İtirazım şuydu: “Deniliyor ki Şeyhler insanların ahvalini biliyor. Fakat Seyda Hz. leri bizim halimizi neden görmüyor. Halbuki kendisi rahat denecek bir şekilde omzunda hırkası bağdaş kurmuş oturuyordu.” Ben bu düşüncelerle meşkulken Seyda Hz. leri ani bir hareketle yaslandığı yerden doğruldu. Ve bana bakarak dedi ki dalgınlığıma verin, dalmışız. İçinizde mazereti olanlar, yorulmuş olanlar olabilir rahat oturun dedi. Ben bunu rastlantı olarak düşündüm. Perşembe günü öğrenciler şakalaşıyor oyunlar oynuyordu. Ben de o oyunun içindeydim ki orada Seyda Hz. leri eğer benim gönlümün bulunduğu kişiyi kastederek o senin olacaktır derse tevbe ederim, dedim. Ve o an ensemde bir dokunma hissettim. Ben halayın başındaydım. Seyda Hz. leride koluma girdi ve biraz sonra beni kolumdan çekerek halaydan alarak beni medrese dışına çıkardı ve ben daha bir öğrenci olduğum halde Molla Mahmud otur dedi. Bende oturdum ve devamla bana “Molla Mahmud bende aciz bir kulum. Allah’ın takdir ettiği kaderi nerden bileyim. Ben senin gibiyim. Bizimle neden uğraşıyorsun. Bu yük ağır bir yüktür” dedi. Ve sonra ben ağlamaya başladım. Sonra Seyda Hz.leri benim mahcubiyetimi gidermek için “bunlar normaldir”. Bir mürşide intisap etmek için insanın kalbinde bazı şeyler varid olur ama bunun gibi değil, dedi. Ve devamla “senin sevdiğini başkası nişanlamış olsa da o senin olacaktır, dedi”. Daha sonra ben Bingöl’ün Genç kazasına gittim. Ve öyle oldu ki ben Seyda Hz. lerinin bana söylediklerini unutmuştum. Benim sevdiğim kızı başkası istemiş ve düğün yapıyorlardı. Ben bunu haber alınca dayanamadım ve hatta oğlan evi de gelini de almaya gelmişlerdi ki ben direk sevdiğimin odasına gittim. Onu duvaklı olduğu halde kolundan tuttum ve direk Bingöl’e götürdüm. Bu olaylar olduktan sonra Seyda Hz. lerinin bana dediği aklıma geldi. Ve Seyda Hz. lerinin ne kadar büyük bir mürşid olduğunu farkettim. Ve şu anda da Seyda Hz. lerinin alacaksın dediği kız çocuklarımın anasıdır.

***
Molla Abbas, Molla Muhammed Sabunî’nin şöyle dediğini naklediyor:
Seyda Hz. leri Halîlî köyündeyken bende Halîlî köyü yakınındaki Hırabezin köyünde imamlık yapıyordum Seyda Hz. lerine “Seydam izniniz olursa Halîlî köyüne evimi getireceğim, imamlığı da bırakacağım” dedim. Seyda Hz.leride “imamlığına devam et. Sabahları atına binersin Halîlî köyüne gelip dersini alıp geri gidersin” dedi. Bende tamam Seydam dedim. Bir sabah atıma bindim Halîlî köyüne dergaha giderken yolda atın ayağı kaydı.Attan düştüm, atta üzerime düştü. Bende dayanamadım, Seydam ne yaptın bırakmadın Halîlî köyüne evimi getireyim, bak ne oldu dedim. Ve yola devam ettim. Dergaha geldiğim zaman daha ben bir şey demeden Seyda Hz.leri: “Molla atının ayağı kaydıysa bizim suçumuz nedir” dedi.

***
Molla Abbas, Hacı Mahmud’un şöyle dediğini nakletmektedir:
Rivayet edilir ki bir alim bir kabri ziyaret ettiği zaman kabirdekinin ne halde olduğu ona Rahman tarafından gösterilir ve o alimin arka tarafında duran kişi alimin gördüklerini alimin sayesinde görür. Ben bu durumu bildiğim için Seyda Hz.leri bir kabri ziyaret ettiği sırada gizlice arkasına saklandım. Seyda Hz.leri kabrin karşısına oturdu ve gözlerini kapattı.Bende omuzlarının arkasını görecek mesafedeydim. Seyda Hz.leri gözlerini kapattığı an hemen tekrar geri açarak niçin arkamda duruyorsun, hemen çekil oradan dedi. Bende derhal orayı terkettim.
***
Anlatılmıştır ki Seyda Hz. leri vefat ettikleri zaman Halîlî yani Seyda Hz. lerinin köylüleri Seyda Hz. lerinin markadı kendi köylerinde olmasını istiyorlardı. Bunun üzerine köylüler bir mezar kazıp hazırladılar. Uzun bir ihtilaftan sonra Kızıltepe’ye defnedilmesine karar verilmiş olmasına rağmen köylü mezarı bozmadılar. Bir gün bir köylü Seyda Hz. leri için hazırlanmış mezarın yanından geçerken boş mezarın içinin nurla dolu olduğunu gördü. Bu durumu hemen köylülere haber verdi. Köylülerde gelip baktıklarında gerçektende öyle olduğunu gördüler. Bunu Seyda Hz. lerinin bir himmetyi olarak değerlendirdiler. Şuanda bu mezar köyde bulunmaktadır.

***
Seyda Hz. lerinin Suriye’de bir talebesi hastalanmıştı. Seydaya “üstadım ben hurimi görüyorum” dedi. Seyda Hz. leri nasıl görüyorsun oğlum dedi . Talebe “üstadım boynunda bir halka var. Halkanın içinde ise benim ismim yazıyor” dedi. Seyda Hz. leri doğrudur evladım dedi. Birkaç gün sonra o talebe vefat etti.

***
Sofi Hıdır anlatıyor:
Bir gün hayvanımla yük çekiyordum. Atım bir çamura girdi, ne kadar uğraştıysam çıkaramadım. O an aklıma üstadım geldi. Seyda Hz. lerinden medet istedim. Seyda Hz. leri geldi atımı tuttu çamurun kenarına koydu böylece beni bu zor durumdan kurtardı.Mübarek ellerini ziyaret ettim, sevincimden ağladım. Seyda Hz. leri bir anda geri kayboldu.

***
Molla Ali Rıza anlatıyor:
Biz zamanında Seyda Hz. lerinin yanında talebeyken bir ağa vardı. Seyda Hz. lerine haber göndererek zekat vermek istediğini söyler. Seyda Hz. leride bize bir araba kiralayarak o ağaya gönderdi. Ağanın yanına vardığımızda bir taksinin içinde gerilerek oturmuş adamlarıda omuzunu ovalıyordu. Biz “bizi üstadımız gönderdi.Allah’ın zekatını almaya geldik” dedik. Ağa birden hiddetlenerek bize kızdı, bağırdı,biz bilmiyormuyuz dedi. Üstelik Seyda Hz. lerinede hakaret etti. Biz çok sinirlendik. Öfkemizden titriyorduk. Geri dönüp geldik ve durumu Seyda Hz. lerine haber verdik. Seyda Hz. leride sabredin evladım, sabredin, dedi. Bu olay üzerinden daha bir hafta geçmişti ki o ağa Mardinle Diyarbakır arasında kaza geçirdi. Param parça oldu.Vücudunu poşetlere koyup Kızıltepe’ye ancak öyle getirebildiler.

***
Hacı Hadi anlatıyor:
Kör bir hafız biz Seyda Hz.leriyle bir yerde otururken bu adam yanımızdan geçiyordu. Ben Seyda Hz. lerine “Seyda bu adam değerli bir insandır. Nereye gitse orada onu imam yaparlar, davalarda onu öne sürerler” dedim. Seyda Hz. leri “o münafıktır” dedi. Ben yine o adamı anlatıyordum. Seyda Hz. leri yine “o münafıktır, o münafıktır ” dedi. Ben Seyda Hz. lerinin niçin öyle dediğini anlayamamıştım. Fakat Seyda Hz. leri vefat ettikten sonra methini ettiğim o adam evli bir kadın kaçırdı. Bundan dolayı da bir çok insan öldürüldü. Ben Seyda Hz. lerinin neden öyle dediğini o zaman anladım.

***
Diyarbakırlı Molla Mustafa anlatıyor:
Biz Seyda Hz. lerinin yanında talebeyken Şeyh Ahmed-i Haznevî’nin oğlu Şeyh İzzeddin Suriye’den Nusaybin’e geleceği haberini almıştık.Onu ziyaret için Seyda Hz. lerinden izin istedik Seyda Hz. leri izin vermedi. Ama biz görmeyi çok istiyorduk. Bir ara boş bulunduk ve Seyda Hz. lerinin haberi olmadan Şeyh Selahaddin, Molla Bedirhan, Molla İbrahim ve diğerlerinden birkaç kişi gitmeye karar verdik. Bunu haber alınca Seyda Hz. leri “ne onlar Şeyh İzzeddin’i görecek ne de Şeyh İzzeddin onları görecek, hiç kimse muradına eremeyecek ” dedi. Bir müddet sonra onlar eve gelir. Biz Seyda Hz. lerinin bir deyip demediğini sorarlar. Onlarda biz Seyda Hz. lerinin onlar hakkında söylediklerini söylerler. Bunun üzerine onlar “gerçektende öyle oldu”. Şeyh İzzeddin daha şehre girerken oğlunun Suriye’de kaza yaptığı haberi geldi ve Şeyh İzzeddin hemen geri gitti. Ne biz Şeyh İzzeddin’i gördük ne de Şeyh İzzeddin bizi gördü.

***
Molla İbrahim anlatıyor:
Seyda Hz. leri Pirmirdeyken bir kızı vardı ve velî biriydi. Vefat ettiğinde Seyda Hz. leri bize “gidip ruhuna bir fatiha bağışlayın,bir ses duyarsanız korkmayın, hemen oturup rabıta yapınız ne görürseniz gelip bana anlatınız” dedi. Bizde aynısını yaptık. Fatihaları bağışlayınca bir ses duyduk fakat Seyda Hz.leri emrettiği için kaçmadık.Rabıta yaptık baktık ki Seyda Hz. lerinin kızı güllük gülüstanlık bir bahçede oturmuş, Üzerinde de bir elbise vardı ki o elbisede Dünyadakilere hiç benzemeyecek kadar hoştu. Kabri de binlerce ışıkla aydınlatılmış gibi parlak ve aydınlıktı. Biz büyük bir hayranlıkla bunları seyrettik ve olanları Seyda Hz. lerine anlattık.

***
Bingölden Molla Muhammed anlatıyor:
Seyda Hz. leri Bingöle geldiğinde bizim eve uğradı . Seyda Hz. lerini kalabalık bir topluluk karşıladı. Ben Seyda Hz. lerini karşılamaya gelen sofilere “siz gidin yeri hazırlayın, ben Seyda Hz. leriyle geleceğim” dedim. Ben Seyda Hz. leriyle giderken bana “buralarda kar yok mu? Olsaydı biraz yerdik” dedi. Ben, kar altı saatlik uzaklıktadır, dedim. Seyda Hz. leri bana atı tutmamı, bir müddet istirahat etmek için attan ineceğini söyledi. Attan inince seccadesinin serilmesini istedi. Seccade serilince üzerine oturdu. Bana da şöyle bir olay anlattı: “Bir Şeyh varmış. Birisi ona gelerek tevbe edeceğini söylemiş, Şeyh de o zâta abdestimi bitireyim sonra sana tövbe vereyim, deyince Allah (c.c.) o Şeyhin derecesini indirmiş.Ben de korkarım ki şimdi birisi gelse ve benden tövbe almak istese attan ininceye kadar Allah (c.c) beni o Şeyhin durumuna düşürür” dedi. Ben de “ kurban çölde kim tövbe edecek” dedim.
Seyda Hz. leri “biz bir misal verdik” dedi. Biz beş dakika kadar Seyda ile beraber oturduktan sonra ansızın birisi çıka geldi. Katırının yükü kar doluydu.Adam bize hem kar verdi, hem de tövbe etti...

***
Bingölden Molla Muhammed anlatıyor:
Seyda Hz. leri ile beraber benim köyüm olan Hımar köyüne gitmiştik. Burası benim köyüm olduğu için akrabalarımın tövbe almasını istiyordum. Akrabalarımı dolaşarak gelen Seyda Hz.lerinden yararlanmaları için, gelin Seyda Hz. lerinden tövbe alın dedim.Yakınlarımdan birine tövbe alması için haber gönderdim. Yakınım haberciyi kovmuş. Bunun üzerine bizzât kendim gittim ve “sen neden gelip tevbe etmiyorsun bu fırsat bir daha ele geçmez” dedim. Böyle deyince neredeyse beni dövecekti. Orada münakaşa ettik. Geri dönüp geldiğimde Seyda Hz.leri yüzümün halinden bir şey mi oldu? diye, sordu.Bende olanları Seyda Hz. lerine anlattım. Seyda Hz. leri o adamın evini bana göstermemi istedi. Tam o sırada o yakınım hemen dışarı çıktı. Seyda Hz. leri tamam içeri girelim dedi.İçeri girer girmez o yakınım koşarak yanımıza gelip Seyda Hz. lerinin ayaklarına kapandı ve tevbe etti. Seyda Hz. leri tevbeyi benim anlatmamı istedi.Tevbe şartlarını anlattıktan sonra kendisine “biz iki defa evine geldik nerdeyse bizi dövecektin.Şimdi ne oldu da koşarak geldin, tevbe aldın. Yakınım “sanki içerden biri beni çekipdışarı çıkardı.Çıktığım an sizi dışarıda gördüm. Şeyhe baktığım zaman Şeyh gözüme karşı ki dağın iki misli daha büyük göründü.Bende korkup, koşarak geldim ve tövbe ettim” dedi
__________________
LeGoLaS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Abdullah-i Ensari Hazretleri Buyurdu Ki. Yaso İbretlik Yazılar 0 07-16-2008 17:53
Malik ibn Dinar Hazretleri [ö.131/748] anlatıyor: уυѕυƒ Dini Hikayeler 0 04-12-2008 17:42
İmam Buhâri Hazretleri уυѕυƒ Din Ve Tasavvuf 0 04-06-2008 14:04
Ebû Dâvûd hazretleri уυѕυƒ Din Ve Tasavvuf 0 04-06-2008 14:02
Muhammed İbn-i Mâce Hazretleri уυѕυƒ Din Ve Tasavvuf 0 04-06-2008 14:02


Şu Anki Saat: 21:50


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows