Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-01-2008, 17:14   #1
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Dİnİ HİkÂyeler -3-(8 Tane)

ESCİD'İN ETRAFINDAKİ EVLER

Peygamberimiz, Mescidi bu bahçenin bir kısmına yapmış ve bazı muhacirler için buradaki arsaya ev yapmayı planlamıştı. Bu şekilde Hz. Aişe'nin (r.ah.) evini, kapısı mescide açılır şekilde yapmış, onun doğusunda Ümmü Sevde'ye de (r.ah.) kapısı Hz. Ali'nin (r.a.) koridoruna açılır tarzda bir hane yapmıştır. Bu iki odanın karşısında Hz. Ali'nin (r.a.) odası vardır ki, evlendikten sonra bu oda Hz. Fatıma'nın olmuştur.

Diğer evler ise şunlardır:

- Mescidin batı tarafında Ebu Bekir (r.a.)'ın evi bulunmaktadır. Bu evin Mescidin kapısına kadar uzayan bir koridoru vardır. Evin batı tarafında ise Abdullah b. Mes'ud'un evi yer alır.

- Ebu Bekir'in (r.a.) evinin batı kısmında Saad b. Ebu Vakkas'ın evi vardır.

- Sebre b. Ebu Rehm'in evi. Bu ev doğu tarafından Mescid-i Nebevi'nin arkasından biraz batıda yer alan Ammar b. Yasir'in evine sınırdır.

- Cafer b. Ebu Talib'in evi. Bu Ammar'ın evinin batısındadır.

- Abdurrahman b. Avf (r.a.)'ın cenabiz yani kubbeler diye bilinen üç evi.

- Müminlerin annesi Sevde bt. Zem'a (r.a.)'ın kardeşi Abdullah b. Zem'a'nın evi. Bu, Hz. Ömer'in kızı Hafsa'nın evine güney cepheden bitişikti.




MESCİD-İ NEBEVİ'NİN İNŞASI

Peygamberimiz (s.a.v.) Kuba'dan Medine'ye doğru yola çıktığında ashabına: "Deveyi kendi haline bırakınız. Zira ona nereye gideceği söylenmiştir." diyerek bindiği devenin ashab tarafından yönlendirilmemesini istemiştir. Bu yüzden insanlar devenin etrafında onun duracağı yere kadar yürümüşlerdi. Nihayet deve Es'ad b. Zürare yurdunda, isimleri Amr oğlu Sehl ve Süheyl olan iki yetime ait bir hurma kurutma harmanında durarak çöktü. (Başka bir görüşe göre ise, burası Ebû Eyyub el-Ensari'ye aittir.)

Peygamber Efendimiz, deve buraya çökünce "Yerimiz inşaallah burasıdır." dedi. Sonra bu iki genci çağırarak onlara bu hurma harmanını mescid yapılması için kendisine satmalarını teklif etti. Bu iki genç ise "Hayır, burayı sana hibe ediyoruz Ey Allah'ın Elçisi" dediler. Peygamberimiz (s.a.v.) bunu kabul etmedi ve onlardan burayı on dinar altına karşılığında satın aldı. Bu parayı Hz. Ebu Bekir (r.a.) ödedi.

Daha sonra bu sahadaki müşrik mezarları başka yere nakledilerek arazi düz hale getirildi. Üzerindeki hurma ağaçları kesildi ve bu ağaçlar mescidin kıble tarafına dizildi. Sonrasında mescidin yapımı için ker***ler hazırlanmaya başladı. Bu sırada Talk geldi ve Peygamberimiz'i (s.a.v.) ve ashabını ker*** hazırlarken gördü. O, bu olayı şöyle anlatır: "Ker*** yapımını Peygamberimiz sanki pek beğenmemişti. Bunun üzerine ben küreği alıp ker*** yapılan killi toprağı karıştırmaya başladım. Benim bu işe başlamam ve çalışma tarzım Peygamberimiz (s.a.v.)'in hoşuna gitti." ve "Balçığı Hanefi'ye bırakın. Balçık harcını içinizde en iyi yoğuran." buyurdu.

Hz. Peygamber'in ashabı Mescidin temelini üç zirâ yani bir buçuk metre kadar kazdılar. Temeli taş ile kurdular ve duvarları killi topraktan yapılan ker***lerle ördüler.

Osman b. Maz'un (İbn Affan olduğu da söylenir) temizliğe çok dikkat eden biri olarak bilinirdi. Bu inşaat esnasında elbisesiyle ker*** taşır ve onu yerine koyduğunda ellerini temizler, ayrıca elbisesini kontrol eder ve eğer bir şey bulaşmışsa onu ovalardı. Onun bu durumunu gören Ali b. Ebu Talip şöyle bir beyit söyledi:

"Denk değildir! Mescitleri, yata kalka sebatla çalışarak inşa eden Ve üzerine toprak sürüldüğünde bir köşeye çekilen."

Bu sözleri Ammar b. Yasir işitti ve kimin kastedildiğini bilmeksizin bu beyiti tekrarlamaya başladı. Osman b. Maz'un, yanından geçen Yasir'in bu sözleri tekrarladığını görünce kendisi aleyhinde söylediğini zanneti ve ona: "Ey Sümeyye'nin oğlu kimin aleyhinde konuşup kötülüyorsun? Ya bu sözlerinden vazgeçersin ya da -elindeki demiri kasdederek- bunu kafana vururum!" diye çıkıştı. Bu sözü Allah Resulü (s.a.v.) de duydu ve sinirlendi. Bunun üzerine Ashab, Ammar'a Hz. Peygamber'in ona kızdığını ve bu olay üzerine kendileriyle ilgili vahiy gelmesinden korktuklarını söylediler. Ammar ise "Onu kızdırdığım gibi razı etmesini de bilirim " diyerek Allah Resulü'nün (s.a.v.) yanına geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü, Ashabınla bu aramızdaki olay nedir?" dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.): "Aranızda ne oldu ki?" diye sordu. Ammar: "Kendileri kerpici teker teker taşıyorlar bana ise ikişer üçer yüklüyorlar ve böylelikle beni öldürmek istiyorlar" diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) Ammar'ın elinden tutarak Mescid'in etrafında dolaştırdı. Bu arada bir taraftan onun şakaklarındaki toprağı eliyle temizlemeye başladı ve "Ey Sümeyye'nin oğlu, seni benim ashabım değil, isyancı bir gurup öldürecek!" dedi.

Mescidin inşası esnasında Allah Resulü (s.a.v.) Ashabına yardımcı oldu ve bir ara üzerindeki gömleğini çıkararak yere koydu. Ensar ve Muhacirden bunu görenler de gömleklerini çıkarıp yere koydular ve şu beyiti söylemeye başladılar:

"Eğer Peygamber çalışır biz oturursak, O zaman bu yoldan çıkaran bir iş yasak!"

Peygamberimiz (s.a.v.) Mescidin yapımında bizzat çalışmış ve inşaata rehberlik etmiştir. Çalışırken şöyle beyitler söylemiştir: "Allahım! Gerçek karşılık ahirette alınacak olandır, Ensara ve Muhacirlere merhamet et! Gerçek hayat da ahiret hayatıdır, Ensarı ve Muhacirleri bağışla!"

MESCİD-İ NEBEVİ'NİN ÖZELLİKLERİ

- Mescidin temeli üç zirâ'ya yakındı. Temel bir buçuk metre kadar taşlardan atılmış daha sonra ker*** kullanılmıştı.

- Mescidin uzunluğu yetmiş zirâ yani 33.6 metre, yaklaşık olarak 34 metreydi. (Bir zirâ=48 santimetre)

- Mescidin genişliği altmış zirâ yani 28.8, yaklaşık olarak 29 metreydi.

- Yüksekliği ise beş zirâ, yani 2.45 metre yaklaşık olarak 2.5 metreydi.

- Mescitte her hangi bir direk bulunmuyordu. Mescidin güney batısında Suffe'de kalanların gölgeliği hariç gölgelik de yoktu.

Mescit, ilk inşaası bittiğinde tefriş edilmemişti.

Mescidin ilk kıblesi Beytü'l-Makdis idi. Mihrab mevkii hurma kütüklerinin birbiri üstüne dizilmesi yoluyla belirlenmişti.

Peygamberimiz (s.a.v.) on altı ay boyunca Beytü'l-Makdis'e yönelerek namaz kılmıştı. Bu dönemde kıble kuzeye doğru idi. Mescit tamamlandıktan sonra ise yaklaşık dokuz ay boyunca kıble Beytü'l-Makdis olmaya devam etmiştir.

Ashab-ı Suffe Mescidin güney batı kısmında kalıyordu. Onlar getirilen hurmaları Mescidin çatısına asarlar idi. Mescidin bu alanının üstü yapraksız hurma dallarıyla örtülmüştü ve bu sebepten dolayı da ona "Ashab-ı Suffe Gölgeliği" denilmiştir.

MESCİD-İ NEBEVİ'NİN İLK İNŞASINDAKİ KAPILARI

Umumi Kapılar:

- Mescidin güney cephesindeki kapı. Suffede kalanların odaları buradan girişte solda kalıyordu.

- Rahmet kapısı (Babu'r-rahme) ki daha sonra Bab-ı Âtile olarak anılır olmuştur.

- Osman kapısı (Bab-ı Osman) Peygamberimiz (s.a.v.) bu kapıdan girerdi ve bu yüzden Peygamber kapısı denilirdi. Daha sonra Cebrail kapısı olarak bilinir oldu.

Özel Kapılar:

- Hz. Aişe'nin (r.ah.) odasının kapısı.

MESCİD-İ NEBEVİ'NİN YAPIM SÜRESİ

Mescidin yapımı yedi ay sürmüştür. Peygamberimiz (s.a.v.) mescidin yapımına Medineye gelir gelmez hemen başlamıştır. Buna göre mescidin inşaatının başlaması, Miladi 12 Eylül 622 tarihinde / Hicri birinci yıl Rebiulevvel ayında olmuştur.

Peygamberimiz (s.a.v.) Ebu Eyyub el-Ensari'nin yanında yedi ay kalmış; Mescidin yapımı ve Aişe ile Sevde validelerimizin odaları tamamlanmadan Ebu Eyyub'un evinden çıkmamıştır.

Mescid-i Nebevi'nin yapımı tamamlandığında çatısı yapılmamıştı. Peygamberimiz (s.a.v.) Ebu Eyyub'un evinden 623 senesinin Nisan / Şevval ayında buraya taşınınca yaz başlamış ve sıcaklar bastırmıştı. Bunun üzerine Mescidin üzerine gölgelik yapılması istendi ve Peygamberimiz (s.a.v.) bunu yaptırdı. Gölgeliğin yapımı senenin geri kalan kısmını kapladı. Buna göre Mescidin yapımı tam bir sene sürmüş oldu. Hz. Peygamber Mescid tamamlandıktan sonra beş ay kadar Kudüs'teki Beytü'l-Makdis'e doğru namaz kılmıştır.

Peygamberimiz (s.a.v.) iki eşinin odalarını yedi ay sonra Şevval ayında yaptırmıştır. Allah Resulü (s.a.v.) Hz. Aişe ile aynı senenin Şevval ayında evlenmişti. Rebiulevvel ayı ile Şevval ayı arasında ise yedi ay süre vardır (1 Şevval 1/7 Nisan 623).

SUFFE

Namaz Beytü'l-Makdis'e doğru kılındığı sıralarda Mescid'in güney cephesinin en arka kısmında müstakil kapısı olan bir gölgelik vardı. Kıble değiştirildikten sonra bu suffe kuzeye nakledildi ve yeri kuzey doğu köşesinden ayrıldı. Bu şu anki yerinin batısında Peygamberimizin mübarek kabirlerinin güney kısmında Dekketü'l-Eğvat diye bilinen yerdedir.

Suffe, Medine'de muhacirlerden barınağı olmayanlar için bir barınaktı. Burada kalanlar Medine'de bir iş bulana kadar Mescitte geceliyorlardı. Bir iş bulan ise buradan ayrılıyor ve kendine bir ev ediniyordu. Bu yüzden Suffe'de kalanların sayısı bazen artıyor bazen de azalıyordu. Hatta bir ara Suffe'de kalanların sayısı altıyüze ulaştığı olmuştu. Peygamberimiz (s.a.v.) zaman zaman burada kalanlarla oturup sohbet eder ve onlarla birlikte yemek yerdi. Her sahabe de burada kalanlardan bir ya da ikisini yemek yedirmek için evine konuk ederdi. Ayrıca sahabeler Suffe'ye hurma salkımları getirip buranın çatısına asarlardı.

Suffe'de kalanların en meşhurlarından biri olan Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle der: "Suffe'de benimle beraber kalan üçyüz kişi vardı. Sonra bunların hepsinin bir yere vali ya da komutan olduğunu gördüm. Böyle olacağını Peygamberimiz (s.a.v.) Suffe'ye geldiği bir günde oradakilere müjdelemişti."

Suffe'de kalanların sayısı müslümanların durumları iyiye gittikçe azalmaya devam etti. Öyle ki Peygamberimiz (s.a.v.) hayattayken buradakilerin hepsi kendi evlerine taşındılar. Böylelikle fakir muhacirlerin Mescitte barınmaları sona erdi.

İLK İNŞAATIN ÜSLUBU

Mescidin ilk inşaat üslubu Araplar arasında "Semît" olarak bilinen ker*** üstüne ker*** örülmesi ile "Saîde" denilen bir ker*** üstüne yarım ker*** örülmesi tarzındaydı.

MESCİD'İN İÇ TEZYİNATI

Mescit ilk yapıldığında içi tefriş edilmiş değildi. Peygamberimiz (s.a.v.) Mescidin yapımını yedi ayda tamamlamıştı. Bu tarih Hicri birinci sene Şevval ayı, Miladi 623 yılı nisan ayı idi.

Müslümanlar namazlarını yaz boyunca toprak üzerine secde ederek kılmışlardı. Kış aylarıyla birlikte şiddetli yağmurların başlaması ve toprağın ıslanması namaz kılınmasını zorlaştırdı.

Bunun üzerine namaza gelenler ceplerini çakıl taşlarıyla doldurup namaz kıldıkları yere bu taşları sererek ıslaklıktan korunmaya çalıştılar. Peygamberimiz (s.a.v.) bu uygulamayı görünce beğendi ve uygun gördü.

Peygamberimiz (s.a.v.) bu uygulama hakkında "Bu ne güzel!" başka bir rivayette ise, "Bu yer örtüsü ne güzel!" buyurmuş ve bundan sonra Mescidin tabanına çakıl taşı serilmiştir.

Bu olay muhtemelen Mescid'in yapımının hemen sonrasında yani 623 senesi kışında meydana gelmişti.

KIBLE'NİN DEĞİŞTİRİLMESİ

(Kıble Hicrî ikinci sene Şaban veya Recep ayında, Miladi 624 yılının ocak ayında değiştirilmiştir.)

Bera b. Azib (r.a.) şöyle anlatır: "Allah Resulü (s.a.v.) ile beraber onaltı ay boyunca Beytülmakdis'e doğru namaz kıldım. Bakara Suresindeki "Nerede olursanız olun yüzünüzü o yana çevirin" ayeti ininceye kadar bu böyle devam etti. Bu ayetler Hz. Peygamber (s.a.v.) bir namazı tamamladıktan hemen sonra nazil olmuştu. Bu ayet indiğinde oradakilerden birisi bunun üzerine derhal kalkarak Beytü'l-Makdis'e doğru ikindi namazı kılan Ensardan bir gurubun yanına gitti. Burada Peygamberimiz'le (s.a.v.) birlikte namaz kıldığına ve onun Kâbe'ye yöneldiğine şahitlik etti. Bunun üzerine oradakiler Kâbe yönüne döndüler.

Kıble kuzeyden güneye dönünce, bunu Mescitte yapılan değişiklik izledi.

Kıblenin değiştirilmesi ile ilgili ayetten sonra Allah Resulü (s.a.v.) mihrabını Mescidin kuzeyinden güneyine naklederek Mekke-i Mükerreme'ye yöneldi.

Allah Resulü (s.a.v.) bundan sonra iki ya da dört ay boyunca Hz. Aişe sütununun yanında namaz kıldırdı. Daha sonra Muhallaka Sütununa ya da Mutayyebe'nin yanına geçerek ilerledi ve uzun süre boyunca namazlarını burada kıldı. Burası Peygamberimiz'in (s.a.v.) namaz kıldırdığı yer oldu ve mihrabını buraya yaptı.

Hz. Peygamber (s.a.v.) Mescidin direklerini hurma ağacı kalaslarından yaptı. Çatısını yani mihrap kısmı revakının çatısını yapraksız hurma dallarıyla kaplattı. Diğer kısımların üzerini açık olarak bıraktı. Mescidin dışında iki yanına odalar yaptı. Mescidin yapımını tamamladıktan sonra Hz. Aişe ile onun odasında zifafa girdi. Bu hicri ikinci yılın şevval ayında vuku buldu.

KIBLE DEĞİŞTİKDEN SONRA MESCİD'İN KAPILARI

- Osman kapısı ki sonraları buna Cebrail kapısı denilmiştir.

- Mescidin kuzeyinde Beytü'l-Makdis yönündeki kapı. Bu güney kısımda kıble değişikliğinden sonra kapatılan kapının karşısına açılmıştır.

- Rahmet kapısı. Bu bab-ı âtike olarak da bilinir.

- Mihrabın sağında, kıble değiştikten sonra açılan kapı.

- Mihrabın solundaki kapı.

Mihrabın sağında ve solundaki bu kapılar yerinde şimdi Peygamberimizin mihrabının kuzey ve sağ kısımlarında parmaklıklı kısma açılan iki kapı vardır.

HİCRİ ALTINCI SENEDE MESCİD'İN GENİŞLETİLMESİ

Mescidin yapılmasının üzerinden altı sene geçtikten sonra Medine-i Münevvere'de müslümanların sayısı artık iyice artmış, bir çok yerden buraya göçler olmuştu. Bunun sonucunda Mescit müslümanlara dar gelmeye başladı. Allah Resulü Hayber'i fethedip bir çok ganimet ele geçirince Mescidi genişletmeye karar verdi.

Bu genişletme çalışmaları esnasında bazı evlerin istimlak edilerek Mescide dahil edilmesi gerekti. Hz. Peygamber (s.a.v.) bir adamdan evini bu işi için bağışlamasını isteyerek ona "Evini Mescide bağışlarsan, Cennette sana bir ev verilir!" dedi. Adam bunu kabul etmedi. Bunun üzerine Hz. Osman gelerek adamla pazarlığa girişti ve evi onbin dirheme satın aldı. Daha sonra Peygamberimiz (s.a.v.)'in yanına gelerek ona "Ey Allahın Resulü!, Bu adama teklif ettiğin bedel (yani cennette bir ev) karşılığında bu evi benden al" dedi. Peygamberimiz de cennette bir ev karşılığında bu evi aldı.

Peygamberimiz, Mescidin çatısının yapraksız hurma dallarıyla yapılı kalmasını tercih ediyor ve Mescidi için şöyle buyuruyordu: "Musa'nın çardağı gibi bir çardak", benzetmesini yapıyordu. Ancak Ensar aralarında para ve mal toplayıp Mescid'in daha güzel bir görünümde inşa edilmesi için Hz. Peygamber'e (s.a.v.) baş vurdular. Peygamberimiz bunları "Ben kardeşim Musa'nın yapmadığını yapmak istemem" diye cevapladı ve Mescid'e her yönden dört sütun ilave etti. Mescid'in kuzey ve batı yönlerlerinden bir kısmını yine çatısız üstü açık olarak bıraktı. Çatı olan kısmın yüksekliğini yedi ziraya çıkardı. Bunların sonucunda Mescidin kenar uzunluğu yüz zirayâ yüz zirâ, yani elli metreye elli metre oldu.

HAYBER'İN FETHİNDEN SONRA YAPILAN İKİNCİ İNŞAATIN ÜSLUBU

Allah Resulü (s.a.v.) Ensardan birine ait olan, Mescide komşu geniş ve boş bir arsayı da Mescid'e dahil etti. Bazı sahabeler "Ey Allah'ın Resulü (s.a.v.) Mescid'in binasını genişletseniz.." diyerek Peygamberimizden Mescid'in genişletilmesini talep etmişlerdi. Hz. Peygamber (s.a.v.) de bu talebi yerine getirdi ve Mescid'in bu kısmını erkek ve dişi ker***lerle yani biri uzunluğuna diğeri de enlemesine konulan farklı tipte ker***lerle inşa etti.

ÖMER BİN HATTAB'IN MESCİD'E İLAVESİ

Hz. Ömer zamanında nüfus artınca, halk "Ey müminlerin emiri Mescidi genişletseniz..." diye talepte bulundular.

Hz. Ömer de mescide komşu evi olanları davet ederek onlara "Şu üç seçenekten birini seçin: Ya evleri satın ben de bedelini vereyim; ya bağışlayın ben de size müteşekkir olayım; ya da Peygamber Mescidine sadaka olarak verin" diye teklif etti. Ev sahipleri de bunu kabul etti.

Hz. Ömer Mescidi genişleterek Mescidin boyunu yüz kırk zirâ (yetmiş metre), enini yüz yirmi zirâ (altmış metre) yaptı. Güney kuzey ve batı olmak üzere üç yönden yaptığı ilavelerle yüksekliğini de onbir zirâ yani beş buçuk metreye çıkardı.

Hz. Ömer Mescidin temeline de ilâveler yaparak altı ayak derinliğine ulaştırdı.

Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir'in evinin tamamını ve Abbas ve Cafer b. Ebu Talib'in evlerinin yarısını da mescit içine katmıştır.

HZ. ÖMER ZAMANINDA MESCİD'İN KAPILARI

Mescidin batı kısmında iki kapı:

- Babu's-Selâm: Hz. Ömer'in açtığı yeni bir kapıdır.

- Rahmet kapısı: Bab-ı Âtike olarak da anılır.

Mescidin kuzeyinde iki kapı:

- Biri eski kapı

- Diğeri de ilk kapının batısında yeni bir kapı

Doğu yönünde iki kapı:

- Cebrail kapısı ki bu önceden "Osman kapısı" olarak bilinirdi.

- Kadınlar kapısı

HZ. OSMAN BİN AFFAN'IN YAPTIĞI İLAVELER

Halk Hz. Osman'a Mescidin darlığından yakınmış ve genişletilmesini talep etmişti. Hz. Osman da ileri gelen sahabilerle konuyu görüşmüş ve müslümanları rahatlatacak şekilde mescidin yıkılarak genişletilmesi fikri kabul edilmişti.

Hz. Osman söz sahibi kimselerin muvafakat ve desteğini aldı ve bir gün öğle namazını kıldıktan sonra konuyu halka arzetti. Daha sonra minbere çıkıp Allaha hamd-ü sena ederek şöyle konuştu: Ben Peygamberimizin (s.a.v.) Mescidini genişletmek istiyorum. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) "Kim bir mescit inşa ederse Allah da cennette ona bir mescit yapar" buyurduğuna tanıklık ederim. Bu işi benden önce yapanlar da vardır. Emiru'l-Müminin Hz. Ömer de Mescidi genişletmişti. Ben de Mescidin yıkılıp daha geniş bir şekilde yapılması hususunda ileri gelen sahabilerle görüştüm." Bu konuşmadan sonra halk da bu fikri uygun gördü.

Hz. Osman, Hz. Hafsa'nın ve Hz. Mervan b. Hakem'in evinden geriye kalan kısmı satın aldı. Mervan'ın evi Abbas b. Abdulmuttalip ve Cafer b. Ebu Talib'in evlerinin bir kısmından oluşmaktaydı.

Mescidin genişletilmesine Hicri yirmidokuz senesinin Rebiulevvel ayında başlandı. Hz. Osman da bizzat inşa işine katılmıştı. Hatta Mescidin yapımının başından sonuna kadar çalıştı. Çalışırken Mescitten çıkmazdı. Sabah kalkar kalkmaz Mescid'e gelerek işcilerle beraber çalışmaya koyulurdu. Namaz vakti geldiğinde onlara namaz kıldırırdı. Bazen uyumaya evine gider, bazen de Mescitte uyurdu. Hz. Osman emriyle hurma kütüğü oyulup, içinde kireç elenerek hazırlanırdı.

HZ. OSMAN'IN İNŞA ETTİĞİ MESCİDİN ÖZELLİKLERİ

- Hz. Osman (r.a.) Mescidin sütunlarını işlenmiş desenli taştan yaptırdı. Bu sütunlarda demir direkler ve kurşun vardı.

- Mescidin tavanını saç ağacı kerestesiyle örttü. (Bu sert bir ağaç türüdür)

- Mescidin yapımında işlenmiş taşlar, yapraksız ve yapraklı hurma dalları ve kireç kullanılmıştır.

- Mescidi kireç ile badana yaptı.

- Doğu ve batı tarafına revaklar yaptı.

İlâveler:

- Kıble tarafı genişletildi.

- Dört köşeli sütundan sonrasına bir sutun daha eklendi.

- Kuzey tarafına 50 zirâ (25 metre) genişletildi.

SONRAKİ DEĞİŞİKLİKLER

Velid b. Abdülmelik 'in Genişletme Çalışması

Velid b. Abdülmelik Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hasan'ın (r.ahm.), namazı evinde dostlarıyla beraber kıldığını görüp insanların onun etrafında kümeleşmesinden kaygı duymuş ve Hz. Fatıma'nın evini Mescid'e katmaı planlamıştı. Bunun üzerine Velid Mescidi genişletip Hz. Peygamberin kabrini de Mescid içine almaya karar verdi.

Hicrî 88 yılı Safer ayında Mescidin belirli yerlerini yıkmaya başladı. Genişletme işinin tümü ise üç sene sürerek Hicri 91 senesinde tamamlandı.

Velid, Bizans Kralından yardım istemiş ve Kral da yüz işçi kırk yük mozaik süsleme ve birkaç yük de kandil zinciri göndermiştir.

Temeli taştan yaptı. Duvarları sıraya göre dizilmiş, işlenmiş oymalı taşlardan yaptı. Mescidin sütunlarını taştan yaptı ve demir direkler ve kurşun ile sütunları sağlamlaştırdı. Tavanı sert bir ağaç olan Sac ağacından yaptı. Mescidin tavanını altın suyuyla kapladı ve duvarları desenli mozaikler ve mermerlerle süsledi.

Batı tarafındaki duvarın kalınlığı iki zirâdan biraz azdı (95 cm.). Doğu duvarı ise su akıntı bölgesi içinde olduğu için iki zirâ dört parmak enindeydi.

Şiddetli ve uzun süre yağmur yağdığında mescidin zarar görmemesi ve namaz kılanların zor durumda kalmaması için Mescide üst üste iki çatı yapıldı. Alttaki çatının yüksekliği 12.5 metreydi. Ikdu'l-Ferit adlı eserinde İbn Abdi Rabbih Mescidi şöyle tasvir etmektedir: "Peygamber Mescidi'nin kıble tarafındaki döşeme taşları yere doğudan batıya doğru enlemesine döşenmişti. Her safta onyedi direk vardı. Her iki direk arasında büyük ve geniş bir açıklık vardı. Kıble tarafındaki direkleri kireçle beyaza boyanmıştı ve oldukça yüksekti. Mescidin diğer sütunları ise mermerdendi. Kireçle boyalı taş sütunlar çok büyük dörtgen kaidelere oturtulmuştu. Bu sütunların tepeleri altın süslemeli idi ve tavanla bitiştikleri yerlerde sütun başlığı vardı. Bu sütun başlıkları altın kaplamalı ve desenli idi."

Mescidin tavanı da aynı şekilde altın kaplamalı olan sütun başlıkları üzerindeydi.

Velid b. Abdülmelik Mescidi 19 metre daha genişletti. Bunun 9 metresi batı yönünden 10 metresi ise doğu yönündendi. Mescidin doğu tarafındaki odaların Mescid içine alınması da bu genişletme çalışmalarıyla olmuştur.

Mehdi'nin İlaveleri

Halife Mehdi zamanında hicri 161 senesinde Mescid-i Nebevi'nin genişletilme çalışmaları yeniden başladı. Bu çalışmalar beş sene sürdü ve Hicri 165 yılında iş bitirildi.

Mehdi Mescidin boyunu 27 metre genişletti. Abdurrahman b. Avf'ın "Daru'l-Melike" diye bilinen evini Abdullah b. Mesud'un "Daru'l-Kurra" diye bilinen evini, ayrıca Şurahbil b. Hasene ve Misver b. Mahreme'nin de evlerini Mescidin içine kattı.

Mehdi Velid'in Mescidin kuzeyine yaptığı ilaveleri yıkarak bu kısma ellibeş zira kadar ilave yaptı. Ayrıca Mescidin bu kısmı üzerinde geniş çaplı tadilatlar gerçekleştirdi ve mozaik ile desenler oluşturdu.

İlk Yangın: Hicri 654 yılı

654 yılında bir gün işçilerden biri elindeki ateşle Mescide girmiş ve dalgınlığı sonucu ateş örtüleri tutuşturarak yangın çıkmasına sebep olmuştu. Çıkan yangın derhal büyüyerek tavana kadar ulaşmıştı. Halk uykularından uyanarak gece karanlığında yangını söndürmeye koşup bütün gayretlerini göstermişlerdi. Ancak yangın tavandaki ahşap kısmı bütünüyle yok ettiği gibi süslemeleri ve yaldızlı örtüleri de ortadan kaldırdı. Bu yangın Medine'de yönetime Şiiler hakimken olmuştu.

Bu yangın Allahın bir lütfu olarak Allah Resulü (s.a.v.)'in mübarek odalarına ve Osman (r.a.) Mushafının da olduğu Mukaddes emanetlerin bulunduğu türbe bölümüne sıçramamıştı. Yangından sonra mescidin sütunları hurma ağaçları gibi rüzgarla sağa sola sallanır hale geldi.

Abbasi Halifesi Mutasım Billah, Bağdat yakınlarına kadar gelmiş Tatar tehdidiyle meşguliyetine rağmen Mescidin yeniden yapımı için gerekli alet ve ustaları göndererek 655 tarihinde onarımı başlattı. Nitekim Tatarlar daha sonra Bağdat'ı ele geçirdiler ve kısa bir süre sonra Mutasım'ı öldürdüler.

Bu onarımda Mescidin tavanı Peygamberimizin Mübarek odalarının tavanıyla eşit hale getirildi. Aynı zamanda yapım esnasında Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Mübarek odalarına bir şey düşmesinin önüne geçmek için araya bir engel konuldu. Bu onarımla Peygamberimizin Mübarek odalarının tavanı da onu Mescidin yüzeyinden ayırmak için bir insan boyu (bir buçuk-iki metre) kadar ker***ten parmaklık tarzında örüldü.

İkinci Yangın: (H. 886)

Bu sene içersinde Mescidin büyük minaresine yıldırım düşmesi sonucu mescit yandı. Medine halkı bu yangına karşı koyamadı ve Harem haznedar vekilinin de içinde bulunduğu bir gurubun ölmeleri sonucu halk mescitten kaçmaya mecbur kaldı. Allah'ın bir lütfu olarak da Peygamberimizin (s.a.v.) Hücre-i saadetleri yangından kurtuldu.

Eşref Kaytabay, Mescid-i Nebevi'nin yangının bıraktığı izlerden arındırılmasını emretti ve yüzden fazla işçi ile birlikte gerekli alet ve techizatı Medine'ye gönderdi. Böylelikle Mescid-i Nebevi'yi büyük çapta onardı ve genişliğini bir parça daha arttırdı.

Ayrıca Osman b. Affan'ın Mihrabını genişletti.

Bu tarihten sonra Sultan Abdülmecid'in H.1277 yılında yaptığı genişletme çalışmalarına kadar Mescid-i Nebevi'de gerçek anlamda bir genişletme çalışması olmadı. Bu ara dönemde bütün yapılanlar fazla ehemmiyetli olmayan küçük çaplı onarımlardı.

Sultan Abdülmecid'in Genişletme Çalışması (H. 1265-1277)

Peygamber Mescidi bu aradaki dört yüz sene boyunca onarılarak yenilenmediği için tavanın bazı kısımları düşmeye yüz tutmuştu. Harem şeyhi Davut Paşa Mescidin bu durumunu ve yeniden yapılmaya olan ihtiyacını Sultan Abdülmecid'e haber verdi. Sultan Abdülmecid de Mescid'in ihtiyaçlarını tespit etmesi için uzman bir mühendisi Medine'ye gönderdi. Bunun sonrasında inşaat için gereken alet ve techizatı deniz yoluyla Yanbu limanına gönderdi.

Mescidin yapımına Medine'nin güney batı mevkiindeki dağlardan taş kesilerek başlandı. Sultan Abdülmecid Mescid-i Nebevi'yi inşa edip, tuğladan yapılan kemerler ve ahşap direkler üzerine çok sayıda çatı yaptı. Mescidin sütunları parçalar halinde oyulmuş kara taştan yapıldı. Sütunlar demir direklerle tutturularak demirin taş sütuna bağlantısı için kurşun dökülmüş ve sonunda bu sütunlar alçı ve kireçle kaplanmıştır.

Bu genişletme çalışmasında Mescide yeni bir kapı olarak Mecidiye kapısı eklenmiştir. Mescidin her genişletilmesi sonrası bu çalışmayı yapan idarecinin adını taşıyan yeni bir kapı yapılagelmiştir. Bu aynı şekilde Allah Resulü (s.a.v.) zamanında Mescitte var olan sütunlarla onun hayatından sonraki yapılanlar arasında bunlara verilen isimler yoluyla yapılan ayırımlarda da görülür.

Sultan Abdülmecid'in bu onarım ve inşaası kırmızı rengi, estetiği, süsleri kubbeleri ve taş direkleri, duvarlara ve kubbenin iç kısmındaki hatları ile diğer onarımlara göre belirgin bir ayrıcalığı sahiptir. Bu onarımın günümüze kadar ulaşmış kısımları hala daha kendine özgü karakteriyle farkedilebilir. Bu farklılıklardan biri de ön duvardaki Hz. Peygamber'in (s.a.v.) isimleri ve ayetlerdir. Mescidin hatlarının yazılması üç senelik bir çalışmayla olmuştur.

Bu tamir ve inşa yetmiş bin Mecidiye altınına malolmuş, projede hattatlar, mühendisler ve yönetimde görev alanların dışında üç yüz elli işçi çalışmıştır.

Suud Genişletmesi

Hadimul Haremeyn Kral Faht b. Abdulaziz göreve gelir gelmez Mescid-i Nebevi'ye büyük önem vermiş ve Haremeyn tarihindeki en büyük genişletme projesini başlatmıştır. Bu sayede Mescid-i Nebevi normal günlerde 650 bin, hac mevsiminde ise bir milyondan fazla kişinin namaz kılmasına uygun hale gelmesi hedeflenmiştir.

Hicri 1405 yılının Safer ayında Mescid-i Nebevi'nin bakım ve genişletilmesi projesi için temel atılmış, proje çalışmaları Hicri 1406 yılının Safer ayında başlamıştır. Genişletme çalışmaları sonunda Mescid-i Nebevi'nin eski konumuna kuzey, doğu ve batı cihetlerden 167 bin kişinin namaz kılmasına elverişli 82 bin m²'lik alanın eklenmesi hedeflenmiştir.

Şu ana kadar 90 bin kişinin namaz kılmasına elverişli olacak şekilde 67 bin m²'lik bölümü Mescid'in iç kısmına dahil edilerek kullanıma geçilmiş ve böylece Mescid'in toplam alanı 257 bin kişinin namaz kılmasına imkan verecek tarzda 165 500 m² olmuştur.

Hadimu'l- Haremeyn Mescid'in etrafındaki alanların da namaz kılınabilir hale getirilmesini emretmiş ve Mescid'in etrafındaki 235 bin m²'lik alandan 135 bin m²'lik bölüm namaz kılmaya elverişli hale getirilmiştir ki burada 250 bin kişi namaz kılabilmektedir.

Bütün bu genişlemelerle birlikte Mescid-i Nebevi'nin toplam alanı normal zamanlarda 650 bin, hac zamanında ise bir milyon kişinin namaz kılabileceği 400.500 m²'ye ulaşmıştır. Bu genişletme Mescid-i Nebevi tarihindeki en büyük genişletmedir.

Mescid-i Nebevi'nin genişlemelerden sonraki alanı, Hz. Peygamber zamanındaki Medine'nin merkezinin alanına eşittir. Hz. Peygamber zamanındaki Medine'nin merkezinin alanına eşittir.




MİHRABLAR

MESCİD-İ AKSA'YA DOĞRU NAMAZ

Efendimiz Medine-i Münevvere ye hicret ettikten sonra 16 ay kadar mescidi Aksaya doğru namaz kılmıştır. Bu durumda efendimizin ilk mihrabı mescidin kuzey kısmında idi. Sırtınızı Hz Aişe direğine vererek kuzeye doğru yürüdüğünüzde 5. direğe ulaştığınızda Bâbu Cibril sağ tarafınız da kalacaktır. Takriben Bâbu Cibrilin buradan hizasına gelen yer efendimizin ilk mihrabı idi.

MİHRAB-I NEBİ

Yukarıda zikrettiğimiz gibi efendimiz Medine-i Münevvere ye hicret ettikten sonra takriben 16 ay kadar bir zaman beytul makdise doğru namaz kılmnıştır. Çünkü o zaman kıble orası idi. Daha sonra kıble tahvili olan ayet nazil olunca kıble Kâbe oldu. Kıble tahvil olunca efendimiz 10- 12 gün kadar “ustuvanetu aişe” denilen Aişe direğine doğru namazları kıldırdı. Daha sonra kendi mihrabı diye bilinen yere yakın bir yere geçti. Burada şunu hatırlatmakta fayda vardır. Efendimizin mihrabı şimdi ki gibi içi mukavvas dışa doğru çukur(bombeli) değildi. O zaman önüne aldığı bir hurma kütüğüne karşı namaza duruyordu. Hulefe-i Raşidin zamanında da içi boş mihrablar henüz bilinmiyordu. O tip mihrab ilk olarak Ömer b. Abdülaziz zamanında 91 h. yılında ihdas olundu.

Şu anda Rasulullah’ın mihrabı diye bilinen mihrab tam olarak efendimizin durduğu yerde değildir. Oraya yakın bir noktada dır. Bu mihrabı Sultan Kayıtbay 888 h. Yılında yaptırmıştır. Arkasındaki sülüsle yazılmış yazı bu yapıtla ilgili malumatı bize vermektedir.

Suud hükümeti de bu mihrabı 1404 h.yılında elden geçirerek tamir etmiş ve bu tamirin de tarihini mihrabın arkasındaki eski levhaya birkaç satır ilave ederek düşülmüştür.

Mihrabı nebevi mevzuunda şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Yeryüzünde en doğru mihrab mihrab-ı nebi dir. Çünkü efendimizden şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir. “ben Mescidimin kıblesini bana Kâbe gösterilerek koydum” buyurmuştur.

Hz.OSMAN MİHRABI

Bu mihrabda Hz Osman r.a. ın kendi zamanında Mescid-i Nebevî yi genişlettikten sonra namaz kıldırdığı yerdir. Namaz kıldırdığı yerin üzerine Hz. Ömere yapılan suikast gibi bir suikast yapılır düşüncesiyle biriketten bir mahfil yaptırmıştı. Genellikle bu mahfilde namaz kıldırırdı.

91 h.yılında Ömer b. Abdülaziz Mescid-i Nebevî yi genişletirken bu mihrabı ilk defa dışa bombeli olarak inşa ettirmiştir. Bu mihrab Hz. Osman’ın yaptığı mihrab olmasından dolayı “Osman mihrabı” diye müştehir olmuştur.

TEHECCÜD MİHRABI

Teheccüd mihrabı efendimizin gece namazlarını kıldığı yerdir. İnsanlar efendimizden ayrılıp gittiklerinde oraya bir hasır atıp namaz kıldığını rivayet ediyorlar. Hz. Ali k.v.de orada gece namazlarını kılmaya devam etmiştir. Efendimiz zamanında sahabiler efendimizi orada namaz kılar görünce aynı yerde namaz kılmaya başladılar. Çoğaldıklarını gören efendimiz artık hasırı oraya sermemeye başladı. Hasırı içeriye aldığını gören sahabe ertesi gün efendimize sordular. “yarasulellah senin gece namaz kıldığını görünce bizde kılıyorduk neden hasırı içeri aldın.” Efendimiz de onlara böyle devam ederseniz gece namazı üzerinize farz kılınır sizde ona güç yetiremezsiniz diye korktum onun için kaldırdım” buyurur.

Şu anda bu mihrab tahta dolap haline getirilerek kuran dolabı olarak kullanılmaktadır.

FATIMA MİHRABI

Teheccüd mihrabının önünde mahfilin içersinde bir mihrab daha bulunmaktadır. Bu mihrab efendimizin mihrabı gibi bombeli bir yapıda mermerle kaplıdır.

HANEFİ MİHRABI

Bu mihrab efendimizin mihrabı önünde duranın sağ tarafında yani batı tarafında üçüncü direğin yanıdır.

Efendimizin Mescidinde bir zamanlar imamlık görevi maliki imamlarındı. Hicri 7. asırda mısır hükümdarları tarafından birde Şafii imam tayin edildi. Sabah namazı fecr vaktinin girmesiyle karanlıkta eda edilir, ondan sonra malikiler kılarlardı. Fakat diğer namazları önce malikiler kılar sonra Şafiiler kılarlardı. 9. asrın ikinci yarısında Mescid-i Nebevî nin şeyhi Doğan şeyh 860 h.de ikinci bir mihrab inşasını emretti. Bu mihrab Hanefi mihrabı olarak bilinen mihrabtır. Buraya bir Hanefi imam tayin edildi.

Mescid-i Nebevî nin içerisinde bulunan bu iki mihrabta da namaz kılınır olmuştur. Ancak Hanefiler diğer imamlar kıldırdıktan sonra kıldırmışlardır. Yalnız teravih namazlarını beraber kılmışlardır. Daha sonraları efendimizin mihrabında bir gün biri ertesi gün diğeri kıldırmaya başlamışlardır. 1303 senesinden itibaren bu mihrabda büyük cemaat Hanefiler tarafından daha sonraki cemaat Şafiiler tarafından daha sonraki ise malikiler tardından kıldırılır olmuştur. Ancak sabah namazlarında önce Şafiiler sonra malikiler daha sonra da Hanefiler kıldırmışlardır.

Hanefi mihrabı yapıldığı günden (860h.)itibaren sultan Süleyman’ın tamirine kadar aynı hal üzere devam etmiştir. Sultan Süleyman 938 h.de bu mihrabı siyah ve beyaz mermerlerle süsledi. Bundan sonra bu mihrab Sultan Süleyman mihrabı olarak anılır oldu ve arkasına bunun anısı olarak da bir kitabe yazıldı. Bu kitabe halen mevcuttur. Bu mihrabı birçok kimse sultan Süleyman tarafından inşa edildiğini sanırlar oysa o sadece bu mihrabı tamir ettirmiş ve arkasına da bir kitabe koymuştur. Bu kitabenin yazısından kaynaklanan bir yanılma söz konusudur.

SUFFE VE SUFFE EHLİ

Suffe denilen yer kıble tahvilinden sonra yapılmıştır. Medine’ye hicret eden muhacir sahabelerden ehli Medineden tanıdığı olanlar onların yanına gider onlarda kalırlardı. Tanıdığı olmayanlar ise Mescid-i Nebevî ye gider orada kalırlardı. Hem efendimizi daha çok görürler hem de ondan diğerlerinden daha fazla istifade ederlerdi. Efendimiz de onların ihtiyaçları ile ilgilenir Medinelileri onlara yardım konusunda teşvik eder, bizzat dertleriyle kendisi de ilgilenirdi.

Kıble beytul makdisden kabeye tahvil olununca (sene 2h.) efendimiz kuzey duvarının yani mescidin arka kısmının tavanının örtülmesini emretti. Bu kısma suffe adı verildi. Orada kalanlara da ehli suffe denildi. Yukarıda da bahsedildiği gibi ehli suffe genelde kimsesiz, gariban kalacak yeri olmayan kimselerden oluşuyordu. Ama bunlar miskin miskin oturan kimseler de değil aksine ilim ve araştırma ehli idiler. Adetleri hakkında farklı görüşler var olmakla beraber 600 – 700 kişi olduğu rivayet edilir. Bunların hepsi bir anda orada olmazlardı. Gazalara gidenler, memleketine gidenler olurdu. Bir arada oldukları anda 70 kişi civarında olurlardı. Bunlardan bazıları fakirlikte o kadar ileri idiler ki üzerlerinde zar zor avret yerini örtecek bir elbise bulunurdu. Ama hallerinden hiç şikâyet etmezlerdi. Amaçları efendimizden azami derecede istifade etmekti.



MİNARELER

Ömer b. Abdulaziz Mescidin her bir köşesine bir minare yaptırdı. Bu minarelerin gövdeleri dörtgen şeklinde ve 4x4 metre boyutlarındaydı.

- Güney doğudaki minare 27.5 metre

- Kuzey doğudaki 27.5 metre

- Kuzey batıdaki ise 26.5 metre idi.

- Güneybatı kısmındaki dördüncü minare ise, Mervan b. Hakem'in evine bakıyordu. Bu ev Emevi halifelerinin Medine'ye geldiklerinde kaldıkları evdi. Süleyman b. Abdülmelik Hilafeti döneminde haccettiğinde bu evde kalmış ve o evdeyken müezzin eve bakarak içeriyi görmüştü. Bunun üzerine Süleyman bu minarenin yıkılmasını emretti. Minare derhal yıkılarak olduğu yer toprak seviyesine getirildi.




MİNBER

Hz. Peygamber (s.a.v.) ashab ile beraber otururken bir yabancı geldiğinde Peygamberimiz (s.a.v.)'i gurup içinde ayırdedemezdi. Bu yüzden sabahiler Peygamberimiz (s.a.v.) için, yabancıların geldiklerinde onu tanımaları için bir oturma yeri yapmak istediler. Böylece Peygamberimiz'e (s.a.v.) killi topraktan bir oturma yeri yaptılar.

Minber başlangıçta balçıktan yapılmış bir oturma yeri durumundaydı. Hz. Peygamber (s.a.v.) buraya oturur ve yabancılar geldiklerinde onu tanıyabilirlerdi. Ayrıca cuma günleri onun üzerine çıkarak hutbe okurdu.

Görünen o ki balçıktan yapılmış bu minber meşhur hurma ağacı kütüğünün bitişiğindeydi. Bilindiği gibi minber Medine yakınındaki ormanın ağaçlarından hicri dokuz ya da sekizinci senede yapılmıştı.

MİNBER'İN YAPIMI

Hz. Peygamber (s.a.v.) hutbe irat edip konuşma yaparken ayağa kalkar ve bazen uzun süre ayakta kalırdı. Bu durum onu yorduğu için bir hurma ağacı gövdesi getirtti ve bu toprak kazılarak, Hz. Peygamber (s.a.v.) kalktığında yaslanabileceği şekilde yanına dikildi. Artık Peygamberimiz konuşma yaparken uzun süre ayakta kaldığında buna dayanıyordu. Bu durumu Medine'ye yeni yerleşmiş bir kişi gördü ve yanındakilere: "Muhammed'e işini görecek bir şey yaptığımda beni öveceğini bilsem, üzerinde duracağı bir kürsü yapardım. O da dilerse oturur, dilerse ayağa kalkar" dedi. Bu sözler Peygamberimiz'e (s.a.v.) ulaştığında "O adamı yanıma getirin" dedi ve geldiğinde ondan bu üç basamaklı minberi yapmasını istedi. Bu yapıldığında Peygamberimiz daha da rahatladı.

HURMA KÜTÜĞÜNÜN İNLEMESİ

Peygamberimiz (s.a.v.) kendisine yapılan bu minberi kullanıp hurma kütüğüne yaslanmayı bıraktığı sıralarda bir gün bu kütük develerin inlediği gibi inleyerek yakardı. Peygamberimiz minberin üst kısmından aşağıya inerek eliyle onu okşadığında ise sustu.

Minberin yapılmasını isteyen ilk kişinin Temim ed-Darimi olduğu ve minberi yapanın da -ismi konusunda ihtilaf olmakla beraber- Meymun olduğu söylenir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) minberin üçüncü basamağında durarak konuşurdu. Sonra Ebu Bekir hutbelerinde bir basamak aşağıya indi. Daha sonra ise Hz. Ömer bir basamak daha inmiş ve Hz. Osman ise hilafetinin altı senesi boyunca en alt basamakta ayakları zemine basarak hutbe irat etmiştir. Daha sonra mescide gelenlerin çoğalması üzerine, konuştuğunda insanların görebilmesi için Hz. Peygamber‘in (s.a.v.) konuştuğu yere çıkmıştır.

Mervan b. Hakem minberin alt kısmına altı basamak daha ilâve ederek onu yükseltti. Mervan bu hareketinin sebebini, Mescide gelenlerin sayısı arttığından dolayı bunu yaptım diyerek belirtmiştir.

Mescit bu haliyle hicri 654 yılına kadar kaldı. Bu tarihte Mescit yandı ve bundan sonra Abbasi Devleti'nin egemenliği sona erdi.

Sonra Yemenli hükümdar Muzaffer sandal ağacından yanlarda birer topuzlu bir minber yaptırarak hicri 656 senesinde Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Minberinin yerine koydu.

Zahir Rükneddin Baybars bir minber yaptırıp gönderdi ve onu Yemen Hükümdarı Muzaffer'in yaptığı minberin yerine koydu.

Sonra Zahir Berkyaruk 797 yılında başka bir minber daha gönderdi ve onu Baybars'ın gönderdiği minberin yerine koydu.

Sonra Müeyyed Şah 820 senesinde bir minber gönderdi. Bu minber 886 senesinde yandı.

Medine halkı bu yanan minber yerine alçı ile kaplanmış tuğladan yeni bir minber inşa etti. 888 yılında yıkılana kadar hutbe bu minber üzerinde okundu.

Daha sonra Eşref Kartabay adına mermer minber yapılarak bunun yerine konuldu.

Daha sonra Osmanlı Padişahı IV. Murat 998 H. tarihinde tam anlamıyla bir şaheser ve dünya harikası bir mermer minber yaptırıp göndermiştir.

MİNBER'İN ÖZELLİKLERİ

Minber iki basamak ile üstte bir oturma veya konuşma yerinden oluşmaktadır.

- Minberin yüksekliği iki zirâ bir karış ve üç parmaktır. Bu 125 cm'ye eşittir.

- Basamaklar ise bir karıştır. Başka bir rivayette zirâ'ın üçte biridir. Buna göre 18 ile 25 cm arasıdır.

- Basamakların genişliği bir karıştır. (18-25 cm)

- Minberin genişliği bir zirâ yani 50 cm'dir.

- Uzunluğu da bir zirâ yani 50 cm'dir.

- İki taraftaki trabzanların yüksekliği ise bir karış ya da biraz daha fazla yani 25 cm dir.

- Minberin üç tane tahta parçasından meydana gelen bir de yaslanma yeri vardı.




SÜTUNLAR VE KORİDORLAR

SÜTUNLAR

Muhallaka Sütunu: Bu sütun kıble yönünden Hz. Peygamber'in (s.a.v.) mihrabına bitişiktir. Başlangıçta bu sütunun yeri Peygamberimiz'in (s.a.v.) mübarek mihrabının sağına düşmekteydi. Bugün bu sütunun üzerinde Peygamberimizin mübarek mihrabı vardır ve üzerinde "el-Üstüvanetü'l-Muhallaka" yazmaktadır.

Bu sütunun böyle isimlendirilmesinin sebebi: Allah Resulü (s.a.v.) bir namaz esnasında kıble tarafında yerde bir balgam gördü ve bu onun ağırına gitti. Ancak bu defa balgamın yüzüne sürüldüğünü farketti ve kalktığında bunu eliyle silerek şöyle dedi: "Biriniz namaza durduğunda rabbine niyaz eder. Rabbi onunla kıble arasındadır. Bu yüzden kimse kıble tarafına doğru tükürmesin! Soluna ya da ayaklarının altına tükürsün!" Başka bir rivayete göre ise: Bu sırada bir sahabe kalkarak ve yerden tükrüğü silerek yerine "halûk" denilen güzel kokudan sürmüş ve bu Peygamberimiz (s.a.v.)'in hoşuna gitmiştir. Bu, Mescid-i Nebevi'ye sürülen ilk güzel koku kabul edilir.

Muhallaka ismi bu sütunla birlikte, buna doğu tarafından komşu başka bir sütuna da verilmiştir.

Hz. Aişe Sütunu: Aişe sütunu, Ravza-i Mutahhara'nın ortasında yer alır. Peygamberimiz (s.a.v.) kıblenin değiştirilmesinden sonra iki ya da üç ay süreyle bu sütunu mihrap edinmişti. Daha sonra ise Muhallaka Sütunu'nun olduğu yeri mihrap olarak kullandı.

Bu sütunun böyle isimlendirilmesinin sebebi:

Bazı sahabeler bir gün Hz. Aişe'nin yanında oturuyorlardı. Hz. Aişe'nin yeğeni Urve b. Zübeyr de bu meclisteydi. Hz. Aişe bu guruba şöyle söyledi: "Mescitte öyle bir sütun var ki insanlar onu bilseler yanında namaz kılmak için oklarla birbirlerine girerler!" Bu söz üzerine oradakiler bunun hangi sütun olduğunu sordular. Hz. Aişe ise cevap vermedi.

Yanındakiler kalktıktan sonra Hz. Aişe, İbn Zübeyr'e gizlice birşeyler söyledi. O da kalkıp bu sütunun yanına geldi ve orada namaz kıldı. Oradaki bazı sahabiler de Urve'nin ne yapacağını gözlüyorlardı. Urve burada namaz kıldıktan sonra bu sahabelerde gelip sütunun yanında namaza durdular. Bunun üzerine bu sütun Aişe sütunu olarak adlandırıldı. Bugün de üzerinde "Aişe Sütunu" yazmaktadır.

Aişe sütununun diğer isimleri:

- Kura Sütunu: Aişe sütununun diğer bir ismi de kura sütunudur. Bunun nedeni Hz. Aişe'nin yukardaki konuyla ilgili başka bir rivayette, "...İnsanlar onu bilseler yanında namaz kılmak için oklarıyla kura atarlardı!" demesidir.

- Muhacirler Sütunu: Muhacirler bu sütunun etrafında toplandıkları için bu sütuna muhacirler sütunu da denmiştir.

- Muhallaka Sütunu: Muhallaka ismi bu sütun için de kullanılır. Ancak el-Üstüvanetü'l-Muhallaka denildiğinde ilk akla gelen yukarıda belirtilen mihraba bitişik olan sütundur.

Tevbe Sütunu: Bu, büyük sahabi Ebu Lübabe el-Ensari'nin kendini bağla***** bir nevi tutsak ettiği sütundur. Ebu Lübabe buradayken şöyle adamıştır: "Allaha yemin olsun ki Allah tevbemi kabul edinceye ve Hz. Peygamber (s.a.v.) beni çözerek serbest bırakıncaya kadar kendimi çözmeyeceğim!"

Ebu Lübabe Olayı: Peygamberimiz (s.a.v.) antlaşmalarını bozarak ihanet eden ve düşman ordusuyla birleşen Beni Kurayza Yahudilerini muhasara etmişti. Bu muhasara uzun sürüp kalplerine korku düşünce Yahudiler Peygamberimiz'den (s.a.v.) kendilerine görüşmeleri için elçi olarak Ebu Lübabe'yi göndermesini istediler. Zira Ebu Lübabe'nin İslamdan önce Yahudilerle antlaşması vardı.

Ebu Lübabe Yahudilerin yanına geldiğinde Yahudiler çocuklarını ona doğru gönderdiler. Çocuklar hep birlikte ona yalvarıyor, kadınlar ise merhamet dilenerek bağırışıyorlardı. Geldiğinde Ebu Lübabe'ye sordular: "Ne dersin Muhammed'in vereceği hükme razı olalım mı?" Ebu Lübabe ise: "Eğer buna razı olursanız..." diyerek eli ile boğazını kesme hareketi yaptı ve bununla "Muhammed sizi keser" demek istedi. Ebu Lübabe bunu şöyle anlatıyor: "Allaha yemin ederim ki daha geriye bir adım bile atmadan Allaha ve Resulüne ihanet ettiğimi anladım." Bunun üzerine Ebu Lübabe artık Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yanına gitmedi ve doğrudan Mescitteki bu direğin yanına giderek kendini bağladı. Peygamberimiz (s.a.v.) bunu işittiğinde şöyle dedi: "Eğer önce bana gelip af dileseydi afvederdim. Fakat o kendince böyle yaptığı için Allah onun tevbesini kabul edinceye kadar onu ben serbest bırakamam."

Beni Kureyza Yahudilerinin kuşatması bittiğinde Peygamberimiz Medine'ye döndü. Ebu Lübabe hâlâ daha bağlı olduğu sütunda duruyordu. Kızı yanına gelip onu namaz ve ihtiyaçları için çözüyor ve tekrar bağlıyordu.

Peygamberimiz (s.a.v.) Ümmü Seleme'nin evindeyken Allah Teala ona Ebu Lübabe'nin tevbesini kabul ettiğini bildirdi. Ümmü Seleme bununla ilgili olarak şöyle der : "Peygamberimiz (s.a.v.)'i bir seher vaki gülerken gördüm. Ona :"Ey Allah Resulü! Allah yüzünü her zaman güldürsün! Gülmenin sebebi nedir?" diye sordum. Allah Resulü (s.a.v.): "Ebu Lübabe'nin tevbesi kabul edildi" dedi. Ümmü Seleme ise: "Ona müjdeleyeyim mi, Ey Allahın Resulü" diye sordu. Hz. Peygamber (s.a.v.) de " İstiyorsan tabi ki" cevabını verdi. Bunun üzerine Ümmü Seleme odasının kapısına çıktı ve -hicap emri henüz gelmemişti- "Müjde! Ey Ebu Lübabe, Allah seni afvetti" diye seslendi.

Ebu Lübabe'nin Allah tarafından bağışlandığı haberi duyulunca halk onu bu durumundan kurtarmak için hemen Ebu Lübabe'nin yanına geldi. Ebu Lübabe ise: "Hayır! Beni Peygamberimiz (s.a.v.) gelip kendi elleriyle serbest bırakıncaya kadar kendimi buradan çözmem" dedi.

Sabah namazından sonra Peygamberimiz (s.a.v.) Ebu Lübabe'nin yanına gelerek onu serbest bıraktı. Bu olaydan sonra Ebu Lübabe'nin kendini bağladığı sütun "Tevbe Sütunu" olarak bilinir oldu.

Serir Sütunu: Bu sütun Peygamberimiz (s.a.v.)'in itikaf ettiği yerdedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) için bu sütunun yanına yapraksız ve yapraklı hurma dallarından bir yatak konurdu. Bu sütun bugün Peygamberimiz (s.a.v.) odasının penceresine bitişiktir.

Peygamberimiz (s.a.v.) mescitte itikaftayken buradan başını odasının içinde bulunan Hz. Aişe'ye uzatır o da Allah Resulü'nün (s.a.v.) saçını düzeltir ve tarardı.

Sandık Sütunu: Bu sütun Peygamberimiz (s.a.v.)'in mübarek kabirlerinin baş kısmının karşısındadır. Halen demir parmaklıkların dahilinde bulunmaktadır.

Bekçiler Sütunu: Peygamberimiz (s.a.v.) Yahudi ve Hristiyanların İslama ve müslümanlara olan kinini görünce Ashab'tan nöbetle kendisini korumalarını istedi. Peygamberimiz'e (s.a.v.) muhafızlık yapmış bu kişilerden bazıları şöyledir.

- Ali b. Ebu Talip

- Sa'd b. Ebu Vakkas (Hadis-i şerifte bildiriliyor.)

- Sa'd b. Muaz (Bedr günü muhafızlık yapmıştır.)

- Muhammed b. Mesleme (Uhud günü muhafızlık yapmıştır.)

- Bilal b. Rabah (Vadi'l-Kurâ'da muhafızlık yapmıştır.)

Yüce Allah, "Allah seni insanların vereceği zararlardan korur" ayetini indirince Peygamberimiz (s.a.v.) odasından dışarıya çıkıp muhafızlara bu ayeti okumuş ve onları göndermiştir.

Emiru'l-Müminin Ali b. Ebu Talip de bu sütunun yanında onu arkasına alarak namaz kılardı.

Heyetler Sütunu: Allah Resulü (s.a.v.) kendisine gelen Arap heyetleriyle bu sütunun yanında oturarak görüşür ve onlardan İslama uyma üzerine biat alırdı. Ayrıca Beni Temim heyetinin gelip Hz. Peygamber'i (s.a.v.) odaların arka tarafından yüksek sesle çağırmaları hadisesi de bu sütunun yanında cereyan etmişti. Bu heyet gelip Hz. Peygamber (s.a.v.)'e şöyle seslenmişlerdi "Ey Muhammed! Yanımıza gel! Seninle şan şeref yarışına girelim!" Bunun üzerine yüce Allah şu ayetleri indirdi: "(Resulüm!) Sana odaların arka tarafından bağıranların çoğu aklı ermez kimselerdir. Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi elbette kendileri için daha iyi olurdu."

Peygamberimiz (s.a.v.) bunlarla görüşmek için çıkarak Mescitte bu sütunun yanına oturdu. Bunun üzerine Beni Temim heyeti de oraya geldi ve hatipleri olan Attar b. Hacip kavmini öven sözlere başladı. Allah Resulü (s.a.v.) de Sabit b. Kays'a buna karşılık vermesini emretti. Ardından Beni Temim'in şairi Züberkan b. Bedr kalkarak girişi şöyle olan bir kaside söyledi:

"Bizler şerefli bir kavimiz, hiç bir şehir bize denk değil! Krallar bizden çıkar ve ganimetin dörtte birini biz alırız."

Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şairi Hassan b. Sabit'i çağırttı. Hassan nefes nefese kalmış bir halde çarşıdan getirildi. Hz. Peygamber (s.a.v.) ondan Beni Temim'in şairine karşılık vermesini istedi. Hassan da hemen irticali olarak aynı vezin ve kafiyede girişi şöyle olan bir kaside söylemeye başladı: "Fihr soyunun ileri gelenleri ve kardeşleri insanlara uyulacak bir yol çizdi, Bundan kalbinde, Allah korkusu ve onun emrine saygı olan herkes hoşnut, Bu topluluk düşmanla savaşınca onu mahveder, dosta yardım etmek isterse mutlaka eder."

Kaside tamamlanınca Temim kabilesinden Akra b. Hâbis kalkarak "Babam üzerine yemin olsun ki! Bu adama gerçekten Kitap verilmiştir! Onun hatibi bizimkinden daha üstün, şairi de bizimkinden daha iyi şair. Sesleri de daha gür ve yüksek" dedi. Neticede Temim kabilesi müslüman oldu. Bunun üzerin Allah Resulü (s.a.v.) onları en güzel hediyelerle mükafaatlandırdı.

Hz. Peygamber (s.a.v.) yine aynı sütunda Beni Sa'd b. Bekir heyetini temsil eden Dımam b. Sa'lebe'yi de karşılamıştır. Bu karşılama şöyle meydana geldi: Dımam Allah Resulü (s.a.v.) ve ashabın olduğu yere kadar gelerek durdu. Hz. Peygamber'i tanımadığı için onlara doğru dönüp "Abdulmuttalib'in oğlu hanginiz?" diye sordu.

Peygamberimiz (s.a.v.) "Abdulmuttalib'in oğlu benim!" dedi. Adam "Muhammed mi? Ey Abdulmuttalib'in oğlu. Sana bazı sorular soracağım ve biraz başını ağrıtacağım, bana darılma ve alınma" dedi. Allah Resulü (s.a.v.) de "Aklına geleni sor, darılmam" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Dımam: "Senin, senden öncekilerin ve sonrakilerin İlahı olan Allah aşkına söyle! Sana, bize yalnızca O'na ibadet etmeyi ve O'na ortak koşmamayı, ecdadımızın ibadet ederek O'na ortak koştukları şeyleri tümüyle terketmeyi emretmen için Allah mı emir verdi?" diye sordu. Peygamberimiz (s.a.v.) buna "Evet" diye karşılık verdi. Dımam devamla: "Senin senden öncekilerin ve sonrakilerin ilahı olan Allah aşkına söyle! Beş vakit namaz kılmayı Allah mı emretti?" dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) yine "Evet "cevabını verdi.

Dımam bundan sonra dinin vecibelerini teker teker sa***** aynı şeyi sordu ve Hz. Peygamber (s.a.v.) hep "Evet" cevabını verdi. Sonunda Dımam kelime-i şehadet getirerek müslüman oldu ve "Ben dinin bu vecibelerini yerine getirip bundan fazlasını yapmam" diyerek, geri dönmek için devesine doğru gitti. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v.): "Eğer doğru söylediyse kurtuluşa erdi" buyurdu. Başka bir rivayette "Eğer şu saçı örgülü adam doğru söylediyse cennete girer" buyurmuştur.

Bu sütun ayrıca "Gerdanlık Meclisi" olarak da bilinir. Zira ashabın en üstün şahsiyetleri burada biraraya gelirdi.

Teheccüd Sütunu: Bu sütun Peygamberimiz'in (s.a.v.) gece namazı için kalktığında teheccüd kıldığı yerdir.

Bu sütun şu anda Peygamberimiz'in (s.a.v.) hücre-i saadetlerinin içinde pencereli kısmın dahilinde kalmıştır. Peygamberimiz (s.a.v.) için her gece yer yaygısı çıkarılır, gece olup insanlar evlerine çekilince bunu Hz. Ali'nin evinin arka kısmına yere serer ve gece namazını kılardı. Hz. Peygamber (s.a.v.) kendisi gibi gece namazı kılanların sayısının arttığını görünce bu yaygının kaldırılmasını emretti. Sabah olunca yanına gelenlere "Ben gece namazı sizlere farz kılınır da sonra buna gücünüz yetmez diye endişelendim" buyurdu.

Kabr-i Şerif'in Dört Köşeli Sütunu: Cebrail makamı da denen bu sütunun yanında Hz. Fatıma'nın (r.ah.) kapısı vardır. Peygamberimiz (s.a.v.) bazen buraya gelir ve Hz. Fatıma'nın (r.ah.) kapısının iki köşesine tutarak "Selam olsun sizlere! Ey Aile halkım (Ehli beytim)!Allah sizden kötülükleri gidermek ve sizi tam olarak temizlemek istiyor!" derdi.

Bu sütun ayrıca Cebrail (a.s.)'ın makamı sütunu olarak da bilinir.

Bu sütun günümüzde Peygamberimiz'in (s.a.v.) mübarek kabirlerini çevreleyen duvarın içinde kalmıştır. Bu yüzden Mescidi ziyaret edenlerin bu sütunu görmeleri mümkün değildir.

KORİDORLAR

- Ebu Bekir Sıddık'ın koridoru. Bu Mescidin batı tarafındaydı ve onun evine bakıyordu.

- Ali b. Ebu Talib'in koridoru. Bu Hz. Aişe ve Hz. Sevde'nin (r.a.) odalarını ve daha sonra da Ali b. Ebu Talib ile Ümmü Seleme'nin odalarını ayırıyordu.


VAHYİN BAŞLANGICI

Resulüllah (s.a.v.)'e ilk vahiy uykuda salih rüya şeklinde gelmiştir. Hz. Peygamber'in gördüğü bütün rüyalar sabah aydınlığı gibi aşikardı. Ondan sonra kalbine yanlız kalma duygusu sevimli olmaya başladı. Hıra'daki mağara içinde belirli sürelerde ibadet ederdi. Ara sıra ailesine döner yanına yiyecek aldıktan sonra tekrar mağaraya giderdi. Nihayet Resulülah bir gün Hıra mağarasındayken Melek gelip ona "Oku" dedi. Hz. Peygamber "Ben okuma bilmem" cevabını verdi. Risâlet Penâhi buyurur ki; o zaman Melek beni takatim kalmayıncaya kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine "Oku" dedi. Ben de ona "Ben okuma bilmem" dedim.

Yine beni alıp ikinci defa takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine "Oku" dedi. Ben de "Ben okuma bilmem" dedim. Nihayet beni alıp üçüncü defa sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp "Yaratan rabbinin adıyla oku. O ki insanı alakatan yarattı" ayetini okudu.

Resulüllah bu ayeti kerimeyi tilavet ede ede yüreği titreyerek döndü ve Hz. Hatice'in yanına girerek "Beni sarıp örtünüz, beni sarıp örtünüz" dedi. Korkusu gidinceye kadar vücudunu sarıp örttüler.

Ondan sonra Hz. Peygamber olayı Hz. Hatice'ye naklederek "Başıma bir şey gelmesinden korktum" dedi. Hatice (r.ah.) "Öyle deme, Allah'a kasem ederim ki Allah hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen akrabana bakarsın, işini görmekten aciz olanların ağırlığını yüklenirsin, fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın, misafiri ağırlarsın, sıkıntıya düşenlere Allah için yardım edersin." Bundan sonra Hatice Hz. Peygamberi alıp amcazadesi Varaka b. Nevfel'e götürdü. Gözleri görmeyen yaşlı zat Varaka, cahiliyet döneminde Hıristiyan olmuş, İbraniceyi bilir ve İncil'i okurdu. Hatice Varaka'ya: "Amcazadem, dinle kardeşinin oğlu ne söylüyor" dedi. Varaka, "Ne var kardeşim oğlu?" diye sorunca Resulüllah (s.a.v) gördüklerini anlattı. Varaka "Bu gördüğün, Allah Teala'nın Musa'ya gönderdiği nâmûstur. Ah keşke senin dini tebliğ günlerinde genç olsaydım! Kavmin seni çıkaracakları zaman keşke hayatta olsaydım!" dedi. Bunun üzerine Resulüllah "Onlar beni çıkaracaklar mı ki!" diye sordu. O da "evet. Senin gibi bir şey getirip te düşmanlığa uğramayan yoktur. Şayet senin davet günlerine yetişirsem sana elimden gelen yardımı ederim" cevabını verdi. Aradan sonra çok geçmeden Varaka vefat etti. Vahiy dönemi başladı.
__________________



уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dİnİ HİkÂyeler -1-(5 Tane) уυѕυƒ Dini Hikayeler 0 09-01-2008 17:14
Dİnİ HİkÂyeler -3-(8 Tane) уυѕυƒ Dini Hikayeler 1 09-01-2008 17:13
Bir kaç tane msn özelligi уυѕυƒ Msn Teknik Destek 0 07-25-2008 12:26
7 Tane Gothic söz AzRaiL Gothic Makale 0 06-20-2008 21:23
OrtaÇaĞda Dİnİ YaŞayiŞ уυѕυƒ Din KüLtüRü ve AhLak 0 04-03-2008 19:09


Şu Anki Saat: 01:08


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows