Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > >

Dini Konular din hakkındaki yazıları burada bulabilir paylaşabilirsiniz

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 04-04-2010, 15:15   #1
Korax
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 34
Mesajlar: 21.062
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Kabir Hayatı ve Merak Edilenler

Kabir Hayatı ve Merak Edilenler
Dünya hayatından sonra, ahiret hayatından da önce fakat ahiret hayatı içinde ele alınması gereken bir başka hayat daha vardır ki o da kabir hayatı veya "Âlem-i Berzah"denilen hayattır. Berzah, asıl manasında iki şey arasında bulunan engel, ayırıcı sınır demektir. Bu kelime Kur'an'ın "el-Mü'minûn, 23/100; er-Rahmân, 55/20; el-Furkan, 25/53" ayetlerinde "iki şey arasındaki engel" manasında kullanılmıştır.

Râgıp, el-Müfredât adlı eserinde şöyle der: "Berzah; ahirette insan ile yüksek menzillere ulaşması arasındaki engeldir. Bu kelime, el-Beled, 90/11 ayetindeki "el-Akabe" kelimesine işarettir. Ayetin meâli şöyledir: "Fakat o, (hedefe varmak, yapılan iyiliklere teşekkür etmek için) sarp yokuşu geçemedi." Ayette bildirilen engeli ise ancak sâlihler aşabilir. Berzah'ın ölüm ile kıyâmet arasındaki engel olduğu da söylenir.

İnsan için üç hayat vardır:

Dünya hayatı: Ruhun cesetle birlikte yaşadığı içinde bulunduğumuz hayat.

Berzah hayatı: Ruh, dünyada iken içinde bulunduğu cesetten ayrılmış, azab yahutta nimet içinde müstakil hale gelmiştir.

Ahiret hayatı: Ruhların dünyada iken içinde oldukları cesetlere dönmeleri ile meydana gelen son hayat. Görüldüğü gibi Berzah hayatı, birinci hayat ile ikinci hayat arasındadır. Dünya hayatı çalışma, Ahiret hayatı ise çalışmanın karşılığını görme hayatıdır. Bu ikisi arasındaki hayat da, beklemekten ibaret olan Berzah hayatıdır (Âli İmrân, 3/185).

Ölüm anında, ruhlar cesetten ayrılırken rahmet veya azab melekleri vasıtasıyla onlara, hallerine uygun durumlar gösterilir:

"Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vura vura: "Tadın Cehennem azabını. " diyerek canlarını alırken bir görmeliydin..." (el-Enfâl, 8/50, el-En'âm, 6/93-94). Ayetlerde bildirilen azab, ölüm anında kâfir ve günahkârlara yapılan azabtır.

Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'inde (IV/288, 397) yer alan rivayetlere göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Mümin kul, dünyadan ayrılmak üzere ve ahirete yöneldiği anda ona semadan beyaz yüzlü melekler iner. Yüzleri sanki güneş gibidir. Yanlarında Cennet kefenlerinden ve kokularından vardır. Onun görebileceği yere otururlar. Ölüm meleği gelir, baş tarafına oturur ve şöyle der: "Ey güzel ruh, çık ve Rabbi'nin rızasına ve mağfiretine gel. " O da, ağızdan damlayan bir damla gibi çıkar. Kâfir kul dünyadan ayrılmak ve ahirete yönelmek üzere olunca, yanında kaba bir elbise olan siyah yüzlü bir melek gelir, onun görebileceği bir yerde oturur, şöyle der:

"Ey çirkin ruh, haydi çık, Rabb'inin öfkesine ve gazabına gel. Ruh cesedden korkarak ve güçlükle ayrılır."

Ölümden sonra berzah âleminin ikinci makamı olan kabir hayatı başlar. Kabirde ilk zamanlarda ruh cesetle birlikte bulunurlar, beraber azab ve mükâfat görürler. Daha sonra ruh cesetten ayrılır ve müstakil olur. Peygamberimiz (s.a.s.)'in ifadesine göre; "Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut Cehennem çukurlarından bir çukurdur. " (Tirmîzî, Kıyâme, 26). Ruhun cesetle birlikte kabirde azap ve mükâfat görmeşinin bir benzeri, hepimizin zaman zaman gördüğümüz acı veya tatlı rüyalardır ki kişi kendisini sonsuz nimetler veya azap içinde görür de bunlar ancak uyanmakla sona erer.

Kabir hayatı hakkında Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: "Ölüm meleği Mümin kulun ruhunu aldığı zaman melekler onu, göz açıp kapayacak kadar ölüm meleğinin elinde bırakmazlar. Onu alır, bu kefene koyarlar. Ondan, yeryüzünde bulunan mis kokusu gibi bir koku çıkar. Onu melekler arasından geçirirken: "Bu güzel ruh nedir?" derler. Dünyada iken söylenen en güzel ismini söyleyerek: "Falan oğlu falandır" derler. Dünya semasına ulaşıncaya kadar çıkarırlar. Nihâyet Cenâb-ı Allah: "Kulumu 'İlliyyine' yazınız. " buyurur. Bu, Cennet'in en yüksek derecesidir. "Ben onu yeryüzündeki cesedine iade edeceğim." İki melek yanına gelir ve: "Rabbin kimdir?" derler. Ruh:

"Rabbim Allah'tır. " der. Onlar:

"Dinin nedir?" derler. Mümin ruh:

"Dinim İslâm 'dır. " der. Onlar:

"Bunları sana bildiren nedir?" derler. O da:

"Allah'ın kitabını okudum, ona inandım ve tasdik ettim" der.

Bunun üzerine semadan bir ses gelir:

"Kulum doğru söyledi. Cennet'te makamını hazırlayınız. Onun için Cennet'ten bir kapı açınız. der. " (et-Terğîb ve't-Terhîb,III 369)'teki bir hadiste kâfir kulun ruhunun berzah hayatı hakkında Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: "Ölüm meleği kâfir kulun ruhunu aldığı zaman, melekler bu ruhu onun elinde göz açıp kapayıncaya kadar bırakmazlar. Onu hemen kalın bir elbiseye koyarlar. Ondan yer yüzünde bulunan leş kokusu gibi bir koku çıkar. Onu semaya yükseltirler. Meleklerin yanından geçerken: "Bu kötü ruh kimindir?" derler. Melekler, en kötü ismini söyleyerek: "Falan oğlu falandır." derler. Onun için semanın kapısını açmasını isterler, fakat açmazlar." Bu esnada Peygamberimiz (s.a.s.) şu ayeti okudu: "Onlara gök kapıları açılmaz (ruhları göğe yükselmez) ve deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar (hiçbir zaman) Cennet'e giremezler." (el-A'raf, 7/40). Allah: "Onun kitabını en aşağı makama yazınız" der. Sonra onun ruhu uzaklaştırılır. Peygamberimiz (s.a.s.) sonra şu ayeti okudu: "...Kim Allah'a ortak koşarsa o, sanki gökten düşmüş de kendisini kuş kapıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir. " (el-Hacc, 22/31). Ruhu cesede iade olunur da iki melek (Münker ve Nekir*) gelir, yanına oturur ve:

"Rabbin kimdir?" derler. O da:

"Şey şey, bilmiyorum,"der. Onlar:

"Dinin nedir?" derler, o da:

"Şey şey, bilmiyorum,"der. Onlar:

"Size kim peygamber olarak gönderildi? Peygamberiniz kimdir?" derler:

"Şey şey, bilmiyorum,"der. Bunun üzerine semadan bir ses

"Yalan söyledi, Cehennem'deki yerini hazırlayınız." der. Onun için Cehennem'e bir kapı açarlar. Cehennem'in harareti ve kokusu gelir, kabri daralır ve onu sıkıştırır. Çirkin yüzlü ve kötü elbiseli bir adam gelir ve ona şöyle der:

"Sana yazıklar olsun, va'd olunduğun gün işte bu gündür. " Kâfir ruh ona:

"Sen kimsin? Çirkin yüz kötülük getirdi," der. O da:

"Ben senin çirkin amelinim" der. Bunun üzerine:

"Rabbim, kıyameti koparma." der. Sonra kör, sağır, dilsiz ve elinde balyoz olan birisi gelir. Elindeki bu balyozu bir dağa vursa toprak olur, ona bir vurur, toprak oluverir. Sonra onu Allah eski haline getirir, tekrar bir daha vurur. Öyle bir çığlık atar ki insanlar ve cinlerden başka her şey duyar. "

Ruh, kabirde sorulan suallere verdiği cevaplara göre ya İlliyyîne* ya da Siccîn'e* gönderilir. Burada, yeniden diriltilecekleri güne kadar emaneten dururlar. Yeniden dirilme gününde ise Allah'ın emri ile tekrar cesetlere girerler. İyi, kötü, bütün ruhların kendi kabirleriyle alâkaları vardır. Bu alâka ile ziyaretçilerini tanırlar. Nimetlerin lezzetlerini, yahutta cehennem'in acısını yanlarında hissederler. Şehidlerin ruhları ise yeşil kuşlar gibi Cennet'lerde otlar ve Arş'ın altında asılı bulunan kandillere sığınırlar,(en-Nisâ, 4/169) Ayette Allah yolunda öldürülen şehidlerin, gerçekte, ölü olmadıkları, Allah katında Cennet nimetleriyle rızıklandırıldıkları bildirilmektedir. Ayrıca şehid ruhlarının, Cennet'te kendilerine yapılan ikramlar nedeniyle, bir daha Allah yolunda öldürülebilmek için ruhlarının cesetlerine iade edilmesini istedikleri bildirilmektedir. {Salih-i Müslim, VI, 38; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dili Kur'an Dili, II, 1229).
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-04-2010, 15:16   #2
Korax
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 34
Mesajlar: 21.062
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Mezar notları
Bir...
Mezar bir tarihtir. Mezar bir kitaptır. Mezar bir ibret levhasıdır. Yeter ki insan gönlünün gözüyle bakabilsin, ruhuyla İdrak edebilsin kabirleri. Mezar terbiye ocağıdır. Mezar muhasebe mekanıdır. Mezarlar vahiy ölçüsüyle ve ötenin hesabıyla isabetli kararların alınabileceği, ince duyguların Kuran ve sünnet ile değerlendirileceği berrak yerlerdir. Anlamını ve yaşama gayesini yitiren kentlerin ve insanların yanında, en diri, en canlı, en anlamlı şehirlerdir mezarlar.
Mezarlar diridir, mezarlar canlıdır..
Özünden ve özümüzden bakınca mezarlara, susarak anlatımın en kemal noktasını görürüz. Hele siz bir gidin oraya ve tanış olmaya çalışın oradakilerle ve bir bir dinleyin özgeçmişlerini. Ağaçları sizlere nasihat eder, taşları bile konuşur mezarların. Eğilin, eğilin de ruhunuzun haskulağıyla bir dinleyin gelen sesleri. Her kulak öze 'yakınlığı nisbetince birşeyler duyacaktır orada.
Bakmasını bilen gözler, işitmesini bilen kulaklar, neler görmez ki, neler işitmez ki mezarlarda..
Şimdi Ada: 2 Parsel: 1008 de bulunan 1280 nolu kabrin başındayız. Namık oğlu, Hatice eşi, Hasan Şenol. Doğum: 1938 Ölüm: 1984.
Herhalde yakında ziyaretçisi gelmiş, üzerine konan çiçekler henüz kurumamış, Kabrin başucunda iki adet buruşmuş, burun veya gözyaşı silinmiş kağıt mendiller. Kimbilir hangi duyguların anlatımını yansıtıyor?.
Kabrin üzerine şimdilik topraktan başka ağırlık konmamış. Siparişleri verilmiş, yakında mermerlenecekmiş. Mezann mermerleneceğini, bembeyaz mermerlerle kaplatılacağım ben duymuştum ama acaba kendisi de biliyor muydu?
Mezarın mermerle kaplatılacağım bilse sevinir miydi? Mermersiz mezarlara bakarak, kendisine yapılan mermerli mezarla gururlanır mıydı?
Kendisine haber vereyim düşüncesiyle.,
“Mezarın mermerle kaplatılacakmış!.” diye fısıldadım.
Git işine be adam, bana ne mermerden! haykırışı, sanki iç dünyamda yankılandı.
Doğru söylüyordu, mermerden ona neydi? Mezarı mermer kaplanmış veya kaplanmamış ona ne faydası vardı? Peki bu mezarlan mermerlerle kaplatanlar, bunu kimin için yapıyorlardı?
Sorumdaki saflığıma kendim de gülümsedim. Kimin için yaptıkları, kimin için yapacakları belli değil miydi?
“Elalem ne der?” endişesiyle kendi itibarlan, kendi şanları, kendi şereflen için yaptırmıyorlar mıydı?
Bunlar hem toprağın üstünden ve hem de toprağın altından gafil insanlar değil miydi?
Şimdilik sade bir görünümde olan kabire tekrar baktim. İzmir'in Bayındır kazasında 1938 yılında doğan Hasan Şenol, ailesiyle birlikte kendisi sekiz yaşındayken İzmir'e yerleşmiş. Ortaokul mezunu olan meyyit, Diyarbakır'da askerliğini yapıp, 1963 yılında evlenmiş. Bu evlilikten biri kız diğeri erkek iki çocuğu olmuş. Kürtaj silahıyla kaç çocuğunu, hangi suçtan dolayı öldürdüğünü veya öldürttüğünü ise siz sormayın. Çünkü bildiğiniz gibi bunu Rabbimiz soracak..
Bir yolsuzluk iddiasıyla çalıştığı bankadan atılan Hasan Şenol, bulunduğu mahallede bir kahvehane açarak yaşamını sürdürmüş. Değişik kesimlerden insanlarla karşılaşıp, onlarla çeşitli mevzularda konuşan Hasan Şenol, çenesi laf eden, bulunduğu konumda kendisini haklı görüp, haklı çıkaran bir mizaca ve yeteneğe sahip.
Kahvehanede kumar oynatıp, içki içirmesine rağmen müslümanhğına toz kondurmaz ve kalbinin temizliğini her fırsatta dile getirirdi. Bağkur emekliliğine dört yıl kala karşılaştığı müslüman tipli insanlara.
“Emekli olduktan sonra bu işlere tevbe edip namaza başlayacağım” derdi.
Ancak ne olduysa, 1984'ün nisan ayının ilk haftasının cumartesi akşamı oldu. Eski bir dostuyla, kahvede masanın kenarında içki içmeyteyken, hesap yüzünden çıkan bir tartışmada araya girmiş ve dört yerinden bıçaklanmıştı.
Hastaneye kanlar içinde götürülürken ölümün soğuk çehresiyle karşılaşıyor, yaşantısının muhasebesini yaparken haklı bir telaşa kapılıyordu.
Şimdi ölmenin sırası mıydı!.
Daha tevbe edecek, içkiyi ve kumarı bırakacaktı.
Bu halde, üstelik içkiliyken nasıl kabre girecek, hangi yüzle Allah'ın huzuruna çıkacaktı?
Kızı aklına geldi. “Keşke manken olmasına izin vermeseydim” diye geçirdi içinden. Sahi ya! Manken olmasına, orasını, burasını açmasına, elalemin erkeklerine teşhir etmesine neden izin vermişti ki? Dilinin ucuna gelen “Ulan sen p.... misin?” ifadesini, köpek dişleriyle ısırıp, azı dişleriyle öğütmek istedi, Oğlu aklına gelince, sanki beşinci, altıncı, yedinci bıçak darbesini yemişti. Sövdü, küfretti.. Kendisinin yetiştirmediği, kendisinin terbiye vermediği oğluna bir daha, bir daha küfretti..
Tekrar kendine döndü. Ölmemeliydi, ne yapıp edip ölmemeliydi. “Kurtulursam İlk işim namaza başlamak” diye geçirdi içinden. Namaza başlamak için bu dört sene süreyi de nereden çıkarmışkı ki?
İnsan bu!. Dört sene yaşayacağı ne malum?
Ya hemen ölürse!
Ya hemen ölürsem!
Yok yok ölmemeliyim, ağzım da leş gibi rakı kokuyor..
Başını tutan adamın sesini duydu.
“Birader hızlı sür, adam ölecek. Çok kan kaybediyor.”
“Kim ölecek? Ben mi? Ben mi öleceğim? Ben ölmemeliyim, ben yaşamalıyım. Çünkü ben tevbe edeceğim, çünkü ben namaz kılacağım, çünkü ben hıkk.. Ben ölmemeliyim, ölmeyeceğim, ölmeyeceğim.. İçkili halde hiç ölünür mü?”
“Keşke içmeseydim, keşke tevbe etseydim, keşke namaz kılsaydım, keşke...”
Kardeşim' hızlı gitmene gerek yok, öldü adamcağız!.
Bu özgeçmiş ile Hasan Şenol'un kabrine tekrar bakıyoruz. Ve “Keşke” haykırışlarının aynı dirilik ve aynı canlılıkla tekrarlandığını duyuyoruz.
Keşke.. .
Keşke....
Keşke.......
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-04-2010, 15:17   #3
Korax
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 34
Mesajlar: 21.062
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

İki

Gece lambası da dahil tüm ışıkları söndürdüm. Yatağa uzandım. Gecenin tam ortasıydı, henüz hiçbir horoz sesi duymamıştım. Son günlerde horozlar önceki geceler gibi erken vakitlerde ötmüyor.
Hava ılıktı, üstüme ince bir çarşafı örttüm. Odam karanlıktı, benden başka evdekilerin hepsi uykudaydı. Sessizliği dinlemeye başladım. Yarınımı düşündüm, mezara gidecektim, hazırlanmalıydım.
Kendimi bir kabrin içine koydum. Çarşafa Öyle doladım ki vücudumu, adeta kendimin kefeni yaptım. Gönlümden, Rabbimden başka herşeyi, Rabbimin rızasından gayri herbir şeyi dışarı atmaya çalıştım.
Kabrin içinde gibiyim artık.
Tekrar bu dünyaya dönüşün olmadığı, olamayacağı, inandığımız ama mahiyetini kavrayamadığımız, ancak peygamberlerin haber verdiği kadarıyle bilebildiğimiz, istesek de, istemesek de, hangi vakitte olacağını bilemediğimiz bir öte dünyanın giriş kapısından adımımı atmıştım artık.
Dönüp arkama, yaşadığım şu fani hayat çizgisinde yaptıklarıma baktım. Yarun yaparım diye ertelediğim, şu zaman bu zaman yapanm diye biriktirdiğim, nedense bir türlü eyleme dönüştüremediğim bir yığın yapılamamış, temenniden öte geçememiş, bana faydası olmayan arzular..
Utandım..
Nasıl çıkarım Rabbimin huzuruna? Evet tekrar arkama baktım, nefsime, şeytana, şeytanın dostlarına, nevama uyarak yaptığım, derinliğiyle tevbesi, nedameti bile yapılamamış günahlarımın yığını. Bir anda okyonusun ortasında hissettim kendimi. Evet okyonusun dağ dalgaları arasında, kendimi su üstünde tutacak hiçbir nesnenin ve ışık namına hiçbir şeyin olmadığı, koyu zifiri karanlık bir gecede suların içindeydim.
Sadece Rabbim ve O'nun rızası için halis niyetle yaptığım amellerime baktım,
baktım ki onlara tutunayım..
Ne yazık ki, onlar bir saman çöpü kadar küçük, birkaç saman çöpü kadar az göründü gözlerime.. Beni okyonusun sulan arasında, kurtaracak kuvvete malik değiller....
Gecenin ilk horozu ötmeye başladı. Saydım, tam onüç kez öttü. Sabaha bir adım kala yatağımdan kalktım. Abdest aldım. Kur'an okudum, tevbe ettim, bilinçsiz tevbelerimden de Allah'a sığındım, yarın eğer yaşarsam, bu günümden farklı olsun dedim.
Rabbim, nasip edersen yann kabristana gideceğim. Yaptıklarımın ve yapmam gerekirken yapmadıklanmın şerrinden Sana sığınırım. Beni ve müslüman kardeşlerimi hayırlara kavuştur...
Çoğu zaman ruhumun benden koparak, izdıraplı ve anlamlı geziler yaptığı mezara, herşeyin gölgesinin iki katına çıktığı anda geldim. Mezar işçilerinin inşaat sesleri, uzaklardan gelen şehrin gürültüsü, ağaçlann hışırtısı, ağustos böceklerinin ötüşü kulaklanma değen seslerdi. Kovulmuş şeytanın şerrinden Rabbime sığınarak adımımı attım.
Toprağın altındaki ölülerin başuçlanna, cami kapılarındaki dilencilerin önlerine koydukları birer mendil parçası gibi, fatiha isteyen kimi mermer, kimi taş, kimi siyah beyaz tenekelere yazılı "Ruhuna Fatiha" yazısı beni üzdü ve düşündürdü!.
Kur'an'ın anası, Kitab'ın anası Fatiha, dirilerin yaşantısından koparılmış, mezar çerçevelerine oturtulmuş. Her gelen genellikle Fatihayı sadece ölülere okuyor.
Fatiha'nın anlamını düşündüm.
“Hamd, alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim ve din gününün Malik"i olan Allah'adır. Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların ve sapıklarınkine değil.”
Acaba “Ruhuna Fatiha” denilen bu meyyitlerin, yaşadıkları hayatta Fatiha ile ilgileri neydi?
Bunlar yaşantılarında Fatihanın anlamına teslim olarak sadece Allah'a kulluk edip, sadece Allah'tan yardım bekleyen insanlar mıydı?
Gazaba uğrayanların ve sapıkların yolundan Allah'a sığınıyorlar mıydı?
Şayet onlarda bu vasıflar yoksa, kendilerine binlerce Fatiha okunsa ne olurdu ve ne kazandırırdı bu meyyitlere?
Sırat-ı müstakim, yaşayan insanların talip olmaları gereken bir yoldu. Yolunu bitirmiş meyyitler için “Bizi doğru yola ilet” duasının ne anlamı vardı? Öldükten sonra mı doğru yola gelecekler, öldükten sonra mı doğru yolun yolcusu olacaklardı?
Ben kendime ve yaşayan insanlara Fatihayı okudum.
Gösterişsiz, nişansız, bazı duygulatın beni kendisine yönelttiği, baş ucuna yazısız kara bir taşın dikili olduğu mezarın yanında toprağa oturdum.
Gözümün baktığı her yön kabirdi..
Canlıyken, ölmemişken mezardaydım. Salih amellerden oluşan, yol azığının en az olduğu ve yarınlarda yapmayı umduğum güzel eylemlerin yapılamadığı, uzun emellerin beni oyaladığı, dünya sevgisinin kontrolsuz beni çepeçevre sardığı bir zamanda, geriye dönüşü olmayacak bir şekilde bu mezara gelebilirdim. Ve o zaman şu üstüne oturduğum toprağın altında “Keşke dünyada bir daha olsam, neleri yapmazdım” diyebileceğim faydasız inlemenin, arzunun, nedametin içine gömülür ve hesabımı bu ızdırapla vermeye başlamış olabilirdim.
Bu duygulan yaşarken bando sesleri duymaya başladım. Sesler gittikçe artarak mezara doğru geliyordu. Oturduğum kabirden kalktım, bir cenaze getiriliyordu. Bando eşliğinde, metruş, kravatlı, takım elbiseli, şehrin ileri gelenlerinden, zenginlerinden oluşan bir grup, resmi plakalı arabalar, üst rütbeli generaller, ölen general arkadaşnı çelenklerle yan taraftaki özel mezarlığa getiriyorlardı.
Sarıklı, cübbeli, sakalsız, bıyıksız, kravatlı iki mezar imamı, mezar kapısında kabire karşı saygı ve hürmetin abidesi gibi süklüm püklüm, el pençe tabutun arabadan inişini bekliyorlardı.
Bazıları ölü gömülürken kapıda bekleyip mezara girmediler. Belki abdestsiz mezara girilmez biliyorlardı. Belki de hiç gelmek istemedikleri bir yerdi burası!.
Her zamanki gibi geleneksel bir dizi halinde defin işi ikmal edildi. Ölünün üzeri çelenklerle kuşatıldı.
Olanları biraz geriden izliyordum. Herkes dağıldıktan sonra yavaş yavaş kabre doğru ilerledim. Çelenklerin üzerindeki yazılara gözüm İlişti. Bankalar, okullar, holdingler, bir takım resmi ve özel kuruluşlar, şahıslar, sanki yarış edercesine çelenk hazırlatmışlardı.
Kabire iyice yaklaştım, generalin konumunu düşünmeye başladım. Kimilerinin sevdiği, kimilerinin kızdığı bir general yatıyordu burada.
Görkemli üniforması ile.
“Nasılsın asker?” dedikten sonra, binlerce askerin hepbir ağızdan.
“Sağol” dediği general ölmüştü!.
Bunları düşündükten sonra kabre bakarak “Nasılsın general?” demek istemedim. Fakat generalin durumunu düşündükçe birbiri ardı sıra gelen sorularla karşılaşıyordum.
0 şimdi kimin huzurunda?
O şimdi hangi hukuka göre ve hangi mahkemede nelerin hesabını verecek?
Allah'ın dünyadaki hükümlerine karşı çıkmışsa ve Allah'ın hükümlerine zıd hükümlerin yürütücüsü, koruyucusu, savunucusu olmuşsa, bu generali şimdi kim kurtarabilir?
Hangi şey onu Allah'ın katında kıymetlendirir, değerlendirir? Biimem hangi bankanın yüksek fiyatla hazırlattığı nadide çiçeklerden oluşan çelenk mi, yoksa kendisine parayla indirtilecek atimler mi, mevlitler mi, alacağı parayı düşünen din görevlisi mi onu kurtaracak?.
Güneşin batımında mezardan ayrılıp yavaş yavaş şehre dönüyordum. Generalin öte dünyasını yaptıklarına göre değerlendirdiğimde, ona ve onun gibilere İnsan oldukları için acıdım ve bu dünyada hidayet bulmaları için dua ettim.
Mevtaya sormadığım, sormakta fayda görmediğim soruyu, yaşayan generallere sormak istedim.,
Nasılsın general!..
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-04-2010, 15:17   #4
Korax
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 34
Mesajlar: 21.062
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

üç
Yakıcı güneş ve rüzgarsız bir gün.
İç anadolu yörelerinde bir köy mezarlığındayım. Samimiyetle sordum kendime; “Neden buradayım?”, “Niçin ölülerin arasındayırn?”
Yalnızlığı sevdiğim bir gerçek, bahar gibi yeşeren yalnızlığı...
Fakat sadece bu değil beni mezarlıklara çeken, sadece yalnızlık isteği değil... Babamın gömüldüğü günü hatırlıyorum.. Beni öpen, beni koklayan ve “Oğluum” diyerek beni kucaklayan babamın gömüldüğü günü.
Toprak kazılmıştı. Toprağın bağrında bir babaya, bir oğulun babalı dünyasına yer açılmıştı.
Bir çukur, bir baba, bir oğul ve baba ile oğul arasına atılan kürek kürek kara toprak.
Kürek tutan ellere bakıyordum. Babamı kara toprak ile örten yüzlere bakıyordum.
Donuk yüzler, ağlamasını bilmeyen gözler ve ne yaptıklarından habersiz eller.
“Babam” diyeceğim, sarılıp elini öpeceğim, nazlı nazlı isteklerde bulunacağım babam, babacığım gömülüyordu.
“Neden ve niçin?” sorularıma, Fahri hocamız benim anlayabileceğim bir şekilde cevap vermişti;
“Allah'ın emri, her yaşayan ölecek ve kıyamet günü diriltilerek hesap verecek”
İşte o günden sonra, babamı örten kara toprak bana yabancı ve benden uzak olmadı. Toprağın üstüne basıp, toprağın.altında gezindiğim günler, ölümü yakinen düşündüğüm günlerdi.
Ve mezarlıklar!.
Bana yaşama fırsatını, pişmanlıkları, gafleti, İlahi hesabı hatırlatan mezarlıklar.
Mezarlıklara gelmekteki asıl maksadım bu olsa gerek, Onları görmek, onları duymak ve onlalardan ibret almak...
İnsan kendisini sık sık hesaba çekmeli. Topluma indiğimiz ve topluma Rabbani doğrulan götürdüğümüz bazı zamanlarda kendimizi unutabiliyoruz.
Bakışlarımı kendime, içime yönelttim. Gözyaşı ve kalbe ait buruk sözlerle tevbe, dua, hamd ve şükür ettim..
N'aber Hüseyin ağa!
Sesin geldiği yöne döndüm. Garip bir adam, bir kabrin başında durmuş ve kabre doğru sesleniyordu...
N'aber? Sana yaşarken “N'aber” diye sorduğum da göbeğini tutarak; “İyiyiz, İyiyiz “ derdin. Şimdi de iyi misin haa, şimdi de iyi misin Hüseyin ağa?.
Demedim mi sana, dediim... Anlatmadım mı sana, anlattmm... Ne oldu malın, haa ne oldu malın/ Allah yolunda kullanmadığın, Allah'a vermediğin mallarını oğlun şeylere veriyor, şeylere... Yine İstanbul'da kıymetli oğlun. Sen İstanbul'a gidince camileri gezerdin ya, oğlun pavyonları geziyor...
Yooo kızma, kızma Hüseyin ağa!. Onu ben değil, sen yetiştirdin.
Demedim mi sana, ha demedim mü? Oğlana Allah'ın hükmünü öğret, ben öğreteyim demedim mü? Dediim..
Ya sen, sen ne yaptın?
Söyle, söyle utanma.. Beni muhtara şikayet ettin. Şimdi de et Hüseyin ağa, şimdi de et. Bak muhtar da orada yatıyor!..
Hey muhtar, Hüseyin ağanın şikayeti var.. Hayretle izlediğim bu garip adam ilerleyerek başka bir kabrin başında durdu.
Duydun mu muhtar!. Hüseyin ağanın şikayeti var. Duymuşsundur, sen duymuşsundur. Senin köyde duymadığın haber olur mu? Hele şimdi, şimdi daha iyi duymuşsundur. Hadi muhtar hadi, yine beni şikayet et. Bi altı sene daha yatayım. Yine uydur ne uyduracaksan!. Şikayet etsene muhtar, şikayet etsene..
Niye cevap vermiyorsun, öldün mü be adam! Öldün mü?
Haa, sahi sen ölmüştün değil mi? Vah, vah, vaah.. Eeee şimdi kim şikayet edecek? Du sana söyleyim, ben..,, Şimdi ben şikayet edecem!.. Kime mi?
Seni oraya upuzun yatırana muhtar!. Nasıl rahatmısın orda? Devlet güvencesi orda da va mı? Söyle vaa mı yardımcın, yardım çağrıyon mu? Çağır, çağır muhtar, çağnr... Daha çok çağıracaan!.. Eeee, artık anladın değil mi muhtar? Artık anladın..
Allah'tan başka dost olmadığını, Allah'tan başka yardımcı olmadığını artık anladın, anladın ammaa iş işten geçti..
Değişik mezarları gezen bu garip adam, bazen elini öfkeli bir şekilde kaldırıyor, bazen ılık ve sevecen bir sesle hitabetini sürdürüyordu.
Ee, kendisine imam denilen zat na'beer? Şimdi de mevlid okuyup, yolunu buluyon mu? İndirmediğin hatimlere müşteri çıkıyor mu? Yine arkanda, sana cahilce hürmet eden cemaat va mı? Onlara yine aynı müfredatı okuyon mu?
Haa sahi, anlatmadığın, gizlediğin hükümler n'oldu? O. hükümleri yine gizleyebil iyon mu? Söyle, söyle gizliyon mu?
Gizleyemeyen, hiç gizleyemeyon.. Allah'ın hükmü kullardan gizlenir, gizlenirde, Allah'tan gizlenir mi? Gizlenmeez.. Gizlenmez elbet.. Şimdi anladın, anladın ya geçmiş ola!.. Yüzaltmışüçten kurtuldun, kurtuldun ammaa, Allah'ın hükmünden nasıl kurtulacaksın?
Biraz evvel muhtarla konuştum, halinden hiç memnun değil. Hüseyin ağa da öyle.. Yine onlara iltimas geçecek, onlara cennet vadedecek misin? Allah'a inanıp, tağuta kulluk yapan o zavallılara cennet va'dederek misin?
Öldükleri zaman onlara kelime-i şehadetin manasını sorsalar, hangisi bilecek?
Tabi bilmezler, sen anlatmadın ki!. Anlattın mı? Anlatmadın.,
Anlatmadığın yetmiyomuş gibi benim anlattıklarımı da tevil ettin, geçiştirdin.. Onlardan çoğu da senin dediğine inandı. Şimdi de seninle beraberler.
Şükret kabirlerinden kalkamıyorlar. Yoksa gelip kemiklerini kıracaklar..
Öyle değil mi muhtar, öyle değil mi Hüseyin ağa!., öyle, Öyle ya iş işten geçti. Vay sizin halinize..
Bir hayli şaşırmıştım. Mezarlar arasında gezen bu adam kimdi? Ölüleri tanıdığına göre bu köyden olmalıydı. Söylediklerini ve mezardakileri düşünüyordum.
“Hüseyin ağayı,”
“Muhtarı,”
“Namaz kıldıran zatı..”
Bunlar bizlere yabancı olan tipler değildi. Bu gibi insanlarla aynı toplumda bulunuyor ve aynı toplumda yaşıyorduk.
Bu gibi insanlann rahat ve cahilane yaşantılannı düşündüm..
Oysa burada yatan onlardı.
Burada yatacak olan onlardı..
Bu sesin onlara yaşıyorken ulaşması, bir kez, bir kez daha, bir kez daha ulaştırılması gerekiyordu..
Sesin kesildiğini fark ettiğim de etrafıma baktım. Ölülere seslenen garip adam yoktu..
Oysa konuşmak isterdim kendisiyle, ölülere böyle konuşan bu adam, dirilerle kimbilir nasıl konuşurdu?
Mezardan aceleyle aynlarak köye doğru yürüdüm. Görmedim, göremedim o garip adamı.. Bazı köylülere sorduğumda tanımadıklarını, belki de “Deli hoca” olabileceğini söylediler.
Deli hoca!..
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-04-2010, 15:21   #5
Korax
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 34
Mesajlar: 21.062
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Dört


Çok kısa bir sürede, farklı, muhtevalı anılan bağrında taşıyan mazimde, hayal ve tefekkürle, anlamlı, hüzünlü, sevinçli, pişmanlıklı, umutlu, keşkeli, karamsar ve garip gezintiler yapıp, iki elimin arasına kafamı alarak, kendimi, yaptıklarımı, Rabbimin ölçüsüyle hesaba çektim, Masum olmadığımı, hata, sevap ve günahların içinde, mazimdeki tavırlarımı, amellerimi kuşattığını, sardığını gördüm.
Hatalarım bir köz gibi içimi sardı. Hüznün denizine yaslandım. Karanlık bir odadaydım, hatalanrn bu karanlık odada el yordamıyla tutunduğum ve elim değdikçe de beni ürperten, garip, korkutucu nesneler gibiydi.
Tevbe; muştulu, sevecen bir ay gibi bu karanlık odadan çıkmama mürşitlik eden bir kapı olarak önümde ışıldadı.
Silkelendim..
İçime işleyen günahlarımın pişmanlığı ruhumun kalbini yakarken, tevbenin umud verici ılık kucağında serinlemeye çalıştım. Anladım, bildim ki; bu dünya benim mü'min olarak refah duyacağım bir mekan değil.
Gurbetteydim.
Dünya benim gurbetimdi..
Yolcuydum, misafirdim..
Ebediliği olan bir aleme, tekrar bu gurbete dönmemek üzere hesabını vereceğim vakitleri tüketerek yol alıyordum.
Sık sık aralarında gezindiğim mezarlar bana, yıllarca okuduğum kitaplardan, dinlediğim nasihatlerden, edindiğim bilgilerden daha müşahhas öğüt veriyor, ders veriyordu.
Mezarlar, içimin şiirlerinde beni uyaran mısralardı. Ölüler, ruhumun kürsüsünde beni etkileyen, gafletimi dağıtan en sadık, en etkili hatiplerdi.
Her insanın ölümü, benim her ölü bir yanımın dirilmesine sebeb oluyordu. yolunda beni rahat bırakmıyorlar, bazen bir gaflet, bazen bir vesvese, bazen farkına varamadığım cahili bir gölge, bazen cahiliyenin verdiği aksak ve sakat bir değer ölçüsü, çarpık mantığı, vahiyle kontrol edemediğim aklım ve sayamadığım şerrin ve kötünün çağırıcılan beni, çok kısa da olsa bir anlık gaflete itiyor ve gözyaşlarıyla tevbesini yapacağım hatanın, günahın elem verici çukuruna sürüklüyor. Bu nedenle sürekli Rabbime dua ediyorum. Kendimi sık sık hesaba çekiyorum.
Bu hesabımı genellikle bu dünyadan ahirete açılan, her biri birer pencere olan kabirlerin arasında, mezarlarda yapıyorum.
Dönüşümün, varışımın alemlerin Rabbine olduğunu biliyorum ve O'nun hükümlerine, O'nun ölçüsüne göre kendimi yargılıyorum.
Ve ben kendimi aklayamıyorum. Korkuyla umud arasında çırpmıyorum.
Sabahın erken saatlerinde ölülerin üzerinde ılık ılık esen, okşayıcı, uyarıcı meltemin, ana kucağını andıran sancı sıcak koynuna sokulup yaslanarak, bir milletvekilinin kabrinin başucunda, soylu bir duyguyla ruhumun beşeri ve cahili kirlerle bozulmamış, berrak, ak, aydın alanına eğilerek, yanlıziığm geyik gözlü köşesinde, yüreğime vahiyden başka bir şey koymadan ve Rabbimden başkasından bir şey beklemeden, kendimi hesaba çekme ihtiyacı duydum.
Bazı duygular sardı beni.,
Milletvekillerini düşündüm!..
Kendilerinin hazırladıkları yasalarla, dokunulmazlıklanı sağlayan bu vekiller!.
Bunlar acaba Allah'ın huzurunda herhangi bir dokunulmazlığa sahip midirler?
Bir ayncalıklan olacak mı mahkeme-i kübrada?
Mezarları diğerlerinden farklıydı.
Birinci kalite mermer ve yaldızlı bir yazı. A.. D.1923 Ö.1985 Ruhuna fatiha milletvekili
Özgeçmişini hayal ettim., Millet Meclisinde kürsüdeki konuşmalan geçti gözümün önünden bir şerit gibi...
Bu meyyit vekil sağlığında neler yapmıştı, neler yapmamıştı ki!..
Bir gün mazbut vekillerden birisi kürsüde, içkinin zararlarını tıbbi açıdan ele almıştı. Birtakım İstatistik bilgileri de toplamış. İçkiden şu kadar kişi hastalanmış, şu kadar kişi ölmüş.. Trafik dosyalarından tesbitlenmiş; ülkede bir senede içkiden şu kadar trafik kazası olmuş, bu kadar insan ölmüş, bu kadar mali zarar ülke ekonomisine.. Ve yine bu vekil konuşmasına devam ediyordu..
Mecliste gürültüler, yuhlamalar..
Şu an önümde, kabrin içinde ceseti bulunan milletvekili ise.
“Seninle aynı partiden olduğum için utanıyorum, konuşacak başka şey yok mu? Bırak be kardeşim içsinler.” demişti.
Başkan;
“Lütfen konuşmayı kesmeyelim, yerinizden müdahale etmeyiniz, söz hakkı size geldiğinde kürsüden konuşursunuz” dedi.
Diğer milletvekili içkinin akabinde mahkemelere yansıyan cinayet, kavga, boşanma, yaralama olaylarını vealandırdıktan sonra “Ben insanımıza zararlı olan bu maddenin üretilmemesine dair bir yasanın çıkarılmasını istiyorum. Şunu da belirteyim ki bu kanun teklifinin dinsel bir kaygıyla sunulmadığını, vicdanımın sesiyle bunu teklif ettiğimi bilmenizi isterim..” demişti.
Meyyit vekil hemen arkasından söz aldı;
“Bu ülkede yasalar insanlar tarafından, ki o insanlar milletvekilleri, siz değerli üyelerce çıkarılır. İçki İslam'ın bir yasağıdır. Kuran yasalarında geçer. Hiçbir kimse bu ülkedeki yasaları az da olsa dini yapıya dönüştüremez. Din ile devletin ayrı olduğunu vurgular, ayrıca ülke ekonomisine içkinin sağlamış olduğu katkıyı da belirtmek ister, böyle bir teklifin görüşülmesine ve hatta konuşulmasına bile karşı olduğumu ifade ederim..” demişti.
Kur'an'ı Kerim'den bazı ayetler gözümün önüne geldi.
“Fakat insan, devamlı suç işleyerek, ilerisini berbat etmek ister. Göz kamaşır, ay tutulur, güneş ve ay bir araya toplanır. O gün insan “Kaçacak yer neresi?” der. Hayır o gün kaçacak yer, sığınacak yer yok.”
Hep merak ederim! Bu insanlar nelere veya nelerine güveniyor?
Paranın, malın, şöhretin, servetin, rütbenin, etiketin, torpilin, makamın hiç mi hiç Allah katında kendilerine bir masumluk, bir imtiyaz kazandırmayacağım bilmezler mi?
Öleceklerini ve Allah'ın huzurunda hesaba çekileceklerini nasıl unutabiliyorlar?
Kur'an'ı hiç mi okuyup, anlamak istemezler? Yoksa Allah'tan başkasından, kendilerine bir haber mi geldi?
Allah'ı kendisine vekil edinmeyen milletvekilinin mezarından ayrılırken, kulaklarımda şu ayet yankılanıyordu.,
“Ahh, keşke ben bu hayatım için iyi işler yapıp gönderseydim.”
Keşke Allah'ın kulu olabilseydim, keşke Allah'ın ayet ve hükümlerine karşı gelmeseydim, keşke tesettüre dil uzatmasaydım, keşke, keşke...
Mezardan ayrılırken birçok kabirden yükselen bu keşkelerin beni bir ahtapot gibi sarıp-kuşattığım hissediyordum.
Rabbim nasip etse de etrafımdaki insanlara, milletvekillerine, başkanlara, generallere açık ve net bir şekilde İslam'ı ulaştırabilsem, tebliğ edebilsem..
Allah'a kul olmaya davet edebilsem.
Aldıkları her nefesin, ölüme yaklaştıran adımlar olduğunu kavratabilsem.
Ve bunu,
Rabbimin rızası, kendilerinin kurtuluşa ermelerini istediğim için yapmış olduğumu anlatabilsem..
Kurana teslim olmadan, Allah'ın emir ve hükümlerini yerine getirmeden, Allah'tan başka ilahlan inkar etmeden, Allah'ın dininden başka dinleri reddedip, Allah'ın razı olacağı dine girmeden, Allah'ın huzuruna gitmek ne feci bir akibet...
Ahh bunu anlayabilseler!.
Ölüm her an peşimizde.
Hangi nefesimiz, hangi nefesiniz son nefes olacak?
İsteseniz de, istemeseniz de dönüşünüz Allah'adır, Ve Allah'a hesap vereceksiniz....
“Günahlardan korunup, kendisini düzeltenlere korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-04-2010, 15:21   #6
Korax
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 34
Mesajlar: 21.062
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

BEŞ
Sıcak tavırların, samimi bakışların, ılık, tatlı sevmelerin, içtenlik sözlerin, dost kabul ettiklerimiz tarafından durgunluğa, donuklağa ve suskunluğa sürüklendiği bir fetret döneminin, buruk, yürek dağlayıcı vakitleri arasında, yalnızlığın yeşerdiği, dünyaya ilgilerin köreldiği, ruhlann derinleştiği, ufukların genişlediği, sorumlulukların bir köz, bir ateş gibi şuurlara döküldüğü, Rabbani yoldaki yavaşlığın hızlandığı, nefislerin kötü çehrelerinin, adi yüzlerinin kaybolduğu, saklandığı, uzaklaştığı, kaçtığı, hayıra ve iyiye uzanışlann arttığı, duygulann beyinleri sarstığı, her bir kabirdeki her bir ölünün, ölü toprağının altından çıkıp doğrularak “Simdi üstümüzdesin, yarın yanımızda olacaksın” diye haykırdığı, kelimelerle, sözlerle ifade edilemeyen, eşsiz, anlamlı duygulann, tefekkürün, hüznün, garipliğin, yabancılığın, ayrılığın, özlemin çepeçevre insanı sarıp kuşattığı mezardayım..
Bir grup İnsanın tekbir sesleriyle, üzerinde kelime-i tevhid yazılı siyah bir örtüye bürünen tabutu mezarlığa doğru getirdiklerini görüp, oturduğum yerden kalktım ve içimde beni adeta kendisine çeken bir duygunun etkisiyle mezarın kapısında onları karşılamaya doğru hızlı hızlı yürümeye başladım.
“Selamün aleyküm”
“Ve aleyküm selam Abdullah abi.”
Herkes mahzundu...”
Bu cenazeyi uğurlayanların, buruk dudaklarından kelime-i tevhid gerçeği öz anlamıyla idrak edilmiş olarak, onların yaralı kalplerinin, en ihlaslı köşesinden, tek ve bir olan, hüküm koyan Allah'ın yüceliğini, alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)'dan başka tüm ilahlann dışlanışını ve İlahlık taslayan müstekbirlerin ve sistemlerinin reddini simgeleyen, ilan eden bir duygu, bir inanç haykırışı İle mezarlığın kapısından bahar gibi şehire yükseliyordu.
Bu müslümanlann dudaklanndaki tekbir; muvahhid müminlerin umudlatının bir işareti, bir rumuzuydu.
Allah büyüktür..
Ondan başka ilah yoktur..
Sözlerindeki tekbiri, hallerinde yansıtmanın zorluğu ve çilesini çeken bu kutlu müslümanlar, ölümle dirileri çok sevdikleri bir dostlarını uğurluyorlardı.
“Kimdir?”
“O!.”
“Demek o, nasıl olmuş?”
“Kardeşimizi zindanda şehid etmişler!..”
“Kardeşim, kardeşimiz.”.
“Yutkundum..”
Zindandan şehadetle kurtuluş.
Zindandan öteye doğmak, dirilmek...
Şehadetle yeni bir dünyaya doğmak.
Ben İse, biz ise sevdiğimiz bir dostumuzu ahirete uğurluyoruz. Fakat onun yokluğunu, ekliğini hissederek..
Tekbir sesleriyle bir dostu uğurluyoruz.
Bir genç geldi, kalabalığın arkasında koluma girdi “Abdullah abi, başınız sağolsun” diyerek kulağıma fısıldadı.
Hepimizin başı sağolsun, İslam sağolsun..
Abi, üzerinde işkence izleri vardı. Bir doktor abimiz, naşını inceledi ve ağlayarak ne gibi işkenceler yapılmış olduğunu anlattı. Hepimiz ağladık abi.
Gözyaşlarımı ben de tutamadım.
Ölümlerin en güzeli. Ne mutlu sana şehid kardeşim..
Sen.
“Rabbim Allah” dedin.
Sen.,
“Ben Rabbimin herbirimizden istediği hükmüne dönmenizi istiyorum” dedin.
Sen, Allah'ın hükümlerini net ve açık bir şekilde bildirip.
“Bu benim isteğim” değil, alemlerin Rabbinin isteğidir” dedin.
Sen.
“Kullara kul olmayalım, Allah'a kul olalım” dedin.
Sen.,
“Beni, sizi, hepimizi ve herşeyi yaratan, tek olan Allah'a, hüküm ve kanun koyucu Allah'ın dinine, tüm batıl ve beşeri dinleri dışlayarak girmeye davet ediyor, kendimden bir şey söylemiyorum. Ben herbirinizin evinde, raflarda, sanki inzal oluşu ölülerin arkasından okunmakmış gibi telakki edilen Kuranın içindekileri sözümüzle, tavrımızla, gücümüz yettiğince yaşayalım, yaşatalım” dedin.
Sen.
“Ben size, Allah'ın hükümlerini, sadece Allah'ın rızası için anlatıyorum. Sizden bir ücret istemiyorum. Allah'ın huzurunda yaptıklarımızın hesabını vereceğiz. O hesap gününde durumunuz kötü olacak, size acıyorum, size merhamet ediyorum, o nedenle Allah'a döneceğiniz ölüm günü gelmeden, Allah'a kulluğa dönün. Allah'ın hükümlerine teslim olun” dedin.
Ve senin merhametle, kendilerini kurtarmak üzere gittiğin o insanlar, seni işkenceye tabi tuttular. Sen onlara zor ve baskı kullanmadın. Hak sözü, Allah'ın sözünü, peygamberin sözünü bir aracı olarak, bir mübelliğ olarak sadece Rabbin için duyurdun..
Öteden beri sık sık yaptığı vasiyeti gereği, çok sade bir mezara defnedilen bu şehid dostumla, onu uğurlayan dostları, kardeşleri mezardan aynldıktan sonra onunla başbaşa kaldım.
Ve ben ilk kez bir şehid mezarının başında, tüylerim ürperip, kalbim kabına sığmayan bir su gibi göğsümden taşmaya hazır, akıtılan bu şehid dostumun mübarek kanının damarlarımda dolaştığını hissettim.
“Rabbim Allah” dediği için şehid edilen bir müslümanın kanını damarlarımda hissettim,
Bu kan, onun darbe yemiş, kamçı yemiş, jiletlenmiş pak vücudundan, alınlanyla beraber herşeylerini Allah'a secdeye koymuş, müslüman ferdlerin, toplumun damarlarına, bir aksiyon, bir ruh, bir mana kazandırarak akıyordu.
Bu kan, cahiliyenin kökleşip yerleştiği bir toplumda muvahhid müslümanların sözlerinde ve hallerinde kelime-i tevhidin yücelmesine güç katıyordu.
Bu kan, sömürdükleri halka karşı, dost gözüken müstekbirlerin adi, iğrenç, rezil, çirkef olan firavunlaşmış yüzlerini apaçık günyüzüne çıkarıyordu.
Oturdum şehidin başucunda..
Ağladım.
Düşündüm.
Dirildim.
Yeniden dirildim..
Ve yolumun yakınlığını hissettim.
Ve yolumun zorluğunu.
Ve yolumun güzelliğini hissettim..
Ve yolumda, meselesini, davasının özünü kavramamış insanlan görüp yalnızlığımı hissettim.
Ve Rabbime çok yakın hissettim kendimi..
Bilinçli olarak sorumluluğumu kavradım,
Küçük ve küçülmüş dertlerimi unuttum.
Tek derdim İslam vardı.
Silinmiş, tahrif edilmiş, yozlaştırılmış, bağnazlaştırılmış, geleneksel bir din kalıbı ve anlayışı içinde uyutulan, uyuşturulan, sömürülen insanlann Rabbe, Kur'aria dönmelerinin gerekliliği, zaruriyeti, hüznü, zorluğu, sorumluluğu tek derdim oldu.
İnsanlan kullara kul edenlerin karşısına dikilip, alemlerin Rabbine kulluğa çağırmanın derin idraki içinde bu şehid dostumun kabrinden yükselen baharı kentin kışına taşımalıyım.
Rabbim yar ve yardımcımız ol.
Sensin bizim Rabbimiz.
Senden başka İlah yoktur.
Bizi Sen yarattın.
Biz Sen'in kulunuz.
Dua, sevgi, Rabbimizin selam ve rahmeti üzerine olsun aziz şehid dostum..
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-04-2010, 15:22   #7
Korax
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 34
Mesajlar: 21.062
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Çoktandır bir fırsatını bulup gidemediğim, ama zaman zaman hayalen içinde gezdiğim mezarlıkta gecelemeye karar verdim. Mezar bekçisiyle olan tanışıklığımız, bana bu fırsatı veriyordu. Mezarlık içindeki bekçi kulübesi, ölü kentlerdeki bir mü'min evi gibi garip ve yalnız canlılığını koruyordu.
Bekçi kulübesinden çıkarak mezarlar arasında bir süre dolaştım. Kabirler arasında bir can, bir canlı yürüyordu. Kim bilir kaç yüz, kaç bin, kaç milyon, kaç milyar mevta şu an benim yerimde, senin yerinde yani yaşayanların, yaşam fırsatını yitirmemiş olanların yerinde olmak istiyordur!.
Ne gariptir ki onların çoğu yaşayan insanların yerinde olmak isterken, yaşayanlann çoğu onlann yerinde olmak istemiyor. Oysa yaşam fırsatını yitiren mevtaların istediği değil, şu an yaşayan insanların istemedikleri şey gerçekleşecek!
Kabirlere, bütün bu gerçeklerin durgun berraklığı ile tekrar baktım. Yağmur, günlerdir ölülerin kabirleri üzerindeki kurumuş toprağa yavaş yavaş dökülüyordu. Etraf bir hayli karanlıktı. Toprağa çarpan yağmurun sesi kulağıma çok hoş geliyordu. Bu mezarlığın sürekli ziyaretçisi olduğumdan neyin nerede olduğunu biliyordum.
Yağmur hızlandı. Sesler fazlalaştı. Gök gürlemeye başladı. Şimşeklerin çıkardığı ışık, karanlığı bir anda aydınlığa çeviriyordu. Islanmama aldırış etmiyordum. Yağmuru uzun zamandır özlemiştim.
Kıyameti düşündüm!..
Şimşeğin ışığı, önümdeki bir kabrin mermerlerini beyaz bir balyoz gibi gözüme vurdu. Ve ben kendi ölümümü düşledim.
Yağmurun altında, kabirin dibinde, yüreğime Rabbimin rızasını yerleştirerek, yaptıklarını, yapmadıklarımı Kuran ve Sünnet ölçüsünde değerlendirip kendimi hesaba çekmek üzere oturdum.
Sorumluluklarımın çepeçevre beni sardığı bu düşünce atmosferinde zamanın nasıl geçtiğini bilmiyordum..
Hayal gücümle anlamlı geziler yaptığım geçmişimden, geleceğe uzanmıştım. Öte dünyada;
“Oku kitabını bugün senin nefsinin hesabı için sana yeter.” ayetiyle muhatap oldum. Kitabımı alıp okumaya başladım. Sıkıntı ve pişmanlıkla okurken, gecenin içine sanki yalın kılıç gibi sokulan bir horozun sesi beni bu hayallerden kopardı.
Horozlar çeşitli yönlerden çok kısa aralıklarla ötmeye başladılar. Horozların arkasından, sabah ezanları, mezarı müteharrikeye dönüşmüş, her biri birer mezar olmuş apartmanların arasından hedefini bulamayan, boşluğa sıkılmış mavzer kurşunlan gibi dağılıyordu.
Sabah namazını eda edip, güneşin kabirlere doğuşunu seyrettim. Güneşin doğuşu gibi mezardan toplumun arasına doğılmalıydım. Yenilenerek, dirilerek ve basamaklar atlayarak katılmalıydım.
Aldanmış, aldatılmış ve ek, yanlış, çarpıtılmış din bilgisiyle avutulmuş, şeytanın ve dostlarının bilerek ya da bilmeyerek izinden giden toplumun fertlerine; Rablerini ve Rablerinin istediklerini, halimle ve sözümle göstermek için toplumun dertlerine uzanmalıydım.
Çünkü Efendimiz (s.a.v.)'in bir köşede oturup, insanları düşünmeyen, onlanrı dertleriyle dertlenmeyen bir kişi olmadığını çok iyi biliyordum. İnsanlara ulaşmalıydım.
Rabbani gerçekleri yılmadan, usanmadan, beşeri menfaat ve korkulatı hesap dışı yaparak sadece Rabbimin rızası için anlatmalı, insanları Rabbimizin razı olacağı dine davet etmeliydim. Bir muvahhid olarak, dimdik ayaklarının üzerine doğrulup “La ilahe illa Allah” tevhidini bu insanlara anlayıp, kavrayacakları biçimde tebliğ etmeliydim.
Ve ben ölümle dirilmeyi arzulayan samimi bir duyguyla, yaşayan ölülerin arasına katılmaya karar verdim. Mezarlığın kapısından çıkarken bir cenaze geliyordu.
Şimdiye kadar ahirete giden birini uğurlayanlann bu kadar çok olduğu cenazeyle karşılaşmamıştım. İkiyüzün üzerinde Özel arabanın ve sayısını tam kestiremediğim insan selinin önünde tahta bir kutu içinde sonsuzluk denizine çakıl taşı gibi sürüklenen bu meyyit kimdi?
Tabuta bağlanan ince nakışlı tülbentten kadın olduğu anlaşılıyordu.
Onu uğurlayanlann arasında ünlü film yıldızlan, ses sanatkarları, tiyatro oyuncuları, film yapımcıları, muhabirler, gazeteciler ve yazarlar vardı..
Kimdi bu kadın?
Şöhretli biri olduğu belliydi.
Mezar imamını tanıyordum, beni görünce güiümsedi. “Kimmiş bu” dedim.
Bu ünlü film yıldızı..
İmam, defniyle görevli olduğu ölü için yazıya aktaramıyacağım kötü bir kelimeyi kullandı.
Peki hocam o kadını böyle biliyorsun da niçin buradasın?
İmam kızarak, fakat kızarmayarak “Görevimiz” dedi.
Bu görevi ona kimin verdiğini bildiğim için sormak istemedim. Gazete manşetlerine bakınca meyyitenin dünyevi şöhreti belli oluyordu. Estetik ameliyatla cildini gerdirip kendini gençleştirip güzelleştirmeye çalışan bu meyyite bayan, keşke ölmeden önce ahlakını güzelleştirseydi, yaşantısını değiştirseydi.
Yemekte, çayda, her şarkısında, her sahneye çıkışında, filmin her sahnesinde, yazda, kışta, baharda, kah şurada, kah burada giydiği, herbirinin maliyeti miyonları aşan elbiselere sahip olan ve bu konuda hastalıktan da Öte bir titizlik gösteren bu zavallı, son yolculuğunda dikişsiz bir bez parçasının içinde, milyarlara ulaşan mücevherlerinden bir yüzüğünü bile parmağına takmadan, takamadan öte dünyaya göçüyordu. özel terzileri, özel kuaförü, özel arabaları, şoförleri, hizmetçileri, kendisini pazarlayan organizatörleri ve bir hayli çevresi olan meyyitenin kabrinden, bütün yakınlarının bir bir ayrıldıklarını seyrediyordum. Acaba bu hanım biliyor muydu? Dostlarının, dost bildiklerinin kendisini mezarda yalnız, yapayalnız bırakacaklarını ve kendisini bir çukura gömüp, arkalarına bakmadan gideceklerini biliyor muydu!. Konan çiçek ve çelenklerden kabrin toprağı görülmüyordu.
Makyaj eşyaları Avrupa'dan geliyormuş. Leydi isimli köpeğinin tıraşı için bir Fransız kuaför getirtmiş. Yine Avrupa'dan gelen özel şampuanla bu köpeğe sık sık banyo aldırırmış.
Acıdım köpeğe köle olanlara..
Yüzündeki, cildindeki küçük bir lekeden rahatsız olan, utanan, sıkılan bu kadın, yanağındaki bir sivilce için ünlü üç cilt doktoruna muayene olmuş..
Toprağın soğuk kucağında şimdi bu kadın. Yazın tatlı sıcağı karşısında “Ölsem dayanamam” diyerek özel yazlığına giden bu kadın, yaptıklarının karşılığını göreceği bir öte dünyada ateşe, azaba nasıl dayanacak? Onu Allah'ın azabından, cehennemden, öte dünyadaki hesaptan, özel mama hazırlattığı köpeği Leydi mi kurtaracak?
Yoksa içki masalarında eğlenen sarhoş hayranlarına sahnede vücudunu ve sesini sunarak, bir dua gibi okuduğu
müstehcen şarkılar mı onu kurtaracak?
Halkının yüzde doksanının müslüman olduğu söylenen bir toplumun arasında şöhretleşen, alkışlanan bu kadın Allah'ın huzuruna nasıl çıkacak?
Allah'ın azabının ve cehennemin korkunç şiddetini Kur'an'dan öğrenen bir insan olarak, bu yolun yolcularına acıdım. Onu ve onun gibileri kullananlara, onlan kendi iğ-renç istekleri için böylesi yollara itenlere nefretti bir buz duydum.
Bu meyyite bayanla beraber olmak için milyonlar veren bir dostu, gece ölen meyyitenin başında bir saat beraber kalmaya dahi tahammül edememişti. Bilmem ne ölüsünden, bilmem ne leşinden kaçar gibi, meyyiteden uzaklaşmıştı.
Mezarlıktan aynlırken gözüm bir köpeğe ilişti. Çelenklerle çevrili yeni mezarın başına getirilmişti. Kıvırcık tüylerine ve ziynetti tasmasına bakılırsa özel değeri olan bir köpekti.
Burnuyla mezan kokladı.
Sıkışmış veya kendisine gösterilen ilgiyle sıkıştırılmış olacak ki mezann baş kısmını ön ayağıyla hafif eşeledi. Yan döndü, sol ayağını kaldırdı ve rahatladı!. Köpeğin ne yaptığını gören bakıcısı ise şaşkınlıkla seslendi.
Yapma Leydi, çok ayıp!..
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-04-2010, 15:22   #8
Korax
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 34
Mesajlar: 21.062
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Yedi
Şehir ve içindekiler beni sıktı.
Gazetelerin sayfalarına bakarken cehennemin sıcaklığını hissettim.
Sokaklar ve caddeler fuhşiyat vitrinleri gibiydi.
Meyhaneler doluydu.
Marketler, bakkallar, yarışırcasına içki satıyorlardı. Bankalar köşe başlarında modern eşkiya olmuş, avlarını bekliyordu. Avlayan memnundu, avlanan memnundu!.
Çocuğuma aldığım bisküvi parasını verirken, üreticinin kullandığı kredinin faizi de benden alınıyordu.
Yürüdüğüm asfaltın bilmem yüzde kaçında faiz vardı. Sinamalar batının ve batılın sergileyicisi olmuştu. İnsanların yüzüme bakışlarından rahatsız oluyordum. Bu kentte yabancıydım. Bu kentte yalnızdım.
Televizyon beyinlere Allah’ı unutturan, Allah'tan uzaklaştıran zehiri şırınga ediyordu. Her şey sanki şeytanın işini kolaylaştırıyordu.
İnsanlar uyuşturuluyordu, uyutuluyordu.
Sözler anlamsızdı, bakışlar anlamsızdı bu kentte.
Sevgiler sahteydi.
İlişkiler menfaatlere göre ayarlanıyordu.
Belediye otobüsüne binemedim.
Yürüdüm, düşüncelerimin yoldaşlığında yürüdüm.
Bir, kenar mahallenin sokaklarından, yüzleri kirli, elbiseleri eski, kalpleri temiz olan, cıvıl cıvıl oynaşan çocukları gözlerimle seve.seve ilerliyordum.
Ev önlerine oturmuş kadınlar sohbet ediyorlardı.
Sohbet!.. Dedikodu..
Bir kadın, kocasının istediklerini almadığından yakındı.
Bir kadın, kocasının hergün eve sarhoş geldiğini söyledi.
Bir kadın, televizyonlarının hala siyah beyaz olduğunu ama aybaşında artık renkli alacaklarını gururla anlattı.,
Bir kadın, kocasının kendisini her sabah erkenden namaza kaldırdığından dert yandı.
Bir kadın kasıla kasıla övünerek üç yaşını doldurmuş kızına hazırladığı çeyizleri gösteriyordu.
Bir kadın kızına dünürcü gelenlerden bahsetti. Evi yokmuş, maaşı çok azmış.,
Bir kadın, Emine hoca hanıma babası için okuttuğu mevlide tam lira ödediğini ve bu parayla birlikte geliş gidiş ücretini de pazarlık gereği verdiğini söylüyordu.
Bir kadın televizyondaki filmi anlatıyordu.
Başroldaki kadının etek ve bluz rengi konuşuluyordu.
Hatice hanım niçin kocasını akşam evde sıkıştırmasındı?. 0, bunlar konuşulurken susmuştu. Mutlaka renkli almalıydılar. Yoksa renkli televizyonlu komşulan arasında mahcup olurdu, mahzun olurdu!..
Bir kadın evsahibinden yakındı.
Allah'tan bahseden birilerine rastlayamadığım bu büyük şehrin kıyı mahallelerinden kopup mezara ulaşmıştım. Ölümün ayak seslerini bu kentin insanları niçin duymazlar?
Oysa hergün birileri aralarından eksilmekte.
Çevremde beni üzen herşeyde, müslüman olarak benim de kusurum, gücüm oranında bir sorumluluğum olduğunu düşündüm.
İçinde' bulunduğum cahiliyenin yerleşip kökleştiği bu toplum, bir zamanlar, Allah'ı, Allah'ın emir ve nehiylerini bilen ve Allah'ın hükümlerini anlayışları nisbetince tavırlarında, yaşantılarında soluyan neslin evlatlarıydı, varisleriydi.
Bu insanlar, bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek şeytanın adımlarını izlemekteydiler. Küfre gitmişlerdi. Şirke bulaşmışlardı.
Beni sıkan bu kentin kirli havasından arınmak için Rabbimin gösterdiği yol ve metod içersinde çalışmam gerekiyordu.
Ben değişmeliydim.
Bu insanlar değişmeliydi.
Bu insanlar cahili kirlerden arındırılmalıydı.
Bu insanlar dirilmeliydi.
Bu insanlar kötü huy ve tavırlarını atmalıydı.
Bu insanlar kendilerini değiştirmedikçe, Rabbimiz onların durumunu değiştirmeyecekti.
O halde ben ne yapmalıydım?
Nereden başlamalıydım?
Aldatılmış ve aldanmış bu kitlenin Allah'a kulluğa davet edilmesi gerekiyordu.
Peygamberlerin görevlendirildiği toplumlarla birçok konuda benzerliğe sahip bu toplum, mü'min ve müslüman insanların güç de olsa, zor da olsa, tehlikeli de olsa bırakıp terkedecekleri, kaçacaktan bir toplum değildi.
Bizzat Rabbin rızasını kazandıracak zorlu amellerin ifa edileceği bir toplumdu.
“Ne yapmalı?
Ne yapmalıyım?
önce ne yapılmalı?
Nereden, nasıl başlamalı?”
Bu soruların, sözün ötesinde, kelimelerin ötesinde içimize işlemesi gerek. Bu soruların ızdırabını duymak gerek.
Bugün her kabrin başında bu somların yüreğimi dağladığını hissediyordum...
Allah'a kulluklarını unutmuş, İlahi dinin, hayatlarında hiçbir etkinliği kalmamış, Kur'an'ı tozlu raflara ve lafızlara hapsetmiş bu toplumun fertlerinden hergün birileri Allah'tan bihaber, İslam'dan bihaber, yanlış Allah bilgisi, yanlış Allah inancı, yanlış Allah anlayışı, ek din bilgisi, bulanık, pürüzlü, Allah'ın kabul etmeyeceği bir akideyle öte dünyaya gidiyordu.
Tevhidi çizgide Allah'ı bilen, İslam'a gönül veren insanlar, bu insanlara karşı sorumludurlar. Tekrar tekrar anlayabilecekleri, kavrayabilecekleri şekilde Allah, İlah, Rab, Din bu insanlara anlatılmalıydı, aktarılmalıydı.
“Ben Allah'a inanıyorum, ben Allah'ın kuluyum” derken, bir insan bu imandan, bu kulluktan neyi anlıyor, neyi anlamıyordu?
Nedir kulluk?
“Ben Allah'a kulum” diyen bir insan, Allah'tan başkasının koyduğu hükümlere tabi olmuşsa, “Dinim İslam” diyen bir insan, dinsizlerin, hatta tahrif edilmiş dinlilerin yaşantısından, düşüncelerinden farksız bir hal ve yaşayış içindeyse, bu insana nereden yaklaşmak lazım?
Her insanın doğruyu ve hakkı anlayabilmesine, kavrayabilmesine ve gerçek İslam'ı Allah'ın istediği bir biçimde yaşayabilmesine engel olan, kendinden ve çevresinden kaynaklanan birtakım polojik ve sosyal marazları vardır. Rabbimiz Kur'an'da bu marazlara işaret etmiştir.
Bu marazlar tek tek öğrenilmeli, bilinmeli.
Bu marazlar tek tek kazınmalı, atılmalı, terkedilmeli.
Hak ve batılın arasında, hakkı örten, hakka gidişi, hakkı kabulü, hakkı yaşayışı engelleyen bu marazların, bu duvann yıkılması lazım. Bu duvarın aşılması lazım.
Ölmüş insana nasihat edilmez.
Ölüler dirilere nasihat ediyorlar. Yeter ki ölümün ibret ve ders verici öğüdünü anlayabilelim.
Geçen hafta vefat eden bu kentin belediye başkanı kim bilir ne gibi pişmanbklanyla inliyor şu önümdeki kabirde!. Şehrin trafik kargaşalarını yoğun bir çalışma sonucu, yollar, geçitler oluşturarak çözen bu meyyit başkan, ruhundaki kargaşalıkları giderecek hak ve doğru yolu bulamadan, bilemeden, seçemeden gitti.
Edison ışığı icad etti, dünyayı aydınlattı. Ama alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)'a ve O'ndan başka tüm ilahlan reddederek ve Allah'ın hükümlerini en yüce bilerek iman edemedi. Tüm dünyayı aydınlattı fakat kalbini, ruhunu aydınlatamadı.
Tüm dünya kendisini sevse, bu sevgi tevhidi çizgide iman edememiş olan kişiye Allah katında hiçbir şey kazandırmaz. Bu dünyada, her köşe başına yüksek fiyatlarla utançtan anıtları dikilse, kitaplara, flimlere, konferanslara konu olsa, ahirete imansız olarak giden birine bütün bunlar ne yarar sağlar?
Soruyorum sizlere.
Meyyit başkan içki içer miydi?
Kumar oynar mıydı?
Hanımının başını örter miydi?
Namaz kılar mıydı?
İslam için ne yaptı?
Nasıl hüküm veriyordu?
Bu sorulan çoğaltmak mümkündür. İçkiyi Allah haram kıldı. Kumarı Allah (c.c.) haram kıldı. Kadınlann başlarını örtmelerini Allah istiyor. Namaz Allah (c.c.)'ın emri..
Allah'tan başka kimin hükmü güzel?
İslam, Rabbimizin bizden razı olacağı din.
“Kim İslam'dan başka din seçerse, o seçtiği kendisinden kabul olunmayacak ve o, ahirette zarar, ziyan ve hüsrana uğrayanlardan olacaktır.”
Zarar ve ziyana uğramamak için, daha ölmemişken, bu dünyada nefes alıp verirken din olarak İslam'ı seçmek ve yaşamak en akıllıca iştir.
Meyyit belediye başkanına gelince ne diyeyim ki?
İnsanları İlahi vahiyden engelleyen, İlahi vahyin hakikat elçiliğini yapacak yerde, kurdurduğu uydu çanaklanyla filmlerin elçiliğini yapan mevtaya, bu mevtaya ne denir ki!..
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
İmplant hakkında merak edilenler Haberci Sağlık - Genel 0 10-05-2008 18:00
Kiyamet - Ahiret Ve Merak Edilenler***mutlaka Okuyun Korax Akâid 0 08-25-2008 20:12
En Çok Merak Edilenler _Seda_ Makyaj 0 04-12-2008 10:24
Petrol, Doğal Gaz ve Jeotermal Enerji Hakkında Merak Edilenler Yaso Coğrafya 0 03-24-2008 19:53
linux hakkında merak edilenler LeGoLaS Linux ve MAC İşletim Sistemi 0 03-22-2008 21:22


Şu Anki Saat: 18:53


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows