Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-15-2008, 10:37   #1
Korax
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 34
Mesajlar: 21.062
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart ey müslümanlar

ey müslümanlar

hiç olmazsa dua edelim.



Amerika ve müttefiklerinin Irak'ta yaptıkları zulmü önceki Firavun, Nemrut ve Neronların hiçbiri yapmadı. Akıl almaz tecavüzler, akılları durduracak felâket fiilleri işlediler ve ne yazık ki, facia her geçen gün boyut değiştirerek devam ediyor.
Facialara mâruz Irak'lı Müslüman kadınların çığlıkları ayyuka çıkıyor. Bu çığlık sahiplerinden bir mazlumun, feryat ve sitem eden mektubu basında yayınlandı. Bu mektubu bir Müslüman hassasiyetiyle okuyucularıma duyuruyorum:

Bizi öldürün

Işte tecavüz kurbanı Iraklı kadınların çığlığı… Ibretle okuyalım:
Bismillahirrahmanirrahim…
Allah için bizleri öldürün!
Halkıma, Ramadi'nin, Halidiye'nin ve Felluce'nin insanlarına; erdem ve onurlarını kaybetmeyen tüm dünyadaki insanlara...
Bu size, AmerikanSiyonist hapishanesi Ebû Garib'ten kardeşiniz Nur'un mektubudur.
Inanın buradaki aşağılanmayı, sefaleti ve haysiyetsizliği size nasıl anlatacağımı, kelimelere nasıl dökeceğimi bilemiyorum.
Siz sıcak evlerinizde karınlarınızı doyurup, sevdiklerinizle bir arada otururken, sizler derin uykuda iken Amerikalıların bize yaşattığı uykusuz geceleri, sizler giyinikken bizim yaşadığımız çıplaklığı, bizi soyup önlerinde sıraya dizmelerini nasıl anlatabilir, nasıl kelimelere dökebilirim!..
Ey kardeşlerim!
Amerikalıların elinde ne ıstıraplar çektiğimizi, ne acılar yaşadığımızı, Allah aşkına, nasıl anlatıp nasıl kelimelere dökeyim!
Kardeşlerim!
Allah'a yemin ederim ki, yaşadıklarımızı dile getirmekten acizim. Bundan ar ediyorum. Ama yine de kelimelere sığınarak olanları size anlatacağım. Amerikalıların bizlere yaptığı haysiyetsizlikleri, çektirdiği eziyeti, işkenceyi ve aşağılanmaları elimden geldiğince anlatacağım...
Hayvanî zevklerinin aracı olmadığımızda, kendimizi şehvetlerine teslim etmediğimizde bizi nasıl öldüresiye dövdüklerini ifade etmeme izin verin...
Siz ey bizim dinî liderlerimiz olarak ortalarda tozup gezenler!
Amerikalıların bize reva gördüğü bu cinsel ve hayvanî eziyetler karşısında hâlâ nasıl oluyor da açık alınla ortalarda görünebiliyorsunuz?!
Peygamber Efendimiz'in "en değerli hazineniz" buyurduğu haysiyet ve şerefinizi çiğnetmekten pek sıkılmış gibi görünmüyorsunuz.
Bizi ve kendinizi birkaç dolar kırıntısı karşılığında pazarlardaki köleler gibi Amerikalılara ve Siyonistlere mi sattınız? Haysiyet ve şerefinizi ne çabuk kaybettiniz?..
Amerikalılar, Ebû Garib'te namusunuzu her gün ayaklar altına alıyor. Mektubumu okuyanları, Allah adına, Ebû Garib Hapishanesi'ndeki vahşiliklere dur demeye çağırıyorum. Buradaki insanlığa sığmayan işkenceleri durdurmak için sesinizi yükseltmeye dâvet ediyorum. Burada yapılanlar, Siyonistlerin hapishanelerde Filistinli gençlere ve kadınlara yaptıklarından daha berbat.
Orada fizikî işkence yapıyorlardı. Oysa burada her gün ırzımıza geçiyorlar. Vahşi, kana susamış hayvanlar gibi bedenlerimize saldırıyorlar. Avazımız çıktığı kadar çığlıklar atıyoruz; ama kimsenin bizi duyduğu yok!..
Elinize geçen bütün silahlarla bu hapishaneye saldırın! Hem onları hem de bizleri öldürün!!!
Biz çoktan ölüme razıyız. Burayı yerle bir edin!
Hepimizin karnında onların piçleri var! Çoğumuz hamileyiz! Biz dünden ölüme razıyız!
Size yalvarıyoruz; gelin ve kurtarın bizleri! Size, ailelerimize ve ülkemize daha fazla utanç vermemek için ölmek istiyoruz! Bizi öldürün! Size yalvarıyorum; Allah için bizleri, Amerikalıları ve onların piçlerini öldürün!
Allah rızası için! Size yalvarıyoruz...
Bacınız...

Firavunlar ve şeddatlar
mumla aratılıyor

Bu mektuptan sonra ne yazılabilir? Hangi söz, hangi cümle bir anlam ifade edebilir? Dünya, ABD ve Ingiliz basınında birkaç resim yayınlanınca Irak'ta yaşananları dikkate aldı. Oysa yüzlerce resim, yüzlerce işkence, yüzlerce tecavüz, yüzlerce trajedi var. Bu resimler yeni değil. Ama kimse bunları yayınlamaya cesaret edemedi. Tecavüzlerle ilgili haberlere yoğun baskı uygulandı. Diplomatik misyonlar harekete geçirildi. Işkence ve tecavüz haberlerini okuyunca kaleme sarılıp böyle bir şey olmadığını kanıtlamaya çalışanlar! Hadi şimdi bir şeyler yazın! Irakta yaşananlarla ilgili Ebû Garip'ten yükselen çığlıktan daha net kanıt olabilir mi? Biz bu resimleri aylar önce gördük. Daha yüzlercesi var.
Irak'taki kadın ve erkek kardeşlerimiz, gerçekten çok acı içindeler. Tarihte hiçbir toplumun çekmediği/görmediği zulmü bu kardeşlerimiz bütün ağırlığıyla yaşıyorlar.
Günümüzün Neronları, Şeddatları, Firavunları öncekilere rahmet okutacak kadar zulümlerini artırdılar. Irak'tan mektup yazan Nur kardeşim:
"Allah'ın bizi sizlere bir emanet olarak verdiğini ne çabuk unuttunuz? Amerika, Ingiliz ve müttefiklerinin bizlere yaptıkları cinsel eziyetler karşısında nasıl oluyor da açık alınla ortalarda dolaşabiliyorsunuz? Haysiyet ve şerefinizi çiğnetmekten pek sıkılmış gibi görünmüyorsunuz.
Hani bizleri koruyacak, namusumuzu asla çiğnetmeyecektiniz?
Burada bizim dayanılmaz derecede ırzımıza geçiyorlar, hayvanlar gibi bedenlerimize saldırıyorlar. Avazımız çıktığı kadar çığlıklar atıyoruz; ama kimse bizi duymuyor.
Size yalvarıyorum; Müslümanlığa daha fazla utanç vermemek için ölmek istiyoruz! Öldürün bizleri!" diye feryat ediyor. Ağlamaktan göz pınarları kurumuş, Iraklı kadınların durumları böyle. Dirençleri kırılmış, onurları yıkılmış. Analık nezafetleri kirletilmiş.
Müslümanlar! Bari seherlerde kalkıp zâlimlerin ve yardımcılarının kahrı için dua edelim. Bu da mı gelmiyor elimizden?
Muhterem okuyucu! Dünyanın gözü önünde süren bu vahşete, işgale, işkenceye, zulme sessiz kalmayalım. Susan dil olmayalım. Nefretimizi haykıralım. Bütün insanî değerler ayaklar altına alınıyor. Insan onuru, uygarlık haysiyeti, Cenevre Sözleşmeleri, Insan Hakları, bütün erdemler insan sûretindeki habis ruhların işlediği ihlallerden ötürü bugün utanç duyuyor. Bu utancı insanlara yaşatan zalimlere lânet olsun. Elimizden hiçbir şey gelmiyorsa, hiç olmazsa Islâm'ın ve Müslümanların aziz ve mansur olması için dua edelim. Islâm'a ve Müslümanlara hatta bütün insanlığa zulmeden bu zâlimleri Allah Teâlâ'ya havale edelim, beddua edelim. Unutmayalım ki, zulüm ile âbâd olunmaz, zulmün sonu berbat olur. Bütün zâlimler, kâfirler iyi bilmelidir ki, bu dünyada iki kuvvet vardır: Birincisi insanların kısıtlı gücüdür. Ikinci asıl kuvvet ise Kâdiri Mutlak olan Allah'ın gücüdür. Allah zulmü sevmez. Zâlimler bir miktar zulmederler, sonunda ilâhî sille ile yıkılırlar. Tarihte hep böyle olmuştur.
Diyanet Işleri Başkanlığımız şöyle bir basın açıklaması yapmıştır:
Yüce dinimiz Islâm, barış ve kardeşliği, diyalog ve hoşgörüyü insanlık ailesine ortak idealler olarak öğütlemiş; her türlü şiddet, terör, zulüm ve baskıyı bizzat Allah'a karşı işlenmiş suçlar olarak tanımlamıştır. Başkanlığımız, dinimizin gösterdiği bu yüksek idealler istikametinde bugüne kadar barış, sevgi, hoşgörü ve diyalog çağrısı içeren bütün süreç, oluşum ve platformlara inançla ve içtenlikle iştirak etmiş, yer yer bu uğurda öncü rol üstlenmiştir.
Ancak son yarım yüzyılda Ortadoğu'da dökülen kanlara ve akan gözyaşlarına ilave olarak Irak'ta yaşanan ve son günlerde dünya kamuoyuna yansıyan, tanımlamak için kelime bulmakta zorlandığımız insanlık dışı tecavüz, işkence ve vahşet tabloları, barış için sarf edilen çabaların anlam, değer ve işlevini sorgulanır ve tartışılır kılacak vahamettedir.
Dini, dili ve kültürü ne olursa olsun, yeryüzündeki insanların yegâne buluşma zemini olan ve uluslararası hukukla da teminat altına alınmış olan bu ortak değer ve ilkelere vaki ihlâl ve tecavüzün dünya kamuoyunda yol açtığı infial, teessür ve hayal kırıklığının giderilmesi, tarihî bir sorumluluktur.
Biz, Diyanet Işleri Başkanlığı olarak komşumuz Irak halkının, insanlığın değerlerinin ve kutsal mabetlerinin maruz bırakıldığı bu onur kırıcı, alçakça cürümlerin her düzeydeki fail ve sorumlularını nefretle kınıyoruz.
Insanlık tarihine damlayan bu kara lekenin hafızalardan kolay kolay silinmeyeceğini bütün dünya idrak etmek zorundadır.

Heryerde zulüm var

Bu itibarla insan hak ve hürriyetleri, din özgürlüğü, barış içinde birlikte yaşamak, ötekine saygı ve sevgi, diyalog ve hoşgörü gibi yüksek değerlerin bayraktarlığını yapma iddiasında bulunanların, bizzat barışın tesisini ortadan kaldıran ve insanlık onurunu zedeleyen bu vahim durum karşısında suskun ve tepkisiz kalmasını insanî değerine saygısı olanların anlayışla karşılaması mümkün değildir...
Afganistan'ın başına gelenleri gördünüz. Irak'ta neler oluyor, onları da gazetelerde okuyor, televizyonlardan seyir ediyorsunuz. Çeçenistan'ın durumu malûm. Gürcistan, Acaristan karıştı. Balkanlar barut fıçısı gibi. Filistin'deki facialara yürek dayanmıyor. En son Nijerya karıştı. Evangelistler tarafından kışkırtılan ve silahlandırılan Hıristiyanlar Müslümanlara saldırdı, tavuk gibi insan boğazlandı, sel gibi kan attı. Taylan'da Müslümanlar camilerde kurşunlandı, oluk oluk kan aktı.
Filistin, Ortadoğu, Islâm dünyası, peşinden bütün insanlık âlemi dehşetli bir uçuruma doğru hızla yuvarlanıyor. Şimdiye kadar insanlıktan, haktan hukuktan, hürriyetten bahseden Amerikalıların içyüzleri meydana çıktı. Irak'ta halka, mahkûmlara, tutuklulara, savaş esirlerine yapılan zulüm ve şenaatleri vaktiyle Sovyetler Birliği'nde Stalin bile yapmamıştı. Evet, Stalin zamanında çok vahşet sergilenmiş, çok adam öldürülmüş, Gulag'lar milyonlarca zavallı ile doldurulmuştu; ama bugün Irak'ta yapıldığı gibi cinsel işkenceler, tecavüzler, mahkûmlara uygulanan akla gelmeyecek sapıklıklar görülmemiştir.
Zâlim denilen Hitler, bunların yanında Zemzemle yıkanmış gibi temiz kalır. Alman ordusu Ikinci Dünya Savaşı'nda uluslararası hukuk kurallarına, savaş hukukuna, savaş esirleriyle ilgili anlaşma ve sözleşmelere uymuştur. Ebeveyninden biri Alman, diğeri Fransız olan ve Alman ordusunda askerlik yapan bir kimsenin hatıralarında okudum: Alman ordusu Rusya'dan çekiliyor… Bu bir bozgun ve karmakarışık bir kaçış değil; nizamlı, intizamlı bir geri çekiliştir. Birliği, Karpat dağlarından geçerken asker, bir ağacın dalına asılarak idam edilmiş bir Alman eri görüyor. Cesedi rüzgârla sallanmaktadır. Boynunda, idamına yol açan suçunu yazan bir yafta vardır: Sahipli bir bahçeden haksız olarak bir elma kopartıp yemek. Evet, bir elma yüzünden, yağmacılık suçuyla idam edilmiştir.
Bir de bugünkü Amerikalılara bakınız. Amerikan halkının tamamını suçlamıyorum. Ancak yapılanlar bütün Amerika'yı bağlar, bütün Amerika'nın yüzünü kızartacak mahiyettedir.

Israil insanlığın
başındaki en büyük
beladır

Israil'in nükleer silâh yaptığını Ingiliz basınına yazdıktan sonra kaçırılarak TelAviv'e götürülen, muhakeme edilen ve on sekiz sene zindanda kaldıktan sonra birkaç hafta önce tahliye edilen Vanunu adlı zatı tanıyor musunuz? Evet, bu Yahudî (sonradan Hıristiyan olmuştur) tam on sekiz sene zindanda çürütüldü. Bu müddetin on iki yılını tek kişilik bir hücrede tek başına geçirdi. Vanunu, Israil'in elinde müdhiş, muazzam miktarda nükleer silâh bulunduğunu açıkladı. Çok dar bir boğaza girdiğinde bunları kullanmakta tereddüt etmeyecektir.
Rivayetlerde, âhir zaman savaşları esnasında Medinei Münevvere'nin düşman güçler tarafından işgal edileceği haber veriliyor.
Bazı Islâm ülkelerinde rejimler değişecek, birtakım hanedanlar yıkılacaktır.
Velhâsıl patlamaya hazırlanan, derinliklerinden homurtular gelen korkunç bir yanardağ üzerindeyiz. Ama maalesef günümüz Müslümanları, Islâm âlemi hatta bütün insanlık yoğun bir gaflet içinde günlerini gün ederek vakit geçiriyor. Dünya yıkılsa umurlarında değil. Sanıyorlar ki, âhir zaman savaşlarını, dehşetli hâdiseleri evlerinde, televizyonları karşısındaki rahat koltuklarından seyredecekler. Onları uyarıyorum! Bir anda nazik bedenlerini, mallarını, mülklerini ateş ve dehşet içinde bulabilirler.
Muhterem okuyucu!
Kendimize gelelim. Zaman gaflet, zevkü sefa, vur patlasın çal oynasın, gel keyfim gel zamanı değildir. Büyük tufan, büyük zelzele, büyük melhame yaklaşmaktadır. Öyle savaşlar olacağı haber verilmiş ki, yüz kişi katılacak, ancak biri sağ kalacaktır.
Herkes aklını başına toplasın; ibadetle, ihlâsla, sadaka ile, büyük cihad ile, hayır hasenat ile, tevbe istiğfar ile Allah'a yönelsin. Özümüze dönmek mecburiyetindeyiz. Bütün mesele budur. Cenabı Hak şöyle buyurur:
"Bir millet, kendi özlerindeki (güzel hâl ve ahlâkı, meziyeti) değiştirip bozmadıkça, Allahu Teâlâ şüphesiz ki, onun (hâlini) değiştirip bozmaz." (Ra'd, 11)
"Bu böyledir. Çünkü Allah Teâlâ, bir millete ihsan ettiği nimeti, onlar kendi özbenliklerindeki (güzel ahlâkı, yaşayış ve dâvalarını) değiştirip bozmadıkça, değiştirici değildir. Ve şüphesiz Allah Teâlâ (her şeyi) hakkıyla işitici, kemâliyle bilicidir." (Enfal, 53)
Evet, Allah bir millete başkalarına nazaran bazı üstünlükler ve bazı nimetler verdiğinde o millet, şımarır ve ahlâkını bozar da o nimete liyakatini kaybederse, Allah nimeti onların elinden alır. Millet üstün meziyetlerini bozmadığı müddetçe Allah verdiği nimeti onların elinden almaz.
Allahu Teâlâ bir millete verdiği nimeti onlar kendi özbenliklerini değiştirmedikçe değiştirmez. Nimete ihanet edip nankörlükte bulunan bir milletin saltanatını aşağılanmaya ve hakirliğe; emir ve kumandasını, esaret ve köleliğe; huzur ve sükûnunu, dert ve ıstıraplara; rahat ve neşesini, elem ve üzüntülere; bol nimeti, açlık ve sefalete; hürriyet ve bağımsızlığı, istila ve boyunduruk altına girmeye; tatlı hayatı ölüm ve işkenceye dönüştürür. Şimdi bizler Müslüman olarak yaşadığımız şu cennet vatanda dinî emirlerimizi bir tarafa bırakarak, çiğneyerek yaşarsak kendi seciyemizi bir tarafa atarsak, Allahu Teâlâ bize verdiği nimetleri elbette değiştirecek, yerini azap alacaktır.



BEKLENENLERİN GELMESİ ÇOK YAKINDIR

Gelecek günlerin, ayların, yılların biz Türkiyelilere ne gibi sürprizler hazırladığını bilemeyiz, tahmin edemeyiz. Ancak bir şeyi kesin olarak söyleyebiliriz ki, durum parlak değildir, olup bitenler vahimdir. Perşembenin gelişi çarşambadan belli olurmuş...
Peygamberimizin yüzlerce hadisi var, bu hadisler muteber din kitaplarında yazılıdır.
Insan aklı gelecekte olacak hâdiseleri bilemez. Ancak, kendilerine ilham ve mânevî hâl gelen bazı büyük ve mübarek zatlara istikbalde olacaklarla ilgili birtakım bilgiler verilmiştir. Islâm âlimleri âhir zaman alâmetleriyle, tarihin sonuna doğru olup biteceklerle ilgili yüzlerce kitap yazmışlardır. Gaybı Allah bilir. Ancak, Peygamberimiz ileride olacak bir şeyi haber vermişse, mutlaka doğru söylemiştir. Çünkü o muhbiri sâdıktır, yani her ne haber vermişse doğru söylemiş olan bir zattır.
Alâmetler, beklenen Mehdi'nin zuhurunun yakın olduğunu gösteriyor. Mehdi, öyle gazetelere haber ve ilân vererek ortaya çıkmaz.
Mehdi'nin zuhurundan sonra akıllara hayret verecek, dünyayı altüst edecek hâdiseler, savaşlar, karışıklıklar, iğtişaşlar olacaktır.
Âhir zamanda nüzûl edeceği (ineceği) bildirilen Isa Aleyhisselâm'ın gelmesi de çok uzak bir tarihte olacak değildir. Âhir zamanda vakit hızlanırmış. Vaktin hızlanması ne demektir?..
Irak'ta büyük savaşlar olacaktır ve hâlen de oluyor.
Kürtler yanlış ata oynadılar, başlarına çok işler gelecektir.
Çok uzak olmayan bir tarihte Ortadoğu'daki, Kafkasya'daki, Balkanlar'daki barut fıçıları patlayacak, volkanlar indifa edecek ve akıl almaz savaşlar, çarpışmalar meydana gelecektir. Benî Asfar denilen bir kavim önceleri birtakım ülkeleri ve şehirleri işgal edecek, sonunda Suriye taraflarında bir ovada yenilecektir.
Bizim Hatay vilayetimizin güneyinde Amik Ovası'nda kanlı bir savaş yapılacaktır
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-15-2008, 10:41   #2
ahmetanriverdi
 
ahmetanriverdi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 427
Tecrübe Puanı: 399
ahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond repute
Standart

eğine sağlık. gerçekten herşeyi objektif olarak bildirmiş adam mektubunda.
ahmetanriverdi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Minik Müslümanlar Çok Tatlılar Korax Dini Resimler 0 03-10-2008 22:56


Şu Anki Saat: 03:32


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows