Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-27-2008, 15:19   #1
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart öldükten Sonra Dirilmenin Ispati

öldükten Sonra Dirilmenin Ispati
ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLMENİN İSPATI



ÂHİRET VE HAŞİR

İşte ahiretin yani öldükten sonra dirilmenin ispatı. Gözünü kapatan sadece kendine kapatır. Güneşte üflemekle sönmez.

Şu dünya bir zikirhane-i Rahmân, bir talimgâh-ı beşer ve hayvan, ve bir meydan-ı imtihan-ı ins ü cândır. [1] Bütün vefiyât-ı hayvaniye ve insaniye ise, terhisattır. Vazife-i hayatını bitirenler, bu dâr-ı fâniden[2], mânen mesrurâne [3], dağdağasız [4] diğer bir âleme giderlerta yeni vazifedarlara yer açılsın, gelip çalışsınlar. (Sözler sh: 17)


Hazırlanınız; başka, daimî bir memlekete gideceksiniz. Öyle bir memleket ki, bu memleket ona nisbeten bir zindan hükmündedir. (Sözler sh: 58)


Bütün beşerin fıtrat-ı insaniyet lisan-ı haliyle, bütün kuvvetiyle istediği beka [5] ve saadet-i ebediyeyi, o nev-i beşer namına zat-ı Ahmediye (a.s.m.) istiyor ve beşerin nuranî kısmı, onun arkasında âmin diyorlar. Acaba hiç mümkün müdür ki, şu dua kabule karîn [6] olmasın? (Sözler sh: 70)


Baharımızda yeryüzünü bir mahşer eden, yüz bin haşir nümunelerini icad eden Kadîr-i Mutlaka, Cennetin icadı nasıl ağır olabilir? (Sözler sh: 72)


Cennet bahardan ne kadar yüksek ise, o derece bahar bahçelerinin hilkati [7], o Cennetten daha müşküldür ve hayretfezâdır[8] denilebilir. (Sözler sh: 72)


İnsan, ipi boğazına sarılıp istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır. Belki, bütün amellerinin suretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zaptedilir. (Sözler sh: 76)


En büyük bir ağacın ruh programını, bir nokta gibi en küçük bir çekirdekte derc edip [9] muhafaza eden Zât-ı Hakîm-i Hafîz, vefat edenlerin ruhlarını nasıl muhafaza eder, denilir mi? Ve küre-i arzı bir sapan taşı gibi çeviren Zât-ı Kadîr, âhirete giden misafirlerinin yolunda nasıl bu arzı kaldıracak veya dağıtacak, denilir mi? (Sözler sh: 81)


Bu fâni eşya başka yerde bâki meyveler verirler ve daimî suretler bırakır ve başka cihette ebedî mânâlar ifade eder, sermedî[10] tesbihat yapar. Ve insan ise, onların şu cihetine bakan yüzlerine bakmakla insan olur, fânide bâkiye yol bulur. (Sözler sh: 86)


Âhireti inkâr etmek, dünya ve mâfîhâyı [11] inkâr etmek demektir.
Demek, ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor. (Sözler sh: 87)


İnsanın ebede uzanmış emelleri ve kâinatı ihata etmiş[12] efkârları [13] ve ebedî saadetlerinin envâına yayılmış arzuları gösterir ki, bu insan ebed için halk edilmiş ve ebede gidecektir. Bu dünya ona bir misafirhanedir ve âhiretine bir intizar[14] salonudur. (Sözler sh: 87)


Bir baharı halk etmek [15], Zât-ı Zülcelâline bir çiçek kadar ehvendir. [16] Eğer esbaba [17] isnad edilse, bir çiçek bir bahar kadar ağır olur. Hem bütün insanları ihyâ edip [18] haşretmek [19], bir nefsin ihyâsı gibi kolaydır. (Sözler sh: 91)


Madem Allah var, elbette âhiret vardır... (Sözler sh: 104)


Evet, madem ezelî ve ebedî bir Allah var; elbette saltanat-ı ulûhiyetinin sermedî bir medarı olan âhiret vardır. (Sözler sh: 104)


Madem dünyada hayat var; elbette insanlardan hayatın sırrını anlayanlar ve hayatını sû-i istimal etmeyenler[20], dâr-ı bekada ve Cennet-i bâkiyede hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaklardır. Âmennâ. (Sözler sh: 108)


Evet, evet, evet! Eğer kâinattan risalet-i Muhammediyenin (a.s.m.) nuru çıksa, gitse, kâinat vefat edecek. Eğer Kurân gitse, kâinat divane olacak ve küre-i arz kafasını, aklını kaybedecek, belki şuursuz kalmış olan başını bir seyyareye [21] çarpacak, bir kıyameti koparacak. (Sözler sh: 110)


Mevt-i dünya [22] ve kıyamet kopması ise:
Bir anda bir seyyare veya bir kuyruklu yıldızın emr-i Rabbânî ile küremize, misafirhanemize çarpması, bu hanemizi harap edebilir: On senede yapılan bir saray bir dakikada harap olması gibi. (Sözler sh: 113)


Size böyle nimet eden bir zât, sizi başıboş bırakmaz ki, kabre girip kalkmamak üzere yatasınız. (Sözler sh: 115)


Ebedî ve sermedî[23] olan bir cemâlin [24] seyirci müştâkı [25] ve âyinedar [26] âşıkı, elbette bâki kalıp ebede gidecektir. İşte Kurân şakirtlerinin akıbetleri böyledir. Cenâb-ı Hak bizleri onlardan eylesin. Âmin! (Sözler sh: 126)


Ey nefsim ve ey arkadaşım! Aklınızı başınıza toplayınız. Sermaye-i ömür ve istidad-ı hayatınızı, hayvan gibi, belki hayvandan çok aşağı bir derecede şu hayat-ı fâniye ve lezzet-i maddiyeye sarf etmeyiniz. Yoksa, sermayece en âlâ hayvandan elli derece yüksek olduğunuz halde, en ednâsından[27] elli derece aşağı düşersiniz. (Sözler sh: 127)

Kabir, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır. (Sözler sh: 142)

İnsan-ı mümine nur-u imanla gösterir ki, mevt[28], idam değil, tebdil-i mekândır.[29] Kabir ise, zulümatlı[30] bir kuyu ağzı değil, nuraniyetli [31] âlemlerin kapısıdır. Dünya ise, bütün şaşaasıyla, âhirete nisbeten bir zindan hükmündedir. (Sözler sh: 203)


Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat [32] bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar, gider. (Sözler sh: 212)

Haşirde sizi ihyâ edecek Zat öyle bir zattır ki, bütün kâinat Ona emirber [33] nefer hükmündedir; emr-i kün feyekûna[34] karşı kemâl-i inkıyadla[35] serfuru eder.[36] Bir baharı halketmek, bir çiçek kadar Ona ehven [37] gelir. Bütün hayvânâtı icad etmek, bir sinek icadı kadar kudretine kolay gelir bir Zattır. (Sözler sh: 425)


Cennet bütün lezaiz-i maneviyeye medar olduğu gibi, bütün lezaiz-i cismaniyeye de medardır. (Sözler sh: 497)


Hadis-i Şerif işaret ediyor ki: İnsanın ne kadar hüsünperver[38] ve zevkperest ve ziynete [39] meftun ve cemâle müştak[40] duyguları ve hasseleri ve kuvâları [41] ve lâtifeleri [42] varsa, umumunu memnun edip doyuracak ve herbirisini ayrı ayrı okşayıp mesut edecek, maddî ve mânevî her nevi ziynet ve hüsn ü cemâle [43] huriler câmidirler. [44] (Sözler sh: 501)


Küçük bir hâkimin küçük bir izzeti, küçük bir gayreti, küçük bir celâli bulunsa, bir edepsiz ona serkeşâne [45] dese, Beni tedip etmezsin [46] ve edemezsin; herhalde, o yerde hapishane yoksa da, tek o edepsiz için bir hapishane teşkil edecek, onu içine atacaktır.
Halbuki, kâfir, Cehennemi inkârla, nihayetsiz izzet ve gayret [47] ve celâl [48] sahibi ve gayet büyük ve nihayetsiz Kadîr bir Zâtı tekzip [49] ve isnad-ı acz [50] ediyor, yalancılıkla ve aczle itham ediyor, izzetine şiddetle dokunuyor, gayretine dehşetli dokunduruyor, celâline âsiyâne ilişiyor. Elbette, farz-ı muhal olarak [51], Cehennemin hiçbir sebeb-i vücudu bulunmazsa da, şu derece tekzip ve isnad-ı aczi tazammun eden[52] küfür için bir Cehennem halk edilecek, o kâfir içine atılacaktır. (Sözler sh: 503)


Koca bir ağacın bir derece ruha benzeyen programını ve kanun-u teşekkülâtını [53], bir nokta gibi en küçük çekirdekte derc edip muhafaza eden bir Zât-ı Hakîm-i Zülcelâl, bir Zât-ı Hafîz-i Bîzeval[54] hakkında, Vefat edenlerin ruhlarını nasıl muhafaza eder? denilir mi? (Sözler sh: 516)


Madem israf yok ve abesiyet[55] olmaz. Elbette saadet-i ebediye olacaktır. Çünkü, dönmemek üzere adem[56], herşeyi abes eder, herşey israf olur. (Sözler sh: 519)


Evet, kim kendi uyanık vicdanını dinlerse, Ebed, ebed sesini işitecektir. Bütün kâinat o vicdana verilse, ebede karşı olan ihtiyacının yerini dolduramaz. Demek o vicdan, o ebed için mahlûktur. [57] (Sözler sh: 522)


Evet, şu dâr-ı dünya, beşerin ruhunda mündemiç [58] olan hadsiz istidatların sünbüllenmesine müsait değildir. Demek başka âleme gönderilecektir. Evet, insanın cevheri [59] büyüktür, öyleyse ebede namzettir. Mahiyeti âliyedir. [60] Öyleyse cinayeti dahi azîmdir, sair mevcudata benzemez. İntizamı da mühimdir. İntizamsız olamaz, mühmel [61] kalamaz, abes edilmez, fenâ-yı mutlakla[62] mahkûm olamaz, adem-i sırfa[63] kaçamaz. Ona, Cehennem ağzını açmış, bekliyor. Cennet ise, âguş-u nazdârânesini[64] açmış, gözlüyor. (Sözler sh: 525)


Nasıl ki insan küçük bir âlemdir, yıkılmaktan kurtulamaz. Âlem dahi büyük bir insandır; o dahi ölümün pençesinden kurtulamaz. O da ölecek, sonra dirilecek; veya yatıp, sonra subh-u haşirle [65] gözünü açacaktır. (Sözler sh: 530)


Şu kâinatın eczaları dakik, ulvî bir nizamla birbirine bağlanmış; hafî[66], nazik, lâtif [67] bir rabıta ile tutunmuş; ve o derece bir intizam içindedir ki, eğer ecrâm-ı ulviyeden [68] tek bir cirm [69], kün [70] emrine veya Mihverinden [71] çık hitabına mazhar olunca, şu dünya sekerâta [72] başlar. Yıldızlar çarpışacak, ecramlar dalgalanacak. Nihayetsiz feza-yı âlemde milyonlar gülleleri, küreler gibi büyük topların müthiş sadâları gibi vâveylâya [73] başlar. Birbirine çarpışarak, kıvılcımlar saçarak, dağlar uçarak, denizler yanarak, yeryüzü düzlenecek. İşte, şu mevt ve sekeratla, Kadîr-i Ezelî kâinatı çalkalar; kâinatı tasfiye edip[74], Cehennem ve Cehennemin maddeleri bir tarafa, Cennet ve Cennetin mevadd-ı münasebeleri[75] başka tarafa çekilir; âlem-i âhiret tezahür eder. (Sözler sh: 531)


Evet, dünya öldükten sonra âhiret olarak diriltilecektir. Dünya harap edildikten sonra, o dünyayı yapan Zat, yine daha güzel bir surette onu tamir edecek, âhiretten bir menzil yapacaktır. (Sözler sh: 533)


Bir sultan, itaat edenlere mükâfat ve isyan edenlere de mücazat etmezse [76], saltanatı inhidama [77] yüz çevirir. Ve keza, bir sultanın sağında lütuf ve merhamet ve solunda kahır [78] ve terbiye lâzımdır. Mükâfat, merhametin iktizasıdır. [79] Terbiye de mücâzâtı ister. Mükâfat ve mücâzat menzilleri [80] âhirettir. (Mesnevî-i Nuriye sh: 38)


Bu dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakkın ebedî ve sermedî olan Dârüsselâm [81] menziline dâvetlisi olan mahlûkatın içtimaları [82] için bir han ve bir bekleme salonudur. (Mesnevî-i Nuriye sh: 43)


Ey arkadaş! İnsan da başıboş, serseri, sahipsiz bir hayvan değildir. Ancak, onun da bütün harekât ve ef’âli [83] yazılıyor, tesbit ediliyor. Ve a’mâlinin [84] neticeleri hıfzediliyor[85] ki, muhasebe-i kübrâda[86] ona göre derece alsın. (Mesnevî-i Nuriye sh: 44)


Kudret-i ezeliyeye nisbetle, ölümden sonra haşrin gelmesi, güzden sonra baharın gelmesi gibidir. Evet, nebatat gibi insanın da bir güzü, bir de baharı vardır. (Mesnevî-i Nuriye sh: 45)


İnsanların haşri nebatatın haşri gibidir. Bunu gören onu nasıl inkâr eder? Haşrin icadına olan vaadi ise, bütün enbiyanın tevatürüyle [87] ve büyük insanların icmâıyla[88] sabit olduğu gibi Kur’ân-ı Kerîmin lisanıyla da sabittir. (Mesnevî-i Nuriye sh: 46)


Ölüm haktır. Evet, bu hayat ve bu beden şu azîm dünyaya direk olacak kabiliyette değildir. Zira onlar demir ve taştan değildir. Ancak et, kan ve kemik gibi mütehalif [89] şeylerden terekküp [90] etmiş; kısa bir zamanda tevafukları, [91] içtimaları [92] varsa da iftirakları [93] ve dağılmaları her vakit melhuzdur. [94] (Mesnevî-i Nuriye sh: 52)


Ey haşir ve neşri inkâr eden kafasız! Ömründe kaç defa cismini tebdil ediyorsun? [95] Sabah ve akşam elbiseni değiştirdiğin gibi her sene de bir defa tamamıyla cismini tebdil ve tecdid ediyorsun, [96] haberin var mıdır? Belki her senede, her günde cisminden bir kısım şeyler ölür, yerine emsali gelir. Bunu hiç düşünemiyorsun. Çünkü kafan boştur. Eğer düşünebilseydin, her vakit âlemde binlerce nümuneleri vukua gelen haşir ve neşri inkâr etmezdin. Doktora git, kafanı tedavi ettir. (Mesnevî-i Nuriye sh: 121)


Kabir, âlem-i âhirete açılmış bir kapıdır. Arka ciheti[97] rahmettir, ön ciheti ise azaptır. Bütün dost ve sevgililer o kapının arka cihetinde duruyorlar. Senin de onlara iltihak [98] zamanın gelmedi mi? Ve onlara gidip onları ziyaret etmeye iştiyakın [99] yok mudur? Evet, vakit yaklaştı. Dünya kazûratından temizlenmek üzere bir gusül lâzımdır. Yoksa, onlar istikzarla ikrah edeceklerdir. (Mesnevî-i Nuriye sh: 129)


Madem, fünunun[100] ittifakıyla ve ulûmun[101] şehadetiyle, hilkat şeceresinin[102] en mükemmel meyvesi insandır. Ve mahlûkat içinde en ehemmiyetli insandır. Ve mevcudat içinde en kıymettar insandır. Ve insanın bir ferdi, sair hayvânâtın bir nevi hükmündedir. Elbette, katî bir hads [103] ile hükmedilir ki, haşir ve neşr-i ekberde, beşerin herbir ferdi aynıyla, cismiyle, ismiyle, resmiyle iade edilecektir. (Mesnevî-i Nuriye sh: 151)


Arının dimağını[104], mikrobun gözünü tanzim eden Zat, senin efâl [105] ve amâlini mühmel[106], başıboş, hesapsız, kitapsız bırakmayarak İmâm-ı Mübînde[107] yazar. Ona göre muhaseben olacaktır. (Mesnevî-i Nuriye sh: 187)


Bir incir tohumunu tavırdan tavıra hıfzeden, [108] devirden devire himaye eden, inhilâlden[109] vikaye [110]eden [111] ve o tohumda incir ağacının teşkilâtına lâzım olan esasları kemâl-i ihtimamla muhafaza eden, elbette ve elbette, halife-i arz ünvanını alan nev-i beşerin âmâlini [112] ihmal etmez, hıfzeder. (Mesnevî-i Nuriye sh: 193)


Bizler uzun bir seferdeyiz. Buradan kabre, kabirden haşre, haşirden ebed memleketine gitmek üzereyiz. O yollarda zulümatı dağıtacak bir nur ve bir erzak lâzımdır. Güvendiğimiz akıl ve ilimden ümit yok. Ancak Kurânın güneşinden, Rahmânın hazinesinden tedarik edilebilir. (Mesnevî-i Nuriye sh: 220)


İnsan bir yolcudur. Sabâvetten[113] gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Her iki hayatın levazımatı, [114] Mâlikül-Mülk[115] tarafından verilmiştir. Fakat o levazımatı, cehlinden dolayı tamamen bu hayat-ı fâniyeye sarf ediyor. Halbuki, o levazımattan lâakal onda biri dünyevî hayata, dokuzu hayat-ı bakiyeye sarf etmek gerektir. (Mesnevî-i Nuriye sh: 223)


Ölüm, zeval,[116] firak, [117] adem kapısı ve zulümat[118] kuyusu olmayıp ancak Sultan-ı Ezel ve Ebedin huzuruna girmek için bir medhaldir. [119] (Mesnevî-i Nuriye sh: 226)


Mevt,[120] tebdil-i mekândır, ıtlak-ı ruhtur, [121] vazifeden terhistir; idam ve adem ve fenâ değildir. (Mektubat sh: 7)


Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur,[122] hayat-ı bâkiyeye bir davettir, bir mebdedir, [123] bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesidir.[124] (Mektubat sh: 7)


Zât-ı Akdes-i İlâhî [125] madem sermedî [126] ve daimîdir; elbette sıfâtı ve esmâsı dahi sermedî ve daimîdirler. Madem sıfâtı ve esmâsı daimî ve sermedîdirler; elbette onların aynaları ve cilveleri ve nakışları ve mazharları olan âlem-i bekadaki bâkiyat [127] ve ehl-i beka, fenâ-yı mutlaka,[128] bizzarure, [129] gidemez. (Mektubat sh: 59)
__________________



уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-27-2008, 15:20   #2
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

İmansızlık başka şeylere benzemiyor. Zulümde, fıskta, [130] kebâirde [131] birer menhus [132] lezzet-i şeytaniye bulunabilir. Fakat imansızlıkta hiçbir cihet-i lezzet yok. Elem içinde elemdir, zulmet[133] içinde zulmettir, azap içinde azaptır. (Mektubat sh: 63)


Eğer dünya ebedî olsaydı, insan içinde ebedî kalsaydı ve firak [134] ebedî olsaydı, elîmâne teessürat[135] ve meyusâne [136] teellümâtın [137] bir mânâsı olurdu. Fakat madem dünya bir misafirhanedir; vefat eden çocuk nereye gitmişse, siz de, biz de oraya gideceğiz. Ve hem bu vefat ona mahsus değil, umumî bir caddedir. Hem madem mufarakat [138] dahi ebedî değil; ileride hem berzahta, hem Cennette görüşülecektir. El-hükmü lillâh, demeli. O verdi, o aldı. Elhamdü lillâhi alâ külli hal deyip sabırla şükretmeli. (Mektubat sh: 79)
kkk
Vesile-i saadet-i dâreyn [139] olan iman ve İslâmiyet, mümine der ki: Şu sekeratta [140] olan çocuğun Hâlık-ı Rahîmi, onu bu pis dünyadan çıkarıp Cennetine götürecek. Hem sana şefaatçi, hem ebedî bir evlât yapacak. Mufarakat [141] muvakkattir, [142] merak etme.
[143] ! [144]«!ö de, sabret. (Mektubat sh: 80)


Sizlere müjde! Mevt[145] idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz [146] değil, sönmek değil, firak-ı ebedî [147] değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir inidam[148] değil. Belki, bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı [149] olan âlem-i berzaha bir visal[150] kapısıdır. (Mektubat sh: 226)


Ey biçareler! Mezaristana göçtüğünüz vakit, Eyvah, malımız harap olup sayimiz hebâ[151] oldu. Şu güzel ve geniş dünyadan gidip dar bir toprağa girdik demeyiniz, feryad edip meyus olmayınız.
Çünkü sizin herşeyiniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Her hizmetiniz kaydedilmiştir. Hizmetinizin mükâfâtını verecek ve her hayır elinde ve her hayrı yapabilecek bir Zât-ı Zülcelâl sizi celb edip [152] yeraltında muvakkaten durdurur, sonra huzuruna aldırır.
Ne mutlu sizlere ki, hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz. Zahmetiniz bitti; rahata ve rahmete gidiyorsunuz. Hizmet, meşakkat bitti; ücret almaya gidiyorsunuz. (Mektubat sh: 227)


Ey insan! Yaptığın hizmet, ettiğin ubudiyet [153] boşu boşuna gitmez. Bir dâr-ı mükâfat, [154] bir mahall-i saadet senin için ihzar edilmiştir. [155] Senin şu fâni dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler. İbadet ettiğin ve tanıdığın Hâlık-ı Zülcelâlin vaadine iman ve itimad et. Ona, vaadinde hulf etmek [156] muhaldir.[157] Kudretinde hiçbir cihetle noksaniyet yoktur. İşlerine acz müdahale edemez. Senin küçük bahçeni halk ettiği gibi, Cenneti dahi senin için halk edebilir ve halk etmiş ve sana vaad etmiş. Ve vaad ettiği için, elbette seni onun içine alacak. (Mektubat sh: 227)


Ey insan! Fenâya, ademe, [158] hiçliğe, zulümata, nisyana,[159] çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz. Siz fenâya değil, bekaya gidiyorsunuz. Ademe değil, vücud-u daimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümata değil, âlem-i nura giriyorsunuz. Sahip ve Mâlik-i Hakikînin tarafına gidiyorsunuz. Ve Sultan-ı Ezelînin payitahtına [160] dönüyorsunuz. Kesrette [161] boğulmaya değil, vahdet dairesinde teneffüs edeceksiniz. Firaka değil, visale müteveccihsiniz. (Mektubat sh: 228)


Şu dünyanın mânevî güneşi olan hayat dahi, harab-ı dünya ile gurubundan[162] sonra, haşrin sabahında bâki bir surette tulû [163] edecektir. Ve cin ve insin bir kısmı saadet-i ebediyeye ve bir kısmı da şekavet-i ebediyeye [164] mazhar olacaktır. (Mektubat sh: 252)


Kıssa-i Yusufun en parlak kısmı ki, Aziz-i Mısır olması, peder ve validesiyle görüşmesi, kardeşleriyle sevişip tanışması olan, dünyada en büyük saadetli ve ferahlı bir hengâmda, Hazret-i Yusufun mevtini şöyle bir surette haber veriyor ve diyor ki:
Şu ferahlı ve saadetli vaziyetten daha saadetli, daha parlak bir vaziyete mazhar olmak için, Hazret i Yusuf kendisi Cenâb-ı Haktan vefatını istedi ve vefat etti, o saadete mazhar oldu. Demek, o dünyevî lezzetli saadetten daha cazibedar bir saadet ve ferahlı bir vaziyet, kabrin arkasında vardır ki, Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi hakikatbîn [165] bir zat, o gayet lezzetli dünyevî vaziyet içinde, gayet acı olan mevti [166] istedi, tâ öteki saadete mazhar olsun. (Mektubat sh: 283)


Ehl-i Cennet olan bir insan, hususan bütün duygularıyla ve cihazat-ı mâneviyesiyle ubudiyet etmiş ve Cennetin lezâizine istihkak kesb[167] etmişse, herbir duygusunu memnun edecek, herbir cihazatını okşayacak, herbir letâifini[168] zevklendirecek bir tarzda, Cennetin herbir nevinden birer mehâsini gösterecek bir tarz-ı libası, [169] kendilerine ve hurilerine, rahmet-i İlâhiye tarafından giydirilecek. (Mektubat sh: 385)


Cehennem lüzumsuz değil. Çok işler var ki, bütün kuvvetiyle Yaşasın Cehennem SÖYLER VE ister. (Mektubat sh: 397)


Ey insan, düşün! Sen alâküllihal[170] öleceksin. Eğer nefis ve şeytana tâbi isen, senin komşuların, belki akrabaların, senin şerrinden kurtulmak için mesrur olacaklar. Eğer Eûzü billâhi mineş-şeytânir-racîm deyip Kurâna ve Habib-i Rahmâna tâbi isen, o vakit semavat ve arz ve mevcudat, herkesin derecesine nisbeten, senin derecene göre senin firâkından müteessir olup mânen ağlarlar. (Lemalar sh: 86)


Kurân-ı Hakîmin verdiği nurla ispat etmişiz ki, ehl-i iman için ölüm, vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. Hem dünya meydanındaki imtihanda, talim ve talimat olan ubudiyetten [171] bir paydostur. Hem öteki âleme gitmiş yüzde doksan dokuz ahbap ve akrabasına kavuşmak için bir vesiledir. Hem hakikî vatanına ve ebedî makam-ı saadetine girmeye bir vasıtadır. Hem zindan-ı dünyadan, bostan-ı cinâna[172] bir davettir. Hem Hâlık-ı Rahîminin fazlından, [173] kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye [174] bir nöbettir. (Lemalar sh: 210)


Madem ecel vakti muayyen [175] değil; Cenâb-ı Hak, insanı yes-i mutlak ve gaflet-i mutlaktan kurtarmak için, havf ve recâ[176] ortasında ve hem dünya ve hem âhireti muhafaza etmek noktasında tutmak için, hikmetiyle eceli gizlemiş. Madem her vakit ecel gelebilir; eğer insanı gaflet içinde yakalasa, ebedî hayatına çok zarar verebilir. Hastalık gafleti dağıtır, âhireti düşündürür, ölümü tahattur ettirir,[177] öylece hazırlanır. (Lemalar sh: 212)


Ölüm, idam değil, firak [178] değil, belki hayat-ı ebediyenin mukaddemesidir, [179] mebdeidir. [180] Ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. [181] Berzah âlemine göçmüş kafile-i ahbaba kavuşmaktır. (Lemalar sh: 232)


Ölüm firak değil, visaldir, [182] tebdil-i mekândır, bâki bir meyveyi sümbül vermektir. (Lemalar sh: 256)


O Cemâl i Ezelî, kendisinin âyine i müştâkı [183] olan insan ile ebedül-âbâd [184] yolunda seyahatinde beraber bulunmak için, alâ külli hal, [185] bir dâr-ı bekada bir hayat-ı bâkiyeye insanı mazhar edecek. (Lemalar sh: 356)


Ölüm, ehl-i iman için bir terhistir. Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesi ve kapısıdır. Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağıstan ı cinâna[186] bir uçmaktır. Hizmetinin ücretini almak için huzur-u Rahmâna girmeye bir nöbettir ve dâr-ı saadete gitmeye bir davettir. (Şualar sh: 17)


Ebedînin sadık dostu, ebedî olacak. Ve Bâkînin âyine-i zîşuuru [187] bâki olmak lâzım gelir. (Şualar sh: 55)


Ölüm ya idam-ı ebedîdir; hem o insanı, hem bütün ahbabını ve akaribini[188] asacak bir darağacıdır. Veyahut başka bir bâki âleme gitmek ve iman vesikasıyla saadet sarayına girmek için bir terhis tezkeresidir. Ve kabir ise, ya karanlıklı bir haps-i münferit [189] ve dipsiz bir kuyudur. Veyahut bu zindan-ı dünyadan bâki ve nuranî bir ziyafetgâh ve bağistana[190] açılan bir kapıdır. (Şualar sh: 195)


Merak etmeyiniz. Sizin ebedî bir gençliğiniz var, gelecek ve parlak bir hayat ve nihayetsiz bir ömür sizi bekliyor. Ve zâyi ettiğiniz evlât ve akrabalarınızla sevinçlerle görüşeceksiniz. Ve ettiğiniz bütün iyilikleriniz muhafaza edilmiş; mükâfatlarını göreceksiniz. (Şualar sh: 225)
__________________



уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-27-2008, 15:20   #3
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

[2] geçici olan bu dünyadan
[8] hayretlidir
[9] koyup
[15] yaratmak
[16] kolaydır
[41] kuvvetleri ve yetenekleri
[45] dik kafalık ve itaatsızlık yaparak
[51] imkansız olmakla bereber olur diye düşünerek
[55] faydasızlık, gayesizlik
[56] hiçlik
[61] ihmal edilmiş, ilgisiz kalınmış
[70] ol
[74] karışıklığını ayırıp
[89] birbirinden farklı
[91] birbirine uygun olup birleşmeleri
[94] olabilir
[95] değiştiriyorsun
[96] yeniliyorsun
[112] amellerini, yaptıklarını
[115] bütün varlıkların sahibi Allah
[121] ruhun serbestliğe geçişidir
[122] vücudun değiştirilmesidir
[125] Allahın en kutsal olan zâtı (kendisi)
[127] varlıkları sonsuz devam edecek olanlar
[139] dünya ve âhiret saadetinin (mutlu hayatının) sebebi
[143] Biz Allahın kullarıyız; sonunda yine Ona döneceğiz. Bakara Sûresi, 2:155-156.
[145]ölüm
[157] imkânsızdır, olamaz
[158] sona ermeğe, yokluğa
[164] sonsuz kalınacak azab yerine (cehennem)
[165] gerçeği gören
[175] belirli
[186] cennetler bağına
[199] hakeder
[201]
[204] isteğinle, arzunla
[207] hayatının başından geçen halleri
[208] sonsuz feyiz ve bolluk sahibi Allahd
__________________



уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
2 yıl sonra ilk elçi Haberci Siyaset Meydanı 0 09-13-2008 03:00
7 ay sonra barıştılar Yaso Magazin & Dedikodu 0 08-21-2008 02:24
3 yıl sonra Yaso Magazin & Dedikodu 0 08-13-2008 02:39
50 yıl sonra google Yaso Komik Yazılar 0 06-23-2008 09:03
12 yıl sonra yargılanacak PHoeNiX Siyaset Meydanı 0 02-15-2008 02:15


Şu Anki Saat: 21:37


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows