Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > Dini Bölüm > Dini Konular > Dinimiz ve Diğer Dinler

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil
Okunmamış 12-24-2009, 21:55   #1
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.914
Thanks: 0
Thanked 5 Times in 5 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart Islam dininde mezhepler, tarikatlar

İSLAM DİNİNDE
MEZHEPLER, TARİKATLAR






GİRİŞ


İnsanlık tarihi iki otoritenin, siyasi ve dini otoritenin birbiriyle mücadele tarihidir. Bu mücadelede kimi zaman siyasi otorite dini otoriteye, kimi zamanda dini otorite siyasi otoriteye egemen olmuştur. Siyasi otorite, dini otoriteye egemen olduğunda dini otoritenin yaptırımını da kullanarak egemenliğini pekiştirmiş, dini otorite siyasi otoriteye egemen olduğunda, aynı yöntemi bu sefer dini otorite kullanmıştır.

Ortaçağın Hristiyan ve İslam dünyasında halk bu otoritelerin çıkarlarına hizmet için var olan bir teba olarak görülmüştür. Günümüzün çağdaş değerlerinden yoksun olan halk, ne siyasi, otoriteyi ne de dini otoriteyi sorgulayabilmiştir. Siyasi ve dini otoritenin mutlak doğru olarak gösterdiklerine koşulsuz olarak itaat etmişlerdir.

Koşulsuz itaat eden halk kitlesini yönetme mücadelesi, ne siyasetin siyaset gibi ne de dinin din gibi yaşanamaması sonucunu doğurmuştur.

Özellikle insanlığın en hassas yönü olan, dini inançlar her dönemde, her koşulda, her yöntemle bir takım kişilerin çıkarlarına hizmet etmek amacıyla alabildiğine kullanılmıştır. Dini inançların, siyaset adamı veya din adamı, kisvesi altındaki bir takım kişilerin çıkarları uğrunda kullanılması, kullanılmaya çalışılması ve bu uğurda yapılan mücadeleler, dinlerin birtakım mezheplere ve tarikatlara ayrılması sonucunu da beraberinde getirmiştir.


HRİSTİYANLIKTAKİ OTORİTE MÜCADELESİ VE MEZHEPLERİN ORTAYA ÇIKIŞI

Hristiyanlığın Kudüs’te ortaya çıkması ve hızla yayılmasına karşı Roma İmparatorluğu önce bu dini yasaklamış ve Hristiyanları sıkı takip altına almışken daha sonra bu dine engel olamayacağını anlayan imparator Konstantin, 313 yılında yayınladığı Milano Fermanı ile Hristiyanlığı resmen tanımıştır. Bundan amaç Roma İmparatorluğu’nu parçalayabilecek bir sürecin önüne geçmek ve onu kontrol altına almaktır.

Hristiyanlığın üç yüz yıllık uygulanmasında ortaya çıkan bazı teolojik anlaşmazlıkların önüne geçebilmek ve temel bazı teolojik kurallar koyabilmek, kiliseleri başıbozukluktan kurtarıp ciddi bir organizasyona tâbi tutabilmek için İmparator Konstantin tarafından 325 yılında Hristiyan aleminin ilk ökümenik (evrensel) “Konsil”i (uyulması zorunlu dinsel kurallar koymak amacıyla din adamlarınca yapılan toplantı) İznik’te toplandı. Bu konsilde; Hristiyanlığın günümüzde de pek çoğu uygulanmaya devam eden temel kuralları konuldu. Çok değişik İncil metinleri arasından dördü (Matta, Luka, Markos, Yuhanna) incil olarak tespit edildi. Ayrıca kilise organizasyonu açısından Roma İmparatorluğu üç bölgeye ayrılarak bu bölgelerdeki kiliseleri yönetmek amacıyla Apostolik kökenli (havariler tarafından kurulmuş) Roma, İskenderiye ve Antakya kiliseleri Ökümenik Patriklik Statüsüne yükseltildi.


Kiliseler üzerinde egemenlik kurarak dini otoriteyi siyasi otoriteye katkı sağlamak amacıyla kullanmak isteyen İmparator Theodosius, o dönemde İmparatorluk merkezi olan İstanbul’da bulunan Fener Episkoposluğu’nu, 381 yılında İstanbul’da toplanan Konsile, baskı yaparak Ökümenik Patriklik statüsüne kavuşturdu. Ancak bu karar Roma, İskenderiye ve Antakya kiliselerince kabul edilmedi. Bunun üzerine imparatorlukta büyük karışıklıklar çıktı.

Theodosius’un izinden giden imparator Marcian, 451 yılındaki Kadıköy Konsilinde kendisinin hazırladığı 28 maddelik karar tasarısını zorla kabul ettirerek, Fener Patrikhanesini Hristiyanlık dünyasının tek merkezi haline getirdi. Bu kararı Roma, İskenderiye ve Antakya kiliseleri tanımadı. Bunun üzerine İskenderiye ve Antakya Kilisesi yerle bir edildi ve binlerce insan öldürüldü.

Bu dönemde Roma İmparatorluğu batı ve doğu olarak ikiye bölündüğü için Doğu Roma (Bizans) İmparatorları Roma Kilisesine bir şey yapamadılar. Roma kilisesi, daha sonra bağımsızlığını ilan ederek 325 yılında oluşturulan Hristiyan birliğinden ayrıldı. Roma İmparatorlarının, dini otoriteyi egemenlik altına almaya çalışmaları, Hristiyanlığın, Katolik ve Ortodoks olmak üzere iki mezhebe bölünmesine sebep oldu.

Ortaçağda Batı Roma İmparatorluğunun parçalanması, Feodalitenin yani siyasi otoritenin çok zayıf olduğu bir sistemin ortaya çıkması sonucunu doğurdu. Bu ortamda Avrupa’daki tek dinsel otorite olan Roma Kilisesi yani Vatikan, Siyasi otoriteye tam olarak hakim oldu. Dinsel dogmalar veya din kuralı gibi uygulanan kurallar kilisenin, devlet ve toplum yaşantısına tam olarak egemen olmasını sağladı. Hristiyanlık ve Avrupa Karanlık Çağı yaşamaya başladı. Bu dönemde Kilisenin pek çok derebeyinin topraklarına el koyması siyasi otoriteyi iyice zayıflattı.

15. Yüzyılda Almanya’da ortaya çıkan Martin Luther topraksız kalmış Alman prenslerinin, yani siyasi otoritenin de desteğini arkasına alarak Kilise egemenliğine bayrak açtı. Onun başlattığı hareket Avrupa’da kısa sürede yayılarak ayrı bir mezhebin yani Protestanlığın ortaya çıkışını sağladı. Dini ve siyasi otoritenin kavgası böylelikle Hristiyan dünyasının Katolik, Ortodoks ve Protestan olmak üzere üç mezhebe bölünmesine yol açtı.


İSLAMİYETTEKİ OTORİTE MÜCADELESİ, MEZHEPLER VE TARİKATLARIN ORTAYA ÇIKIŞI
İslamiyette Hz.Muhammet’in ölümünden sonra “Dört Halife Dönemi” adı verilen bir dönem yaşanmıştır. Hz. Muhammet, Peygamber olması nedeniyle dini bir liderdir. Ancak ortada bir devlet vardır ve bu devletin yönetilmesi söz konusudur. Bu açıdan bakıldığında Hz.Muhammet aynı zamanda bir devlet başkanıdır yani siyasi bir liderdir.

Onun ölümünden sonra devleti yönetecek bir lider gereklidir. Bu lideri sahabe, yani peygamberin yakın arkadaşları seçecektir. Bu lidere de Halife ünvanı verilecektir. Halifeler Hz. Muhammet gibi hem dini hem de siyasi lider değildir. Tanımlama yapılacak olursa dini otoriteyi de kullanan siyasi lider denebilir.


Hz.Muhammet’ten sonra Hz.Ebubekir ve Hz.Ömer döneminde liderlikle ilgili bir sorun yaşanmamıştır. Her iki halife de peygamberle aynı aileden, Haşimi ailesinden gelmektedir. Haşimi ve Ümeyye, ailesi İslamiyetten önce Mekke’ye hakim olan Kureys Kabilesinin, Mekkeyi yönetmek için birbiriyle sürekli mücadele halinde olan iki ailesidir. Hz.Ömer’in ölümüyle yerine Ümmeyye ailesine mensup Hz.Osman’ın geçmesi ve kendi ailesini kayıran uygulamalar yapması, İslamiyetten önceki siyasi çekişmeleri yeniden su yüzüne çıkarmıştır.

Bu huzursuzlukların bir sonucu olarak Hz.Osman’ın bir suikast sonucu öldürülmesi ve yerine geçen Hz.Ali-nin bu cinayeti aydınlatmada gerekli çabukluğu gösterememesi, Ümeyye ailesine mensup olan Şam Valisi Muaviye tarafından gerekçe olarak gösterilecek ve Muaviye kendisini halife ilan edecektir. Böylelikle İslam Devletinde iki halife ortaya çıkacaktır.

Hz.Ali ve Muaviye’nin dini liderlik değil, siyasi liderlik (Halifelik) mücadelesi iki tarafın ordularını Sıffin Savaşında karşı karşıya getirmiştir. Yapılan savaşta kesin bir sonuç alınamayınca sorunun Hakemler tarafından çözülmesine karar verilmiştir. Hakem olayında Muaviye’nin hakemi Amr İbnül As’ın, Ali’nin hakemi Ebu MusaEl Eşariyi kandırması iki tarafı tekrar savaş durumuna getirmiştir. Hz.Ali-nin daha fazla kan dökülmemesi için kuvvetlerini geri çekmesi üzerine iktidar mücadelesi bir çözüme kavuşturulamamıştır. Ali, Basra’da Halifelik yaparken Muaviye, Şam’da Halifeliğini sürdürecektir.

Bir süre sonra iki lidere de yapılan suikastten Muaviyenin sağ çıkması ve Ali’nin ölmesi üzerine tek bir halife kalacaktır. Muaviye’nin Ali’nin oğulları olan Hasan ve Hüseyin’e kendi ölümünden sonra Halifeliğin kendilerine geçeceğine dair verdiği sözü tutmayıp oğlu Yezit’i Velihat ilan etmesi anlaşmazlıkları tekrar su yüzüne çıkaracaktır.

Yezit’in Halife olduktan sonra Hz.Hüseyin’i Kerbelada öldürttürmesi İslam’daki bölünmeyi net bir şekilde ortaya çıkaracaktır. Muaviye taraftarları ve onun soyundan gelenlerin egemen oldukları bölgelerdeki insanlar, kendilerini Ehl-i Sünnet veya Sünni, Hz.Ali’nin soyundan gelenlerin ve Basra, İran ve Horasanda yaşayan insanların ise Ehl-i Şia yada Şii olarak adlandırmasıyla, islam dini ikiye bölünecektir. Kısacası Hz.Muhammet’in ölümüyle ortaya çıkan siyasi liderlik mücadelesine din kisvesi büründürülmesi, İslam dininin bölünmesine, Sünnilik ve Şiilik adı verilen iki mezhebin ortaya çıkmasına sebep olacaktır.

Daha sonraki yüzyıllarda değişik din adamlarının İslam dinini şekil ve esas açısından farklı niteliklerde yorumlamaları sonucu Sünnilikte, Hanefilik, Hambelilik, Malikilik ve Şafiilik,

Şiilikte ise Caferilik, İsmailiye Zeydilik ve İmamilik gibi alt mezhepler ortaya çıkacaktır.

Sünni mezheplerle Şii mezhepler arasındaki en belirgin fark, İmanın altı şartı (Meleklere İman, Kitaplara İman, Peygamberlere İman, Ahiret Gününe İman, Kadere İman, Hayır ve Şer'in’Allahtan geldiğine İman) dışında Şiilerin on iki imam’a iman etmeleridir. Şiilere göre on bir imam gelmiş ve Şiiliğin temel öğretisini oluşturmuştur. On ikinci imam ise (İmam-ı Gaib) henüz gelmemiştir. On ikinci imam , Mehdi (Kurtarıcı) olarak beklemektedirler. Aradaki fark şekilde değil, özde olduğu için yani teolojik bir fark olduğu için Sünniler tarafından Şiilik reddedilmektedir.

Mezheplerin öğretilerinin yayılması için zamanla çok değişik bölgelerde açılan Tekkelerde yetişen binlerce din adamı kendi mezhepleri içinde kendi yorumlarını ortaya koymuş ve böylelikle “Tarikat” adını verdiğimiz din örgütlenmeleri ortaya çıkmıştır. Bunların başlıcaları şunlardır. :

SÜNNİ TARİKATLAR Şİİ TARİKATLAR
Eş’arilik Batınilik
Maturidilik Haşhaşilik
Halvetilik Bektaşilik
Ahilik Dürzilik
Bayramilik Hurufilik
Celvetilik Hüsnilik
Cemalilik Karmatilik
Cerrahilik Kazerunilik
Kadirilik Mudarilik
Kalenderilik Nusayrilik
Melamilik Vasililik
Nakşibendilik
Ticanilik
Şazelilik


Başlıca sayılan bu tarikatların her biri, onlarca alt tarikata bölünmüştür. Örneğin Şazelilik kendi içinde Arifilik, Bekrilik, Cezulilik, Fuadililik, Gazilik, Madavilik, Mustailik, Mürsilik, Nasırilik, Raşidilik, Şerefilik, Vefailik ve Zekurilik gibi on üç alt tarikata bölünmüştür.

Tarikat ve tekke örgütlenmesi, şeyh ile tarikat mensubu mürit arasında, şeyh’e koşulsuz itaat esasına dayanan bir yapılanmadır.

Şeyh mutlak doğruları söyleyen, mutlak doğruları yapan, mutlak itaat edilmesi gereken muhterem bir kişidir. Şeyh asla hata yapmaz. Müritin görevi olgunluk düzeyine yükselene kadar bir takım eziyetlere, çilelere katlanmaktır.

Örneğin tarikatlardan birine girecek olan kişi tarikatın bir üyesi olana kadar üç yıl dokuz gün şu görevleri yapmak zorundadır. 40 gün dört ayaklı hayvanların bakımı 40 gün süpürge işi, 40 gün su çekme, 40 gün yatak serme ve kaldırma, 40 gün odun kesmek, 40 gün yemek pişirmek, 40 gün alış veriş yapmak, 40 gün dervişler meclişine hizmet etmek. Bu görevlerin bitiminden sonra üç yıl dokuz gün tamamlanana kadar bu işler baştan başlayarak tekrar edilir.

Buradan da görüleceği gibi tarikat örgütlenmesi bünyesine alacağı bir kişinin öncelikle kişilik özelliklerini yok edecek, düşünmeden, araştırmadan koşulsuz itaat eden müritler yaratmayı amaçlamaktadır. Bu süreçten geçen bir kişi, Şeyhinin ve tarikatın ileri gelenlerinin söylediklerini mutlak doğru olarak kabul edip verdikleri görevleri düşünmeden, tartışmadan, görüş öne sürmeden yapmaktadır.

Buna en belirgin örnek olarak Hasan Sabbah’ın Haşhaşilik tarikatı verilebilir. Hasan Sabbah’ın Alamut kalesinde yetiştirilen müritler, daha sonra kendilerine verilen görev doğrultusunda, öldürüleceklerini bile bile pek çok kişiye suikast yapmışlar ve Büyük Selçuklu İmparatorluğu döneminde dehşet saçmışlardır.
İsrail’de vücutlarına bağladıkları bombalarla insanların kalabalık olduğu yerleri havaya uçuran ve yüzlerce insanın ölümüne sebep olan Haimas miltanlarının

ve Almanya’da örgütlenmiş İslami Cemiyet ve Cemaatler Birliğinin başında bulunan Metin KAPLAN’ın verdiği direktif doğrultusunda kiraladıkları bomba dolu uçakla 29 Ekim 1998’de Anıtkabire intihar dalışı yapmayı planlayan militanların, organizasyon, amaç, yöntem ve uygulama açısından Hasan Sabbah’ın Müritlerinden hiçbir farkı yoktur.

Kısacası, Tarikat örgütlenmeleri, bir şeyhin mutlak güdümünde düşünme ve aklını kullanma becerisinden yoksun bırakılmış, şeyhinin her söylediğini mutlak doğru olarak kabul eden yaratıklar sürüsü yetiştirmeyi amaç edinmiş, İslam ve İnsanlık düşmanı oluşumlardır.



TÜRKLERİN İSLAMİYETE GİRİŞİ, AYRILIKLAR VE ANADOLU İSLAM ANLAYIŞI

Türkler, Sekizinci yüzyılın sonlarından itibaren İslam dinine girmeye başlamışlardır. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun kurulmasından kısa bir süre sonra da Tuğrul Bey döneminde Abbasi Halifesi Türklerin koruması altına girmiştir. Bundan sonra Türkler İslam dininin hem bayraktarlığını hem de korumalığını yapmışlardır.

Anadolu’ya göç eden Türkler göç yolları üzerindeki İslam mezheplerinden etkilenmişler ve bu mezheplere girmişlerdir. Genel bir değerlendirme yaparsak Anadoluda yerleşik hayata geçen Türkler daha çok sünni mezhepleri tercih etmişler, göçebe yaşayanlar ise islam dininin kurallarıyla, Türk gelenek ve göreneklerini kaynaştırarak Alevi İslam anlayışını ortaya çıkarmışlardır.

Türkler hangi mezhepten olurlarsa olsunlar İslam dinini geniş bir hoşgörü çerçevesi içinde ele almışlar ve bu çerçevede yaşamışlardır. Bu hoşgörüyü hem kendi dinlerinden olanlara hem de başka dinden olanlara alabildiğine göstermişlerdir. Gerek Sünniliği gerekse Aleviliği benimsemiş olan Türkler asla biribirleriyle çatışmaya girmemişlerdir. Anadolu’daki Sünni ve Alevi anlayışının iki somut oluşumu olan Mevlevilik ve Bektaşiliğin temel felsefesi, insan sevgisi ve hoş görüdür. Araplar daha dört halife döneminde İslamı siyasallaştırmışken Türkler toplum dokusunun güçlenmesinde önemli bir katkı olarak değerlendirmişlerdir.


YAVUZ SULTAN SELİM-ŞAH İSMAİL ÇATIŞMASI, HALİFELİĞİN OSMANLILARA GEÇMESİ VE İSLAMIN SİYASALLAŞMASI
16.yüzyılın başlarında İran’daki Safavi Devleti’nin başına geçen Şah İsmail, devletinin sınırlarını genişletmek ve Anadolu’ya hakim olmak için yoğun bir çalışma içine girecektir. Bu amacına ulaşmak için Şii İslam inancını bir kılıç gibi kullanacak ve Anadolu'da giriştiği propoganda faaliyetleriyle taraftar toplamaya çalışacaktır. Kısacası siyasi amaçlarına ulaşmak için halkın inancını siyasete alet edecektir. Osmanlı Devleti’nin geleceği açısından bu durumu çok tehlikeli gören Yavuz Sultan Selim, Şehzadeliği döneminde başlattığı mücadeleyi Padişah olduktan sonra da yoğun olarak sürdürecektir. Özellikle Alevi gruplar arasında faaliyette bulunan propogandacılar yakalanacak ve idam edilecektir. Çaldıran Seferi sırasında bu öldürmeler doruk noktasına çıkacaktır. Çaldıran Seferi ile Osmanlı Devleti’nin birliği pekiştirilecek ancak inançların siyasallaştırılması Sünni ve Alevi inancına sahip olan insanlarımızın zaman içinde biribirlerini hasım gibi görmelerini sağlayacak süreç te başlamış olacaktır.

Özellikle Yavuz’un Mısır Seferiyle Halifeliğin Osmalılara geçmesiyle birlikte zaman içinde köklü Türk Devlet Gelenekleri yerine Abbasi devletinin din merkezli devlet yönetim sistemi Osmanlı devlet yönetimine hakim olmaya başlayacaktır.

Alınan kararların ve yapılan uygulamaların din kurallarına uygun olup olmadığı konusunda fetva verme yetkisine sahip olan Şeyhülislamların devlet yönetimindeki etkinlikleri zaman içinde artacaktır. Bu dönemde Osmanlı devleti yönetimine Türkler yerine devşirmelerin getirilmesi köklü Türk Devlet Geleneğinin etkinliğini her geçen gün daha da azaltacaktır. Bu durum en belirgin olarak bilim ve eğitim, öğretim kurumlarındaki çöküşle kendini gösterecektir. Celali isyanlarının toplumsal sebeplerini araştırmak yerine buna medreselerde yeterince din eğitimi verilemediği tespiti yapılarak pozitif bilimlerin medreselerdeki öğretimi bir Şeyhülislam fetvasıyla yasaklanacaktır. Siyasi otorite, dini otoriteden yararlanılarak güçlendirilmeye çalışılırken dini otorite ve dini dogmalar her geçen gün siyasi otoriteyi kendi denetimi altına almıştır. Niteliksiz padişahların iş başına geçmesi, rüşvet ve iltimasla devlet yöneticilerinin gene niteliksiz kişilerce ele geçirilmesi çöküşü geri dönülemez noktaya getirmiştir.

Taasubun ve bağnazlığın hangi boyutlara ulaştığını aşağıdaki örnekler açıkça göstermektedir;
Savaş alanlarında ardarda yenilgiler alınması üzerine Padişah III.Mustafa Prusya Kralı Fredericht’ten uygun savaş zamanını yıldızlara bakarak tespit edecek olan müneccimler isteyecektir.

Ünlü astronom Takıyüddin’in Üsküdar’da kurmuş olduğu rasathane, devrin Şeyhülislamı tarafından “meleklerin bacaklarını seyrediyorlar” gerekçesiyle yıktırılacaktır.
Tanzimat’tan sonra açılan ortaokullarda,coğrafya derslerinde harita kullanılması “Allahın yarattıklarının tasvirini yapmak ve kullanmak günahtır” gerekçesiyle yasaklanacaktır.
Tanzimat döneminde Mustafa Behçet Efendi tarafından kaleme alınan sözde tıp kitabında “Suçlu bir kimseye bıldırcın dili yedirilirse, sorgu sırasında bütün suçlarını itiraf eder”

veya “Karnabahar tohumu dört sene sonra dikilse bu tohumdan şalgam ve şalgam tohumu dört sene sonra dikilse karnabahar çıkar” şeklinde saçma sapan ifadeler yer alacaktır.
Bu zihniyetle yönetilen Osmanlı Devleti’nin çöküsü sürpriz olmamıştır.




ATATÜRK REFORMLARI, DEVLET VE TOPLUM YAŞAMINA AKIL VE BİLİMİN EGEMEN OLMASI

Atatürk, Çağdışı bir devletin çağdışı toplum yapısını yaşayarak yetişmiştir. Böyle bir devlet ve toplum yapısıyla hiçbir şey yapılamayacağını daha okul sıralarındayken anlamıştır. Başarılı meslek yaşamı, milletine önderlik etme fırsatını kendisine tanıyınca, özellikle siyasi bağımsızlığı sağlayıcı mücadeleyi, yani Türk Kurtuluş Savaşını başarıyla sonuçlandırmış, ardından çok daha zor olan toplumsal dönüşüm hareketini başlatmıştır.

Öncelikle, toplumsal dönüşümü sağlamanın ön koşulu olan çağdışı saltanat rejimi kaldırılmış, Cumhuriyet ilan edilmiş ve halifeliğin kaldırılmasıyla siyasi altyapı hazırlanmıştır.

Ardından 3 Mart 1924 tarihinde, fetvalar aracılığıyla devlet ve toplum yapısını dinsel dogmalara uygun hale getiren, Şeriye ve Evkaf Vekaleti kaldırılarak devlet ve toplum yapısını laikleştirmenin temeli atılmıştır. Çağdışı eğitim kurumları kaldırılarak, Eğitim ve Kültür alanında ard arda büyük atılımlar yapılmıştır. Türk toplumunu çağdışı kılan uygulamalar birer birer kaldırılarak çağdaş topluma giden yolun önü açılmıştır. Hukuk sistemi baştan sona pozitif hukukun gerekleriyle donatılmıştır. “Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir.” Felsefesiyle, devlet ve toplum yaşamına egemen olan kuralların akla ve bilime dayandırılması demek olan Laiklik, bir yaşam tarzı olarak benimsenmiştir.

“Ben size hiçbir dogma, hiçbir nassı katı, hiçbir donnuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir. Aklın ve bilimin rehberliğini kabul edenler, manevi mirasçılarım olurlar” sözüyle akıl ve bilim temeliyle kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” gençlere emanet etmiştir.


KARŞI DÖNÜŞÜM HAREKETİ VE TÜRK MİLLETİNİ ÇAĞ DIŞINA SÜRÜKLEME ÇABALARI
Cumhuriyet Dönemiyle beraber Atatürk, dini otoriteyi, siyasi otoritenin egemenliği altına almaya çalışmamış, dini, otorite olmaktan çıkararak insanların vicdanına bırakmıştır. Yasal ve Anayasal düzenlemelerle halkın dini duygularının istismar edilmesinin önüne geçilmiştir.

Türkiye’de çok partili döneme geçişle birlikte çok farklı siyasi düşünceler, belli bir program çerçevesinde siyasi parti örgütlenmeleri içinde temsil edilmeye başlanmıştır. Parti programlarıyla halkın karşısına çıkıp iktidar için oy isteyen siyasi partiler, zaman içinde kendi parti programlarında ve söylemlerinde dini motiflerden yararlanmaya başlamışlardır. Halkın dini duygu ve düşüncelerini istismar ederek siyasi çıkar sağlamaya çalışan politikacılar bu uğurda Atatürk döneminde alınan önlemleri, yasalara aykırı bir biçimde yaptıkları uygulamalarla etkisiz hale getirmeye çalışmışlardır. Siyasi çıkar uğrunda, Cumhuriyetin ilk döneminde kapatılan ve yer altına inen tarikatlar, bu konudaki yasalar hiçe sayılarak meşru hale getirilmeye çalışılmış , hatta bu tarikat şeyhleriyle oy pazarlığına girişilmiştir. Bu uğurda tarikat ileri gelenleri Meclise seçilmiş, hatta siyasetin üst kademelerine kadar yükselebilmiştir. Din, siyasete alet edilirken, gerek devlet ve gerekse toplum yaşantısında dinsel motifler ön plana çıkarılmıştır. Din istismarına çanak tutan, hatta bunu bizzat yapan siyasi partiler iktidara geldikleri dönemlerde, devlet kadrolarına kendi yandaşlarını yerleştirmek için ellerinden gelen bütün gayreti göstermişlerdir.



Aydın din adamı yetiştirmek amacıyla açılan imam Hatip Okullarının niteliği değiştirilerek sayıları arttırılmış ve adeta belli bir siyasi düsüncenin yeşerdiği alanlar haline getirilmiştir. Buradan yetişen gençlerin, Eğitim Fakülteleri ile Siyasal Bilimler Fakültelerinin Kamu Yönetimi bölümü ve Hukuk Fakültelerine girmeleri özendirilmiş ve geleceğin öğretmen, Kaymakam, Vali, Hakim ve Savcıların kendi düşüncelerinden olmaları için gerekli altyapı hazırlanmıştır.

Tarikat örgütlenmesine büyük önem verilmiş, bizzat bazı devlet görevlilerinin koruma ve gözetimi altında tüm ülke çapına yayılmıştır. Camilerde, resmi ve denetim dışı Kuran Kurslarında İmam Hatip Okullarında, dini vakıf ve derneklerde, özel pansiyon ve yurtlarda, medrese adı verilen yasadışı, gizli eğitim kurumlarında, yurtiçi ve yurt dışında açılmış özel okullarda belli tarikatların söylem ve öğretileri gencecik beyinlerimize belletilerek adeta militan yetiştirilmiş ve bu faaliyetler tabana yayılarak, devletin siyasetin ve toplumun dinselleştirilmesi çalışmalarında önemli mesafeler alınmıştır.

Kendi nesillerini yetiştirme doğrultusunda, “amaca giden her yol mübahtır prensibinden hareketle, Cumhuriyet’e, laik toplum yapısına, laik ve demokratik sitemin kurucusu olan Atatürk ve onun mücadele arkadaşlarına, her türlü yalan ve iftira ile saldırmaktan kaçınmamış hatta bunu, mücadelelerinin en başta gelen gereği saymışlardır.
Türk toplumunu milletten ümmete, çağdaşlıktan çağ dışılığa, aydınlıktan karanlığa sürüklemek için büyük gayret sarfetmişler, insanların kafasına “din” adına, dinle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir yığın safsatayı sokmaya çalışmışlar ve bunda önemli başarılar elde etmişlerdir.

Örneğin Nakşibendilere göre kadın saptırıcıdır, erkeğe göre ektir, duygularının geçici isteklerinin esiridir,kadın eli sıkılmaz, kadınla konuşulmaz, kaçınılmaz bir durum sonucu konuşulursa onun yüzüne bakmakla doğru değildir, kötü eğilimlere yol açar. Kadınla karşılaşınca öne, yere bakmak gerekir. Yolda kadının önde erkeğin arkada yürümesi şeytana uymaktır. Kadın kesinlikle örtünmelidir. Gerekmedikçe dışarı çıkmamalıdır. Kadını kocası dövebilir, Kadın yalnızca Kur’an dinlemeyi ve okumayı öğrenmelidir. Kadının evinin dışında bir görevi ve işi olamaz.

Bir kızda, kadınlık belirtileri görülmeye başlayınca evlendirilmelidir. Evlendirilmezse bir takım sapmalara ana babaya karşı dik başlılık etmeye yol açar. Nakşi olmayana kız verilmez ve Nakşi olmayandan kız alınmaz. Zekat, sadaka ve kurban ancak Nakşibendiler için hizmet veren kişi ve kurumlara verilmelidir. Nakşibendiliğe aykırı davrananlar suçludur. Suçlular şeyhin emriyle başı kesilerek öldürülmelidir. Kan akmalıdır ki toprak suça tanıklık etsin. Radyo, telefon, televizyon ve sinemadan uzak durulmalıdır. Giyim kuşam şeklini şeyh belirler. Erkeklerin alta şalvar ,üstte cübbe giymeleri ve sarık sarmaları zorunludur. Gömlek giyildiğinde yakasız gömlek tercih edilir ve beden hatlarını ortaya çıkarıp kadınlarda şehvet uyandırmamak için gömlek şalvarın içine sokulmaz. Kadını kendisiyle evlenmesi yasak olmayan bir kimse ile el sıkışırsa el zinası yapmış sayılır. Herhangi bir mekanda bir erkekle göz göze gelmek göz zinasıdır. Bir erkekle bir kadının konuşması dil zinasıdır. Erkek elinin değdiği iç çamaşırlarını giyen bir kadın zina yapmış sayılır. Bu nedenle giysilerin kadın elinden çıkması gereklidir.

Nakşibendiliğin bir kolu olup, daha sonra kendi mecrasında gelişen bir diğer tarikat da Nur tarikatı veya Nurculardır. Tarikat ismini Said-i Nursiden alır. Said-i Nursi tarafından kaleme alınan 130 civarında risale, Nur öğretisinin temelini oluşturur. Yukarıda belirttiğimiz. Nakşibendilerin benimsedikleri esasları aynen benimserler. Gizli olarak açtıkları medreselerde, Said-i Nursinin hemen tamamı dinle ilgisi olmayan, saçma sapan bilgileri öğrencilerine öğretirler.

Nurculara göre Said-i Nursi yüceltilmesi gereken adeta peygamberlerle eşdeğer bir kişiliktir. Said-i Nursi için kullanılan “Muhterem Üstadım efendim hazretleri, bülbül-ü bağıstan-ı Kur’an, eyyülhel üstad-ül muhterem, üstad-ı ekremin efendim hazretleri” hitabı sanırım bunun örneğidir.

Said-i Nursi risalelerin bir güç tarafından kendisine yazdırıldığını yani bir bakıma peygamber olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmektedir. “Artık senelerce ilim tahsili için koşup yorulmaya ve vilayet yollarında kırk sene seyahat etmeye ihtiyaç kalmadı. Aziz arkadaşımız gözünü aç,gerçeği bu yakın zamanda risale-i Nur’da bulacaksın, evet aziz üstadımız (bir sene risaleleri ve bu dersleri kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir alimi olabilir) müjdesini ve tesellisini insanlığa vermek ancak size nasip olmuştur” gibi özlü sözlerle Nur risalelerini yüceltmektedir.

Nur risalelerinde pek çok konunun yanında “Din kitapları asırlardır haber verdiği halde ilim adamlarının çözemedikleri bir gerçek vardır ki o da, 7 kat arştır. 7 kat arştan maksat, Dünya, Merih, Erendiz, Sekendiz, Uranus, Neptün, Piliton gezegenleridir. Erendiz arş-ı âzamdır, dördüncü kat sema olan Sekendiz, cennettir, Piliton’un uyduları olan sitreyi münteha, güneşin kürsi, arzı tilek ve çulpan ise cehennemdir”

veya “3000 sene sonra, Türkiye’de yazlar soğuk kışlar ise sıcak olacaktır” gibi önemli (!), derin (!) bilimsel tespitlerde bulunulmaktadır.

Said-i Nursi-ye göre “Nur risalelerini okuyan kişi, okuduğundan hiçbir şey anlamasa da bu risalelerin şahs-ı manevisi sayesinde alim olmuş sayılır.”
21 nci yüzyılın eşiğinde insanlarımız böyle saçma sapan öğretilerle akıl ve bilim ekseninden uzaklaştırılmaya ve ortaçağ Avrupasındaki karanlığa mahkum edilmeye çalışılmaktadır.




SONUÇ

Atatürk’ün açmış olduğu Aydınlanma Çağında Türk milleti önemli mesafeler katetmiştir. Akıl ve bilimi temel alan bir nesil yetiştirilmiştir. Bu nesil, 21 nci yüzyıl Türkiye’sinin mimarı olacak bir nesildir.

Ancak, Türkiye’de bunun yanında bilerek yada bilmeyerek çok büyük bir hata yapılmıştır. Bu hata çağdaş, bir neslin karşısında değişik kurum ve kuruluşlarda yetiştirilen bağnaz bir nesil çıkarmak olmuştur. Bu iki nesil, birbirinin tez ve antitezidir.

Bu iki neslin uzlaşması imkansızdır. Cumhuriyet Türkiye’sinde demokrasinin ve çağdaş devletin imkanlarından ve ortamından yararlanarak yetiştirilen, kul ve mürit özelliklerine sahip nesil, mutlaka ve mutlaka gün gelecek kendi inandırıldıkları rejimi oluşturmak için çağdaş kadrolarla açık bir çatışma içine girecektir. Bu çatışmayı inançlarının bir gereği saymaktadırlar. Devlet, kendini yıkabilecek potansiyel tehlikeyi kendi eliyle oluşturmuştur. Bu kesimin en büyük ve en etkili silahı din istismarıdır. Din istismarı ile büyük kitlelerin harekete geçirilebilmesi, yaşanan örneklerden de görüldüğü üzere mümkündür. Bu tehlikenin görülememesi veya savsaklanmasının en önemli sebebi, olayın bir inanç meselesi olarak değerlendirilmesidir. Hatta bu doğrultuda demokratik ve çağdaş bazı aydın ve devlet adamları bu kesimle uzlaşma arayışı içine girmişlerdir.

Ancak unutulmaması gereken bir şey vardır. Demokratik ve çağdaş nitelikli insan tartışabilir, görüşlerinde düzeltme yapabilir, uzlaşma uğrunda bazı tavizlerde bulunabilir. Dogmatik nitelikli insan ise asla uzlaşamaz. Uzlaşmaması inandığı dogmaların kaçınılmaz sonucudur. Uzlaşma bir takım tavizleri gerektirir. Oysa bu tipte bir kişi taviz verdiği anda, inançlarının gereklerine aykırı hareket ettiğine inanır. Günahkar hatta kafir olduğuna inanır. Bu nedenle uzlaşmaya çalışan çağdaş aydın sadece karşı tarafa taviz verir ve kendi kendini aldatır.

Türk insanını ve Türk toplumunu bu inanç cellatlarının elinden kurtarmanın en etkili yolu gerekli toplumsal ve siyasal iradeyi gösterip onların yöntem ve teknikleriyle en iyi mücadele yöntemini, yani hukuku kullanmak ve insanlarımızın inançlarına konan ipoteği kaldırmaktır. Onları çağdışı eğitim ve öğretim olanaklarından yoksun bırakmak, çağdaş eğitim kurumlarında düşünen, sorgulayan, aklını kullanma becerisiyle azami donatılmış nesiller yetiştirmektir.

Türk insanının kendi geleceğine yönelik önünde iki terchi vardır.Çağ dışı dogmalara mahkum,ümmetçilik esasına dayalı,şeyhinin söylediklerine koşulsuz itaat eden,kul ve mürit olmayı erdem sayan,bir kişinin veya grubun güdümünde yönetilen çağ dışı bir toplum mu olacaktır?

Yoksa, Atatürkçü Düşünce Sistemi’ni,çağdaş ve evrensel değerleri benimsemiş,Atatürk Milliyetçiliği’ne bağlı,aklı ve bilimi temel hareket noktası alan,laik ve demokratik bir toplum mu olacaktır?... Türk insanının engin sağ duyusuyla gerçek yolu yani Atatürk’ün gösterdiği akıl ve bilim yolunu seçeceğine inancımız tamdır.
__________________



Tüm bölümlerimize yetkili alımları başlamıştır başvurmak için aşağıdaki linke tıklayınız


Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap
Okunmamış 03-12-2010, 05:14   #2
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 4
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0
kamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud of
Standart

Bismillahir Rahmanır Rahim

Bir müslümanın bilmediği bir konuda yanlış bir bilgiyi doğru olarak vermesi haramdır.
öncelikle mezhebin ne olduğunu tam olarak araştırılmalı ve anlaşılmalıdır.
Din bir felsefe olamaz. Felsefe İnsan oğlunun Kendi Aklı ile oluşturduğu bir kavramdır. Din ise Allha'ın İnsan oğluna gönderdiği ve emrettiği yaşam biçimidir.
İnanç meselesi insan hayatında çok ağır bir yük ve sorumluluktur ve insanların doğru yolu bulabilmesi farz dır. çünkü; insan oğlu kendi maneviyatında kendine karşı dürüst olduğu zaman doğru yolu bulabilecek irade ve zekaya sahiptir.( Allah kimseyi vermediği nimetten sorumlu tutmaz ve insan olarak sahip olduğumuz en büyük nimet Akıldır)

Mezhepler islamın Hayata geçirilmesinde Kur'an'a bağlı olarak coğrafi ve kültürel farklılıklara göre dörk farklı açıklama ve H.Z. Muhammed (S.A.V)'in Sünneti yani hayatı ve öğretileri ile açıklanması ve uygulanması şeklidir ve Kur'an'ın dışına çıkılmadığı müddetçe bu farklılıklar bir sorun teşkil etmez ve bu da İslamiyetin İnsanlar için kolaylaştırılabileceğinin bir Delilidir ki, Allah(C.C) bize taşıyamayacağımız bir yükü vermez.
peşin Hükümlü olup kendi kendinize varacağınız Sonuçlardan kaçınmazı ve esaslı bir araştırma yapmayı tavsiye ederim.
mezhepler arasında çelişkiler yoktur sadece farklılıklar vardır ki mezhepler de vardır.

hazır çelişkiden söz etmişken; Ölüm bile H.Z. Ali (R.A.)'ı namazından ayıramadı. Mademki H.Z. Ali(R.A.) namaz kılarken katledildi. neden Aleviler namaz kılmaz? hani hazreti Ali'nin Yolundan gidiyorlardı? bu enbüyük çelişki değilmi ?
gerçek bir inanan hayatı pahasına kendi inancından vaz geçmez. namaz İsalamın temel farzlarından biridir ve terk edilmesi sözkonusu olamaz sonucu ölüm olsabile.

saygılarımla.

Konu kamil2121 tarafından (03-16-2010 Saat 02:19 ) değiştirilmiştir.
kamil2121 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap
Okunmamış 03-12-2010, 10:41   #3
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 33
Mesajlar: 21.060
Thanks: 4
Thanked 7 Times in 7 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

allah razı olsun kamil kardeş konu içeriğini değişiyorum hemen aydınlattın için çok teşekkür ederim hakkını helal eyle
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap
Okunmamış 03-12-2010, 10:45   #4
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 33
Mesajlar: 21.060
Thanks: 4
Thanked 7 Times in 7 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

konu değiştirilmiştir uyarıların için tşk ederiz kardeş
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap
Okunmamış 03-14-2010, 00:33   #5
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 4
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0
kamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud of
Standart

Allah cümlemizden razı olsun...
Çağımız biligi çağıdır ve bilgi çağında en büyük silah insanlara yanlış bilgi enjecte etmektir. çağımız akılların karıştırıldığı ve bulandırıldığı bir çağdır.
Tarih boyunca İslamiyet(Allah'ın insanlara indirdiği bütün dinler) kendi içinde oluşturulmak istenen hata ve yanlışlarla mücadele etmiş ve bu müdale Gayrı müslimlerle verilen mücadelelerden fazladır.
her seferinde islamiyet, hurafeler ve yanlış yorumlamalar ile yeterince bilgi sahibi olmayan insanları kendi amaç ve gayeleri doğrultusunda yönlendirmek isteyenlerin hedefi haline gelmiştir. bilindiği üzere Aziz Pavlos( ST.Poul- St.paulos) adında bir şahısın kendini H.Z.İsanın Elçisi olarak tanıtması ile gerçek incili değiştirip kendine göre bir incil yazıp din adamlarına dağıtmasıyla Hiristiyanlık saptırılmıştır.
Günümüzde Aynı durum, Kendini dolaylı yoldan H.Z. Muhammet (S.A.V)'in elçisi olarak İlan eden Sahte din adamları tarafından yapılmaktadır. Bu şahısların en ucuz numarası ise H.Z. Muhammed'i rüyalarında görüp insanlara mesajını iletmesi hilesidir.
Fakat ne mutlu ki Allah Kur'an-ı Kerimin Değiştirilemeyeceğini söylemiş olmasıdır.
değerli arkadaşlar Kur'an'ın ilk ayeti (Alak Suresi) derki;
OKU YARADAN RABBİN ADIYLA OKU.....
biz müslumanlar olarak aldığımız ilk Emir budur bu Emre uyarsak hiçbir sorun ve yanlış anlma olmaz.
fakat bu sadece Kur'an okumak değildir. gerçek anlamda okumak ve Gerçek anlamda Gerçek Çağdaş insan olmak için.
saygılar.

Konu kamil2121 tarafından (03-14-2010 Saat 00:59 ) değiştirilmiştir. Sebep: açıklama
kamil2121 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap
Okunmamış 03-14-2010, 01:03   #6
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 33
Mesajlar: 21.060
Thanks: 4
Thanked 7 Times in 7 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

allah razı olsun kardeşim
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap
Okunmamış 03-16-2010, 03:01   #7
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 4
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0
kamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud ofkamil2121 has much to be proud of
Standart Mükemmel (kölelik) sistem

Bilindiği üzere, Allah(C.C.)'ın yer yüzüne yaşatılmak amacı ile gönderdiği Adelet ve hukuk sistemi tamamen anlaşılması,uygulanması kolay ve Adil bir sistemdir. İnanan insanlar olarak kabullenebileceğimiz tek bir sistem vardır o,da Allahın yarattığı Sistemdir yani İslamiyet.
dünya tarihine Baktığımız zaman insan oğlunun yer yezünde hakim olması için ürettiği bütün sistemler zamanla bozunup yok olmuştur.
Bu sistemlerin en adil sayılanı belkide Kominizimdir. yaygın inanışla kominizm şöyle tarif edilir." iki ineğiniz varsa, ineği olmayan komşunuza bir ineğinizi sizden alıp komşunuza verirler." fakat işin en can alıcı noktasını kimse merak etmez! "İneğimi benden alıp komşuma verenlerin kaç tane ineği vardır?"
Bu sorunun cevabını aslında Eski sosvyetler birliği'ne bakınca hemen anlarız. çünkü eski Sovyetler Birliği Kızıl ordu subayları şu anda Dünyanın en köklü ve en zengin mafyası konumundadırlar. ve diğer bir canlı örneği de şu anda Çin Halk Cumhuriyeti'nde yaşanmaktadır.
Sevgili dostlar İnsan oğlunun yazdığı bütün yönetim sistemleri tamamen kölelik sistemine dayanmaktadır. kaşıkla verip kepçe ile Almaktadır. Bu sistemler kendi yaşamlarını sürdürebilmek için sürekli kendilerine köle yetiştirmek zorundadırlar. köle yetiştirme daha çocukluk yıllarında başlar, İnsanlara ilkel ve yapay bir milliyetçilik duygusu aşılama ile başlar.
Amarikan çocuğu daha İlk öğretimine başlar başlamaz Amerikalı olmanın dünyadaki en ayrıcalıklı insan olması anlamına geldiği kendisine anlatılır ve bu duygu gerek T.V. gerek Sinema gerek textil( amerikan bayraklı , I love NYC, basmalı elbiseler ve hatta iç çamaşırları vb.... ve ayrıca sonradan oluşturulmuş Kutsal anlamlar yüklenmiş özel günler, yıl başı, şükran günü, kurtuluş günü, amerikanın keşfi vesaire) gerek gıda ve akla gelebilecek her yerde, Amerikayı Seviyorum, Amerikan Rüyası, demokratik Amerika, fırsatlar Ülkesi.... gibi yapay olgular insanlara enjekte edilir ve köle haline getirilir.
İsanlara Köle olmayı sevdirirler, kölelik artık sevilen bir yaşam tarzı haline getirilmiştir. bazende Loto'larla efendiliğe yakın bir mertebeye ulaşma hayali de kurdururlar.
efendiler kimlerdir ; efendiler mahkemelerde jüriyi korkutup yargıca rüşvet vererek Adam öldürdüğü veya öldürttüğü halde hiç ceza almayanlardır. işçisini 12 saat çalıştırıp kendisi sadece tatil yapanlardır.
borsada trilyonları kovalayıp ihaleleri kapanlardır. film çekenler, haber sunanlar, kitap yazanlar, gezete basanlar, ......... silah satıp müslümanları katıl ve maktül haline getirenlerdir.
işin En Kötü tarafı ise bu örneğin sadece Amerikaya Ait olamadığı ve Adı demokrasi, özgürlük, krallık, faşizim, sosyalizm, kominizm....vb ne olursa olsun en adil görünen sistem bile köleliğin ta kendisidir.
İnsanlık için en Adil sistem Sadece Sonsuz adalet Sahibi Yüce Allah'ın insanlara Emrettiği sistemdir ve tek kurtuluş onda yani İslam'dadır.
saygılarımla.

kamil2121 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap
Okunmamış 03-16-2010, 09:40   #8
Moderator
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 1.373
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
Sevgi is on a distinguished road
Standart

kamil2121 arkadasim emegine saglik cok guzel bilgiler vermissin Allah indinde din islamdır bu dogru ister hindu ol ister cinli ister afrika kokenli sana sorulacak soru hangi din üzerine öldün.
Sevgi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap
Cevapla

Bookmarks

Tag Ekle
alevilik, çelişkiler, mezhepler, mezheplerdeki, namaz, ve, İslami

Hızlı Cevap
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın

Mesajınız:
Seçenekler


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kitaplardaki Alevilik mahkemelik Haberci Yurttan Haberler 0 10-02-2008 03:35
Incildeki çelişkiler 2 уυѕυƒ Dinimiz ve Diğer Dinler 0 09-27-2008 15:54
Incil Deki çelişkiler уυѕυƒ Dinimiz ve Diğer Dinler 0 09-27-2008 15:39
Namaz (Namaz Hocası ve Dini Bilgiler) уυѕυƒ Dini Programlar 0 04-11-2008 19:17
Incil Deki çelişkiler Korax Dinimiz ve Diğer Dinler 0 03-14-2008 19:18


Şu Anki Saat: 07:15


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2016, Jelsoft Enterprises Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628