Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-03-2008, 15:10   #1
нüzüη
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 29
Mesajlar: 3.916
Tecrübe Puanı: 716
нüzüη has a reputation beyond reputeнüzüη has a reputation beyond reputeнüzüη has a reputation beyond reputeнüzüη has a reputation beyond reputeнüzüη has a reputation beyond reputeнüzüη has a reputation beyond reputeнüzüη has a reputation beyond reputeнüzüη has a reputation beyond reputeнüzüη has a reputation beyond reputeнüzüη has a reputation beyond reputeнüzüη has a reputation beyond repute
Standart Duanın kabul olması için

Duanın kabul olması için
Dua istemek demektir.Aç bir kimsenin,iştahlı olduğu bir zamanda yiyecek istemesi gibidir.Allahü teala mümın suresi 60.ayetinde mealen
Dua ed,niz kabul ederim isteyiniz,veririm buyuruyor.
Duanın kabul olması için şartlar vardır.Dua edenin müslüman olması,Ehli sünnet itikadında bulunması,haram işlemekden bilhassaharam yemekten içmekten sakınması,farzları yapması,5 vakit namazını kılması,ramazan oruçlarını tutması,zekat vermesi,Allahü tealadan istediği şeyin sebebini öğrenip bunu araması lazımdır.Allahü teala fer şeyi bir sebeple yaratmaktadır.Bir şet istenince o şeyin sebebini gönderir ve o sebebe tesir ihsan eder.insan bu sebebi kullanıp o şeye kavuşur.Kadızade merhum Feraid kitabında buyuruyorki:
Dua,Allahü tealaya yalvararak muradını istemektir.Allahü teala dua eden müslümanı çok sever,dya etmeyene gadab eder.Dua müminin silahı ve dinin temel direklerinden biridir.Yerleri gökleri aydınlatan nurdur.Dua gelmiş olan dertleri belaları giderir.
Bana halis kalp ile dua ediniz.böyle duaları kabul ederim.mealindeki ayeti kerimeden anlaşılıyorki dua etmek namaz ,oruç gibi ibadettir.
Allahü teala her şeyi sebeple yaratmakta nimetlerini sebeplerin arkasından göndermektedir.Zararları,dertleri def için ve faydalı şeyleri
vermek içinde dua etmeyi sebep yapmıştır.Peygamberler hep dua ettiler veümmetlerinede dua etmelerini emrettiler.Duadan önce günahlara pişman olup tövbe etmeli,istiğfar okumalı.sadaka vermeli,imanı Ehli sünnet alimlerinin bildirdiklerine göre düzeltmeli,duanın kabul olacağına inanmalı,güvenmeli,iki dizi üzerinde kıbleye karşı oturup,önce hamd ve salavat okumalıdır.Kabul olmadı diyerek ümidini kesmemelidir,kabul oluncaya kadar,uzun zaman tekrar etmelidir.
İslam alimlerinin çoğuna görede duayı inkar eden kafir olur.Kuranı kerime inanmamış olur.Dua ile istenilen şey,ya kabul olunup dünyada veya ahirette verilir.veya günahın affedilmesine sebep olur.Allahü teala kulunun yalvarmasını ister.Dua ihtiyacı gideren,saadete kavuşturan kapının anahtarıdır.Bu anahtarın dişleri helal lokmadır.Kabul ettiği halde istenileni vermeyi geciktirerek duanın sevabının çok olmasını ister.Duayı hiç olmazsa 7 kere tekrar etmelidir.Rahat ve huzur zamanında çok dua edenindert ve bela zamanlarındaki duaları çabuk kabul olur.
Netice olarak,duanın kabul olabilmesi için Peygamberleri ,evliyaları ve salih kulları vesile etmeli ağıza nideye dikkat etmelidir.Ali ramiteni Hz. buyuruyorki günah işlememiş bir dil ile dua edinizki kabul olsun.

Borçtan kurtuluş duası

Sual: Borçtan ve fakirlikten kurtulmak için bir dua var mıdır? CEVAP: “Şu duâyı okuyan fakirlikten kurtulur” demek, o duâ kabul olmuşsa, ona bir çalışma kapısı açılır veya ummadığı yerden rızka kavuşur demektir. Hastalığı için duâ eden de şifaya sebep olan ilaca veya başka bir sebeple sıhhate kavuşur. Bir kişi borçlu olsa ve vermek azminde olsa, Allahü teâlânın yardımı onunla berâberdir. Çalışmak rızkı artırmaz. Çalışmak sebebe yapışmaktır. Hazret-i Lokman (Çalış, kazan! Çalışmayıp muhtaç olanın dini ve aklı noksandır) buyurdu. Rızık için endişe etmemeli! Çünkü (Her canlının rızkı Allaha aittir) buyuruldu. Birkaç hadis-i şerif meali:
(Rızık için üzülme, takdir edilen rızık seni bulur.) [İsfehani]
(Akrabasını ziyaret edenin, görüp gözetenin, ömrü uzun, rızkı bol olur.) [İ. Ahmed]
(Sabah uykusu rızka manidir.) [Beyheki]
(Rızka kavuşan çok hamd etsin! Rızkı azalan istiğfar etsin!) [Hatib] (Hamd, Elhamdülillah, İstiğfar, Estağfirullah demektir. İstiğfar etmek, günahların affına sebep olan hayırları yapmaktır.)
(Eve girerken İhlas suresini okuyan, fakirlik görmez.) [T. Kurtubi] (Eshabı kiramdan hazret-i Süheyl, bu tavsiyeye uyarak eve her girişte İhlas suresini okumuş ve zengin olmuştur. [İslam Ahlakı])
(Her gece Vâkıa suresini okuyan fakirlik görmez.) [İbni Asakir ]
(Sıkıntıya düşen veya borçlanan, bin kere “La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) [Şir’a]
Her zaman yemekten önce ellerini yıkayan fakirlikten kurtulur. (İslam Ahlakı)
Çocuklarının geçimi için sıkıntı çeken birine, Peygamber efendimiz, (Neden istiğfar etmiyorsun? Ben günde yüz defa istiğfar ederim) buyurdu. Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlık, fakirlik, çocuksuzluktan şikâyette bulunuldu. Hepsine de istiğfar etmesini söyledi. Sebebi sorulunca, şu mealdeki âyetleri okudu:
(Çok affedici olan Rabbinize istiğfar edin ki, gökten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullar ile yardım etsin, sizin için bahçeler, ırmaklar versin.) [Nuh 10-12]
İstiğfar edileceği zaman yüz defa (Estağfirullah min külli mâ kerihallah. Estağfirullahel azîm ellezî lâ ilahe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyh) demeli ve manasını düşünmelidir! Manası şöyledir:
(Ya Rabbi, razı olmadığın, beğenmediğin şeylerden neler yapmışsam hepsini affet, yapmadıklarımı da yapmaktan koru. Kendisinden başka ilah bulunmayan hay, kayyum ve azim olan Allaha istiğfar eder, günahlarıma pişman olup Ona sığınırım.) [Azim, zatı ve sıfatları kemalde, Hay, ezelî ve ebedi bir hayatla diri olan, Kayyum, zatı ile kaim olan, yarattığı her şeyi varlıkta durduran demektir.]
Borçtan kurtulmak için şu duayı okumalı: (Allahümme ekfini bihelâlike an haramike ve agninî bi fadlike ammen sivâke) [Yâ Rabbî, helâlle yetinip, haramdan sakınan ve beni fazlınla senden başkasına muhtaç olmaktan müstağni eyle.] (M. Rabbani)
Peygamber efendimiz, (Ya Muaz, şu duayı okursan, dağ gibi borcun olsa da, Allah ödetmeyi nasip eder) buyurdu. Al-i İmran suresinin 26. âyeti okunduktan sonra, şu dua okunur:
Ya Rahmâneddünyâ vel âhireti ve rahimehümâ tu’ti minhümâ mâ teşâü ve temne’u mâ teşâü ferhamni rahmeten tugni bihâ an rahmeti men sivâke. Allahümmekdi anni deyni. (Hakim)





Esnemek ve salevat-ı şerife
Sual: Esnemeyi durdurmak gerekir mi? Bir duası var mıdır?
CEVAP: Esnemek mekruhtur. Esnemek midenin dolu olmasından ve bedenin ağırlaşmasından meydana gelir. Dudağı ısırarak mani olmaya çalışmalıdır. Böyle yapamayan, sol elin arkası ile ağzını kapatmalıdır. Üç hadis-i şerif meali:
(Allahü teâlâ esnemeyi sevmez.) [Buhari]
(Esnerken ağzınızı kapatın.) [Müslim]
(Esnemek şeytandandır.) [Buhari]
Her esneme şeytandan değildir. Yorgunluk, uykusuzluk gibi hallerde de sinirsel esnemeler olur. Peygamberler esnemekten mahfuzdur. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki:
Esnemeyi def etmenin çaresi, Peygamberlerin hiç esnemediklerini hatırlamaktır. Peygamber efendimizin de esnemediğini hatırlayıp hemen salevat getirmektir. Kuduri rahmetullahi aleyh, (Biz bunu defalarca tecrübe ettik ve doğruluğunu gördük) buyuruyor. Ben de tecrübe ettim ve doğru olduğunu gördüm. (Redd-ül muhtar)



Duâ ederken

Allahü teâlâ, Kuran-ı kerimde (Duâ edin, kabûl edeyim) buyuruyor. Hadis-i şerifte de, (Rabbiniz, hayâ ve kerem sahibidir. Kulları ellerini kaldırıp bir şey istedikleri zaman, onların ellerini boş çevirmekten hayâ eder.) buyuruyor. O halde, duânın kabûl edileceğinden şüphe etmemeli, şartlarına riayet edilip edilmediğinden şüphe etmelidir. Allahü teâlâ, nimetlerini çeşitli sebeplerle göndermektedir. Mesela belâları def etmek, faydalı şeyleri vermek için duâyı sebep kılmıştır. Duâların kabûl edilmesi için de bazı şartlar vardır. Bu şartlara riayet etmeden duânın kabûl edilmesini beklemek uygun olmaz. Çünkü hadis-i şerifte, (Çalışmadan duâ eden, silahsız harbe giden gibidir.) buyuruldu.
Önce çalışmak, sonra duâ dinin esası!
Kabûl edilir ancak, çalışanın duâsı!
Duânın kabûl edilme şartlarından bazıları şöyledir:
1- İtikadın düzgün olması. Sapıkların, mezhepsizlerin, duâları kabûl olmaz. Hadis-i şerifte, (Bid’at ehlinin duâsı ve ibâdetleri kabûl olmaz.) buyuruldu. Ayet-i kerimenin, duânın tesir edebilmesi için, okuyan ve okunan kimsenin buna inanması ve okuyanın itikadının düzgün olması, Allah rızası için okuması, kul hakkından sakınması, haram yememesi ve karşılığında ücret istememesi şarttır.
2- Farzları yapıp haramlardan sakınmalıdır! Hadis-i şeriflerde, (Duânın kabûl olması için helal lokma yiyin!), (Haram yiyenin duâsı kabûl olmaz.), (Haramdan sakının, çünkü bir lokma haram yiyenin kırk gün duâsı kabûl olmaz.) buyuruluyor.
3- Gafletten uzak, uyanık kalb ile yalvararak duâ etmelidir. Hadis-i şerifte, (Allahü teâlâya yalvararak edilen duâ kabûl olur.) ve (Kabûl edileceğine inanarak duâ edin! Allahü teâlâ, gafletle yapılan duâyı kabûl etmez.) buyuruldu.
4- Duâya, euzü besmele, Allahü teâlâya hamdü sena ve Resulüne salâtü selamla başlamalı, sonunu da böyle bitirmelidir! Hadis-i şerifte, (Duâ ederken önce Allahü teâlâya hamd et ve bana salevat getir, sonra duâ et!) buyuruldu. Peygamber efendimiz, duâya başlarken, (Sübhane Rabbiyel aliyyil alel vehhab) derdi.
Peygamber efendimiz, duâ eden birisine, (Acele ettin. Duâ ederken önce Allahü teâlâya layık olduğu şekilde hamd et, sonra bana salevat getir, sonra duâ et!) buyurdu. Duâya şöyle başlamalıdır: Elhamdülillahi Rabbilalemin esselatü vesselamü ala resulina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmain.
Önce günahlara tövbe etmek, istigfar okumak, sadaka vermek, duânın kabûl olacağına inanmak, iki diz üzerine kıbleye karşı oturmak, duâyı üçten fazla söylemek, kabûl olmadı diye ümit kesmemek, kabûl olana kadar uzun zaman tekrar etmek gerekir!
5- Allahü teâlânın Esma-i hüsnası ile duâ etmelidir. Hadis-i şerifte, (İsm-i azamla edilen duâ kabûl olur.) buyuruldu. Şu duâlarda ism-i azam olduğu hadis-i şeriflerde bildirilmiştir:
Ve ilahüküm ilahün vahid, la ilahe illa hüverrahmanürrahim. Allahü la ilahe illa hüvel hayyül kayyum. Ya bediassemavati vel erdı, Ya zel-celali vel ikram.
Hadis-i şerifte, (Yunüs aleyhisselamın balığın karnında ettiği duâyı okuyup, onunla duâ edenin duâsı kabûl olur.) buyuruldu. Yunüs aleyhisselamın duâsı şudur: (La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin.)


Duânın kabûl olması için

Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimde (Duâ edin, kabûl edeyim) buyuruyor. Hadis-i şerifte de, (Rabbiniz, hayâ ve kerem sahibidir. Kulları ellerini kaldırıp bir şey istedikleri zaman, onların ellerini boş çevirmekten hayâ eder.) buyuruyor.
Duânın kabûl edileceği ayet-i kerime ve hadis-i şerifle bildirildiğine göre, (Duâlarım kabûl olmuyor) demek doğru değildir. Çünkü cenab-ı Hak, duâ edenin ellerini boş çevirmeyeceğine göre, ya günahları affolur veya kendisine gelecek bir belâ önlenmiş olur. Yahut duâsı ahirete tehir edilir. Yani duâsının karşılığını ahirette alır. Allahü teâlâ, kıyamet günü dünyada duâsını hemen kabûl etmediği kuluna, (Sen dünyada iken duâ etmiş idin, şimdi o duâna karşılık olarak şu sevabları veriyorum.) buyuracak, o kadar çok sevab verecek ki, o kimse, (Keşke dünyada hiçbir isteğim kabûl edilmeseydi de, bugün onların karşılıklarını görseydim.) diyecektir. Hadis-i şerifte, (Duâ eden, üç şeyden hali değildir: Ya günahı affolur veya hemen hayırlı karşılığını görür, yahut ahirette mükâfatını alır.) buyuruldu. Bir başka rivayette ise, (Bir sevap yazılır) buyuruldu.
İstenilen şeyin olmaması, duânın kabûl olmadığını göstermez. Onun için duâya devam etmelidir! Duânın kabûlünün gecikmesinin başka sebepleri de vardır. Hadis-i şerifte, (Mümin duâ edince, Allahü teâlâ, Cebraile, “Ben onu seviyorum, isteğini hemen yerine getirme!” Facir, [günahkar] duâ edince de “Ben onun sesini sevmiyorum. İsteğini hemen yerine getir.” buyurur.) buyuruldu. Şu hâlde, duânın kabûlünün gecikmesi zararlı değildir. Duâ etmeyi ganimet bilmelidir.
Duânın kabûl olması için bazı hususlara da dikkat etmek gerekir. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(Siz, kabûl edileceğine yakınen inanarak, Allaha duâ ediniz. Allahü teâlâyı unutarak, gafletle edilen duâ kabûl olmaz.)
(Kızını fâsıkla evlendirenin duâsı kabûl olmaz.)
(Emr-i marufu bırakırsanız duâlarınız kabûl olmaz.)
(Duânın kabûl olması için helal lokma yiyin! Haram yiyenin duâsı kabûl olmaz.)
(Bir lokma haram yiyenin kırk gün duâsı kabûl olmaz.)
(Çok sadaka verin ki duânız kabûl edilsin.)
(Duâsının kabûl olmasını isteyen, darda kalanı ferahlandırsın!)
(Gece uyanan, Allah’ı tesbih eder ve Ondan mağfiret dilerse, o kulun geçmiş günâhları mağfiret olunur. Şayet o kimse abdest alır, namaz kılar ve duâ ederse, duâsı kabûl olur.)
(Üç kişinin duâsı kabûl olmaz: Kötü yoldaki hanımını boşamayan, alacak ve borcuna şahit tutmayan [senet yapmayan], malını sefihlere veren. Allahü teâlâ “malınızı sefihlere vermeyin” buyuruyor.) [Sefih, malını rastgele harcayan kimse.]
(Sıkıntılı anında duâsının kabûl edilmesini isteyen, rahat iken çok duâ etsin!)
(Allahü teâlâ buyurdu ki: Kibretmeyen, gününü Allahı anmakla geçiren, günahta ısrar etmeyip istiğfar eden, aç doyuran, garibi koruyan, küçüğe merhamet, büyüğe saygı gösterenlerin namazlarını ve duâlarını kabûl eder, istediklerini veririm.)
(Duâsının da kabûl olmasını isteyen sıla-i rahim yapsın.) [Yani akrabaları ziyaret edip onları görüp gözetsin]
(Duâ etme şevki gelen duâ ederse kabûl olur.)
(Bir kimse, acele edip de, “Ben duâ ettim de kabûl olmadı” demedikçe duâsı kabûl edilir.)

Sıkıntıdan kurtuluş için

Bir okuyucumuz, (Bir sinir hastamız var. Hep sıkıntılı ve huzursuzdur. Asabiyeciye gittik. “Açık yerlerde gezsin, teselli edici kimselerle konuşsun, ruhi tedavi için nasihat çok faydalıdır. Tıpta telkinle tedavi vardır. Böyle psikolojik hastalıklar için ilaçların yanı sıra duâ okumak faydalıdır.” dedi.) diyor. Evet, uzman doktorların tavsiyelerine uymak gerekir. Psikolojik hastalıklar için telkin iyi gelmektedir. Telkinle sağlam insana sıkıntı vermek mümkün olduğu gibi, sıkıntılı insanı da tedavi etmek mümkündür. Psikolojik hastalara, bir şeyler söyleyip, (Artık bir şeyin kalmaz, biraz gez.) dendiğinde hastanın daha huzurlu olduğu görülmüştür.
Vücudumuz, bize emanettir. Dinimiz onu iyi korumamızı emrediyor. Hastayı tedavi ettirmek gerekir. Tedavinin, hastalığın durumuna göre, ilaç ile sadaka vermek ile ve duâ ile yapılacağı bildirilmiştir. Tecrübe ile tesirleri kati olan, aşı, serum ve mikrop öldürücü ilaçları kullanmak farzdır. Yani Allahü teâlânın emridir. Tesiri kati olan ilaçlar, gıda gibi olup, ilaç almayıp ölmek günahtır. Peygamber aleyhisselam üç türlü ilaç kullanmıştır. Kur’an-ı kerim veya duâ okurdu. Fen ile bulunan ilaçları kullanırdı. Her ikisini karışık da kullanırdı.
Kur’an-ı kerimin ve duânın tesir etmesi için bazı şartların gözetilmesi gerekir. Okuyanın veya yazanın ve hastanın buna inanması, hastanın zararlı olan gıdalardan, şüpheli ilaçlardan perhiz etmesi, sıcaktan ve soğuktan sakınması gerekir. Okuyanın, itikadının bozuk olması, haram işlemekten, kul hakkından sakınması, haram ve habis şey yiyip içmemesi ve karşılık olarak ücret almaması şarttır. Hadis-i şerifte, (İlâç kullanmak da kaderdendir, Allahın izniyle fayda verebilir.) buyuruldu. Duâ da, ilaç gibidir. Allahü teâlâ dilerse tesir eder. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Duâ müminin silahı, dinin direğidir.)
(Duâsının kabûl edilmesini, sıkıntısının giderilmesini isteyen, sıkıntısı olana yardım etsin.)
(Allahü teâlâ, kendisinden istemeyene, duâ etmeyene gazab eder.)
(“La havle ve la kuvvete illa billah” okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdır.)
(Allahü teâlâ, istigfara devam edeni, her sıkıntıdan, her dertten kurtarır.)
(Sabah akşam İhlas ve iki Kuleuzüyü üçer defa okumak, bütün belâ, afet ve sıkıntıları giderir.)
(Evinde, Fatiha ve Ayet-el kürsi okuyana, o gün cin ve şeytan zarar veremez.)
(Sabah-akşam, üç defa “Bismillahillezi la yedurru measmihi şeyün fil erdi vela fissemai ve hüvessemiülalim” diyene hiçbir şey zarar veremez.)
(Allahü teâlâ, hergün sabah-akşam yedi defa, “Hasbiyallahü la ilahe illahü, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil-azim” diyenin dünya ve ahıret işlerine kâfidir.)
(Sıkıntılı veya borçlu bir kimse, bin kere “La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.)
(Bir yere gelen kimse, Euzü bikelimatillahi-ttammati min şerri ma haleka okursa, o yerden kalkıncaya kadar, ona hiçbir şey zarar veremez.)
Peygamber efendimiz, sıkılınca, (Ya hayyü ya kayyum birahmetike estagisü) derdi.
İmam-ı Rabbanî hazretleri, din ve dünya zararlarından kurtulmak için her gün beş yüz kerre “La havle vela kuvvete illa billah” okurdu. Okumaya başlarken ve okuduktan sonra yüzer kere “Salevat” getirirdi. Korkulu yerlerde ve düşman karşısında ve emin ve rahat olmak için Li ilafiyi okumalıdır. Tecrübe edilmiştir. Her gün ve her gece hiç olmazsa, on birer defa okumalıdır



Namazdan sonra duâ

Namazlardan sonra, okunması gereken belli duâ yoktur. Herkes ihtiyacına göre duâ eder. Hep aynı duâyı okumak da uygun değildir. Ne istediğini şuurlu olarak bilmek gerekir. Ne istediğinin farkında olmadan duâ etmek uygun olmaz. Belli şeyleri ezberleyip, şiir okur gibi duâ etmek mekruhtur. Duâ, uyanık kalb ile ve sessiz yapılmalı, duâyı yalnız namazlardan sonra ve belli zamanlarda yapmak da mekruhtur. Her fırsatta duâ etmelidir! Mesela şöyle duâ edilebilir:
Ya Rabbi, kıldığımız namazları kabûl eyle! Ahir ve akıbetimizi hayreyle! Son nefesimizde kelime-i tevhid söylememizi nasib eyle! Ölmüşlerimizi af ve magfiret eyle!
Allahümmağfir verham ve ente hayrürrahimin. Teveffeni müslimen ve el hıkni bissalihin. Allahümmağfir li velî valideyye ve lilmüminine vel müminat yevme yekumül hisab.
Ya Rabbi, bizi şeytan ve düşman şerrinden ve nefs-i emmaremizin şerrinden muhafaza eyle! Evimize iyilikler, hayırlı ve bereketli rızıklar ihsan eyle! Ehl-i İslâma selamet ihsan eyle! Din düşmanlarını kahr ve perişan eyle! Kâfirlerle cihad etmekte olan Müslümanlara imdad-ı ilahiyyen ile imdat eyle! Allahümme inneke afüvvün kerimün tuhibbülavfe fa’fü anni.
Ya Rabbi, hastalarımıza şifa, dertlilerimize deva ihsan eyle! Allahümme inni eselükessıhhate vel-afiyete vel-emanete ve hüsnelhulki verridae bilkaderi bi rahmetike ya erhamerrahimin.
Riyadan, nifaktan, şikaktan, her türlü hastalıktan, kazadan, belâdan, tembellikten, acizlikten, zelil olmaktan, zulüm görmekten, azdıran zenginlik ve azdıran fakirlikten, şeytan ve nefsin şerrinden, düşman galebesinden, kötü huydan, bid’at işlemekten, dalalete düşmekten, ihlassız amelden, her çeşit günahtan, küfre girmekten, erzeli ömürden, ölürken gelecek fitnelerden, dinimize, dünyamıza zarar verecek şeylerden bizleri koru!
Hakiki iman, güzel bir ahlâk, şükredici bir kalb, zikredici bir dil, kaza ve kadere rıza gösteren hayırlı bir ömür, az yemek, az uyumak, az konuşmak, az gülmek ve çok hizmet etmeyi, kabir azabından ve ahiret dehşetinden kurtulmayı, ömür boyu rızana uygun iş yapmayı, şehit olarak ölmeyi ve son nefeste ehl-i sünnet itikadına uygun bir iman ve tövbe nasib eyle.
Ya Rabbi, kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini, sevgine kavuşturacak amellerin sevgisini nasib eyle! İlmimizi, ihlasımızı, kabiliyetimizi artır, muratlardan, muhlaslardan olmamızı nasip eyle, cömert ve isar sahibi kullarından eyle.
Ana babamıza, evlatlarımıza, akraba ve ahbabımıza ve bütün din kardeşlerimize hayırlı ömürler ve güzel huy, akl-ı selim, sıhhat, afiyet rüşdü hidayet ve istikamet ihsan eyle ya Rabbi! Amin.
Velhamdü lillahi Rabbilalemin. Allahümme salli ala..., Allahümme barik ala..., Allahümme Rebbena atina... Velhamdü lillahi Rebbilalemin. Estagfirullah, estagfirullah, estagfirullah estagfirullahelazim elkerim ellezi la ilahe illa hu, elhayyel-kayyume ve etubü ileyh.
Kelimelerin açıklaması:
Riya: İki yüzlülük, Allahtan başkası için ibadet etme. Nifak: Münafıklık. Şikak: Uyuşmazlık. Nefs-i emmare: Kötülük yapmak isteyen nefs. Rüşdü hidayet: Doğru yolu arayıp bulma. İstikamet: Doğru yol. Kelime-i tevhid: La ilahe illallah sözü. Erzeli ömür: Başkalarına muhtaç olunan sıkıntılı ihtiyarlık dönemi. Murat: Seçilmiş kimse. Muhlas: Devamlı ihlas sahibi. İsar: Cömertlik, kendine ihtiyacı olmayan şeyleri vermek, isar ise, kendine gereken şeyleri vermektir. Yani başkalarını kendine tercih etmektir



Fakirlikten kurtuluş için

Dinimiz çalışarak kazanmayı emretmektedir. Hz.Ömer, (Çalışın, kazanın, çalışmadan rızık beklemeyin! Allahü teâlâ gökten para yağdırmaz) buyurdu. Hz. Lokman Hakim de, (Çalışmayıp muhtaç olanın dini ve aklı noksandır) buyurdu. Rızık için endişe etmemelidir! Kur’an-ı kerimde, (Her canlının rızkı Allaha aittir.) buyuruldu. Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Rızık için üzülme, takdir edilen rızık seni bulur.), (En güzel rızık, helale, harama dikkat edilerek alın teri ile kazanılandır.), (Çalışıp kazanmak her müslümana farzdır.), (İbadet on kısımdır, dokuzu çalışıp helal kazanmaktır.), (Cihad, sadece kılıç sallamak değildir. Ana babaya, evlada bakmak, kimseye muhtaç olmamak için çalışmak da cihaddır. Çalışıp kimseye yük olmayan mücahiddir.)
Şu duâyı okuyan fakirlikten kurtulur demek, o duâ kabul olmuşsa, ona bir çalışma kapısı açılır veya ummadığı yerden rızka kavuşur demektir. Hastalığı için duâ eden de şifaya sebep olan ilaca veya başka bir sebeple sıhhate kavuşur. Çalışmak rızkı artırmaz. Rızkı veren Allahü teâlâdır. Çalışmak sebebe yapışmaktır. Sebeplere yapışmak sünnettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Ömrüm uzun, rızkım bol olsun diyen, akrabasını ziyaret etsin, görüp gözetsin!), (Sabah uykusu rızka manidir.), (Allah korkusunu sermaye edinen, ticaretsiz, sermayesiz rızka kavuşur. Kur’an-ı kerimde, “Kim Allahtan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve rızkını ummadığı yerden gönderir” buyuruldu.), (Rızkı azalan istiğfar etsin!), (Eve girerken ihlas suresini okuyan, fakirlik görmez.), (Borçlu, bin kere “La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.), (Her gün yüz defa “La havle ve la kuvvete illa billah” diyen fakirlik görmez), (Her gece Vâkıa suresini okuyan fakirlik gelmez.)
Çocuklarının geçimi için sıkıntı çeken birine, Peygamber efendimiz, (Neden istiğfar etmiyorsun? Ben günde yüz defa istiğfar ederim.) buyurdu. Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlık, fakirlik, çocuksuzluktan şikayette bulunuldu. Hepsine de istiğfar etmesini söyledi. Sebebi sorulunca, Nuh suresinden şu mealdeki ayet-i kerimeleri okudu: (Çok affedici olan Rabbinize istiğfar edin ki, gökten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullar ile yardım etsin, sizin için bahçeler, ırmaklar versin.) [Nuh 10-12]
İstiğfar edileceği zaman yüz defa (Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) demeli ve manasını düşünmelidir! Manası şöyledir: (Kendisinden başka ilah bulunmayan hay, kayyum ve azim olan Allaha istiğfar eder, günahlarıma pişman olup Ona sığınırım.) [Azim, zatı ve sıfatları kemalde, Hay, ezelî ve ebedi bir hayatla diri olan, Kayyum, zatı ile kaim olan, yarattığı her şeyi varlıkta durduran demektir.]
Borçtan kurtulmak için, (Allahümme ekfini bihelâlike an haramike ve agninî bi fadlike ammen sivâke.) duasını okumalı. Her türlü tedbire rağmen, zengin olamayan da, hâline şükretmeli, fakirliğe sabretmelidir. Çünkü hadis-i şerifte (Fakirlik, dünyada kusur ise de, ahirette süstür.) buyuruldu. Bir kişi “Ya Resulallah! Vallahi seni seviyorum” dedi, bunu üç kere tekrar etti. Resulullah efendimiz, ona (Beni seven, fakirlik için bir zırh hazırlasın. Çünkü beni sevene fakirlik, dağın tepesinden inen selden daha süratli gelir.) buyurdu. Mal ne kadar çok olursa hesabı vardır, haramdan kazanılmışsa azabı vardır. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: (O gün, size verilen her nimetten sorguya çekileceksiniz.) [Tekasür 8]


Hasan Sezâi Efendi “kuddise sirruh”

Vefasız dünya...
Bu zât buyuruyor ki; (Duâ bir ibadettir,
Ve çok iyiliklerin gelmesine sebeptir.
“Duâ”, ikram etmektir bir nesneyi birine,
Bir Fâtiha göndermek, duâdır bu da yine.
Birine, az da olsa iyilik etsen şayet,
O da, bu iyiliğin altında kalmaz elbet.
Bir “Allah adamı”na, bir duâ etsen eğer,
O da sana misliyle yardım ve himmet eder.
Eğer Resûlullah’a bir duâ ve salevât,
Edersen, O da sana, yarın eder şefâat.
Yâni duâ etmekle bir din kardeşimize,
Onun kat kat fazlası döner ve gelir bize.
Allah’ın sevgilisi, eshabı kir.....,
Bâzan buyururdu ki; (Duâ ediniz bana.)
O zaman derlerdi ki; (Ey Allah’ın Habîbi,
Var mı ihtiyacınız, duaya bizim gibi?)
O buyurur idi ki cevabında eshâba;
(Sizler dua ederek kavuşun bu sevâba.
Faydası, edene mi, edilene mi olur?
Şimdi bilmeseniz de, o sonra belli olur.)
Yine bir sohbetinde buyurdu; (Ey cemâat,
İyi bir iş yapmadan, geçip gitti bu hayat.
Bilirdik bu dünyanın vefasız olduğunu,
Ve lâkin daha iyi anladık şimdi bunu.
Ölenleri görüp de, hiç ibret almıyoruz,
Pişman olup, gafletten yine uyanmıyoruz.
İstiğfar etmiyoruz hiç bir kusur, günaha,
Günahlar yığılarak, artıyor her gün daha.
Ne kitap ve sünnetten bir ders çıkarılıyor,
Ne ölüp gidenlerden bir ibret alınıyor.
Uzun yıllar beraber yaşadığı insanlar,
Şimdi toprak altında çürüyüp toz oldular.
Daha dün, onlar ile birlikte yaşarlardı,
Birlikte yiyip içer, gezip dolaşırlardı.
Şimdi, yerin altında çekilirler hesaba,
Belki birçokları da, dûçar olur azâba.
Hepsi günahlarına pişmanlık duyuyorlar,
(Keşke İslâm üzere yaşasaydık) diyorlar.
Bu fecî hallerini düşünelim onların,
Zîra aynı âkıbet, gelecek bize yarın.
Öyleyse şu geçici, birkaç günlük hayatta,
Günahlardan kaçınıp, bulunalım tâatta.
“Tavşan uykusu” ile, hayat sürmek ne gaflet,
Geçici lezzetlere aldanmak, ne felâket.
Allah’ın emrettiği amelleri yapalım,
O’nun yasak ettiği şeylerden kaçınalım.
Böylelikle kabir ve Cehennem ateşinden,
Kurtulabilmek için, çalışalım şimdiden.)


Pazar yazıları

Dua, mü’minin silahıdır sözü, hep doğru söyleyicinin (Sevgili Peygamberimizin) ümmetine öğütlediği, bütün iyiliklere kavuşma ve bütün kötülüklerden korunma yoludur.
Duada istemek, dilemek vardır. Yani kulluk... Kulluğun, acziyetin en güzel ifadesidir dua.
Dünya ve ahiret saadetini elde etmiş mutlu insanlara bakın, arkalarında mutlaka bir dua vardır. Ya, ana-baba duası almışlardır, ya hoca duası almışlardır; ya şunu ya bunu ama, mutlaka ciğeri yanmış bir mahlukun duası vardır üzerlerinde.
Dua, bütün benliğiyle Hakk’a yöneliş ve Hakk’tan isteyiştir.
Sevgililer sultanı, “Cenab-ı Hak, duada, duasında ısrar edenleri sever” buyuruyor.
Sadi-i Şirâzî: “Günahkar bir kul, ellerini açıp dua eder. Ancak, duası kabul edilmez. Kul, tekrar dua ve niyazda bulunur, yine kabul edilmez. Kul, üçüncü kez yakarışta bulununca; Cenab-ı Hakk: “Ey Meleklerim! Kulumun duasını kabul ettim ve istediğini verdim. Zira, ben, şanı Yüce olan Allah, kulumun ısrarla dua edip inlemesinden utanırım?” buyurur.
Sadi, devamla; “Allah’ın lütuf ve keremine bakın ki, günahı işleyen kuldur, fakat haya eden, utanan Allah’tır” der.
Hemen her ibadetin olduğu gibi, duanın da şartları vardır! Bir kere, dil ile kalp aynı frekansta olacaktır. Dil, yalandan ârî, ağız haram yememiş olacaktır. Bu hallerle bezenmiş olmak ise, neredeyse imkansızdır. Öyle ya; hangi dil vardır ki, yalan söylememiş olsun! Ve hangi ağız vardır ki, haram yememiş olsun!
Bu çetin hal, Ashab-ı Kiram tarafından, Peygamberler Peygamberine sual edilir. Rahmet Peygamberi müjdeyi verir: Birbiriniz için yapacağınız dua işte, bu kabildendir... Babanın evladına duası, Peygamberin ümmetine duası gibidir... Mazlumun duası reddolunmaz!..
Üzülerek ifade etmeliyiz ki, semanın kapıları ardına kadar açık olmasına rağmen (duanın kıblesi göklerdir), yerden yükselen dua neredeyse bulunmamaktadır! Yükselebilseydi bugün, müslümanlar (bütün dünyada bulunan), böylesine zillet içinde bulunmazdı. Evet, bugün yani Ahir Zaman’da müslümanların göz pınarları kurumuş, merhamet duyguları körelmiştir.
Moskof’un, Çeçen müslümanlarına yağdırdığı bombaları, her akşam televizyon ekranlarında seyrediyoruz. Nerede, İslam Alemi’nden dua ve yakarışlar? Seher vakti, yaş döken gözler, kan ağlayan kalpler hani nerede?!
Nerede, İslam kardeşliği?
İnilti ile hançereden çıkan ve göğü yalayan ateşten soluklar nerede?
Gök ehlini (melaike ordusunu) çağıran münadiler nerede? Rabbimiz, (Bana halis kalp ile dua ediniz! Böyle duaları kabul ederim) buyuruyor.
Tabii, bir de şu husus var sevgili okuyucularım:
İbrahim Ethem’den sordular ki, Allahü teâlâ (Ey kullarım! Benden isteyiniz! Kabul ederim, veririm) buyuruyor. Halbuki, istiyoruz, vermiyor? Cevap buyurdu ki, Allahü teâlâyı çağırırsınız, O’na itaat etmezsiniz. Peygamberini tanırsınız, O’na uymazsınız. Kur’an-ı Kerim’i okursunuz, gösterdiği yolda gitmezsiniz. Cenab-ı Hakk’ın nimetinden faydalanırsınız, O’na şükretmezsiniz. Cennetin ibadet edenler için olduğunu bilir, hazırlıkta bulunmazsınız. Cehennem’i asiler için yarattığını bilir, ondan sakınmazsınız. Babalarınızın, dedelerinizin ne olduğunu görür, ibret almazsınız. Ayıbınıza bakmayıp, başkalarının ayıplarını araştırırsınız. Böyle olan kimseler, üzerlerine taş yağmadığına, yere batmadıklarına, gökten ateş yağmadığına şükretsin! Daha ne isterler? Dualarının neticesi yalnız bu olsa yetmez mi?

Duâ almaya bakın!..

Evliyâ-yı kirâmdan, “Ubeydullah-ı Ahrâr”,
Çok duâ istemeyi, etmişti âdet, şiâr.
Buğday satın almıştı, o bir gün bir kimseden.
Ayrılıp gitti sonra, hiç duâ istemeden.
Üç günlük bir mesâfe gitmişti ki o fakat,
Duâ almadığını hâtırladı o sâat.
Dedi: (Eyvâh, ben ondan duâ talep etmedim.
Onun duâsındaydı belki de saâdetim.)
“Üç günlük” mesâfeden, geriye döndü yine.
Geldi buğday aldığı o köylünün evine.
Köylü onu görünce, suâl etti pür-telâş:
(Yoksa beğenmedin mi malımı ey arkadaş?)
Dedi: (Hayır beğendim, iyi çıktı buğdaylar.
Ve lâkin istemeyi unuttuğum bir şey var.)
(Nedir?) diye sorunca, dedi ki: (Birâderim!
Ben, gördüğüm herkesten, duâ talep ederim.
Lâkin senin duânı, unuttum istemeyi.
Yolda hâtırladım da hemence döndüm geri.)
Köylü, hayret içinde dedi: (Yâni şimdi sen,
Yalnız bunun için mi geldin hiç üşenmeden?)
(Evet, sırf bunun için) buyurunca o hazret,
Köylünün şaşkınlığı, fazlalaştı begâyet.
Ellerini kaldırıp, dedi ki: (Yâ ilâhî!
İhsan et, her ne ise bu kulun dileğini.)
Ânında kabûl oldu, onun bu hâlis sözü.
“Hâce Ubeydullah”ın açıldı gönül gözü.

Bu zat, bir sohbetinde buyurdu: Hayâ, edep,
Hayâtın her ânında, lâzımdır insana hep.
Vaktiyle bir talebe, yürürken yolda bir gün,
Öteden geldiğini fark etti bir büyüğün.
Durdu ve edebinden, yol verdi ihtiyâra.
O öne geçsin diye, çekildi az kenara.
Lâkin o ihtiyar da durdu ve dedi: (Ey genç!
Niçin yürümüyorsun, yol senin önce sen geç.)
Çocuk çok edebliydi, dedi ki: (Ey efendim!
Ben sizin önünüze nasıl geçebilirim?)
“Evliyâ”dan bir zâtmış meğerse o ihtiyâr.
Dönüp, o talebeye eyledi tek bir nazar.
O nazarla, çocuğa bir hâl oldu o anda.
Kalp gözü açılarak, evliyâ oldu o da.)






Duânın kabul olması için...

Duâ, istemek demektir. Aç bir kimsenin, iştahlı olduğu bir zamânda yiyecek istemesi gibidir. Allahü teâlâ, Mü’min sûresinin 60. âyetinde meâlen;
(Duâ ediniz, kabûl ederim) isteyiniz, veririm buyuruyor.
Duânın kabûl olması için şartlar vardır. Duâ edenin Müslümân olması, Ehl-i sünnet i’tikâdında olması, harâm işlemekten, bilhâssa harâm yemekten, içmekten sakınması, farzları yapması, beş vakit namâz kılması, Ramazân oruçlarını tutması, zekât vermesi, Allahü teâlâdan istediği şeyin sebebini öğrenip, bunu araması lâzımdır. Allahü teâlâ, her şeyi bir sebeple yaratmaktadır. Bir şey istenince, o şeyin sebebini gönderir ve bu sebebe tesîr ihsân eder. İnsan bu sebebi kullanıp, o şeye kavuşur. Kâdızâde merhum, Ferâid kitâbında buyuruyor ki:

Duâ mü’minin silâhıdır!..
“Duâ, Allahü teâlâya yalvararak murâdını istemektir. Allahü teâlâ, duâ eden Müslümânı çok sever, duâ etmeyene gadab eder. Duâ mü’minin silâhı ve dinin temel direklerinden biridir. Yerleri, gökleri aydınlatan nûrdur. Duâ, gelmiş olan dertleri, belâları giderir. Gelmemiş olanların da gelmelerine mâni olur.
(Bana hâlis kalb ile duâ ediniz! Böyle duâları kabûl ederim) meâlindeki âyet-i kerîmeden anlaşılıyor ki, duâ etmek, namâz, oruç gibi ibâdettir.
(Bana ibâdet yapmak istemeyenleri, zelîl ve hakîr yapar, Cehenneme atarım) meâlindeki âyet-i kerîme meşhûrdur.
Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratmakta, nimetlerini sebeplerin arkasından göndermektedir. Zararları, dertleri def için ve faydalı şeyleri vermek için de, duâ etmeyi sebep yapmıştır. Peygamberler hep duâ ettiler ve ümmetlerine de, duâ etmelerini emrettiler. Duâdan önce, günâhlara pişmân olup tövbe etmeli, istiğfâr okumalı, sadaka vermeli, îmânı Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olarak düzeltmeli, duânın kabûl olacağına inanmalı, güvenmeli, iki dizi üzerine kıbleye karşı oturup, önce hamd ve salevât okumalıdır. Kabûl olmadı diyerek, ümîdini kesmemeli, kabûl oluncaya kadar, uzun zamân tekrâr etmelidir. Harâm yememeli, harâm içmemeli, harâm şeyleri söylememelidir.”
İbni Hacer-i Mekkî hazretleri, Fetâvâ-i fıkhiyye kitâbında buyuruyor ki:
“İslâm âlimlerinin çoğuna göre, duâyı inkâr eden kâfir olur. Kur’ân-ı kerîme inanmamış olur. Duâ ile istenilen şey, yâ kabûl olup dünyada veyâ âhirette verilir. Yâhut, günâhın affedilmesine sebep olur. Allahü teâlâ, kulunun duâ etmesini, yalvarmasını sever. Duânın kabûl olmasının şartlarından biri, helâl yemek, helâl giymektir. Biri de, kalb ile, yanî gönülden istemektir. Hadîs-i şerîfte;
(Allahü teâlâ, çok duâ edenleri sever. Duâ edip, ümîdini kesmeyen, va’d olunan üç şeyden birine elbette kavuşur) buyuruldu.”
Yakûb bin Seyyid Alî hazretleri, Şir’a-tül-islâm şerhinde buyuruyor ki:
“Duâ ihtiyâcı gideren, saâdete kavuşturan kapının anahtarıdır. Bu anahtarın dişleri, helâl lokmadır. Duâ ederken, kalb uyanık olmalı, kabûl edileceğine inanmalıdır. Söylediğinden haberi olmayan gâfilin duâsı kabûl olmaz. Duânın kabûlü için acele etmemelidir. Duâya devâm etmeli, usanmamalıdır. Allahü teâlâ, duâ etmeyi ve duâ edeni sever. Kabûl ettiği hâlde, istenileni vermeyi geciktirerek, duânın ve sevâbının çok olmasını ister. Duâyı, hiç olmazsa, yedi kerre tekrâr etmelidir. Râhat ve huzûr zamânlarında çok duâ edenin, dert ve belâ zamânlarındaki duâları çabuk kabûl olur. Duâya başlarken, Allahü teâlâya hamd ve Resûlullaha salât ve selâm söylemelidir. Resûlullah efendimiz duâya başlarken;
(Sübhâne Rabbiyel aliyyil a’lel-Vehhâb) derdi.
Duâdan önce tövbe, istiğfâr etmeli, sonra bütün mü’minlerin sıhhat ve selâmetleri için duâ etmeli, her dileğini söyleyip, vermesini cân ve gönülden istemelidir. Kalbine gelen hayırlı şeyi istemeli, söylediğinin manâsını öğrenmelidir. Duâ, bir temennî olmamalı, istediği şeye kavuşturacak sebeplere yapışmalıdır. Sebeblere yapışmadan yapılan duâ, kabûl olmaz. Hadîs-i şerîfte;
(Çalışmadan duâ eden, silâhsız harbe giden gibidir) buyuruldu.

Sâlihleri vesîle etmelidir...
Abdest alıp, diz üstüne, kıbleye karşı oturup, elleri göğüs hizâsında ileri uzatıp, avuçları semâya karşı açıp, Peygamberleri ve evliyâyı vesile ederek, Onların hâtırı ve hürmetleri için istemeli, sonunda Âmîn demelidir.”
Hısn-ül-hasîn’de duâ âdâbını anlatırken;
“Duânın kabûl olması için, Peygamberleri ve sâlih kulları vesîle etmelidir. Buhârî’deki hadîs-i şerîfte böyle bildirildi” buyurulmaktadır.
Netice olarak, duânın kabul olabilmesi için, ağıza da, mideye de dikkat etmek lâzımdır. Ayrıca, Allahü teâlânın sevdiklerini vesile ederek duâ etmelidir. Alî Râmîtenî hazretlerinin buyurduğu gibi:
“Günâh işlememiş bir dil ile duâ ediniz ki, kabûl olsun



Bir dileği olanlar

Evlenmek isteyen veya evli olup da çocuğu olmayan kimse, sebeplere yapışmalıdır. İnsan, bir işin neticesinin iyi mi, kötü mü olacağını bilemez. Muhakkak şu işim olsun diye ısrar etmemeli, “Hayırlı ise olsun” demelidir. Kur’an-ı kerim ve duâ, şartları gözetilerek okunursa, fayda verir. Okuyanın ve hastanın buna inanması gerekir. Kur’an-ı kerimin her harfi şifadır, dileklere devadır. Allahü teâlâ, (Kur’an-ı kerim, müminler için şifa ve rahmettir.) buyuruyor. Çocuğu olmayan veya evlenmek isteyenler, şunları yapmalıdır:
1- İstigfar okumalı! (Malım çok, ama çocuğum olmuyor. Ne yapayım) diyen kişiye, bir sahabi istigfara devam etmesini söyledi. O da günde 700 defa istigfar okurdu. Nihayet on çocuğu oldu. Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlıktan, fakirlikten, çocuğunun olmadığından şikayette bulunuldu. Hepsine de istigfar etmesini söyledi. Sebebi sorulunca, Kur’an-ı kerimden üç ayet-i kerime okudu. Meali şöyle: (Çok affedici olan Rabbinize istigfar edin ki, gökten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullar ile yardım etsin, sizin için bahçeler, ırmaklar versin.) [Nuh 10-12]
Günde yüz defa istigfar
Çocuklarını idarede sıkıntı çeken bir sahabiye Peygamber efendimiz, (Neden istigfar etmiyorsun? Ben günde yüz defa istigfar ederim.) buyurmuştur. İstigfar edileceği zaman yüz defa (Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) demeli ve manasını düşünerek söylemelidir! Manası şöyledir: (Kendisinden başka ilah bulunmayan hay, kayyum ve azim olan Allaha istigfar eder ve günahlarıma pişman olup O’na sığınırım.) [Azim, zatı ve sıfatları kemalde, Hay, ezelî ve ebedi bir hayatla diri olan, Kayyum, zatı ile kaim olan, yarattığı her şeyi varlıkta durduran demektir.]
2- Dileğine kavuşmak için, iki rekat namaz kılıp, sevabını silsile-i aliyye denilen âlimlerin ruhuna hediye etmeli, bunların hürmeti için diye duâ etmelidir! Mesela, “Ya Rabbi, hayırlı bir çocuk nasip eyle” diye duâ ettikten sonra, “Bu duâmı silsile-i aliyye büyükleri hürmetine kabul eyle” demelidir! (Mekatib-i şerife)
Sabah ve yatsı namazından sonra silsile-i aliyyenin isimlerini, sonra Fatiha okuyarak ruhlarına gönderip, onları vesile ederek yapılan duâ kabul olur. Tecrübe edilmiştir.
3- Ayat-i hırz, usulüne uygun okunur ve yanında taşınırsa, murat hasıl olur.
4- Adakta bulunmalı! Mesela, (Bir çocuğum olursa veya evlenirsem, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasin okumak veya bir koyun kesmek nezrim olsun) deyince, bu dilek kabul olur. Tecrübe edilmiştir.
5- Duâ izinli okunmalı! M. Masum hazretleri buyurdu ki: (Bir hacetin hasıl olması için duâ okunurken, tesir etmesi, üstadın iznine bağlıdır.) Üstad vefat etmişse, kitabından öğrenip okumak da izin almak olur.
Hacet namazı
6- Hacet namazı kılmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allah’tan veya insanlardan bir isteği bulunan, güzelce abdest alıp iki rekat namaz kılıp, Allahü teâlâya hamd, Resulüne salevattan sonra şu duâyı okusun: (La ilahe illallah-ül-halim-ül-kerim. Sübhanallahi Rabb-il-arş-il-azim. Elhamdü lillahi Rabbil âlemin. Eselüke mucibati rahmetike ve azaimi magfiretike vel ganimete min külli birrin vesselamete min külli ismin la teda li zenben illa gafertehü vela hemmen illa ferectehü vela haceten leke fiha rıdan illa kadayteha ya erhamerrahimin)
Hacet namazı, 2, 4 veya 12 rekat olarak kılınır. Birinci rekatta Fatihadan sonra üç kere Ayet-el kürsi, diğer rekatlerde Fatiha ile birer kere İhlas ve Muavvizeteyn [iki kuleuzü] okunur.
Resulullah efendimiz, gözlerinin açılması için duâ etmesini isteyen bir âmâya, abdest alıp, iki rekat namaz kılmasını, sonra, (Allahümme inni eselüke ve eteveccehü ileyke bi-Nebiyyike Muhammedin Nebiyyirrahmeti sallallahü teâlâ aleyhi ve selleme, ya Muhammedü inni teveccehtü bike ila Rabbike fi haceti-hazihi, li takdıye-li, Allahümme feşeffihü fiyye) okumasını emretti Namaz kılıp duâ ettikten sonra, âmânın gözleri açıldı. Türkçe olarak şöyle duâ etmek de olur: (Ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi! Bu yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle! O’nun hurmetine duâmı kabul et!) Bu duâyı müslümanlar, her zaman okuyup maksatlarına kavuşmuştur. Bu duâları, kırk gün kadar okumak iyi olur




Duâ ederken

Kur’an-ı kerimde, (Duâ edin, duânızı kabul ederim), hadis-i şerifte ise, (Rabbiniz kerimdir, kendine açılan eli boş çevirmekten hayâ eder) buyuruldu. Fakat duânın kabul edilmesi için bazı şartlar vardır:
1- Duâya, Euzü Besmele, Allahü teâlâya hamdü sena ve Resulüne salâtü selam ile başlamalıdır! Peygamber efendimiz, duâya başlarken, (Sübhane Rabbiyel aliyyil alel vehhab) derdi. Allahü teâlâ, salevat-ı şerifeyi kabul eder. Duânın başı ve sonu kabul olunca, ortası da kabul olur. İki diz üzerine kıbleye karşı oturup, önce, günahları için istigfar okumalı, sadaka vermeli ve duâyı üçten fazla tekrar etmelidir!
2- İmanı doğru olmalıdır! (Bid’at ehlinin duâsı kabul olmaz) buyuruldu.
3- Farzları yapıp haramlardan sakınmalıdır! Bir hadis-i şerifte de, (Haram yiyenin duâsı kabul olmaz) buyuruldu. Hadis-i kudside de, (Kulum bana ancak farzları yapmakla yaklaşır, nafile ibâdetleri de yapınca, onu çok sever, her istediğini verir, imdadına yetişirim.) buyuruluyor. Ebu Süleyman Hattabi hazretleri buyurdu ki: Bu hadis-i kudside bildirilen kişilerin duâsı kabul olur, duâ ettikleri de, muratlarına kavuşur.
Duâ şuurla edilmelidir
4- Uyanık kalble duâ etmelidir! Hadis-i şerifte, (Kabul edileceğine inanarak duâ edin, gafletle edilen duâ kabul olmaz.) buyuruldu.
5- Acele etmeden, kabul olana kadar devam etmeli! Hadis-i şerifte, (Duâ ettim, kabul olmadı diye acele etme! Allah’tan çok iste! Çünkü kerem sahibinden istiyorsun.) buyuruldu.
6- Belâ gelmeden önce duâ etmelidir! Hadis-i şerifte, (Darda duâsının kabul edilmesini istiyen, genişken çok duâ etsin!) buyuruldu.
7- Yalvararak duâ etmelidir! Hadis-i şerifte, (Allah’a yalvararak edilen duâ kabul olur) buyuruldu. (Ebu Yala)
8- Kıymetli vakitleri gözetmelidir! Cuma günü ve gecesi ile öğle ile ikindi arası, ezan ve ikamet arası, Recebin ilk, Şabanın 15. gecesi, Bayram geceleri, Arefe günü, Ramazan gün ve geceleri, iftar zamanı, seher vakti gibi kıymetli zamanları ganimet bilmelidir! Hadis-i şeriflerde, (Gece seher vaktinde ve namazlardan sonra yapılan duâ kabul olur.) ve (Seher vakti Allahü teâlâ buyurur ki: İstigfar eden yok mu, onu magfiret edeyim. İstiyen yok mu, istediğini vereyim, duâsını kabul edeyim.) buyuruldu. Allahü teâlâ iyileri överken, (Seher vaktinde istigfar ederler) buyuruyor. (Zariyat 18) Hz.Yakup, kıymetli vakit olduğu için, çocuklarına (Sizin için yakında [seher vakti] istigfar edeceğim) dedi. (Yusüf 98)
9- Kıymetli halleri gözetmelidir! Aile ve vatandan uzak kalındığı zaman, farz namazlardan sonra, İhlas suresi okunduktan sonra, yağmur yağarken, oruçlu iken, kalbinde incelik hissedince duâ etmelidir! Çünkü kalbdeki incelik, rahmetin giriş kapısının açık olduğuna işarettir. Hastanın duâsı makbuldür! Hadis-i şerifte, (Dertli müminin duâsını ganimet bil!) buyuruldu.
İsm-i a’zamla duâ etmeli
10- İsm-i a’zam ile duâ etmelidir: 1- Hz. Aişe anlatır: Abdest aldım ve iki rekat namaz kılıp, (Allahümme inni edukellah ve edukerrahman ve edukelberrerrahim ve eduke biesmaikelhusna külleha ma âlimetü minha ve ma lem âlem entagfireli ve terhameni) duâsını okudum. Resulullah, gülümseyerek (Bu duânın içinde ism-i a’zam var) buyurdu. 2- Peygamber efendimiz, (Allahümme inni es-elüke bienne lekelhamd la ilahe illa ente ya hannan, ya mennan, ya bediassemavati vel erdı, ya zel-celali vel-ikram) okuyan kişiye, (İsm-i a’zamla yapılan duâ kabul olur ve dileği yerine gelir.) buyurdu. 3- Yine buyurdu ki: (“La ilahe illallahü vallahü ekber, la ilahe illallahü vahdehü la şerike leh, lehül mülkü velehül hamdü ve hüve ala külli şeyin kadir, la ilahe illallahü ve la havle vela kuvvete illa billah” diye duâ eden, dileğine kavuşur.) 4- Yine buyurdu ki: (İsm-i a’zam, “Ve ilahüküm ilahün vahid, la ilahe illa hüverrahmanürrahim” ile “Allahü la ilahe illa hüvel hayyül kayyum” ayeti içindedir.) 5- (Ya zelcelali vel-ikram) diyen birine de, (Alla’htan ne istersen iste, kabul olur) buyurdu. 6- (La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin) ile duâ edenin duâsı kabul olur. Kırk defa okumalıdır! 7- Şu duâlarda da ism-i a’zam vardır: (Ve ilahüküm ilahün vahid, la ilahe illa hüverrahmanürrahim), (Allahü la ilahe illa hüvel hayyül kayyum), (Ya bediassemavati vel erdı) Bu şartlara uyamayan kimse, bunları yapabilen salih birinden duâ istemelidir! Birinin gıyabında yapılan duâ kabul olur


Lânet ve beddua etmek

Lânet olsun demek, Allahın rahmetinden uzak olsun demektir. Lânet etmek beddua etmek iyi değildir. Çünkü hadis-i şerifte, (Bir kimse lânet edince, lânet edilen buna müstehak değilse, kendine döner) buyurulmuştur. İbni Mübarek hazretleri, çocuğunu şikayet edene, (Çocuğa beddua ettin mi?) dedi. O da, evet deyince, (Çocuğun ahlâkını sen bozdun) buyurdu. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Bir babanın duâsı, ilahi hicaba erişir ve bu hicabı da aşar.)
(Ana-babanın çocuğuna ve mazlumun zâlime olan bedduaları, reddolmaz.)
(Kendinize, malınıza ve çoluk çocuğunuza bedduâ etmeyin! Duâların kabul olduğu bir saate rastlar da bedduânız kabul olur.)
Kötü ana-babanın, suçsuz ve iyi olan çocuğuna yaptığı beddua kabul olmaz. Haksız olarak yapılan beddualar kabul olmaz.
Diğer peygamberler, kavimlerine lânet ettikleri hâlde, Peygamber efendimiz lânet etmemiştir. Peygamber efendimiz, genel bir bedduâ, lânet etmemiştir. Fakat bazı gruplar, sınıflar için bedduâ etmiştir.
Rahmet peygamberi
Bir savaşta, kâfirlerin yok olması için duâ etmesini istediklerinde (Ben lânet etmek için, insanların azab çekmesi için gönderilmedim. Ben, herkese iyilik etmek için, insanların huzura kavuşması için gönderildim.) buyurdu. Nitekim Kur’an-ı kerimde, (Seni âlemlere rahmet, iyilik için gönderdik.) buyuruluyor. (Enbiya 107)
Lânete müstehak olanlara lânet etmiştir. Hadis-i şeriflerde (Allah lânet etsin) denilen zümrelerden bazıları şunlardır:
(Fitne çıkarana ...)
(Rüşvet alıp verenlere...)
(Eshabıma söğenlere...)
(Zekât vermeyenlere...)
(Ana-babasına lânet edene...)
(Hanımını anasından üstün tutana...)
(Lutilik yapana...)
(Erkek kılığına giren kadına, kadın kılığına giren erkeğe...)
(Zâlim âmire, açıktan günah işleyene, sünnetimi yıkan bid’atçıya lânet olsun)
Allahın lânet etmesi
Daha bunlar gibi kimselere lânet edildiğini bildiren hadis-i şerifler çoktur. Kur’an-ı kerimde de Allahü teâlâ, bazılarına lânet etmiştir. Mesela, (Allahın lâneti kâfirlerin üzerine olsun) buyuruluyor. (Bekara 89)
Yine bir hadis-i şerifte, (Üç kimseye lânet olsun ki, bunlar, zâlim emir, açıkça günah işleyen fâsık ve sünnetimi yıkan bid’at ehli kimsedir.) buyurulmuştur.

Kur’an-ı kerimde Allahü teâlâ Ebu Leheb için, (Onun eli kurusun) buyurduğu gibi, Ebu Leheb’in oğlu Uteybe, (Tebbet yeda) suresi gelince, Resulullah efendimize çeşitli hakaretlerde bulundu. Peygamber efendimiz çok üzülüp, (Ya Rabbi! Buna bir canavar musallat eyle!) dedi. Ebu Leheb’in oğlu Uteybe Şam’a ticaret için giderken, bir gece arkadaşlarının arasında yatarken, bir arslan gelip arkadaşlarını koklayıp bıraktı. Sıra Uteybe’ye gelince onu parçaladı. Bir kimse, sol eliyle yemek yiyordu. (Sağ elin ile ye) buyurdu. (Sağ kolum hareket etmiyor) diye yalan söyledi. Bir peygamber ile alay eden bu kimse için Resulullah efendimiz, (Sağ elin artık hareket etmesin) buyurdu. Ölünceye kadar sağ elini ağzına götüremedi. Yalan söylemek çok büyük günahtır. Hele Peygamber efendimize karşı yalan söylemek çok daha büyük günahtır. Dünyada elin felç olması küçük bir cezadır. Ahırette verilecek cezalar çok büyüktür.
Peygamber efendimizin buna benzer bedduaları vardır. Diğer insanların ibret almaları ve hidayete kavuşmaları için böyle mucizeler vaki olmuştur



Bazı dualar

Her gün okunması gereken duâlar çoktur. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(Sabah akşam 7 defa “Allahümme ecirnî minennâr” diyen cehennemden kurtulur.)
(Sabah akşam, 3 defa, “Bismillahillezî lâ yedurru maasmihi şeyün fil erdı velâ fissemâi ve hüvessemîulalîm” okuyan, büyücü ve zalimden emin olur.)
(Sabah 3 defa, “Eûzü billahis-semîil alîm-i mineşşeytânirracîm” diyerek Haşr suresinin son üç ayetini okuyana, 70 bin melek, akşama kadar duâ eder. O gün ölürse şehit olur. Akşam okursa yine aynı şeylere kavuşur.)
(Şirkten korunmak için “Allahümme innî eûzübike min en-üşrike bike şey-en ve ene a’lemü ve estagfiruke li-mâ lâ a’lemü inneke ente allâmülguyûb” okuyun!)
(Sabah-akşam 7 defa “Hasbiyallahü lâ ilâhe illâ hu, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil-azîm” okuyanın dünya ve ahiret işine Allah kâfi gelir.)
(“Allahümme ma esbaha bî min ni’metin ev bi ehadin min halkıke, fe minke vahdeke lâ şerîke leke, felekel hamdü ve lekeşşükr” duâsını, gündüz okuyan o günün, akşam okuyan o gecenin şükrünü ifa etmiş olur.) [Akşam esbaha yerine emsâ denir.]
(Sabah-akşam on defa, “Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ-şerîkeleh lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît ve hüve alâ külli şeyin kadîr” okuyan kimse, kötülüklerden korunur.)
(Bir kimse, sabah-akşam yüz defa “Sübhânallahi ve bihamdihi” derse, o gün ve o gece hiç kimse onun kadar sevap kazanamaz.)
(Evden çıkarken “Bismillahi, tevekkeltü alallahi, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” diyen, tehlikelerden korunur ve şeytan ondan uzaklaşır.)
(“Lâ havle...” okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdan kurtulmaktır.) [İmam-ı Rabbanî hazretleri, din ve dünya zararlarından kurtulmak için her gün 500 defa “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah” okurdu. Okumaya başlarken ve okuyunca yüzer defa Salevat getirirdi.
(Sıkıntılı veya borçlu, bin kere “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.)
(Günde 25 defa “Allahümme bâriklî fil mevt ve fî mâ ba’delmevt” okuyan şehit olarak ölür.)
(Gece Âmenerrasulüyü okuyana, her şey için yeterlidir. Bu iki ayeti yatsıdan sonra okuyana, geceyi ibadetle geçirmiş sevabı verilir.)
(Tebârekeyi okumadan yatma! Kabir azabını def eder. Her gece Tebâreke okuyan, Kadir Gecesini ihya etmiş gibi sevaba kavuşur.)
(Eve girerken İhlas suresini okuyan, yoksulluk görmez.)
(Evden çıkarken Âyet-el kürsî okuyana, melekler, evine gelinceye kadar duâ eder.)
(İstigfara devam eden kimse, her sıkıntıdan kurtulur, ummadığı yerden rızıklanır.)
(Günde yüz kere “Lâ ilâhe illallah diyen kimsenin, kıyamette yüzü ay gibi parlar.)
(Bir yere gelen, “Eûzü bikelimâtillahittammâti min şerri ma haleka” okursa, o yerden kalkıncaya kadar, ona hiçbir şey zarar veremez.)
Seyyid Abdülhakim efendi buyuruyor ki: Yatağa abdestli gir, Eûzü Besmele çek, sağ yanın üzerine kıbleye karşı yat, sağ avucunu sağ yanağının altına koy, Ayet-el-kürsî, 3 İhlas, bir Fatiha ve birer defa iki kul e’uzüden sonra 3 defa (Estagfirullahelazîm ellezî lâ ilâhe illâhu) oku, 3. süne (el-hayyelkayyûme ve etûbü ileyh) ekle. On defa da, (Lâ havle velâ kuvvete illâ billah) oku, 10.suna (hil aliyyil azîm ellezî lâ ilâhe illâhu) ilave et!
Her gece yatarken yüz defa, (Sübhânallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber) okuyan kimse, kendini hesaba çekmiş sayılır



Salevât-ı şerîfe

Salevat, salât kelimesinin çoğuludur. Salât, duâ demektir. Peygamber efendimiz için yapılan duâlara salevat getirmek denir. Kur’an-ı kerimde, (Allah ve melekleri, Resule salât ediyor. Ey iman edenler, siz de salât edin) buyuruluyor. (Ahzab 56) [Allahın salât etmesi rahmet, meleklerin salâtı istigfar, müminlerinki ise duâdır.]
İbni Abidin hazretleri, (Her müslümanın ömründe bir defa salevat getirmesi farz, Resulullahın ismini her söyleyince, işitince, okuyunca, yazınca, bir defa söylemesi vacip, tekrar etmesi müstehaptır) buyuruyor. Salevat kısaca, Allahümme salli ala Muhammed ve ala ali Muhammed demektir. Peygamber efendimizin ismi anılınca, aleyhisselam veya aleyhissalatü vesselam yahut sallallahü aleyhi ve sellem demekle de peygamber efendimize duâ edilmiş, salevat getirilmiş olur.
Namazda Ettehiyyatüden sonra okuduğumuz Salli Barikler de salevattır. Salevat-ı şerife okumanın fazileti büyüktür.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamette bana en yakın olan, dünyada bana en çok salâtü selam getirendir. Size nasıl hediye gelirse, bir melek de bana salât edeni haber verir. Adı, soyu ve kabilesine kadar. Ben de beyaz bir deftere yazarım.)
(Kabrimin yanında söylenen salevatı işitirim. Uzaktakiler ise bana bildirilir.)
(Kim bana salât etse, bir melek onu, ismi ve baba ismi ile bana bildirir. Rabbimiz, bu kişiye her salâtına karşılık on sevab verir.)
(Sabah-akşam on salevat getiren, kıyamette şefaatime kavuşur.) [Taberânî]
(Günde yüz salevat söyleyene, münafıklıktan ve Cehennemden kurtuluş beratı verilir ve o kişi kıyamette şehidlerle beraber olur.)
(Yanında anıldığım hâlde bana salevat getirmeyen, Ramazana erişip de, [onu gerektiği şekilde değerlendirmeyip] Mağfiret olmayan ve ana-babası yanında ihtiyarlamış olup da [onların rızasını almayıp] Cenneti kazanamayan müslümanın burnu yere sürtsün!)
(Bana salevat okumayan, Cennetin yolunu bulamaz.)
(Bir salevat okuyana, Allahü teâlâ on rahmet verir, on günahını affeder.)
(En iyiniz, bana en çok salevat getireninizdir.)
(Bir kimse yazdığı bir şeyde, bana da salevat yazarsa, benim ismim o kitapta kaldığı müddetçe, melekler onun için istigfar ederler.)
İyiliğin karşılığı
İyilik yapan biri, kâfir olarak ölse, iyiliklerinin ona faydası olmaz. (Zerre kadar iyilik yapan, onun mükâfatını görecek, zerre kadar kötülük yapan da onun cezasını görecektir.) Mealindeki ayet-i kerimeyi yanlış anlamamalıdır. Müslüman, yaptığı iyiliklerin mükâfatlarına, hem dünyada, hem de ahirette; kâfir ise, yalnız dünyada kavuşacaktır.
Kötülüklerin en kötüsü, kâfir olmaktır. İnsanlara iyilik etmek düşüncesiyle çalışarak, beşeriyete faydalı keşifler ve işler yapmış, insanlara yardım için hayatını, sıhhatini tehlikeye koyarak, en müşkül şartlar altında çalışmış olan bir kimse, müslüman olmayıp, kâfir olarak ölürse, iyilikleri onu küfrün cezasından kurtaramaz. Fakat, Allahü teâlânın nezdinde her türlü fenalığı ve hilekarlığı yapan, riya ile ibâdet eden münafıkların cezası, muhakkak böyle kâfirlerin cezalarından daha çok olacaktır. Bunların müslüman görünmeleri, kendilerini, kalblerindeki küfrün karşılığı olan azabdan kurtarmayacaktır.
İnsanlığa hizmet için çalışarak faydalı bilgiler ve eserler bırakmış olanların, başka dinden olsalar bile, ömürlerinin sonunda Allahü teâlânın hidayetine nail olmaları umulur. Eski müslümanlar, bu gibi insanlar için, (gizli din tutar) derlerdi. Bu gibi hayır ve ihsan sahipleri, Allahü teâlânın kendilerine verdiği akıl silahını iyi kullanmışlarsa, hiçbir kimseye fenalık etmeden, insanların iyiliğini düşünerek hizmet etmişlerse, dinlerin esaslarını incelemişlerse, bu kimselerin, hidayete erdikleri, mümin olarak öldükleri umulur



Herkesin çektiği kendi cezası!

Hepimiz biliyoruz; imanın şartlarından biri de “kaza ve kadere” imandır. İyi kötü, hayır ve şer, başa gelen her şeyin Allah’tan olduğuna inanmaktır. İyiliği de kötülüğü de veren Allahü teâlâdır. Fakat, bunları boşuna göndermiyor, bir sebeple veriyor.
Bunun için, insanın başına bir iş gelmişse, sıkıntı, bela eksik olmuyorsa, bunun tahlilini, olayların muhasebesini iyi yapması gerekir. Çoğu zaman da sıkıntılar bir ikazdır; insanın yaptığı yanlışlardan, gafletten vazgeçip kendini toparlaması için fırsattır. Ayet-i kerimede, “Ey insan, sana gelen her iyilik, Allahü teâlânın ihsanı olarak, nimeti olarak gelmekte; her dert ve belâ da kötülüklerine karşılık olarak gelmektedir. Hepsini yaratan gönderen Allahü teâlâdır.” (Nisa 79) buyurulmaktadır.
Bir milletin başına ne gelmişse işte bu gaflet yüzünden gelmiştir. Gaflette olan kimselerin, nerede ne yapacaklarını, kendine ve başkalarına nasıl bir zarar vereceğini tahmin etmek zordur.
Hadis âlimlerinin meşhurlarından Abdullah Ömerî hazretlerine sordular: “Sık sık gaflette bulunmamamızı bildiriyorsunuz. Gafletin zararı nedir?”
Bu soruya şöyle cevap verdi: “İnsanoğlu gaflete dalar ise, Allahü teâlânın emirlerini yapmaz ve yasakladığı şeyleri yapmaya başlar. İçinde bulunduğu rahatı bozmak istemez. Bunun için, iyiliği emredip, kötülüklerden alıkoyma vazifesini terk eder. Bu da zarar olarak ona yeter!”
Abdullah Ömerî hazretlerine yine sordular: “Biz sıkıntılardan kurtulmak için devamlı dua ediyoruz, fakat dualarımız kabul olmuyor. Bunun sebebi nedir?” Bu soru üzerine şu hadis-i şerifi nakleder: “Allahü teâlâya yalvarıp dua etmeden önce, mârûfu, yâni Allahü teâlânın emirlerini emredip, münkerden, yani Cenâb-ı Hakk’ın yasakladığı şeylerden men ediniz! İyilikleri yayıp kötülükleri uzaklaştırınız! Bunu yapmadığınız müddetçe dualarınızın kabul olmasını beklemeyin. Yahûdi âlimler ve Hıristiyan din adamları, iyilikleri yayıp kötülükleri uzaklaştırmadıkları için, Allahü teâlâ onları, kendi peygamberlerinin lisânı üzere lânetleyip, umumî bir belâ vermiştir.”
Sıkıntıların bir sebebi de sevgide ölçüyü kaçırmaktır. Dinimize göre her sevginin bir yeri vardır. Belli bir sırası vardır. Bu sıralar karıştırılır, birinin yerini diğeri alırsa dengeler değişir; belayı kendimiz çağırmış oluruz. Nitekim ayet-i kerimede Allahü teâlâ, bu durumu açıkca şöyle ifade buyuruyor:
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler, size Allah’tan, Resûlünden daha sevgili ise, artık Allah’ın emrini, gazabını bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe 24)
İnsanoğlu iyi kötü ne yapıyorsa kendine yapıyor aslında. Çünkü dünyada veya ahırette bu yaptıklarının mutlaka karşılığını görüyor. Yine ayet-i kerimede, “Size gelen belâ, musibet, kabahatlerinizin, günahlarınızın cezasıdır. Bununla beraber Allahü teâlâ, birçoğunu da affedip musibete maruz bırakmaz.” (Şura 30) buyurulmaktadır.
Allahü teala, insanların dünyada ve ahırette rahat ve huzur içinde yaşamaları için İslamiyeti gönderdi. Kim dinin bildirdiklerine uyar, hayatını buna göre tanzim ederse, başkasına değil önce kendine iyilik etmiş olur. İslamiyete inanmasa bile kim bunlara uyarsa dünyada rahat eder. İnanan ahırette de rahat eder. Bugün bazı Batılı milletlerin rahat huzur içinde yaşamaları bilmeden de olsa İslamiyetin emirlerine uymalarındandır. Dürüstlük, insan haklarına saygı, çalışkanlık... dinimizin emrettiği hususlardır.
Netice olarak başa gelen her şeye sebep, insanın kendisidir. Kimse başka suçlu aramasın. Kur’an-ı kerimde, “Allahü teâlâ, kullarına zulmetmez, haksızlık etmez, onları azaba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleridir. Böylece kendilerine zulüm ve işkence ediyorlar.” (Nahl 34) buyurulmaktadır.
Hâşâ zulmetmez kuluna Hüdası,
Herkesin çektiği kendi cezası...





Bu vucudun mülkü elden çıkmadan
Çarkı felek bu binayı yıkmadan
Siretül mana bir arada iken
İki alemde elinde var iken
Hubbu dünyayı kalbinden gider
Ta alasınki can aleminden haber
Haramdan sakın farzı yapmaya bak
Farzı yapmazsan olur halin harap

Herkese üç şey çok lâzımdır önce,
biri, îmân edinmekdir iyice,
Biri, islâma uymakdır her yerde,
fıkhı iyi öğrenmeli elbette.
Bir de ihlâsdır, her işde dâimâ,
şöyle ki, hiç olmıya ucb-ü riyâ.
Bu üçü birden tehakkuk etmeli,
böyledir, islâmiyyetin temeli.
Hem bu ihlâs olmasa, makbûl değil,
tesavvufdur ihlâsın kaynağı bil!
__________________
๒ค๒ค๓ א๏llคгıภ๔ค t๏z ๏l๓ค๓ ﻮєгєк
нüzüη isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Duânın kabûl olduğu vakitler нüzüη Dua, Ayet, Hadis 0 09-03-2008 15:09
Duanın kabul olması için GÜLLL Dua, Ayet, Hadis 0 08-22-2008 11:22
Duanın gücü GÜLLL Dua, Ayet, Hadis 1 08-21-2008 23:02
Ümit Özdağ'ın MHP genel başkanı olması için planlar yapıldı Haberci Yurttan Haberler 1 07-26-2008 09:07
Duanın Amacı AzRaiL Dua, Ayet, Hadis 0 02-03-2008 00:00


Şu Anki Saat: 20:49


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2018 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows