Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 04-02-2008, 21:49   #1
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Estetik ,Gerçeklik ve Jean Baudrillard

Estetik ,Gerçeklik ve Jean Baudrillard

Özgeçmiş
Fransız sosyolog ve felsefeci. 1929'da Reims'te doğdu. Alman Edebiyatı üzerine eğitim gördükten sonra, Karl Marx'ın yapıtlarını Fransızcaya çevirdi. Nanterre Edebiyat Fakültesi'nde ders verdi. Mayıs 68 olaylarında aktif bir rol oynadı. Libération'a yazılar yazdı. Yazılarını Écran Total (Tam Ekran) adlı kitapta topladı. Birçok kitabı Türkçeye çevrildi. Çağımız en önemli ve sıradışı düşünürlerinden biri.
Başlıca yapıtları

Baştan Çıkarma Üzerine
Jean Baudrillard, Ayrıntı Yayınları, Felsefe - Düşünce


Baştan çıkaran kimdir, baştan çıkarılan kimdir? Kim kimi niçin, nasıl ve ne zaman baştan çıkarır?.. Belki de herkes hem baştan çıkarmakta hem de baştan çıkmaktadır...
Bu kitapta Baudrillard, sorularını ve yanıtlarını cinsellikten felsefeye, edebiyattan gündelik hayata uzanan bir eksen üzerinde işliyor. Kierkegaard'ın Baştan Çıkarıcının Günlüğü ve Fowles'in Koleksiyoncusu' bu karanlık ve meşum yolculuğun önemli güzergâhları arasında.
Baştan Çıkarma Üzerine'nin bizi davet ettiği dünyanın kendisi de baştan çıkarıcı. Bu Baudrillard metni, ümitsiz ve çıkışsız bir dünyadaki varlığımıza ironiyle bakma imkânı sunarken unuttuğumuz, unutmamız için her şeyin yapıldığı bir kavramı da yeniden dünyamıza sokuyor: Baştan çıkarma kaderdir çünkü.



Kötülüğün Şeffaflığı Aşırı Fenomenler Üzerine Bir Deneme
Jean Baudrillard, Ayrıntı Yayınları, Edebiyat - Deneme


Baudrillard, "Kötülüğün Şeffaflığı" adlı bu eserinde, Batı'yı var eden temel kavramlardan olan gelişme, ilerleme ve kendini koruma ilkesinin, her yerde, yok oluşun ve ölme halinin sürekliliğine dönüştüğünü gösterir. 1960'ların "cinsel devrim"i, cinsel özgürlüğe değil; travestiliğin hükümranlığına, kadın ve erkek kategorilerinin birbirine karışmasına yol açmıştır. "Sanatta devrim" ile iyi ve kötü gibi estetik düzeye dair kategoriler terk edilerek "kötünün de kötüsü" türünden trans-estetik kopyalar hayatlarımızı doldurmuştur. Sibernetik devrim, makine ile insan arasındaki ayrımı makine lehine ortadan kaldırmış; politikanın sonuna yol açan "politik devrim" ise eski politik biçimlerin simülasyonu olan "trans-politika"nın egemenliğini kurmuştur...

Tam Ekran
Jean Baudrillard, Yapı Kredi Yayınları, Felsefe-Düşünce


Video, etkileşimli ekran, mültimedya, Internet, sanal gerçeklik: Karşılıklı etkileşim bizi her yandan tehdit ediyor. Her yerde mesafeler birbirine karışıyor, her yerde mesafe ortadan kaldırılıyor: Cinsiyetler arasında, zıt kutuplar arasında, sahneyle salon arasında, eylemin başkahramanları arasında, özneyle nesne arasında, gerçekle gerçeğin sureti arasında bir mesafe yok artık. Bu kavram kargaşası, zıt kutupların bu çatışması, olası değer yargısının artık hiçbir yerde olmadığını ortaya koyuyor: Ne sanatta, ne ahlakta, ne politikada. Jean Baudrillard Tam Ekran'da gerçeğinin yerini almaya başlayan sanal dünyanın günümüz yaşantısına, politikasına, ekonomisine ne yönde etki ettiğini irdeliyor.


Siyah Anlar 1 - 2 1980-1990
Jean Baudrillard, Ayrıntı Yayınları, İnceleme


Baudrillard Siyah Anlar'da, 1980-1990 yılları arasında kendisi için tuttuğu notları okuyucuyla paylaşarak hayatı algılamanın, onu parmaklarının ucunda hissetme çabasıyla mümkün olabildiğini ortaya koyuyor.


Kusursuz Cinayet
Jean Baudrillard, Ayrıntı Yayınları, Edebiyat - Roman


Bu kitap, bir cinayetin -gerçekliğin katlinin- öyküsüdür. Yanılsamanın -yaşamsal yanılsamanın, dünyaya ilişkin temel yanılsamanın- yok edilmesinin üzerine geçen bir öykü .

Amerika
Jean Baudrillard, Ayrıntı Yayınları


Jean Baudrillard bu kitabında Vietnam savaşını anlatır. Bu savaşta Amerikalıların havacılık ve bilgi silahıyla, Vietnamlıların ise taktik silahıyla savaştıklarını söyler. Bu yüzden savaş her iki tarafça da kazanılmıştır: Vietnamlılarca arazi üstünde, Amerikalılarca zihinsel alanda. Bir taraf ideolojik ve politik bir zafer kazanmış, öteki taraf ise "Apocalypse Now" (Kıyamet) adlı bir film yapmış ve film bütün dünyayı dolaşmıştır. İşte tıpkı bu örnekte olduğu gibi "fotoğraf çekmenin her iki tarafça da bir üstünlüğü olamaz" diyor Baudrillard. "Gerçekçilik ve tanıklık adına, ölüleri, mağdurları, sefaleti ve şiddeti fotoğraflamak, sözü ona verme bahanesinin ardına saklanmaktır. Görüntülenmesinin istenmediği fotoğraf, ticari, ahlaksız ve nesnesini inkar eden fotoğraftır. Eğer haber amaçlı değilse bu tür fotoğraflarda görüntünün kendisi aşağılanmıştır." Tam bu noktada çok yerinde bir göndermeyle Borges'in bir sözünü anıyor; gerçek o kadar malumdur ki, onu yalnızca hissediyoruz.

Foucault'yu Unutmak
Jean Baudrillard, Dokuz Eylül Yayınları


Sessiz Yığınların Gölgesinde Yada Toplumsalın Sonu
Jean Baudrillard, Ayrıntı Yayınları


Simülaklar Ve Simülasyon
Jean Baudrillard, Dokuz Eylül Yayınları


Tüketim Toplumu
Jean Baudrillard, Ayrıntı Yayınları


Üretimin Aynası
Jean Baudrillard, Dokuz Eylül Yayınları




Fotoğraf , estetik ve gerçeklik



J. Baudrilard’ın fotoğraf, estetik ve gerçeklik hakkındaki teori ve düşüncelerine geçmeden önce tarihteki diğer düşünürlerin bu konudaki düşüncelerini açarak konuyu pekiştirelim.

Doğal gerçeklik, insanın dışında, insandan-bilinçten bağımsız olarak varolan somut ve nesnel bir gerçekliktir. Gerçeklik sorunu insanla birlikte varolan bir olgudur. Dış dünya-insan ilişkilerinde , ilk bakışta temel gerçeklik doğanın kendisi olarak görülür, çünkü insanın çevresinde ilk gördüğü şey dış dünyadır, doğadır. İnsanın yeryüzünde yaşamını sürdürebilmesi için doğaya uymak, onu taklit etmek, onun gizine ulaşmak, temel etkinlik olarak alınmıştır. Doğa'nın etkin, insanın ise edilgin olduğu yansıtmaya dayalı bu görüş, tarihsel oluşum ve sanatsal değişim, gelişim sürecinde çok farklı yorum ve uygulamalara uğramıştır.



Engels, "insan düşüncesinin en esaslı, en doğrudan temelinin yalnızca, olduğu haliyle doğa değil de doğanın insan tarafından değiştirilmesi olduğu su götürmez bir gerçektir" der. Böylece gerçekliğin, yalnızca bakılacak, gözlenecek bir nesne olmadığını, aynı zamanda insanın yeryüzündeki etkinliği, pratiği olduğunu ifade eder. Yine Marx ve Engels'in "Hayatı belirleyen bilinç değil, bilinci belirleyen hayattır" görüşünden hareketle de, insanların maddi üretimlerini ve ekonomik ilişkilerini geliştirmenin, "hem kendi öz gerçeklerini hem de düşünceleri ile birlikte düşüncelerinin ürünlerini de değişikliğe uğratma" faaliyetleri olduğunu söyleyebiliriz. Buradan da, yansıtmanın edilgin değil, etkin bir süreç olduğu ortaya çıkar. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, dış gereklilik, bizim bilincimizden bağımsız olarak vardır. Ancak bu " doğanın insan düşüncesinde yansıması, "cansız", "soyut", hareketten yoksun, çelişkisiz olarak anlaşılmamalı, başsız-sonsuz hareket süreci içinde çelişkilerin ve çözümlerinin ortaya çıkışı olarak düşünülmelidir." Çünkü "insanın bilinci yalnızca yansıtmaz nesnel dünyayı, onu yaratır da".


Görülüyor ki, estetik gerçeklik de insana dayalı bir gerçeklik olup, insansallaştırılmış, toplumsallık kazanmış bir nitelik taşır. Marksist estetik için, sanatın objesi olan gerçeklik, insanın dışında, insandan bağımsız bir varlık olmayıp, insansal ve toplumsal bir varlıktır. Ernest Fischer'e göre de sanatta gerçeklik kavramı, esnek ve belirsizdir. Kimi zaman nesnel bir gerçekliği tanıyan bir tutum, kimi zaman da bir anlatım yolu ya da bir yöntem olarak tanımlanır. Fischer bu konudaki görüşlerini şöyle özetlemektedir; "Gerçekliği sadece bizim duyarsızlığımızın dışında, kendi başına var olan bir dış dünyaya indirgememeliyiz. Bizim duyarlılığımızın dışında kendi başına var olan şey maddedir. Oysa gerçeklik, insanın yaşantı ve anlayış yeteneğiyle katılabileceği sayısız ilişkileri kapsar. (…) Bu gerçekliği çok az sanatçının bireysel ve toplumsal görüşü belirler. Gerçekliğin bütünü özne ve nesne arasındaki bütün ilişkilerin toplamıdır; (…) Yalnız olayları değil, bireysel yaşantıların, düşlerin, sezgilerin, heyecanların, hayallerin toplamıdır".
Anlaşılacağı üzere her sanat bireysel yaşantılarla ilgili olup, gerçekliği bu bireysel fenomenlerin dışında düşünmek her şeyden önce sanatın özüne aykırıdır. Aynı zamanda sanat toplumsal bir olgudur. Konuyla ilgili diğer bir görüşte de "Görme ve duyma duyularıyla koşullu bireysel yaşantı biçimleri bile toplumsal gelişmenin dışında ortaya çıkmazlar. Yani görme ve işitme yolları yalnızca gelişmiş ve incelmiş bir sinir düzeninin değil, aynı zamanda yeni toplumsal gerçeklerin de yaratmış oldukları olanaklardır. (…) Buradaki toplumsallık, nesnenin özünden doğan bir toplumsallıktır, yoksa dışarıdan herhangi bir biçimde zorlanan bir toplumsallık değildir. Çünkü, her duygu ve düşünce, yalnız ben'i değil, ben'leri, biz'i ilgilendiren ve bize dayanan bir fenomendir." denilmektedir.


İnsanın "özne"yi yaratma süreci içinde gerçeği tanıma yetileri bir yandan maddi dünyanın, tekniğin gelişimi, öte yandan bilinç, dünyaya bakış, duygu ve sezginin gelişimiyle yapısal değişikliğe uğrar. Gerçeklik olgusu da diyalektik ve anti diyalektik süreç içinde tarihsel, toplumsal, kültürel, siyasal, ekonomik, teknolojik, yapı değişim, dönüşüm ve gelişimle paralel bir özellik gösterir.


Gerçekliği kendine konu alan her çalışma ve sanat yapıtı bir yeniden sunumdur. Gerçekliği, devinimi içinde ele almak, öz ile onun görünüşü arasında arasındaki diyalektiği kavramak gerekir. Lukacs bu diyalektiği şöyle anlatır;
" Öz ile görüntü (fenomen) arasındaki gerçek diyalektik, bu her iki ögenin de yalnız insan bilincine değil, aynı zamanda realitenin ürünü olan nesnel realite evrelerine de eşit biçimde dayanmasından doğar. Bununla birlikte- ki bu, diyalektik bilginin en önemli bir belitidir (aksiyon)- realitenin çeşitli evreleri vardır. Önce, yüzeyin kaçıcı olan, bir daha tekrar etmeyecek anın realitesi vardır. Bu diyalektik, tüm realiteyi öyle bir sarar ki, bu ilişkide görünüş ve gerçek, tekrar birbirlerini izafi kılarlar: ansal deneyim yüzeyinden hareket ederek daha derine gittiğimiz zamanki görünüşe öz halinde karşı koyan şey, yine çok daha derin araştırmalar sonucunda, ardında bir başka ve değişik öz sezilen görünüş olarak belirir. Ve bu böyle sonsuza dek sürüp gider. O halde gerçek sanat en yüksek derinliğe, en yüksek kavramaya yönelir ve her şeyi kapsayan realiteyi bütünlüğü içerisinde özümler. Mümkün olduğu kadar derine inerek, yüzeyin altında saklı evreleri (anları) araştırır, fakat bu evrleri, soyut bir biçimde birbirinden ayırarak ve görüntülere (fenomenlere) karşı koyarak betimlemez. Tersine bir yandan öz'ün görünü'ye gerçek onda kendisini göstermesini mümkün kılan bu diri diyalektik oluşumu, öte yandan görününün, tüm devinimi içerisinde kendi öz'ünü ortaya koymasını sağlayan, aynı oluşumun ilgili yönünü betimler. Diğer yandan bu evreler, içlerinde diyalektik bir devinim, sürekli bir geçişime sahip olmakla kalmazlar, aynı zamanda kesintisiz bir sürecin anları olarak, sürekli ve karşılıklı bir etki-tepki içindedirler. Yani gerçek sanat, her zaman, insan yaşantısının bütünlüğünü, onun devinimini, oluşumu ve evrimi içinde verir".

Lukacs'ın da ifade ettiği gibi, esas olan, görünen gerçekliğin altında yatan gerçeği ortaya çıkarmak, irdelemek, gerçekliğin özünü daha derinden kavrayarak yeni bir dünyanın kuruluşuna katılmaktır.


Gerçekçi düşüncenin değişimi,mekanik yeniden üretim tekniğinin-fotoğrafın, bulunmasıyla yeni boyutlar kazanmış, nesnel gerçeğin-dış dünyanın "olduğu gibi" saptanması yeni tartışmalara neden olmuştur.


İhsan Derman fotoğrafın mekanik doğasından ve teknik süreci içinde insan müdahalesine gerek olmamasından ötürü, gerçekliğin güvenilir bir belgeleyicisi olduğu kanısının yaygın olduğunu belirterek bunu şu alıntıyla destekler.
" Fotoğraf her ayrıntısının ressam tarafından oluşturulduğunu bildiğimiz bir resimden çok farklıdır. Çünkü mekanik bir sürecin sonucudur. Şöyle ki, fotoğraf makinesinin örtücüsü açılır açılmaz objektifin önündeki görüntü kendiliğinden film üzerine kaydedilir. İşte fotografik görüntünün bu inanılırlığı, teknik süreci içinde insan müdahalesine gerek olmadığından doğmaktadır".

Yine Derman'a göre fotoğrafın gerçekliği yalnızca kendi fiziksel özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Bunu da şöyle ifade eder;
"Fotoğrafın gerçekliği ancak kendi fiziksel özelliklerinde, eşdeyişle, yaşanan gerçeklik içinde bir parça oluşuyla gündeme gelebilir. Fotoğrafın arkasına geçilebilir, yırtılabilir, yakılabilir veya bir kimseye hediye edilebilir."

Fotoğrafla birlikte gerçeğin benzeri yaratılırken, ilk kez nesne ile benzerinin arasına insan elinin girmediğini vurgulayan Bazin'e göre de, fotoğrafın özgürlüğü onun nesnelliğidir. Bazin;"Tüm sanatlar insanların var olmasını gerektirirken, fotoğraf üstünlüğünü insanın olmamasından alır. Fotoğraf bizi doğadaki bir görüntü gibi etkiler, güzellikleri köklerinden ayrılmaz bir parçası olan bir çiçek ya da kar tanesi gibi (…) Fotoğraf zaman ile uzamdan bağımsız olan nesnenin görüntüsüdür. Ne denli belirsiz olursa olsun, oluş sürecinden ötürü yeniden üretimi olduğu modelin varlığını paylaşır, o modeldir" der.

Bir fotoğraf görüntüsünün oluşmasında devreye giren teknik değişkenler de sonuç olarak onun doğru ve güvenilir bir işaret oluşturmasını tehlikeye düşürmekte, hatta zaman zaman olanaksız kılmaktadır.

Kafka ile Gustav Janouch arasında geçen bir konuşmada; Gustav Janouch'un Kafka'ya, 1920'lerin başında Prag'a yerleştirilmiş olan otomatik fotoğraf makinelerinin sayesinde insanın artık her yönden fotoğrafın çekilebileceğini, dolayısıyla bu aygıtın insanın mekanik olarak kendini tanımasını sağlayabileceğini söylediğinde Kafka'nın müdahelesi "kendi kendisi konusunda yanılmasını sağlayacak bir aygıt demek istiyorsun herhalde" olmuştur. Janouch ise bunu "kamera yalan söylemez" diye yanıtlamıştır Kafka ise bununla makinenin yalan söyleyebileceğini anlatmak istememiştir. Ona göre fotoğraf, insanın gözünü yüzeysel olan üzerinde yoğaltır. "bir otomatik kamera insanın görme olanaklarını çoğaltmaz, ancak akıl almaz bir ölçüde basitleştirilmiş bir sinek gözü haline getirir". Kafka bu düşüncesiyle fotoğraf makinesinin başta kendisine atfedilen gerçeği, kendine uygun biçimde yeniden üretebilmek işlevini sanıldığı ölçüde yerine getiremeyeceğini çok önceden fark etmiştir.
Daha önce de söylediğimiz gibi, görüntünün aygıt aracılığıyla üretilmesi ve alımlanması, güvenilirlik açısından ona diğer görüntülerden daha farklı bir ayrıcalık kazandırmıştır. Yüzeyde yattığı sanılan bu anlam ve görüntü arasındaki ilişki, bir parmak hareketindeki neden-sonuç ilişkisi olarak değerlendirilmektedir. Oysa, deklanşöre her basıldığı anda yeniden üretilmiş bir gerçek, bir kurgu yaratılır.
"Fotoğraf imgesi ışığın yansımasıyla anlık olarak üretilir; onun figürasyonu deneyimle ya da bilinçlilikle doğurulmaz. (…) Fotoğrafın dili olmadığı için, fotoğraf makinesi yalan söylemez denir. Yalan söylemez, çünkü doğrudan baskıya geçirir".

Fotoğrafın oluşturduğu gerçeklik izlenimini doğasını ve sınırlarını irdelerken Roland Barthes: "bir fotoğrafa bakmak demek, o anda fotoğrafın üstünde olanı değil, çekim anını görmeyi amaçlamaktadır". der. Bu ise önemli bir tanımlamadır. "Öyleyse sözkonusu olan şey zamansal önceliği hemen belirlenebilen bir uzama sahip olan uzam-zamanın yeni bir kategorisidir". Fotoğrafta "Burada" ve "Eskiden" arasında mantık dışı bir bağ oluşmaktadır. Bu da "gerçek-dışı gerçekliği" açıklamaktadır. Fotoğrafların bize gösterdiği bir gün mercek karşısında böyle bir şey olduğudur. Gerçek dışının buradaki payı ise "burada" bilincinden kaynaklanmaktadır.

Fotoğraf sürekli zaman içinden bir kesiti dondurur. Konu aldığı zaman aslında yaşanılan zaman, zaman eşdeyişiyle gerçek zamandır. Ancak deklanşöre basıldıktan sonra, çekildiği an olan zaman, deklanşöre basılınca "çekildiği zaman"a dönüşür. Zaman olgusu fotoğrafın dışında kalır. Burada kişiyi etkileyen, gerçekliğin elden kaçıcılığını bir an elde tutma yanılsamasıdır.
Fotoğrafın anlamlandırma gücünün büyük bir kısmı görsel ve belgesel karakterinden kaynaklanır. Fotoğrafın önermeleri ve açıklamaları, gözün tanıklığının getirdiği kanıtla desteklenir, o nedenle fotografik söylemi doğallaştırılmış bir söylem olarak, bir başka deyişle doğaya dayanmayan ama kendi gerçeğinin bir tür uzantısı olarak, tanımlamak daha doğru olacaktır. Görsel söylemin bağımlı olduğu görsel tanıma sistemleri herhangi bir kültürde öyle yaygındır ki, kurgulama edimi seçme ve düzenleme girişimlerinden bağımsız gibi görünmektedir. Görsel söylemler, aktardıkları imgelerde gerçekliğin izlerini yeniden üretmekte olduğu izlenimini yaratmaktadır. Oysa, imgelerin neyi dışavurmak üzere bir araya getirildiklerinin mantıksal bir kesinliğe gereksinimi vardır. Gerçekte görünümlerin bizzat doğasında potansiyel biçimde varolan anlamı, fotoğrafı çeken kişi seçme düzleminde açığa çıkarmaktadır. Bu açıdan, fotoğraf çekme ediminde bir nedensellik ilişkisi vardır.
Husserl algılama sayesinde şeylerin bilincine sunulduğunu belirtir. Zihinsel imge ise düşüncenin bilinçte somutlandığı ve kendini düşünce olarak tanıdığı biçimdir. Bu akılsal ve bilinçli bir eylemdir. Yoksa tek başına imgenin bir anlamı yoktur. İmge nesneden farklı olarak, gerçekliğin yokluğu biçiminde ortaya çıkar. İmge gerçek değildir, sadece bir görünüm, zihinsel bir aktivitedir.


John Berger her imgede bir görme biçiminin yattığını ve imgenin yeniden yaratılmış ya da yeniden üretilmiş bir görüntü olduğunu söyler.
Nathan Lyons'un da ifade ettiği gibi, "göz ve makinenin, aklın bildiğinden daha fazla görmemeleri" yani önemli olanın, sanat yapıtının tükendiği ya da üretildiği beyin olduğudur. Deklanşöre basma anındaki duyarlılık, bakış açısı ve dünya görüşü yaratıcı bir süreçtir.
Özne'den bağımsız kesin ve nesnel bir gerçeklik olgusunun olmayacağını, dolayısıyla her türlü üretimde de nesnelliğin sözkonusu olmadığını daha önce de belirtmiştik. Dolayısıyla, gerçekliğin yeniden sunumu içinde geliştiği sosyo-kültürel-politik-ideolojik-ekonomik yapıya, zamana ve onu üreten, yorumlayan bireylere bağlı olarak göreli bir yapı göstermektedir.
Derman'ın ifadesiyle, fotoğraf görüntüsü gerçeklik konusunda onu algılayan kişide herhangi bir açımlama gerekmediği sanısını uyandıracak kadar usta yalanlar söyleyebilmektedir. Baştan beri de ifade ettiğimiz üzere, fotografik gerçek dolaylı bir gerçektir. Gerçek dünya ile kişi arasında; aygıt, film vb teknik değişkenler sözkonusudur. Makine de bilimsel-teknik veriler üzerine kurulmuş ve bu verilere göre çalışan kendiliğinden bir ideoloji üretmeyen, tarafsız-yansız bir aygıttan başka bir şey değildir. Dolayısıyla makinenin kendiliğinden bir veriyi saptaması mümkün olmadığı gibi, saptanan gerçeğin herhangi bir değişime uğraması da olası değildir. Zaten, gerçek başka bir düzleme aktarıldığı anda yeni bir gerçeklik sözkonusudur. Özellikle üç boyutlu gerçeğin, fotografik yeniden sunumunda iki boyutlu bir düzleme saptanması gibi. Çünkü gerçeklik zaman ve mekanda aynı anda varolmayı zorunlu kılar. Bu arada fotoğrafın çoğaltılabilme özelliğinden dolayı diğer sanatsal yapıtların gerçekliklerine de müdahalesi konusunda Walter Benjamin şöyle der: "En yetkin çoğaltım ürününde (reprödüksiyon da) bile eksik olan bir öge vardır: Sanat yapıtının zaman ve uzam içerisindeki varlığı, başka bir deyişle bulunduğu yerdeki biriciklik niteliğini taşıyan varoluş (..) Özgün yapıtın zaman ve uzam içerisindeki biriciklik niteliğini taşıyan varlığı, o yapıt açısından gerçeklik kavramının içeriğini oluşturur."




J. Baudrillard ve Fotoğraf


J. Baudrillard, fotoğrafın tanımını Roland Barthes’ın "bir fotoğrafa bakmak demek, o anda fotoğrafın üstünde olanı değil, çekim anını görmeyi amaçlamaktadır" tanımıyla yakınlık kurmaktadır.. Ona göre “Fotoğrafı biz görüntü nesnesi olarak göreceğiz ve onu bir zamanlar orada birisinin ya da bir şeyin varolmuş olduğuna tanıklık eden bir şey olarak özleyeceğiz...”.

Peki bu iki tanımın çakıştığı şey nedir? Sadece indirgemecilik anlayışları. Fotoğrafı tek ve onsuz tanımlanamayacak ya da onsuz ortaya konanın adının artık fotoğraf olamayacağı bir tanımın içine adeta hapsetme,tepiştirme ve sıkıştırma anlayışları.

J.Baudrillard fotoğraftan ne anlatmakta ve ne istemektedir!.. Öncelikle nesnelerden ,yani şu nesnel dünyadaki nesnelerden yola çıkarak üretilmiş fotoğraflar istemektedir. Ama bu açıklama onun fotoğraf tanımını yeterince dile getirmez. Peki nesnelerden yola nasıl ve neden çıkılacaktır ? Bunu da şöyle tanımlar; “Olayın hem oluşumunu hem de tikelliğini,şeylerin hem görünüşünü ve hem de anlamlarını aynı anda kavrayamadığımıza göre şu iki durumdan yalnızca biri geçerlidir:Ya yalnızca anlama egemen oluruz ve görünüşler bizden kaçar - ya da anlam kavrayışımızdan kaçar ve görünüşler kurtulur.” Ve şöyle devam ederİyi fotoğraf hiçbir şey göstermez,o gösterilemezliği,kendine(kendi bilinci ve isteğine) yabancı olanın başkasılığını, nesnenin kökten egzotizmini yakalar.” Kendisinin negatif teoloji dediği bu tanımlamada hareketin reddi,ifadenin reddi;anlamın reddi; ışık, sessizlik, dinginlik vardır. Adını da koymuştur. Ortaya çıkış estetiği... Bunu da şöyle açıklamaya çalışır; “İdeolojiden uzaklaşmak. Yorumdan uzaklaşmak. Dünyayı gerçek olmadan önceki aşamada yakalayabilmek...ve insanın dünya eylemini askıya almak, görüntünün özünü bulmak gerekir ...” . Onun gerçek dediği insanın nesnel gerçeklikle olan ilişkisi ve bu ilişkinin sonucunda temsil sistemleri aracılığıyla elde ettiği her tür yanılsamadır.

Bu anlayışa uymadan üretilmiş fotoğrafın ne olduğunu yine bir kitabında ; “Fotoğraf yan anlam olarak betimlediği şeyin silinmesini,ölümünü içerdiğinden,kendisine yoğunluğunu kazandıran, böylece ister kurmaca isterse kuramsal olsun yazıya yoğunluğunu kazandıran şeyle aynı şey,boşluk,geri plandaki hiçlik,anlam yanılsaması,hiçbir zaman oldukları şey olmayan olguların kendi alaycılığına karşılık gelen dilin alaycı boyutudur ...” diye açıklar. Yani ne demek istemektedir?Bu tür bir fotoğraf anlayışının dışında bir fotoğraf tarzı,anlayışı geliştirilmelidir... Öznenin,öznelliğin olmadığı bir bakış açısı. Fotoğrafçının,kendinin silindiği,yok olduğu,dilin dışlandığı bir fotoğraf üretimi...Ancak bu şekilde nesneye tüm başkalığının,kökten ötekiliğinin verilebileceğini düşünen bir fotoğraf anlayışı...Çünkü O, temsil anlayışının anlamın,estetiğin,kültürün içinde salt bir gösterge rejimine dönüşerek nesnenin yerini aldığını ve giderek insanların nesnel gerçeklikle ilişkisini kestiğini düşünür...

Onun istediği tip bir fotoğrafçı ideolojiden , yorumdan uzaklaşmaya çalışır. Bir anlamda analizin ilk sahnesini yeniden keşfetmeye çalışır. Düşünceyi kendi düşünselliği ve dünyanın gerçekliği içinde ortaya koymaya çalışır. Fotoğrafta,tekniğin kendisi bu mesafeleşmeyi,bu kopuşu bu anlamda sağlar ve bu sayede kendine özgü bir güce kavuşabilir .
Peki, böyle bir fotoğraf anlayışının gerçekleşebilirliğini sorgulamadan önce J.Baudrillard bu düşünceye nasıl varmıştır diye sormak gerekir kanımca...Amerika adlı kitabında şöyle dile gelir düşünceleri; “Estetik ve anlam,kültür,zevk ve baştan çıkarma fanatikleri olan bizler için, yalnızca adamakıllı ahlaksal olana güzel gözüyle bakan,yalnızca doğa ile kültür arasındaki yiğitçe ayrımı ilginç,coşturucu bulan bizler için,eleştiri anlayışına ve aşkınlığın saygınlığına değişmez bir biçimde bağlı olan bizler için,anlamsızlığın hem çöllerde hem de kentlerde egemen o büyüsünü keşfetmek zihinsel bir şok ve duyulmamış bir engel aşmadır. Tüm kültürün ortadan kaldırılmasından tat alınabileceğini keşfetmek ve aldırmazlığın kutsallaşmasıyla coşmak.”.

Yukarıdaki satırlarda da belirtildiği gibi J.Baudrillard öznenin,kendinin yok olduğu,adeta aradan çekildiği bir fotoğraf tanımı peşindedir. Ama bu çaba o genel nesnellik,tarafsızlık çabası değildir. Çünkü alışık olduğumuz nesnellik çabası bir sistemin,bir ideolojinin içinde olmaya karşın bir çabadır. Olguların,yaşanılanların tarafsız aktarılabileceğine yönelik bir çabadır. -Ki bu çaba fotoğrafın kendisinden kaynaklanmaz...Doğrudan fotoğrafın tarihsel anlamlandırma politikalarının ürünüdür...:Fotoğraf nesnesinin kullanımının bağlamsal sorunlarından kaynaklanır-. Onun için Baudrillard’ın bu öznenin ,kendinin aradan çekilmesi şeklindeki fotoğraf anlayışını böyle yorumlamamak gerekir.

Baudrillard bir konferansında ”Fotoğraf çektiğiniz zaman ne olur? Siz hiçbir şey göremezsiniz, objektif görür. Fotoğrafçı gerçekliği içinde, nesneyle real anlamda asla ilişki halinde olmayız. Fotoğraf (onun arzuladığı anlamda) kendi açısından saf gerçekliğe yöneltilmiş bir sorudur, ötekine yöneltilmiş ve yanıt beklemeyen bir sorudur.” Ve bize nasıl bir fotoğraf istediğini,nasıl bir fotoğrafın peşinde koştuğunu şöyle dile getirerek daha da netleştirir... ”Fotoğrafta şeyler sıradanlıklarının birbirine bağlanmasıyla örtüşen teknik bir işlem aracılığıyla birbirine bağlanırlar. Nesnenin sürekli ayrıntılanmasının verdiği baş dönmesi. Ayrıntının büyülü dış merkezliği...Fraktal yan yanalık,diyalektik ilişki yokluğu. Dünya görüşü yok,bakış yok;dünyanın eşit ayrıntılar halinde kırılması...Fotoğraf çekme isteği belki de şu saptamadan kaynaklanır;bir bütün perspektifi içinde,anlam açısından bakılan dünya oldukça hayal kırıcıdır. Ayrıntıda ve aniden görüldüğünde ise her zaman kusursuz bir açıklık içindedir”.

Ortaya çıkış estetiği diye nitelendirdiği bu fotoğraf anlayışında ve yukarıda dile getirdikleri yapıldığı takdirde, nesnenin çok kısa bir zaman dilimi için ortaya çıkışının fotoğrafının yakalanabileceğini açıklar.“Ama bu yakalanan tekillikleri -bu anlayışta çekilen fotoğrafları- asla bir şeye bağlayamazsınız. Gerçek adına tüketilebilir genellemelere bağlayamazsınız. Yoksa yok edersiniz...Gerçekten tekil bir gedik açmak mümkün ama hemen kapanacaktır bu. o anlamda hiç umut beslemeye gerek yok. Yeni bir dünya icat edemezsiniz buradan yola çıkarak. Ama bir an için bir tekillik yaratılabilir”... Böylesi bir alternatif fotoğraf anlayışında onun şu düşüncelerinden kaynaklanmaktadır aynı zamanda. ”Ne olursa olsun,insanın kendi olma olasılığı yoktur. Düşüncenin kendi olma olasılığı yoktur. Eğer düşünce gerçekleşirse,bunu,kendini yadsıyarak yapar .Gerçekleşen her şey kendi kavramına aykırı bir biçimde gerçekleşir.”


Fotoğrafın çok farklı kullanımları,üretim biçimleri yani söylem biçimleri vardır ama bunların bizim düşündüğümüz şekilde olmaması insanın insan olma özelliklerini paranteze alarak tüm olumsuzluklardan sıyrılmış bir fotoğraf ontolojisine varmamız olası mıdır? Yoksa fotoğrafa,onun üretim biçim ve niyetlerine,kullanım biçim ve bağlamlarına ,üreten özneye, özne oluşa, izleyen (kimine göre tüketici,kimine göre üreten)e ve bunların birbirine bağımlı olan ilişkilerine yönelik yepyeni sorular sormamız mı gerekmektedir ?

J.Baudrillard bu önermeleri doğrultusundaki fotoğrafı gerçekleştirecek özneyi –deklanşöre basacak bir insanın varlığını reddetmiyor çünkü- bilinçten bağımsız düşünüyor olmalı. İnsanın elinde bir araçla gerçekleştireceği bir eylem, bir kararı, bir karar anını gerektirir en azından. Ama o bize şöyle seslenir; “Nesnelerin görüntüsünün (çeviren nesnenin o anki bilince görünümünü görüntü diye çevirmiş ya da ben bu durumu bu şekilde açıklamak ihtiyacını duyuyorum) bir kurmacasıdır aynı zamanda; çünkü fotoğraf bir görüntü değildir,bir kurmacadır .Nesnelerin görüntüsünün kurmacasıdır. Temsilin kendisi gerçekle dayanışma içindedir. Her zaman gerçekliği sürdürmektedir. (burada gerçek insanın nesnel gerçeklikle ilişkisidir), temsille gerçeklik bir arada gider ama görüntü bu anlamda temsilin düşüyle, yokluğuyla hareket etmektedir, varlığıyla değil. Burada sadece özne değil, aynı zamanda dünyanın kendisi de harekete geçer.” Ve bu karşılıklı eyleme geçişi şöyle noktalar; “Fotoğrafta sık sık, nesnenin yok oluşundan söz ederiz. Vardı ama artık yoktur. Ama yok olan sadece nesne değildir, özne de objektifin öbür tarafında yok olur...İşte bu karşılıklı yok oluşta gerçek anlamda her ikisinin birbiriyle iletişimi, daha doğrusu transfüzyonu sağlanmış olur.” Ve bu karşıtlıkta, belki soruna,meşhur iletişimsizlik bilinmeyenine bir çözüm olasılığı ortaya çıkar, diye açıklar...






Kaynakça


Mehmet Doğan, 100 Soruda Estetik, İst., Gerçek Y.evi, 1975, s.175.

İhsan Derman, Fotoğraf ve Gerçeklik, İst., Ağaç yay., 1991, s.73

Seçil Büker, Sinema Dili Üzerine Yazılar, Ank., Dost K.evi Yay., 1985, s.32.

E.Fischer, Sanatın Gerekliliği, s.216.

Jean Baudrillard, "Sanat, Yanılsama ya da Dünyanın Otantik Yazısı", Hayalet Gemi, sayı 29, 1996, s.49

İhsan Derman, Fotoğraf ve Gerçeklik, İst., Ağaç yay., 1991, s.73

Jean Baudrillard, Gerçeğin Yerini Alan Simülarkr'lar, Çev: O.Adanır, İzmir GSF Yay., 1992, s.2

Jean Baudrillard, "Sanat, Yanılsama ya da Dünyanın Otantik Yazısı", Hayalet Gemi, sayı 29, 1996, s.49
Jean Baudrillard, Amerika , Ayrıntı Yayınları , İst. , s. 49-55
Jean Baudrillard, Tam Ekran, Yapı Kredi Yayınları, İst. , s. 19






















ESTETİK





JEAN BAUDRILARD





İLYAS ERALP
RHİ-4 3296029







YRD.DOÇ. KAZIM SEZGİN
уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
CRT monitörler estetik yaptırıyor Haberci Bilim ve Teknoloji Haberleri 0 07-08-2008 14:40
'Estetik yaptırdı' diyenlere kına gönderecek Yaso Magazin & Dedikodu 1 06-22-2008 16:46
Extremepixels sitesinin temaları-estetik ve sadelik Korax vBulletin 0 03-23-2008 19:35
Jean Tigana açıklaması By-AsK Beşiktaş 0 03-22-2008 09:39
Shakira featuring Wyclef Jean-Hips Don't Lie PHoeNiX Müzik 0 01-31-2008 04:45


Şu Anki Saat: 22:43


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows