Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 04-29-2010, 18:32   #1
ALAKAZAM
Webmaster
 
ALAKAZAM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 2.692
Tecrübe Puanı: 435
ALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud of
Standart Albay/ Oğuz Atay

Merhaba!

Komodin, kitaplık. (Bunları alacak kadar param vardı.) Siz de bir raslantı eseri olacak �
herhalde sigaranız bitmişti� kapının önünde duruyordunuz albayım. Hayır, durmuyordunuz; adımınızı, bakkala gitmek üzere kapının dışına doğru atıyordunuz. Ben,tam o şurada kapının önüne ulaşmıştım: Komodini taşıyordum: Kamyon biraz uzakta,durmuştu evden. Şoför, daha ileri gidemem bu bozuk yolda beyim, demişti. Bense çok ileri gitmiştim albayım. Evlenmeğe karar vermiştim. Çocuklarla, eski silah arkadaşlarıyla iki şişe konyağı bitirmiştik. (Hiç bir şey yemedik içkinin yanında.) İnsan, arkadaşlarına nasıl haber verir evleneceğini albayım? Sizin orduda, iç hizmet talimatnamesinde yazar mı? Sen askerde benim elime düşecektin de Hikmet... Geçmiş olsun albayım. Evlenme kararımı silah arkadaşlarımla birlikte almadığım için onlara ne diyeceğimi bilemiyordum. Durumda bir gariplik seziliyordu. (Ben seziyordum.) Konuşabilmek için sarhoş olmamı bekliyordum. Sonra, beni gördünüz gecekondunun kapısında albayım. Ne düşündünüz? Babacan bir tavrım vardı değil mi? Hamalın sırtına vuruyordum. (Çok homurdanıyor-du da ondan.) Sonra beş lira fazla verdim adama. (Samimiyetimiz bozulmasın diye.) Birden elimi cebime attım ye nikâh davetiyelerini çıkararak, herkese dağıtmağa başladım. Zarfların üstüne, silah arkadaşlarımın adlarını önceden yazmıştım. (İç hizmet talimatnamesine uygun olsun diye.) Gülümsemeğe çalışanlar oldu; Nazmi de 'ev sahibi sıfatıyla' içeri koştu ve bir fransız konyağı getirdi. Kızın adı ne? diye bağrıştılar. Allah sizi inandırsın albayım, bir-* den söyleyemedim; bir an için hatırlayamadım. Bir iki saniye kadar. Sonra, boğuk bir sesle, Sevgi, dedim. Mırıldandım adeta. Güzel bir isim değil! diye haykırdılar; beylik bir isim! Nereden buldun? diye bağırdı Dumrul. (Adını ben bulmadım. Kızı canım. Ya öyle mi?) Çocuklar çevremi sarmıştı albayım; gecekondu çocukları işte. Kılığımı yadırgamışlardır. Siz de albayım, bakkala gitmeğe kararlı ayaklarınıza, rahat! komutu verdiniz ve bana döndünüz. Sen, benim emir subayım olsaydın, ayaklarımın altında. (Albayım artık bir baba gibi seviyor beni. Bana iyice açıldı.)

Ne rezil adamsın Hikmet. 'Herif' demeliydiniz albayım. (Neyse geçelim albayla aramızdaki ilişkilerin ayrıntılarını.) Ben hafifçe terliyordum; içkiden olacak. Hangi barda çalışıyor bu Sevgi? diye sordu Dumrul. (İnanamıyorlardı bana.) Daha baştan hayır yoktu bu işte. Siz, kim bilir, orduevinde tangolar arasında ne mutlu bir başlangıç yapmışsınızdır albayım. O zaman daha teğmendiniz. Ben daha dünyaya gelmemiştim. Doğmuş olsaydım muhakkak gelirdim: Bir limonatanızı içer, bir pastanızı yerdim. 'Kuru pasta' da var mıydı albayım? Hikmet! Sana, köpek diyeceğim neredeyse. Hav hav albayım. Sen askerlik yaparken ben neredeydim Hikmet? Ortaşark ve Osmanlı tarihi çalışıyordunuz odanızda gizlice albayım. Teğmen içeri girince de kitabı kaparken öksürüyordunuz: Durumu kurtarmak için. Allah kimseyi senin diline düşürmesin Hikmet. (Silah arkadaşlarımın diline de düşürmesin.) Albayım! Buyur oğlum Hikmet. Üç yıl sonra size 'generalim' diyebilir miyim? Allah cezanı versin! Eski arkadaşlarımın da albayım. Fransız konyağını da bitirmiştik. Aptal herif! dediler, seni de kaybettik.

İnsan daha önce haber verir; koyu renk elbiselerimizi giyerdik. (Ben aslında bu alayların farkında değildim o sırada; durmadan gülüm-süyordum. Benimle ilgileniyorlardı ya, gerisine aldırmıyordum.) Onlar da içmek, bir şeyin şerefine içmek, kısaca içmek için bir bahane bulmuşlardı. Kimseye haber vermemiştim; demek ki ben de bu işin içinde, daha başlangıçta, yürümeyen bir şeyler seziyordum. Üstelik tek başıma kalmıştım. Bütün eşyayı o zayıf hamalla birlikte ben çıkardım. Kimse, teklif ettiğim paraya razı olmamıştı; tükürür gibi, başlarını önlerine eğmişti bütün hamallar. Eşyayı kamyondan indirirken mahallenin çocukları çevremizi sarmıştı: Adama bak, diyorlardı. (Mahalle çocuklarıyla hiç bir zaman başa çıkamamışımdır.) Dumrul da tutturmuştu, Sevgi adı takmadır diye; asıl adı Hasibe filanmış ona göre. Ağzını topla, demiştim Dumrul'a. Hem seviniyordum,hem mahzundum. Bunlar benim arkadaşlarımda Sizi akşam yemeğine çağırmam ben de,diye söylendim içimden. (Zaten çağırmayacaktım, aile içinde bir toplantı olacaktı.) Kimse yardıma gelmedi albayım. Ben de bir gecekonduya taşındığımı söylemekten çekindim.

Bir yolunu bulup; öğrenirler diye bekledim herhalde. (Kimse bir yolunu bulmadı albayım. Benim bakımımdan, demek istiyorum.) Ne evlenirken, ne de bu eve taşınırken kimseye önceden haber vermedim albayım; alay ederler benimle diye korktum. Oysa, kolayı vardır: Herkesin yüzüne bakıp gülümsersin aptallar gibi. Onlar seninle alay mı ediyor, sen de kendinle alay ediyor...muş gibi yaparsın.

Sonra bir yolunu bulup hemen albayına koşarsın: Albayım! Gene ne var Hikmet? 'Gene'
değil albayım. Buraya yeni taşındım, daha bugün geldim. Peki öyle olsun Hikmet. Hikmet
değil albayım. Artık siz de bana teğmenim dersiniz; ufak çapta bir kışla hayatı kurarız
burada. Sabahları uyanırken boru filan çalarız. Savaş filmi gibi bir şey çeviririz. Siz
tiyatroyu daha çok seversiniz tabii. Ben de sizin kahramanınız olurum:
(Genç yaşta evlilikten çürüğe çıkan uzun boylu, sivilceli ve burnunun yanağına birleştiği
yerde önemsiz bir et beni taşıyan adam, şimdilik açıklanması sakıncalı görülen, bazı
nedenlerle, çevresinde gecekondu sayısı yüksek ve hayat seviyesi düşük bir bölgeye
yerleşir. Bütün eşyası şunlardan ibarettir: Boyası henüz kurumadığı için kendisinden
uzakta tutmağa çalışarak merdivenden çıkardığı sırada ayak demirleri ellerine yapışan bir somya;
hamalla birlikte çıkardıkları bir kitap sandığı ki, daha sonra kitaplık olarak
kullanılmış ve içindeki kıymıklar değerli eserleri zedeler endişesiyle iç yüzleri, üç kat
gazete kağıdıyla kaplanmıştı; somya genişliğinde olan uzun bir yastık ki, şimdi öyle
yastıklar yok; derin dikişlerle yapılmış baklava biçimli süsleri olan basma bir yorgan;
gangster filimlerinin hapishanelerindeki mahkűmların elbiseleri gibi kılıfı olan yatak; bütün
yatak takımının eski bir kilime zaman, kilimin de yere serilmesi üzerine bir kavramdan ibaret kalmıştır; iki bavul ki, içlerinde, çoğu giyilemeyecek kadar eskimiş ve fakat bilinmeyen bazı nedenlerle bir türlü atılamadığı için her taşınmada oradan oraya sürüklenen ceket ve pantalon ve gömlek ve palto ve çamaşır ve topukları yırtık çorap cinsinden giyim eşyası bulunuyordu; taşınırken ağır olmasın diye çekmeceleri çıkarılmış bir komodin; mutfağa ya da banyoya götürülerek kâğıtları çıkarılmadan, ne oldukları anlaşılmayan birkaç parça 'dikkat kırılacak eşya'; amerikan bezinden yapılmış ve ağzı bir iple büzülmüş ayakkabı torbası ve mermer altlığı yüzünden yıllardır bir türlü atmaya kıyamadığı cam hokka-lı bir yazı takımı.)

Girişi beğendiniz mi albayım? Hepsi bu kadar mı? Sobayı birlikte aldık biliyorsunuz; yazın daha ucuz
olur diye ısrar etmiştiniz ya. Sonra, ne bileyim işte albayım, karınca gibi, insan da öteberi taşımasını
seviyor yuvasına-, ilk geldiğim günlerde elbette daha az eşya vardı odamda. Evlendiğim gün de albayım, yeni tuttuğumuz ve büyük bir kısmı boş olan evimizin bir köşesine sığınmıştık karımla. (Karım güzel değildi albayım. Ben de değildim. Fakat, nasıl anlatsam, 'benim' karımdı-, canlı bir varlıktı. İnsan, evine bir biblo alınca bile kendisini bir başka hisseder değil mi? Üstelik bu yumuşak biblo, konuşuyor: 'kocacığım' diye çevremde dönüp duruyordu.) İlk gece, akşam yemeği de çok kötü
geçmişti. Ben böyleyimdir albayım:

Önce, akıl almaz bir tutukluk gelir üstüme; daha yaşamadan, büyük bir yorgunluk çöker.
Gecekonduya ilk geldiğim gün de aynı bitkinlik içindeydim; neredeyse bir otele gidip
yatacaktım. Oysa, bir sürü yemek yapılmıştı ve ben damattım. Yeni ve sonradan olma
akrabalar edinmiştim: Bir kere, kayınpederim vardı ve bazı kızlar bana 'enişte' diyordu.
Anlamadığım şakalar yapılıyordu � ikinci sınıf şakalar olduğunu seziyordum bunların
.Galiba benimle biraz alay ediliyordu; fakat önemli olan bendim, çünkü damattım. Midem-
mamı güçleştiriyordu. Yemek masasında koyu gölgeli eller dolaşıyordu.

Titreyerek kendine geldi. Hayır, uyumadım. Gözlerini açtı, duvarı gördü. Odanın
neresindeyim? Kapı ne tarafta? Ben duvara baktığıma göre... Odadaki yerini bulunca
rahatladı biraz. Yataktan yavaşça doğruldu, yorganı «duvara itti. Terliklerimi bulmalıyım.
Yatarken son olarak ne yapmıştım? Terliklerimi yatağın altına itmiştim. Belki de ışığı
söndürmeden çıkarmıştım onları. Sonra bir iki cümle, karanlık birkaç görüntü geçti
aklından; ne yapmak istediğini unuttu. Karanlığa dikti gözlerini: Işık mı azdı? Yoksa insan
aynı parlaklıkla görmüyor mu kafasından geçenleri? Biri ona gülümsüyordu: Kayınpederi!
Tabağını uzatıyordu; karanlıkta iyi seçilmiyordu yemekler. Başının döndüğünü hissetmişti
birden; sandalyeden yere düşeceğini sanmıştı. Dayanmalısın Hikmet, diye direnmişti
içinden. Sen damatsın! Damat! Damat! Gelin var, kaynana var, sahte ya da gerçek baldızlar var. Ne
diyorlardı? Çevremde pervane olmak gibi bir şey. Küçük kanatlar takmışlar; ellerinizde meze dolu
tabaklar, tepemde uçuşuyorlar. Bırakın tabakları, beni tutun: Damat düşüyor. Rezalet! Hayır
düşmedim; bana öyle geldi. Bir çınlama! Elimde bir bardak tutuyormuşum ve kayınpeder, kadehini
bütün hızıyla vurmuş benim bardağıma. Gülüyorlar.

Kaldır bardağını. Hâlim yok. Mış gibi yap. Bütün yiyecekler karanlık; yalnız, baldızlar
parlıyor... yuvarlak baldızlar... Büyük bir kaşık, tabaklardan birinin içine yavaşça gömüldü.

Sana bakıyorlar; tabağını uzat baldızlara. Bayılmadım değil mi? Hayır. Enişteye uzanan
çıplak kolları hatırlıyorum. Çok gürültülü bir gece değildi. Biz �yani Sevgi ile ben� fazla
bir şey beklemiyorduk. Bununla birlikte, elimizden geleni yapmağa çalıştık. Gönül isterdi ki albayım,
insanın hayatında önemli sayılması gereken böyle bir gece, daha canlı ve aslına uygun bir hava
içinde geçsin. Oysa, ben çok içemedim; yemeklerin çoğu da kaldı. Sahneye yeni çıkan acemi iki
oyuncu için bir bakıma başarılı bir oyun daki koronun yerini tutan baldızlar, görevlerini yaptılar. Bu
senin hayatındı oğlum Hikmet. Böyle bir oyun üzmedi mi seni?

Terliklerini hatırladı birden. Yatak altının derinliklerinde, terliğinin tekini bulamadı; tek
terliği ayağına geçirerek odada dolaşmağa başladı. Sokak lambasının ışığından
yararlanarak sigara paketini buldu. Kibriti de hemen bulursam işler düzelir mi acaba?
Neden olmasın? Olaylar arasındaki gerçek bağları bilmiyoruz ki; hiç olmazsa ben
bilmiyorum. Bu kibrit bulma da, bir yerde bir işe yarayabilir. Sigarasını yaktı; kibritin
alevi, oldukça büyük bir yeri aydınlattı. Sigaranın ateşi daha küçük bir alanı aydınlatır;
fakat sürekli bir aydınlıktır bu. Kafasında da l)ir sigara yaktı; ilk yemeğin gecesini
aydınlatmak istedi. Yatağa uzandı; yemek odasını, odada bulunan ve kısa bir süre için
akrabası olan ve artık hiç bir şeyi olmayan insanları düşündü. Beni sevseydiniz, şimdi
yanımda olurdunuz gene. Beni bir türlü bırakmazdınız: Vallahi bırakmayız seni Hikmet Bey oğlumuz,
derdiniz. Vakit çok geç oldu, "bu saatten sonra vasıta da bulamazsın. Misafir odasında yatarsın; ara
kapıyı açarız, salondaki sobayı da söndürmeyiz. Gece yarısından sonra, tek başına yollara düşmeğe
değer mi? Bir şeyler bulup söylerdiniz işte. Başucuma filtreli sigaralarınızdan koyardınız, bana kısa
gelen bir pijama da bulurdunuz. Damat sevgisi, albayım, insan sevgisine oranla çok kısa sürüyor.

Eski silah arkadaşlarım da, bir akşam beni meyhanede yıllar sonra karşılarında görünce,
önce sevinir gibi �oldular. Masada biraz daha toparlanıp bana bir bir yer açtılar. Sonra
hemen alıştılar varlığıma: Sanki terhis olmuşum da albayım, askere ilk gittiğim gün, filan
meyhanede iki yıl sonra buluşalım diye verdiğim bir sözü tutuyorum. İşte o gözlerle
baktılar bana. Aradaki zamanı san-M hiç yaşamamışım gibi davrandılar bana. Biz,
evlendiğin gün anlamıştık sana uygun olmadığını, dediler. Evlen- bi başlarını salladılar: Senin için
daha hayırlı oldu. Sanki daha dün ayrılmışım yanlarından.

Oysa, rakıya su kattığımı bile unutmuşlar; bir adımı hatırlıyorlar o kadar: Hikmet aşağı,
Hikmet yukarı. Şimdi nerede oturuyorsun? demediler de şimdi nerede çalışıyorsun? diye
sordular: Gerçek bir ilgisizlik. Kaç yıldır ortalıkta görünmüyorsun, sen de nereden çıktın?
bile demediler; bu kadarcık bir ilgiyi bile çok gördüler bana. Kısacası, meyhanelerde
yeniden barınamadım albayım; aynı meyhaneye iki kere girilemiyor-muş. (Buna benzer bir felsefe
vardı, değil mi albayım?) Oysa, bu şirin bölgenize ilk geldiğim gün albayım, çocuk lar benimle
ilgilendiler: Çevreme toplanıp, 'Adama bak', dediler. (Artık çok genç bir insan olmadığımı belirten bu
'adam' sözü beni biraz üzüyor. Belki, kendini genç hissetmek isteyenler için başka bir kelime bulunabilir, ne dersiniz?) Otobüste de şoförün yanında durmayı seven mektep-çocukları, ben ön kapıya doğru yürüyünce, birbirlerine, 'Adama yol verin de geçsin', diyorlar. Fakat mahalle çocuklarının ilgisi başkaydı: 'Bütün gözler ona çevrilmişti" diye yazarlar ya kitaplarda romancılar, ben
bir yere girince bana öyle bakılsın isterim. Çocuklar bunu anladılar; hepsi de yeni bir 'adam'
geldiğinin farkındaydı.

Ben de onların yaşındayken 'adam' olmak hayata atılmak istiyordum. Önce hayata atıldım. Fakat bunu nasıl yaptığımı bir türlü anlayamadım. (Bir durumdan başka bir duruma nasıl geçtiğimi zaten bir türlü kavrayamam. Mesela, karanlıktan sonra birdenbire nasıl aydınlık olur, albayım? Siz hiç görebildiniz mi?) Herhalde bir süre, hiç kımıldanmadan beklemeliydim; sonra hayata yavaş yavaş atılmalıydım. Oysa bana birdenbire, işte evlendin ya, hayatını kazanıyorsun ya, o halde hayata atıldın, dediler. (Tam atıldığım sırada söyleselerdi ya.)

Şimdi çok dikkat ediyorum albayım; hayatımdaki bu yeni dönemin baş tarafı gürültüye
gelsin istemiyorum. Karımdan ayrıldım, karımdan ayrıldım. Yeni bir yaşantıya başlamadım,yeni bir
yaşantıya başlamak üzereyim, neredeyse yeni bir yaşantıya başlaya- peder yok, pijama yok �artık
mümkün olduğu kadar pijama giymiyorum albayım� yeni bir yaşantı bu.

Ev başka, eşyalar farklı. Hüsamettin albayımla yeni tanıştım, yeni tanıştım, daha önce tanımıyordum
onu, yeni bir insan, emekli albay, albay, albay... uyumak üzeresin,
sigaranı söndür.

Oğuz Atay- Gecekondu
Bütün Eserleri/2- İletişim Yayınları, İst. 1984
ALAKAZAM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
OĞUZ ATAY 12 Ekim 1934’te Kastamonu İnebolu’da doğdu. 13 Aralık 1977’de İstanbul’da Korax Şairler - Yazarlar 0 08-05-2009 15:09
24 oğuz boyu Korax TaRiH 0 02-20-2009 21:10
Falih Rıfkı Atay LeGoLaS Şairler - Yazarlar 0 03-27-2008 22:04
Atay, yeni sınır ötesi operasyon sinyali verdi Haberci Yurttan Haberler 0 03-20-2008 19:23
Oğuz Kağan LeGoLaS Asker ve Siyasetçiler 0 02-25-2008 17:27


Şu Anki Saat: 12:00


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows