Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 06-04-2010, 11:19   #1
ALAKAZAM
Webmaster
 
ALAKAZAM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 2.692
Tecrübe Puanı: 435
ALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud of
Standart Sınır

I.

Soluğum daralıyor. Kendimdeyken ölmemem lazım… En azından böyle zannediyorum. Ölüm zaten kendime susuşum değil mi? Anaerobik bir organizma olduğumu zannediyordum. Ama şimdi soluğumun darlaşmasına anlam veremiyorum. Karnımdaki bu kordon sıkmaya başladı. Çekip kopartsam mı acaba? Bu denli derindeyken kordonu kopartınca neler olabileceğini bilmiyorum. Bu riski belki daha sonra göze alabilirim.

II.

Ayaklarında derisinin içine girmiş pek kısa sayılamayacak dikenli telin yere dokunuşuyla akmaktan yorgun düşmüş kan, telin üzerinden daireler çizerek ayak izinin boşluğuna damlıyordu. Çıplak ayaklarına saplanmış diken, çakıl parçaları bu adımlarda acının mesafesini hadım edip daha da acı verici bir hale bürünüyorlardı.

Gövdesindeyse aynı ayaklarındaki gibi – ve daha da uzun- dikenli teller vücudunu çepeçevre sarmışlardı. Çokluk, sıyrılmış, soyulmuş olan derinin altında görünen kanı pas tutmuş etlerin altında beliren kaburga kemikleri – hepsi değil, bir kısmı- dikenli bir tele dönüşmüş olarak dikenlerini yer yer etin, bazı yerlerdeyse derinin dışına üflüyorlardı.

Kollarında da aynı durum sözkonusuydu. Omuzlardan tüm kolu çevreleyerek ve nihayet avuç içine saplanmış halde duran dikenli tel gergin kasları ve etleri paralayarak, kemikle kaynaşarak bu görüntüyü daha da sancılı bir hale getiriyordu.

Boynunun etrafındaki dikenli telse sırtından dışarı doğru fışkırarak boynun çevresinde deriye, ete nüksettikten sonra sağ yanağın içinden kıvrılarak geçip sol gözün ortasından – bebeği de yararak- dışarı çıkıyordu. Daha sonraysa başın arkasından bir tur atıp alında bir taç gibi duruyordu.

III.

Şimdi anladım. Ben buraya hapsedildim. Ama neden? Dört tarafım etten duvarlarla çevrili. Ellerimle dokundukça duvarın içine gömülüyorlar. Sanki bu duvar etimi çekip kendisine sıva yapıyor. Bu yüzden dokunmamam lazım sanırım. Peki ya ben bu etten – ki bir zara da benziyorlar- duvarların arasında kaldığımda bir taşa dönüşürsem? Hemen buradan kaçmam lazım. Anılarıma bir çukur kazmakla başlayabilirim…

IV.

Ağaç iskeletleri, taşların parçalanmış etleri, suyun yüzülmüş derisi ve göğün karıncalara yem olmuş zarı arasında sırtındaki küfeyle ağır, aksak ilerliyordu. Yırtık sesinden artık harfleri seçilemeyen cümleler dökülüyordu. Gölge mezarlığının önünden geçip yokuştan aşağı doğru çıkarken – ki bu “Doğru” değildi- duyduğu o iniltiyle birden durdu. O an ayağının altındaki toprağın dışarı çıkmış damarlarından sızan kanın fışkırma sesini duymuş olduğuna dair teselliler besledi içinde. Ama damarların kuruduğunu görünce bu hevesinin geçici olduğunu anlayıp hızla başını sırtındaki küfeye çevirdi. Başını çevirmesiyle birlikte aynı inilti bir kez daha duyuldu. Dikenli telin öldüremediği tek gözü, eğik başının yönlendirmesiyle yere doğru bakıp sağa ve sola koşuşturmaya başladı. Sonra bu telaş sinire dönüştü. Öyle bir sinirli bakıştı ki bu sanki gözlerinin rengi sönük tonu sol gözünden fırlayan teli kesecekti. Aksak adımlarını –kendince- hızlandırıp –yeniden- endişeli biçimde yürümeye başladı.

V.

Bu ses de neyin nesi böyle? Demek burada benden başkaları da var? Bu yalancı aydınlıkta net olarak göremiyorum ki! Hemen buradan çıkmam lazım. Bir dakika! Burada mahkûm olduğuma göre bu karnımdaki kordon da bir zincir. Tabii ya neden daha önce düşünemedim. Etten yapılmış bir zincir… Ayağımı neden yere basamıyorum? Belli belirsiz etrafımda dönüyorum. Tanrı’m ben suyun içindeyim. Suyu kazabilir miyim acaba? Ya artıkları ne yapacağım? İçerim o zaman! Evet, bu en mantıklısı, içerim tabii… Özgür kalmak için her şeyi yapabilirim. Bu arada, benim suçum neydi acaba? Buraya düşmek için ne gibi bir suç işledim acaba?

VI.

Nasırlı toprağın üzerinde ahraz adımlarla ilerlerken bir yandan aklında beliren o delirtici soruya uyan bir cevap arıyordu. “Daha zamanı vardı. Neden bu kadar acele ediyor?” Bu soruyu kendine ne zaman sorsa cevap mukabilinde aksak adımları serileşiyordu. Serileşmekten de öte yürürken kekeliyordu. Geç kalmadığından emindi. Ki daha zamanı vardı.

Az ilerideki ayna bataklığını geçtiğinde yorgun olduğunu hissetti. Ama yorgun olmaya hakkı yoktu. Duramazdı. Sıkı bir yürüyüşle kısa bir sürede yolun ezberine sinebilirdi. Adımlarını fısıldamaya devam etti…

VII.

Kendimi eşelemekten kaçmaya zaman bulamıyorum. Sanki ben kendimden firar etmişim de kaçtığım yerde – kendimde- kendimi unutmuşum. Artık bu etten pranga canımı yakmaya başladı. Şunu bir çıkartabilsem rahatlayacağım. Evet, bu etten zincirleri çıkartmakla işe başlamam lazım. Duvar isterse üstüme yığılsın umurumda bile değil. İçime birden bir şüphe düştü şuan. Ya izleniyorsam?

VIII.

Ayna bataklığını birkaç cümle geçmişti ki iniltiler sızılara dönüştüler. Artık yapabilecek hiçbir şeyi yoktu. Zamanı gelmişti. Sırtındaki küfeyi yavaşça yere bıraktı. Dikkatlice baktı küfeye… Günden güne ağırlaşmasının nedeni artık daha netti. Çünkü iyice büyümüştü. Sırtına astığı yerleri dikenli tellerden yapmıştı. Ve kancalarla küfeye tutturmuştu. Açıkçası bu kancalar şimdiye kadar hiç de sorun yaratmamışlardı kendine.

Bir rahmi andıran bu küfenin taşıyıcının sırtına gelen kısmı hasırdan yapılmıştı. Ön tarafıysa bir insanın gövdesine benziyordu. Ki karın kısmındaki şişlik de bu gövdenin içinde bir rahim olduğunun göstergesiydi. Fakat hasırın önüne eklenmiş bu gövde bir kadın gövdesinden ziyade bir erkeğin göğsüne benziyordu.

Sepetin yanında duran küçük kutuyu yanına koyup dikkatlice açtı. İçinden çıkardığı bir kâğıda, dikenli telle kanattığı parmağıyla “Bunlarla karnı yeniden örmelisin” diye yazdı. Sonra notu küçük kutunun altına yerleştirdi. Kollarından taşan dikenli tellerle karnı yavaşça yırtmaya başladı.

IX.

Kordonu koparmam işe yaradı. Tanrı’m özgür oluyorum en sonunda. Demek ki tüm iş bu etten zincirlerdeymiş. Akıl ettiğim iyi oldu. Işığı görebiliyorum. Artık özgürüm! Kurtuluyorum buradan. Ve bir daha buraya gelmeyeceğim. Artık son… Özgürce yaşamak istiyorum…

Bu iğrenç adam da kim? Vücudunu saran bu tel örgülerle nasıl yaşıyor? Lanet olası herif… Dokunma bana… Bırak beni! O tellerle öldürecek misin beni yoksa? Kollarım güçsüz. Karşı koyamıyorum…

X.

Küfenin içinden çıkardığı sıvı içine yüzen kişiyi – ki bu kendisinin benzeriydi- yavaşça yere yatırdı. Vücudundaki dikenli telleri yavaşça, ağrılar içinde söküp yeni doğanın bedenine aynı bir kundak bir dolamaya başladı. Yeni doğmuş olan güçsüz olduğundan direnmeleri pek de bir işe yaramıyordu. Tüm dikenli telleri yeni doğmuş olanın vücuduna doladıktan, sapladıktan sonra gücünün tükendiğini hissetmeye başladı. O anda dikenlerin acısıyla inleyip ağlayan yeni doğan, yere serilen kişiye bakarak;

— Neden bunu yaptın? Diye sordu.

Kuru toprağın üzerinde ölmek üzere olansa;

— Kendinle, benim aramdaki sınırı bilmen için… Kendini geçip ben olmaman için…

O an yeni doğan ölmekte olan kişinin kendine benzediğini anladı.

— Ama sen bana benziyorsun. Diye kekeledi.

Acılar içinde kan öksürürken;

— Benzemiyorum. Ben senim zaten! Notu okumayı unutma… Dedikten sonra kalbi ölüme solumaya başladı.

Yeni doğan yerinden yavaşça doğrulup küçük kutunun altındaki kâğıttaki yazıyı okudu. Kutuyu açtığındaysa iğne ve iplik buldu. Küfeyi yere yatırıp az önce ölen kendini cenin pozisyonuna getirdikten sonra karnın içine koydu. Bu eylemiyle küfe bir mezardı. Sonra küçük kutudaki iğne ve ipliklerle ördü. Bu haliyleyse rahim… Kendini gömdüğü mezar kendini ördüğü rahim olmuştu. Sonra yerinden yavaşça doğruldu. Küfeyi sırtına aldı. Bu kadar dinlenmek yeterdi. Kulağını küfeye kabartıp iniltilerin gelip gelmediğini dinledi. Ses yoktu. Demek ki hâlâ biraz daha zamanı vardı. Yorgunluğuna aldırmadan aksak adımlarla yolu adımlarına yordu.
ALAKAZAM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
51 lwl sınır buyrun bakin. By.Rapid Private Serverlar tanıtım bölümü 2 01-02-2009 13:08
Sınır tanımıyorlar! Yaso Magazin Turu 0 10-23-2008 22:18
Sİnİr Sİstemİ уυѕυƒ BiYoLoji 0 04-02-2008 20:48
Sİnİr Sİstemİ уυѕυƒ BiYoLoji 0 04-02-2008 20:37
Sınır tanımayan âşıklar Yaso Kültür ve Sanat 0 01-28-2008 13:44


Şu Anki Saat: 16:10


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows