Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 06-04-2010, 11:36   #1
ALAKAZAM
Webmaster
 
ALAKAZAM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 2.692
Tecrübe Puanı: 435
ALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud ofALAKAZAM has much to be proud of
Standart Ogretmen oyku yazdi

Bu baslik altinda sevgili ogretmenlerimizin ozgun hikayelerini paylasacagiz.
San'ata yonelislerini hep beraber alkislayacagiz!
Ogretmenlerimiz seviyoruz.....




Türkiye Birincisi

UÇAN BALONUM NEREDE?
Zeliha DEMİRCİOĞLU

1975’in yazı…
İnanmıyorum! uçan balon olur mu hiç? Ama masallarda
her şey olur. Devler, cüceler, konuşan böcekler, sihirli değnekler…
Uçan balon da onlar gibi sihirli mi?
Abla sen uçan balon gördün mü?
“Bak geçiyor!” Renk renk, tombul tombul balonlar…
Uçan balonlar…
Dokunmak istiyorum, dokunmak zorundayım… Yoksa
bu büyüye inanmayacağım. “Bana para verir misin baba? Bir
masal satın alacağım. Teşekkür ederim, iyi yürekli
kahramanım.”
“Haydi ver uçan balonumu. Peki, bileğime bağla abla!”
Bu gece uyumak istemiyorum. Neden söndürdünüz ışıkları?
Balonumu seyredeceğim, onun tavanda nasıl durduğunu…
Uyumayacağım işte… Uyumayacağım… U-yu…
Sabah olmuş. Balonumu aldığım gibi sokağa… Bağlamasanız
da olur. Ben onu sımsıkı tutarım nasıl olsa!
Gökyüzü pırıl pırıl, masmavi. Uzak…
Hangi boşlukta elimden kaçtı? Nasıl uçup gitti bulutların
arasına? Uçan balonumu geri alabilir miyim? Babam alabilir
mi abla? Süzüle süzüle, umarsız, kararlı…

Yaşadıkça öğrendim; kimi sevgililer uzağına düşer insanın...
Kalabalıklara karışır… Kimi sevgililer kara toprağa…
Kırık hayaller kanatırken de avuçlarımı sıkabilmeyi; gidenlerin
ardından tevekkülle bakabilmeyi öğrendim. Öğrendim,
zamanın terkisine aldıklarının geri gelmediğini.
Yirmi yıl sonra…

Erciyes!.. Oldum olası severim dağları. Dağlar güven
verir bana, ayaklarımın yere basışını duyumsatır. Ve dağlar,
yürümem gereken istikametin işaretçisidir.
Lakin her güzelin cilvesi… Ayaz…
İlk maaşımı olduğu gibi kömüre verdim. Isınsın diye ellerim...
Yüreğimi ısıtmak içinse öğrencilerimin gözlerindeki
kıvılcımlardan alevler büyüteceğim. Gökkuşağı ebrulisinde
bitimsiz baharlar…
Henüz televizyonum yok. Elzem olanlar dururken şimdi
bunun sırası değil. İyi ki memleketten annemlerin eski
radyosunu getirmişim. Çelik’in “Hercai”si çalıyor. Şimdi Gülay…
“Cesaretin Var mı Aşka”…
Gurbet akşamlarında, bu ezgilerden kalbime kalan burukluk,
gün ışıdığında dağlar ardına siniyor. Cıvıl cıvıl çocuk
sesleri içimi yaşama sevinciyle doldurduğunda, her tasamı
unutturduğunda!.. Soran, merak eden, her soruyla biraz
daha filizlenip boy veren; ağlayan, çatışan, anlaşan, sevinen,
sevilmeyi bekleyen çocukların sesleri…
Demek öyle diyorsun koca Erciyes! Demek ben bu mesleği
çok sevdim öyle mi ve öğrencilerimi…

Mart 1997
İki aydır bu lisedeyim. Sınıfa giriyorum. “Günaydın!”…
Ses yok. Beni gördüklerine memnun olmuyorlar. Lisede öğretmenlik
yapmak üzerine ne hayallerim vardı oysa! Neden
birbirimize ulaşamıyoruz? Neye direniyorlar bu kadar?

“İbrahim!”, “burada.”, “Yaşar!”, “burada.”…
“Derse geçmeden önce bir duyuru yapmak istiyorum arkadaşlar:
İlçe çapında bir şiir yazma yarışması var.” Yüzüme
bakıyorlar ama çok kısa bir an. Sonra yine o meşhur devasa
duvarlar giriyor aramıza. Tepkisizlik… Gözlerim, gözlerini
göremez oluyor.
Öyle bir şey söylemediğim halde Nimet: “Mecbur muyuz
yazmaya?” diyor. Anlaşılan her zamanki gibi canı benimle
kavga etmek istiyor. Bir gün bu kızın isteğini yerine getirmekten
korkuyorum! “Evet!” diyorum. “Sözlü notunuzu şiirlerinizden
vereceğim.” “Yeteneğim yok. Nasıl yazacağım?
Yaptığınız haksızlık!” “Elinizden gelenin en iyisini yazın!”
Recep, daha ılımlı tavrıyla, kekeleyerek, “Tamam hocam, yazarız.”
diyor. Nimet’in bakışlarından nefret okunuyor.
Bu sınıfta geçen her ders, hayallerime ve kişiliğime ihanet!..
Kendimi tanıyamıyorum artık. Notla tehditler savuran,
çözümsüzlükler içinde savrulan öğretmen ben miyim Allah’ım!
İşte yine bağırıyorum, çıldırdım sonunda: “Yalçın! Kız
arkadaşlarını rahat bırak! Senin de bir kız kardeşin var değil
mi?”
İlk kez bir öğrencimi sevememenin suçluluğunu yaşıyorum.

Nisan 1997
Nimet, yarışmada birinci oldu. Sanırım bundan sonra
bazı şeyler değişir. Nimet’in hatta bütün sınıfın duvarları yıkılır,
dilerim!
Ödül töreninde program sunucusu Nimet’in şiirini okuyacağını
anons ediyor. Gurur duyuyorum.
Salonda sessizlik… Alkışlamaya hazırlanan mütebessim
eller… Bekliyoruz.
Nimet sahnede sunucuyla tartışıyor. “Okumayacağım!”
diyor. Yalnız bana değil salondaki herkese öfkeyle bakıp çıkıp
gidiyor.
Kalakalıyoruz…
Yazık, yanılmışım! Bir anda her şeyin düzeleceğini sanmıştım…
Ah, bu deveyi gütmek istemiyorum; geriye kaç seçeneğim
kaldı?

Kasım 1997
Erguvan kokulu nevbahar, yerini ne çabuk savrulan hazan
yapraklarına bıraktı. Hayallerimin mavisi hüznün gölgesine...
Su toprağa karıştı. Yaprak toprağa… Toprak alabildiğine
sükuta… Sükut alabildiğine içime... Benliğimi derinliklerin
gizemine koyuverdiğimde buldum yaşamın anlamını. Hayat
derinliklere dokunulduğu kadar hayat. İnsan derinliğine
göz kırpıldığı kadar insan. Keşfedilmemiş güzelliklerin sırrı,
gözler ruha baktıkça aynalara yansır.
Hazırlıksız konuşma çalışmaları yapıyoruz. Listeden seçerek
kaldırıyorum; kürsüye geçiriyorum onları.
“İbrahim! Konun, “eğitim”. Süren beş dakika. Evet, seni
dinliyoruz.”
Recep, “gençlik” konusunda harika bir konuşma yapıyor.
Arkadaki kızlar yine çığlık çığlığa... Bir anda irkiliyoruz.
“Hocam! Yalçın...” Bıktım bu çocuğun taşkınlıklarından!
“Kalk Yalçın! Sen konuşacaksın.” Bütün sınıf geriliyor.
Bugüne kadar derste sorulan hiçbir soruyu doğru dürüst yanıtlayamadı.
Kimse onun herhangi bir konuda iki cümleyi
bir araya getirebileceğine inanmıyor. Kızları zor durumda
bırakmak neymiş görürsün şimdi. “Konuyu kendin seç. Tek
yapman gereken burada beş dakika konuşmak.” Yalçın biraz
düşündükten sonra, “Havadan sudan konuşacağım.” diyor.
“Konuyu kendin seç” demekle hata ettiğimi anlıyorum. Ama
sözümü geri almam doğru olmaz. “Peki Yalçın!” diyorum,
“süren başladı.”

Yalçın beş dakika boyunca konuşuyor. Havayı, suyu anlatıyor.
Kâh cümleleriyle kâh mimikleri kâh hareketleriyle…
Birinci dakikanın sonunda gülmeye başlıyorum. Üçüncü
dakikanın sonunda hepimiz kendimizi bu mizahçının sürprizlerinin
keyifli yolculuğuna bırakıyoruz.
Kim demiş, Nasreddin Hocalar, Kavuklu Hamdiler, İsmail
Dümbüllüler dünyaya bir daha gelmezmiş diye!.. Gülmeyi
unutan yüzleri güldürebilmek insanlara verilmiş ne
güzel armağan!
Gülebilmek ve yaşadığımızı hissetmek için senin konuşmana
ihtiyacımız var Yalçın! Lütfen artık susma, olur mu?

Şubat 1998
“Okulumuzda yarışma düzenlendi: İstiklâl Marşı okuma
yarışması...”
Okuma kelimesini duyar duymaz Recep, başını önüne
eğiyor. Kıyamıyorum. Engeli nedeniyle bu yarışmaya katılmayı
aklından bile geçirmemesi, kendine haksızlık. Kekemeler
şarkı söyleyebiliyorlarsa şiir de okuyabilirler. Riski göze
alarak onu yüreklendirmeli miyim? Ya başaramazsak, sonu
hüsran olursa... İşte bunu asla telâfi edemem.
“Sen de katılır mısın, Recep?” diyorum. “Ben mi?!..”
“Evet. Birlikte çalışırız. Ders çıkışında kal.”
Ritm veriyorum ona. Orkestra şefi gibi...
İyi gidiyor.
Recep’in bütün vücudu titrese de kelimeleri titremiyor.

Mart 1998
Her şey inanmakla başladı…
Ve… Ve Recep ikinci...
Ardından kompozisyon yazma yarışmasında Türkiye birinciliği...
Hangi zafer daha büyük, bilemiyorum: Yüzlerce kişi arasında
konuşma güçlüğünü hiç bilmeyen yabancılara olan zaferi
mi; yoksa herkesin herkesi tanıdığı küçücük okulumuzda,
onu dinlerken yüzüne bir an önce ne söyleyeceksen söyle
der gibi bakan arkadaşlarına olan zaferi mi?

Nisan 1998
Yine ödül töreni… Birincilik ödülü, sahibini buluyor:
Nimet!..
Duygular, sözcüklere ancak bu kadar kusursuz dönüşebilir
ve yüreğin elçisi mısralar, iki dudağın arasından ancak
bu kadar efsunlu dökülebilir... Bütün salon ayakta... Alkışlar...
Nimet, emanetini Kaymakam Bey’den alıyor. Kaymakam
Bey, salona: “Bu çocuk, gelecek vaat eden bir kabiliyet,
ülkemiz için bir cevher. Gelebileceği en iyi noktaya destek
görmediği için gelemez, harcanırsa üzerimize vebal olur.
Kaymakamınız olarak, huzurunuzda bu çocuğa sahip çıkıyor,
tüm eğitim giderlerini üstleniyorum.”
Programdan sonra Nimet’leyiz. Merak ettiğim sorunun
cevabını bu gece alıyorum: “Hocam, geçen yılki ödül töreninde
kürsüye çıkmadım, daha güzelini yazmam gerektiğini
ve yazabileceğimi düşündüm. Size bir özür borcum olduğunu
unutmadım. Umarım bu gece beni bağışlamışsınızdır. Bu
başarı benden çok sizin. Eğer bizi zorlamasaydınız, bir gün
bir şiir yazabileceğimden haberim bile olmayacaktı.”
Hangi mazeret böylesine çabuk unutturabilir bir özrü?
Hangi tehir böylesine beklenmeye değer?
Sabrın meyvesi bu kadar mı tatlı olurmuş!

Haziran 1998
Simurg’un kanatlarında telaş…
Uçsuz bucaksız sema.
Ufuk… Yine ufuk… Yine ufuk…
Benden bir parça al yanına;
Bir aşk, bir umut, bir dua…
Uç uçabildiğince kuşum,
Seninleyim daima!
“Son karneleriniz. Haydi alın bakalım. İbrahim, Yalçın,
Nimet, Recep, Yaşar…”
Yalçın üzgün görünüyor. “Hocam, beni seviyorsanız bu
belgeyi geri alın!” diyor. “Neden Yalçın?” “Aile saadetimiz bu
kadar mutluluğu kaldıramaz, hocam. Her karne gecesinde
aynı sahnelere alışkın babam, şimdi eli havada bir heykele
dönüşecek. Annem bize bu günleri de mi gösterecektin diye
kalp krizi geçirir, herhalde. Ağabeyim, teşekkür alabiliyordun
da bunca yıldır niye almadın, diye beni döver. Ablam,
Yalçın’ın bile teşekkür aldığı bir dünyada yaşamak istemiyorum
diye intihar eder. En iyisi, yol yakınken siz bu teşekkürü
benden alın, hocam.”
Allah’ım, bu çocuğun her hâli komedi!
Objektiflere gülümsüyoruz. Mutluluklarımız fotoğraf
karelerinde ölümsüzleşiyor. Sadece anı yakalayan kareler kifayetsiz…
Kızlar Yalçın’ın etrafını sarmışlar. Yalçın aradan utangaç
ve muzip bakıyor.
Mezuniyet gecesi…
Program metnini Recep oluşturdu. Nimet sunuyor.
Şiirlerle hayatı anlatıyoruz; çocukluğu, gençliği, adanmışlığı,
aşkı ve ölümü.
Son bölümde Yalçın doğaçlama yapıyor. Güldürü ustamız…

Alkışlar dindi, davetliler gitti.
“Yaşar, haydi şarkımızı söyle!”
Biraz arabesk ama olsun, biz seviyoruz. Hele Yaşar’ın sesinden
olunca…
“Bu son olsun!”
Yaşar söylüyor: “O kuytu köşede beklerdim seni… Elinde
kitaplar koşardın bana…”
En acılı gurbet türküsünü dinler gibi başımız önümüze
eğik dinliyoruz Yaşar’ı. Notalar çağlayan olup içimize akıyor.
Boğazımıza düğümler, gözümüze yaşlar bırakıyor.

Ekim 2005
Telefon çaldı. İbrahim arıyor. Duydum, bir dershanede
müdür olmuş. “Alo! Nasılsınız, hocam? Arkadaşlar nasıl?
Görüşebiliyor musunuz?” “İyiyim İbrahim. Ben bildiğin
gibi… Bu yaz Nimet’in düğünü oldu. Kına gecesinde bizim
kızlarla sabahladık. İstanbul’da çalışıyor. İkinci üniversiteye
devam… Bir de yüksek lisansa hazırlanıyor. Recep de İstanbul’da.
O da yüksek lisans yaptı. Geçen yıl evlendi. Yalçın,
konservatuarda tiyatro bölümünü bitirdi. Herkes iyi. Herkesle
görüşüyoruz ama senin artık beni unuttuğunu düşünmeye
başlamıştım.”
“Ne diyorsunuz hocam! Sizi unutmak mı? Sizi unutmamız
için önce kendimizi unutmamız gerekiyor.”
Artık uçan balonda sihir olmadığını biliyorum. Sihir,
onunla uçabilmekte... Ve sihirli değnek ellerimizde... Yüreklerimizden
Simurg’a kanat açan kuşları bir bir uğurlarız.
ÖĞRETMENLER, sihirli değnekleriyle öğrencilerinin
yüreklerine dokundukları an, bulutların ötesindeki sonsuzluğa,
onlarca uçan balon dansının ahengiyle süzülürler. Ve
varoluşun eşsiz tadında katmerleşen sevgilerle gönül tahtlarına
ebedî kurulurlar.

Türkiye ikincisi
SANA İTİRAFIM VAR
Filiz NAMLI

Bana hayatın anlamını öğreten güzel çocuk, seni yazmak
istedim bu gece…
Ay, az önce uzattı............................................ .......
ALAKAZAM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
bir ogretmen ile bir ingiliz hocası ile roportaj turkce ve ingilizce seklinde Yaso Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 0 12-02-2009 10:48
24 kasım ogretmen günü şiir şarkı indirin Yaso Müzik Sohbet 2 10-14-2009 20:28
Komik bir sey ama okulda en gicik oldugunuz en pis en sevmediginiz ogretmen kim? Yaso Liseler 0 09-28-2009 18:30
Enİs berberoĞlu TürkÇe olİmpİyatlarini yazdi Korax Köşe Yazıları 0 08-05-2009 12:21


Şu Anki Saat: 18:49


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows