Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 04-02-2008, 20:02   #1
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Avrupa Bizi Ne Kadar İstiyor

Avrupa Bizi Ne Kadar İstiyor?
Fransa’nın günümüzde de politik etkinliğini sürdüren eski Cumhurbaşkanlarından Giscard D’Estaing şu görüşleri dile getiriyor:
"Türkiye’ye gerçek durum söylenmiyor. Türkiye’nin adaylığını kabul edelim, diyenlerin gerçek eğilimi, Türkiye’nin AB’ye asla üye olmayacağı yönünde. Onların Türkiye ile ilişkilerini başından beri dürüstlük ve vakar içinde sürdürmediklerini görüyorum" (Hürriyet 21 Aralık 1999-Zeynep Atikkan)
Fransa eski Cumhurbaşkanı V. G. d’Estaing konuyu ikinci defa gündeme getirdiğinde,"Yetenekleri ya da önemi ne olursa olsun Türkiye nüfusunun ve toprağının ana kısmı Avrupa dışında bir ülkedir" "Katılımı halinde Türkiye, Birliğin ikinci büyük ülkesi olacak. Bu bile durumun yarattığı paradoksu gözler önüne seriyor. Bu durumda bu tür bir katılımın referanduma götürülmemesi çok zor" (Milliyet, 16 Nisan 2000 s.21) diyor.
Alman Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Avrupa Politikası Sözcüsü, yıllık toplantılarının sonucunu şöyle açıklamıştır: "Türkiye’nin AB’ye tam üye olması, birlik için çok ciddi bir tehlike. Bu nedenle Türkiye’nin AB’ye alınmasına karşı çıkıyoruz. Ancak Türkiye Avrupa için stratejik bir öneme sahip. Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa’dan kopmaması ve başka bir sisteme yönelmemesi için de özel bir formül bulunarak Avrupa’nın yanında tutulmasını istiyoruz"
CSU sözcüsü Türkiye’nin başka bir sisteme yönelmemesi için formül bulunmasını istiyor. Bu formül bulunuyor: AB üye adaylığı
Almanya eski başbakanlarından Helmut Schmidt 8 Nisan 2000 günü yapılan bir toplantıda şunları söylemiştir:
"Avrupa’nın geleceğinde ne olursa olsun Türkiye’nin yeri yoktur. 70 milyon Türk vatandaşını, Avrupa içinde serbestçe dolaştıramayız. Avrupa’nın İran, Irak, Suriye gibi ülkelerle sınır komşusu olmasını kabul edemeyiz. Türkiye ile ekonomik ilişkilerimizi sürdürmeliyiz. Genç ve hızla büyüyen nüfusun satın alma gücünden faydalanmalıyız. Ancak bu ülkenin globalleşmenin temel prensiplerine sahip olmadığını ve uluslararası kardeşliği içine sindiremediğini de görmeliyiz" (Hürriyet, 24 Nisan 2000 S.21 Fatih Altaylı)
70 milyonluk bir pazarın kaybı Avrupa için düşünülemez. Türkiye’nin AB dışı bir sistem içerisine girmesinin ekonomiden ayrı olarak sosyal, askeri ve politik sorunlara sebep olacağı da görülüyor. Bunlara karşılık, tarihi birikim, diğer kültür unsurlarındaki ayrılık ve özellikle batılı ön yargı Türkleri dışlama içgüdülerini destekliyor. Bugün bu çelişkilere cevap verecek çözümü buldular: Türkiye’yi 13. Üye adayı yapmak. Birinci sıradaki 6, ikinci sıradaki 6 üye adayından sonra, -başkaları tekrar öne alınmazsa- üyelik müzakereleri için üçüncü sıraya koydular. Böylece Türkiye üye yapılmamış, aynı zamanda kaçırılmamış ve üye yapmama tehdidi ile istismara uygun bir konuma getirilmiş olmaktadır.
Ortada bekletilen Türkiye, kendisi için çok daha uygun seçenekleri dışlayarak, AB’ne muhtaç durumda yalnızlaşıyor ve AB’den gelecek lütuf bekliyor.
AB, Türkiye’nin üye adaylığı veya üyeliği sonucunda şu olanaklara kavuşuyor.
· Türkiye üzerinden Kafkasya’ya, Orta Doğu’ya, Orta Asya’ya doğru ufkunu ve etki alanını genişletiyor;
· Gümrük Birliği ile kavuştuğu yararları genişletme ve pekiştirme olanağına kavuşuyor;
· Bölgedeki olaylarda önemli bir taraftar kazanıyor.
· ABD’nin bölgedeki etkinliği azaltılıyor;
· Türkiye ile ilgili sorunlarının Yunanistan yararına çözülme yolu açılıyor ve Türk-Yunan anlaşmazlıklarının sıcak çatışma ile Yunanistan aleyhine olabilecek çözümü önleniyor-örnek olarak, artık Yunanistan’ın Ege Denizi’nde kara sularını 12 mile çıkarması savaş sebebi sayılmaz























TÜRKİYE JEOPOLİTİĞİ VE YENİ ARAYIŞLAR
Coğrafi Konum: Türkiye üç kıtanın teşkil ettiği Dünya Adası’nın menteşesi durumundadır. Aynı zamanda, bu menteşe üzerine vurulmuş kilit ve bu kilidi açan anahtar değerindedir. Bu üç kıtanın iç denizleri olan Akdeniz ve Kara Denizi birbirine bağlar. Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu’nun birleştiricisi ve ayırıcısıdır.
Jeopolitik Konum: Türkiye ABD, Rusya Federasyonu (veya BDT), AB ve Orta Doğu’nun birleşme noktasındadır. Bu evrensel güç odaklarının çıkarlarının yol kavşağında, politikalarının güzergahı üzerindedir. Hatta zaman zaman bu politikaların hedefi veya hareket noktası olabilmektedir.
Türkiye coğrafyası üzerinde her anlamda ve her alanda zayıf toplumların yaşama şansı yoktur. Bir bölge devleti durumunda olan ve evrensel genişlikte etkinlik arayan Türkiye çok duyarlı bir konumdadır.
Soğuk harbin bitmesinden sonra (10 Kasım 1989 Berlin duvarının yıkılması) hiç hesapta yokken Türkiye kendisini dünyanın en karışık kesimlerinin; Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu ve Orta Asya olaylarının içerisinde bulmuştur. Ayrıca bir bölge devleti etkinliği ve sorumlulukları ile karşı karşıya kalmış, çevresinde (Kafkasya’da, Balkanlar’da..) yurtdışı yükümlülükler üstlenmeye başlamıştır. Bu gelişmeler Türkiye’nin çok yönlü, çok seçenekli uzun dönemli, aşamalı ve özellikle diğer ülkelerden, örnek olarak AB’den bağımsız politikalar üretmesini ve uygulamaya koymasını gerektirmektedir.
Türkiye görünüşte üç yanı denizlerle çevrili, İtalya ve İspanya gibi bir kenar devletidir. Fakat gelişen şartlar Türkiye’nin kenar devlet olma durumunu büyük ölçüde değiştirmiş ve Almanya gibi bir iç devlet durumuna getirmiştir. Kenar devletin az sayıda komşusu vardır. Örnek olarak İtalya’nın 3, İspanya’nın 2 ülke ile kara sınırı bulunmaktadır. Türkiye’nin ise Nahcıvan dahil 8 ülke ile kara sınırı bulunmaktadır. Bir içdevlet olan Almanya’nın ise 9 sınır komşusu bulunuyor. Türkiye’nin özetlenen coğrafi ve jeopolitik konumu Avrupa Birliği ile ilişkilerde ve politikalarda en önemli etkenlerden birisidir.
Günümüz dünya güç dengelerini şekillendiren evrensel değerdeki güçlerin ABD, AB; Rusya Federasyonu, Çin ve Japonya şeklinde dizildiğine değinilmişti. Uygulanan, özellikle ABD’nin etkisi ile yönlendirilen politikalar sonucu: Avrasya’nın batısında bir grup (AB, ABD) doğusunda bir grup (Çin, Japonya, Kore, ABD) teşekkül etmiş, merkezi Avrasya’da (Rusya Federasyonu, Türk Dünyası) belirsizlik yaşanmaya başlanmıştır.
Türkiye’nin bu oluşum içinde; Avrupa Birliği ile entegrasyona varan birlik kurması veya üye olmadan Avrupa Birliği ile iyi ilişkiler içinde kalıp Türk Dünyası ile birlik oluşturması, ulusal politikalarda, bölge politikalarında ve evrensel politikalarda çok farklı, iki ayrı durum yaratacaktır. Türkiye’nin bu iki seçenekten birini seçmesi, AB ile entegrasyonu veya Türk Dünyası ile yakın ilişkiler dahil bir bölge gücü olarak bağımsız politikalar izlemesi, kendi çıkarları, geleceğe yönelik misyonu ve bunun kadar önemli olarak, sağlayacağı dengeler veya sebep olacağı dengesizlikler sebebiyle evrensel politikalar ve dünya barışı üzerinde de etkili olacaktır.
Merkezi Avrasya’da Durum
Rusya Federasyonu bugün de, Avrupa ile Orta Asya arasında bir bağ ve denge unsuru olmaya çalışıyor. Çekirdeği oluşturan Türk Dünyası ile birlikte çevre devletlerin kurduğu Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EKİT, bugüne kadar tanınan kısaltması ile ECO) (Türkiye, Azerbaycan, Türkistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan, İran, Afganistan, Pakistan) merkezi Avrasya’da doğu Avrasya ile Batı Avrasya arasında önemli bir bağ olma değeri taşıyor. Bu kuruluşun kendi bünyesini güçlendirmesi, ikinci aşamada Rusya Federasyonu ve Çin ile dayanışmaya girmesi Avrasya ve dünya barışına büyük katkı sağlayabilir.
EKİT; veya tek başına Türk Dünyası Türkiye’yi AB’den çok farklı olarak, evrensel düzeyde politik etkinliğe sahip kılacak bir konumda ve değerdedir. Gerçekçi bir temele dayanan ve çok önemli bir ihtiyacı karşılayan EKİT Türkiye için, başat değerde uluslararası kuruluşlardan birisidir.
EKİT’in 8 milyon kilometrekarelik coğrafyası ve 350 milyonu aşkın nüfusu vardır. EKİT’in başarısı büyük ölçüde çekirdeği oluşturan Türk Dünyası’nın yakınlaşmasına, bütünleşmesine bağlı bulunuyor. EKİT; Doğu (Çin, ABD, Japonya)- Batı (AB, ABD) güç odakları arasında bağ kurabilecek, böylece evrensel barışa katkıda bulunabilecek konumdadır. EKİT’in işlev ve ilişkilerinde dikkate alınması gereken en önemli güç odağı şüphesiz Rusya Federasyonudur.
Batılıların kışkırtmalarından kurtarılabilecek Türk-Rus iyi ilişkileri evrensel barışa çok şey kazandırabilir. Son dört yüz yılda Avrupa, Rusya ile Türkleri birbirlerine karşı kullanmıştır.
(Avrupa Birliği’nde Nüfus Sorunu: 15 üyeli AB’nin bugünkü nüfusu 376.4 milyondur. 2025’e kadar nüfus 30 milyon azalacak, 24 milyonluk bir işgücü ihtiyacı doğacak. Almanya’nın 5.2 milyon göçmen işgücüne ihtiyacı olacak. 2050 yılında AB nüfusunun yüzde 47’si emeklilerden oluşacak, 59 yaşın altındaki nüfus yüzde 11 oranında azalacak. ABD çare olarak her yıl 1 milyon göçmen kabul ediyor)
Türkiye AB üyeliğine o derece isteklidir ki, hiçbir başka seçenek üzerinde durmuyor. Osmanlı İmparatorluğu 1. Dünya Harbine, Almanların İngiltere ve Fransa kuvvetleri karşısında yenilgiye uğramasından sonra Almanların yanında girmiştir. Şimdi de, Avrupa ABD karşısında yenik ve çaresizdir. Avrupa’nın Doğu Avrasya’ya üstünlük şansı kalmamıştır. Çünkü Avrupa 19 ve 20. Yüzyıldaki sömürgelerini yitirdikten sonra stratejik kaynaklardan bütünü ile yoksun kalmıştır. Avrupa her tür kaynak açısından dışa bağımlıdır. Dışarıdaki kaynakları, ABD’nin Orta Doğu Arap ülkelerine yaptığı gibi, istismar etme gücüne sahip değildir. Bu sebeple Orta Doğu’da ve başka birçok yerde ABD’ne muhtaç bulunuyor. ABD’nin Orta Doğu’da ve dünyanın başka yerlerinde kurduğu egemenlik, petrol sorununun ve pazar yaratma sorununu, AB yararına çözümünü sağlıyor. AB, ABD olmadan Orta Doğu petrolünü istismar edemez.









ATATÜRKÇÜLÜK, ÇAĞDAŞLAŞMA VE AB ÜYELİĞİ
Gerçekleşirse, AB üyeliğinden sonra, şüphesiz ülke bağımsızlığı bugünkü anlamını kaybedecek, büyük ölçüde AB bağımsızlığı içinde yer alınacak ve kendi bağımsızlığımızdan ödünler verilebilecektir.
Gümrük Birliği uygulamasında, karşılıklı değil Türkiye aleyhine tek taraflı olarak bağımsızlıktan büyük ödünler verilmektedir. Gerçekte, tam üyelik halinde, özellikle uygulamalarda Türk Devriminin temel ilkesinden olan bağımsızlığın anlamı büyük ölçüde zayıflamış ve değişmiş olacaktır.
Türkiye ile imzalanmış olan "Gümrük Birliği anlaşması" başka hiçbir ülke ile yapılmamıştır, tektir. AB ile gümrük birliğimiz var fakat AB’nin karar organları olan Avrupa Parlamentosu, Bakanlar Konseyi , Avrupa Komisyonu, Adalet Divanı’nda tek bir temsilcimiz yok. Bütün çalışmaların hazırlığının yapıldığı 1500 kişilik sekreterlikte de hiç bir Türk vatandaşı, hatta Türk asıllı başka ülke vatandaşı çalışmıyor, çalıştırmıyorlar. Kısacası AB karar veriyor, biz uyguluyoruz. Bizim TBMM’miz, Hükümetimiz ve Adalet organlarımız dışlanmış oluyor. Bu durum bağımsızlıkla bağdaşır mı?
Örnek olarak Türkiye, AB’nin tercihli anlaşmalar imzaladığı 24 ülke ile (Ortaklık Anlaşması 9 ülke ile, Serbest Ticaret Anlaşması 8 ülke ile, İşbirliği Anlaşması 7 ülke ile)yapılan anlaşmalardaki esasların yükümlülüğünü 5 yıl içinde üstlenmeyi kabul etmiştir. Bu anlaşmaların yapılması sırasında Türkiye bulunmamıştır. Türkiye üçüncü ülkelerle AB ilkeleri dışında anlaşma yapamaz.
Tam üye olunca durum değişecek mi? Hayır. Bakanlar Konseyinde ve Adalet Divanında bulunacak birer temsilcimiz, Avrupa Komitesindeki belki iki elemanımız ve Avrupa Parlamentosundaki 1/10 (muhtemel) üyemiz diğerleri tarafından "öteki" muamelesi gösterilecek dışlanacaklar ve aslında sonuç Gümrük Birliği aşamasındakinden farklı olmayacaktır. Bilindiği gibi Maastricht Kararları arasında AB organlarında kararların oy birliği ile değil oy çokluğu ile alınması benimsenmiştir. İleride uygulanacağı anlaşılan bu karardan sonra Türkiye’nin üye olsa dahi "veto" hakkı bulunmayacak, bir "öteki" olarak ne kadar aleyhimize olursu olsun ekseriyetle alınan kararları uygulayacağız.











AB, KIBRIS VE EGE DENİZİ SORUNLARI
Kıbrıs Sorunu
Kıbrıs Sorunu Yunanistan ve yandaşı Batılılar tarafından AB genişleme süreci ile ilişkili hale getirilmiş bulunuyor.
Kıbrıs’ta olan şudur: Kıbrıs’ta yaşayan Rumlar Türkleri yok etmek için harekete geçmişler; Türkiye anlaşmalardan doğan haklarını kullanarak askeri müdahalede bulunmuş, Türklerin ayrı bir alanda güvenlikle yaşamlarını sürdürebilecekleri bir ortam yaratmıştır. 1974 yılında gerçekleştirilen bu hareketten önce Ada’da kanlı çatışmalar yaşanmışken, insanlar öldürülür, yerinden yurdundan edilirken; bu harekattan sonra her iki tarafta hemen hemen hiçbir olay olmamış, barış, huzur egemen olmuştur. Ayrıca özellikle Rum tarafı çok çarpıcı bir kalkınma içerisine girmiştir. Kıbrıs Harekatı Yunanistan’da Cuntanın yıkılmasına, demokrasinin geri dönüşüne de, olanak vermişti.
Yunanistan Megalo İdeası 150 yılda şu şekilde bir gelişme gösterdi:1821 Mora isyanı; 1830 Bağımsızlığın ilanı, 1869 İngilizlerden 7 adanın alınması, 1890 Teselya ve Narda’nın alınması; 1887 sınır düzeltmesi, 1908 Girit’in alınması, 1913 Makedonya, Epir, Batı Trakya ve Ege Adalarının alınması, 1951, 12 Ada’nın alınması.
Bilmemiz gerekir: Yunan Megalo İdea’sının bundan sonraki hedefleri; Kıbrıs’ın tamamında ve Ege Denizinde egemenlik; İstanbul Rum Ortodoks Kilisesinin ve İstanbul’un dünya Ortodokslarının merkezi yapılması (Kilise’ye Ekümenlik kazandırarak) ve İstanbul’a çeşitli şekillerde sahip olma; Doğu Kara Deniz’de Pontus Devletinin kurulması, Anadolu’nun Ege kıyılarına hakimiyet.
Yunanlılara yıllarca sorunları unutturulmamış, bizde ise eskiyi hatırlatmak dahi şovenlikle suçlanır olmuştur. Girit’i kim hatırlıyor? Ege Adalarını onar, onbeşer Yunan askeri ile toplanıp alındığını kim biliyor? Ulusal çıkarlarımız, hümanist ve globalleşme çalımlarına, son olarak da AB üyeliğine feda ediliyor.
Kıbrıs bizim açımızdan; orada yaşayan 150 bin Türk’ün varlığının korunması, Türkiye’nin güneyden de kuşatılmaması; Kazakistan, Hazar, Azerbaycan, Türkmenistan, İran, Irak petrollerinin İskenderun körfezi çıkışını kapatarak tehdit etmemesi ve Yunan Megalo İdeasının durdurulması gibi bir yığın ilave sebepten de hayati derecede önemlidir.
AB’nin ilk ve en önemli ilkelerinden birisi: Mal, hizmet ve sermayenin üye ülkeler arasında serbest dolaşımıdır.
Kuzey ve Güney Kıbrıs, hangi türde olursa olsun AB’ye üye oldukları takdirde; yukarıda açıklanan ilkeye uygun olarak Güneyde yaşayan Rumlar Kuzey Türk bölgesinde mal edinebilecek, yatırım yapabilecek ve hizmetlerini icra etmek için tesis kurabilecekler. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları mahkemesinden karar alarak eski toprak ve binalarına tekrar sahip olabilecekler. Bu mahkeme günümüz şartlarında dahi benzer kararlar almaktadır.
Kuzey Kıbrıs AB üyesi olursa, bugün dahi Kıbrıs’tan kaçma çareleri arayan Kıbrıslı Türklerin birkaç bin kişilik sembolik mevcutlu duruma düşmelerine de sebep olacaktır. Bu sonuç Kıbrıs’ın Türkiye ile beraber AB üyesi olması halinde de değişmeyecektir.
Türkiye’nin Kıbrıs’ı gözden çıkarmadan AB üyeliğini sürdürmesi, mevcut hukuksal ve fiziki şartlarda mümkün değildir.
10-11 Aralık 1999 tarihli Helsinki Kararlarının 9’uncu ve 4’üncü maddeleri Kıbrıs ve Ege sorunları ile ilgilidir.
4’üncü madde: "Aday devletler katılım sürecine eşit bir temelde katılmaktadır. AB’nin antlaşmalarla belirlenmiş değerlerini ve amaçlarını paylaşmak zorundadır. Bu bağlamda, Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi uyarınca anlaşmazlıkların barışçı yollarla çözülmesi ilkesini vurgular ve aday devletleri, her türlü sınır sorunlarının ve ilgili diğer konuların çözümlenmesi için her türlü çabayı göstermeye davet eder. Bu sorunların çözümlenmesi halinde, aday devletler, makul bir süre içinde bu sorunu Uluslararası Adalet Divanına götürmelidir. Avrupa Konseyi, özellikle katılım sürecine etkileri bakımından ve en geç 2004 yılı sonunda Uluslararası Adalet Divanı aracılığı ile çözüme ulaştırılmasını sağlamak amacıyla, önemli anlaşmazlıklarla ilgili durumu gözden geçirecektir."
Madde 9 (a): Avrupa Konseyi 3 Aralık’ta New York’ta başlatılan, Kıbrıs sorununun kapsamlı bir şekilde çözümüne yönelik görüşmeleri memnunlukla karşılamakta ve BM Genel Sekreterinin bu sürecin başarılı bir şekilde sonuçlanmasına yönelik çabalarını desteklemektedir.
(b) Avrupa Konseyi, Siyasi çözümün Kıbrıs’ın AB’ye katılımını kolaylaştıracağını vurgulamaktadır. Katılım müzakerelerinin tamamlanmasına kadar herhangi bir çözüme ulaşılmamış olması durumunda, Konsey, katılım konusunda bu ön koşula bağlı olmaksızın bir karar verecektir. Konsey, bu durumda ilgili bütün faktörleri dikkate alacaktır.
Rum ve Yunan tarafı; Kuzey ve Güney Kıbrıs’ı aynı zamanda üye yapma amacına ulaşamazlarsa, şimdilik sadece Güney Kıbrıs’ın Kıbrıs ismi altında bütün Kıbrıs’ı temsil ederek AB üyeliğine geçmesini istiyorlar. Böylece AB içinde Yunan etkinliği iki katına çıkacak, Kıbrıs sorunu AB-Türk sorunu haline getirilmiş olacaktır. Yunanlı yetkililerin söylediklerine göre ise Kıbrıs şimdiden bir AB-Türk sorunu haline gelmiştir.


Ege Sorunları
Helsinki Zirve kararlarında, Ege sorunları için de Yunanlıların isteklerine paralel olarak, Avrupa Konseyi ve Adalet Divanı devreye sokulmaktadır. Böylece, Ege bir ölçüde Türk-AB sorunu ve sınırı oluyor. AB’ne üye olmamız için ileri sürülen şartlarla, onların ifadesi ile Helsinki kararlarına göre, Ege Yunanistan’ın kontrolünde bir AB bölgesi olarak tescil edilecektir.
Fener Rum Patriği; Ekümenlik; Rahipler Okulu
AB üyeliği adaylığımıza en fazla sevinenlerden birisi de Fener Rum Patrikliği Bartholomeos’tur. Patriğe bağlı 15 Patriklik ve bağımsız kilise (İstanbul, İskenderiye, Şam, Kudüs, Moskova, Sırbistan, Romanya, Bulgaristan, Gürcistan, Kıbrıs, Yunanistan, Polonya, Arnavutluk, Çekoslovakya, Finlandiya), 12 Başpiskoposluk (Kuzey ve Güney Amerika, Avustralya, İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya, Belçika, İtalya, Yeni Zelanda, Girit, Oniki ada) bulunmaktadır.
Türkiye AB üyesi olursa Patrikliğin Ekümenlik istediğinin daha kolay gerçekleşebileceği düşünülmektedir. Böylece İstanbul Ortodoksluğun dini merkezi haline gelecek, yerleşecek Ortodoks’larla İstanbul bir Hıristiyan şehri olma yolunda önemli mesafe kazanacaktır. Böylece Doğu Roma’nın (Bizans) canlanması yolunda ciddi bir adım gerçekleşmiş olacak.
Patriklik, Fransız Devrimi’nin milliyetçilik akımlarını güçlendirmesinin ardından Yunan Megalo İdeasını desteklemeye başlamıştır. Patrikliğin bir diğer amacı Lozan’da kaybettiği tüzel kişiliği kazanmak ve Eyüp kaymakamlığına bağlılıktan kurtulmaktır. Bir diğer amacı da; diğer ismi "Grek yayılmacılığının Harp okulu" olan Heybeliada Ruhban Okulu’nun tekrar açılmasıdır.
уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Neler İstiyor? LeGoLaS Deneme, Hikaye 1 07-19-2008 14:24
Ne kadar köfte o kadar hesap! Haberci Bilim ve Teknoloji Haberleri 0 06-14-2008 17:40
1986-2006 Yılları Arası Avrupa Fatihi Cimbomun Avrupa Maçlarında Attığı Birbirinden G Yaso Cep için Videolar 0 06-11-2008 17:58
Bizi kar bekliyor AzRaiL Fenerbahçe 0 04-06-2008 22:14
Neler İstiyor? LeGoLaS Deneme, Hikaye 0 03-14-2008 17:20


Şu Anki Saat: 03:50


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows