Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 12-02-2008, 16:29   #1
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart Ulusal Kültür nedir - Ulusal Kültürümüzü Sağlayan Etmenler

Ulusal Kültür nedir - Ulusal Kültürümüzü Sağlayan Etmenler
ULUSAL KÜLTÜR
Ulusal kültür, bir toplumda yemek, giyinmek, barınmak, eğlenmek gibi gereksinmelerin elde edilmesinde kullanılan bilgi, inanç, teknik, davranış duyuş ve ifade biçimlerini içeren ve toplumun yapısını oluşturan kültüre, ulusal kültür denilmektedir.
ULUSAL BİRLİĞİMİZ SAĞLAYAN ETMENLER
Cumhuriyetimiz,Bayrağımız,Ulusal Marşımız,Demokrasimiz,Türkçemiz,Özgürlüğümüz,Egeme nlik ve Bağımsızlığımız,Laiklik,Ülke ve Ulusumuzun Bölünemez Bütünlüğü

Kültür kavramını en başta sözlük anlamıyla tanımlayabiliriz: Bir toplumun duyuş düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce, dil ve sanat varlıklarının topu, belli bir konuda edinilmiş geniş ve sistemli bilgi. Bir başka tanımlaması ise şöyledir: Tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü. Üçüncü sözlük tanımı şu şekildedir: Akıl yürütme, eleştirme ve beğeni yeteneklerinin öğrenim, deney ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi.
Kültür latince kökenli bir kelime olup dilimize Amerikanca ve Fransızca'dan girmiştir. Latince cultura, toprağa birşeyler ekip ürün almak, üretmek anlamında kullanılıyordu. Voltaire Fransız Devrimi öncesinde Culture'ü insan zekasının oluşumunu ve gelişmesini belirleyen bir terim olarak kullanınca sözcük değişik bir anlam kazanmıştır. Fransızca'dan Almanca'ya cultur biçiminde geçen sözcük daha sonra tüm Avrupa dillerine yayılmıştır. Fransızca'da kültürün karşılığı irfandır. İrfan kelimesinin sözlük anlamı ise; anlama, bilme, gerçeğe ulaştırıcı güçlü seziştir. Daha çok tinsel ve manevi değerleri içermiştir. Amerikanca'da kültürün karşılığı medeniyettir. Medeniyet ise uygarlık yani insanların doğaya egemen olma, toplum olarak daha iyi bir yaşama ulaşma çabalarından çıkan sonuçların, bilim, teknik, sanat ve kültürün tümünü kapsar. Sonuç olarak bilim ve tekniğin, sanat ve kültürün gelişmesi, ilerlemesiyle yaratılan yaşama koşullarının, yaşama biçiminin incelmesi, yetkinleşmesi durumudur. Dolayısıyla Amerikanca kültürün karşılığına maddi kültür daha denk düşer.
Medeniyet, insanlığın çalışarak ortaya koyduğu teknik eserlerin bütününden ibarettir. Kültür ise, bir toplumu kendi tarihi içinde meydana getirdiği değer hükümlerinin bütünüdür. Bunlar ilim, sanat, ahlak ve dine ait değerlerdir. Medeniyet, kültür yaratan düzendir. Bu durumda kültür ve medeniyet kavramlarını birbirinden ayırdıktan sonra kültürün oluşumuna etken olan değerler, durumlar ve vs. önem kazanır. Her toplumun kendi kültürü vardır ve kültürün yükselmesi, ilerlemesi ve gelişmesi medeniyetin doğuşunu sağlar. Sosyolojik çerçevede en geniş sınırlarına ulaşan kültür kavramı 'bir yaşama biçimidir.' Bu yaklaşımda bir toplumda bulunan ve bulunmayan bütün ifade ve etkileşim biçimleri önem kazanır. Bu anlamda kültür, insan olarak belli bir toplumda öğrendiklerimizle, davranış, düşünce sistemimizin toplamı sayılabilir. Bir bakıma ne yediğimiz, ne içtiğimiz, ne okuduğumuz, nelere sempati ile yaklaşırken, nelere tepki duyduğumuz, ait olunan grup, küme ya da toplumu karakterize eder. Günümüzde iletişimin son derece hızlı yapılabilmesi kültürel ve bilimsel gelişmelerin, anında yayılmasına olanak sağlamıştır. Bu durum kültürlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin ve etkileşimlerinin üzerine düşünülmesi gereğini çıkarmıştır.
Aslında sosyal bilimciler 166 farklı tanımı olan kültür kavramı için 'bir kavramın bu kadar çok tanımı varsa, onun tanımlanamayacağını kabul etmek gerekir' diyebiliyorlar. Kültür tarihçileri insanoğlunun gelişme ve ilerleme göstererek hayatta kalma ve varlığını sürdürme savaşındaki başarısını, kültürel bir varlık oluşuna yani öğrendiklerini birikiminde saklayıp yeni nesillere aktarma yeteneği ile becerisine bağlar.
Kültür gelişim sürecinde önce sözlü kültür doğmuş, daha sonra yazılı kültür oluşmuştur. Bugün yazılı kültür ile beraber sözlü kültür de devinim ve gelişimine devam etmektedir. Sözlü kültür de yazar yoktur, anonimdir, doğaldır, metinsizdir, ezbere dayalıdır, çeşitlenebilir, sürekli akış, dolaşım ve dolayısı ile değişim içindedir. Bu kültür de çözümleme ve inceleme yoktur. Yazılı kültür yazılıdır, metne bağlıdır, okuru değişebilse bile metin değişmez, üreten yalnızdır, anlatıya istenilen sıklıkta dönülebilir, çözümleme ve inceleme yapılabilir.
Aydın ve Aydınlanma
Aydın kişi genellikle öğrenim görmüş, çok okumuş, kültürlü, bilgili, görgülü, ileri ve açık düşünceli, kendisi aydınlanmış olduğu için çevresinide aydınlatabilecek nitelikte münevver, entellektüel kişidir. Sosyal posizyonları itibariyle sosyal tabakalarda herhangi bir sınıfa net özellikler göstermeyip, ancak toplumsal ortalamanın çok üzerinde ileri bir eğitime, akla ve yeteneğe sahip bir zümreya entelektüeller denilebilir. Entelektüeller aklın, zekanın, yeteneğin ve bilginin toplamıyla yeni düşüncelere, görüşlere ve sonuçlara giderler. Dilimizde entelektüel sözcüğü 'Aydın, Münevver' kelimeleriyle karşılanmaktadır. 'Aydınlatılmış, ışıklı' anlamına gelen münevver kelimesi ilahi kökenli bir ışık olan 'nur' kökünden türetilmiştir. Aydınlığın yani bilgi donanmanın, sadece akılla değil, duygu, sezgi, kalp gibi diğer faktörlerin de katılarak sağlanabilmesi anlamını vurgulaktadır. Aydın insan içinde yaşadığı toplumun ve dünyanın dünü, bugünü ve yarını üzerinde düşünen, sorgulayan ve insanoğlunun iyiliğine ve kötülüğüne olan halleri bağımsız olarak irdeleyen bir yapıda olmalıdır. Gerektiğinde muhalif olmaktan çekinmeyen, körü körüne inanmayı, bağlanmayı reddeten, kutsallaştırılanı sorgulayan, ezberleri bozan düşüncededir. Yapısı gereği düşünen, kuşku duyan, gerektiğinde tüm bunları dile getiren, tabulara karşı eleştirel görüşler geliştirebilen, bağlantıları, geçişleri ve farklılıkları gören kişidir.
Aydın kişi içine doğduğu kültürün özelliklerini, değerlerini, eğitimini olduğu ve sunulduğu üzere kabul etmek yerine irdeler, eleştirir ve katkıda bulunur. Gelenekleri ve alışkanlıkları başka türlü düşünerek sürekli bir üst gerçeği sorgular, bilinenle tatmin olmaz. Kişisel sorumluluklarının içine toplumsal sorumluluğu dahil eder ve böylece etrafındakilere ışık saçmaya başlamış olur. Aydın kişi toplumsal konularda uyaran, ortaya koyan ve çözüm yolları öneren kişi olmalıdır. Tüm bunları yapabilmesi için aydın kişi gerçekten özgür olmalı ve inandığı doğruları ifade ederken herhangi bir grubun, kurumun, toplumun veya herhangi bir birimin menfaatlerini gözetmemelidir. İnandığı doğrular da dahil tek bir fikre veya akıma bağlı olmak yerine her fikre ve düşünceye açık olmalı fakat sorgulamayı asla bırakmamalıdır.
Herkes aydın olabilir mi sorusuna bazıları iki farklı yaklaşım ve görüş geliştirmiştir:
Birinci görüş; aydınlanma dönüşümünün aslında tüm insanlarda doğuştan var olan bir yetenek olduğunu ama bazılarının bu yeteneği kullanmaması veya kullanabilecek şartlarda olmaması yüzünden aydınlanma sürecine girilemediğini savunanlardır.
Diğer yaklaşım ise, aydınlanmanın ancak insan evriminin belirli bir döneminden sonra oluşabileceği yönündedir.
Birince görüşe göre aydınlanma sürecinin başlaması için zaten siz de var olanı fark etmeniz, keşfetmeniz yeterlidir. İkinci yaklaşımda ise herkes aydınlanmaya aday değildir. Aydınlanmaya aday olabilecek bireyler bu yetiyi bir şekilde (şans) kazanmış kişilerdir. Bir bakıma seçilmişlerdir. Bu kişiler gelecekte 'kozmik bilince' ulaşmış insan türünün öncüleridir. Bu yetiye sahip kişiler için gerekli olan ön koşullar zaten var olmuştur. Aslında neden, niçin, ne zaman, seçen ve seçilenler kim gibi aydın kişinin sormaktan vazgeçmeyeceği sorular ikinci durumda boşlukta kalmaktadır. Aydınlanma varoluşun anlamını arayan, ben kimim, neredeyim, neden soruları ile birlikte toplumsal konuları da aynı şekilde sorgular. Aydınlanma yolu, bu sorulara cevap aramaktan bıkmadan, yorulmadan çıkılan bir yolculuktur. Avrupa'da Rönesans'tan sonra gelen usun ve bilimin gelişip egemen olduğu aydınlanma çağından itibaren birinci görüşteki aydınlanma akla daha yakın görünmektedir. Aydınlanma özünde kolaycılığa teslim olmayan, klişelere, sloganlara sığınmayan akıl yoludur. Aydınları sonuç olarak, toplumu değiştirmek için gerekli özel şart ve yeteneklerle donanmış bir kesim olarak ele almak gerekir. Ancak unutulmamalı ki, aydınları bir sınıf olarak değerlendirmek tartışmalı sonuçlar getirir çünkü en azından sosyolojideki klasik ölçülere göre net bir sınıf teşkil etmedikleri yönünde görüş birliği vardır. Zaten duruma, ülkeye ve zamana göre değişse bile günümüzde aydınlar önce özgür bir birey olarak hep beraber hareket edecek şekilde bir sınıf şuuru taşımazlar ve başta da belirtildiği üzere çok özel şartlar için gerekli olmadığı sürece kişiselliğini ve bireyselliğini korumalıdırlar.



Okurun da gördüğü gibi, Severnaya Pravda, devlet dili sorunu gibi bir örnekten yola çıkarak, ulusal sorunda elini feodallere ve polislere uzatan liberal burjuvazinin tutarsızlığını ve oportünizmini açığa vurmaktadır. Liberal burjuvazinin aynı cinsten bir sürü başka sorunda da (liberalizmin çıkarları bakımından bile) daha az ihanet, ikiyüzlülük ve ahmaklıkla davranmamasını anlamak kolaydır.
Sonuç? Her türlü liberal burjuva milliyetçiliğinin işçi çevrelerine fesat sokması ve özgürlük davasıyla proletaryanın sınıf savaşımı davasına pek büyük zararlar getirmesi. Burjuva eğilim (ve feodal burjuva eğilim), "ulusal kültür" sloganı ardında gizlendiği için durum daha da tehlikeli olmaktadır. Ulusal kültür adına -Büyük-Rus, Polonyalı, Yahudi, Ukraynalı vb. ulusal kültürü adına-, Kara-Yüzler ve papazlar ve bütün ulusların burjuvazisi, gerici iğrenç tertiplere girişmiş bulunmaktadırlar.
Eğer konuyu marksist olarak, yani sınıf savaşımı açısından ele alırsak, sloganları, "genel ilkeler"le değil, anlamsız beyanlarla, parlak sözlerle değil, sınıfların siyasal çıkarları ile karşılaştırarak ele alırsak, bugünkü ulusal yaşamımızın görünümü işte böyledir.
Ulusal kültür sloganı (çoğu kez Kara-Yüzlerin ve papazların ilham ettiği) bir burjuva aldatmacasıdır. Bizim sloganımız, demokratizmin ve dünya işçi hareketinin enternasyonal kültürü sloganıdır.
Bu noktada, "bundçu Bay Liebmann bana karşı savaş açıyor ve şu sözleriyle üzerime yıldırımları yağdırıyor:
"Ulusal kültür konusunda azıcık bilgisi olan bir kimse, uluslararası kültürün, ulusal olmayan (ulusal biçime bürünmeyen) bir kültür olamayacağını bilir; ne Rus, ne Yahudi, ne Polonyalı olmayan, ulusal nitelik taşımayan, saf bir kültür olma iddiasında bulunan bir kültür saçmadır: enternasyonalci (sayfa 20) fikirler, ancak işçinin konuştuğu dille ifade edildiği ve işçinin içinde yaşadığı somut ulusal koşullara uyduğu takdirde işçi tarafından benimsenebilir; işçi kendi ulusal kültürünün, durumu ve gelişmesi karşısında ilgisiz kalamaz, çünkü, o, kültür aracılığıyla, ve ancak onun aracılığıyla 'demokratizmin ve dünya işçi hareketinin enternasyonal kültürüne' katılma olanağını elde etmektedir. Bütün bunlar uzun zamandan beri bilinen, şeylerdir, ama V. İ.'nin bunları dinlemeye tahammülü yok..."
Şu tipik bundçu muhakemesine, yukarda ifade ettiğim marksist tezi sözde çürütecek olan bu muhakemeye bir bakınız. Bay bundçu, tam olarak kendinden emin olan ve "ulusal sorunu iyi bilen" bir adam tavrıyla, çoktan yıkılmış olan burjuva kavramları, "uzun zamandan beri bilinen" gerçekler olarak sunmaya kalkışmaktadır.
Gerçekten, bir bundçuya göre, enternasyonal kültür, ulusal olmayan bir kültür değildir. Zaten kimse bunu öne sürmedi. Kimse herhangi bir "saf" kültürün olabileceğini, saf bir Polonya, Yahudi, Rus vb. kültürünün olabileceğini söylemedi; öyle ki, içi boş bir sürü lafı yanyana koymamız, yalnızca okurun dikkatini başka yere yöneltmek ve gürültülü bir sürü sözcük altında sorunun özünü maskelemek içindir.
Her ulusal kültür, gelişmiş olmasa bile, demokratik ve sosyalist bir kültürün öğelerini içerir, çünkü her ulusta, yaşam koşulları zorunlu olarak demokratik ve sosyalist bir ideolojiyi doğuran, sömürülen bir emekçi yığını vardır. Ama her ulusta, aynı zamanda (çoğunlukla aşırı gerici ve yobaz nitelikte olan) bir burjuva kültür de vardır ve bu, ulusal kültürün "bir öğesi" olarak kalmaz, egemen kültür biçimine bürünür. Böylelikle, "ulusal kültür", genel olarak büyük toprak sahiplerinin, papazların ve burjuvazinin kültürüdür. Bir marksist için bu temel, basit gerçeği, bundçu gölgede bırakmış, laf kalabalığı içinde "boğmuştur", yani, gerçekte sınıflar arası uçurumu günışığına çıkaracak yerde, onu okurdan (sayfa 21) gizlemiştir. Pratikte, bundçu, sınıflar-dışı bir ulusal kültüre inancı yaymakta büyük çıkarı olan burjuvazinin tutumunu benimsemiştir.
"Demokratizmin ve dünya işçi hareketinin enternasyonal kültürü" sloganını ileri sürerken, biz, her ulusal kültürden yalnızca demokratik ve sosyalist öğeleri alıyoruz ve bunları, yalnızca ve kesin olarak burjuva kültürüne, her ulusun burjuva milliyetçiliğine karşı olduğumuz için alıyoruz. Hiç bir demokrat ve hele hiç bir marksist, dillerin eşitliğini ya da "kendi" burjuvazisiyle anadilinde polemiğe girişme gereğini, "kendi" köylüsü ve "kendi" küçük-burjuvazisi saflarında anti-feodal ve anti-burjuva fikirleri yayma gereğini yadsımaz. Bu konu üzerinde uzunboylu durmanın gereği yoktur: tartışma götürmez bu gerçeklerden, bundçu, polemiğin asıl konusunu, yani sorunun özünü maskelemek için yararlanmaktadır.
Sorun, marksistlerin, doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak ulusal kültür sloganını kabul etmelerinin mi, yoksa buna karşı bütün dillerde ve bütün yerel ve ulusal özelliklere "uyarlanan" işçilerin enternasyonalizm sloganını ileri sürmelerinin mi doğru olup olmadığı sorunudur.
"Ulusal kültür" sloganının anlamı, bu sloganı "enternasyonal kültürü yayma aracı olarak yorumlamaya" hevesli şu ya da bu aydın bozuntusunun vaatlerine ya da iyi niyetlerine bağlı bir şey değildir. Soruna böyle bakmak çocukça bir öznelcilik olur. Bu sloganın anlamını, belirli bir ülkenin ve dünyanın bütün ülkelerinin, bütün sınıflarının nesnel durumu ve ilişkileri belirler. Burjuvazinin ulusal kültürü bir gerçektir (ve yineliyorum, burjuvazi, her yerde büyük toprak sahipleriyle ve papazlarla birlik halindedir). Burjuvazinin, boyunduruğa alabilmesi için, işçileri, hayvanlaştıran ve düşünme olanaklarından yoksun bırakan, onları bölen, militan burjuva milliyetçiliği -zamanımızın temel gerçeği budur.
Kim proletaryaya hizmet etmek istiyorsa, bütün ulusların işçilerini birleştirmeli ve "kendisinin" olsun, başkalarının olsun, milliyetçiliğe karşı kesin savaşıma girişmelidir. Kim ulusal kültür sloganını savunuyorsa, onun yeri küçük-burjuva milliyetçilerinin arasındadır, marksistlerin arasında değil.
Somut bir örnek ele alalım. Bir Rus Marksistçi, Büyük-Rus ulusal kültürü sloganını benimseyebilir mi? Hayır. O zaman onun yeri milliyetçiler arasında olur, marksistler arasında değil. Bizim görevimiz, öteki ülkelerin işçileriyle sıkı bir ittifak kurarak, bizim demokratik ve işçi hareketimizin tarihinde de bulunan filizleri salt bir enternasyonalist ruh içinde geliştirerek, burjuvazinin ve Kara-Yüzlerin Büyük-Rus egemen ulusal kültürüne karşı savaşım vermektir. Bizim görevimiz, ulusal kültür sloganını savunmak ya da hoşgörü ile karşılamak değildir, görevimiz, enternasyonalizm adına büyük toprak sahiplerimize karşı ve Büyük-Rus burjuvalarımıza karşı, onların, Purişkeviçlerin ve Struvelerin özelliklerine "uyarlanan" "kültür"üne karşı savaşım vermektir.
En çok ezilen ve en çok zulme uğrayan ulus için de, Yahudi ulusu için de, aynı şeyi söylemeliyiz. Yahudi ulusal kültürü, hahamların ve burjuvaların sloganıdır, düşmanlarımızın sloganıdır. Ama Yahudi kültüründe ve Yahudi tarihinde başka öğeler de vardır. Bütün dünyadaki on milyon Yahudi ve yarı-Yahudi'nin yarısından çoğu, Yahudileri zorla bir kast durumunda tutan geri ve yarı-yabanıl ülkeler olan Galiçya'da ve Rusya'da yaşamaktadır. Öteki yarısı, Yahudiler için kast durumu bulunmayan ve Yahudi kültürünün evrensel ilerici yüce çizgilerinin, enternasyonalizminin, çağının ilerici hareketlerine katılma eğiliminin (demokratik ve proleter hareketlerinde Yahudi oranı, her yerde, genel nüfustaki Yahudi oranından üstündür) açıkça belirlendiği bir uygar dünyada yaşamaktadır.
Kim doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak Yahudi "ulusal' kültür" sloganına sahip çıkıyorsa, (niyetleri ne kadar iyi olursa olsun) proletaryanın düşmanıdır, eski öğelerin savunucusudur ve Yahudi toplumunun kast niteliği damgasını üzerinden atamamaktadır, hahamların ve burjuvaların suç ortağıdır. Oysa, işçi hareketinin enternasyonal kültürünün yaratılmasına (Rusça ve Yahudice) katkıda bulunarak uluslararası marksist örgütlerde, Rus, Litvanyalı, Ukraynalı vb. işçiler arasında eriyen Yahudi marksistleri, Bundun[17] ayrılıkçılık tutumuna karşı duran böyle Yahudiler, "ulusal kültür" sloganına karşı savaşım vererek, en iyi Yahudi geleneklerini sürdürmektedirler.
Burjuva milliyetçiliği ve proleter enternasyonalizmi, kapitalist dünyanın iki büyük sınıf kampına tekabül eden ve ulusal sorunda iki ayrı siyaseti (hatta iki ayrı dünya anlayışını) ifade eden, "birbiriyle' bağdaşmaz iki slogandır. Ulusal kültür sloganını savunarak, "ulusal kültürel özerklik" denen şeyin planını ve pratik programını bu slogana dayandırarak, bundçular, gerçekte, işçi çevrelerinde burjuva milliyetçiliğini yaymaktadırlar.
__________________



Tüm bölümlerimize yetkili alımları başlamıştır başvurmak için aşağıdaki linke tıklayınız


Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ulusal Program'a reform eleştirisi Haberci Siyaset Meydanı 0 10-19-2008 02:30
5 bin kişiye ulusal güvenlik soruşturması Haberci Siyaset Meydanı 0 08-28-2008 11:31
TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi'ne 2 teleskop Haberci Bilim ve Teknoloji Haberleri 0 06-27-2008 12:18
Obeziteye karşı ulusal seferberlik! Haberci Yurttan Haberler 1 06-23-2008 12:39
Ulusal Kurtuluş Savaşlarının Kaynakları Yaso TaRiH 0 03-13-2008 22:34


Şu Anki Saat: 17:26


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows