Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > Eğitim - Üniversiteler - Sınavlar > Ödevler > Genel Kültür

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil
Okunmamış 05-02-2009, 10:27   #1
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 33
Mesajlar: 21.060
Thanks: 4
Thanked 7 Times in 7 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Ermenİ KİmlİĞİ

ERMENİ KİMLİĞİ

Tarihte, "Ermenistan neresidir? nerede başlar? ve nerede biter?" sorularına cevap vermek çok güçtür. ansiklopedik kaynaklarda; Erivan, Gökçegöl, Nahcıvan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako bölgesine, yukarı memleket anlamına gelen Armenia, bu yörelerde yaşayan halka ise Ermeni denildiği yer almaktadır.Ermeni tarihçilerin bir kısmı, M.Ö. altıncı yüzyılda kuzey Suriye ve Kilikya bölgesi'nde yaşayan Hititlerden olduklarını, bir diğer kısmı ise Nuh'un oğullarından Hayk'a dayandıklarını iddia etmektedir. Bunun yanında, Ermenistan denilen coğrafyada yerleşen ve bugün Ermeni diye adlandırılan toplumun, bölgenin kesin olarak neresinde yaşadıkları, sayıları ve aynı yörede ikamet eden diğer unsurlara kıyasla nüfus oranları bilinmemektedir.Görülüyor ki, Ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildir. O halde tarih boyunca millet ve bağımsız bir devlet olma vasfını yakalayamayan bu toplumun, herhangi bir bölgeye "vatanımızdır" demeleri mümkün görülmemektedir. "Büyük Ermenistan" hayalinin de, tamamen yayılmacı bir düşüncenin ürünü olduğu değerlendirilmektedir.Tarihsel olarak bakıldığında, Ermenilerin sırasıyla, Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türkler'in hakimiyeti altında yaşadıkları görülür. Ermeni derebeyliklerinin bir çoğu, bölgeye hakim olan ve/veya Ermenileri kendi saflarına çekerek kullanmak isteyen devletler tarafından kurdurulmuştur.1071'de Türk hakimiyetine giren Ermeniler'i, Bizans'ın zulüm idaresinden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti verilmiş, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni patrikliği kurulmuştur.Ermeni patriği, kendi yetkisiyle ruhani reisleri azlediyor, dini ayinleri yasaklıyor, kendi adamlarından haraç toplayabiliyor, nikah işlerini yürütebiliyor ve hapis cezaları verebiliyordu.Ermeniler, 19 uncu yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı idaresinde, Türk insanının hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını yaşamışlardır. Askerlikten muaf tutulan ve kısmen vergi muafiyeti tanınan Ermeniler, ticaret, zanaat ve tarım ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme fırsatını elde etmişlerdir. Rum isyanından sonra boşalan Osmanlı hariciyesine yerleştirilen Ermeniler'e Osmanlı devleti'ne hizmetlerinden dolayı "milleti sadıka" adı verilmiştir.

Bu nedenle 19 ncu yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlılar'ın bir Ermeni sorunu olmadığı gibi, Ermeni tebaa'nın da Türk yöneticileriyle halledemedikleri bir mesele mevcut değildir.
Ermeni Sorunu Nedir?


Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca, Türk - Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı devleti'ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermeniler'i Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir.

Özellikle Avrupa'nın bazı büyük devletleri "ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı devleti'nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermeniler'i, Osmanlı yönetimi'ne karşı teşkilatlandırmışlardır.

Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni kiliseleri'nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türkler'den uzaklaşmaya başlamıştır.

Türkler'in iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle ittifak etmek suretiyle Türkler'le mücadeleye başlayan Ermeniler, batı'nın desteğini alabilmek için kendilerini "ezilen bir toplum" olarak göstermeye ve "Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türkler'in gasp ettiği"ni dile getirmeye başlamışlardır.

Islahat fermanı ile müslümanlar ve gayri müslimler eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877 - 1878 Osmanlı - Rus Savaşı sonunda, Rusya'dan "işgal ettiği doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını" talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte Ermeni sorunu ilk kez ortaya çıkmaya ve uluslar arası bir şekil almaya başlamıştır.

Ermeniler, bu kez Ruslar ve İngilizler tarafından kullanılmaya başlanmış ve ingiltere'nin elinde, Rus yayılmacılığına karşı bir ileri karakol vazifesi görmüşlerdir. İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı imparatorluğu'nu yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır.
Ermeni İsyan ve Katliamları


Ermeniler'e sırasıyla, Anadolu'da; "Kara Haç", "Armenakan" ve "Vatan Koruyucuları", Cenevre'de; "Hınçak", Tiflis'te; "Taşnak" komiteleri kurdurulmuştur. bu komitelere hedef olarak doğu Anadolu toprakları, amaç olarak ise Osmanlı Ermenileri'nin birliği gösterilmiştir.

Bu amaçla kışkırtılan Ermeni komiteleri, ilk olarak 1890 erzurum isyanı olmak üzere, Kumkapı gösterisi, Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, Sason isyanı, Bab-ı ali gösterisi, Zeytun ve Van isyanı, Osmanlı Bankası'nın işgali, Abdulhamit'e suikast taşebbüsü ve 1909 Adana isyanlarını çıkartmışlardır. Bu isyanlar sırasında, 1914'de Zeytun'da 100, 1915 van olaylarında 3000 ve 1914-1915 muş olaylarında 20.000 tür, Ermeni mezalimi sonucu hayatlarını kaybetmiştir.

Ermeniler, Türk halkına en büyük zararı, Birinci Dünya Savaşı sırasında giriştikleri katliamlarla vermiştir. Bu dönemde Ermeniler; Ruslar hesabına casusluk yapmış, seferberlik gereği yapılan askere alma çağrısına uymaksızın askerden kaçmış, askere gelip silah altına alınanlar ise silahları ile birlikte Rus ordusu saflarına geçerek, "vatana ihanet" suçunu topluca işlemişlerdir. Daha seferberliğin başlangıcında, Türk birliklerine karşı saldırıya geçen Ermeni çeteleri, Türk köylerine baskınlar düzenlemek suretiyle sivil halka büyük zarar vermişlerdir. Örneğin Van’ın Zeve köyü’nün bütün halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, Ermeniler tarafından öldürülmüştür.
Tehcir Kanunu, Uygulaması ve Sözde Ermeni Soykırım İddiası


Osmanlı Hükümeti’nin bütün iyi niyetine rağmen, ülkede Ermeni olaylarının giderek yoğunluşması, savunmasız kalan Türk kadın ve çocuklarına Ermeni saldırılarının artması ve ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle mahalli isyanların topyekün bir ihanete dönüşmemesi için, cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur.

Bu maksatla, 24 Nisan 1915'de Ermeni komiteleri kapatılmış ve yöneticilerinden 2345 kişi, "devlet aleyhine faaliyette bulunmak" suçundan tutuklanmıştır. Ermenilerin her yıl "sözde soykırım anma günü" olarak andıkları 24 Nisan, bu tarih olup tehcirle alakalı degildir."

Komitelerin kapatılması, ele başlarının ve bazı teröristlerin tutuklanması, olayları yatıştıracağına daha da şiddetlendirmiştir. Osmanlı Hükümeti son insani çare olarak; savaş bölgelerindeki halk ile Osmanlı Devleti'ne karşı casusluk ve hiyanetleri görülenlerin, ayrı ayrı -veya birlikte savaş alanlarından uzak yerlere "sevk ve iskanı" için 27 Mayıs 1915'de "tehcir kanunu"nu çıkarmıştır.

Göçe tabi tutulanlar, imparatorluk sınırları içinde Ordu-Kastamonu, Ankara-Niğde, Malatya-Maraş, Diyarbakır-Urfa-Adana ve Suriye-Irak bölgelerine gönderilmiş olup, 1916 Ekim sonuna kadar toplam 702.900 kişinin göç ettirildiği belgeleriyle sabittir.

1914 yılı resmi verilerine göre Osmanlı Devleti'nde 1.234.671 Ermeni nüfusu bulunmaktadır. bu sayı Ermeni patrikhanesi'ne göre 2.5 milyon, lozan konferansı Ermeni heyetine göre 2.2 milyon, Fransız sarı kitabı'na göre 1.5 milyon, Britannica'ya göre 1.5 milyon, ve İngiliz yıllığına göre 1 milyon olarak belirtilmektedir.

Buna göre en fazla 700.000 kişinin göçe tabi tutulduğu bir yer değiştirme olayında, Ermenilerin iddia ettiği gibi 2-3 milyon kişinin öldürülmesi mümkün değildir. çünkü, zaten Osmanlı devleti içinde 1.230.000 civarında Ermeni bulunmaktadır. bunun da ötesinde eğer Osmanlı devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi, bunu asimilasyon yoluyla halledebilirdi. oysa açıklandığı üzere Ermeniler, imparatorluk içerisinde Türklerden bile rahat bir yaşam sürdürmüşlerdir.

0 halde sözde Ermeni soykırım iddiası tamamen uydurma olup, hiç bir belge ve kanıta dayanmayan, hukuki zeminden yoksun olan ve Türk düşmanlığı üzerine bina edilen, gerçek dışı, bir hayal ürünüdür.

Asoghik ve Mateos'dan Voltaire, Lamartine, Claide Farrere, Pierre Loti, Nogueres, İlone Caetani, Philip Mashall Brown, Michelet, Sir Charles Wilson, Politis, Arnold, Bronsart, Roux, Grousset, Edgar Granville, Garnier, Toynbee, Price, Bombaci'ya kadar uzanan ve bazılarına hiç de Türk dostu damgası vurulmayacak pek çok tarihçi ve yazar Türklerin bu konudaki hakkını teslim etmişlerdir.

Nitekim ABD'li Ermeni profesör Hovannısıan, 1982 yılında Münih'te yapılmış olan "dünya Ermenilerinin problemleri kongresi'nde bu gerçeği, "Ermeni soykırımı ispatlanamamıştır. Soykırım hukuken geçersizdir ve zaten zaman aşımına da uğramıştır" şeklinde dile getirmiştir.

Ayrıca, 1998 Haziran ayı içerisinde İngiliz Hükümeti, lordlar kamarasında Ermeni soykırımına ilişkin sorulara maruz kalmış ve bunlara yazılı olarak, "Türk Hükümeti'nin Ermeni tebasını yok etmeye dair bir kararının mevcudiyetine ilişkin bir kanıt bulunamadığından, İngiliz Hükümeti, 1915 olaylarını soykırım olarak tanımamıştır" yanıtını vermiştir.

ABD'li Prof. Bernard Lewis ve Prof. Stanford Shaw da, sözde Ermeni soykırımının gerçek olmadığı konusundaki tezleri nedeniyle, Ermenilerin yoğun tepkisine maruz kalmıştır. soykırım iddiasına Bernard Lewis, 1993 yılında "Le Monde" gazetesinde yayımlanan makalesinde şöyle değinmiştir: "Osmanlı Hükümeti'nin Ermeni ulusuna karşı kitlesel imhayı öngören bir planı olduğunu gösteren geçerli kanıt yoktur. Türklerin "tehcire" (Ermeni halkın savaş alanından alınarak başka yerlere gönderilmesi) başvurmalarının meşru nedenleri vardır. Çünkü Ermeniler, Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya ile ittifak halinde Türklere karşı çarpışıyorlardı". Yine Dr. Karakın Pastırmacıyan'ın "Anadolu'yu sarkı şimendifer meselesi" adlı kitabında, Erzurum çevresinde yaşayan 15.000 civarındaki Ermeninin kendi isteğiyle Türkiye'yi terk ettiği, Ermenilere Türkler tarafından baskı yapılmadığı ve soykırım gibi bir muamelenin olmadığı yer almaktadır.
Soykırım Nedir?

Örnek Soykırım Olayları



Soykırım; ırk, milliyet, etnik ve din farklılıkları nedeniyle insan gruplarının yok edilmesidir. bu suç direkt olarak bir hükümet tarafından veya onun rıza göstermesi ile işlenebilir. Birleşmiş milletler genel kurulu dünyada soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmak için 1948'de "soykırım sözleşmesi'nı kabul etmiş ve Türkiye de bu sözleşmeye 1950 yılında taraf olmuştur.

Soykırım dendiği zaman, II nci dünya savaşı boyunca Nazilerin Yahudilere ve diğer etnik gruplara karşı giriştikleri kitlesel kıyım akla gelir. 1939 ila 1945 yılları arasındaki dönemde, 5-6 milyon Yahudi, 3 milyondan fazla Sovyet savaş tutsağı, birer milyondan fazla Polonya ve Yugoslavya sivil halkı, 200.000 civarında çingene ve 70.000 özürlü insanın canına kıyılmıştır. İşte soykırım budur.

Bunlara ilave olarak, birleşmiş milletler'in önleyici yönde sözleşmesi olmasına rağmen, modern çağda da sayısız soykırım olayı görülmüştür. örneğin 1965-1966 yıllarında Endonezya ordusu bir milyon komünisti ve ailelerini öldürmüş, 1975-1979 yılları arasında Kamboçya'da Kızıl Kmerler 1.7 milyon Kamboçyalı'yı katletmiş, 1994'de Ruanda'da 500.000 Tutsi, Hutular tarafından öldürülmüş ve 1991'den sonra Bosna-Hersek ile Kosova'da binlerce müslüman Sırp vahşeti sonucu hayatını kaybetmiştir."

Soykırım suçu, gerçek anlamda yukarıda örneklenmiş olan olaylarda işlenmiştir. Ermenilerin iddia ettiğinin aksine, 1915 yılında doğu Anadolu bölgesindeki Ermenilere yönelik uygulama, sadece güvenliğin sağlanması amacıyla imparatorluk içinde başka bir bölgeye göç ettirme olup soykırım ile hiç bir alakası yoktur.

Ermenilerin doğu Anadolu'da savaş ve tehcir sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. ancak bu kayıplar, doğu Anadolu'da yaşanan savaş ve isyanlar nedeniyle asayişin sağlıklı olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda, ilaç yetersizliği, ağır iklim şartları ile tifüs gibi salgın hastalıkların yol açtığı tahribat sonucu meydana gelmiştir.

Aslında Ermeniler, geçmişte hakimiyeti altında yaşadıkları devletlere ihanetlerinden dolayı bir çok kez buna benzer göç hareketlerine tabi tutulmuşlardır. Sasaniler 379'larda 70.000 Ermeniyi İran'a, Bizanslılar 1025'lerde Doğu Anadolu'daki 40.000 Ermeni'yi Sivas ve Kayseri'ye, Memluklar 1250'lerde 10.000 kadar Ermeni'yi Mısır'a, 1743'de İranlılar 24.000 Ermeni'yi İran içlerine ve 1777'de Kırım'ı işgal eden Ruslar bölgedeki binlerce Ermeni'yi steplere sürmüştür.

Tarih boyunca sayısız göç ve sürgün olayına maruz kalan Ermenilerin, bunların hiç birini gündeme getirmeden, sadece 1915'de Osmanlı devleti tarafından son derece haklı gerekçelerle göçe tabi tutulmalarını sözde soykırım adı ile sorun haline getirmeleri maksatlı olup, Türkiye'nin bütünlüğünü bozmaya yönelik politikaların bir ürünüdür. Batılı ülkelerin, Afrika ve Balkanlar'da yaşanmakta olan gerçek anlamdaki soykırım hareketlerine seyirci kalarak, sözde Ermeni soykırımına sahip çıkmaları, bunun en iyi göstergesidir.
Ermeni Terörü


Türkiye açısından Ermeni sorununun önemli bir boyutu, Ermenilerin Türklere karşı silahlı terör metodolojisini kullanmaya başlamalarıdır. Özellikle Türk devlet adamlarına yöneltilen bu taarruzi strateji ilk defa 1905'de II. Abdülhamit'e yapılan bombalı saldırı ile başlamıştır. 1965 yılına kadar sakin bir dönem geçirdikten sonra, Ermeni lobisinin desteğiyle terör hareketleri birdenbire tekrar ortaya çıkarılmış, 1972 yılı sonuna kadar çeşitli ülkelerde 20'ye yakın anıt dikilmiş, basın ve yayın faaliyetleri programlı olarak uygulamaya konmuştur.

Ermeni terörü, yurt dışındaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine ve kuruluşlarına yönelik silahlı saldırılar şeklinde kısa zamanda hızlı bir tırmanış göstererek yoğunluk kazanmıştır. Bu dönemde, Avrupa ve doğu ülkeleri ile Suriye ve Lübnan'da üsler edinen Ermeniler, Kıbrıs Rumları ve Yunanistan ile işbirliği içine girerek eylemlerini gerçekleştirmişlerdir.

Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine gitmişlerdir. 1984 yılında cereyan eden Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla, PKK sahneye itilmiş ve Asala-Ermeni terörü geri plana çekilmiştir.

Ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan yararlanarak Türkiye'yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki Ermeni topraklarını kurtararak, "bağımsız bir Ermenistan" kurmaktı. bu gün devlet olma özelliğini elde eden Ermenilerin, söz konusu isteklerinin değişik başlıklar altında devam ettiği görülmektedir.
Bugünkü Durum ve Sonuç


SSCB'nin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991'de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye'ye yönelik "sözde soykırım" iddialarını bir devlet politikası haline getirmiştir. Ermeniler, zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak, dünya kamuoyunu başta ABD ve Fransa olmak üzere belli başlı devletleri ve uluslararası kuruluşları, Ermeni davası lehine çekmeye çalışmaktadır.

Böylece soykırım iddiaların kabulü ve tesciline bağlı olarak, Türkiye'den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada ise Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde Ermeni topraklarının iadesini sağlayarak büyük Ermenistan'ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler. Nitekim Ermenistan parlamentosu 23 Ağustos 1990'da kabul ettiği bildiride; "Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve batı Ermenistan'da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası kabul görmesi çabasını destekler" maddesine yer vermiştir.

Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler, özellikle Belçika, Fransa, Avustralya, Yunanistan, Lübnan, Kanada, Rusya, ABD ve Arjantin'de yoğunlaşmış ve bu ülkelerde ardı ardına soykırım anıtları dikilmeye başlanmış, hatta bazılarının okullarında sözde soykırım ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Bu alanda en önemli gelişme ise 29 Mayıs 1998'de Fransa meclisi tarafından sözde Ermeni soykırımının resmen tanınmasına dair tasarının onay için senatoya gönderilmesidir.

Ter-Petrosyan yönetiminin nispeten ılımlı tutumundan sonra, Nisan 1998'de Koçaryan'ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte, aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış, ve Ermenistan Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır.

Bunun yanı sıra Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada; "soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını ve uluslar arası tanıma ile kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini" ifade etmiş, birleşmiş milletler genel kurulu'nun 53. oturumunda da bilinen iddialarını tekrarlayarak, Ermenistan'ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına alındığını dile getirmiştir.

Günümüzde sözde Ermeni soykırımı adı ile bütünleşmiş olarak görünen Ermeni sorununun; Türkiye'den tazminat almak ve ardından toprak talep etmek, PKK terör örgütüne örtülü de olsa destek vermek ve Türkiye'ye dost olmayan çevre ülkelerle ittifak kurmak suretiyle ülkemiz aleyhine faaliyetlerde bulunmak ve Yukarı Karabağ ile Azerbaycan konusunda uzlaşmaz bir tutum içerisinde olmak gibi boyutları bulunmaktadır.

Sonuç olarak Ermeni sorunu, Osmanlı döneminde bu imparatorluğu parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ortaya çıkarılmış, bu gün ise isimleri değişmekle birlikte aynı çıkar çevrelerinin Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek istemeleri ve bölgede güçlü bir Türkiye arzu etmemelerinden dolayı, çeşitli yönleriyle birlikte sıcak tutulan sun'i bir sorundur..
ERMENİ SORUNUNUN ORTAYA ÇIKIŞI

Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca, Türk - Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı Devleti'ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. Özellikle Avrupa'nın bazı büyük devletleri "ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermenileri, Osmanlı yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır. Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni Kiliseleri'nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.

Türklerin iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle ittifak etmek suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan Ermeniler, Batının desteğini alabilmek için kendilerini "ezilen bir toplum" olarak göstermeye ve "Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türklerin gasp ettiği" iddiasını dile getirmeye başlamışlardır.

Islahat Fermanı ile Müslümanlar ve Gayr-i Müslimler eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda, Rusya'dan "işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını" talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte Ermeni sorunu ilk kez ortaya çıkmaya ve uluslararası bir şekil almaya başlamıştır.

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından imzalanan Ayastefanos Anlaşması'nın Osmanlı Devleti'nce kabullenilmek zorunda kalınan 16. maddesi şöyledir:

"Ermenistan'dan Rusya askerinin istilası altında bulunup Osmanlı Devleti'ne verilmesi gereken yerlerin boşaltılması oralarda iki devletin dostane ilişkilerinde zararlı karışıklıklara yol açabileceğinden, Osmanlı Devleti Ermenilerin barındığı eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti eder".

Anlaşmanın bu hükmü, esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen Ermenileri tam anlamıyla tatmin etmemiş olsa dahi "Ermeni Sorunu"nun tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve "Ermenistan" diye bir bölgenin varlığından söz edilmesi yönünden büyük önem taşımaktadır.

1878 yılında toplanan Berlin Kongresi sonucunda imzalanan Berlin Antlaşması'nın 61. maddesi de Ayastefanos Anlaşması'nın 16. maddesi yerine şu hükmü getirmiştir:

"Osmanlı Hükümeti, halkı Ermeni olan eyaletlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatı yapmayı ve Ermenilerin Çerkez ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasını gözeteceklerdir".

Berlin Antlaşması'nın bu hükmü ile Türk-Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilmesi hakkı tanınmış olmaktadır.

Böylece Ermeniler, Ruslar ve İngilizler tarafından kullanılmaya başlanmış ve İngiltere'nin elinde Rus yayılmacılığına karşı bir ileri karakol vazifesi görmüşlerdir. İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni Sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı Devleti'ni yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır. Sözde Ermeni soykırımı iddiaları ve yalanları da işte bu politikanın propaganda ürünüdür!


Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Fransa Büyükelçisi Bernard Garcia'yı 18 Ocak 2001’de Dışişleri Bakanlığına davet ederek, şu hususların Fransa Hükümetine iletilmesini istemiştir:

1. Sözde Ermeni soykırımı tasarısının Fransız Ulusal Meclisinde görüşülme sürecinde, Fransız Hükümetinin kayda değer bir önleme gayreti olmamasını, hatta, kimi Bakanın, açıkça bu düşmanlık tasarısını desteklemesini, Türkiye teessüfle karşılamaktadır.

2. Fransız Hükümetinin, bundan böyle sorumluluk içinde davranarak, oluşan bu bunalım karşısında elindeki bütün imkanları kullanmasını zorunlu görmekteyiz.

3. Ermeni terörizmi, Fransa'da altı Türk diplomatını geçmişte şehit etmiş, ayrıca Paris-Orly katliamında sekiz Türk ve Fransız vatandaşını öldürmüştür.

4. Fransız Ulusal Meclisi'nin aldığı son karar, Fransa'daki yabancı düşmanı, Türk düşmanı ve İslam düşmanı akımlara güç kazandıran ve Ermeni terörizmini yeniden harekete geçirebilecek sorumsuz bir davranıştır.

5. Fransa'da üçyüzbin dolayında Türk vatandaşı vardır. Fransız Ulusal Meclisi'nin kararından cesaret alabilecek düşmanlık ve terör hareketleri karşısında Türk vatandaşlarının ve Türk diplomatlarının can güvenliği, doğrudan doğruya, Fransız hükümetinin sorumluluğundadır. Oluşan bu ortamda, Fransız hükümetinden, diplomatlarımız dahil olmak üzere tüm vatandaşlarımızın güvenliği için her türlü önlemi almasını talep etmekteyiz.


Fransa Ulusal Meclisi tüm uyarılara rağmen bugün tarih ve insanlık önünde vahim bir hata içine düşerek sözde Ermeni soykırımı yasa teklifini kabul etmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Türkiye'yi hiçbir zaman işlemediği soykırım suçuyla ithama cüret eden ve tarihi gerçekleri hiçe sayan Fransa Parlamentosu'nun bu kararını şiddetle kınamakta ve bu yasayı bütün sonuçlarıyla reddetmektedir. Milletimizin infialle karşıladığı bu yasa Türkiye-Fransa ilişkilerine büyük ve kalıcı zarar verecek ve ilişkilerimizde ciddi bir krize yol açabilecektir. Bu gelişme, bölgemizdeki barış ve istikrar ortam ve arayışlarına da olumsuz etki yapacaktır. Bunların sorumluluğu Fransa'ya ait olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Fransa Hükümeti'ni bu yasayı etkisiz hale getirmek maksadıyla harekete geçmeye bir kez daha davet etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Fransa nezdindeki Büyükelçisi Sayın Sönmez Köksal danışmalar için Ankara'ya çağrılmıştır.


Fransa Demokratik Birliği (UDF) Grubunun özel çabasıyla “Ermeni Soykırımı Yasası” önerisinin Fransa Millet Meclisi tarafından yasalaştırma girişimlerine karşı Senatomuz aşağıdaki bildirinin kamuoyuna duyurulması ve Fransa’daki muhataplara iletilmesini kararlaştırmıştır.

Türkiye ile Fransa arasındaki dostane ilişkileri kökünden değiştirecek bir karar olacağı tartışma götürmeyen bir girişim olan sözde Ermeni Soykırımı Tasarısının, Fransa Millet Meclisi’nde görüşülmesinin önlenmesi ve yasalaşmaması ODTÜ Senatosu’nun doğal bir beklentisidir. Bu nedenle, ODTÜ olarak son yıllarda çok olumlu bir şekilde seyreden Türkiye-Fransa ilişkilerini bu tasarı nedeni ile tehlikeye atmanın her iki devletin ve toplumlarının yararına olmadığı kanısındayız. Fransa Millet Meclisinin değerli üyelerinin ortak bir sağduyu ile hareket edip, tasarıyı yasalaştırmayacakları inancındayız. Tersi bir durumun, özellikle Türkiye ile Fransa arasındaki ikili ilişkilerden AB ile ilgili bir çok alana kadar olumsuz etkide bulunacağı ve Türkiye’deki olumlu Fransa imajını zedeleyeceği doğal olarak beklenmelidir. Gerçekten de AB’nin en önemli üyelerinden biri olan Fransa’nın AB’ye resmen aday bir ülke olan Türkiye’ye ve Türk toplumunun duyarlılıklarına karşı daha hassas davranması ve Türk ulusunu töhmet altında bırakacak olan bir karardan kaçınması beklenmektedir. Böyle bir kararın çıkması halinde iki ülke arasında uzun süreli vahim sonuçları olacak bir ilişkinin ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.

Üniversitesimiz, "Ermeni soykırımı" gibi çok ciddi bir iddianın üzerinde, Fransa gibi bilimsel araştırmanın ve düşüncenin gelişmesine büyük katkıda bulunmuş ve bulunmaya devam eden lider bir ülkede, siyasi bir platformda karar alınmasını anlamakta güçlük çekmektedir. Bilimsel temel ve ispattan yoksun ve tarihçiler arasında tartışması hala devam eden bir iddia üzerinde kesin bir karara vararak bir ulusu mahkum etmek Fransa açısından objektif bilimsel gerçeklikten çok subjektif ve siyasi sorumluluk taşıyacak bir karar olacaktır.

Şurası açıktır ki, böyle bir durumun Fransa ile Türkiye arasında sadece siyasi alanda değil, ekonomik, teknolojik ve bilimsel alanlarda da bir kriz dönemi yaşanmasına yolaçması kaçınılmaz görünmektedir. Özellikle ODTÜ olarak Fransa Üniversiteleri ve kurumları ile olan ve son on yılda çok yoğunlaşan ve her iki tarafın da yararına olan ilişkilerimizi bu durumda yeni baştan gözden geçirmek durumunda kalacak olmamız kesindir. Özellikle Fransa’ya gönderdiğimiz ve göndermeyi düşündüğümüz doktora öğrencilerinin durumunu ve üniversitemizdeki tüm Fransızca programlarını gözden geçirerek yeni tedbirler almamız yine bir zaruret olacaktır.

Ermenistan ile ilişkilere büyük önem veren Üniversitemizin 1999 yılı Şubat ayında Erivan Devlet Üniversitesi ile imzaladığı ortak bilimsel çalışmalar protokolü de böyle bir kararın alınması sonrasında büyük oranda zarar görecektir.

Türkiye ile Fransa arasındaki ilişkilerin sürekli geliştirilmesi yönünde üzerine düşen görevi yerine getirmeye çalışan bilimsel bir kurum olarak ODTÜ, Fransa ile ilişkilerin daha ileriye götürülmesi için gereken gayreti geçmişte olduğu gibi gelecekte de devam ettirecektir. Ancak, son “Sözde Ermeni Soykırımı Tasarısının" kabul edilmesi durumunun her iki tarafın da yararına olmayacağı kesindir. Hiç istenmeyecek böyle bir durumu engelleyecek sağ duyunun Fransa Millet Meclisinde olduğunun bilincinde olarak, Fransa’nın bu yanlışlığa düşmeyeceği inancındayız.

Avrupa Birliği içinde geleceği birlikte kurmaya çalıştığımız Fransa ile ilişkilerimizde böyle bir tasarının yerinin olmayacağı kesindir. “Tarihi yorumlamak, parlamentoların değil, tarihçilerin işidir” görüşüne katılıyor ve Fransa Millet Meclisinin bu konuda hakem olamayacağı düşüncesinden hareketle, bu "karar tasarısını" reddeceğini umuyoruz.

ODTÜ Senatosu olarak tarihsel gerçeklerin ortaya çıkması için gerekli tüm bilimsel çalışmalarda öncü rol oynama konusundaki kararlığımızı bu vesile ile bildirmekte yarar görmekteyiz.




PKK terörünün hızının kesilmesi, elebaşılarının yakalanması ve nihayet terörün neredeyse bitmesi tam Türkiye’ye rahat nefes aldırmaya başlamışken birden bire sözde Ermeni soykırımının yeniden gündeme getirilmesi dikkatleri çekti. Bazı ülkelerin parlamentoları sözde Ermeni soykırımını tanıdıkları gibi sözde soykırımın Türkiye Cumhuriyeti tarafından da tanınmasını istemeğe de başladılar.

Neydi bu soykırım iddiası ?

Sözde Ermeni soykırımının, 1915 ve 1916 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu tarafından tasarlandığı ve gerçekleştirildiği iddia edilmektedir. İddiaya göre 2 milyon Ermeni topraklarından sürülmüş; bunun sonucunda erkek, kadın ve çocuklardan oluşan 1.5 milyon ölmüş, 500 bini evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Bu iddiaları ilk defa 24 Mayıs 1915’te İngiltere, Fransa ve Rusya'dan oluşan müttefik kuvvetler ortaya attı. Bu ülkelerin yaptıkları ortak açıklamada, ‘Türkiye'nin insanlığa ve uygarlığa karşı işlediği suçları göz önünde bulunduran müttefik hükümetler Babıali'ye, Osmanlı Hükümeti'nin tüm üyelerinin de, bu suçları gerçekleştiren devlet yetkilileri ile birlikte, şahsi olarak sorumlu olduklarını bildirmektedirler’ ifadesi yer almaktaydı.

O tarihteki Ermeni nüfusunun bu kadar olmadığı, soykırım yapılmasını emreden belgenin sahte olduğu defalarca dile getirildi. Ancak Türkiye’nin ve sağduyu sahibi bazı yabancı tarihçilerin bu sözleri, çabaları hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Sözde Ermeni soykırımını çeşitli tarihlerde Arjantin, Belçika, Kanada, Avrupa Konseyi, Kıbrıs Rum Kesimi, Avrupa Parlamentosu, Fransa, Almanya, İngiltere, Yunanistan, Lübnan, Rusya ve Uruguay gibi ülkeler ve uluslar arası kuruluşlar kabul ettiler veya şu anda kabul etme aşamasındalar. BM'de sözde soykırımla ilgili ilk karar 11 Aralık 1996'da 96/1 numaralı Genel Kurul kararıdır. Birleşmiş Milletler Soykırım Konvansiyonu, sözde Ermeni soykırımını Birleşmiş Milletlerin mevcut standartları belirleyerek, önlemeye çalıştığı türden bir suç olduğunu kabul etti. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunun, 1985'te benimsediği Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması başlıklı bir raporda ‘Nazilerin yaptıkları ne yazık ki 20. yüzyılın tek soykırım örneği değildir. Bunun diğer örnekleri arasında, 1915-1916 yıllarında Osmanlıların Ermenilere karşı gerçekleştirdikleri soykırım da bulunmaktadır’ iddiası yer alıyordu.

Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisinde sözde Ermeni soykırımı ile ilgili tasarı son anda Bill Clinton’un girişimiyle gündemden çıkarıldı. Ermeni lobisinin ateşlediği senatörlerin çabası bu defa da başarısızlıkla sonuçlandı. Bu defa da diyorum, çünkü G. W. Bush’un başkanlık görevine başlamasından sonra bu tasarının ısıtılıp yeniden gündeme getirileceğinden kimsenin kuşkusu olmasın. Çünkü yeni başkan Bush, daha önce yaptığı birkaç konuşmada Ermenilere sıcak iletiler göndermişti. Bu sözler seçim öncesi, politik yatırım, küçük oy hesabı olarak nitelenebilecek ‘nutuk’lardan farklıydı.

ABD’de sözde Ermeni soykırımını tanıma ve tanıtma çabası ‘tarihî bir hatayı’ düzeltmenin ötesinde Türkiye’ye tazminat ödettirme düşüncesini de amaçlıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Ekonomi, Ticaret ve Tarım işlerinden sorumlu Bakan Yardımcısı Stuard Eizenstat, 9 Nisan 1999 tarihli mektubunda, soykırım sürecinde Osmanlı Bankası'nın el koyduğu Ermeni mallarının tazmini konusunun, ABD yönetimince Türkiye Cumhuriyeti'nin önüne konacağından da bahsetmişti. Bu şu demekti:

“Türkiye Cumhuriyetinin soykırım iddiasını tanıması yetmez, Türkiye Cumhuriyetinin Ermenilerin zararlarını tazmin etmesi gerekir.”

Ekonomik sıkıntılar içerisindeki Türkiye’nin önüne bir de “Ermeni zararlarını tazmin” dayatması getiriliyordu. Bunun bir adım ötesi de Türkiye’nin doğusunun bir bölümünün “2500 yıllık (!)Ermeni vatanı” olduğu iddiasıdır. Maddi tazminatın dışında bir de toprak talebi...

ABD’deki tasarıda dikkatleri çeken bir başka nokta daha vardı... Tasarının 2. maddesindeki ‘Bulgular’ bölümünde sözde Ermeni soykırımının 1915 ve 1923 yılları arasında yapıldığı ileri sürülüyordu. Bugüne kadar sözde soykırımının hep Osmanlı döneminde yapıldığı ileri sürülüyordu, ama bu tasarıda tarihlerin 1915-1923 arasına alınması Türkiye Cumhuriyeti devletinin de söz de soykırım iddiası ile ilişkilendirilmeğe çalışıldığı gerçeğini gözler önüne seriyor.

Evet, Türkiye yavaş yavaş bu tehlikelerle yüz yüze bırakılmağa çalışılırken Türk aydınları arasında da ilginç düşünceler ortaya çıkmağa başladı. Önce dost sohbetlerinde, sonra olur olmaz her yerde, nihayet köşe yazılarında, makalelerde, kitaplarda: “Canım o dönemde bir hata yapılmış işte... Tanıyalım şu soykırımı, özür dileyelim, bitsin bu iş...” şeklinde düşünceler dile getirilir oldu.

Bu düşünceleri dile getirenler kitaplar yazdılar, yurt dışında bazı toplantılara katıldılar, bildiriler sundular...

Ne oluyordu ? Durup dururken bu düşünceler neden ortaya atılmıştı ? Ermenistan sokaklarındaki sade insanlar bu sorunla ilgilenmez görünürken (veya öyle görünmeğe çalışırken) Avrupa ülkelerine, ABD’ye ve bizdeki bazı aydınlara (!) ne oluyordu ?

Bu soruların cevaplarını aramağa çalışalım:

Sözde Ermeni soykırımı iddiasının durup dururken ortaya atıldığına, bunun sebepsiz olduğuna inanmak mümkün değildir. Türkiye’nin güneydoğusunda yaşanan terörün giderek zayıflaması, terör örgütünün güç kaybetmesi ve ülkede istikrara doğru gidilmesinin ardından birden bire sözde soykırımının tekrar ortaya çıkarılması herkesin dikkatini çekti.

Bütün bu gelişmelerin ardında yatan ana sebep şu: Mustafa Kemâl Paşa’nın, Kuvayı Milliye’nin yırttığı Sevr Antlaşmasını uygulamak... PKK’nın yapamadığını, sözde Ermeni soykırımı iddiaları ile gerçekleştirmek... Kısacası Türkiye’nin toprak bütünlüğünü Sevr’e göre bölmek...

Avrupa Birliğine Kıbrıs Rum kesiminin, Romanya’nın bile alınacak olmasına rağmen 70 milyona yaklaşmış genç nüfusuyla, gelişen ekonomisiyle Türkiye’nin kapı önünde bekletilmesinin tek sebebi; bütünlüğünü koruyan Türkiye’nin Avrupa Birliğinde dengeleri altüst edeceğidir. Bölünmüş Türkiye, Avrupa Birliği için ideal Türkiye’dir. Bunu açıkça söylemiyorlar ama Avrupa Birliği ülkelerinin attığı her adım, böyle bir izlenim doğuruyor.

Bundan sonraki gelişmeler nasıl olacak ? Aşağıdakiler belki senaryo, ama Türkiye’yi bekleyen tehlikenin giderek büyüdüğünü göstermek bakımından üzerinde dikkatle durulması gereken noktalar:

Türkiye’nin Avrupa Birliğine girişi için öne sürülen şartlara Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını tanıması şartı eklenebilir. Ermenistan yönetimi, çeşitli ülkelerin aldığı soykırımı tanıma kararlarını dayanak göstererek sözde soykırımından Türkiye Cumhuriyetini sorumlu tutarak Türkiye’den tazminat talep edebilir. Amerika’daki, Avrupa’daki, Ortadoğu ülkelerindeki ve Ermenistan’daki Ermeniler; sözde soykırımda aile bireylerini kaybettiklerini öne sürerek Türkiye Cumhuriyeti aleyhine kişisel davalar açarak tazminat talep edebilirler. Tazminat taleplerinin başarıya ulaşması sonucunda bu defa toprak talepleri gündeme gelecektir. Türkiye’de istikrarın bozulması ise en büyük tehlikedir. Bu aşamalardan geçen Ermeni talepleri, toprak talebinin gerçekleşebilmesi için sıcak çatışmalara bile yol açabilir. Güçlü bir Türkiye’den Ermenistan’ın toprak koparamayacağı açıktır. Bu arada Türkiye ile Ermenistan’ın arasının açılmasından çıkar elde edecek üçüncü ülkeler, sorunu daha da körükleyebilirler. Bazı karanlık güçler; ASALA’yı hortlatıp veya benzeri bir örgüt yaratıp yeni suikastlere, katliamlara girişebilir. Türkiye, yeni bir terör dalgasıyla karşı karşıya kalabilir.

Bütün bunlar senaryodan ibaret, ama bunlar Türkiye için korkulu bir rüya da olabilir.

Şöyle bir atasözümüz var: Korkulu rüya görmektense uyanık kalmak iyidir...

Evet, Türkiye uyanık olmalı... Bütün kurumlarıyla, üniversiteleriyle, aydınlarıyla, sokaktaki vatandaşıyla bu oyunu bozmağa çalışmalı.

Unutulmamalı ki zor oyunu bozar...
5 Ocak 2001

Not: Bu yazının 5 Ocak tarihinde tamamlanması tamamen bir tesadüftür. Son derece anlamlı bir tesadüf... 5 Ocak, Adana’nın Fransız işgalinden ve Ermeni mezaliminden kurtuluş yıl dönümüdür... Dedelerim Fransız işgaline ve Ermeni işbirlikçilerine karşı savaşmış gazilerdi. Ermeniler Adana şehir merkezinde katliama başladığında 22 yaşındaki dedem, Karaisalı cephesinde idi. Anneannem, üç yaşındaki dayım kucağında, daha annem bile dünyada yokken, gece karanlığında 95 kilometrelik yolu aşarak Pozantı’ya ulaşmıştı. Anneannem gibi pek çok Adanalı, Ermenilerin yaptığı katliamdan kaçarak kurtulmuştu. Bu olay, Adana tarihinde “Kaçkaç” olarak adlandırılır. Kaçamayanlar ise Ermeniler tarafından hunharca katledildi....


Sözde "Ermeni soykırımı" tasarısının, Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi'nde en fazla bir iki saat içinde kabul edilmesini bekleyen Ermeniler, beklentileri gerçekleşmeyince şoke oldular.

Sözde "Ermeni soykırımı" tasarısının, ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi'nde ele alınmaya başlamasından sonra, en fazla bir iki saat içinde kabul edilmesini bekleyen Ermeniler, bu beklentileri gerçekleşmeyince şoke oldular. Görüşmeler başladığı sırada gazete okuyan bazı Ermeni izleyiciler, toplantıların uzaması üzerine bütün dikkatlerini komitedeki konuşmalara verdiler.

Gelecek hafta en erken salı günü ele alınması öngörülen tasarının, komiteden geçip geçmemesinin, "hatiplerin gücüne" bağlı olduğu değerlendirmesi yapılıyor.

Komite Başkanı Cumhuriyetçi Benjamin Gilman, tasarıyı aceleye getirerek oylatmadığı için Ermeni lobisinin tepkisine hedef oldu. Ermeni lobisi kaynakları, Türkiye yanlısı milletvekilleri Tom Lantos ve Dan Burton'ın, Ermeni tasarısıyla ilgili "engelleme" çabalarının önüne geçmediği gerekçesiyle Gilman'a ağır eleştirilerde bulundular.
Lantos gidişatı değiştirdi


Komite oturumunda yaptığı kararlı konuşmalarla tasarının gidişini değiştiren Demokrat milletvekili Tom Lantos da, Ermeni lobisini şoka uğrattı. Naziler'in uyguladığı Yahudi soykırımından kurtulan tek ABD Kongre üyesi sıfatını da taşıyan Lantos, ısrarla Ermeni tasarısının haksız şekilde Türkiye'yi yaralayacağını ve ABD'nin stratejik çıkarlarına zarar vereceğini vurguladı. Lantos'un en fazla ilgi çeken sözleri arasında, "bu tasarı, insan haklarına değil, basit iç siyasi hesaplara yöneliktir ve ABD'nin ulusal çıkarlarına, hayati önem taşıyan müttefik Türkiye ile ilişkilere zarar verecektir" ve "tasarı sadece Saddam Hüseyin'e yarar" sözleri yankı uyandırdı.

Yahudi soykırımı suçlularını adalet önüne çıkarmaya adamış tarihçi, Elie Wiesel'in, Ermeni tezlerine destek verdiği görüşünü de yanıtlayan Lantos, şöyle konuştu: "Wiesel'in uzmanlık alanı Yahudi soykırımıyla sınırlıdır. Ben nasıl hangi telefonu satın alacağımı, basketbol yıldızı Michael Jordan'a sormuyorsam, Ermeni soykırımı iddiasını da Wiesel'e danışmam."
Pearson: Tasarı engellenecek


ABD'nin yeni Ankara Büyükelçisi Robert Pearson, tasarının geçmemesi için ABD yönetiminin elinden geleni yapacağını söyledi. Komite toplantısından çıkışta gazetecilere konuşan Pearson, "Komite'de tasarının geçmesi halinde meydana gelebilecek yansımaları bu toplantıda dile getirdim. Görevimi yaptım. ABD yönetimi, başından beri bu tasarıya karşı. Bundan sonra da tasarının geçmemesi için yönetim elinden geleni yapacak" dedi. Pearson, tasarının kabul edilme ihtimalinin azalıp azalmadığı sorusuna karşılık ise, "Bu konuda yorum yapamam. Tasarının lehinde konuşanlar da vardı" dedi.
Yoğun temaslar yapıldı


Tasarı görüşülmeden önce, ABD Savunma Bakanı William Cohen, Temsilciler Meclisi Başkanı Dennis Hastert, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Baki İlkin de ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright ile biraraya geldi. Albright, tasarıya karşı ABD'nin elinden gelen desteği göstereceğini vurgularken, İlkin Türkiye'nin hassasiyetini bir defa daha dile getirdi.Tasarının ele alınacağı günden bir gün önce, Cohen'in de Cumhuriyetçi Partili Temsilciler

Meclisi Başkanı Hastert ile 20 dakika süren bir görüşme yaptığı bildirildi. Cohen, tasarının kabul edilmesinin, Türkiye ile ABD arasındaki stratejik ilişkileri zedeleyeceği uyarısında bulundu.
Parris Türkler'i anlatacak


ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris, New York'ta düzenlenecek bir toplantıda Türkleri Amerikalılara anlatacak. Toplantı, "Türk-Amerikan İşadamları Forumu" tarafından 5 Ekim'de New York belediye meclis salonunda düzenlenecek. Forumun yeni başkanı Orhan Taner, toplantıya New Yorklu işadamlarının katılacağını ve kendilerine Amerika-Türkiye ekonomik ilişkileri konusunda bilgi verileceğini ifade etti.

MGK Bildirisinde, "ABD Temsilciler Meclisi'nde gündeme gelen sözde Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili gelişmeler esefle karşılanmıştır" denildi. Milli Güvenlik Kurulu bildirisinde, son günlerde militan ermeni çevrelerin yönlendirmesiyle ABD Temsilciler Meclisi'nde gündeme getirilen "sözde ermeni soykırımı" iddialarıyla ilgili gelişmelerin esefle karşılandığı belirtilerek, "Sübjektif yargılar, sahte belgeler, dahili ve harici politik kazanımlar esas alınarak yürütülmek istenen gayretlerin, bölge ve dünya barışına olumlu bir katkısının olamayacağı düşünülmektedir" denildi.
Sözde Ermeni soykırımı


Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği'nce yayımlanan basın bildirisinde, Kurul'un dün Cumhurbaşkanı başkanlığında, aylık olağan toplantısını yaptığı bildirildi. Kurul'un ülke güvenliği, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin sorunları, "Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ile yeni bütçe yılında sağlanacak mali imkanlar, bölgedeki kamu kuruluşlarının güçlendirilmesini amaçlayan ve halen Bakanlar Kurulu gündeminde bulunan yasal düzenlemelerin süratle yapılmasıyla eylem planı uygulamalarının önümüzdeki yılda daha da hızlanması konularının görüşüldüğü ifade edildi.
Sözde Ermeni soykırımı


Toplantıda, dönemin önem arz eden dış politik gelişmelerinin de gözden geçirildiği kaydedilen bildiride, şöyle denildi: "Bu bağlamda son günlerde militan Ermeni çevrelerin yönlendirmesiyle ABD Temsilciler Meclisi'nde gündeme getirilen 'sözde ermeni soykırımı' iddialarıyla ilgili gelişmeler esefle karşılanmıştır. Sübjektif yargılar, sahte belgeler, dahili ve harici politik kazanımlar esas alınarak yürütülmek istenen gayretlerin, bölge ve dünya barışına olumlu bir katkısının olamayacağı düşünülmektedir. Tarihi gerçekler, resmi belgeler, kilise kayıtları ve şahitler ortada iken, dünya varoldukça aynı coğrafi bölgede birlikte yaşamak zorunda olan iki halkın arasına aslı olmayan konular yaratarak, nifak tohumları sokmanın ve buna itibar etmenin taraflara kazanç sağlayamayacağının bilinmesi, başta komşu ülke Ermenistan yönetimi ve halkı ile herkesin yararına olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu faaliyetlere karşı aşama aşama gerekli tedbirleri almaktadır. Olayların gelişmesine göre gelecekte daha etkin tedbirlerin alınacağı da tabiidir."



Ermeni tasarısını engelleyemeyen, milyonlarca dolar verdiğimiz lobi şirketlerinden birisi silah ihaleleriyle uğraşırken, diğeri CIA ve MOSSAD'ın kirli işlerini yürütüyor. Sözde Ermeni Soykırım Tasarısı'nın engellenememesi, Türkiye'nin lobi faaliyetlerini yürüten şirketin lobicilik yerine başka "işlerle" mi uğraştığı sorusunu gündeme getirdi.

CIA ve MOSSAD'la bağlantılı hukuk bürolarının, Türkiye'nin ABD'deki lobi faaliyetlerini üstlenmesinin tarihi 1989'da "Karanlıklar Prensi" Richard Perle'ün Turgut Özal ile görüşmesiyle başladı. Perle, 1989'da Özal'la görüşerek, Türkiye'nin lobi hizmetlerini yönetim kurulu üyesi olduğu Hill&Knowlton'a verilmesini sağladı. Ancak lobi yapacağı yerde ABD'nin silah tröstlerinden FMC'nin Türkiye'deki işlerini takip etti. FMC'nin Türkiye'de zırhlı araç üretmek üzere kurulan FMSS şirketinin Yönetim Kurulu Üyeliği'ni yaptı. Perle, Türk generallerinin "sömürge anlaşması" dedikleri F-16 projesinin de mimarlarından. Türkiye Hill & Knowlton şirketine sadece 1994'de 1 milyon 446 bin 310 dolar ödeme yaptı.
CIA'nın avukatları lobicimiz oldu


1997'de ANASOL-D Hükümeti tarafından görevlendirilen Patton and Boggs-Blow şirketiyle Türkiye'nin yurtdışındaki lobi faaliyetleri CIA'nın hukuk bürosuna emanet edildi. Karanlık işlerle ünlenen şirket, ününü CIA'nın örtülü operasyonlarını savunarak kazandı. Şirkete 400 bin doları komisyon olmak üzere toplam 2 milyon dolar ödendi. Patton and Boggs-Blow'un CIA'nın örtülü operasyonlarında kullandığı Uluslararası Kredi ve Ticaret Bankası'nın da (BCCI) hukuk bürosu olduğu belirtiliyor. BCCI'ın MOSSAD tarafından kara para aklamada kullandığı bankalardan biri olduğu kaydediliyor.

(TBMM, 21. Dönem 3. Yasama yılının açıldığı 1 Ekim 2000 tarihinde, ABD Temsilciler Meclisi gündeminde bulunan "Sözde Ermeni Soykırımı" yasa tasarısı ile ilgili olarak bir bildiri yayınladı.
Bildiride, "Türkiye Büyük Millet Meclisi, küçük siyasi hesaplar için, tarihi çarpıtarak, tek yanlı ve yanlış iddialara dayalı gerekçelerden hareketle, işin gerçek yüzünün tarihçilere bırakılması yerine siyasi alana çekilerek bir milleti rencide edecek kararlardan medet uman ve bir yasama organını bu amaçlar için kullanmaya yeltenenlerin, uzun yıllara dayanan Türk-Amerikan dostluğunu tehlikeye düşürecek girişimlerini de kuvvetle kınamaktadır" denildi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yayınladığı, Meclis'de temsil edilen tüm siyasi partilerin grup başkanvekillerinin imzasını taşıyan bildiri şöyle:

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisinde görüşülmekte olan ve halkımızın infialine yol açan sözde Ermeni soykırımına ilişkin karar tasarısı ile ilgili gelişmeleri üzüntü ve dikkatle izlemektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Büyük Atatürk’ün işaret ettiği "Yurtta sulh cihanda sulh" ilkesine gönülden bağlıdır. Bu ilkeye bağlılığın doğal bir sonucu olarak, dünya milletleri arasında anlayış, barış ve dostluğun hâkim olacağı bir ortamın yaratılarak gelecek nesillere miras bırakılmasına hizmet etmeye çalışmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de, dünyada ve özellikle bulunduğu bölgede barış ve istikrarın tesisini ve sürdürülmesini istemektedir. Bu barış ve istikrarın ilk koşulu da ülkelerin egemenlik ve toprak bütünlüklerine saygı gösterilmesidir.

Ne yazık ki, Ermenistan’ın, komşularının toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı göstermediğini, bir komşusunun topraklarını işgal altında tutmasından ve bir diğer komşusunun topraklarında gözü olduğunu anayasasına derçettiği “Bağımsızlık Bildirge”sinden görmekteyiz. Ayrıca, yöneticilerinin çeşitli vesilelerle yaptıkları konuşmalarda ülkemizi hedef alan açıklamaları da dikkat çekmektedir. Ermenistan yöneticilerine, seçtikleri bu yanlış yoldan vazgeçerek, Türkiye aleyhine üçüncü ülke kurumlarında sürdürdükleri girişimleri durdurmalarının ve Türkiye ile iyi komşuluk içinde yaşama yollarını aramalarının gerektiğini hatırlatırız. Bu yolu seçtikleri takdirde, hiç kuşkusuz, en başta Ermenistan halkı fayda görecektir.

Tarih, ülkeler ve halklar arasında kin ve nefret duygusunu körüklemek için bir husumet unsuru olarak değil, milletler arasında hoşgörü ve anlayışın yerleştirilmesi ve geliştirilmesi için kullanıldığı takdirde insanlık için faydalıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, küçük siyasî hesaplar için, tarihi çarpıtarak, tek yanlı ve yanlış iddialara dayalı gerekçelerden hareketle, işin gerçek yüzünün tarihçilere bırakılması yerine siyasî alana çekilerek bir milleti rencide edecek kararlardan medet uman ve bir yasama organını bu amaçlar için kullanmaya yeltenenlerin, uzun yıllara dayanan Türk-Amerikan dostluğunu tehlikeye düşürecek girişimlerini de kuvvetle kınamaktadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, dost ve müttefik Amerika Birleşik Devletleri Kongresini, iki ülke arasında her alanda mevcut dünya ve bölge barışı için önem taşıyan, işbirliğine zarar verecek davranışlardan kaçınmaya da davet etmektedir.


Uluslararası bir oturumda Ermeni soykırımı iddiası nasıl çürütüldü?
Uluslararası Tv yayını yapan ve Arap âleminin en çok izlenen kültür kanalı olan Al–Jazeeara'da Fransa'nın sözde Ermeni soykırımı yasasını kabul etmesi sebebiyle dünya gündemine gelen Türk–Ermeni münasebetleri "Ateş Hattı" programında tartışıldı. Programa Türk olarak Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Ermeni olarak da Lübnan'dan Ermeni Tarihi Araştırma Merkezi Başkanı Ohannes Taslukyan katıldı. Ayrıca dünyanın çeşitli ülkelerinden telefon ve faksla katılanlar da bulundu. Oturumu yöneten Sayın Faysal'ın, daha meseleyi takdim edişinden Ermeni iddiası tarafını tuttuğu aşikârdı. Onun için Akgündüz'ün de, onun Ermeni sözcüsü tarzında davranmasını yadırgadığını izleyicilerin huzurunda açıkça yüzüne vurması yerinde oldu. Prof. Akgündüz özetle şunları söyledi:
"Soykırımı (jenoside) ile tehcir birbirinden çok farklı şeylerdir. Osmanlı, İslam hukukunu uygulardı. Ayetler, hadisler, masum gayrimüslimlerin öldürülmesini haram kılar. Bundan ötürü Osmanlı, diğer unsurlar gibi Ermenilerin de temel hak ve hürriyetlerini vermiş, onlar bu haklardan asırlarca faydalanmış, ticaret, sanat ve hatta siyaset hayatında yer almışlardı. Osmanlı arşivleri on beş yıl önce, bütün araştırmacılara açıldı. Ermeniler de gelebilirler. Ben Başbakanlık Arşivi'nde müşavir olarak çalıştığım gibi İngiltere, ABD gibi ülkelerin arşivlerinde de konu ile ilgili belgeleri inceledim. Ermeniler asırlar boyunca Osmanlı'ya sadık bir topluluk olarak kaldılar. Fakat son dönemde Osmanlı'yı yıkmak isteyen Batılılar onları tahrik etmeye başladılar. I. Dünya Savaşı sırasında, Rus ve İngilizlerin teşvik ve desteği ile, içinde yaşadıkları devlete ve millete silah çektiler. Bunun üzerine devlet, 1878 Berlin Antlaşması'nı uygulayarak onları tehcir etti. Savaş döneminde Erzurum'da İngiliz Başkonsolosu olan Griffith şunları yazmıştır: "Ermeni komitaları kurulup isyana başlamış olmasalardı bir tek Ermeni öldürülmezdi. Bu işi Ermeniler, Rusya'da yapmış olsalardı, Ruslar bir tek Ermeni'yi bile hayatta bırakmazlardı."
Sayın Ohannes Taslukyan da özetle şunları söyledi: "Türkler I. Dünya Savaşı sırasında bir buçuk milyon kadar Ermeni'yi öldürdüler. Aslında daha önce de can güvenliği yoktu. Fakat 1916 soykırımı bu tavrı kitlesel olarak göze çarpan bir şekilde gösterdi. Zaten Kürtler, Araplar, Çerkezler gibi diğer ırklar da bu güvensizliği yaşıyorlardı. Fransa'nın kabul ettiği soykırımı yasası zafer sayılmaz. Zafer ancak Türkiye'nin bunu resmen kabul ettiği zaman olacaktır."
Program yöneticisi Faysal'ın ara ara söylediklerini özetlersek şunları ileri sürdü: "Türkiye, Ermenilere yaptıklarını devamlı surette unutturmaya çalıştı, gündemden kaçırdı. Türkler gerçekleri gizliyorlar. Zamanında Türkiye'de elçilik yapmış şahsiyetler Ermeni soykırımından bahsederken yalan mı söylediler? Sayın Akgündüz, siz hep İslam'dan ve Osmanlıların İslam'ı uyguladıklarından söz ediyorsunuz. Dini bu konuya karıştırmayın. Türk Devleti bütün etnik azınlıklara benzeri kötü muameleyi yapmadı mı?"
Akgündüz, Osmanlı'nın Ermeni tehcir kararına dair arşiv belgesini gösterdi. Bunda İslam hukukuna uymayan hiçbir tarafın olmadığını belirtti. Hz. Peygamber (sas)'in de, kendi devrinde hıyanet eden Beni Nadir Yahudilerini Medine'den Suriye'ye sürdüğünü hatırlattı. Tehcir sırasında bazı münferit öldürme hadiselerinin, hastalıktan kırılmalar ve sair sebeplerle ortaya çıkan ölümlerin büyütülerek soykırımı iddiasına mesnet teşkil edemeyeceğini, hatta devletin tehcir esnasında Ermenilere iyi muamele edilmesine dair talimatlarının bulunduğunu, aksine hareket eden yetkililerin cezalandırıldığını gösteren belgelerin bulunduğunu ilave etti. Akgündüz'ün, Osmanlıların İslam'ı uyguladıklarına dair sözleri, gerek Faysal'ı gerekse Taslukyan'ı rahatsız etti. Anlaşılacağı üzere, bu kişiler birlikte yaşadıkları Müslüman kamuoyuna ters düşmemek için böyle davranıyorlardı.
Faysal'ın, "Niçin Ermeniler, dünyaya meselelerini anlatma işinde Yahudiler kadar başarılı olamadılar?" sorusuna Taslukyan şu cevabı verdi: "Soykırımı sebebiyle Ermeniler mefluç olmuş, tükenmişlerdi. Yıllarca kendilerine gelemediler. Ermenistan Devleti ise milli gayelere değil, komünist Rus gayesine hizmet etti." Akgündüz ise bu konuda şunları söyledi: "Bu konu anlatılamadı ise bu, Ermenilerin boş durmalarından değil, bu efsaneyi ispatlamak zorluğundan ileri gelmiştir. Yoksa asla boş durmadılar. Savaşın bitmesinden hemen sonra bu iddiaları neticesinde Batılı devletler konuyu inceleyen bir mahkeme kurdular. Bu mahkeme, Ermenilere, bu soykırımı eylemlerini uygulayan Türk yetkililerinin belgeleriyle birlikte bildirilmesini, böyle yapanların mutlaka cezalandırılmasının isteneceğini bildirdi. Osmanlı da suçu sabit olanların cezalandırılacağına dair teminat verdi. Fakat uluslararası müfettişler soykırımı eylemlerine dair vak'alar bulamadılar."
Öldürülen Ermenilerin sayısının bir buçuk milyon olduğunu tekrarlayan Taslukyan'a Akgündüz şu cevabı verdi: "Osmanlı istatistiklerine göre tüm Ermeni nüfusu 1,1 milyon, Rus istatistiklerine göre 1,2 milyon kadardı. Bu sayı Osmanlı'nın bütün yörelerindeki toplam nüfusu göstermektedir. Tehcir edilenler Doğu Anadolu Ermenileridir. Bunların sayısının altı yüz bini geçmesi imkansızdır. Bir tek çocuk bile kalmama şartıyla hepsinin öldürüldüğünü farz etsek bile, sizin dediğiniz rakamın çok gerisinde kalır. Bu kadar Ermeni öldürülseydi Irak, Suriye, Lübnan, Avrupa ve Amerika'ya göç eden yüz binlerce Ermeni'nin varlığını nasıl izah edecektiniz? Bunlar gökten mi indiler?"
Faysal ile Taslukyan, Türklerin bütün etnik azınlıklara karşı ırkçılık yaptıklarını söylemişlerdi. Buna karşı Akgündüz: "Türkler dokuz asırdan beri Anadolu'nun hakimidirler. İddianız doğru olsaydı Ermenilerden, Araplardan, Kürtlerden, Çerkezlerden vs. ırklardan yaşayan toplulukların kalmaması gerekirdi. Nitekim soykırımı uygulayan İspanyollar, sekiz asırlık Endülüs İslam varlığını tamamen tüketmişlerdi." dedi.
Bu hususta Taslukyan'ın düştüğü çelişki gözden kaçmadı. Önce, Kürtlerin de böyle ırk ayrımı siyasetine hedef olduklarını söyleyen Taslukyan sonra: "Fakat Kürtler, Türklerle aynı dinden olduklarından onlara böyle muamele etmekten vazgeçtiler." dedi.
Daha sonra, Arap milliyetçilerini okşamak için Filistinlilerin meselesi ile Ermenilerinkinin birbirine benzediğini öne sürdüler. Türklerin, Ermenileri imha edip kovdukları gibi Yahudilerin de Filistinlilere aynı muameleyi yaptıklarını iddia ettiler. Akgündüz böyle bir benzerliğin söz konusu olmadığını kuvvetli delillerle gösterdi.
Prof. Akgündüz, meselelere vakıf olduğunu, belgelere dayandığını, mükemmel bir Arapça ile ortaya koydu. Ohannes Taslukyan ise, davası gibi, kendisi de gerçekten zayıf kaldı. Akgündüz'ün takdir ettiğim bir tarafı da, söz hakkını kullanma hususunda çok cesur ve girişken davranması oldu. Yoksa bu çekişmeli ortamda, diplomat nezaketi gösterseydi, mücadeleci olmasaydı, söylediklerinin büyük bir kısmını söyleme imkânı bulamayacaktı.
İşin bir başka tarafı ise şudur: Akgündüz'ü yurdunda tedirgin edip üniversiteden ayrılmaya zorlayan, Hollanda'da takdir edilip Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörlüğü'ne getirilmesinden rahatsız olan, hatta o üniversitede kendisini ziyarete giden eski öğrencilerini bile cezalandırmaya çalışan bazı yetkililerin olduğunu da işitiyoruz. Tıpkı, Türkiye içinde olduğu gibi dünyanın beş kıtasındaki elli kadar ülkede de Türk eğitimine ve Türk kültürüne bu asırda en dikkate değer hizmetlerin fikir babalığını yapan, yüzlerce örnek kolej ve birçok üniversitenin açılmasında teşvikleriyle etkili olan Fethullah Gülen Hocaefendi'yi cezalandırmak için iftiralar atanların olduğunu gördüğümüz gibi. Bari onları ve emsallerini Türklük adına itham edenler, Türklüğe onların yüzde biri kadar hizmet etmiş olsalardı! Galiba bu zihniyeti ıslah etmek, Ermeni Taşnaklarını yenmekten daha zor. Bu zihniyeti taşıyanların bilmedikleri bir şey daha var: Bu insanlar yaptıklarını halkın değil, Hakk'ın takdir etmesi için yapmaktadırlar. Soydaşlarının bir kısmı kendilerini taşlasalar da onlar, vatan ve milletlerine hizmete devam ediyorlar. (Prof. Dr. Suat YILDIRIM)

Ermeni tasarısı için Fransız Senatosu'ndan 40 rete karşı 164 kabul oyu çıktı

Fransız Senatosu dün sabaha karşı yaptığı oylamada, sözde Ermeni soykırımı tasarısını 40 ret oyuna karşılık 164 oyla kabul etti. TBMM heyetinde yer alan Bülent Akarcalı, Fransa Cumhurbaşkanı ve Başbakanı'nın tasarıyı engellemek için hiçbir çaba göstermediği belirtti.

Fransız Senatosu dün sabaha doğru saat 02.00'de görüşmeye başladığı sözde Ermeni soykırımı karar tasarısını sabah 05.30'a kadar tartıştıktan sonra oyladı ve kabul etti.

Marsilya Senatörü Jean Claude Goudin ve arkadaşlarının hazırladığı tasarı 164 kabul oyuna karşılık 40 ret oyuyla kabul edildi. Dört kişi de çekimser kaldı. Bu tasarı 1988 yılında Ulusal Meclis'ten geçen ‘‘Fransa 1915 Ermeni soykırımını açıkça tanır’’ şeklindeki kanun teklifinin bir benzeri.

Tasarının oylanması öncesinde kulis yapmak üzere Paris'e giden TBMM heyetinden Bülent Akarcalı, ‘‘Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Başbakan Lionel Jospin'in tasarının engellenmesi yönünde hiçbir girişimde bulunmadığını anladık. Hükümetin de Senato'ya hiçbir uyarısı olmadı.’’ dedi. Akarcalı, tasarının kanunlaşması halinde Türkiye ve Fransa arasındaki ekonomik, kültürel ve sosyal ilişkilerin bozulacağını da söyledi.

Türk gazetecilerinden başka hiçbir Türk'ün ya da Türk dernek temsilcisinin gelmediği Senato'da sabaha kadar süren görüşmelerde Ermeniler izleyici localarını tıklım tıklım doldururdu. Ermeniler teklif geçtikten hep bir ağızdan Fransa Milli Marşı'nı söylediler.

Fransız Senatosu dün belki de tarihinin en uzun çalışma gününü yaşarken, Başkan François Poncelet sabaha doğru saat 02.00'de sözde Ermeni Soykırımı ile ilgili kanun teklifleri olduğunu belirterek, bunların acil sorunlar gündemi çerçevesinde ‘‘görüşülüp-görüşülmeyeceğini’’ oya sundu. Bu konunun, oy çokluğuyla görüşülmesi kabul edildi.

Aynı teklife imza atan sağ, sol, liberal ve komünist senatörlerden Jean-Claude Gaudin, Jacques Pelletier, Bernard Piras, Robert Bret, Michel Mercier ve Jacques Oudin'in sunduğu kanun teklifi ile diğer teklif ve değişiklik sabah 05.30'a kadar tartışıldı. Tartışmalar boyunca iki kez söz alan Senato Türk-Fransız Dostluk Grubu Başkanı Jacques-Richard Delong ise konuşmalarında Türkiye'yi savundu ve ne Cumhurbaşkanı, ne de hükümetin gündeme alınıp tartışılmasını istediği Ermeni kanun teklifinin Kafkasya'da barışa zarar vereceğini belirtti.

Fransız Anayasası'nın Senato'ya tarihi yargılama yetkisi vermediğini söyleyen Delong, ‘‘Bunu tarihçilere bırakalım, Türkiye ve Ermenistan sorunlarını kendileri de çözebilir’’ dedi.

Senato Dış ilişkiler Komisyon Başkanı Xavier de Villepin de, ‘‘Sizleri sağduyulu olmağa davet ediyorum. Türkiye ile son derece iyi ilişkilerimiz var, alacağımız karar ne Fransa, ne Türkiye ne de Ermenistan'ı zora sokmamalıdır’’ diyerek Türkiye'den yana bir konuşma yaptı.

Parlamentoyla İlişkiler Bakanı Jean-Jack Queyranne ise böyle bir tasarının görüşülmesinin zamanı olmadığını vurguladı ve şöyle dedi: ‘‘Fransa, Kafkaslar'da ve tüm bölgelerde barış ve güvenliğin tesisine çalışmaktadır. Biz hem Türkiye, hem de Ermenistan'ın dostuyuz. Dış ilişkileri düzenli götürmenin bazı kuralları vardır.’’

Türkiye'den 6 Kasım akşamı Paris'e gelen TBMM heyeti, Ertuğrul Kumcuoğlu (DSP), Seydi Karakuş (MHP), Bülent Akarcalı (ANAP), Abdüllatif Şener (Fazilet) ve Kamer Genç (DYP) olmak üzere beş milletvekilinden oluşuyor.Milletvekilleri oylamayı izlemek için ‘‘modern teknolojiyi’’ kullanmayı tercih ettiler. Senato'nun canlı İnternet sitesine sabaha kadar bağlı kalarak sonucu öğrenebilen milletvekilleri, dün sabah sonuca ‘‘tepki’’ gösterdiler. belgeleyen doktor raporları
Fransa'ya sert tepki
TÜRKİYE, Fransız Senatosu'nun sözde Ermeni soykırımı tasarısını kabulüne ilişkin kararı reddettiğini belirterek, milletvekillerinin görevinin başka ulusları yargılamak olmadığını açıkladı. Fransa'nın Ankara Büyükelçisi Bernard Garcia da, Dışişleri Bakanlığı'na çağrılarak, yasa tasarısına ilişkin Türkiye'nin hassasiyeti ve görüşleri aktarıldı, sert uyarılar içeren yazılı bir nota dün Paris'e iletildi.

Dışişleri tarafından Fransa'ya karşı misilleme amaçlı bir dizi girişimi içeren ‘‘Eylem kataloğu’’ başlıklı bir plan da hükümet nezdinde değerlendirmeye alındı. Bu katalogda, Türkiye'deki enerji, savunma başta olmak üzere açılan ihalelere Fransız firmalarının alınmaması, uluslararası alanda Fransa'ya verilen desteğin çekilmesi, , Ermenistan'a diplomatik ve ekonomik yaptırımların ağırlaştırılması gibi bazı tedbirlerin olduğu belirtildi.
KINIYOR VE REDDEDİYORUZ

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Fransız Senatosu'nun dünkü oturumunda sözde Ermeni soykırımı konusunda tarihi gerçeklere tamamen ters düşen bir yasa teklifini kabul ettiği belirtilerek, ‘‘Son derece talihsiz ve yanlış bir adım oluşturan bu kararı kınıyor ve reddediyoruz. Başka ülkelerin tarih ve kültürleri konusunda karar almak, başka ulusları yargılamaya kalkmak milletvekillerinin ve senatörlerin görevi değildir. ’’ denildi.

Ermeni terörüne Fransa'da ve diğer ülkelerde şehit verilen Türk diplomatları ve vatandaşlarının anısının Türk kamuoyunun hafızasında tüm canlılığını koruduğunun altı çizilen açıklamada, ‘‘Bazı Fransız politikacıları kendi küçük oy ve siyasi çıkar hesapları uğruna aldıkları bu kararla büyük bir vebal ve sorumluluk altına girmişlerdir’’ denildi.

Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, Senato'nun bu tutumunun Türk-Fransız ilişkilerine şimdiden zarar verdiğinin kuşkusuz olduğu belirtilerek, ‘‘Bu aşamada Fransa'dan beklentimiz, Avrupa Parlamentosu ve ABD Temsilciler Meclisi örneklerinde olduğu gibi, Fransız Senatosu'nun bu hatasının, Millet Meclisi tarafından yinelenmeyerek, ilişkilerimize verilmiş olan zararın derinleşmesine yol açmamasıdır’’ denildi.
Ermeni Katliamını raştırmacı-Yazar Aytunç Altındal 2 yıllık bir çalışma sonucunda soykırım yapıldığı iddia edilen bölgelerde görev yapan 550 yabancı doktorun kayıtlarına ulaştı. Türkiye'yi sözde Ermeni Soykırımı iddialarıyla uluslararası alanda zor durumda bırakmaya çalışanları köşeye sıkıştıracak belgeler Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal tarafından elde edildi.

Altındal'ın "Ulaşmak için iki yıldır uğraşıyorum" dediği belgeler, 1885-1920 yılları arasında Ermeni nüfusunun yoğunlukta olduğu bölgelerde görev yapan 550 yabancı doktorun hazırladığı defin raporları, reçeteler ve hastane kayıtlarından oluşuyor.

Raporlar, Ermeni Diasporası'nın aksine Ermenilerin Türkler tarafından öldürülmediğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Fransız, İtalyan, Alman ve İsviçreli doktorlar tarafından hazırlanan raporlar bir vakıf aracılığıyla kitap haline getirilecek ve BM'ye ve AB Parlementosu'na dağıtılacak. Osmanlı arşivindeki belgeler beğenilmedi Özellikle Ermeniler'in, yok etmek için elde etmeye çalıştığı 1885-1920 yılları arasındaki doktor raporlarırın önemi ne? İşte Altındal'ın ağzından Ermeni Diasprosını köşeye sıkıştıracak belgelerin öyküsü:
"1915 yılında 1.5 milyon Ermeni'nin Türkler tarafından öldürüldüğü tüm dünyaya kabul ettirilmeye çalışılıyor. Biz bu iddiaları çürütmek için Osmanlı arşivlerini ve diğer belgeleri kanıt olarak gösteriyoruz ama Avrupa ülkeleri, 'bunlar size ait belgeler, gerçeği yansıtmıyor' diyerek kabul etmiyor. Bu yüzden Avrupa ülkelerine, uluslararası hukuk çerçevesinde itiraz edilmeyecek belgelerle cevap vermemiz gerekiyordu -ki haklılığımız ortaya çıksın.-"

Ermeniler de belgelerin peşinde Peki uluslararası alanda itiraz edilemeyecek belgelere nasıl ulaşılacaktı? Altındal bu konuda şunları söyledi:

"1885-1920 yılları arasında Osmanlı topraklarında görev yapmış, başta Fransız, Alman, İsviçreli ve İtalyan doktorlar vardı. Bu doktorlar özellikle Ermeni nüfusunun yoğun olarak yaşadığı bölgelerde çalışmıştı ve hazırladıkları raporlar kendi ülkelerinin Dışişleri Bakanlığı ve Avrupa Hekimler Birliği arşivlerinde duruyordu. O döneme ait itiraz edilemeyecek binlerce rapor ve defin ruhsatı. Eğer bu raporlara ulaşabilirsek Ermeniler'in nasıl öldüğünü yabancı belgelerden de ispatlayabilecek ve iddiaları kendi belgeleriyle yalanlayabilecektik. Ermeniler de bu raporların peşindeydi. Aramızda büyük bir yarış yaşandı. Ancak iki yılın sonunda özel ilişkilerimizi de kullanarak *şimdi adını veremeyeceğim- bir Avrupa ülkesinde bu belgeleri ele geçirdik."

Altındal belgelerin bir vakıf aracılığıyla kitap halinde basılarak BM ilgili kurumlarına, başta Uluslararası Adalet Divanı'na (ICJ), BM'ye üye 198 ülkeye, AB Parlementosuna ve WHO'ya bağlı tıp kuruluşlarına dağıtılacağını belirterek, "Ermeni Soykırımı iddiası 10 Mayıs'a kadar İsviçre Parlementosu'na getirilecek. Orada oylanmadan önce bu raporun hazırlanması gerek" diye konuştu.
RAPORLARDA NELER VAR?

Ölümlerin çoğu hastalıktan. Altındal, Ermeni soykırımı iddialarını çürütecek bu çok gizli raporların neleri içerdiğini de anlattı:

"Ermeni Diasporasına göre Türkler tarafından öldürüldüğü iddia edilen Ermeniler bu raporlarla belirleniyor ki, hastalık, yaşlılık, kaza ve diğer nedenlerle hayatlarını yitirmiş. Oysa Ermeniler Diasprosu aynı kişilerin Türkler tarafından öldürüldüğü yaygarasını koparıyordu. Örneğin, Urfa'ya bağlı köylerde yaşayan Ermeni ileri gelenlerinden bir kişinin Türkler tarafından işkenceyle öldürüldüğü öne sürülmüştü. Ancak elde ettiğimiz raporlar gösteriyor ki, aynı şahıs yaşlılıktan kaynaklanan hastalıklardan ölmüş. Sonra da çıkıp deniyor ki, bu adamı da Türkler öldürdü."

Türk ordusunun öldürmediği kesin. Altındal, raporlarda öldürülen Ermenilerle ilgili bir kayıt olup olmadığı sorusunu da şöyle yanıtladı:

"Evet, doktor raporlarına göre öldürülen Ermeniler de var. Ancak bu ölümler ilginçtir, 'Kürt aşiretlerinin darplı saldırıları sonucunda öldürüldü' şeklinde raporlara geçmiş. Bu aşiretler 1923 yılından sonra da İran ve Irak'a göç ettiler. Yani iddia edildiği gibi Ermeniler Türk ordusu tarafından öldürülmüş değiller. Yine Ermeni iddialarına göre 1.5 milyon Ermeni öldürülmüş. Oysa raporlar böyle söylemiyor. Binlerce doktor raporunun ışığında şu görüldü ki, silahlı darp ve öldürmeye teşebbüs eylemleri sonucunda öldürülmüş Türk, Kürt ve Çerkez nüfusunun sayısı silahla öldürülen Ermenilerin sayısından çok daha fazla." (TAK) <div>
_________________________________
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap
Cevapla

Bookmarks

Tag Ekle
ermenİ, kİmlİĞİ

Hızlı Cevap
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın

Mesajınız:
Seçenekler


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Şu Anki Saat: 08:50


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2016, Jelsoft Enterprises Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628