Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > >

Kitap & Yazar Tanıtım & Eleştiri Yeni/Eski Kitaplar, Yazarlar, Sairler Ile Ilgili Aradiginiz Hersey Burada.

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 12-25-2008, 20:37   #1
Sevgi
Moderator
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 1.373
Tecrübe Puanı: 1000
Sevgi is on a distinguished road
Standart Altan öymen bir köşe yazısı

Ne seçim sistemimiz böyleydi, ne de partilerimiz...

ALTAN ÖYMEN






Evet, geçen yazıda belirtmeye çalıştık, genel ve yerel seçimlerde, ‘yargıç güvencesi’, seçim sonuçlarına güven duyulmasının en önemli koşuludur.
Bu, 1950 yılındaki ilk iktidar değişikliğinden önce kurumlaştırılmıştı.
Bu kurum, 1957’de yer yer olaylı geçen genel seçim ile 1983’te askeri yönetimden sivil yönetime geçişteki ‘vetolu seçim’ dışında, önemli bir sarsıntıya uğramamıştı.
Yani, seçimlerin sistemle ilgili diğer sorunları önemli de olsa, en azından seçim öncesindeki yazımlarla ve seçim sırasındaki sayımlarla ilgili bir tartışma konumuz yoktu.
Şimdi işte, 2007 genel seçimiyle birlikte önümüzdeki yerel seçimler, seçmen yazımlarına ve sayım sonuçlarına ‘güven’ açısından da tartışılır hale gelmiştir. Bu, demokrasimizin dayanakları açısından çok ciddi bir gerilemedir.
Bu durumun düzeltilmesi için sadece Yüksek Seçim Kurulu’nun çalışmaları yetmeyebilir. Meclis içindeki iktidarı, muhalefetiyle tüm siyasi partilerin bir araya gelerek, soruna, üzerinde uzlaşabilecekleri (belki de yasal) bir çare bulması gerekebilir.
Bunları belirtmiştim. Şimdi gene seçimle ilgili bir başka ‘geriye dönüş’e değineyim.
***
Seçimlerle ilgili sorunlarımız, ‘yazımlara ve sayımlara güven’in zedelenmesinden ibaret değil.
Yazım ve sayımlara, eskisi gibi tam bir güven sağlansa bile, çıkan sonuçların ‘Temsilde adalet’ ilkesine uygun olmaması diye bir sorunumuz devam ediyor... ‘Yüzde 10 baraj’ sorunu... Bu da, demokrasi tarihimizdeki çok önemli bir ‘geriye gidiş’tir.
Bu ‘yüzde 10 baraj’, malum 1980 sonrasının icadıdır. Dünyanın hiçbir ciddi demokratik ülkesinde bu ölçüde yüksek bir baraj yoktur.
Daha önce bizde de yoktu. Sandıktan çıkan sonuçların ‘temsilde adalet’ ilkesine uymasına büyük özen gösteriliyordu.
Hatta 1965-1969 arasında, partilere verilen oyların ziyan olmasını veya -o oyun verildiği partiden- başka partilerin işine yaramasını önleyen bir ‘milli bakiye’ sistemi de uygulanmıştı.
Her parti, Meclis’te, seçimde aldığı oy oranına uyan milletvekili sayısıyla temsil edilmişti. (Örnek: Türkiye İşçi Partisi’nin aldığı oy yüzde 3’tü. Meclis’teki milletvekili oranı da -hatta, biraz daha fazla olarak- yüzde 3.3’tü. 450 üyeli Meclis‘te, 14 milletvekiliyle temsil ediliyordu.)
Şimdiki durumda ise, yüzde 9 küsur oranında oy alan partilerin, hiçbir milletvekili çıkaramadan Meclis dışı kalmaları, buna karşılık yüzde 33 oy alan partinin milletvekillerinin yüzde 66’sını çıkararak, Anayasa’yı tek başına değiştirecek çoğunluğa yaklaşması mümkündür. 2002 seçimlerinde olduğu gibi...
2007 seçiminde, bu tablo bir ölçüde değişmiş de olsa, Meclis’e girebilen partilerin aldıkları oy oranı ile Meclis’teki milletvekili oranları arasında gene de önemli bir nispetsizlik vardır.
İşin daha önemli yanı şudur: Bu yüzde 10 barajın asıl olumsuz etkisi seçmenler üzerindedir. Seçmenler, bu baraj yüzünden, istedikleri partiyi seçme özgürlüğünden mahrumdurlar.
İstedikleri partinin barajı geçmemesi ihtimali varsa, ya oylarını ziyan etmemek için, barajı geçebileceğini düşündükleri partiler arasında bir arayışa giriyorlar. O partilerin hiçbirini beğenmeseler bile kendi görüşlerine göre ‘ehven-i şer’ (kötünün iyisi) olanını saptamaya çalışıp ona oy veriyorlar.
Ya da o ‘ehven-i şer’ri de içlerine sindiremeyip, sandık başına gitmekten vazgeçiyorlar.
Birinci halde, seçme özgürlüklerini, gerçek iradelerine uygun bir şekilde kullanamıyorlar.
İkinci halde, demokratik görevlerini yerine getirmemiş oluyorlar.
İki halde de, seçmenin birincil iradesinin sandığa yansıması mümkün olmuyor.
Kısacası: Bu yüzde 10 baraj, demokrasinin evvelce ülkemizde de uygulanmakta olan ilkelerinden birini daha fiilen yok etmiştir. Bu da, tabii, çok önemli bir ‘geriye gidiş’tir.
Bu olumsuzluğu gidermek, ‘6 milyon yeni seçmen vakası’ndan daha da zor görünüyor. Çünkü, o ‘vak’a’dan, iktidar partisinin bir şikâyeti olmasa da, Meclis’teki üç muhalefet partisi çok şikâyetçidir. Bu durum, iktidar partisini de harekete geçirebilir. Çünkü bu şikâyetler daha da tırmanırsa, önümüzdeki yerel seçimlerin ‘meşru’luğu tartışılır hale gelir.
İktidar partisi de, bunu önlemek için, muhalefet partilerini tatmin edecek bir formüle razı olabilir.
Bu yüzde 10 baraj konusunda ise, öyle bir durum da yok. Bundan, sadece iktidar partisi değil, Meclis’teki -DTP hariç- grubu olan muhalefet partileri de bir rahatsızlık duymuyor. Anlaşılıyor ki, barajın altında kalan partilerin giderek daha da küçüleceğini ve o partilerin oylarının kendilerine gelebileceğini hesaplıyorlar.
Yani, ne ortada ‘yüzde 10 barajını indirelim’ teklifini etkili şekilde gündeme getirebilecek bir parti var, ne de Meclis’te, bunu görüşüp kabul etmeye razı olabilecek bir çoğunluk var.
O ‘geriye gidiş’in yeniden ‘ileriye gidiş’ haline gelmesi için, daha epey vakit geçmesi gerekiyor.
***
Demokrasi açısından bir başka ‘geriye gidiş’, siyasi partilerimizde...
Çoğunun demokratik ilkeler ve geleneklerle ilişkileri giderek azalıyor.
Televizyonlarda, adayların ilan edilişlerinden görüyoruz. Adayları ilan edenler genel başkanlar... Her ne kadar -başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere- hepsi “Biz onları danışma yoluyla seçiyoruz. Parti içi, parti dışı yoklamalar yapıyoruz” gibi sözler söylese de, bu, diğer demokratik ülkelerin demokratik partilerindeki ‘aday seçimi’ usullerine hiç benzemiyor.
Adaylıkların ‘genel başkanın iki dudağının arasında’ olduğu, artık parti içi aday saptama usulünü ifade eden bir ‘özdeyiş’ haline geldi.
Seçimlerdeki adaylar dışında, partilerin kendi yöneticilerini belirlemeleri de öyle... O konuda en kestirme usullerin ve uygulamaların öncülüğünü Adalet ve Kalkınma Partisi almış. CHP’nin önceki gün Ankara’daki Tüzük ve Program Kurultayı’nda kabul edilen bazı maddeler de, AKP’den esinlenerek hazırlanmış.
CHP’nin bundan önceki -2003 Kurultayı’ndaki- tüzük değişikliklerinin bir bölümünün esin kaynağının da aynı şekilde AKP tüzüğü olduğu belirtilmişti.
Örneğin, kurultaydaki genel başkan seçiminde ‘gizli oy’ kuralının yerine ‘açık imza’ metodunu geçerli kılan ve genel başkan seçimini fiilen “tek adaylı” hale getiren -2003 tarihli- tüzük değişikliğinin mucidi de, AKP’ymiş.
Pazar günkü kurultayda da bu defa, partinin 80 üyeli parti meclisinin kendi içinden seçtiği 20 üyeli merkez yönetim kurulunun ortadan kalkması kararlaştı.
Onun yerine genel başkan, parti meclisi üyeleri arasından kendisine 13 yardımcı ile bir genel sekreter atayacak. (Gerekli gördüğünde onların görevlerine son verme yetkisi de olacak). Aralarında görev bölümü yapıp her birini bir konunun görevlisi haline getirecek.
Yüksek kurul onlardan oluşacak. Genel başkan, partiyi hükümet oluşturuyormuş gibi atadığı yardımcılarıyla birlikte yönetecek. (Ama o kurulun hükümet gibi, ‘meclis’ten güvenoyu alması zorunluluğu da yok)
Kurultay’da Genel Başkan Deniz Baykal’a böyle bir parti yönetimi usulünün, dünyanın herhangi bir demokratik partisinde örneği olup olmadığı soruldu.
Baykal, kurultaydaki konuşmasında dünyanın başka ülkelerinden örnek vermedi ama, o örneğin AKP tarafından sergilenmekte olduğunu belirtti. Ve bunun pratikteki faydalarını anlattı. Partinin bu yeni değişiklik sayesinde daha aktif hale geleceğini söyledi.
AKP’nin tüzüğünün bu konuyla ilgili ayrıntılarını, uygulamalarını ve bunların pratikteki sonuçlarını bilmiyorum. Ama ben partilerimizin, bu gibi usulleri birbirinden görüp benimseyerek, “parti için demokrasi”den giderek uzaklaştıklarını görüyorum.
Kurultay seçiminde genel başkanların ‘tek aday’laşması... Parti örgütlerini istedikleri zaman görevden alır ve yerlerine başkalarını tayin eder hale gelmeleri... Milletvekili adaylarından, belediye meclisi ve il genel meclisi üyeliği adaylarına kadar genel ve yerel seçimlerdeki tüm parti adaylarını tek merkezden bizzat belirleyebilmeleri... Ve nihayet, parti içinde, partinin en yetkili kurullarını da atama yoluyla oluşturabilmeleri...
Bunlar artık, büyük partilerimizin çoğunda doğal sayılmaya başladı...
Ama, bunlar daha önceki yazılarımda örnekleriyle belirtmiştim, evvelden hiç de doğal sayılmazdı...
Demokratik ilkelerle bağdaşmaz sayılırlardı.
Bence bu da, demokrasimiz için çok önemli bir ‘geriye gidiş’tir.
Ama bu ‘geriye gidiş’in de ‘ileriye gidiş’ haline gelmesi, belli ki, o kadar kolay değil.
Sevgi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-25-2008, 20:43   #2
ahmetanriverdi
 
ahmetanriverdi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 427
Tecrübe Puanı: 400
ahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond reputeahmetanriverdi has a reputation beyond repute
Standart

Televizyonlarda, adayların ilan edilişlerinden görüyoruz. Adayları ilan edenler genel başkanlar... Her ne kadar -başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere- hepsi “Biz onları danışma yoluyla seçiyoruz. Parti içi, parti dışı yoklamalar yapıyoruz” gibi sözler söylese de, bu, diğer demokratik ülkelerin demokratik partilerindeki ‘aday seçimi’ usullerine hiç benzemiyor.
Adaylıkların ‘genel başkanın iki dudağının arasında’ olduğu, artık parti içi aday saptama usulünü ifade eden bir ‘özdeyiş’ haline geldi.


bu cümlesi çok güzel. adam çok doğrulardan söylemiş. önce yazara tebrikler, sonrada bize bu yazıyı ulaştırana teşekkürlerimi sunmak istiyorm.
ahmetanriverdi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
CHP'li Öymen: Kafkas ittifakı Rusya'ya güç verir Haberci Siyaset Meydanı 0 08-19-2008 09:50
CHP'li Öymen: Karar laiklerin zaferi coy_rose Siyaset Meydanı 0 07-31-2008 23:09
Köşe Danteli Yaso Dantel Örnekleri 0 06-19-2008 13:46
Fakihe Öymen (1900 - 1963) LeGoLaS Asker ve Siyasetçiler 0 02-25-2008 19:54


Şu Anki Saat: 13:54


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows