Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-11-2008, 21:59   #1
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart Hİtler Oyuncagimi Çaldi

HİTLER OYUNCAGIMI ÇALDI

Hitler zamanında Almanya’lı fakat Musevi bir aile vardır.Bu aile,Hitler başa gelene kadar mutlu bir hayat yaşar fakat Hitler’in hükümdarlık koltuğuna oturması ile birlikte Hitler’in soykırımından kaçarlar. Almanya’daki tüm varlıklarını Alman oldukları için değil,Musevi oldukları için Hitler’e ve ordusuna teslim etmek mecburiyetindelerdir. Almanya’daki tüm hayatları da sona erecektir. Fakat ailenin babasının işi.diğer ülkelerde yapılmaya elverişlidir. Ailenin babası bir gazete yazarıdır.
İlk önce, İsviçre’nin Zürih kentine giderler. Bir süre burada kaldıktan sonra Fransa’nın Paris kentine, daha sonra ise , İngiltere’nin Londra kentine geçerler. Çok sık yer değiştirmelerinin nedeni, Hitler’in yayılma politikası, onları izleyişi, parasızlık ve yaşadıkları yerlerdeki hayat koşullarının iyi olmayışıdır. Aile mensubundan Anne ( ailenin küçük kızı) onları kendi gözlemleriyle anlatır.
12 saatlik bir yolculuk sonrası, Londra’da köhne bir otele yerleştik. ,parasızlığın ve yorgunluğun verdiği rahatsızlığı az da olsa otelde atmaya çalışıyorduk. Bu küçücük odada herkesin dalgın bakışları ve sessizliği onların düşünceye daldığını gösteriyordu. Uzun bir istirahattan sonra babam, yeni bir gazeteye yazmak için uğraşıyordu.
Hitler’in acımasızlığı ve Fransa’ya doğru yayılışı, İngiltere’yi de korkutmuştu. Cadde ve sokaklarda Hitler’e karşı atılan sloganlar, olumsuz propagandalar, asılan afişler, İngiltere’nin tarafsız kalmadığına bir kanıttı. Geldiğimiz günü otel ve iş aramakla geçirdik. İkinci günün sabahında Hitler’in İngiltere’ye ilerleyiş haberini duyunca çok korkmuştum. Zaten de içimde bir huzursuzluk vardı, ve o anda babama sarılarak güvenebileceğim biri olduğunu hatırladım. Ve ona şöyle dedim:
- Eyvah! Baba, Hitler bizi öldürmeğe, oyuncağımı aldığı gibi canımızı da almaya gelecek. Babam:
- Hayır, pes etmemeliyiz. Buralara nasıl geldi isek, buradan da öyle gideceğiz. O, pes edenlerin içinde hiçbir umut olmayanların ve cesaretsizlerin canını alabilir. Biz güçlüyüz, umutluyuz, dedi.

Bu sözlerden sonra, kendimde bir güç hissettim. Fakat Almanya’daki o acı günlerimi hatırladıkça korkmamak mümkün değildi.
Babam, bu köhne ve nemli otelde hastalanmaya başlamıştı. Hastalığı gün geçtikçe ilerliyordu. Parasızlık yüzünden doktora da gidemiyorduk, ve imdadımıza otel sahibi Mr. White yetişti. Bu adam çok iyi bir insandı. Bizimle yakında ilgileniyor, yardımını esirgemiyordu, ve babama bu zor durumda bir iyilik yaptı, bir doktor çağırdı. Mr. White ‘ın bu hareketi beni ve ailemi çok duygulandırmıştı. Ona minnettar kalmıştık. Annem de böyle bir insanla karşılaştığı için Tanrı’ya şükrediyordu. Eğer böyle bir insanla karşılaşmasaydık, babamın ölümünü bile görebilirdik.
Doktor, babamı muayene ettikten sonra, acı haberi duyurdu. Babam veremdi. Bu haberi duyunca yıkıldım. İçimden “eğer babam ölürse bize kim bakacak, kim para kazanıp bizi besleyip doyuracak, kim bizimle yakında ilgilenecek, kim?!” dedim.
Gün geçtikçe durumu kötüye giden babam artık gazeteye yazı da yazamıyordu. Elden ayaktan düşmüş, yatağa mahkum olmuştu ve onun bu durumuna en az ailem kadar otel sahibi Mr.White da üzülmüştü.
İmdadımıza yetişmesi için Manchester’daki amcam Mr. Smith’e bir mektup yazdım. Ona, İngiltere’ye gelmesini söyledim. Fakat bu mektubun yerine ulaşıp ulaşmadığını bilmiyordum, çünkü mektuplar Hitler ve Nazi ordusu tarafından inceleniyor, siyasi bir yazı ise , yerine ulaştırılmıyordu.
Babam, her geçen gün ölüme daha da yaklaşıyordu. Bu durumda annem babama yardım etmek ve beni okutabilmek için gece gündüz çalışıyordu. Ben de çalışmak istedim , fakat yaşım uygun değildi. Daha onbirimdeydim , ve İngiltere’de okuduğum için bazı problemlerim vardı.
Yaklaşık bir hafta sonra amcam Smith’e attığım mektup yerine ulaşmıştı ki cevabını aldım. “Geliyorum”
İki gün sonra yanımızdaydı. Babamın o durumunu görünce gözleri doldu ve : “ Nerede o hareketli neşeli adam ! Yazık, şimdi ne yürüyor ne konuşuyor !“ dedi. Bundan üç gün sonra da babam öldü. Onun ölmesi herkesi etkilemişti. Ben, o günün şoku ile ağlamaktan kendimi alamıyordum. En sevdiğim o insanın öldüğünü bile kabullenemiyordum. Bu şok bir hafta içerisinde etkisini kaybetmeye başladı , ve artık hayata devam edebileceğim gücü kendimde bulmaya başladım.
Bundan sonra ailenin başına amcam geçecekti. Babam ise , Londra Musevi Mezarlığı’na gömülecekti.
Aradan uzun zaman geçti. Ve İngiltere’deki düzenli yaşantımız iyiye gidiyordu. Para konusunu az da olsa halletmiştik : bir evimiz vardı. Artık babamın ölümünü unutmaya başlamıştık. Ben , bir lokantada , annem bir temizlikçi şirketinde çalışıyorduk. Amcam ise ressamlık yaparak para kazanıyordu. Bu hayatın devamını umuyorduk , ta ki , Hitler kapımızı çalana kadar. Ve o gün geldi çattı. Evimizi öğrenen Nazi ordusu her şeyden haberdardı. Bizi İngiltere’den alıp Almanya’daki toplama kamplarında cayır cayır yakmak istiyordu. O günün sabahında kapı şiddetle vuruldu. Kahvaltının ortasında sanki bir patlama sesi, sessizliğimizi bozdu. Herkes kapıya odaklanmış ve korkmuştu. Amcam yerinden kalkıp kapıya yürümeye başladı. Kapı şiddetle dövülüyordu. Amcam elini kapının koluna attı ve kapıyı açtı ki bir de ne görsün? İki Nazi askeri gelmişti. Bunları görünce korkudan ellerine bile hakim olamıyordu. Elleri buz gibi soğumuştu ve titriyordu. Ben ve annem ise korkudan ne yapacağımızı bilemiyorduk. Amcam ürkek bir sesle:

-Merhaba, dedi.

Asker sert bir tavırla:

- Mr. Green bu evde mi oturuyor? Dedi.

Amcam :
- Evet, ama geçen yıl öldü, dedi.

Asker:
-Siz kimsiniz? Dedi

Amcam:
-Ben onun abisiyim , dedi.

Asker:
- İçeride başkası var mı ? dedi

Amcam Smith ne yapacağını bilmiyordu. Evet var, dese ben ve annem toplama kamplarında yakılacaktık. Hayır yok, dese eninde sonunda yalanı ortaya çıkacaktı. Karasızdı. Ve sonunda bize kıyamadı:
-Hayır, dedi.

Asker:
- Arama iznimiz var, arama yapacağız. Mrs. June izinsiz ülkeye girmekten aranıyor, dedi.

Amcam:
- Hayır, dedi.

Heyecanlanmıştı , ve ne kadar mücadele etse boşa idi... Askerler kaba kuvvet kullanarak eve girmişlerdi. Bu konuşmalara kulak misafiri olmuştuk. Hemen kaçış yolu aradık ama kaçamadık. Askerler annemi kelepçelediler, ama onun hiçbir suçu yoktu. Tüm işlemler tamamdı. Pasaportu yanındaydı. Göstermesine rağmen, askerler onu zar zor götürdüler. Annem direndi, direndi. Onların amacı Yahudiler’i yok etmekti. Ve bu bir bahane idi. Ben anneme:
-İşimiz bitti, dedim
Ama annem:
- Babanın sözünü hatırla, pes etme , dedi.

Amcam bu olaylar karşısında silahını kullanmayı düşündü, fakat onlardan birini öldürürse cinayet işleyecekti, ama tarafsız kalamadı, ve yatak odasındaki çekmecenin içinde bulunan silahı sessizce aldığı gibi askerlere :
-Eller yukarı, dedi.

Askerlere doğru ateş etmeye çalışsa da başarılı olamadı. Çünkü tabancada mermi yoktu. Ben bunlar olurken korku içindeydim, ve bir an düşündüm: “ Artık kendim mücadele etmeliyim” dedim. İçimde bir kuvvet doğdu.
Mutfakta olduğumuz için tezgahtan rahatlıkla bıçağı aldım ve arkası dönük iki askerin omuzuna sapladım. İki askere yere düştü. Askerin teki kaçmaya çalışırken annemin ayağından tuttu. Güçlükle kurtulduk ve dışarı fırladık.
Bu olaydan sonra yolda kendi kendime : “ben nasıl bıçağı rahatlıkla sapladım, nasıl bir insana kıydım!” dedim. Ve içimdeki o kuvveti hissettim.
Daha sonra amcam , ben ve annem, evimizden çıktığımız gibi tren istasyonuna gittik. İlk gelen trenle Dover’e yolculuk yaptık. Dover’den bir gemi ile Hollanda’ya , oradan da Amsterdam’a seyahat ettik. Yolculuk tam yirmisekiz gün sürdü. Yanımızda hiçbir şey yoktu. Çünkü İmgiltere’den hiçbir şey almamıştık. Paramız ise, hiç denecek kadar azdı. Yorgunduk. Hayatım neredeyse kaçmakla geçmişti ve kaçıyordum. Bir katilden , altı milyon nüfusu öldüren bir insandan kaçıyordum.
Trenden inince , dünyadan haber almak için, amcam hemen bir gazete aldı. Gazetede gördüklerimize inanamamıştık, çünkü Hitler bu yirmisekiz günlük zaman dilimi içinde Avrupa’da büyük bir yenilgiye uğramıştı. Fransa ve Rusya’daki topraklarını kaybetmişti.
Bu, benim için sevindirici bir haber oldu. Fakat Hitler daha yok olmamıştı. Kendimi güvende hissedebilmem için, Hitler’in yok olması yeterli idi.
Yolculuk sonrası Amsterdam’da yabancılığımız kısa sürede fark edildi. Çünkü burayı daha önce hiç görmemiştik ve hiç bilmiyorduk. Annem burada da temizlik şirketinde çalışıyordu. Amcam ise yine ressamlık yapıyordu. Bir ev tuttuk. Kısa zamanda burada da işleri yoluna soktuk.
Aradan uzun zaman geçti. Ben artık büyümüştüm, annem ise yaşlanmış , amcam da gençliğini yitirmişti. Annem artık temizlikçiliği bırakmalıydı, çünkü yaşlanmış, hastalanmıştı. Hastalığı babamınki gibi veremdi. Duyduğumda ağlamıştım. Nedeni ise babam gibi , annemi de veremden kaybedebilecek olma ihtimalimdi. Fakat bunu kabullenebildim, çünkü daha önce yaşamıştım, babam gibi. Verem ailemizde yaygındı. Dedem de veremden ölmüştü. Belki ben de veremden ölecektim. Annemin ve babamın ölümü ile dünyaya küsmüştüm. O , azimli, kararlı, çalışkan, umutlu insanlar artık hayatımdan gitmişlerdi. Kabullenmek artık zor değildi, amcam da üzülmüştü benim gibi, ama hayat acımasızdı.
Almanya’ya gitmeyi, rahat, huzurlu bir yaşam sürdürmeyi istiyordum. Ama annem ve babam olmadan hiçbir şeyin tadı yoktu. Zaten bir yıl sonra da Hitler, Berlin’deki yer altı sığınağının kuşatılmasıyla beraber intihar etmişti. Fakat hiçbir şey , onlar olmadan mutluluk vermiyordu. En çok istediğim şey bile.
Yahudiler artık soykırımın kurbanları değildi. Almanya’ya yerleşebilirlerdi.
Almanya’ya gitmek için hareket ettik. Vardığımızda ise ağlamıştım, çünkü dünyadaki o iki varlık yok olmuştu. Bu günleri görememişti. İş işten geçmişti, n
Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Adolf Hİtler Yaso İngilizce 0 04-11-2008 20:18


Şu Anki Saat: 07:43


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows