Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 05-31-2009, 16:09   #1
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart Kapak Kızı (Ayfer Tunç) Özeti, Konusu, Karakterleri, Yorumları

Kapak Kızı (Ayfer Tunç) Özeti, Konusu, Karakterleri, Yorumları
Kapak Kızı

Yazarı: Ayfer Tunç
Yayınevi: Can Yayınları
Basım Tarihi: Şubat 2005
Sayfa Sayısı: 240






ARKA KAPAK
Karlı bir kış günü, Ankara'dan İstanbul'a giden bir trenin yemek vagonu. Birbirini tanımayan üç kişi; bankacı Ersin, radyo programcısı Selda ve yemekli vagonun garsonu Bünyamin. Kapak Kızı, işte bu üç kişinin romanı. Ama aynı zamanda orada olmayan bir başkasının; bir dergide çıplak fotoğrafları yayınlanan Ayın Kızı Şebnem'in. Trenin saatlerce yolda kaldığı, bir yolcunun öldüğü bu uzun yolculukta, roman kahramanları, birbirleriyle, Şebnem'in fotoğrafları aracılığıyla yüzleşirler. Ancak bu zihinsel yüzleşme giderek kimin kimi yargıladığı belli olmayan bir hesaplaşmaya dönüşür. Ayfer Tunç, ilk kez 1992 yılında yayınladığı Kapak Kızı'nı 'zemin aynı zemin, inşa aynı inşa' olmak kaydıyla yeniden yazdı. Roman, bedensel çıplaklığı, kahramanlarını farklı nedenlerle sarsan bir travma olarak ele alıyor. Aile, hayat, aşk, kıskançlık, güzellik ve ahlak kavramlarını, alışılmış yorumların tuzağına düşmeden işliyor. Bunaltıdan ikiyüzlülüğe, anıların masumiyetinden yaşamın gerçeklerine uzanan soruların kuşattığı bu roman, aslında bütün soruları içeren tek bir soru soruyor: Kim daha çıplak?






İNCELEME
Ayfer Tunç’un “Kapak Kızı” romanı, yeniden yayımlandı. Ancak 1992 tarihli ilk basımı ile yenisi arasında önemli farklar var. Genç yaşta yazılmış bir ilk romanın aksaklıklarını taşıdığını düşündüğü “Kapak Kızı”na ciddi bir müdahalenin gerektiğine karar veren Ayfer Tunç, kitabını elden geçirmiş, öncelikle fazlalıklarını ortadan kaldırmış ama -anlatım biçimlerine yönelik düşüncelerinde de ciddi değişimler olmasına rağmen- romanın genel yapısına müdahale etmemiş, kurguyu ve anlatım tarzını korumuş. Böylelikle eskisini hatırlatan yeni bir roman çıkmış ortaya.
Kapak Kızı”nın ilk halini okumuş ve sevmiş birisi olarak, Ayfer Tunç’un kendi metnine verdiği editörlük hizmetinin yararlı olduğunu ve romanın 2005 versiyonunu çok daha iyi bulduğumu söylemeliyim.
<
Ankara’dan İstanbul’a doğru sefere çıkan bir trende, trenin bir tren yolculuğunu en çekilir kılan mekanında, restoranındayız. Banka müfettişliğinden bunalmış Ersin, TRT2’deki “Hayat ve Biz” programının yapımcısı Selda, şef garson Bünyamin ve restorana takılan diğerlerinin yaklaşık on-on iki saatlik rastlantısal birliktelikleri, onlarla birlikte bizleri de çok geniş bir zamana, çok geniş bir coğrafyaya taşıyor.
Başlangıçta hiçbir ortak yanları bulunmayan bütün bu insanları birleştiren, o ayın erkek dergilerinin birinin çıplaklığıyla çarpıcı kapak resmidir. Şef garson Bünyamin’e karısı Cennet’le sürdürdüğü evliliğini, cinselliğini, tutkusunu kıskançlık nöbetleriyle hatırlatan o resimdir.
Ersin ve Selda’nın kapaktaki güzel kadınla bağları daha yakıcı; kapaktaki kızın Ersin’in yıllardır görmediği amca kızı Şebnem olduğunu öğreniyoruz. Ve annesi kanalıyla Şebnem, Selda’nın da akrabası. Restoranda yan yana düşen Ersin ve Selda, birbirlerinin Şebnem’le olan yakınlıklarını bilmeden ama zihinlerinde Şebnem’in kapaktaki o çıplak resminin yarattığı çağrışımlarla sürdüreceklerdir sohbetlerini. Kimi zaman iç konuşmaların dış konuşmalarla, kimi zaman dış konuşmaların içtekilerle kesildiği, çevrildiği, bambaşka mecralara yönlendirildiği bu sohbet, bir yandan Ersin, Selda ve Şebnem’i daha iyi tanımamıza yardımcı olurken pek çok farklı insani trajediyi de taşıyor hikayeye. Sadece onlarınkiyle değil, farklı insanların kırık dökük hayatları Bünyamin’in iç hesaplaşmasıyla çıkıyor karşımıza.
Hızla kayan panaromik görüntülerle, şehirlerde ve orta büyüklükteki kasabalarda bir hat üzerinde dura kalka ilerleyen bildiğimiz İstanbul ekspresi, içindeki yolcuların düşünceleriyle istikametini ve doğrusallığını yitiriyor. 1980’lerin sonunda geçen hikaye 1940’lara kadar uzanırken Anadolu’nun çeşitli kentlerinde dolaşıyor ve roman kişilerinin kesişen hayatlarına nüfuz ediyor... Böylelikle Ersin’in amcası Cavit beyle Selda’nın uzak akrabası Hülya hanımın bir Anadolu kasabasında başlayan aşk ve evliliklerine, her iki tarafın ailelerinin bir faciayla sonlanan bu evlilikle ilgili düşüncelerine, Hülya’nın sonu gelmeyecek bir lanetin nesnesi olmasına, onu lanetleyenlerin lanetlenmiş gibi geçen kendi hayatlarına, Şebnem’in onu bu dergiye çıplak poz verdirten mutsuz ve sahipsiz çocukluğuna, onu çıplak görmenin Ersin ve Selda’nın zihinlerinde yarattığı sarsıntılara temas ediyor Ayfer Tunç. Aileler arasında hiç sözü edilmeyen; suç, günah, vicdan azabı gibi saklanan duygu ve düşünceler, iki yüzlü değerler, kopkoyu kıskançlıklar birer birer çıkıyor ortaya. “Sahne dağılmış, perde kapanmış olsa da yarattığı etki silinmiyor, ruhlar acıtmaya devam ediyor”.
Ayfer Tunç, zaman, mekan ve hatta olaylar arasında birlik kurmadan çok sayıda yan hikayecikle kurguladığı “Kapak Kızı”nda hikayelerinde olduğu gibi yine sıradan insanların hayatlarındaki adı konmamış kırılma anlarına ve mutsuzluklarla eğilmiş.

Değişim Sancıları
Söz konusu kırılmaları, yitirilenleri ve mutsuz hayatları anlatırken bireyleri yalıtılmış halleriyle ele almıyor Tunç; roman kişilerinin arzu ve taleplerindeki değişimlerle Türkiye’nin geçirdiği kültürel, ekonomik ve siyasal değişimlerin biraradalığını fark ediyoruz. Özellikle de cinsellikte, görünür olmakta, tüketimde bir özgürlük vaadi bulmakta yakalıyoruz değişenleri.
Ayfer Tunç’un trenden yansıyan kasaba manzaralarını ve kasabanın zihinlerde taşıdığı anlamları tasvir ettiği bölümleri çok başarılı buldum. Mesela Selda’nın izlenimlerini; “İstasyonun arkasında alabildiğine çirkin yapılarla uzanan bu küçük şehre baktı. İyi ki kar yağmış, telaş, yağma ve hırsla büyümüş bu ilçeyi kendi güzelliğiyle örtmüştü. Selda bir zamanlar içinde yaşadığı küçük şehrin ruhunda yarattığı etkiyi hatırladı.(…) zaman şehirlerin dokularını törpülemiş, yeni ve parlak bir hayat beklentisi bütün özelliklerini silmişti. Artık küçük şehirlerin dışarıdan gelenlerin genzini yakan lezzetlerinden, kendilerine has havalarından, mütevazı düzenlerinden eser yoktu. Her biri gerçekte olmayan bir büyümeyi taklit ediyor, giderek aynılaşıyor, hepsi hızla birbirine benziyordu”.
Ersin’in izlenim ve duygularıysa hem daha karışık hem de üst sınıflara özenen orta sınıfların 80’lerin sonunda yaygınlaşan ruh hallerini yansıtması açısından daha önemli: “Başkentin yoksul banliyölerinden hızla geçerken, içinin yine alabildiğine sıkıldığını, artık böyle bir yere gitmek, kısa süre için de olsa orada yaşamak istemediğini düşündü Ersin. Küçükken kasaba kelimesi ona, kaba saba sözünü hatırlatırdı hep. Pek de yanlış değildi bu. Kasaba. Dar sıkıcı, pek az olan inceliklerin çok derinlerde saklı olduğu, boğucu yerler. Kaba evler kaba eller kaba eşyalar. Oysa eskiden her gittiği kasaba ona şirin, şiirsi görünürdü” ve çok değil daha “dört yıl yedi ay önce, ilk görev yeri olarak gittiği bir Orta Anadolu ilçesine gece yarısı indiğinde, kendini gizli görevle gelmiş bir yabancı gibi hissetmiş, içinde bir serüven beklentisinin filiz verdiğini duymuş, buralarda başına güzel ve ilginç olayların geleceğini, çeşit çeşit insan tanıyacağını düşünerek sevinmişti” de… Öyleyse “Ne değişmişti de kasabaların, küçük şehirlerin eskiden içini bir anda ısıtan şirinliği yok olup gitmişti?”
İşte tam da bu soruya, “Ne değişmişti” sorusuna bakmak gerekiyor. Çünkü orta sınıfın bütün ortalama değerleriyle büyüyen Ersin’in, üniversiteyi bitirip geleceği parlak bir iş olarak banka müfettişliğine atandığı ilk yıllardaki kasaba algısıyla sonrası arasındaki fark, hayatın parlak yüzünün orta sınıfları nasıl cezbettiğini, merkezin çevreyi nasıl yuttuğunu, nasıl önemsizleştirdiğini göstermekle kalmayacak, sorumuzun cevabını da verecektir. Artık taşradan, yoksulluktan kendisini ayırmış, uzaklaştırmış, modernliği Avrupa standartlarında bir tüketimde bulan bir zihniyetin tezahürüdür Ersin’in bilincinden akanlar. Bir sürü genç insanın imrendiği, geliri iyi, statüsü yüksek işinin angaryadan başka bir şey olmadığını anladığında, yani oyunda bir figürandan öteye gitmediğini fark ettiğinde Anadolu seyahatleri ağır gelmeye başlayacak, gittiği her yer ona unutulmuş, geri kalmış, çirkin, pis, kasvetli görünecektir. Kendini boğacağını sandığı şeyin sadece küçük şehirler olmadığını bilir aslında, sorun yaşadığı hayatın beklediği gibi olmayışından, kendisine vaat edilenleri bambaşka düşlemesinden kaynaklanır. Taşraya ve taşradaki hayatlara duyduğu hınç, taşranın ona sistemin karşısında kendisinin yerini, kendi önemsizliğini hatırlatmasındandır.
Nüfusla, maddi zenginlikle, coğrafyayla sınırlanamayan, ele avuca gelmeyen, ancak tariflerle yaklaştığımız kaygan bir kavramdır taşra. Ayfer Tunç’un çok iyi yakaladığı gibi, taşraya bakanın kimliği önemlidir. Türk romanında, aslında bütün bir düşünce hayatında, Anadolu’ya yönelik bakış farklılarını anlaşılır kılan budur. Taşradaki zamanın, mekanın ve insan hayatlarının kimileri için neden durağan kimileri için neden “kendi zemininde, uçmadan kotarılan bir değişim” olduğunu anlatan budur. Bu yabancı bakışların ardında gelişmiş, düzgün, haklı, doğru, tartışılmaz ve başkalarına da öğretilmesi zorunlu olan modernitenin standartlarına bağlılık var; taşranın tartıldığı terazinin referansı eskiden Türk modernleşmesiydi, şimdilerde Avrupa standartlarını tutturmuş olmak. Taşraya kentten, dolayısıyla bir biçimde tanımlanmış modernlikten hareketle yönelenler için taşrayı keşfetmek, aslında modern olmayanı göstermektir. Böyle bir bakışla geri kalmışlığın, yoksulluğun, cahilliğin nedeni de modernleşememişliktir elbette. İnsanların kültürden, sanattan, tüketmekten ve kendi yaşamlarını belirleme yeteneğinden yoksun, umutsuz ve umarsız yaşadıklarına, kendi eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmediklerine, kısacası uygarlaşamayıp olgunlaşamadıklarına dair ön yargılar, kendisini bunlara sahip sananların onları küçümsemesine, hayatları üzerlerinde tasarrufta bulunmalarına ve onlardan üstün oldukları inancına meşruiyet sağlayacaktır. Tam da Ersin’in yaptığı gibi;
“Lojmanlardan birinde oturan, önemsenen, eşraf çocuklarının düğünlerine, sünnetlerine davet edilen, omzuna nazar boncuğu çengellenmiş çocuğuyla karısını alıp mesireye giden, çocuğu durmadan ağlayan, karısı durmadan çocuğu pışpışlayan, etrafına mesafeli bir selam veren bir mühendis, bir bölge müdürü, Devlet Su İşleri’nde ya da Köy Hizmetleri’nde görevli yüksek bir memur olduğunu düşündü, ürperdi. Bu, razı olmaktı. Hayatın getirdiklerine razı olmak, onlarla oyalanmak, hatta bir tür tembellik. Uzun, yok edici bir tembellik. Bu insanlar neden muhafazakãr olmasınlar? Belki de sahiden mutluydular, küçük şehirleri aşacak hayalleri yoktu, vardıysa da çoktan unutmuşlardı.”
Gözden geçirilmiş haliyle çok uzun değil “Kapak Kızı”nın hikayesi. Ama, pek çok temaya değinmeden geçmem sizi yanıltmasın, sadece taşra hayatına ve değişen zihniyet dünyasına yaptığı göndermelerle bile çok zengin tartışmalar barındırıyor. Üstelik bütün bunları mekana, zamana, kişilere ve olaylara yedirerek, yani edebiyatın içinden yapmış Ayfer Tunç. Hele ki tren yolculuklarına aşinaysanız, o restoranlarda bir iki kadeh parlatmışsanız, mutlaka okuyun; seveceksiniz.
A. Ömer Türkeş







YAZAR HAKKINDA
Ayfer Tunç 1964'te Adapazarı'nda doğdu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. Üniversite yıllarında çeşitli edebiyat ve kültür dergilerine yazılar yazmaya başladı.1989 yılında Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği Yunus Nadi Öykü Armağanı'na katıldı, Saklı adlı yapıtıyla birincilik ödülü aldı. 1999-2004 arasında Yapı Kredi Yayınları�nda yayın yönetmeni olarak görev yaptı. 2001 yılında yayımlanan ve okurdan büyük bir ilgi gören Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek-70'li Yıllarda Hayatımız adlı yapıtı, 2003 yılında yedi Balkan ülkesinin katılımıyla düzenlenen Uluslararası Balkanika Ödülü'nü kazandı ve altı Balkan diline çevrilmesine karar verildi. Tunç'un 2003 yılında Sait Faik Abasıyanık'ın öykülerinden hareketle yazdığı Havada Bulut adlı senaryosu filme çekildi ve TRT'de gösterildi. Tunç�un Saklı, Mağara Arkadaşları, Aziz Bey Hadisesi ve Taş-Kâğıt-Makas adlı dört öykü kitabı, Ömür Diyorlar Buna adlı bir e-kitabı, Kapak Kızı adlı bir romanı, İkiyüzlü Cinsellik adlı (Oya Ayman'la birlikte yazdığı) bir inceleme kitabı ve Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek adlı bir yaşantı kitabı var.
__________________



Tüm bölümlerimize yetkili alımları başlamıştır başvurmak için aşağıdaki linke tıklayınız


Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Zenciler (Jean Genet) Özeti, Konusu, Karakterleri, Yorumları Korax Kitap Özetleri 0 05-31-2009 15:57
İçimde Kim Var (Yekta Kopan) Özeti, Konusu, Karakterleri, Yorumları Yaso Kitap Özetleri 0 05-31-2009 15:20
Topaç (Gülayşe Koçak) Özeti, Konusu, Karakterleri, Yorumları Yaso Kitap Özetleri 0 05-31-2009 15:14
Bay Konsolos (Mahmut Şenol)Özeti,Konusu,Karakterleri ve Yorumları Yaso Kitap Özetleri 0 05-31-2009 14:55
Baba Evi (Orhan Kemal) Özeti,Konusu,Karakterleri ve Yorumları Yaso Kitap Özetleri 0 05-31-2009 14:48


Şu Anki Saat: 12:32


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows