Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-10-2008, 18:06   #1
LeGoLaS
 
LeGoLaS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 6.606
Tecrübe Puanı: 938
LeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond repute
Standart Beden Sanatçısı

Don Delillo: Modern Paranoyanın Yazarı
İnsanlığı yirmici yüzyılda pençesine alan ve yirmi birinci yüzyılda bambaşka boyutlara ulaşan en baskın duygu, hiç şüphesiz korkudur. Otuz yılı aşkın bir süredir savaş-sonrası Amerikan yaşamı üzerine romanlar yazan Don DeLillo'nun başlıca temasının, bu modern paranoya olduğunu söylemek herhalde yanlış olmaz. DeLillo, iyi kurgulanmış komplo teorilerini çok seven bir yazardır. En tartışmasız gerçekleri bile karakterlerine absürd bir biçimde sorgulatır ve romanlarında paranoyayı istihbaratçılara taş çıkartan bir dikkatle analiz eder.

Komple teorilerinin vazgeçilmez kaynağı olan Amerikan tarihi, DeLillo'ya sonsuz seçenekler sunar. Altı yılda tamamladığı 827 sayfalık Underworld, DeLillo'nun tabiriyle, "soğuk savaş dönemi Amerika'sının gizli tarihi"dir. Amerika'nın en büyük paranoyağı diye anılan FBI Başkanı J. Edgar Hoover bu romanda bir karakter olarak karşımıza çıkar. 1951'de New York'ta Giants ile Dodgers arasında tarihi bir beysbol maçının oynandığı gün, Hoover da stadyumdadır. Aynı gün, Sovyetler tarafından gerçekleştirilen ilk nükleer bomba denemesinin yankıları Amerika'ya ulaşacak, Hoover bu haberi maç esnasında alacaktır.

Soğuk Savaş yıllarında, insanlığın kökünü kurutabilecek felaketlere dair apokaliptik senaryolar Amerika'ya olduğu kadar tüm dünyaya korku salar. 50'lerin Amerika'sında, deneysel amaçlarla Amerikalılar tarafından patlatılan ilk hidrojen bombasının görüntüleri, insanlığı bekleyen "atomik" tehlikenin izdüşümleri olarak hafızalara kazınır. O zamanlar on altı yaşında olan DeLillo'ya göre, gökyüzüne yükselen mantar bulutlarının görüntüsü korkunç olmasına korkunçtur, ama aynı zamanda tuhaf bir görkemi ve "güzelliği" vardır; bu tarifsiz cazibe onu pek çok kişi için ilginç ve "eğlenceli" kılar. DeLillo bunun Hoover gibi paranoyak Amerikalılar tarafından yaratılan ve Amerikalıları paranoyaklaştırıp, yeraltında yaşamaya heveslendiren bir bomba olduğunu ima eder.

Böylece Soğuk Savaş paranoyası başlamış olur. Sıradan Amerikalı, bombalanma tehdidini iliklerinde hisseder, ölüm korkusuyla yaşar, nükleer savaş patlak verdiği zaman canlı kalabilmek için kendine sığınıklar hazırlar. Hatta, yeraltında yaşamanın ilginç ve keyifli olabilecek yanlarını hayal etmeye uğraşır. İki süper güç amansız bir silahlanma yarışına girer. DeLillo'nun iddiasına göre, bu dönemde Amerikan ordusu bomba deneylerinde askerleri kobay olarak kullanmış, haberleri ve rızaları olmadan radyasyona maruz bırakmıştır.

Soğuk Savaş geriliminin son aşaması kabul edilen 1958-62 döneminde, Sovyetler tarafından gizlice Küba'ya yerleştirilmek istenen balistik füzeler iki ülke arasında ciddi bir siyasal bunalıma yol açar. Küba krizinin dünyayı nükleer savaşın eşiğine getirdiği on üç kritik gün boyunca Amerika'da tüm nefesler tutulur. Söz konusu durum paranoya değildir artık, haklı bir korkunun gerçeğe dönüşmesine ramak kalmıştır. Soğuk Savaş dönemi nihayet geride bırakılıp 70'li, 80'li yıllara gelindiğinde, insanların yüreklerine korku salan tehlikeler farklı boyutlara varmıştır. Tehlike kitlesel olmaktan çıkmış, genelden özele indirgenmiş, bireyi evinde, işyerinde, arabasında, sokaklarda, alışveriş merkezlerinde yakalayabilecek bir hal almıştır. Kişiye yediği gıdadan, içtiği sudan, aldığı ilaçtan, kullandığı eşyadan, hatta soluduğu havadan ulaşabilmektedir artık. Birey tehlikenin yaklaşan varlığını kitle iletişim araçları sayesinde anbean ensesinde hisseder. Belki dünyanın sonu gelmeyecektir ama birey ölüm tehlikesiyle her an karşı karşıyadır. Modern zamanlarda yaşıyor olmak, kendini hiçbir zaman emniyette hissetmemek gibi yepyeni bir anlam yüklenmiştir.

Beyaz Gürültü, ölüm korkusunu işte bu bireysel düzeyde ele alır. Modern ölüm paradoksunun kıskacındaki toplumu, gün geçtikçe kaotikleşen modern aile yapısına indirger. Teknolojinin kent yaşamına getirdiği yeni "konforlar" sayesinde hayatın yalınlığı kaybolmuştur. "Havadan gelen toksik tehlike"ler yüzünden evlerini apar topar terk etmek zorunda kalan, otobanlardaki araba kervanlarına katılıp saatlerce panik içinde bekleşen ve sonunda tuhaf bir karantinaya alınan ailelere, korkularından kurtulmak için ilaçlardan medet uman kadınlara, katillerle sanal âlemlerde satranç oynayan çocuklara, başka birini öldürerek ölümden korunmayı umabilen insanlara dair hikâyeler absürd olmaktan çıkmıştır artık, insanı eskisi kadar şaşırtmamaktadır. Tehlikelerle yaşamaya alışan insan, benliğini saran güvensizlik duygusundan kaçmak için kendini tüketime ve popüler kültüre verir.

"... Bana böyle geliyordu ki, Babette ve ben, satın aldığımız şeylerin çokluk ve çeşitliliğinde, o takı basa dolu torbaların akla getirdiği sınırsız bollukta, ağırlıkta, hacimde ve sayıda, tanıdık ambalaj dizaynlarında ve rengârenk logolarda, dev boyutlarda, fosforlu satış etiketleri taşıyan aile indirimi paketlerinde, eksikleri tamamlama duygusunda, refah içinde olduğumuz, bu ürünlerin ruhlarımızdaki konforlu yuvaya getirdiği güvenliği ve iç rahatlığını hissediyorduk - sanki daha az şeye gereksinim duyan, daha az şey bekleyen, yaşamlarını akşamları yalnız başlarına çıktıkları yürüyüşler etrafında planlayan insanların tanımadığı bir varoluş doygunluğuna ulaşmış oluyordu." (Beyaz Gürültü'den)

Televizyon, evimizin baş köşesine kurulmuş, bizimle adeta "konuşmakta", aklımızı çelmekte, yeni fikirler aşılamakta, yeni korkulara davetiye çıkarmakta, acayip düşüncelere geçerlik kazandırmaktadır. Felaket korkusu görsellik kazanmış, hatta bu korkuya tekinsiz bir "keyif" duygusu eklenmiştir. Televizyonda doğal afetler yüzünden yerle bir olan kentleri, savaşlarda ölen ya da yaralanan sivilleri, terör eylemlerinden sonra kana bulanan sokakları seyrederken, duyduğumuz üzüntüye ve korkuya garip bir haz duygusunun sinsice eşlik etmekte olduğunu fark eder, allak bullak oluruz. DeLillo Beyaz Gürültü'de "Her felaket daha fazlasını istememize sebep oldu, daha büyük, daha muhteşem, daha şiddetli bir şey," diye yazarken, bu marazi keyfi itiraf eder. Gerçeği hayalden ayırt edemez hale geliriz, en tüyler ürpertici görüntülere film seyredercesine bakar, dehşet anlarını tekrar tekrar izlemekten hiç bıkmaz, beklediğimiz kadar feci sonuçlara yol açmadıklarında hayal kırıklığına uğrarız. "...Dikkatimizi ancak bir felaket çekebilir. Felaketleri severiz, onlara ihtiyaç duyarız, onlara muhtacız. Başka bir yerlerde oldukları sürece..."

Televizyonlar, radyolar, otomatik ev aletleri, bilgisayarlar, kredi kartları, bankamatikler, röntgen cihazları, "dalgalar ve radyasyon" hayatın ayrılmaz parçaları haline gelmiştir. Modern insan bu teknolojik harikaları huşuya benzer bir duyguyla kanıksamakla birlikte, ruhunun derinliklerinde onlardan gizli gizli korkar. Çünkü artık şu gerçeğin bilincindedir: Teknoloji, beraberinde ölümü de getirebilmektedir.

"... Ölüm vücuda girmiş. İçinizde artık. Ölmekte olduğunuz ama aynı zamanda bu ölümden ayrı olduğunuz, ona boş vakitlerinizde kafa yorabileceğiniz, röntgen filminde ya da bilgisayar ekranında her şeyin tüyler ürpertici ve yabancı mantığını görebileceğiniz söyleniyor. Durumunuzla kendiniz arasında ürkütücü bir ayrılık sezinlediğiniz o an, ölümün grafik yoluyla aktarıldığı, tabiri caizse yayınlandığı zamandır. Bir semboller ağı sunulmuştur size, tanrıların elinden zorla alınmış inanılmaz bir teknolojinin tamamı. Kendi ölümünüze yabancı hissettirir kendinizi." (Beyaz Gürültü'den)

DeLillo, teknolojinin şiddete, şiddetin de teknolojiye muhtaç olduğunu düşünür. "Şiddetle popüler kültür arasında bir fark yoktur, ikisi birbirine karışmıştır, karşılıklıdır. Şiddet insanları çeker," der. Televizyonda tekrar tekrar yayınlanan cinayet görüntülerinin, seri katil fenomeninin ortaya çıkışıyla doğrudan bağlantılı olduğuna inanır. Amerikan kültürünün toplumsal eleştirmeni olarak nitelendirilen DeLillo'nun kaleminden çıkmış tüm romanlar, Amerikan toplumundaki en ince değişimlere, terörizmin toplum bilinci üzerindeki etkilerine yönelik iç görülerle, kehanet kabilinden sezgilerle doludur. DeLillo, Dünya Ticaret Merkezi'nin terör saldırılarına hedef olmasından çok daha önce, global ekonomi ile terör eylemleri arasındaki bağlantıyı ve medyanın bu denklemdeki yerini kavramıştır.

11 Eylül 2001'de yaşananlar, DeLillo'nun eski romanlarını ve özellikle de, ikiz kulelerin çöküşüyle adeta örtüşen Underworld'ü (1997) anımsatır. Players (1977), Libra (1988) ve Mao II'de (1991), terör eylemleriyle yaratılan şok dalgalarının çağdaş yaşamı şekillendirdiği savı yer alır. Underworld'de ise, Dünya Ticaret Merkezi'nin bitmemiş inşaatına ilişkin metaforlar bulunur, ama bütün bunlardan çok daha ilginç bir gizem, romanın kapak resminde kuvvetle hissedilir. Kapakta, ikiz kulelerin puslu siluetine doğru tıpkı bir uçak gibi süzülerek yükselen büyükçe bir kuş resmedilmektedir. Bu inanılmaz rastlantı, saldırıdan hemen sonra pek çok kişinin dikkatini çekmiştir. Kendisinden büyük ölçüde etkilenen genç kuşak romancıların gözünde "Amerikan kurmacasının gerçek kâhini" mertebesine ulaşan DeLillo, Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırının odağında, teröristlerin kapitalist bir Amerika’ya duydukları nefreti ve tiksintiyi görmüştür. Saldırı hakkındaki görüşlerini aktardığı "In The Ruins of the Future" (Geleceğin Harebelerinde) başlıklı makalesinde, "geleceği yarattığına inanan bir Amerika" ile "geçmişi geri getirmek isteyen" teröristler arasındaki husumeti, Underworld'ü karakterize eden temaları anıştırarak dile getirir.

Televizyondan mesajlar alan, gazetelerde şifreler bulan, ünlü birini vurup tarihe geçmeyi düşleyen suikastçıların, gölgeli odalarda yalnız başlarına çalışan tetikçilerin, var olmayan kimlikler icat eden kumpasçıların, belirsiz ve çelişkili verilerle boğuşan soruşturmacıların DeLillo'nun imgelemindeki otantikliği dikkat çekicidir. Hatta, onun iç görülerinden etkilenen ve esinlenen edebiyat çevrelerinde, teröristle romancı arasındaki gizli simetrinin varlığı tartışılır: Bu bağlamda, teröristin de romancının da komplocu oldukları düşünülebilir. İkisi de topluma yabancılaştıklarını, dışlandıklarını hissederler. Romancı bu yabancılaşmayı aşıp kendini topluma yeniden kabul ettirmek için edebi komplolarla roman yazarken, terörist silahıyla, yazarsa kalemiyle, topluma bir şeyler anlatmaya çalışır. "Yakın zaman öncesine kadar, bir romancının terör bilincimizi etkileyebileceğine inanılırdı," der DeLillo. "Bugünse, insanlık bilincimizi şekillendiren ve etkileyen kişiler teröristlerdir." Romancı da, terörist de yalnız adamlardır.

"... O da onlardan biri mi şimdi? Hüsrana uğramış, tıkanıp almış, kendi kendini gözetleyen, bir bağlantı vasıtası, bir kaçış yolu arayan. Oswald'dan sonra, Amerika'daki erkeklerin umutsuz yaşamlarının sessizce sürmesi gerekmiyor artık. Bir kredi kartı için başvuruda bulunursun, bir tabanca satın alırsın, şehirler arasında mekik dokursun, banliyö ve alışveriş merkezlerini dolaşırsın, isimsiz, imzasız, önüne çıkan ilk hoş, boş ve ünlü surata ateş etmek için fırsat kollarsın, sırf orada bir yerlerde gazeteleri okuyan birinin olduğunu insanlar bilsin diye." (Libra'dan)

İşte bu yalnız adamlardan biri, DeLillo'nun Libra adlı romanına konu olur. Bu adam, Kennedy suikastının katil zanlısı Lee Harvey Oswald'dır. Oswald sahiden de tarih yazmıştır. Yarattığı etki öylesine güçlüdür ki, Amerikalının dünyaya bakışını, hatta belki de Amerika Birleşik Devletleri'nin ve dolayısıyla pek çok ülkenin yazgısını değiştirmiştir. "Kennedy'nin öldüğü gün" hayatta ve Amerika'da olup, o sırada nerede ve ne yapmakta olduğunu söyleyemeyecek tek bir Amerikalı yok gibidir. DeLillo, romanlarının Başkan Kennedy öldürülmeden önce var olan dünyada yazılmış olamayacaklarını söyler. "Amerikan yüzyılının belini kıran o yedi saniyenin" siyah-beyaz film karelerine, şu fotoğraflara, bölük pörçük telsiz konuşmalarına, spikerlerin telaşlı haber anonslarına yansıyan izdüşümlerinin, edebi üretimini genel anlamda etkilediğinden bahseder. Kennedy suikastı gerçek olmasaydı aynı olayı hayal gücüyle yaratmış olup olamayacağı sorusuna DeLillo şu yanıtı verir: "Belki de o beni yaratmıştır."

Libra'da, Oswald'ın yaşamöyküsünü, Soğuk Savaş'ı tırmandıran Domuzlar Körfezi Çıkarması'yla, Küba kriziyle, CIA ajanlarının kuyruk acılarıyla, ülkeyi iki kampa bölen Kennedy sempatisi ve antipatisiyle örtüştürüp Kennedy suikastına ve sonrasına dek ustaca soruşturur; bu özel zaman dilimine sızan en ince ayrıntıları, gerçek tarihsel verilerle süsleyerek ilişkilendirir; belki de hiç aydınlanmayacakmış gibi görünen bir sır perdesini, gizli ajan olmasından kuşkulandıran bir inandırıcılıkla aralar. "Tarih bize söylenmeyen her şeyin toplamıdır," diye yazar Libra'da. Ve o söylenmeyen şeylerin söylenenler arasındaki bağlantılarda saklı olduğuna inanarak, türlü sebeplerden ötürü bizden gizlenmiş bir tarihi keşfe çıkar.

DeLillo roman formunun esnekliğinden sonuna dek yararlanır. Popüler kültürün en parlak renklerini cömertçe kullanarak, hayal gücünü zorlayan uzunluklarda listelemeler yaparak, ambalajlı tüketim mallarını, çöp yığınlarını fotoğraf berraklığında betimlemelerle görselleştirerek yazdığı romanlar; yer yer Andy Warhol'un yapıtlarını andırır.

"... Altı nokta dokuz saniyelik ısı ve ışık. Gelin, bir toplantı yapıp, fotoğraftaki şu noktaları analiz edelim. Gelin, hayatlarımızı bu anı anlamaya adayalım, her bir kalabalık saniyeyi öğelerine ayıralım. Yeşim taşından yapılmış putlar gibi parlayan teoriler inşa edeceğiz, entrikacı varsayım sistemleri, dört yüzlü, alımlı. Mermilerin izlediği yolları geriye doğru takip edip, gölgeleri işgal eden yaşamlara varacağız, düşlerinde ağlayıp sızlayan gerçek insanlara." (Libra'dan)

Otuz küsur yılda on üç roman üretmiş olan DeLillo, "çağdaş Amerikan edebiyatının en yetenekli üslupçu yazarı" olarak görülmektedir. "İçinde yaşıyorum, anlamaya çalışıyorum," diye bahsettiği Amerikan kültürünün derinliklerinde bir dedektif gibi iz sürerek yarattığı romanlarına, modern paranoya ve ilkel korku karışımı bir duygu hâkimdir. Çağdaş kültürü paranoya ve korkularıyla birlikte barındırabilecek tek sanat formunun roman olduğuna inanır. Çünkü roman uysaldır, itaatkârdır.

DeLillo roman formunun esnekliğinden sonuna dek yararlanır. Popüler kültürün en parlak renklerini cömertçe kullanarak, hayal gücünü zorlayan uzunluklarda listelemeler yaparak, ambalajlı tüketim mallarını, çöp yığınlarını fotoğraf berraklığında betimlemelerle görselleştirerek yazdığı romanlar, yer yer Andy Warhol'un yapıtlarını andırır.

Kurmacasının, kendisi gibi postmodern kategorisine dahil edilen Amerikalı çağdaşı Thomas Pynchon'ı gölgede bırakacak bir ilerleme gösterdiğini savunanlar vardır. Önceleri çağdaş edebiyat panteonunun marjinlerinde dolaşan DeLillo, tarihsel kurmacanın sarsıcı örneklerini ürettikçe merkeze doğru giderek yaklaşmış; David Foster Wallace, Richard Powers, Joanna Scott ve Jonathan Franzen gibi genç yazarları benzersiz üslubuyla derinden etkilemiş ve artık başkalarının kitaplarına konu olmaya başlamıştır.
__________________
LeGoLaS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Cansız Beden Yaso Gothic Resim 1 09-13-2008 22:33
Seç Beğen Yaso Msn Avatar & İfadeler & Göz Kırpmalar 0 06-22-2008 20:17
Fotoğraf Sanatçısı LeGoLaS Is Dünyasi ve Meslekler 0 03-13-2008 21:26
Beden Eğitimi Öğretmeni LeGoLaS Is Dünyasi ve Meslekler 0 03-13-2008 21:25
Devlet Sanatçısı Nermin Sarova vefat etti LeGoLaS Kültür ve Sanat 0 03-05-2008 15:30


Şu Anki Saat: 13:31


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows