Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-10-2008, 18:08   #1
LeGoLaS
 
LeGoLaS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 6.606
Tecrübe Puanı: 937
LeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond repute
Standart Yves Simon Duygu Sapması

Yves Simon adı, yakın zamana dek birçoğumuza yabancıydı. Oysa Yves Simon, "Bir insandan diğerine aktarılan, ama beyinden geçmeyen duyguların altını çizer müzik. Roman ise her şeyi olaylarla, onlardan çıkan duygularla ve kelimelerle anlatır," diyen bir şarkıcı-yazar. Aslında, Fransa'nın bu bol ödüllü sanatçısının her ürününde amaç aynı: kendi çağının içinde, başka çağlardan, insanoğlunun birikimlerinden kopmanın getirdiği rahatsızlığa, yalnızlığa uzak bir noktadan bakmaya çalışıyor, insan ilişkilerindeki kopukluğun temelini arıyor ve sonra... acı acı gülümsemekle yetiniyor. Çare bulamadığı dertler karşısında susuyor; yalnızca, başı sonu belirsiz bir blues'un içinde, varoluşlarımızın dağılmış parçalarını dile getiriyor.
Duygu Sapması, karışık bir ad aslında. Duygu sapması. Duyguların kırılması. Yön değiştirmesi. Pusulayı şaşırmak. Yeni rotalar çizmek. Uzaklaşmak. Belli belirsiz bir hüzün. Kararsızlık. Bitmiş aşkımızı çağrıştırıyor. Uzakta kalmış dostlarımızı. Sönmüş heyecanlarımızı. Duygu Sapması kendini kolay ele veren bir kitap değil. Ancak kendi bütünlüğü içinde kavrandığında, dev bir yap-bozun tüm parçalarının yerine konduğu duygusunu uyandırıyor. Çağımızın "yalnız bireyine" seslenen, onun derdi karşısında göğüs geçiren, ama gülümsemekten asla vazgeçmeyen bir şarkıya benziyor.
Duygu Sapması'nın birbiriyle görünürde bağlantısız ilk bölümlerinde, anlatıcı-yazarın hayatının birbirinden kopmuş parçaları dile geliyor. Kendisi ilk iki kitabını başka adlarla imzalamış, şimdi üçüncüsünü kendi adıyla imzalayacak, ama bu kez yapıtı başkasına yazdıracak. Geçmişte kalmış bir sevdanın acısını çekiyor; bir de doğmamış çocuğunun. Gündelik sorunlara mahzun bir gülümsemeyle değinen bu bölümlerden sonra, birden başka kahramanlar giriyor sahneye. Gizemli Kaspar George Becker. Kısaca KGB. Tarihi içinde barındıran kahraman. Tanrı'yı gören kapıcı kadın Bayan Dior. Aidiyet sıkıntıları içindeki güzel melez Rosa. Unutuş Barı. Marianne ile Simon. Aralarındaki tek ortak nokta, yaşama acısı. Umut Apartmanı. Simon'un, babasından habersiz büyüyen oğlu Lucien. Hayallerinin gücüyle, babasını yanına getiren Lucien. Yetişkinler hayal kurduklarını bilirler, çocuklarsa kurdukları hayallere inanırlar.
Duygu Sapması'nda, her ayrıntının kitabın bütünsel anlamında yerini bulan birer kahraman olduğunu söylemek, abartı olmaz. 1968 yılında yirmili yaşlarını süren yazar Yves Simon, anlaşılan dayanışma duygusunu gitgide yitiren bir toplumun içinde yaşamak zorunda kalmanın acısını derinden hissediyor. Duygu Sapması'nın her satırında, bu rahatsızlığın yankıları var. Bazen bir haykırış şiddetinde, bazen bir fısıltı hafifliğinde.
Bu kez olaylar ne bir sonuca bağlanacak, ne de bir sona. Tam tersine, her şey eskisinden daha karmaşık olacak. Çözülmüş olan düğüm, bir adım ötede, her zamankinden daha da kaygı verici bir biçimde yeniden dolaşacak. Tanıdığımız tüm varlıklar bin parçaya bölündüler, sevdaların, yeni sevgililerin, ışığın ve tenin yakamozlarının çekimine kapıldılar, sonunda yuvalarından, demir attıkları yerlerden ayrıldılar, rastlantı sonucu doğdukları ya da tanıdıkları, dünyanın ağırlığı yüzünden bir süre takılıp kaldıkları yerleri terk ettiler.
Ve birey, Umut Apartmanı, Unutuş Barı gibi simgesel mekânlarda, varoluş acısını bir başkasıyla paylaşarak hafifletmeye çalışıyor. Yaşamak zor olduğundan...
Umut Apartmanı adını hak ediyordu. Orada umut etmişlerdi, yalnızca umut etmişlerdi, şeylerin yepyeni biçimlere bürünüp arzuları karşılaması için umut yeterliymiş gibi. Orada içine girecekleri bir dünya hayal etmişlerdi; bir yandan da saatler boyunca yalnızca dünyanın temsillerini seyredecekler, dünyanın acılarını uzaktan, yara almadan yaşayacaklardı.
Oysa mutsuzluk artık bireyin özünde. Çünkü birey, insan olduğunu unutmuş bir bakıma; yalnızlığını kendi elleriyle kurduğunu; kendi türünün dünya yüzünde yarattıklarından adım adım uzaklaşarak başka bir yöne saptığını. Olup bitenleri bir "ekranın" ardından seyretmeyi seçerken, aslında mutluluktan da uzaklaştığını. Tarihinden kopmakla, kendine tarihsiz, donuk bir yaşam seçtiğini. Kendisinin de artık başkalarınca bir ekranın ardından seyredileceğini.
Tuhaf bir biçimde kendilerini hem var, hem yok hissediyorlar. Varlar, çünkü yaşıyorlar, soluk alıyorlar ve gözleri çevrelerini saranın, binaları, arabaları ve onlara benzeyen, yani adsız insanlarıyla bir kent olduğunu söylüyor. Yoklar, çünkü tüm bunlardan, gürültüden, hay huydan pek bir şey anlamıyorlar.
Heyecansızlık. Kayıp geçmelerden, hafifçe dokunmalardan ibaret bir hayatın ortasında, her duygunun derinliğini yitirmeye yazgılı olduğunu anlıyor adım adım roman kahramanları. Herkes başka bir çözüm buluyor bu duruma. Yok olmak bu çarelerden biri. Kaçmak bir başkası. Bir mekândan ya da bir insandan uzaklaşmak en kolayı.
İşin özünde, hayatlarının dar bir yolun, bir orta yolun üzerine kurulmuş olduğunu hissediyorlar; gelip geçicisinden bile olsa, taşkınlığı, çılgınlığı andıran her şeyin, yasak değil; daha kötüsü; olanaksız olduğu bir yolun üstüne.
Yaşamın örgüsünün karmaşıklığı, romanın örgüsündeki karmaşada ifadesini buluyor. Birden, romanı yazanın, kahramanları yaratanın kim olduğu, çaresizlere kimin yol göstereceği belirsizleşiyor. Anlatıcı, zaman zaman alaycı gülümsemesini bırakıp cüretkâr davranmayı seçiyor. Kahramanlar, ihtiyaç duydukları evrenle yüzleşsinler diye.
Sizdeki sıkıntının kaynağı, yaşıyor olmanın verdiği umursamazlık... alelacele her şeyi unutmaya çalıştınız; size aldırmayan bir geçmişten arınmış bir hayatın daha kolay olacağını sanıyordunuz. Sizin öykünüz uzun zaman önce burada, bu gezegende başladı; tıpkı size benzeyen, geleceğe inançla dolu gencecik kadınlar ve erkekler sahneden silinmişlerdi... Belleğiniz, Marianne, sizden önce yaşamış olan bu insanlardan bütün her şeyi öğreneceğiniz, onların hayallerini saklayacağınız kutsal mekânıdır ve siz belleğinizi bomboş bıraktınız.
Duygu Sapması bir simgeler bütünü. Kahramanların ve mekânların adlarından, romanın örgüsüne dek, romanın her öğesinin, roman bütününde taşıdığı bir değer var. Var olma savaşı veren varlıkların duygularının derinine inmek asıl amaç. Yves Simon, bireyin mutsuzluğunu toplumsal köklerinden kopmasında ararken, çözümü, yakın geçmişin yıkımlarının; İkinci Dünya Savaşı'nın verdiği acıların, toplama kamplarının yeniden hatırlanmasında buluyor. Avrupa bu son dünya savaşını çok ağır yaşadığı, anılarını da henüz belleğinden silemediği için, birçok genç Avrupalı yazar için İkinci Dünya Savaşı'nı işlemek, toplumun belleğinden kopmamanın bir yolu. Yves Simon da yaklaşık aynı çizgide seyrederek, geçmişiyle yüzleşme cesareti gösteremeyen Marianne'ı, toplama kamplarını, Nazi postallarını tanımış olan Kaspar George Becker'in ellerine teslim ediyor. KGB, tarihle tanıştırdığı Marianne'ın kendi geçmişini su yüzüne çıkarmasını sağlıyor. Bu örneğe bakarak, Duygu Sapması'nda kişilerin tarihin ardından, ikinci planda geldiğini söylemek doğru olmaz. Kitabın kahramanları, her şeyin çok kaygan olduğu dünyada ayaklarını koyacak bir yer arayan, kuş seslerini kaydedip, posta kartlarındaki resimleri "okumaya" çalışmakla, dünyanın seslerini ve görüntülerini zaptedebileceklerini sanan, romanın buğusunun içinde, hayatlarının kırık dökük karelerini yaşayan, yalnızlığın adını anlamasalar da hepimiz gibi, hepimiz kadar yalnız, sıradan insanlar. Bu durumda, Duygu Sapması'nın Fransa'da ve çevrildiği öbür ülkelerde en çok gençler tarafından okunmuş, bir "kült kitap" aurasını kazanmış olmasında bir tuhaflık yok: belki de Yves Simon, kendi çağının yalnızlarına, bu kitap sayesinde o kadar da yalnız olmadıklarını hissettirdi... En azından onlarla aynı ruh halini paylaşan bir yazar var... Nadir anların takipçisi bir yazar... .....
__________________
LeGoLaS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ajda'nın duygu dolu ziyareti Yaso Magazin & Dedikodu 0 07-14-2008 02:11
Yves Larock - Rise Up LeGoLaS Yabancı Klipler 0 03-06-2008 14:59


Şu Anki Saat: 23:36


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows