Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-11-2008, 15:53   #1
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart And DaĞlari’ndan Anadolu’ya ‘devrİmcİ MÜzİk GeleneĞİ “siyrilip Gelen” Grup Yorum

AND DAĞLARI’NDAN ANADOLU’YA ‘DEVRİMCİ MÜZİK GELENEĞİ “SIYRILIP GELEN” GRUP YORUM

Sıyrılıp Gelen Grup Yorum adlı eserde, Devrimci sol müzik geleneğini dünyada ve ülkemizde siyasal, toplumsal ve kültürel anlamda yaşanan olumsuz gelişmeler karşısındaki duyarlılığa istinaden ortaya çıkmıştır. Adı geçen eserde 1950’li yıllardan günümüze kadar gelişim gösteren, Latin Amerika, Şili ve Türkiye gibi askeri darbelere, katliamlara, saldırı ve haksızlıklara maruz kalan ülkelerde direnişin ve isyanın sonucu olarak gelişen devrimci sol müzik geleneğinin ( politik-müzikal) incelenmesi açısından ele alınmış. İncelememi yaparken Devrimci sol müziğin dünyada çıkışı, Türkiye’de sol ve devrimci müzik geleneğinin oluşumu ile Grup yorumun bu müziğe katkıları doğrultusunda “Devrimci sol müziğin çıkış noktasını; diktatörlüğe ve anti-demokratik uygulamalara karşı duruşun oluşturduğu konular” yönünden ele alacağım.
Devrimci ve sol müziğin dünyadaki kaynağı olarak yeni şarkı ve yeni türkünün başlangıcı ve amacı:
Latin Amerika’da sıklıkla gerçekleşen askeri darbeler, kolonizm ve sömürgecilik sol merkezli özgürlük ve bağımsızlık hareketleri ile karşılaşmıştır. Latin Amerika’da müzikal anlamda bu hareketlere paralel olarak ortaya çıkan müzik akımları Yeni Şarkı (nueva cancion) yada Yeni Türkü (nueva trova) olarak simgelenmiştir.
Latin Amerika’da müzik ve şarkı, sömürgeci kültürün etkileriyle, kozmopolit kültürel karakteri taşımaktadır. Bu sömürgeciler başta İspanya, Portekiz ve Fransa’ydı. Bu kıtadaki sömürgeleştirme acımasız bir şekilde olmuştur. Kıtada yaşayan yerli halk sömürgeci ülkeler tarafından katliamlara maruz kalmıştır. Batıdan gelen sömürgeci istilacıların amacı kıta kaynaklarının zenginliği yüzünden zor kullanarak burayı ele geçirmekti. Bu aşamada oluşan sermaye masum yollarla olmamıştır.
Sonuç olarak üretim biçimi kolonyalizme yaslanan sömürü ile kıtanın ezilen kesimleri, ezilen sınıflara dönüşmeye başlamış, şarkı, türkü genelde müzik ve yaşama biçimleri de melezleştirilip, çeşitlenmiştir. Latin ABD’de oluşan ülkeler kendi iklimi, coğrafyası, dini ve biçimsel folklorları ile özel müziklerini oluşturmuştur. Yeni kıtada oluşan bu ülkeler, ülkesel ve coğrafi farklılıklarına rağmen ortak sorunlar olarak sömürüyü, ezilmişliği, dışlanmış halkların duyarlılığını ve ortaklığını da birlikte yaşamışlardır. 20. yüzyıl bu kıta ülkelerinde askeri darbe ve sonrasında kurulan diktatörlükler, siyasal iktidarların ana şekli olmuş ve kapitalist tekellerin etkisi ve yönlendirilmesi ile şekillenmiştir. ABD tarafından, bu ülkelerin kendine olan ekonomik bağımlılığı kullanılarak halkın özgürleşme eylemleri, bağımsızlaşma mücadeleleri ekonomik güç ve ülke orduları ile anlaşılıp engellenmiştir.
Kolonyalizmle ve özel sömürgecilik yüzünden bu kıtada bir çok dil (İspanyolca, Portekizce, Fransızca ve birçok yerel dil) oluşum göstermiştir. 1960’larda ABD merkezli kültürel ve ekonomik emperyalizme ve diktatörlük hükümetlerine karşı direnişler başlamıştır. Halkın ayaklanmaları Küba, Karaibler ve Dominik cumhuriyetinde yaptığı devrimler şeklinde olmuştur. Bu hareketlere müzikal tavır olarak ortaya çıkan akım da Yeni Şarkı’dır. 1959 yılında Küba’da yaşanan toplumsal anlamda anti-emparyalist ve anti-kolonyalist mücadelelerin müzikal tavrı da “Yeni Türkü” olarak adlandırılmıştır. 1960’larda Şili’deki sosyalist mücadelede partili-örgütlü müzik ve şarkıcılar oluşum göstermiştir. Uluslararası planda, çoğu müzisyen bu bağımsız sosyalist mücadelede, kapitalist sermayenin, uluslararası sermayeyle buluşup hızla artan adaletsizlik ve eşitsizliğe karşı, duygusal bir eylem birliğini temsil ederek yerlerini almışlardır. Amaçları zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarının adil bir biçimde işçi, köylü ve emekçi halkça paylaşılmasını sağlamaktır. Bu duyarlılık sonucu olarak, bu kesimlerin özünü temsil eden folklorlarından, geleneksel ve etnik müziklerinden yararlanan bir müzikalite ortaya çıkmıştır. Şarkı sözleri de bu duyarlılığın kaçınılmaz sonucu olmuştur. Bu şarkılar gündelik hayatın insani sıkıntıları, duygusal tepkileriyle doludur. Toplumsal ortamdaki siyasal şiddet ve gerilim bu üsluba aynı oranda yansımıştır.
Yoksul işçi sınıfı, kırdaki köylü ve çiftçi halkın yeni şarkılarla bütünleşmesinde asıl rolü geleneksel müzikler oluşturmaktaydı ve kentlenme, duygusal ve içten bir iletişimin sonucu olmuştu. Yoksul halkların duygu, düşünce anlatımlarına şarkılarıyla sahip çıkan şarkıcılar, bu şarkıların siyasi sorunları çözmede aktif rol oynayacağını inanmışlar ve halkın kültürüne, enstrümanlarına, müziğine saygı duyarak; bunu bir üretim metası olarak düşünmeyerek eserler yapmışlardır. Emekçi kesimin sesi şarkılar yoluyla iktidarlara ulaşılmıştır. Şarkıcı ve şarkı yazarları da eşitlik duygusu ve bilincinin pekişmesinde önemli rol üslenmiştir.
“Çoğu araştırmacı, ‘yeni şarkı’ ve ‘yeni türkü’ nün köklerini, farklı ülkelerde yetişmiş üç şarkıcı/şarkı yazarına bağlar... Bu üç şarkıcı Arjantinli Atahualpa Yupaqui, Kübalı Carlos Puebla ve Şilili Violeta Parra’ydı. Bu müzisyenlerin temel ortak paydası, çok önemli araştırmacılar olmalarıydı önce. Bir başka ortak özellikleri, kırsal ve kentsel müzikler arasında, araştırmacılıklarına yaslanarak özenli köprüler kurmalarıydı. Eski önemli müzisyenlerin şarkılarından ve folklor tarihlerinin köklerinden yararlanarak kendilerine özgü bir repertuvar oluşturmalarıydı. Kırsal kesimlerin müzik ve kültürleri onlar için temel başvuru kaynağıydı...” *
Arjantinli Atahualpa Yupanqui, kıtada bulunan yerlilerin müzikal ve politik haklarına sahip çıkan bir şarkıcı olarak, yönetimde bulunan iktidarlarla politik uğraşları çatışınca uzun süre Avrupa’da sürgünde yaşar. Şarkılarının ana teması yerli halkların hak ve özgürlüklerini savunmaktır. Yerli halkın sert kır hayatının acımasız koşullarını ele alır. Yoksul, yerli halkın istemleri, ihtiyaçları, duyarlılığı ve bozulmamış müzikleri şarkılarının temelini oluşturur. Sömürgeciliğe karşı bir müzikal, toplumsal, yöresel bir muhalefeti işaret ederek, baskı düzenlerini eleştiren eserler oluşturmuştur.
Carlos Puebla Küba devriminde, müzikte, sol politik bir perspektifin biçimlenmesinde; yaşadıkları adanın yerel ve folklorik açıdan önemli müzik eserler yapmıştır. 1950’lerde Küba devrimi ile Lider Castro’nun politik ve şarkılar itibariyle destekçisi olan Carlos Puebla, politik ve araştırmacı kimliği ile, Küba devriminin sonrasında politik müziğin temel şarkıcısı durumundadır.
Violeta Parra ise, 1950 yıllarında ülkesi Şili’de yoksul köylülerin yanında bulunarak eski folk şarkılarının silinmesini önlemek ve bu şarkıları arşivlemek için araştırmacı yapısı bulunmaktadır. Şili’de yaşanan faşist darbeye karşı oluşturmuştu eserlerini.
Yeni şarkı ve Yeni türkünün temelini oluşturduğu düşünülen bu üç şarkıcıda ülkelerindeki toplumsal duyarlılığı ile yerli halkların köklerine, folklorlarına yönelmiş, kapitalizm tarafından yok edilmeye çalışılan, ulusal dayanağı olmayan yaygın popüler çizgilere farklı bağlamlarda tepki veren şarkıcılardır. Kır ve kent kültürleri arasında yeni, düzeyli bir köprü kurmaya çalışmışlardır. Yeni türkü ve şarkıcıların ortak paydaları bulunmaktaydı. Bu ortak paydada Anti-kolonyalist, anti-emperyalist bir Üçüncü Dünya duyarlılığını taşımaktaydılar. Kolonyalist, emperyalist baskılara ve iktidarlara tepkiyi, politik protestoyu simgelemekteydi.
Yeni şarkının ortaya çıkışı: Şili’deki açlık ve sefalet 1960’ların sonlarında artmış, fakat sağ iktidarlar ABD’nın desteğiyle baskılarını sürdürmüşlerdir. 1969’ın sonlarında da siyasal dayanışma sonucu Birleşik Halk Cephesi (komünist, sosyalist ve radikallerden oluşan) kurulmuş ve bu da sol hareketin yükselişi nedeni olmuştur. 1973’ lerde yapılan seçimleri Allende’nin sol cephesi kazanmış ve bu iktidarın devrilmesi için 11 Eylül 1973 de kanlı darbe yapılmıştır. Yeni şarkı hareketi, bu mücadelede Şili’yle özleştirilmiştir. Şili’nin ‘yeni şarkı’nın merkezi olmasının asıl nedeni bu zaman diliminde en yoksul ülke olması, sıcak politik mücadeleye yakın bağlarda olan bir müzik niteliği taşımasıdır. Yeni şarkı ABD merkezli kültürel ve ekonomik emperyalizme ve diktatöryel hükümetlere karşı bir direniş mücadelesi olarak yükselmiştir. Yeni şarkıcıların amacı Şili’de kapitalist pazarın oluşturduğu, eşitsizliğe ve adaletsizliğe karşı olarak, yoksul halkların, emekçilerin duygularını yansıtmaya çalışmaktı. Daha sonra bu şarkılar, uluslararası düzeyde dünya devrimci hareketlerinin sembolü konumuna gelir.
Yeni türkünün ortaya çıkışı: Türkü formuna bağlı müzik çizgisidir. Amaç, devrimci toplum olan Küba’da toplumun yeni yaratılara yönelme isteğinin düşünsel ve uygulama boyutunda hayat bulmasıdır. Toplumcu bir idealizmle kuşatılan şarkılar değildir yazılanlar. Şarkılarda yine gündelik hayat, ilişkiler ve aşk vardır. “...uluslararası alanda yapılan özgürlük ve sosyalizm mücadelesinin yanında durduklarını imleyen şarkılar da yazmışlardır. Eski aşk şarkıları ulusal algılarından hareketle, gelişmekte, filizlenmekte olan devrimci toplumun içinde insanın yaşadığı tedirginlikler, aykırılıklar, çelişkiler hep şarkıların kopmaz bir parçası olacaktır...bu şarkıların bir esin kaynağı da, Şili ‘yeni şarkı’sından farklı olarak ABD ve İngiltere’deki protest şarkıcı ve şarkı yazarlarıdır. ”*
Yeni şarkı ve yeni türkü akımı şarkıcıları olarak Atahualpa Yupanqui, Violeta Parra ve Carlos Puebla dışında diğer bazı önemli isimler arasında Mercedes Sosa, Victor Jara, Salvador Allende, Ernesto “Che”Guevara,Pablo Milanes, Silvi Rodriguez, Daniel Viglietti, Caetano Veloso, Gilberto Gil, Carlos Mejia Godoy, bu akımlara öncü grup olarak da Quilapayun ve Inti-llimani sayılmaktadır.
Türkiye’deki Sol ve Devrimci Müzik geleneğinin oluşumu : Azgelişmiş olan Üçüncü Dünya ülkelerinde, kapitalizm tek seçenek olarak sunularak emekçi sınıf ve halk yoksullaştırılmaktaydı. “...tüm bu ülkelerde, emek, insan hakları ve özgürlük çabalarıyla da ağırlıklı olarak emekçi sınıf, sol aydın ve gençliğin mücadelesiyle bir yükseliş yaşıyordu. Devletin ve iktidarların yükselişin önünü kesemediği noktada, askeri darbeler devreye girip, bu yükselişin yolunu tümden durduruyordu...Başta sendikal örgütlenmeler olmak üzere, her tür özgürleşme ve demokratik mücadelelerin yolu kesiliyordu. İşçiler, aydınlar, öğrenciler tutuklanıyor, işkence görüyor...Darbecilerin öne sürdüğü temel bahane, ülkede bir iç savaşın gerçekleşmeye başlaması, halkın ikiye ayrılmasıydı... Ama bu çatışmanın özündeki neden, devletin de arkasında durduğu aşırı milliyetçiliğin körüklenmesi, desteklenmesi olmuştur her Üçüncü Dünya ülkesinde**
Türkiye’de 1960’larda gerçekleşen askeri darbede, oluşan darbe ordunun ‘devletçi’ bir asker kesimi tarafından yapılmıştı. Fakat bu darbe batılılaşma, kapitalistleşme sürecinin önünü kesmedi. Askeri müdahale olmasına rağmen birçok mücadele oluştu. İşçi sınıfının sendikal örgütlenme hakları, radikal parti örgütlenmeleri, kültürel ve politik ortamdaki çok boyutlu zenginleşme ile yeni bir gençlik akımı ve aydın grubu oluşmuştur. Bu dönemde sol platform içinde 1980’lere kadar aktif rol oynayan aşık geleneği ve devamında arabesk ve devrimci halk müziğinin ortaklığıyla oluşan özgün müzik çizgisi ve devrimci sol müzik oluşmuştur.
Türkiye’de kırdan kente göç ve dolayısıyla da kapitalist sermaye birikimi 1960’larda oluşmuştur. Sanayileşme sürecinde işçi sınıfının hak ve talepleri doğrultusunda örgütlenme yine bu dönemde olmuştur. “...aydınlar ve gençlik, sistemin adaletsiz işleyişine karşı, kendi bulundukları zeminler içinde, ilk kez yoğun bir başkaldırıya, tepkiciliğe adım atmaktadırlar. Bu kesimin sembollerinden en önemlisi, 1961’de kurulan Türkiye İşçi Partisi’dir. Kökü Türkiye Komünist Partisi (TKP) mirasına yaslanan bu radikal sol parti, aydınların ve gençliğin, sol çizgiyi temsil eden geniş bir kesimini kendi bünyesinde toplamıştır. Bu parti, 1965 ve 1969 seçimleriyle meclise girme olanağı bulunca, özgürlük ve işçi sınıfı yanlısı talepler, yeni kapitalist iktidarı yoğun biçimde zorlar. Bu tempo, yeni bir birey olma tavrını da geliştirir...”*
Türkiye’de sol müziğin kökeni Aşıklardır. Kökleri 15.yüzyıla uzanan aşıklar, 1960’larda sol platformda sosyalist ve devrimci kimliği ile ortaya çıkar ve çoğunluğu Alevi kökenlidir. Aşıklık geleneğinde kültürüyle, yaşamıyla, en çok dışlanan kesim olduğundan aşıkların çoğu yoksullaştırılmış alevi kesimdendir. “bu kesim toplumsal düzeyde, Osmanlı’dan beri, kültürü ve yaşama biçimi itibariyle devamlı dışlandığından, bu geleneğin içindeki aşıkların çoğu, çaldıkları, söyledikleri itibariyle devlet tarafından özenle dışlanmıştır...Tepkici ve gitgide politize olan bu aşık tipi 1950’lerin sonlarında belirmeye başlar. Pir Sultan Abdal’dan bu yana süren geleneğin içinden seçilen, yorumlanan isyankar, tepkici muhalif özlü deyişler, türküler özenle gözardı edilmektedir. Bu görece politik duyarlılığı yansıtan; yoksulluğu, devletle olan çatışkıları, tepkiyi konu alan eski-yeni her deyiş veya türkü, devlette de baştan beri potansiyel bir düzen karşıtı olarak lanse edilmektedir... Alevi deyişler okumak, içeriği doğrudan bir politik mesajı içermese bile, potansiyel bir komünist olmakla, düzen düşmanı olmak eşanlama gelmektedir...” **
Alevi aşıkların devrimci-sosyalist hareketinin yeşermesi içinde Türkiye İşçi Partisinin bünyesinde, Anadolu’da toplumcu ve gerçekçi ürünleriyle, mesaja yakın bir müzikal çalışmalar yapmıştır. Aşıklar Türkiye’de devrimci müzik geleneğinin öncüleri olarak yer almaktadır. Aşıklar devrimi sazları ile değil, sözleriyle yaşatmışlardır. Bunların müzikal çizgide ana merkez olmalarının en önemli nedeni, ezilmişlerin, yoksulların duyarlılığını yansıtmalarıdır. Aşıkları eserlerinde toplumcu duyarlılığı, halkların ezilmişliğini, direnişini yapan örnekler vermiştir. Politik uğraş içinde, sivrilen öne çıkan aşıklar arasında Ali İzzet, Aşık İhsani, Aşık Mahzuni, Aşık Ali İzzet, Aşık Nesimi Çimen, Mehmet Koç, Ruhi Su ilk akla gelenlerdir.
Aşıkların yaptığı devrimci sol müzik geleneğinden sonra kentlerde, geleneksel halk müziği dışında yer alan klasik batı müziği ve Türk musikisi çevrelerinin de bu politik açılımla hemen hemen hiçbir bağı yoktu, bu dönemde Türk Pop müziği geleneği ortaya çıktı. 1960’lı yıllarda kent kültürünü simgeleyen, gençliğin sahip çıktığı aranjman ve ulusalcı etkiyle batı müziği formlarına dayanan, bu müzikle halk müziği örneklerini, türkülerini, ezgilerinin kaynaştırmaya çalışan ve sonraları Anadolu-pop adı konan bir tür ortaya çıkar. Anadolu-pop müziğinin en önemli isimlerinden biri Tülay German’dır. Bu sanatçı Anadolu-pop müziğini politik olarak yorumlamıştır. Bu dönem, Tülay German’nın müziği kadar ulusal duyarlılıklı ama batı müziği tarzında olup, devrimci mücadele içinde belirgin müzik tarzı yok sayılmaktadır. Türkü yorumlayan şarkıcı kimliği için, radikal bir politik ortamda hareket eden isimlere pek rastlanmamış ve özel bir sol müziği oluşmamıştır.
Türkiye’de 12 Mart ile 12 Eylül arasında devrimci müzik terimi gerçek anlamda yerini bulur. Bu dönemde sol duyarlılığı simgeleyen emekçi sınıf, gençlik ve aydınların mücadelesi yükselmekte ve kapitalizm ile ideolojisine karşı yoğun bir tepki, sınıfsal, siyasal bir kimlik oluşmaktadır. Sömürü düzenin siyasal iktidarı dışında bu dönemde faşist-ülkücü hareket ve İslamcı temelli Milli Görüş hareketi, sol siyasetin önünde önemli bir engeldir. “...tüm bu çatışma dolu siyasal ortamda gerçekleşen birçok demokratik eylem, siyasal iktidarın ve devletin çokça huzurunu bozmaktadır. Özellikle de, Türkiye’nin emekçi sınıfının hak mücadelesini simgeleyen, 15-16 Haziran 1970’de gerçekleşen büyük işçi sınıfı eylemi, siyasi iktidarı oldukça tedirgin edecek ve 12 Mart 1971 de, ordunun verdiği muhtırayla, bir askeri darbe gerçekleşecektir... sol mücadele içinde farklı düzeylerde yer alan emekçiler, gençler ve aydınlar tutuklanarak, işkence görecek; yani bu sol yükseliş anti-demokratik yollarla durdurulmaya çalışılacaktır...MHP merkezli aşırı milliyetçi-ülkücü gençlik de, her türden iktidarların desteğiyle palazlanacak ve solun hak ve özgürlük mücadelesini engelleyici bir güç olarak; devleti korumak adına saldırı ve katliamları hızla artıracaktır...” *
Bu dönemde yapılan müzik dolaylı da olsa devrimci bir politik tavrı yansıtan ve bir toplumsal tepki olarak yapılmıştır. Yapılan bir tür başkaldırı müziğidir ve durdurulmak zorundadır. Sistemin işleyişine dair iktidarların yarattığı eşitsizliğe karşı açık bir başkaldırı varolmaya başlamıştır. Temelde bağımsızlık varolmuştur. İktidarların halka uyguladığı ekonomik ve politik baskı ile yoksullaştırmanın yanında; bürokratik çark eğitim düzeni gibi canlı, güncel konular eleştirilmektedir. Bu yıllar kırdan kente göçün arttığı, yoksul köylü ve kasabalıların, kentlere yerleşerek işçi sınıfını oluşturduğu, bir zaman dilimidir. Kentlere yerleşen işçi ve emekçi sınıfın duyarlılığında müzik algısında saz, söz ve deyişler özel bir ilgi alanı oluşturmuştur. Sonuç olarak da, devrimci bir mücadelede yer alan emekçiler, gençler ve aydın kesim siyasal mücadele içinde saz ve aşıklar önemli rol oynamıştır. Devrimci bir politik tavrı yansıtan bu müzik ve şarkıcı/aşıkların Grup Yorumu etkilediği düşünülmektedir.
Devrimci ve sol müziğe örnek Türkiye’den bir çok isim sayılabilir. Bunlardan bazıları Şivan Perver, Zülfü Livaneli, Rahmi Saltuk, Ahmet Arif, Sadık Gürbüz’dür. Gruplar ise Yeni Türkü, Mozaik, Kızılırmak, Grup Ekin, Özgürlük Türküsü ve Grup Yorum ... Özgün müzik çerçevesinde de sayılabilecek bir çok sanatçıdan bazıları, Ahmet Kaya, Ferhat Tunç... Bu dönem bazı önemli Alevi müziği ustaları olarak Muhlis Akarsu, Musa Eroğlu, Yavuz Top, Arif Sağ, Ali Ekber Eren, Fevzi Kurtuluş sayılabilir. Aşıklar ve halk ozanlarından ise, Ali Asker, Şahturna, Zamani, Mehmet Koç, Emekçi sayılabilir.

Devrimci Sol Müzikte Grup Yorum’un önemi ve misyonu:
Siyasal mücadeleler içinde beliren müzik ve formda , önemli olan şarkıların ve şarkıcıların üslendikleri misyonlar ve yarattıkları etkilerdir. Grup Yorum, 12 Eylül darbesinin başta gençlik ve emekçi yığınları olmak üzere yarattığı etkiye tepki olarak, sol duyarlılığı temsil eden dört üniversiteli genç tarafından kurulmuştur. Amaçları dönemin karamsarlığına ve karabasınına karşı bir direnç ile mücadelenin yansıtılması ve darbelerle engellenmeye çalışılan sol bir duyarlılığın müzik yoluyla yeniden canlanmasıdır. 1986’larda ortaya çıkan rock yapan müzisyenler ya da makam müziğini veya bu müziğin enstrümanlarını Batı müziği formlarıyla buluşturuyorlar. Halk müziğini temel alan bazı gruplar ortaya çıkarken, bu akışın müzikal tablosunda 1985’lerle birlikte Ahmet Kaya adıyla özdeşleşip özgün müzik adı verilen bir sol siyasal çizgi oluşmuştur. Bunlarınsa ortaya çıkan arabesk müziğin renk ve motifleri belirginleşmiş, bir ucuyla da toplumcu şairlerin şiirlerine yaslanan, benzerine az rastlanan popüler müzik tavrı ortaya çıkmıştı.
Grup Yorumun ayrıcalığı ise, bu yapılanmada popüler ve pop müzik ortamına ayak uydurmamalarıdır. Radikal, yoksul kesim ve emekçi sınıfıyla iç içe yaşayan, var olan bir grup ve müzisyen tavrını işaretlemektedirler. Mücadele, cesaret ve kararlılık bu grubun ölçütlerindendir. Amaçları bir sanatçının devrimci kimliğini vurgulamakta ve yaptıkları her şarkıya devrimci bir kimlik yüklemektir. Grup yorumun büyük kitlelere ulaşmasının nedeni ise, her tür hak ve özgürlük eyleminin ayrılmaz parçası haline gelmesidir. Genel anlamda tüm dünyada ve Türkiye’de yapılan her toplumsal eylemde engellemelere ve zor kullanımlara rağmen müziği ve enstrümanları ile destek vermeleridir. Örneğin üniversite gençliğinin darbeden sonra ilk büyük eylemlerinden biri olan Laleli-Beyazıt da gerçekleşen eylemde, Kürt halkına yönelik Irak’ta yapılan katliamı kınamak için SHP Beyoğlu lçe Örgütü’nün hazırladığı gecede ve bunlara benzer her toplumsal olayda hep ön sıralarda yer almıştır. Tüm devrimci tavır ve duyarlılıklarına rağmen, en çok ürkülen yada korkulan, sonuçta söyledikleri şarkılar, türküler, marşlardır. Devlete göre bu şarkılar potansiyel bir suç unsurudur.
Gündelik hayatla, reel politikayla, sınıf bilinci ve üretimiyle iç içe yaşayan, mücadeleden hiç kopmayan bir grup profili çizmiştir. Yaptıkları müzikler ile gençlik ve emekçi kesimlerin demokrasi gecelerinde, etkinliklerde yer alan Grup Yorum, zaman zaman göz altına alınmış ve engellenmeye çalışılmıştır. Devletin huzurunu bozanda, grubun kendisinden çok, türkülerine gösterilen büyük ilgi olmuştur. Çünkü yaşadıkları, gördükleri baskılar, onları sindirmekten çok, keskinleşmelerine ve mücadelelerinin artmasına neden olmuştur. Türk sol geleneğinin geçmişi, yaşadıkları baskı ve zulüm her zaman seçtikleri ve yazdıkları sözlerin konusu olmaktadır ve emekçi sınıfın yaşadığı sorunlar, yoksulluk ve çekilen özgürlük özlemi bu sözlerin hep ana ekseni olmuştur. Grubun dönem dönem iç anlaşmazlıkları ile gruptan ayrılan birçok sanatçısı olmuş ancak birbirlerine destekleri her zaman sürmüştür. Grup elemanları 1980’lerde yaptıkları müzik ve katıldıkları eylemler yüzünden uzun süre göz altına alınıp akabinde tutuklandığı bir süreçte gruptan ayrılan eski grup elemanları, arkadaşları serbest bırakılıncaya kadar yine Grup Yorum adı altında müziğe devam etmiş ve serbest bırakıldıklarında yine gruptan ayrılmışlardır.
Sonuç olarak, Sol ve Devrimci müzik geleneği Latin Amerika ülkelerinde başlamış ve Türkiye dahil etkileri birçok dünyada görülmüştür. Devrimci sol müziğin ana amacı, kolonizm ve sömürgecilik ile askeri darbelere karşı ortaya çıkmış, ezilen yok edilmeye ve yoksullaştırılmaya çalışılmasına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye’de de askeri darbelere karşı ve sömürgeciliğe tepki olarak ortaya çıkmış gençlik ve aydınların mücadelesi yükselerek, kapitalizm ile ideolojisine karşı yoğun bir tepki, sınıfsal, siyasal bir kimlik oluşturmuştur. Ağırlığı sol merkezli özgürlük ve bağımsızlık hareketleri oluşturmuştur. Neticede devrimci ve sol müzisyenler sosyalist mücadelede partili-örgütlü müzik ve şarkıcılarla oluşum göstermiştir. Uluslararası planda, çoğu müzisyen bağımsız bu sosyalist mücadelede, kapitalist sermayenin, uluslararası sermayeyle buluşup hızla çoğalttıkları adaletsizlik ve eşitsizliğe karşı, duygusal bir eylem birliğini temsil ederek yaptıkları müzikle yerlerini almışlardır.
Tarihsel süreç içerisinde yapılan direnişler ve müzikler yüzünden hükümet ve toplumun bazı kesimleri tarafından baskı altına alınması, işkencelere maruz kalınması, tutuklanmaları veya öldürülmesine karşın bu amaçtan ayrılmayan bir çok sanatçı ve gruplar meydana çıkmış ve çalışmalarına her engele rağmen devam etmişlerdir.
Yazar kitapta zaman zaman kendi içinde çelişkili açıklamalar yapmıştır. Grup Yorum için Popüler Müzik kavramını kitabın genelinde kabul etmezken, yer yer popülerliğinden bahsetmiştir. Örneğin Popüler ve pop müzik ortamına hiçbir şekilde ayak uydurmamaları, böyle bir istekle zaten hareket etmemelerini savunurken (a.g.e.ss, 143-144); Türküler albümü hakkındaki bölümde “...bu albümün en önemli işlevi, müziğin kendi sorunlarından bir nebze uzaklaşmakta olan Yorumcular’ı yine müziğin kendisiyle, folk kültürüyle, dönemin popüler duyarlılıklarıyla daha yakın bir ilişkiye yöneltiyor olması...” (a.g.e.167) . Dönem dönem grubun popülerliğini siyasal ve radikal kaynaklı bir popülerlik olarak da yorumlamıştır.
Grup Yorum devlet ve bazı kesimlerce Grup Yorum çeşitli baskılara maruz kalmış ve eserlerinin sözleri mermi, sazları ise silah olarak değerlendirilmiş ve bu baskılar ile örgütlü bir grup olarak ele alınmıştır. Kurulduğu yıldan beri her toplumsal mücadelede desteklemek için enstrümanları ve şarkıları ile yerini almıştır.


Kaynakça:

Kahyaoğlu, Orhan, And Dağları’ndan Anadolu’ya ‘Devrimci Müzik Geleneği “Sıyrılıp Gelen” Grup Yorum, neKitaplar, İstanbul, Eylül/2003,1.basım
Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
“Fenerbahçe’ye milyon dolarım feda olsun” D4NG3R3R Fenerbahçe 0 07-02-2008 18:46
ViCTOR HUGO’NUN “NOTRE-DAME’IN KAMBURU” Yaso Kitap Özetleri 0 03-11-2008 09:27
“Sevilla’dan iyi takımız” AzRaiL Fenerbahçe 0 03-05-2008 11:29
“Sevilla’dan iyi takımız” AzRaiL Fenerbahçe 0 03-05-2008 11:28
Mars’ta şimdi de ‘gülen yüz’ şekli LeGoLaS Ufolar ve Uzaylılar 0 02-21-2008 14:32


Şu Anki Saat: 14:01


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows