Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > Eğitim - Üniversiteler - Sınavlar > Üniversiteler > Kitap Özetleri

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil
Okunmamış 03-11-2008, 14:10   #1
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.914
Thanks: 0
Thanked 5 Times in 5 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart DeĞİrmen

DEĞİRMEN
OLAY ÖRGÜSÜ
Değirmen, Reşat Nuri Güntekin’in kısa romanlarından biridir. Bir kasabada yaşanan acı tatlı olaylar, kasabanın ileri gelenlerinin ruh dünyası, Sarıpınar’daki depremin açtığı yaralar ile çıkarcı, entrikacı tiplerin acımasız davranışları, ibret verici biçimde başarıyla işlenir. Toplumun gerçekleriyle bir kez daha yüz yüze gelerek insanın irkilenmesine yol açar. Çarpıcı bir romandır. Olay örgüsü kısaca şöyledir:
Malmüdürü Cevdet Efendi birdenbire ayağa kalkarak; Zelzele oluyor arkadaşlar, dedi.
Cemaatin bir kısmı isyan eder: Ne zelzelesi? Müdür Bey rüya mı görüyordu. Zelzeleyi yerin altındaki koca öküz değil, Arap Ziver’in zilli maşası yapıyordu.
Kaymakam, zelzeleyi inkâr edenlerle beraber değildi. Malmüdürünü ürküten sarsıntının başkalığını o da, sırtında soğuk bir ürperme ile hisseder.
Konak bir anda, fırtınada sığır yüklü bir gemi haline gelir. Ürkmüş sığır sürüsü korkunç böğürtülerle birbirini devirip çiğneyerek ambarda tek selâmet deliği gibi görünen merdiven ağzına saldırıyorlardı.
Halil Hilmi Efendi, kalabalığın ortasındadır. Dalgalı bir denizde çabalar gibi kol ve bacak hareketleriyle bir zaman ileri geri bocalar. Sonra ayağı bir şeye takılır. Bu bir yer sofrasıdır. Ondan ötesi karanlık, haykırışma, sesler, uğultu… ve bunların üstünde Bulgar kızının uzakta bülbül gibi şakırdayan zilleri….
Kaymakam gözlerini açtığı zaman kendini Hükümet Konağı’nın arka bahçesinde portatif bir asker karyolasında yatıyor görür. Ova, sis içinde kalmıştır. Havada yıldızlar görünmekle beraber karşı tepelerin üstünde bulanık bir sabah aydınlığı titriyordu. Kaymakam başından, kolundan, bacağından, boynundan, kuyruk sokumundan yaralanır.
Şehri kontrol eden kumandan bütün geceyi ayakta geçirir. Kaymakamın portatif önünde kunduralarını birbirine vurup bir asker selamı çakarak tekmil haberi verir. Sabaha kadar kasabayı dolaşır, bir bir kapılar çalarak tahkikat yapar. hiçbir zayiat bulamaz. Yalnız gece yarısından sonra merkeze verdiği telgrafla bunun aksini söylemiş, hatta kaymakamın ağır yaralılar arasında bulunduğunu bildirir. Bunu duyan kaymakam yatağından hoplar: Aman be birader, ne yaptın? Diye bağırır.
İşin kötü tarafı Halil Hilmi Efendi bu işte bir yolsuzluk hisseder, fakat böyle sıkı bir vaziyette mutasarrıflıkta muhabere selâhiyetinin kime ait olacağına dair kendi karakaplısında da bir sarahat hatırlayamaz.
Jandarma kumandanının yazdığı telgrafın doğrusunu yazarak mutasarrıfa gönderen Halil Hilmi Efendi için çoktan geçmiş olduğunu anlıyordu. İstanbul’daki bütün millet gazetelerinde Sarıpınar’daki faciadan bahsediliyordu. Depremin çok büyük bir faciaya neden olduğunu yazıyordu. Şehrin yerle bir olduğunu gazeteler her gün satırlarca yazıyordu. İşin ciddiyeti gün geçtikçe artıyordu.
Belediye Reisi kaymakamın yanına gelerek, elindeki mutasarrıflığın uzun ve acele bir telgrafını kaymakama gösterir. Telgrafta sıhhi imdat heyetinin yola çıktığını, para yardımının yapıldığını yazıyordu. Ayrıca malmüdürlüğüne emir verilir. Açıkta kalan halka yardım edilecek, yaralılara bakılacak, fakir kazazedeler hükümet hesabına hastanelere kaldırılacaktır. Ayrıca kaymakamın sıhhati de sorulmaktadır.
Halil Hilmi Efendi makam arabasıyla zar zor gittiği köylerde halkı kendi işleri, güçleriyle meşgul bulur. Bir kısmı zelzelenin farkında bile değildir. Bir kısmı az buçuk bir şeyler duymuştur. Fakat bu yerler için iki gün o kadar eskimiş bir zamandı ki, âdeta hatırlamakta zorluk çekiyorlardı. Gerçekten de Halil Hilmi Efendi için çok zor bir dönem yaşanıyordu.
Kaymakamın yazdığı telgraf kısaca şu maddeleri içeriyordu:
-- Rahatsızlığının hâlâ geçmiş olmamasına rağmen köyleri ve kasabaları gezdiğini,
- Nüfusça telefatın olmadığını, yaralıların sayısının çok hafif olmakla beraber, onu geçmediğini, binaca zararın ehemmiyetsiz olduğunu,
- Zelzeleden sonra, şehir zabıtasının hiçbir intizamsızlığa meydan vermediğini yazıyordu.
Dörtler komisyonu’na (Belediye Reisi, Malmüdürü, Evkaf Müdürü ve Deli Kazım) katılan Halil Hilmi Efendi, ortamın aşırı gergin olduğunu gözlemler. Çünkü bu kişiler kaymakamın tahtını sallamak isterler. Ve kaymakama karşı muhalefet olurlar.
Zelzelenin üçüncü gününde arabalar ve atlarla, kasabaya yardım heyeti gider. yardım heyetinde ayrıca doktorlar, mühendisler de vardır. Bu heyet, Halil Hilmi Efendi’ye Eşref adında bir kaymakam vekilinin atandığını söylerler. Kaymakam için asıl zelzele şimdi başlar. Bu şahıs, boynuna kocaman bir fotoğraf makinesi takmış, sarı, kıvırcık saçlı mavi gözlü bir maiyet memurundan başka biri değildir. Eşref Bey, Mutasarrıf Hamit Bey’in akrabalarındandır. Tahsili olan ve lisan bilen bir genç olduğu için böyle yerlerde ömür çürütmek istemeyen Eşref Bey’in asıl hedefi hariciyeye geçmektir. Bunu duyan Halil Hilmi Efendi oldukça sevinir fakat kanunî bir iş olduğu için elinden bir şey gelmez.
Sarıpınar’daki zelzele için ülkede ve dışarıda ianeler toplanır. İane işini gazeteler de kendileri için bir izzet-i nefis meselesi yaparlar. Muhabirlerini ve daha başkalarını kapı kapı, dükkan dükkan dolaştırırlar, her gün toplanan parayı baş sayfalarda ilân ederlerdi.
Zelzele olayını yerinde görmek için önce mutasarrıf gelir. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra mutasarrıf olayı çözümleyemeyince bu sefer olay yerine vali gelir. Vali olay incelemesi yapacağı yere, kaymakamın eksiklerini aramaya başlar. Vali, kaymakamla beraber dükkanları gezerek, malların kontrolsüz olduğunu, kaymakamın görevini yerine getirmediğini söyler. Ayrıca kaymakamlık binasının çok harabe ve bakımsız olduğundan şikayet eder.
Sarıpınar’a bir başka kötü haber gelir. İstanbul’dan bir başka heyet gelecektir. Başında Şehzade Şemsettin Efendi Hazretleri. İçinde İngiliz ve alman gazetecilerine kadar herkes bulunmaktadır.
Kaymakam, Belediye Reisi, Mutasarrıf Hamit Bey ve Vali’nin koltuğu iyice sallanmaktadır. Bu olaya bir çözüm bulmak gerekir. Vali, kasabanın ileri gelenlerini toplayarak fikir danışır. Fikirleri dinler. Salonda Deli Kazım’ın sesi yükselir: Müsaade ederseniz düşündüklerimi arzedeyim Vali Beyefendi Hazretleri….
Deli Kazım söze başlar: “Sarıpınar’ın yarısı, hatta dörtte üçü haraptır. Çatılar yıkılmamışsa da çatlamış, çarpılmıştır. Hükümet Konağı’nın hali malûm. Mekteplerde yüzlerce masumun hayatı her an tehlike içindedir. Böyle bir kasabaya zelzele de denmezse nereye denebilir? Ben devlet mühendisiyim. Emredin yarından tezi yok, size hayat tehlikesinden dolayı derhal boşaltılması lazım gelen yüzlerce binanın listesini, raporunu vereyim” diyerek düşüncesini söyler.
Vali onun dilinin altındakini anlamıştır. Deli Kâzım’a, kal da seninle şu meseleyi bir kere baş başa konuşalım, der. Ve gereken raporu yazarlar.
O güne kadar Beykoz’dan uzak yola gitmemiş ve Ortaköy ile Çengelköy’den başka köy görmemiş olan Şehzade Şemseddin Efendi Sarıpınar’ı görünce valiye: “Hakikaten harabe haline gelmiş biçare şehir… Vah, vah… Vah, vah……” der. Nezaket ve şefkatle hareketzedelerin hatırlarını sorar.
Daha sonra Hükümet Konağı’nın halini görür. Burada mı çalışılıyor, diyerek hayretler içinde kalır.
Vali, Halil Hilmi Efendi’yi işaret ederek, size kaymakamımızı takdim edeyim, der. Bakınız, daha hâlâ doğru dürüst yürüyemiyor, der.
Şehzade: Çok şayan-ı takdir fedakârlık doğrusu… Demek yaralı olduğunuz halde vazife başında kaldınız Kaymakam Bey?
Bir anda kefeni yırttığını gören Halil Hilmi Efendi, iki büklüm durarak; halk memura vediatullahtır, dedi, ölmeyince hizmetinden ayrılmamalıdır.
Şehzade de kaymakamı tebrik ederek: Bunca asırdır Âli Osman’ın yüzünü ağartan sizin gibi gayretli ve dirayetli memurlar olmuştur; var olun! Der.
Bu olaylar üzerine Sarıpınar zelzelesi yerli ve yabancı gazetelerin aktüalite sütunlarında bir kere daha çalkalanır, bir kez daha iane yağmuru yağar. Bu paralarla kasabada birçok tamirler, boyalar, yepyeni binalar yapılır.
Halil Hilmi Efendi, Şehzade’nin Padişah’a vereceği rapordan hiç değilse, çoluk çocuğu ile başını sokacak küçük bir ev parası umuyordu. Fakat paradan daha kıymetli bir şey, göğsünü süsleyecek bir altın Osmanî nişanı gelir.

ŞAHIS KADROSU
Halil Hilmi Efendi: Romanda tematik güç Halil Hilmi Efendi’dir. Kendisi Beykozludur. On beş on altı yaşlarında iken arkadaşlarıyla Abraham Paşa Korosu’na giderdi.
Halil Hilmi Efendi Sarıpınar ilçesinin kaymakamı idi. Meseleler üzerinde uzun derin konuşmaktan zevk alan bir adamdır. Yirmi beş yıla yaklaşan idarecilik hayatında, insana bir hiç gibi görünen ve çok kere bir tek kelime kırtıpil bir “evet” veya “hayır”a kadar inen hüküm onu en çok perişan eden olaydır.
Kaymakam açık havadan çok korkardı. En bunaltıcı yaz gecelerinde bile, pencereleri kapamadan, başına takkesini geçirmeden, pazen entarisini beline, yün kuşağını sarmadan yatağa girmez, bunlardan birini ihmal ederse günlerce öksürüp aksırırdı.
Bu huy, ona rutubet, sıtma, sivrisinek vesaireli kasabalarda geçmiş yirmi beş yıllık memuriyet hayatının bir yadigârıdır. Sonra, karısının yirmi seneye yakın bir zamandan beri hasta olmasının da bunda çok tesiri vardır.
Halil Hilmi Efendi henüz kır beş yaşındadır. Ne bakarsın onun kırlaşmış saç, sakalına, basacağı yeri görmüyormuş gibi sırtını kanburlaştırarak yürümesine, elbiselerinin omuzlarından, bileklerinden, paçalarından dökülmesine…. Mihnet onu vaktinden evvel çökertmişti. Mihnet ve karısı.
Halil Hilmi Efendi, buna karşı ihtiyarlamaktan, ihtiyarlığına inanmaktan başka ne yapabilirdi? Büyük bir makamın şerefini korumak gayreti ve kılık kıyafeti için kuyruğundan tutulup atılmak korkusu olmasa belki daha da kendini bırakırdı.
O, klasik bir idare adamıdır. Meslek hayatında vakaları daima olduklarından hafif göstermeyi bir idare kaidesi olarak belirlemiştir. Dolu, zelzele, orman yangını, su baskını gibi insan mesuliyetini aşan gök afetleri karşısında da bu kaideyi değiştirmezdi.
Kaymakam, Sarıpınar’da meydana gelen zelzele sırasında Ömer Bey’in vermiş olduğu davetteydi. Bu zelzele sırasında hafif yaralanmış olmasına rağmen; bu olay abartılarak büyütülmüştür. Sadece konaktaki sekiz-on kişinin yaralanmasına rağmen Kumandan Niyazi Bey depremin neticesini bilmeden; bütün şehrin depremden etkilendiğini Ankara’ya bildirmesi ve kaymakamın ağır yaralı olduğunu söylemesi, kaymakamın tahtının sallanmasına neden olmuştur. Deli Kazım’ın mutasarrıfa, valiye vermiş olduğu akıl sayesinde kaymakam kıl payı görevinde kalmayı başarmıştır.
Bulgar kızı: Yardımcı kahramandır. Romanda kötü rol alması sebebiyle dışlanmaktadır.
Sarıpınar’ın dağ köylerinden birinde Çerkez Murat diye bir at hırsızı yaşardı. Birinci Yunan muharebesi zamanlarında bu serseri, birkaç sene ortadan kaybolur, sonra günün birinde Kızanlıklı bir Bulgar kadını ve iki-üç yaşında bir kız çocuğu ile tekrar çıkagelir. Bulgar kızı işte o iki-üç yaşındaki kız çocuğudur. Anası Çerkez Murat’la evlenirken güya Müslüman olur. çarşafla gezer, namaz kılar ve Naciye diye çağırdığı kızına namaz sureleri ezberletir. Bekar çamaşırı yıkayan anasının ölümünden sonra Naciye, büsbütün sokakta kalır.
O vakit, on, on iki yaşlarında arsız bir kız çocuğudur. Erkek çocuklarla beraber bahçelerden yemiş ve zerzevat çalarak sokaklarda satar, düğün evlerinde oynar, nerede yatıp nerede kalktığı belli olmazmış.
Naciye’nin kötü yola düşmesinin sebebini ne polis, ne de mahkeme anlayabilmiştir. Bir rivayete göre evin oğludur, başka bir rivayete göre genç bir jandarma neferi. Hatta ortada akla gelmeyecek daha başka isimler de vardır.
31 Mart’ta Sarıpınarlı birkaç softa asıldıktan sonra yenilik cereyanı adamakıllı kuvvetlendiği için, memleket kendisine pek açıktan açığa ses çıkaramıyor. Zaten onun asıl mahareti her türlü taşkınlıktan çekinerek kendine tahammül ettirmeyi bilmesinde, kına gecelerinde oynamayı hemen hemen bir resmî meslek yapmış olmasıdır. Naciye’nin zaman zaman erkek meclislerinde de oynadığı olur.
sözüne inanılır birtakım ihtiyarların söylediklerine göre kızın adı aslında Naciye değil, Nadya’dır. Zaten dayılarının onu vaktiyle Kızanlık’a çağırmış olmaları da bunu gösterir. Naciye resmi kütükte hâlâ Naciye’dir. Fakat erkek meclislerinde oynadığı zaman ona Kızanlıklı Nadya, hatta sadece Bulgar kızı demek adet olmuştur.
Belediye Başkâtibi Rıfat: Sarıpınar yerlilerinden bir çocuktur. Meşrutiyet senesi belediyenin yardımıyla İstanbul’da Hukuk tahsiline gider. her ay memleketten gönderilen iki yüz kuruşla yaşamakta güçlük çektiği için bir muhalif gazeteye kapılanır. Evvelâ patronuna yaranmak için, ittihatçıların aleyhinde bulunurken, sonradan hakikaten onlara düşman olur ve Mahmut Şevket aşa vakasında birkaç gün Bekirağa bölüğüne misafir edilir. gazete mensupları ehemmiyetleri derecesine göre darağacına, hapse veya Sinop’a gönderilirken o da sadece kendi memleketine geri çevrilir.
Rıfat, Hukuk tahsilini başa çıkaramamış olmasına rağmen, Mesarret Kıraathanesi’ndeki muhabir toplantılarında fıkra politikacılığı fennini bir hayli ilerletir. Meserret’te lakırdıya karışmağa cesaret edemeyerek sadece dinlediği halde, Sarıpınar’daki Meşrutiyet Kıraathanesi’nde yürekli konuşur, gazetesinde tanınmış olduğu Gümülcineli İsmail Şaban Ağa vasaireden yakın ahbaplar gibi bahsederken küçük memurlar ve eşrafı şaşırtırdı.
Bu sefer de İstanbul’daki bir ittihatçı gazetesinin fahrî Sarıpınar muhabirliği almış olması onun kasabadaki kredisini arttırır.
Reşit Bey: Yardımcı kahramandır. İdare işlerine çok aklı eren, fakat konuşmasını ve yazı yazmasını beceremeyen bir adamdır. Zaman zaman büyüklere gönderilen tebrik mektuplarını ve millî bayramlarda söylenecek nutukları yazacak bir gazeteci başkâtip kendisinin de işine gelirdi. Fakat Reşit Bey’in asıl kuvvetli yerli büyük ailelerden olan bir belediye reisi sıfatıyla çok nezaketli bir politikası daha vardı. Kasabaca pek tutulmayan bir fakir ailenin çocuğunu birdenbire yükselterek dostları gücendirmekten korkardı. Bunun için Belediye Reisi, Halil Hilmi Efendi’ye uzun zaman nazlanıyor görünür ve Rıfat’ın tayini işini bir hayli savsaklar.
Malmüdürü Cevdet Efendi: Yardımcı kahramandır. Saçkırandan başında ve yüzünde tek tüy kalmamış uzun ve kuru bir adamdır. İri canlı siyah gözlükleriyle çökük avurtlarının karanlığı arasında parlayan sarı elmacık kemikleri, renksiz bir çizgiden ibaret dudaklarına sığmayan dişleri ve hafifçe eğrilmiş omuzlarından öne doğru sarkan uzun kolları ile bir iskeleti hatırlatırdı. Üstelik kasaba fakir ve kendisi formaliteye çok bağlı bir memur olduğu için para isteyenleri daima fena bir çehre ile karşılaması görünüşteki uğursuzluğu büsbütün arttırırdı.
Ömer Bey: Yardımcı kahramandır. Olayda pek fazla görünmemesine rağmen romanda etkili bir yeri vardır. Oldukça zengin bir kişi olup, lüks konakları vardır. Bu konaklarında büyük davetler verir. Şehre gelen bütün siyaset adamlarını kabul eder, ağırlar. Roman boyunca sefa peşinde olan biridir.
Jandarma Kumandanı İştipli Niyazi Efendi: Yardımcı kahramandır. Kaymakama başını yakanlardan biridir.
İştipli Niyazi Efendi, hürriyet kahramanı Niyazi Bey’e bir parça benzerdi. O, Meşrutiyet’in ilk senesinde bir gün Gümülcine’de bir sokaktan geçerken halkın kendisini Niyazi Bey sanarak alkışlaması üzerine bunun farkına varır.
Hemen her gece, kahramanın duvarda asılı bir resmini indirerek ayna karşısında kendi çehresiyle karşılaştırır. Allah’ın hikmetine hayran olurdu. Hatta bir ara bir geyik olarak alıştırmayı düşünür, fakat resmi vazifede bunun pek pratik olmayacağını anlayarak ucuz bir kurt köpeği tedarik eder.
Kumandan bütün geceleri ayakta geçirmesine rağmen dinç ve pırıl pırıldır. Sabaha kadar kasabayı dolaşır, bir bir kapıları çalarak tahkikat yapardı. Zayiatın olmadığını görür. Yalnız…… Yalnız gece yarısından sonra merkeze verdiği telgrafla bunun aksini söyler, hatta kaymakamın ağır yaralılar arasında bulunduğunu bildirir. Ve bütün ülkeyi hatta dünyayı ayağa kaldırır. Tipik bir kahramandır.
Müderris Hacı Fikri Efendi: Müderris her manasıyla büyük adamdır. Soyunda birçok meşhur ulema, müderrisler, kazaskerler, bir şeyhülislam ve hele Evliya vardı ki, yeşil teneke kaplı sandukası, bez parçaları ile dolu parmaklığı ve feneriyle Sarıpınar sokaklarından birinin ta ortasında yanar ve gelip geçen insanlara arabaları etrafında bir yarım daire çevirmeye mecbur ederdi.
Kendisi vaktiyle Yıldız Sarayı’nda Abdülhamit şehzadelerinin hocası idi. Bir gün bunlardan birini “domuz oğlu domuz” diye azarladığı için gazaba uğramış ve 1908 inkılâbına kadar Bağdat’ta sürgün kalır.
Müderris Hacı Fikri Efendi senelerden beri İttihatçılara dargındır. Bayram ve donanma günlerinde bile hükümete uğramaz ve medrese dışında kimse ile görüşmez. Sebebine gelince: Müderris son derece huysuz bir adamdır. Hele ulema sınıfı ile hiç anlaşamazdı. İttihatçıların zayıf bir zamanında 31 art’ın bütün kılıç artıkları kafile kafile İtilaf ve Hürriyet’e geçerlerken; Hoca, sırf onlara inat, kaya gibi yerinde dururdu. Sonra büyük kabine zamanında da, yine sırf akıntının tersine kürek çekmiş olmak için olanca aksiliği ile İttihatçıları tutmuştu.
Deli Kâzım: Tarihin bütün felâketlerini softalık ve softa kafasıyla izah eden coşkun ve ölçüsüz bir yenilik aşıkıdır. Meşrutiyet Gazinosu’nda, “Medreseleri yıkmadıkça, softaların sarığını hayvanların boynuna yular yapmadıkça bu memleket kurtulamaz!” diye bağırarak kasaba ahalisini birbirine düşürür. Deli Kâzım, Meşrutiyet mektebi başmuallimi Ahmet Masum’u da kendine uydurur. Nereye gitse onu da, cılız ve minimini vücudu ile peşinde sürüklerdi.
Eşref: Kaymakam vekili olarak Sarıpınar’a gelmiştir. Tahsili olan ve lisan bilen bir gençtir. Aslında istemeyerek gelmiştir buraya. Ama elindeki emri ne yapacaktı. Asıl amacı hariciyeye geçmekti. Alçakgönüllü bir kişidir. Halil Hilmi Efendi’ye oldukça destek vermiştir ve onu anlayışla karşılamıştır.
Dekoratif Unsurlar
Hurşit: Halil Hilmi Efendi’nin jandarmasıdır.
Doktor Arif Bey: Halil Hilmi Efendi’yi tedavi eden doktordur.
Nusret: ahlâksız bir tiplemedir.
Resmî: Tarih ve Fransızca muallimi
Ahmet Masum: Muallim
Mutasarrıf
Vali
Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap
Cevapla

Bookmarks

Tag Ekle
degirmen

Hızlı Cevap
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın

Mesajınız:
Seçenekler


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Şu Anki Saat: 07:08


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2016, Jelsoft Enterprises Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628