Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-11-2008, 17:27   #1
LeGoLaS
 
LeGoLaS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 6.606
Tecrübe Puanı: 937
LeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond repute
Standart İnönü’nün Hitler’le dansının faturası: Refah Faciası

İnönü’nün Hitler’le dansının faturası: Refah Faciası

Gazetelerdeki “Hitler’in kayıp filosu”nun bulunduğu haberi, sanırım dikkatinizi çekmiştir. İkinci Dünya savaşı yıllarında Karadeniz’de batan üç Alman denizaltının Türk sualtı araştırmacısı Selçuk Koray ve ekibi tarafından Türkiye kıyılarında, Zonguldak ve Ağva açıklarında bulunduğu haberi, bana İnönü Hitler dansını hatırlattı ve hemen Refah Faciası’yla ilişkisini fark ettim: Biraz araştırınca gördüm ki sırlarla dolu “Refah Faciası” İngiltere’nin İnönü’nün Hitler’le dansı nedeniyle Türkiye’nin önüne koyduğu faturaydı.

Kısaca Refah Faciası’nı, İngiltere'ye sipariş edilmiş olan denizaltıları teslim almakla görevli olan personeli taşıyan "Refah" şilebinin 23 Haziran 1941 de batırılması olarak tanımlayabiliriz. Yakın tarihimizin en dramatik olaylarından olan Refah faciasının saklanmasının nedeni, İnönü’nün Hitler’le dansını unutturma çabasından başka bir şey olmasa gerek..

İNÖNÜ İLE HİTLER’İN DANSI

Bilindiği gibi İkinci Dünya Savaşı, 1939-45 arasında hemen hemen dünyanın her yanını kapsayan uluslararası savaştır. Birinci Dünya Savaşı’nın çözümsüz bıraktığı anlaşmazlıklarla belirlenen yirmi yıllık gergin bir dönemin ardından patlak veren savaşta Almanya, İtalya, ve Japonya’nın oluşturduğu Mihver Devletleri’yle Fransa, İngiltere, ABD, SSCB ve daha sınırlı bir konumla Çin’in oluşturduğu Müttefik Devletler karşı karşıya geldi.

Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, tarafları silah, malzeme gibi isteklerle oyalama yoluna giderek Türkiye’yi savaşın dışında tutma politikası izledi. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’nin dış politikasını, ikili oynamak, yani hem Mihver Devletleri’yle, hem de Müttefik Devletlerle dans etmek olarak tanımlayabiliriz. Savaşacak gücü olmadığından Türkiye’nin tarafsız kalmak zorunda olduğu söylenip her iki taraftan da yardım alarak savaşta tarafsızlığın rantını yeme çabası..

Yıl 1941.. İkinci Dünya Savaşı’nın ikinci yılı. Milli Şef İsmet İnönü, görünürde Türkiye’yi tarafsız tutsa da, Alman Devlet Başkanı Adolf Hitler’le de işbirliği içinde. Almanya Türkiye üzerinden Orta Doğu petrollerine uzanmak istemektedir. Alman askerî kuvvetlerinin Bulgaristan ve Yunanistan yönünden Türk sınırına yaklaşması, Türkiye’yi endişelendirir. Bu sırada Almanya’nın Sovyet Rusya ile olan savaşları sürdüğünden, Almanya, Türkiye tarafından da bir cephe açarak kuvvetlerini dağıtmak istemez.

Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Franz von Papen’in 4 Mart 1941 günü İnönü’ye sunduğu Hitler’in mektubu, tedirginliği biraz olsun ‘hafifletir’. Hitler mektubunda, savaşı kendisinin çıkartmadığını iddia etmekte ve Almanya’nın Türkiye’ye saldırmayacağına dair güvence vermektedir. Bulgaristan’da bulunan Alman birliklerine, “Oradaki mevcudiyetlerinden dolayı yanlış bir anlam çıkarılmaması için,” Türk sınırından uzak kalmalarını emrettiğini de mektubunda vurgulamıştır. Sonunda 18 Haziran 1941 tarihinde Almanlar Türkiye ile bir “saldırmazlık paktı” imzalar.

Ancak bu antlaşmanın imzalanmasını başta Sovyet Rusya olmak üzere ABD ve İngiltere iyi karşılamamıştır. Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’ye yaptığı yardımı hemen kesmiştir. Hatta İngiltere Türkiye’den üs istedi. İsmet İnönü de, İngiliz askerî kuvvetlerinin Türkiye’ye girmesine izin vermeyeceğini bildirerek, İngiltere’nin vaad ettiği savaş malzemelerini göndermesini istedi.

İNGİLİZ OYUNU

Tam bu aşamada İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Sir Huggesson, Türk Hükumeti’ne 23 Haziran 1941’de, yani Almanlarla “saldırmazlık paktı” imzalanmasından beş gün sonra, İngiliz hükümetinin bir yazılı mesajını iletti. Mesajda; “Türkiye’nin İngiltere’ye sipariş ettiği ‘Reis’ sınıfı gemilerden Burak Reis, Murat Reis, Oruç Reis ve Uluç Ali Reis denizaltılarının teslime hazır olduğu, teslim alacak ekiplerin gönderilmesi” isteniyordu.

Savaşın başlamasından kısa bir süre önce, Türkiye, ordusunu güçlendirmek amacıyla İngiltere’den bazı taleplerde bulunmuş ve 1930’da yapılmış olan bir karşılıklı yardımlaşma sözleşmesi gereğince, 4 denizaltı, 4 muhrip, 12 çıkarma gemisi ve 4 uçak filosu sipariş etmişti...Ancak savaşın başlamasıyla teslimat gecikti. Türk-Alman dostluk anlaşmasının gündeme gelmesi İngiltere'nin gemileri teslim etmesini hızlandırdı. İngilizler, böylece Almanya’ya karşı kozlarını ortaya koyuyor, Türkiye’yi kendi yanlarına çekmeye çalışıyorlardı. Ama bir şartları vardı: Denizaltıları teslim alacak mürettebatın, en geç 25 Haziran 1941 günü, Mısır’ın Port Said Limanı’nda olmasını istiyorlardı. Mürettebat, burada kendilerini bekleyecek olan meşhur Quenn Mary transatlantiği ile ve koruma altında İngiltere’ye gideceklerdi...

Bu arada, oluşturulan komisyon, Türk donanmasının en seçkin denizcilerini, sicillerine bakarak saptandı ve İngiltere'ye gidecek olanları açıkladı. Bu büyük görev için, 19 deniz subayı, 63 deniz astsubayı, 68 deniz eri seçildi. Kafilede ayrıca İngiltere’ye havacılık öğrenimine giden bir hava subayı ve 20 Hava Harp Okulu öğrencisi -ki bazı kaynaklarda, bunlardan 16’sının Kara Harp Okulu’nu üstün derece ile bitirdikleri için, İngiltere’de pilot olarak yetiştirilmesine karar verilen topçu, piyade, süvari, istihkam ve diğer sınıflardan mezun oldukları öne sürülmektedir- yer aldı. Milli Savunma Bakanlığı'nca seçilmiş 200 kişi, denizaltıları Türkiye'ye getirmek üzere gönderilecekti..

Aslında İkinci Dünya Harbinin sıkışık bir döneminde, İngiltere’nin 4 denizaltıyı bize teslim için acele etmesi şaşılacak bir durumdu. Sanki İkinci Abdülhamid zamanında 4 denizaltımızın üstüne yatan İngilizler değildi. Sultan Osman ve Reşadiye Dretnotlarının Birinci Dünya Harbi öncesinde parasını alıp gemileri inkâr eden de sanki İngilizler değildi. İngilizler, gemileri alacak askerlerin 25 Haziran'a kadar Mısır'da bulunmalarını niçin istemişti dersiniz? İleri sürülen gerekçe şu: Savaş nedeni ile bu tür gidişler kafileler halinde ve korunmalı olarak yapılmaktadır ve aynı tarihlerde birçok İngiliz askeri İngiltere'ye gidecektir ve Türk askerleri de onlara katılacaktır.

REFAH FACİASI

Savunma Bakanlığı'nın isteği üzerine, istenilen tarihte Mısır'da bulunmak üzere gemi aranmaya başlanmış ve Berzilay Benjamen Şirketi'ne ait Refah Şilebi seçilmişiti: Refah, 1901 yılında İngiltere’de Sunderland’da yapılmış; 102 metre 20 santim boyunda, 14 metre 80 santim eninde, 7 metre su çekerinde bir tekneydi. Gemi, 1 adet 3 genişlemeli buhar makinesi ile 8,5 mil hız yapabilmektedir. Ama son yıllarda eskilikten dolayı, hızı daha da düşmüştü. ‘Sunderland’ adıyla denizlere açılan gemi, birkaç kez sahip değiştirdikten sonra, 1931 yılında Barzılay ve Benjamen Firması tarafından satın alınmış, ‘Perseveranza’ olan adı ‘Refah’ olarak değiştirilmişti...

Refah gemisi aslında bir yük gemisiydi. İnsan taşımaya uygun değildi yani. Dış sefer yapamayacak kadar eski ve köhneydi. Telsizi ve herhangi bir kurtarma filikaları yoktur. Can yelekleri sayısı yük gemisi personeli kadar bile yoktu. Oysa 200 kişi yola çıkacaktı. Alelacele Ankara’ya giderek Deniz Kuvvetleri'nden yolluk ve harcırahını alan denizciler, Mersin’e gelmeye başladılar. Ancak 40 yaşındaki bu yorgun şilebin görüntüsü, kafiledeki tüm denizcileri hayal kırıklığına uğratacaktı. Bu durumda yapılacak olan, gemiyi mümkün olduğu ölçüde yolculuğa uygun hale getirmekti.

Refah şilebi askeri personel taşımak üzere sefere hazırlanmaya başlandı: Önce iskele ve sancak taraflarıyla, ambar kapağına büyük boy birer Türk bayrağı resmedildi. Gece projektörlerle aydınlatılacak bu bayrak görüntüleri, geminin milliyeti hakkında bilgi vermeye yeterliydi. Gemide sadece 24’er kişilik 2 filika vardı. Personel ile birlikte 200 kişiyi bulan yolcular için; yer de, yatak da, yiyecek de, tuvalet de yoktu. Alelacele uyduruk kamaralar, portatif helalar ve aynı şekilde banyolar, Mersin marangozlarınca çakıp çakıştırıldı. Daha sonra, Mersin’deki Deniz Harp Okulu’ndan ödünç yataklar alındı; güverteye de alelacele birkaç tuvalet konduruldu... 58 er, geminin ambarına dolduruldu. Savaşta tarafsız olduğumuzdan şilebin bordalarına ve güvertesine Türk sancağı bandajı yapıldı ve reflektörlerle aydınlatıldı.

23 Haziran akşamı Mersin'den yola çıkılmadan birkaç saat önce gemiye İngiltere’nin Mersin Konsolosu geldi ve Mısır’ın Port Said limanına kadar takip edeceği rotayı da bildirdi. Bu alışılmış bir şey değildi. “25 Haziran 1941’de gemi Port Said’e ulaşmalı” diye talimat verildi.. “Port Said’den bir İngiliz gemisi, Türk personeli de alıp Gine Körfezine gidecek, oradan da İngiltere’ye götürecek.” dendi. Mersin'deki İngiliz konsolosu takip edilmesi gereken rotayı verirken seferin güvenliğini garanti edemeyeceklerini söylemeyi de ihmal etmemişti.. Böyle durumlarda bazı kontrol noktaları kurulması ve havadan gözetleme gibi tedbirler alınması gerekirken bunların hiçbiri yapılmadı üstelik.

Geminin çeşitli noktalarına; köprü üstüne, güverteye, ambar kapakları üstüne ve kıç bölümüne yayılmış olan kafile, Mersin’den alınmış akşam yemeğini yerken, yabancı denizaltıların av alanı haline gelmiş Akdeniz’de, tehlikeli bir yolculuk başladı. Hafif bir lodos esmekteydi; karanlığın içinde sadece gemi motorlarının uğultusu yankılanıyordu...

Refah Şilebi, Mersin’den 50 mil kadar açıldığında, saatler 22.30’u gösterirken, gemi korkunç bir patlama ile sarsıldı: Bordasına yediği torpille açılan gedikten, içeri hızla su dolmaya başladı. Refah şilebi, milliyeti belirsiz bir denizaltının attığı torpille, tam ortasından ikiye bölünmüştü; mevcut iki filikadan biri, içinde uyuyanlarla birlikte havaya uçtu, elektrik düzeneği bozulduğundan cereyanlar kesildi, telsiz sustu. Güvertedekilerden kimi patlamayla şehit düştü, kimileri ise, can havliyle kendilerini attıkları denizde köpek balıklarının kurbanı oldu. Hayatta kalanlar, mevcut tek filikanın başına hücum ettiler. Refah’ın yolcularından Yüzbaşı Nevzat Erül, tabancasını çekerek, filika başındakileri, ‘Burada kumanda bendedir’ diyerek düzene soktu.

Bu arada, geminin batmadığını gören bazı denizciler, yeniden gemiye çıkarak sal yapmak amacıyla malzeme aramaya başladılar: Kimi, birkaç saat önce tamamlanan tuvaletlerin ahşap kapılarını sökmeye çalışırken, kimileri de, ambar kapısını kırmaya çalıştılar. Filikaya binenler ise, denize inemezlerdi; çünkü sandalı indirmeye yarayan matafora çalışmadı... Bu yüzden geminin batmasını beklediler; ama bu bekleyiş işlerine yardı. Gemiden aldıkları yiyecekleri, sandala doldurdular...

Emektar Refah, 4 saat süreyle su üstünde kaldıktan sonra, tam ortasından ikiye bölünerek battı; hem de donanmanın kıymetli denizaltıcılarını, hava kuvvetlerinin müstakbel pilotlarını, ölüme götürerek. Bir adet tahlisiye filikasıyla facia sahasından ayrılan subay, talebe, astsubay ve er, toplam 28 kişi 36 saat sonra karaya çıkarak geminin battığını bildirdiler. Böylece otuzaltı saat sonra faciadan haber alınabildi.

Derhal kaza mahalline uçak uçuruldu, vasıtalar gönderildi, aramalar yapıldı ise de yalnızca iki sal görülebildi. Üç gün sal üzerinde olanlardan bir kişi kurtarılmış, olaydan 72 saat sonra görülmüş diğer sal üzerinde bulunan şahıslar gündüzün sıcağı, gecenin soğuğu, açlık ve tahammülsüzlük neticesinde intihar etmiş, başka bir sal üzerinde de üç kişi görülerek kurtarılmıştı. Refah’ın tahlisiye filikasıyla karaya çıkanlar ile sal ile kurtulanlar dört deniz subayı, bir hava subayı, dört hava talebesi, onbeş deniz astsubayı, beş deniz eri ile üç gemi mürettabatı toplam otuz iki kişiydi. Böylece facianın kurbanları toplam 168 kişiydi.

FATURA

Hitler’in kaptanlarının Karadeniz’de denizaltılarını batırmalarından üç yıl önce.. 1941 yılı Haziran ayı..TBMM'ce bir soruşturma açıldı. Savunma Bakanı Saffet Arıkan ve Ulaştırma Bakanı Cevdet Kerim İncedayı görevlerinden istifa ettiler. Soruşturma sonucunda bakanlar suçlu görülmedi. Haklarında dava açılan diğer kişiler de beraat ettiler. Olay kapandı. Devletin başındaki yetkililerden kimse bu şehitlerin hakkını, olayın suçlusunu aramadı. 168 denizcimiz kim vurduya gitmişti. Mersin’de Atatürk parkındaki Refah Anıtı, bir bakıma 168 şehidimizin anısını taze tutarken, bir bakıma da ilgililere bu tür facialara fırsat vermemelerini hatırlatmaktadır.

“Reis” sınıfı 4 denizaltı ne oldu dersiniz? İngiltere savaş süresince, Burak ve Uluç Ali Reis’e el koydu. Parası ödenen denizaltılarımızı kendi savunmalarında kullandı. Öyleyse bu denizaltıları vermek istemeyen İngiltere mi Refah şilebini torpilletti? Konsolos da vurulması kolay olsun diye mi rotayı verdi acaba? Gemiyi kim torpillemişti? Almanlar veya İtalyanlar batırdı denildi; ancak onlar bunu inkar ettiler. İngilizler denizaltıları vermemek için bu işi yaptı denildi.

İsmet İnönü olayın üzerinde durmadı; çünkü Refah faciası, İngiltere’nin apaçık Türkiye’ye bir mesajıydı.. Ve mesaj alınmıştı. Fakat Refah Faciası ile ilgili sorular hala cevapsızdır: Bu önemli sefer için, neden Refah gibi yaşlı bir gemi seçildi?.. Daha sonra, mahkeme safhasında, kimi yetkililer, ‘casuslarının dikkatini çekmemek için’ bu yola başvurulduğunu öne sürmüşlerse de, bu açıklamanın tatmin edici olmadığı ortadadır. Refah yola çıkarken, neden savaş gemilerinin cirit attığı Akdeniz’in koşullarına uygun olarak donatılmadı? Refah’ta sadece mürettebat için iki filika bulunuyordu. 200 kişilik bir askerî kafilenin yolculuk yapacağı gemideki filikaların sayısı neden çoğaltılmamıştı? Asker ve sivil 167 deneyimli denizcinin canına mal olan ‘Refah Faciası’ olayında, eksik önlemler nelerdi? Refah yola çıkarken, neden Akdeniz’deki hava ve deniz keşif raporları kaptana iletilmemişti? Refah yola çıkmadan önce, herhangi bir olasılığa karşı, gemide neden can kurtarma ve tahliye tatbikatı yapılmamıştı? Refah’ın telsizi eski ve gemi elektriğiyle çalışan cinsten idi. Gemide elektriğin kesilmesi, Refah’ın telsizinin de susmasına ve çevreyle bağlantısının kopmasına yol açmıştı. Geminin telsizi çalışsaydı, Kıbrıs ve Mersin’den yardım gelmesi gelecek ve can kaybı büyümeyecekti. Gemiye neden yeni bir telsiz konulmadı? Refah’ın kaptanı İzzet Dalgakıran tarafından saptanan rota, neden gemiye binen İngiliz irtibat subayı tarafından değiştirilmişti? Olay sırasında, Akdeniz’de gerek Müttefik ve gerekse de Mihver devletlerinin savaş gemileri ve denizaltıları cirit atıyordu. Refah’a neden refakatçi olarak bir savaş gemisi verilmemiş ya da bir denizaltı şilebi koruma görevini üstlenmemişti?

Daha sonra Refah gemisinin “yanlışlıkla” Fransızlar tarafından torpillendiği ortaya çıktı. İngiltere ve Fransa Müttefik Devletler’dendi ve ne kadar acı ki Refah faciası Fransızların İngilizlere bir kıyağıydı yalnızca.. Türkiye yıllar sonra Fransa'dan gizli pazarlık sonucu iki savaş gemisi aldı.

“HİTLER’İN KAYIP FİLOSU”

İsmet İnönü’nün İkinci Dünya Savaşı sırasında yürüttüğü iki yüzlü dış politika yüzünden Türkiye ağır bedeller ödemiştir: Savaşın galibi Müttefik Devletler’den Rusya, Berlin’e girip Almanya’nın devlet arşivine el koyunca, Türkiye’nin Rusya aleyhine Hitler için istihbarat yaptığını öğrendiler. Dolayısıyla Rusya, Boğazlar’ı istemeye başladı. Türkiye, kendini güvenceye alabilmek için BM ve NATO’ya girmek zorunda kaldı.. Kore’ye asker gönderdi. Daha da acısı İtalyanlar Ege Denizi’ndeki 12 adaları Türkiye’ye teslim etmek istediğinde Rusya’dan koktuğu için “Savaşın galibi değiliz ki 12 adaları alalım..” deyip adaların Yunanistan’a verilmesine göz yumdu.. İkinci Dünya Savaşı yılları,1939 – 45 arası, altı yıllık dönemdeki İsmet İnönü’nün dış politikası ciddi bir şekilde araştırılmak zorundadır. Bu süreçte Türkiye’nin dış politikası ve sonuçları belirlenmelidir. Bu dönemi karartarak İsmet İnönü’yü ne zamana kadar koruyabilirler ki?

İkinci Dünya Savaşı sırasında İnönü’nün Hitler’le dansı gerçekten çok ilginçtir: İnönü Hitler dansının en ilginç olaylarından biri de, İnönü’nün Karadeniz’de denizaltıları batırıp Türkiye’ye sığınan Nazi subaylarına ve askerlerine yardım etmesidir: 1939 yılında başlayan İkinci Dünya Savaşı’na SSCB de dahil olunca savaşın cephesi Karadeniz’e yayılmıştı. Alman Donanması 1938 yılında Almanya’nın Kiel şehrinde üretilen U-23 tipi denizaltılardan 6’sını, Karadeniz’e nakletmeye başladı.

Altı denizaltı Kiel’de sökülerek teknelere yüklendi. Elbe Nehri ve oradan Tuna üzerinden geçerek Romanya’daki Köstence limanına getirildi. Parçalar burada birleştirildi ve Karadeniz’e bırakıldı. “30. Filo” adı verilen, söz konusu üç geminin de dahil olduğu 6 denizaltıdan oluşan Karadeniz’deki Alman deniz kuvvetleri, İkinci Dünya Savaşı sırasında, 1942 – 44 yılları arasında, iki yıl içerisinde, onlarca Rus gemisini batırdı. Selçuk Koray’a göre tüm bu olaylardan dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün haberi vardı. Uzun dönem muharebe içinde yıpranan Alman denizatlılarından 3’ünü Rus gemileri batırdı. Kızıl Ordu Berlin’e ilerliyor, Alman kuvvetleri geri çekiliyordu. Ancak Ağustos 1944’de Romanya’nın taraf değiştirerek Almanya’ya savaş ilan etmesinin ardından 30. Filo Karadeniz’de sıkışıp kaldı.. Türkiye’nin savaştaki “tarafsız” statüsü nedeniyle gemiler Boğazlardan geçerek Karadeniz’den çıkamadı.

1944 yılında Romanya taraf değiştirince kullanabilecekleri tek ikmal noktasını da kaybeden Alman diktatör Adolf Hitler aynı yılın yazında denizaltıları Türkiye’ye vermeye çalıştı. Ancak İsmet Paşa “Montrö Anlaşmasını ihlal etmek istemediklerini ve Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın 2 Alman savaş gemisini (Yavuz ve Midilli) satın alma teklifinin kabulünün ardından başına neler geldiğinin malum olduğu” nedeniyle bu isteği reddetti. İnönü’nün cevabını alan Hitler Karadeniz’deki 3 denizaltıya “Fark edilmeden boğazları geçip Ege Filosuna katılın” emrini verdi. Ancak bu görev hiç gerçekleşmedi. Almanlar Sovyetler’den kaçıyordu. İçinde ünlü şifreleme aracı Enigmalar’ın bulunduğu denizaltıların bulunması an meselesiydi. Türkiye'nin Boğazlardan geçişine izin vermediği gemileri ise kaptanları batırmak zorunda kaldılar: Denizaltıları deniz musluklarını açarak batıran Alman kaptanlar, karaya çıktıklarında ise Türk yetkililer tarafından gözaltına alındılar. Dolayısıyla U-19, U-20 ve U-23 tipindeki üç denizaltı, yıllardır Türkiye'nin Karadeniz sahillerinde sulara gömülmüş vaziyette bekledi. Türkiye’nin Alman kaptanlarına “Denizaltıları bırakıp gelin!” dediği apaçık ortada. Alman deniz subayları da Ruslara teslim olmaktansa, denizaltıları batırıp canlarını kurtardılar..

Üç denizaltının mürettebatı denizaltıları Karadeniz’de batırıp İznik civarındaki Beyşehir’e kaçmıştı. Sonra Türk yetkililerin kendilerini yakalanmasının ardından Almanya’ya teslim edildi. Denizaltıları Türkiye’nin alması imkansızdı. Hitler’in kayıp denizaltılarında önemli olan nokta, mürettabatının, yani Nazi subay ve askerlerinin kurtarılmasıydı.. İnönü, Nazi askerini kurtarıp Almanya’ya teslim etti..

Kolay batan denizatlılarının yerlerini, Alman arşivleri, hala hayatta olan personel ile görüşmelerinin ardından Karadeniz’de yaptığı arama çalışmalarının sonucunda ortaya çıkarttı. Selçuk Kolay, üç gemiden U-20 gemisinin sahilden iki mil uzaklığındaki batığına, başarılı dalışlar yaptı. U-23 gemisinin Ağva’dan üç mil, U-19 gemisinin batığının ise Zonguldak’ın üç mil uzağında olduğu sanılıyor. Kolay, çalışmalarında, U-23 denizaltının eski kaptanı 85 yaşındaki Rudolf Arendt’in çizdiği ve geminin personelinin sahilin hangi noktasından karaya çıktığını gösteren bir haritadan yararlanmış.

İsmet İnönü’nün Hitler’le dansının faturasını milletimiz 168 şehit vererek ödedi.. kim vurduya gittiler. Sorumluları cezalandırılmadı bile. Aynı İnönü hitler’in hatırına Nazi Subay ve askerlerini Ruslardan kurtarıp Almanya’ya ulaşmalarını sağladı.. Başörtüsü meselesiyle sık sık gündeme gelen İnönücülük, İnönücü laiklik ve ulusalcılık konusunda yeni yaklaşımlara vesile olur umuduyla burada İnönü’nün Hitler’le dansını sizlere ayrıntılı bir şekilde anlattım..
__________________
LeGoLaS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Osmali Devletİ’nİn , Şah İsmaİl’İn Şİİ Propagandacilarina Halvetİyye İle KarŞi Ko уυѕυƒ TaRiH 0 04-02-2008 22:22
Osmali Devletİ’nİn , Şah İsmaİl’İn Şİİ Propagandacilarina Halvetİyye İle KarŞi Ko уυѕυƒ TaRiH 0 04-02-2008 22:22
Sosyal Güvenlik Reformu’na ’milletvekiline zam’ maddesi LeGoLaS Finans Haberleri 0 03-13-2008 22:35
Kota kalkıyor, AB’yi ’Çin malı’ korkusu sardı LeGoLaS Is Dünyasi ve Meslekler 0 03-13-2008 21:12
ViCTOR HUGO’NUN “NOTRE-DAME’IN KAMBURU” Yaso Kitap Özetleri 0 03-11-2008 09:27


Şu Anki Saat: 09:55


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows