Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 10-05-2009, 21:05   #1
Korax
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 34
Mesajlar: 21.062
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart sosyal hayatta meydana gelen değişmeler ve toplumun genel yapısı

TOPLUMSAL DEĞİŞME VE EĞİTİM

12.1. Gelişme ve sosyal değişme
İnsan toplumları tarih öncesi devirlerden bugüne, sosyal hayatın her alanında sürekli bir gelişme ve değişme halindedir. İnsanlığın milyonlarca yıllık bir geçmişi vardır; bu geçmiş içinde insanlığı bugüne ulaştıran bir çok maddî ve manevî buluşlar, sistemler ve düzenler ortaya çıkartılmıştır. İnsanlık, çevresini anlama, egemen olma ve değiştirme hususunda sürekli hızlanan bir gelişim içindedir. Gelişim ve değişim hızı giderek artmaktadır. Bu değişim toplumsal hayatın her alanında, aile düzeninde, devlet sistemlerinde, ekonomik hayatta, iletişim hususunda, dinde, dilde, sanatta vs. her an için olmaktadır. İlkel ve çevre ile iletişimi olmayan toplumlarda bu değişim oldukça yavaş olmakta; ama modern sanayi toplumlarında bu değişim insanın değerlendirip karar verme yetisini zorlamakta, âdeta herkes bir değişim seline kapılmış, kontrnlsüz olarak akıp gitmektedir.
Bu toplumsal değişme nasıl olmakta, hangi faktörlerce yönlendirilmekte ve nereye gitmektedir? Bu hususta fikir adamları ve araştırıcılar yüzyıllardan beri farklı görüşler ve teoriler ileri sürmektedirler.
Toplumsal değişme içinde neler değişmektedir, değişme hızı yavaş olan veya değişmeden kalan unsurlar var mıdır?
Toplumsal hayatın çeşitli sahalarındaki değişen belli başlı unsurları şöyle sıralayabiliriz: değerler, tutumlar, inançlar, toplumsal rol ve statüler, ekonomik yapı ve varlıklar, nüfus artış hızı, üretim ilişkileri, aile ve akrabalık düzenleri, dinî kurumlar, gelenek ve görenekler, teknolojik araç ve gereçler, şahsiyet yapıları, eğitim kurumları, san'at anlayışları, yetiştirme ve eğitme teknikleri, cinsel tutum ve davranışlar, dil, kitle iletişim araçları ve sistemleri...
Toplumsal değişmede yaratıcı ve başarılı şahsiyetlerin kitleleri yönlendirmesi çok önemlidir; ancak milyonlarca kişinin toplumsal değişmenin temel kurallarına uymaktan başka bir şey yapmadıkları da açıktır. Lider kişilerin küçük bir kadro ile yaptıkları devrimler, zamanla o toplum içinde köklü değişikliklere neden olur (Fransız İhtilâli, Rusya'daki Ekim Devrimi gibi..)
Toplumsal değişme her zaman köklü devrimler şeklinde olmaz; ani bir değişiklik olmadan da toplumsal hayatın çeşitli alanlarında, insanların değer ve inanç sistemlerinde, yaşam biçimlerinde evrim nitelijinde bir değişme olur. Zamanımızda kitle iletişim araçlarının gelişmesi sonucu kültürel yayılma hızı her türlü doğal ve sosyal engelleri aşmakta, toplumlar kendi içlerinde evrimsel bir değişime uğramaktan ziyade dışarıdan gelen propaganda, zorlama ve özentilerle değişmektedir. Hele hele az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler sanayileşmiş toplumlara ulaşmak için gönüllü bir değişim sağlamaya çalışmakta; böyle bir durumda geleneksel toplum yapısının ve kültürün geri kalmaya neden olup olmadığı, gelişmeyi engelleyip engellemediği soruları ortaya çıkmakta; toplum değişmesinde bir bocalama devri geçirilmektedir. Böyle durumlarda ekonomik ve askeri zorlamalar toplumsal değişmeyi teşvik ederken, devletlerin bağımsızlıklarını koruyabilmeleri; dil, din, san'at gibi millî unsurların bozulmaması için gösterilen çabalar da sosyal ve kültürel değişmeye karşı çıkmaktadır.
İnsanların toplumsal hayatındaki değişmelerin ana çizgisinin bir "gelişme" olduğu muhakkaktır. Hiyeroglif yazıdan bugünkü sembolik iletişim sistemine, Taş Devri silâhlarından lazerlere, padişah fermanlarından yasa ve yönetmeliklere, ata binme ve kağnıdan uçaklara, çapa ve sabandan modern tarım araçlarına, el işinden otomasyona doğru gidiş, bir gelişimdir. Bu nedenle modernleşme çabasında bulunan devletler ve toplumlar gelişme için pek çok şeylerini feda etmekte; bu tür değişme çabasında bulunan ülkelere de bilim literatüründe gelişmekte olan ülkeler denmektedir. Ancak toplumsal değişmeler her zaman gelişme olmayabilir; aile sisteminde ilk insanlardan bugüne kadar olan değişmelere, özellikle aile kurumunun bugün içine düştüğü fonksiyonsuz duruma bir "gelişme" demek de güçtür.
Toplumsal kurumların ve ana toplum yapısının değişmesine neden olan bir çok faktör sayılabilir. Meselâ, herhangi bir neden olan bir çok faktör sayılabilir. Mesela herhangi bir nedenle yeryüzünde coğrafî bir hareket yapan, kendi yurdundan başka yerlere göç eden toplumlar, gittikleri yerin çevre şartlarına göre önemli bir değişime uğrar. Ama bu arada kendi ekonomik ve sosyal yapısına uygun olarak da, bulunduğu çevrede pek çok şeyi değiştirmeye başlar. Belli bir fizikî ortamda yaşayan insanların sayısı göç ve normal nüfus artışı yolu ile artarsa, toplum yapısında ve kültürlerde bazı önemli değişikliklere, yani düzenlemelere yol açar. Tarihte, özellikle türk milletindeki en büyük yapısal değişikliklere din değiştirmeler neden olmuş; bu durum bugün çok geniş bir coğrafi alana yayılmış olan türklerin toplumsal yapı, kültür, dil, yazı, yönetim anlayışları vs. yönünden birbirlerinden farklılaşmalarına neden olmuştur. Dinin, insan toplumlarını şekillendiren ana etmenlerden biri olduğunu, Hindistan'daki dine dayalı "kast sistemi" de göstermiştir. Max Weber de -K. Marx'ın aksine- ekonomik sistemin dini değil, dinin ekonomik yapıyı belirlediğini; Avrupa'daki protestan hareketin kapitalizmi doğurduğunu göstermeye çalışmıştır.
Tarihte toplumsal değişmelere önemli ölçüde kaynaklık etmiş olan fikirlerin, günümüzde ideoloji adı altında gene toplumsal yapıyı belirleyen ana faktörlerden biri durumunda olduğunu görüyoruz.
Toplumsal değişmenin hızlandığı veya toplum yapısının karmaşıklaşıp yeni bir düzen verilmesi gerektiği dönemlerde, toplumların önünde karizmatik liderler ve kurumlar olduğunu, bunların yeni bir toplumsal yapı kurup yürüttüklerini biliyoruz. Atatürk, Gandi, Lenin veya dini temele dayanan çeşitli kişiler gibi...
Günümüzde toplumsal değişmeyi zorlayan esas güç, teknolojik değişmelerdir. Nüfus artışı, yönetim biçimlerindeki değişmeler ve teknolojik buluşlar değişmeyi zorunlu hale getirmiştir. Son yıllarda bilginin pratiğe aktarılması, her gün yeni yeni buluşlarla insan hayatını yeniden düzenlemekte, âdeta her sabah yeni bir toplumsal düzen kurulmaktadır. Bu değişime bilinçli olarak katılmak gerekir; yoksa o bizi bu kez zorla ve bilinçsizce değiştirecektir.
Toplumsal değişmeye yol açan önemli olaylardan biri, çatışma ve savaşlardır. Aile ve küçük gruplardan milletlerarası platforma kadar insanlar arası çatışma ve kavgalar binyıllardan beri devam etmektedir. Çatışma ve savaşlar, farklı düşünce, çıkar ve kültürler yüzünden olmaktadır. B a r ı ş, tarih içinde nasıl insanların özlemi olmuşsa, s a v a ş da öylesine insanların kaçınamadığı bir durum olmuştur. çekişmelerde, çatışmalarda ve savaşlarda yenen taraf da yenilen taraf da sosyokültürel açıdan bir çok değişmelere uğramışlardır. Romalılar Yunanlıları yenmiş olmasına rağmen onların pek çok özelliklerini almışlardır. Büyük İskender, Yunanistan, Anadolu, Suriye, Mısır, İran gibi pek çok topraklar üzerinde devlet ve yönetim biçimlerini yıkmış olmasına rağmen, kurduğu helenistik kültür ortamında, o yörelerden pek çok sosyo-kültürel unsura yer vermiştir. Aynı şekilde Ortadoğu ve Anado.lu'ya muzaffer olarak gelen Türkler, kendi Ortaasya yönetim biçimleriyle Ortadoğu yönetim biçimlerini kaynaştıran bir toplumsal yapı ve yönetim sistemi kurmuşlardır. Cengiz Han'ı n oğullarının devletleri de, kuruldukları bölgelere has yönetim şekilleri geliştirmişlerdir.
Fikirlerin çatışmasından, daha yeni dengeli ve güzel fikirler çıktığı gibi, kültürlerin ve toplumların çatışmasından da daha güzel sentezler çıkabilir. Ama çatışmalar sentezden önce ve daima bir çok problemler ve acı sonuçlar çıkarır. bazen da yenen taraf hiç bir uzlaşmaya gitmeden, kendi sosyal ve kültürel prensiplerini kabul ettirmek ister. Tarihte İngiliz sömürgecilerin Hindistan'da ve diğer yerlerde yaptıkları gibi; günümüzde kızılderilileri bazı kamplarda, zorunlu iskân bölgelerinde toplayarak orada değişmeye zorlamak gibi...
Tarihte göçebelerin yerleşik hayata geçirilerek devletin toplumsal ve kültürel sistemi içine alınması, her zaman bazı güçlükler yaratmıştır. Bizde Osmanlı Devleti'nin doğu politikası yüzünden dağlık kesimlere yerleşen bir kısım halkın ovalara yerleştirilerek ("indirilerek") sistem içine alınması hâlâ başarılamamış; Toroslardaki yörükler de yerleşik düzene geçmeye, ülkenin genel toplumsal yapısına katılmaya bir süre karşı koymuşlardır. Doğu Anadolu'da Urfa-Erzurum arasındaki topraklarda hâlâ göçer toplulukların bulunması, dağlık kesimde seyrek yerleşim, ülkemizin tümden toplumsal değişimini zorlamaktadır.
Tarihte ve günümüzde toplumsal değişmeler, genellikle zorla olmuştur. Burada değişme, belli bir hâkim yönetici grup tarafından zorla benimsetilmektedir. Bu değişimi kabul etmeyenler hapis, sürgün, idam, zorunlu vergi, ceza gibi yöntemlerle cezalandırılmakta veya cezalandırılmasa bile toplumun üst kademelerine hareket imkânı değişmeyi kabul edenlere tanınmakta; kabul etmeyenler sistem dışında tutulmaktadır. Fransız, Rus ve çin devrimlerinden sonra yeni toplumsal düzeni kabul etmeyen yüzbinlerce insanın çeşitli şekillerde cezalandırılması; İtalya'da faşist, Almanya'da nasyonal sosyalist (nazist) yönetimlerin rejim aleyhtarlarına karşı takip ettikleri cezalandırma politikası bunun örneklerindendir. Vietnam ve Kamboçya'daki olayların görüntüleri daha uzun yıllar unutulmayacaktır. Bu vahşet örneklerinin yanı sarı, Atatürk devrimleri de -fazla cezalandırma unsuru olmamasına rağmen- gene de zorlayıcılık vasfı bulunan devrim hareketleridir; medenî hukukta, yazıda, şapka devriminde bu, açıkça görünür.

Günümüzde sınaî gelişmenin, toplumsal değişmenin belli bir plan dahilinde yürütülmesi çalışmaları biraz daha yıllık ve on yıllık planlar toplumsal hayatın hangi alanında ne gibi değişiklikler yapılacağını göstermektedir.
Günümüzün demokratik ortamında, sosyal hayatın her alanındaki değişmeleri bir takım devrimler ve zorlamalarla yapma imkânı kalmamıştır. Hele demokrasinin iyice yerleştiği açık, sanayileşmiş toplumlar da kültürel ve sosyal değişmeleri zorla yapmanın imkânı kalmamıştır. Hattö devlet yönetimleri sosyal değişmeleri geriden takip eder, onlara uyar bir hale gelmişlerdir. Kitle iletişim araçlarının çeşitlenmesi ve güçlenmesi de -gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde bile- serbest toplumsal değişmeler sağlamaktadır. Yabancı eserler, radyo ve TV yayınları, yerli yayın organlarındaki yabancı programlar ve iktibaslar; insanlara, hazır çözümler vermektedir.
Toplumsal yapı, toplumun ihtiyaçlarına göre şekillenir. Mevcut yapı ve kültür, o toplumun yaşadığı eski ortamın, olayların ve ihtiyaçların ortaya çıkardığı bir kalıptır. Yeni durumlar ve ihtiyaçlar ise yeni yapılar, yeni davranış kalıpları gerektirir; bu durumları daha önce geçirmiş Batı toplumlarının bulduğu çözüm örnekleri geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelere sunulmakta ve çoğunlukla da aynen benimsenmektedir. İnsanlar, yeni şeyler yaratmadan çok, kendilerine sunulan örnekleri benimsemektedir. şu anda sosyal değişme genellikle serbest olarak cereyan etmekte; hattâ başta devletler olmak üzere çeşitli sosyal kurumlar bu değişmeyi kontrol altına almaya, millî ve orjinal niteliğini korumaya, hattâ bu arada sık sık gelişme ve değişmelere karşı çıkmaya çalışmaktadırlar. Buna rağmen toplumsal gelişme vedeğişme zamana ve toplumlara göre bazı değişiklikler göstermekle beraber devam edip gitmektedir.
12.2. Toplumsal değişme teorileri
Tarihte ve bugün toplumsal değişmenin nasıl olduğu, nereye doğru gittiği hususunda değişik teoriler vardır.
Bunlardan, 19. yüzyılın genel havasına uygun olarak ileri sürülen önü açık evrimsel teorilere göre toplumsal değişme; ilkellikten, vahşilikten medeniliğe doğru düz bir çizgi üzerinde gelişmekte ve devam etmektedir. Meselâ, A. Comte'un teolojik, metafizik ve pozitif aşamaları, zihniyet açısından insan toplumlarının nasıl geliştiğini ifade etmeye çalışmaktadır. L.H.Morgan'ın insan toplumlarını vahşi, barbar ve uygar olarak sınıflanması ve her toplumla birlikte insanlığın da genel olarak bu safhalardan geçtiğini ileri sürmesi, gene düz çizgide evrimsel bir teoridir.
İbn Haldun'un tarih ve toplum felsefesi, genellikle toplumu ve toplumsal kurumları canlı kabul etmesi bakımından ilginçtir. Toplumlar kurulur, kurulu düzen gelenekselleşerek bir süre böyle devam ettirilir ve sonra geleneksel yapı çevre değişmelerine, çağdaş gelişmelere ayak uyduramadığı faktörlere göre değişebilir, ama genellikle her toplum eninde sonunda bu kurala uyar.
19. yüzyıl düşünürlerinden H. Spencer de, İbn Haldun gibi toplumu bir canlı birim kabul eder. Aynı canlılar dünyasındaki evrim gibi toplumsal hayatta da homojenlikten heterojenliğe, basitten karmaşığa doğru bir evrim vardır. Toplumlar büyüdükçe ve geliştikçe, bazı görevleri üstlenen kurumlar farklılaşır ve bütünleşir; bütün kısımlar birbirlerine ihtiyaç askerî toplumlardan, gönüllü işbirliğine dayalı demokratik sanayi toplumlarına doğru gelişmektedirler.
Toplumsal değişmelerin zaman ve yer bakımından sınırları, hızları gibi hususlarda da değişik görüşler vardır. W.E. Moore, toplumsal değişmeyi birbirini izleyen ve giderek genişleyen halkalar biçiminde, bütün çevre toplumları ve giderek dünyayı da içine alan bir olaylar zinciri olarak yorumluyor. Buna karşı R.Nisbet, toplumsal değişmenin sürekli ve evrensel olmadığını, bazı yerlerde hızlı bir toplumsal gelişme ve değişme olurken bazı yerlerde yüzyıllar boyunca toplumsal yapının ve toplumsal kurumların değişmeden devam ettiğini belirtmektedir. Her toplumun kendine has bir değişim ve gelişim çizgisi vardır. Ayrıca bütün insanlığın da genel bir gelişim ve değişim yasası vardır. Ancak bütün insan toplumları tek bir çizgide, aynı hızla, aynı zamanda değil; ayrı ayrı zamanlarda, ayrı ayrı hızlarda ve ayrı ayrı yönlerde evrimleşirler. Kültür farklılıkları, dünya üzerinde çin, Türk, İran, Aztek, İnka, Batı vs. gibi ayrı kültür ve medeniyet çevrelerinin bulunmuş olması bunun delilidir.
Her toplumun içinde bir gerilim, bir iç-dinamizm vardır; toplumsal değişmenin itici gücü genellikle bu gerilimlerdir. Gerilimi olmayan bir toplum iç-dinamizmden yoksun, duraklama devrini yaşayan, hayatiyeti fazla olmayan toplumlardır. Gerilimlerin giderilmesi için toplumsal değişikler yapılır; değişme bazen gerilimi azaltır, bazen yeni gerilimler ortaya çıkarır.
Toplumsal değişmede bir başka teori, genellikle P.Sorokin'in temsil ettiği yükselmeli ve düşmeli toplumsal değişme teorisidir. Tek yönlü ve hep ileriye doğru giden değişme teorilerine karşı Sorokin, inişli-çıkışlı bir toplumsal değişimden bahsetmek*edir. Tarihte hiç bir toplumun, devletin ve sistemin gelişmesi hep yükselme şeklinde olmaz. Her toplumsal yapı, belli bir aşamadan sonra düşmeye, bozulup dağılmaya başlar. A.Toynbee ve O. Spengler'in tarihi yorumlama tarzları, tarihi bir külti:ır!er ve toplumsal sistemler mezarlığı olarak görmeleri -e bu görüşü desteklemektedir.
Kral Marx'ın temsil ettiği diyalektik materyalist görüş, toplumsal değişmeyi sınıflar arası çatışmaların yönettiğini iddia eder. Sınıflar arası çatışmalar yeni sonuçlar (sentezler) doğurur, bunların çatışması yeni dengelerin, çözüm yollarının aranmasına neden olur. Marx'ın bu varsayımı, bugünkü "sosyalist" toplumlar için de geçerlidir. Tarihteki ve bugünkü toplumsal değişmelerin ana dinamiği, sistemdeki çelişkiler ve sınıflar arası çıkar çatışmalarıdır; değişmelerin en son amacı da "sınıfsız" bir toplum yapısını kurabilmektir.
Amerikan sosyologlarından T. Parsons, toplumların evriminin zaman içinde ortaya çıkan yeni amaçlara ulaşmak için meydana gelen fonksiyon değişmelerinde yattığını belirtiyor. Ortaya çıkan yeni durumları ya eski kurumlar üstlenerek çözecek ya da bu işleri yapacak yeni kurumlar ortaya çıkacaktır; ama her halükârda eski ve yeni toplumsal yapılar arasında bir denge kurulacaktır. R. Merton da toplumsal değişmeyi, toplumun kendi iç gerilimlerinin ve iç işleyişinin bir sonucu olarak görmektedir.
Toplumsal değişmeyi bazı güçlü şahsiyetlerin çabalarına ve önderliklerine bağlayan düşünürler de vardır. Oluşum esnasında toplum yapısı insan kişiliğini etkiler, ama güçlü kişilikler -oluşumlarını tamamladıktan sonra- toplumsal ve kültürel sistemlere yön verebilirler. Ayrıca önder kişilerin dışında, toplumların insan şahsiyetine ve girişimciliğine verdiği değer de toplumsal değişmeleri etkilemektedir. Batı toplumları yüzyıllardan beri bireysel girişimleri destekleyen bir eğitim sistemini işletmeye çalışıyorlar. Batı liberalizmini ülkemiz için bir kurtuluş çaresi olarak öneren Prens M. Sabahattin Bey de bireysel girişime (ferdî teşebbüs) önem veren bir eğitim ve toplum düzeni kurmamız gerektiğini belirtiyordu.
12.3. Türk toplumunun "Batılılaşma" çabaları ve "modern insan"
Türk toplumu 18. yüzyıldan beri sürekli "Batılılaşma" çabaları içinde bulunmakta, ama bugün bile hâlâ sağlam bir metoda sahip olamamış ve "model" arayışlarını sürdürmektedir.
Türkiye, Avrupa'da doğan yeni uygarlığın daha başından itibaren farkında olmuştur; ancak başlangıçta Avrupa'dan daha üstün ve onlara karşı mücâdele eden bir devlet olması, din farklılığı dolayısıyla müslüman din adamlarının bunları "gâvur icadı" olarak nitelemesi ve Halife olmasına rağmen din konusunda bilgisiz olan padişahların bunları aynen kabul etmesi; Osmanlı Devleti'nin hızlı bir şekilde Batılılaşmasını engellemiştir.
Osmanlı ordularının Batı ordularına karşı yenilgisi, aslında, Batı uygarlığının Osmanlı-Türk uygarlığını geçtiğinin bir delili idi; ama bunun çaresi uzun zaman disiplinsizlikte ve eski kurumların bozulmuş olmasında zannedilmiştir. Bunun için eski kurumlar yeniden canlandırılmaya ve ülke içinde her yönden bir disiplin kurulmaya çalışılmıştır. Bundan başarılı sonuç alınmayınca eski kurumların bırakılarak yeni kurumların kurulmasına geçildi. Ancak biz, "tepeden inme" bazı tedbirlerle pratik çözümler peşinde koşarken, 18. yüzyılda Batı uygarlığı bir taraftan Kuzey Amerika'da, bir taraftan Rusya'da esaslı tedbirlerle yerleştirilmeye ve yayılmaya başlamıştı.
Batı medeniyeti, toplum yapısının temelinde ve ekonomik yapıda meydana gelen bir gelişme idi; Osmanlı yöneticileri ise Batılılaşmayı padişah fermanları ile oluverecek kolay bir şey zannediyorlardı. Gerçi 3. Selim ve Sultan Abdülmecit zamanında özel ve devletçi bazı sanayileşme girişimlerinde bulunuldu; ancak bu ekonomik yapıyı yaşatacak bir zihniyet yoktu ve girişimler başarılı sonuçlar vermedi.
Türkiye'nin Batıya yakınlığı, Batılılaşma hareketlerinde aslında bir avantaj olacağı yerde bir dezavantaj olmuş; Türkiye'nin uygulayacağı modernleşme programları Rusya ve Batı (Avrupa) ülkeleri tarafından sürekli olarak bozulmuştur. Ne zaman bir ıslahat hareketine girişilse, devlet kendini bir savaşın ortasında bulmuştur. Bütün bunlara rağmen Batılılaşma hareketleri devam etmiş; özellikle askerî okul sisteminde yapılan yeni düzenlemeler Batı örneğinde modern bir Türk ordusunun kurulmasını sağlamış; bu ordunun mensupları tamamen modern bir zihniyetle yeni devletin temellerini atarak Türk toplumunun modernleşmesindeki örgütsel engelleri ortadan kaldırmışlardır.
Ancak buna rağmen Rus ve Japon örneklerinde gördüğümüz gibi başarılı bir modernleşme sağlanamamıştır. Türkiye Batılılaşma işinde bir şeylerin ters gittiğinin ta baştan beri farkında olmuştur. Başarısızlığımız, pek çok düşünürümüz tarafından taklitçiliğe dayandırılmış; buna karşı kendi toplumumuzla Batı sistemini senteze geçirmemiz istenmiştir. Z. Gökalp bu sentezi Türkleşmek İslâmlaşmak - Çağdaşlaşmak olarak formüle ederken H.E. Adıvar Doğu - Batı Sentezi, İ.H. Baltacıoğlu, Türke Doğru - Batıya Doğru şekillerinde ifade etmiştir. Son yıllarda bazı düşünürlerimiz Osmanlı başarısının temelinde Anadolu'daki halkı Türk-İslâm sentezi içinde birleştirmenin yattığına dikkati çekerek, modern bir Türk toplumunun Orta Asya Türk, eski Anadolu uygarlıkları, Selçuklu ve Osmanlı kültürlerine dayanması gerektiğini belirtmişlerdir.
Atatürk devrimleri ve yeni Türkiye'nin siyasal yapısı Batılılaşma hareketimize bir taraftan yeni bir model verirken bir taraftan da bu husustaki bütün kapıları açmıştır. Cumhuriyet gibi bir yönetimin sağladığı demokratik-laik ortam içinde, millî benliğimizi kaybetmeden Batı uygarlığına girip orada etkin bir rol oynamamız mümkündür. Sonradan bu uygarlık prensiplerini kabul etmiş olan A.B.D., Rusya ve Japonya; Batılılaşma işinin farklı kültür ve toplum yapıları içinde de başarılabileceğini göstermişlerdir. Ancak Batılılaşma işinde, Batının ekonomik modelini benimsemiş olmamıza rağmen, hâlâ bazı hatalar yapmaktayız.
Mümtaz Turhan, Batının sosyal sistem ve kurumlarını aynen benimseyerek aktarmanın modernleşmemizi sağlayamayacağını, hattâ tamamen ters etkiler yaparak sosyal, kültürel ve ahlâki çöküntü ortaya çıkaracağını belirtiyordu. Onun yerine insanlarımızı Batının bilim zihniyetine göre yetiştirm?liydik. İnsanlarımızın bilgi ve görgüsünü artırmadan, düşünüş ve yaşayış tarzını değiştirmeden kalkınma, sanayileşme ve Batılılaşmamız mümkün değildi.

Batılılar ticaret, sanayi ve bürokrasi ile yeni bir düzen kurmuşlardır. Ticaret ve sanayi için gerekli olan sermaye birikiminin yanında, sağlıklı bir toplum olunabilmesi için, tarım alanında da teknolojik devrim yapmak gerekir.
Batılılaşma yakın tarihte ve bugün, gelişmekte olan pek çok ülkenin toplumsal değişim modeli olmuştur. Batılılaşma bugün "Batı" sözcüğünün arkasında toplumsal, ekonomik ve siyasal modernleşme, sistem değiştirme demektir. Batılılaşma, 20. yüzyıl başlarından beri çağdaşlaşmadır. Bugün dünyadaki çağdaşlaşma çabaları, çeşitli modeller içinde izah edilmeye çalışılıyor. Japonya "Batılılaşmadan çağdaşlaşan", kolonilikten bağımsızlık kazanan pek çok geri kalmış ülke "çağdaşlaşmadan Batılılaşan" ülkeler olarak niteleniyor; Türkiye'nin ise "Batılılaşarak çağdaşlaşmaya" çalıştığı, bu yüzden de -en zor yolu seçtiği için- bir çok sorun ve engelle karşılaştığına işaret ediliyor.
Çağdaşlaşma ve modernleşme bugün Batı modelinden soyutlanmaya; bir insan zihniyeti, bir sosyo-ekonomik kalkınma, bir bürokratik düzen, bilinçli bir açık toplum kurma çabaları haline gelmeye başlamıştır. Türkiye'nin çağdaşlaşma çabalarının halkla bütünleşerek yapılmamasında ve engellerle karşılaşmasına, modernleşmenin Batı ülkelerinde soyutlanmaması, mücâdele edilen "düşman" ve hıristiyan devletlerin bir modeli, sistemi olarak sunulması hatası da vardır, sanıyoruz.
Çağdaşlaşma, bireysel ve.toplumsal değişme demektir; akılcı ve pozitivist bir ruhun bütün insanlarda yerleştirilmesi; toplumda yaşayan bütün modern insanların o toplumun kültürel, ekonomik ve politik sistemlerine katılması demektir. çağdaşlaşma, teknoloji alanında, tarım ve sanayi alanında kalkınma; nüfus hareketliliği ve şehirleşme demektir. çağdaşlaşma, işbölümünün artması, bütün sosyo-ekonomik statülerin öğrenim ve çalışma ile kazanılması, iktidarın bir düzen içinde bürokratik sisteme dağıtılması, birbirlerinin haklarını sayan eşit insanların bulunması demektir.
Çağdaşlaşma, modern insan yetiştirme demektir. Modern insan, zamana önem veren, gelecek boyutu ağırlık kazanmak üzere üç zaman boyutu içinde yaşayan, kendi kendini kontrol eden, devletini ve milletini seven, bilime inanan, insanlara güvenen, yeni deneyimlere açık, yurtsever insandır. Modern insan demokratiktir; görüşlerini tartışma ve ikna yolu ile açıklar, planlı hareket eder.. çağdaş insan günlük hayattaki canlıları ve eşyaları kutsallaştırmaz, çünkü düşüncesini rasyonelleştirmiştir. çağdaş insan bürokratik düzeni bilir, bu alandaki örgütlere uyar, bunları basitleştirmeye ve mükemmelleştirmeye çalışır.
12.4. Eğitim ve toplumsal değişme
Eğitimin toplumsal değişmedeki gücünün ne olduğu çoktan beri tartışılmaktadır. Yani eğitim toplumsal değişmeyi sağlayan vasıtalardan biri midir, yoksa sadece genel toplumsal değişmeye ayak uyduran toplumsal kurumlardan biri midir?
Klâsik olarak eğitimin iki fonksiyonundan bahsedilmektedir; eğitim hem toplumun kültürel değerlerini hiç bozmadan genç kuşaklara benimsetecek, böylece toplumun bozulmadan sürekliliqini sağlayacak; hem de toplumun geleceğini güven altına almak için eleştirici, yaratıcı, yeni keşif ve buluşlar yapmaya, toplumsal değişmeyi sağlamaya çalışan kuşaklar yetiştirecektir.
Eğitimin bu iki fonksiyonu, sanayileşmenin başlamasından sonraki yüzyıllarca çatışma durumuna gelmiş; eğitim kurumları ve programları birbirine zıt gibi gözüken iki görevi yerine getirmek zorunda kalmışlardır. Bu nedenle hangi toplumsal unsurların korunarak ve belki de geliştirilerek gelecek kuşaklara aktarılacağı, hangilerinin değiştirilip unutturulacağı önemli bir sosyal politika sorunu olmuştur. Bunun yanı sıra sosyal politikacılar toplumların gelecekteki kısa ve uzun vadeli amaçlarını da tespit etmeli, okul organizasyonunu ve programlarını bu yönde düzenlemelidir.
Toplumsal değişmeyi sağlayan faktörler nelerdir? L. White bunu teknoloji, K. Marx ekonomi, M. Weber de ideoloji ve inanç sistemi olarak değerlendiriyor.
Bir toplumsal kurum olarak okul ve eğitimin genel toplumsal yapıyı şekillendirme ve değiştirme gücü yok mudur? Elbette vardır! Okullarda verilen pratik bilgiler ve davranış şekilleri, bir ülke insanlarını belirli idealler etrafında toplanmaya ve millî birliği sağlamaya çalışmaktadır. A.B.D.'nde çok karışık ırk ve milletlerden gelen insanların Amerikanlaştırılması; S.S.C.B.'nde Sovyetleştirilmesi ; çeşitli Avrupa ülkelerinde İkinci Dünya Savaşı'ndan önce halkın belirli ideolojiler etrafında toplanması; Çin'de, Küba'da, Vietnam'da komünist devrimlerden sonra halkın yeni devrim yönünde yetiştirilmesi için geniş eğitim kampanyalarının açılması buna çeşitli örnekler olarak verilebilir. Eğitimin, bu doğrudan değiştirme ve şekillendirme gücünün yanı sıra toplumsal değişmeyi hemen desteklemesi, belirli yönlerde toplumsal değişmeyi etkileme ve kontrof altında tutma gücü de vardır.
Ekonomik gelişmenin ihtiyaç duyduğu ve ilerdeki 5-10 yılda ihtiyaç duyacağı teknik elemanları, devlet ve özel işİetmeler bürokrasinin ihtiyaç duyacağı memurları okullar yetiştirmektedir. bazen okulların yetiştirdikleri ile sanayün ve bürokrasinin istediği elemanlar tam uyuşmuyor; bu, kişileri işbaşında yetiştiren meslek kursları ile giderilmeye çalışıyor, ama her türlü yetişmiş insan gücünün temel bilgilerini uzun yıllar alan okul kademeleri veriyor. Okullar, toplumun meslek yapısını doğrudan belirliyor, hatta meslek farklılaşması sınaî gelişim ile birlikte gidiyor ve okul sistemlerini etkiliyor. Okul, toplumsal değişmenin gerektirdiği yeni meslek sistemine hemen uyum yapmakta, o meslek alanındaki bilgileri toplayıp sistemleştirerek öğrencilere vermekte; bu şekilde toplumsal değişimi desteklemekte ve hızlandırmaktadır. Eğitimöğretim kurumlarının desteklemediği hiç bir toplumsal değişme başarıya ulaşamaz.
Ancak eğitimin de toplumları yöneten iktidarlar tarafından belirlendiği açıktır. Okulların iç ve dış kuruluş sistemleri, ders programındaki derslerin isimleri ve muhtevaları, öğretmenlerin ve yöneticilerin yetiştirilmesi merkezî hük-metler tarafından yapılmaktadır. Bu şekilde, eğitim toplumsal değişmeyi takip etmektedir.
Eğitim toplumsal değişmeyi başlatmıyor; toplumsal değişme bazı üstün insanlar tarafından başlatılır. Ancak başlamış olan bir toplumsal değişmeyi yayan, hızlandıran ve güçlendiren eğitim-öğretim çalışmalarıdır. Ayrıca eğitim, çeşitli sosyal değişmelerin temellerini de hazırlayabilir. Bir taraftan pozitif toplum değerlerini yerleştirirken bir yandan eleştirici ve hür düşüncenin temellerinin atılması, gelecekteki kültürel değişmelerin kabulünü ve yönlendirilmesini sağlayacaktır.
A.F.C. Wallace'a eğitim, farklı toplum tiplerine göre farklı fonksiyonlar üstlenir; d e v r i m c i toplumlarda kültürel değişim ve yeni bir ideoloji ahlâkı kazandırma; t u t u c u toplumlarda liberal-entellektüel bir öğretim vermekte; r e a k s i y o n e r toplumlarda ise geçmiş toplum düzenlerini ve ahlâk sistemlerini aynen devam ettirme eğiliminde bulunmaktadır.
W.L.Warner'a göre eğitim, ilerdeki toplumsal ve kültürel yapıya yeni insan yetiştirme görevini üzerine almalıdır; eğitim, ancak mevcut toplum yapısına göre düzenlenirse başarılı olabilir. H.A. Toffler'a göre de eğitim geleceğe yönelmelidir; insan için sadece geçmişi ve şimdiki zamanı anlamak kâfi değildir; geçmiş geride kalmıştır ve şimdiki zamanda da yaşadığımız her an geçmişe akıp gitmektedir. Gençler sosyal değişmenin yönünü ve hızını iyi öğrenmeli, geleceğe yönelik planlar geliştirmelidir.
Okullar, öğrencilere şu üç şeyi öğretmelidirler:
* S e ç m e : Kişi, gelecek toplumların karmaşıklıjı ve imkân genişliği içinde kendi yolunu, yapacağı seçim ve tercihlerle
çizecektir.
* İlişki k u r m a : Yaşama hızı arttıkça ve karşılaştıkça insan toplumları büyümektedir. Ancak insanlar arasındaki iletişim bağlarını kurmak ve bu hususta teknikler
geliştirmek de eğitimin görevidir. * Ö ğ r e n m e : Gelecek için, bilgi vermekten çok bilginin kullanılmasını öğretmek önemlidir. Artık insan hafızası bilgi depolama merkezi olmaktan çıkacak, elinin altında bilgiyi depolanmış bulacaktır. Geleceğin aydın insanı çok bilen değil, bilgileri en iyi kullanandır. "Yarının câhili, okuma-yazma bilmeyen değil, nasıl öğrenmesi gerektiğini öğrenemeyen kişi olacaktır."
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Gaziantep'te meydana gelen bıçaklı kavgada 16 kişi yaralandı. Korax Yurttan Haberler 0 09-05-2009 08:32
Rusya Dakİ Bİr TÜnelde Meydana Gelen ÇeŞİtlİ Kaza GÖrÜntÜlerİ paparazi Enteresan Resim ve Videolar 0 05-04-2009 08:38
Asya Hun Devletinin sosyal kültürel ekonomik yapısı Yaso TaRiH 0 01-06-2009 09:26
Fiziki sebeplerle meydana gelen deri hastalıkları уυѕυƒ Cilt Hastalıkları 0 07-02-2008 14:38
Afrika'da meydana gelen büyük uçak kazaları Haberci Dünyadan Haberler 0 06-11-2008 10:58


Şu Anki Saat: 18:36


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows