Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > >

Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk)

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-20-2011, 19:19   #1
ßy_KraL
 
ßy_KraL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Nerden: AleM'in KraL'ı
Mesajlar: 978
Tecrübe Puanı: 478
ßy_KraL has a reputation beyond reputeßy_KraL has a reputation beyond reputeßy_KraL has a reputation beyond reputeßy_KraL has a reputation beyond reputeßy_KraL has a reputation beyond reputeßy_KraL has a reputation beyond reputeßy_KraL has a reputation beyond reputeßy_KraL has a reputation beyond reputeßy_KraL has a reputation beyond reputeßy_KraL has a reputation beyond reputeßy_KraL has a reputation beyond repute
ßy_KraL - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Tarıh Dersı Proje Odevii L2

Osmanlıda Denizcilik Nasıl Bir Gelişme Göstermistir
__________________


Herkeze İyi Forumlar ...!


»ßy_KraL-EmeKTaR«



ßy_KraL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-20-2011, 19:23   #2
webmaster02
Moderator
 
webmaster02 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2009
Mesajlar: 441
Tecrübe Puanı: 1000
webmaster02 has much to be proud ofwebmaster02 has much to be proud ofwebmaster02 has much to be proud ofwebmaster02 has much to be proud ofwebmaster02 has much to be proud ofwebmaster02 has much to be proud ofwebmaster02 has much to be proud ofwebmaster02 has much to be proud of
Standart

Osmanlıda Denizcilik

Osmanlı devletinin önemli başarılar elde ettiği pek çok saha var. Her birine teker teker temas etmek demek, bütün bir tarihi, yeniden dillendirmek demek ki, doğrussu bizce pek hoş olur. Ama, haddimizi bilelim de sadece, bu önemli başarılarda çok önemli yer tutan bir sahadan, yani denizcilikten bahsedelim:

Ülkemizin her tarafı denizlerle çevrili, doğal olarak “ Osmanlıda denizcilik gelişmesin olacak iş değil” diyoruz. Evet gelişmiş, Anadolu topraklarına ayak basış, Asyadan gelen atalarımızı denizle çok yakından tanıştırmış. Artık bu gün deniz bize kardeş, hatta Karadeniz gibi bazı bölgelerimizde hava su gibi bir ihtiyaç haline gelmiş. Şimdi geliniz, denizle olan yakınlığımızın geçmişini tarih kitaplarından öğrenelim.

Vaktiyle, Denizcilik Türklerin daha önce hiç bilmediği bir konu olduğundan, Osmanlı Devleti’nde donanmanın gelişmesi diğer müesseselerden daha zor olmuş. Orta Asya’da kurulan Türk devletleri kara devletleri olduğundan, denizcilik bilinmiyordu. Bu devletlerin Basra Körfezi, Hazar Denizi gibi denize ulaştıkları yerlerde ise, karşılarında denizden gelen bir tehlike bulunmadığından denizciliğe lüzum görülmedi. Türkler ancak Anadolu’ya geldikten sonra gerçek manada denizle tanıştılar. Malazgirt’ten hemen sonra Anadolu’nun büyük bir kesimini fetheden Türkler, Anadolu’yu elde tutmak için kuvvetli bir donanmaya sahip olmak gerektiğini hemen farkettiler. Bilhassa Batı Anadolu kıyılarını Bizans, Venedik, Ceneviz ve diğer Latin devletlerinin taarruzlarından korumak için denize açıldılar. Selçuklular ve Beylikler döneminde zaman zaman Adalar denizinin kontrolünü ellerinde tuttular.

Osmanlılar’da denizcilik iki koldan gelişti. Birinci kol, müstakil ve kendi himmetleriyle denize açılan leventlerdi. Karada akıncıların yaptığı hizmeti denizde leventler yapıyordu. Denizciliğin ikinci kolu ise, devletin teşkil ettiği donanma kuvvetleriydi.

Osmanlılar Orhan Gazi devrinde Marmara denizine ulaşır ulaşmaz, bölgedeki şartlar gereği donanma kurdular. Hiç denizcilik tecrübeleri olmadığı halde, küçük gemilerle Marmara’ya açıldılar. Bu donanma, Marmara denizinde faaliyet gösterdi ve Bizanslılar’la muhatap oldu. Akça Koca’nın komutanlarından, bu gün kendi adı ile anılan Karmürsel'de medfun Karamürsel Bey, İzmit Körfezi’nin güney kıyılarını zaptetti ve bu bölgede bir tersane kurarak inşa ettiği hafif ve süratli gemiler ile Bizans donanmasının bu kıyılara yaptığı taarruzları durdurdu. Karamürsel ismi verilen bu teknelerin daha sonra yeni şekilleri yapıldı fakat isim aynı kaldı ve yakın zamana kadar sahil güvenlik teknelerine verilmeye devam etti. Yine bu sıralarda Orhan Gazi’nin bu küçük donanma ile Bizans üzerine başarısız bir seferini görüyoruz.

1354 yılında Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa ve komutanlarının Çanakkale Boğazı’nı geçerken ağaç kütüklerini dana derileri ile bağlayarak yaptıkları salları kullandıkları rivayet edilir. Bize hoş gelen bu rivayet Osmanlı tarihçileri arasında kabul görür. Oysa tarihçiler şu notu düşüyorlar: önceki vakalara bakarsak böyle bir rivayete temkinli yaklaşmak gerekir; çünkü, küçük de olsa Osmanlılar’ın elinde gemiler mevcuttu. Eğer Süleyman Paşa gerçekten salları kullanmışsa, bunun sebebi belki de dikkat çekmemek veya süratli bir biçimde karşıya geçmek idi. Süleyman Paşa Gelibolu’yu fethederek Osmanlı donanmasının üssü haline getirdi.

Orhan Gazi devrinin sonlarına doğru Haçlılar, Türklere karşı daha fazla ilerlemelerini engellemek için, çeşitli tedbirler düşünerek uygulamaya koydular. Öncelikle Şark sularında sürekli donanma bulundurma kararı alındı. Gayet muhkem İzmir limanında üslenen bu donanma Anadolu kıyılarındaki halka yıllarca eziyet etti. Diğer bir tedbir, Osmanlı üzerine Haçlı Seferi düzenlenmesiydi. Bütün girişimlere rağmen bu davete sadece Fransa’daki Savua kontu Amadée müspet cevap verdi. Kadırgalarla gelerek Gelibolu’ya saldırdılar. Yeterli donanmaya ve mahir denizcilere sahip olmayan Osmanlılar mukavemet edemeyerek mağlup oldular. Bu suretle elden çıkan Gelibolu 1376’ya kadar Bizans’ın elinde kaldı.


Yıldırım Bayezid’in tahta geçmesiyle beraber Osmanlılar’ın yaptığı hızlı fetih hamleleri donanmaya olan ihtiyacı iyice su yüzüne çıkardı. Bu hızlı fetihler Avrupa’da yankılar uyandırdı ve yeni bir Haçlı Seferi üzerinde görüşmeler başladı.

İşte bu sırada Osmanlı diplomasisi harika bir surette işledi. Bu devletlerin ve milletlerin arasındaki husumetten istifade edilerek, onları kızdıracak hareketlerden kaçınıldı. Gerçekten o yıllarda Avrupa’nın durumu, Osmanlılar’a geni bir diplomatik ve askerî manevra sahası teşkil ediyordu. Papalık’ın gittikçe azalan nüfuzu, Balkanlar’daki Ortodoks milletlerin Katolik Latinler’e karşı düşmanlığı, Venedikliler ile Cenevizliler arasında Doğu Akdeniz hakimiyeti yüzünden patlak veren savaşlar, bu milletlerin Osmanlı’ya karşı ittifaklarını önlemişti. Osmanlılar bu durumdan son derece mahirane manevralarla istifade ettiler ve bazen bir tarafı, bazen diğer tarafı destekleyerek, büyümeyi sürdürdüler.

Öte yandan, Venedikliler ve Cenevizliler, bütün Haçlı seferlerine donanma ile katıldılar. Zor durumda olmalarından dolayı Cenevizliler, Osmanlılar’la, Venediklilerden daha iyi geçindiler. Osmanlılar bu iki yüzlü siyasete karşı mehter takımının adımları gibi iki ileri bir geri hamle yaparak, bu devletlerin elindeki toprakları mükemmel zamanlamalarla fethederken, bir taraftan da denizcilik alanında atılımlarını hızlandırdılar. Meselâ, Osmanlı akıncılarının hızlarını alamayarak fethettiği Kroya ve İşkodra kentleri Yıldırım Bayezid tarafından Venedikliler’e iade edildi. Yine bu yüzden, Haçlılar’ın elinde bulunan Aşağı İzmir kalesine ve şehrine dokunulmadı. Batı Anadolu sahillerinin fethedilmesi sık sık bu sahilleri yağmalayan Haçlı korsanları ile problemlere sebep olunca, Yıldırım Bayezid bir dizi uygulama ile denizcilik alanında hamleleri başlattı. Gelibolu’da kadırgalar için bir liman kazıldı ve bir kule inşa edildi. Bu sırada Saruca Paşa komutasına verilen donanma, adalardaki korsan yataklarını vurdu.

Ankara Savaşı’nı takip eden Fetret devrinden sonra Mehmed Çelebi tek başına tahta oturunca denizci devletlerle dostane münasebetler kurarak diplomatik tedbirlere devam etti. Ankara Savaşı’nın ardından Timur, Haçlılar’ın elindeki Aşağı İzmir kalesini ele geçirmiş ve Aydınoğlu Cüneyd Bey’e vermişti. Kaleyi almak için şehri karadan kuşatan Çelebi Mehmed’e Rodos şövalyeleri de denizden donanma ile yardım etti. Şehri ele geçiren Mehmed Çelebi, Rodoslular’ın önceden yaptırdığı muazzam kaleyi bir gecede yıktırıverdi. Bu durumu gören Rodos şövalyelerinin üstad-ı azamı kalenin yeniden yapılmasına izin verilmediği takdirde ağır donanma ile Osmanlı kıyılarına saldıracaklarını söyleyince Mehmed Çelebi, İzmir yerine Bodrum kalesini şövalyelere vererek bu badireyi atlattı. Bu hareketi ile hem bu fesad yuvası yok edildi hem de Haçlı donanması boğazlardan biraz daha uzaklaştırılmış oldu.

II. Murad zamanında Selanik şehri yüzünden Venedikliler’le ilişkiler tekrar bozuldu. Bizanslılar şehri Venedikliler’e satmış, ancak Ortodoks Selanik halkı Katolik Latinlerin idaresini kabul etmemişti. Öte yandan, II. Murad da bu şehrin Latinler’in elinde olmasına asla razı olmayacağını bildirdi. Avrupa’ya giden yollar üzerinde bulunan bu liman kenti Venedik gibi denizci bir devlete bırakılamazdı. Kısa bir süre sonra II. Murad kenti fethetti. Buna kızan Venedikliler tekrar Gelibolu’ya saldırdı. Limanın bir zincirini kırmalarına rağmen Türkler Venedikliler’i bozguna uğrattılar ve amiral gemisini batırdılar. Bir süre sonra Venedikliler yeni bir donanma ile Çanakkale Boğazı’nın Anadolu istihkamlarını zaptederek muhafızları öldürdüler. Bu olaylardan sonra Venedikliler Eğriboz adasının elden çıkmasından, Osmanlılar ise Venedik donanmasının kıyılara taarruzundan çekinerek anlaşmayı uygun buldular. Donanmanın bu başarısına rağmen II. Murad’ın Varna Savaşı öncesi Anadolu’dan Rumeli’ye Ceneviz gemileriyle geçmesi, Osmanlı donanmasının hâlâ istenilen seviyede olmadığını göstermektedir.

Fatih’e kadar, mühim bir mesele olmasına rağmen donanmaya yeterince önem verilemedi. Kara savaşları, Bizans’ın fitneleri sonucu çıkan şehzade isyanları, Timur yenilgisi ve denizde alınan mağlûbiyetler donanmanın gelişmesini geciktirdi. Düzenli kara ordusunun I. Murad zamanında teşkil edilmesine rağmen, düzenli bir donanma ancak Fatih döneminde oluşturulabildi. Kuruluş devrinde, hattâ Fatih zamanında bile donanmada kara ordusu komutanları ve kara askerleri görev yapıyordu. Devlet, II. Bayezid zamanına kadar denizciliği ve donanmayı kurumlaştıramadı. Bunun sebebini, Türklerin denizci bir millet olmayışına bağlayabiliriz.

Kuruluş devrinin donanma faaliyetlerine bakarsak, bunların genel tarih açısından pek mühim olmadığı görülür. Ancak bu devirde alınan mağlûbiyetlerin yeni kurulan bir devlete ağır darbeler olarak yansıyacağı da bir gerçektir. İlâ-yı Kelimetullah’ı gaye edinen Osmanlılar, hiçbir tecrübeye sahip olmadıkları bu konuda aldıkları mağlûbiyetler ve düştükleri zor durumlardan gerek askerî, gerekse siyasî tedbirlerle sıyrılmış, büyük bir azim, cesaret ve kararlılıkla bu çetin şartların üstesinden gelerek neticede dünyanın en güçlü donanmasına sahip olmuşlardır. O dönemde Osmanlılar’ın yaşadığı bu süreç siyasî ve askerî tarih açısından fikir verici ve ufuk açıcı mahiyete sahiptir.


PİYALE PAŞA VE SEFERLERİ (Bugünkü tarih ise, piyale paşanın cerbe adasını fethi)


Türk tarihi şanlı denizcilerle ve deniz zaferleriyle dolu. Onlardan biri Kaptan-ı Derya Piyale Paşadır. Bütün Osmanlı leventleri gibi, küçük yaşta bahriyeye katılmış ve eşsiz kabiliyet ve disiplini sayesinde, Kaptan'ı Deryâ'lığa kadar yükselmiştir. (1554) Devşirme olarak saraya alınmış ve Enderunda yetişmiştir.

Fransanın osmanlı devletinden yardım istemesi üzerine TURGUT REİS ile birlikte Akdenize açılmış ve İtalyanın güneyindeki REGGİO KALESİNİ, ardından da Fransız donanmasıyla birleşerek Elbe adasını almıştır. Daha sonra Cezayir kıyısındaki Oranı ve TUNUS kıyısındaki BİZERTEYİ ele geçirmiştir.

Akdeniz de o günkü Türk üstünlüğünden ürken Avrupalılar,... İspanya, Papalık, napoli, Cenova, Florensa ve Malta Şövalyeleri,birleşerek büyük bir Haçlı Donanması meydana getirmişler ve .. CERBE adasını basmışlardır...

Müttefik hıristiyan donanmasının CERBE adasını işgali üzerine Piyala paşa 1560 ta yeniden Akdenize açılmış ve Turgut reis ile birlikte, Akdenizi karış karış parsellemişler ve düşmana aman ve zaman vermemişlerdir.

Ardından da 2. Selimini kızı GEVHER sultanla evlenerek saraya damat olmuştur.1565 te Malta seferine çıkmıştır.TURGUT REİSin öldüğü bu seferde Serdar Kızıl Ahmedli Mustafa Paşayla düştüğü anlaşmazlığın da etkisiyle başarısızlığa uğramıştır.

Kanuni Sultan Süleyman Zigetvar seferine çıkmadan önce, Sakız adasının alınmasıyla görevlendirilen Piyala paşa ,1566 da Sakız adasını osmanlı egemenliği altına aldıktan sonra 1568 de 2. selim tarafından üçüncü vezirliğe getirilmiştir.

Piyale Paşa 1573 yılında, 220 parçadan meydana gelen donanmayla, son seferine açıldı. Meşhur denizci Kılıç Ali Paşa da yanındaydı. Bütün Akdenizi mübârek SEHER YELİ gibi dolaştılar... Venedikle sulh yapılması üzerine, Cihanın Payitahtı, Der'seâdet'e döndü... bu sırada hanımının ağabeyi Üçüncü MURAD, tahta geçmişti. Kendisini ikinci Vezirliğe tayin etti. 2 yıl daha yaşasaydı, Vezir'i Âzâm olabilirdi. Fakat 1578 yılının soğuk bir ocak gününde, rûhunu HAK'ka teslim eyledi...

Bugün bile ekseriya denizcilerin namaz kıldığı ve Mimar sinana yaptırdığı , İstanbul Kasımpaşa'daki Piyale Paşa Câmii yanındaki türbesine defnedilmiştir. Eyüb Sultan'da, Sakız adasında ve Kilitbahir'de de birer câmi yaptırmıştır... Oralarda kılınan her namazdan sonra okunan her FATİHA, şüphesiz PİYALE Paşa'nın ve onunla birlikte denizlerde can vermiş bütün şanlı leventlerin rûhuna da ulaşıyor...
__________________
Soru Cevap Bölümü Sorularınız Elimizden Geldiği Kadar Cevaplamaya Çalışıcaz Saygılarımızla Bilqi Forum
webmaster02 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-20-2011, 19:24   #3
webmaster02
Moderator
 
webmaster02 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2009
Mesajlar: 441
Tecrübe Puanı: 1000
webmaster02 has much to be proud ofwebmaster02 has much to be proud ofwebmaster02 has much to be proud ofwebmaster02 has much to be proud ofwebmaster02 has much to be proud ofwebmaster02 has much to be proud ofwebmaster02 has much to be proud ofwebmaster02 has much to be proud of
Standart

Osmanlı İmparatorluğu’nun modern bir devlet anlayışı ile denizlere yönelik teşkilatlanması Sultan Yıldırım Bayezid döneminde (1389-1403) başlamıştır. Yapımına 1390 yılında başlanan Gelibolu Deniz Üssünün 1401 yılında tamamlanması ile birlikte “Kaptan-ı Derya/Kaptan Paşa” terimi de Osmanlı Deniz Kuvvetlerinde ve devlet hiyerarşisinde yerini almıştır. Kaptan-ı Derya’lık (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı) makamı ilk kez bu dönemde kurulmuş ve Saruca Paşa tarihimizin ilk Kaptan-ı Deryası olmuştur. Bu dönemde, Gelibolu, Çanakkale Boğazı ve Marmara’yı korumada önemli roller üstlenmiş; aynı zamanda Osmanlı Ordusunun Rumeli Seferleri’nde ileri üs görevi yapmıştır. Bir çok ünlü Türk Amirali gibi, iki büyük deniz haritacısı Piri Reis ve Ali Macar Reis de Gelibolu’da yetişmiştir. Gelibolu Tersanesinde Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u Fethi’ne kadar 150 parça gemi inşa edilmiştir.

Ünlü Türk Bilgini İbn-i Kemal tarih kitaplarında Gelibolu’yu şöyle tasvir etmektedir: “Gelibolu’da doğan çocuklar timsah gibi su içinde büyürler. Beşikleri ecel tekneleridir. Sabah ve akşam gemilerin silistre avazesiyle (sesiyle) uyurlar.”

Ancak, Yıldırım Bayezid’in 1402 yılında Orta Asya’dan gelen Timur’un ordularına Ankara Ovası’nda yenilmesi Türk Denizciliğini olumsuz yönde etkilemiştir. Durağan bir dönem geçiren Osmanlı Donanması, İstanbul’un Fethi’nden sonra atağa kalkmış ve Türk Denizciliği, tarihinin en parlak dönemini yaşamıştır. Saadet Yüzyılı veya Zaferler Yüzyılı olarak adlandırılan bu döneme (1453-1571) Türk denizciliği, hem askeri denizcilik hem ticaret filoları hem de deniz bilimleri açısından damgasını vurmuştur.

İstanbul’un Fethi’nden sonra Bizans mirasına sahip olan Osmanlılar, Fatih Sultan Mehmet döneminde (1451-1481) Karadeniz ve Ege’den sonra Akdeniz’e yönelmiştir. Bu konuda Katip Çelebi’nin yapmış olduğu değerlendirme, deniz stratejisi açısından tarihi belge niteliği taşımakta ve dönemin devlet adamlarının ileri görüşünü ve jeopolitik dehasını ortaya koymaktadır: “Gizli değildir ki bu Osmanlı Devleti’nin en büyük dayanağı olup şanına iş güç edinip, önem verilmek ön sırada bulunan deniz işleridir. Zira bahtı gelişen devletin revnak ve ünvanı iki denize ve iki karaya (Burada kasıt Akdeniz, Karadeniz, Anadolu ve Rumeli’dir.) hükmetmektedir. Bundan başka, Osmanlı Ülkesi’nin çoğu adalar ve kıyılar olduğundan, hele saltanatın yöresi, yani İstanbul’un velinimetinin iki deniz olduğundan şüphe yoktur.”

Aslında, İstanbul’un Fethi için gemilerin 1453 yılı ilkbaharında karadan getirilerek denizlere indirilmesi, Osmanlı Devleti’nin stratejik açıdan Deniz Kuvvetlerine verdiği önemin bir göstergesi ve belki de Türk denizciliğinin Saadet Yüzyılı’nın ilk habercisi olmuştur. İnebahtı (Lepanto) Yenilgisi (1571)’ne kadar sürecek olan yaklaşık bu 100 yıllık dönemde Osmanlı Donanması zaferden zafere koşmuştur.

Fatih Sultan Mehmet’in 1455 yılında Kasımpaşa’da kurmuş olduğu İstanbul Tersanesi (Tersane-i Amire), uzun yıllar dünyanın en büyük tersanelerinden birisi olarak tüm yabancı ülkelerin hayranlığını kazanmıştır. Sultan II.Bayezid döneminde (1481-1512), Burak ve Kemal Reisler denizleri kullanmada gösterdikleri maharet ve deniz muharebelerindeki kahramanlıkları ile büyük saygınlık kazanmışlardır. Venedik gemileri tarzında 1495 yılında inşa edilen “GÖKE” adı verilen iki büyük gemi bu dönemin eseridir. Türk Deniz Tarihi’nin en büyük bilim adamlarından biri olan ve özellikle kartografi çalışmaları ile tüm dünyada büyük yankılar uyandıran Muhiddin Piri Reis, 1513 ve 1528 yıllarında iki ayrı dünya haritası yapmıştır.

Piri Reis'in Dünya Denizcilik Tarihi’ne diğer bir hediyesi de 1521 ve 1525 yıllarında iki kez yayınladığı ünlü, “Bahriye (Kitab-ı Bahriye)” adlı kılavuz kitabıdır. Bu emsalsiz çalışmada, usta bir denizci gözlem ile Ege ve Akdeniz her açıdan incelenmektedir. Yavuz Sultan Selim (1512-1520)’in Mısır’ı fethetmesi ile Kızıldeniz ve Hint Okyanusu da Türk Denizciliğinin ilgi alanına girmiştir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’a yönelik kara harekatında Türk Donanması çok büyük lojistik destek sağlamıştır. Yavuz Sultan Selim’in başarıları ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuzey Afrika’da bir güç merkezi haline gelmesi, Akdeniz’de bağımsız olarak faaliyet gösteren Türk ve Müslüman denizcileri Osmanlı Devleti ile kaynaştırmıştır.

Yavuz Sultan Selim, güçlü bir deniz gücü olmadan Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’da tutunamayacağını bilerek, Veziri olan Piri Mehmet Paşaya şu direktifi vermiştir: “Hristiyan ülkeler denizi gemilerle örtüyorsa, benim sularımda Papa’nın, Fransa, İspanya Kralları’nın sancakları dalgalanıyorsa, bunun sebebi, senin tembelliğin, benim de hoşgörümdür. Artık çok güçlü bir Donanmaya sahip olma zamanı gelmiştir, büyük bir Donanma istiyorum.”

Bu tarihi direktif, Türk Denizciliğinin fikri alt yapısının gelişmesinde ve döneme uygun güçlü bir deniz gücü oluşturulmasında kilit rol oynamıştır. Önce İstanbul’daki tersanelerin kapasiteleri artırılmış; denizcilerin eğitimi daha bilimsel esaslara dayandırılmış; daha sonra Kuzey Afrika’daki Türk Denizcilerini Osmanlı İmparatorluğu bünyesine katmanın yolları aranmıştır.

Yavuz Sultan Selim’in, Barbaros Hayreddin Paşanın temsilcisi Aydın Reis ile İstanbul’da yaptığı görüşme sonrasında Türk denizcileri hızlı bir bütünleşme sürecine girmiştir. Yavuz Sultan Selim’in Aydın Reis ile Barbaros Hayreddin Paşaya hediye olarak gönderdiği som sırma ayetler yazılı yeşil sancak ve flandra, sürekli olarak Donanmanın sancak gemisinde Osmanlı Devleti’nin gücünün ve denizcilik bilincinin bir sembolü olarak dalgalanmıştır.

Yavuz Sultan Selim’in ölümünden sonra Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) da Osmanlı Donanmasına büyük önem vermiş, Türk Denizciliğine altın çağını yaşatmıştır. Bu dönemde Barbaros Hayreddin Paşa (Hızır Hayreddin Reis, Barbaros ismini daha çok yabancılar kullanmış, ancak bu isim yaygınlaşmıştır.), kardeşleri Oruç ve İlyas Reisler, Selman Reis, Murat Reis, Seydi Ali Reis gibi bir çok ünlü Türk Denizcisi Akdeniz’de adeta rakipsiz kalmışlardır.

Kanuni Sultan Süleyman, 1533 yılında Barbaros Hayreddin Paşayı İstanbul’a davet ederek, Kaptan-ı Derya ilan etmiştir. Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul Tersanelerinde yeni gemiler inşa ettirerek, Donanmayı daha da güçlendirmiş ve Deniz Kuvvetini Osmanlı Devleti’nin denizlerdeki uzantısı ve dış politikasının vazgeçilmez bir unsuru haline getirmiştir.

Barbaros Hayreddin Paşa, üstün denizcilik bilincinin yanı sıra emsalsiz bir taktisyen olduğunu, 27 Eylül 1538 tarihinde Haçlı Donanmasına karşı yaptığı Preveze Deniz Savaşı’nda göstermiştir. Osmanlı Donanması, kendisinden üstün düşman kuvvetleri ile en iyi yer ve zamanda ve taktik baskınla savaşa başlamış, Haçlı Donanmasının en zayıf kesimine üstün kuvvetlerle ve ustalıkla manevralar yaparak, taarruz etmiştir.

Taktik baskının yarattığı sürpriz etkisi Andrea Doria komutasındaki birleşik Haçlı Donanmasını şaşkına çevirmiş; Haçlı Donanması panik içerisinde dağılarak, büyük kayıplarla geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu zafer, Akdeniz’deki Türk hakimiyetini tam anlamıyla pekiştirmiştir. Preveze Deniz Zaferi, büyük bir şeref ve gurur abidesi olarak Türk denizcilerine ışık tutmakta ve zaferin kazanıldığı 27 Eylül günü her yıl Deniz Kuvvetleri Günü olarak coşku ve heyecanla kutlanmaktadır.

Diğer taraftan, Hadım Süleyman Paşa 72 parçadan oluşan Donanma ile 1538 yılında Umman Denizi’ne açılarak Aden’i ele geçirmiş; daha sonra Hindistan’a ulaşarak burada Portekizlilerle çarpışmıştır. Osmanlılar, doğudaki deniz ticaret yollarının kontrolü uğruna uzun yıllar yoğun çaba sarf etmiştir. Bu kapsamda, Selman Reis, Piri Reis, Murat Reis ve Seydi Ali Reis gibi ünlü denizcilere, “Süveyş Kaptanı” ünvanı verilmiş ve bu Amiraller, Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nda uzun yıllar Portekiz Donanması ve diğer ülkelere karşı deniz kontrolü uğrunda mücadele vermişlerdir.

Kanuni Sultan Süleyman, 1543 yılında İspanya karşısında zor durumda kalan Fransa’nın yardım talebi üzerine Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Donanmayı Fransa’ya göndermiş ve bu sefer Barbaros Hayreddin Paşanın son seferi olmuştur. Turgut Reis, Barbaros Hayreddin Paşanın 1546 yılında ölümünden sonra Kaptan-ı Derya’lık makamı için en uygun kişiydi. Kaptan-ı Derya, bilindiği üzere Osmanlı Hükümeti’nin vezir seviyesinde doğal bir üyesiydi. Bu makam için seçim, zaman zaman bir takım entrikalara da sahne olmuş; denizcilikle hiç ilgisi olmayan kişiler de bu makama atandırılmıştır.

Kaptan-ı Derya’lık makamına getirilmemesine rağmen, Turgut Reis bütün gücüyle Osmanlı Donanmasına hizmet etmiştir. Türkleri Kuzey Afrika’dan çıkarmak için Trablusgarp’ı geri almaya gelen Haçlı Filosu’na karşı ani bir taktik baskın düzenleyen Kaptan-ı Derya Piyale Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması, 14 Mayıs 1560 günü icra edilen “Cerbe Deniz Muharebesi” sonucunda Haçlı Donanması karşısında kesin bir zafer kazanmıştır. Bu zafer, Akdeniz’de Türkleri adeta rakipsiz bırakmıştır. Cerbe’de kazanılan bu zaferde en büyük pay sahiplerinden biri olan Turgut Reis, 1565 yılında ileri yaşına rağmen katıldığı Malta Kuşatması’nda şehit olmuştur.

Türk Denizciliği, “Saadet Yüzyılı” adını verdiğimiz bu dönemde Salih Reis, Aydın Reis, Murat Reis, Selman Reis, Seydi Ali Reis, Hasan Reis, Piyale Paşa, Kılıç Ali Paşa gibi ünlü denizcileriyle başarıdan başarıya koşmuş; bu yüzyılda Türk savaş gemileri Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nda faaliyet göstermiş; bu denizlerde üstünlüğünü rakiplerine kabul ettirmiş; İmparatorluğun dış politikasının ideal bir uygulama aracı olarak, güç göstererek veya güç kullanarak siyasi hedeflerin ele geçirilmesinde önemli rol oynamıştır.

Türk Denizciliği, 16’ncı yüzyıldaki göz kamaştırıcı başarısını: Üst düzeydeki denizcilik bilgisine, gemi yapımındaki üstün tekniğine, günümüzde bile hayranlık uyandıran lojistik destek sistemi ve üs zincirine, sahip olduğu mükemmel düzeydeki deniz haritalarına ve en önemlisi tüm bu konuları değerlendirip uygulayabilecek, üstün nitelikte denizciler yetiştirmesine borçludur. Osmanlılar, kadırgaları, barçaları, pergendeleri, baştardeleri ile mavi enginliklerde dolaşan usta denizcileri, ünlü haritacıları, gök bilimcileri ve savaş kahramanları ile 16’ncı yüzyılda tarih yazmış ve bu çağa tartışmasız olarak damgalarını vurmuşlardır.

Kanuni Sultan Süleyman’ı takip eden hükümdarların deniz sorunlarına aynı duyarlılıkla yaklaşmamaları, Kaptan-ı Derya’lık makamına denizcilikle ilgisi olmayan, ancak Saray’a yakın olan paşaları getirmeleri Osmanlı İmparatorluğu’nun denizlere hakim olduğu altın çağının yavaş yavaş etkisini kaybetmesine sebep olmuştur. Nitekim bunun ilk acı örneği, 1571 yılının Ekim ayında İnebahtı (Lepanto)’da İnebahtı Deniz Savaşı'nda yaşanmıştır. Katip Çelebi, “Tuhfetü’l-Kibar fi Esfari’l-Bihar (Deniz Seferleri Hakkında Büyüklere Armağan)” adlı eserinde, Saadet Yüzyılı’ndan sonra ortaya çıkan denizlerdeki gerileme ve çöküntüyü denizcilerin daha önceki meslektaşlarının bilgi ve beceri düzeyinde olmamasına bağlamakta ve onları uyarmaktadır: “Reisler deniz ilmini bilmeye sıkı önem vereler, pusula ve harta (harita) işlerinde gafil olmayalar ve bilenlere de büyük iltifat edeler. Onunla bilmeyenler de heves edip öğreneler.”

Bu savaşta göstermiş olduğu cesaret ve feragatın karşılığı olarak Sultan II.Selim: Uluç Ali Reise, “Kılıç Ali Paşa” adını vererek, Osmanlı Donanmasına Kaptan-ı Derya olarak atamıştır. Donanmanın yeniden inşası yönünde ilk anda umutsuzluğa kapılan Kılıç Ali Paşayı dönemin Sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa tarihe geçen şu sözleri ile harekete geçirmiştir: “Paşa, sen henüz bu Devlet-i Aliye’yi bilmemişsin. Vallah böyle itikat eyle, bu devlet o devlettir, murad ederse cümle Donanmanın lengerlerini (demirlerini) gümüşten, resenlerini (halatlarını) ibrişimden, yelkenlerini atlastan etmekte suubet (güçlük) çekmez.” Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ve Kılıç Ali Paşanın büyük çabaları sonucu kış mevsimi olmasına rağmen, beş ay gibi kısa bir sürede İstanbul ve Gelibolu Tersanelerinde olağanüstü bir gayret gösterilerek en az eskisi kadar güçlü bir Donanma yeniden inşa edilmiştir. Ancak, bu kez de savaşta şehit olan denizcilerimiz nedeniyle ciddi bir personel sorunu yaşanmıştır. Kılıç Ali Paşanın yoğun çabaları neticesinde, 1587 yılındaki vefatına kadar geçen on beş yıllık sürede Akdeniz’deki deniz kontrolümüz devam etmiştir.
__________________
Soru Cevap Bölümü Sorularınız Elimizden Geldiği Kadar Cevaplamaya Çalışıcaz Saygılarımızla Bilqi Forum
webmaster02 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Soru 9.SINIF DİL VE ANLATIM DERSİ I. YAZILI YOKLAMASI+CEVAPLARI SORULAR 1. Dilin işl Yaso Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 1 11-14-2009 08:50
Tarİh Nedİr? _ѕєηєм_ TaRiH 0 11-08-2008 14:16
Tarİh Bİlİmİne GİrİŞ уυѕυƒ Tarih Testleri 0 04-11-2008 21:11
Tarİh Genel Tekrar Tarama Testİ уυѕυƒ Tarih Testleri 0 04-11-2008 21:10
Tarİh Bİlİmİ Ve İlk ÇaĞda Anadolu Uygarliklari уυѕυƒ Tarih Testleri 0 04-11-2008 21:07


Şu Anki Saat: 06:14


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows