Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > >

Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk)

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 05-05-2015, 22:48   #1
Korax
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 34
Mesajlar: 21.062
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart eski meslekler nelerdir

Geçmişin en gözde meslekleri artık sadece birer resim olarak duvarları süslüyor. Acaba tamir ettirecek eşyamız mı olmuyor, yoksa hızla üretilenleri tüketmek için mi yarışıyoruz?

Toplumda ne değişti ki tamir devri kapandı, kullan at devri başladı? Teknolojik gelişmeler insanları işsiz bırakmakla kalmıyor, bazı meslek dallarını da yok ediyor.

Çocuğunuz "Ben büyüyünce külekçi olacağım" dese tepkiniz ne olurdu? Mekatronik mühendisi, nükleer fizik mühendisi, nano teknoloji mühendisi, astronot, pilot veya bilim insanı olmak varken nereden çıktı şimdi bu "külekçilik" ve nedir, ne yapar bu "külekçi"?

Birçoğumuzun adını bile duymadığı, ne işe yaradığını bile bilmediği birçok meslek dalı teknolojinin gelişmesiyle birlikte tarih oldu, isimlerine ancak ansiklopedilerde rastlanıyor. Ancak şunu unutmamak lazım ki isimlerini bile duymadığımız küfecilik, kutnuculuk, külekçilik, çerçilik, sapçılık, keçecilik ve daha birçok meslek bir zamanlar bu topraklar üzerinde en gözde ve revaçta olan mesleklerdi.

Uygulama sahası kalmayan bu meslekler teknolojinin geldiği noktayı göstermesi açısından bir referans kaynağı olabilir. Bugün revaçta olan mesleklerin bir gün gelip eski mesleklerin akıbetine uğramayacağını kimse garanti edemez. İşte sizlere geçmişin gözde mesleklerinden bir demet…

Külekçi

Külek; bal, yoğurt, yağ, pekmez, süt gibi gıda maddelerini saklamaya ve taşımaya yarayan kulplu veya kulpsuz mutfak aleti olarak kullanılır. Külekler sayesinde çabuk bozulabilecek yiyecek ve içecekler köylerden kasabalara, kasabalardan şehirlere taşınır. Bozulmadan her şeyi muhafaza edebilen küleklere ekmek ve tuz da konulur, hatta bunların kendine özgü bir şekli olurdu. "Külekçiler çarşıları"nın kurulması, küleklerin önemini gösterir. Külek yapımında beyaz dut, siyah dut, sultani söğüt ve ceviz ağacından elde edilen keresteler seçilir. Testerelerle pürüzsüzce kesilen tahtalar marangoz boyası ile boyanır. Boyanan tahtalar iyice ıslatılır ve ısıtılır. Böylece yumuşatılan ahşap kırılmadan hazır hale getirilir. Kol gücüyle çalışan merdaneli ilkel makineden geçirilerek kıvrık hale getirilir ve çivilenerek kuruması beklenir. Kuruyan tahtalar birleştirilerek perçinlenir. Daha sonra istenirse sap ve kapak takılır.

Sepetçi

Sepet genellikle sorgun, saz, kamış, kestane ağacı, fındık ağacı, saman sapı, böğürtlen dalı, ince ve esnek Hint hurması gibi bitkilerin dallarının yarılıp örülmesi yoluyla yiyecek veya eşya taşımak için üretilir. Sepetler kulplu ya da kulpsuz taşıma veya saklama kabıdır. Sepetin yapılacağı malzeme, sepetçi ustası tarafından "yarma demiri" adı verilen bir alet ile düz ve uzunlamasına yarılır. Elde edilen yassı şeritler aralarına yontulmamış çubuklar konularak, bir alttan bir üstten geçirilerek örgü yapılır. Bu örgü hasır örgüsüne benzer. Kullanım alanına göre çeşitli boy ve şekillerde üretilen sepetler genellikle ince, uzun ve koni şeklinde olur.
Ambalaj ve paket sanayinin gelişmediği dönemlerde sepetler, tarlada, bağda, bahçede, çiçekçilikte, zeytincilikte, balıkçılıkta, meyve ve sebzelerin taşınmasında ve daha akla gelmeyen pek çok alanda kullanılır.

Sapçılık

Sap bir aletin, bir kabın elle tutularak kullanılan kısmıdır. Sapı yapanlara da "sap ustası" denir. Kazma, bel, kürek, balta, keser, çekiç ve benzeri gibi aletlerin sapları aletlerin boylarına ve kullanılacakları amaca göre seçilir. Saplar eğer balta, kazma gibi fazla güç gerektiren işlerde kullanılacaksa bunlar için meşe, gürgen, kavlak (çınar), dut gibi sağlam keresteli ağaçlar tercih edilir. İstiflenen saplar istenilen boyutlarda kesilerek ortalama on gün kadar güneşte bekletilerek sağlamlığı ölçülür ve fırınlanır. Daha sonra da istenilen aletlerde kullanılmak üzere ayrılır. Ne yazık ki günümüzde benzer işlerle uğraşan esnafa rastlamak oldukça zordur.

Çerçicilik

Çerçi, boncuk, iğne, lastik, makas gibi tuhafiye eşyaları yanında akla gelebilecek birçok eşyayı içerir. Çerçicilik de bu tuhafiye eşyalarını köy, pazar ve benzeri yerlerde dolaşarak satan gezginci esnaftır. Çerçiliğin ortaya çıkış sebeplerinden en önemlisi ulaşımın zor olduğu, alışveriş yapmanın kolay olmadığı yerlerde yaşayanların ihtiyaçlarını karşılanmasıdır. Bu nedenle de çerçiler şehirlerdeki pazarlardan, çarşılardan çeşitli ürünleri kasabalara ve köylere getirir. Çerçi yaklaştığında mutlaka üzerindeki eşyalar birbirine çarpar ve değişik sesler çıkarır.

TENEKECİ

Tenekeleri keserek ve şekillendirerek çeşitli eşyalar yapma işidir.
Tenekeciler, çatı oluğu, soba, boru, huni, fıskiye, yağ ve peynir kapları gibi pek çok şey yaparlar.

MACUNCU

“Macun” adı verilen baharatlı, tarçınlı, yumuşak ve yapışkan şekerlemeyi yapma işidir.
Macuncular, tepsileriyle ya da arabalarıyla sokaklarda dolaşırlar. Macun tahta bir çubuğa dolanarak satılır.
Macunun çilekli, limonlu, portakallı, naneli gibi farklı çeşitleri vardır.

KALAYCILIK

Bakır kapların kalayla kaplanması işidir.
Kalaycılar, kalaylanacak kabın ezik yerleri varsa bunları örs ve çekiç yardımıyla düzeltirler.
Ardından kum ve kömür kullanarak kapları temizler, parlatır ve sonra kalayla kaplarlar.
Kalaylanmamış bakır kaplarda pişirilen yemekler zehirlenmelere yol açabilir.

ŞERBETÇİLİK

Meyve suyuyla şekerli suyu karıştırarak “şerbet” adı verilen içeceği yapma işidir.
Şerbetçiler, şerbeti “şerbet güğümü” ya da “tuluk” adı verilen özel kaplarda ve soğuk
olarak satarlar.

DEMİRCİLİK

Tarım işlerinde kullanılan tırpan, orak, çapa, kazma, balta, keser gibi çeşitli araç ve gereçleri yapma işidir. Demirciler ayrıca çekiç, balyoz, nal, çivi, kapı kilidi gibi pek çok şey yaparlar.
Demirciler demiri, kızgın ateşte ısıtıp yumuşatırlar. Sonra “örs” adı verilen bir çelik parçasının üzerine koyup çekiçle döverek şekil verirler.

DEĞİRMENCİLİK

Buğday, arpa, mısır ve benzeri tahılların parçalanıp eleklerden geçirilerek yani öğütülerek un haline getirilmesi işidir. Bu işin yapıldığı yerlere “değirmen” denir.
Değirmenler insan yerine hayvan ya da su gücü gibi farklı bir güç kaynağından yararlanılan ilk yerlerden biridir.

YORGANCILIK

Yorgan dikme işidir.
Yorgancılar, pamuk ya da yün gibi bir dolgu malzemesini iki kumaş arasına yerleştirirler. Sonra elde dikerek bunu yorgan haline getirirler. Yorgan dikilirken, üzerine çeşitli motifler de yapılabilir.

BASMACILIK

Basmacılık, üzerine kabartma şekiller oyulmuş kalıpların boyaya batırılıp kumaşa bastırılarak kumaşın desenlendirilmesi işidir.
Basmacılar, genellikle masa örtüsü, nevresim ve yazma gibi eşyaların üzerine desen yaparlar.
Basmacılıkta kullanılan kalıplar genellikle ıhlamur ağacından yapılır.

ÇÖMLEKÇİLİK

Toprak ya da kili şekillendirip fırınlayarak eşya yapma işidir.
Çömlekçiler çanak, çömlek, testi, sürahi, bardak, vazo, küp gibi çeşitli eşyalar yaparlar.
Çömlekçilik ilk olarak MÖ 7000’li yıllarda ortaya çıkmış.

HALLAÇ

Yünü ve pamuğu, yay ve tokmak gibi özel aletlerle kabartma işidir.
Hallaç tarafından kabartılan yün ve pamuk, yastık, yorgan, şilte yapımında kullanılır.
Hallaçlara, işlerini yaparken yünü ve pamuğu bir yerden bir yere attıkları için “atımcı” da
denir.

URGANCILIK

Keten, kenevir, pamuk gibi bitkilerin liflerinden “urgan” adı verilen ince halat yapma işidir.
Halı, kilim ve benzeri dokumaların üretiminde urgan kullanılır.

ARZUHALCİLİK

Mektup, dilekçe ve benzeri resmi yazıları bir başkası için yazma işidir. Arzuhal sözcüğü
“dilekçe” anlamına gelir.
Arzuhalciler, çeşitli devlet kuruluşlarının yakınında, sokakta çalışırlar.

NALBANTLIK

1700’lü yıllarda Osmanlı İmparatorluğu döneminde ortaya çıkmış bir meslektir.
At, eşek, katır ve benzeri hayvanların tırnaklarına nal çakma işidir. Nalbantlar, nal çakarken “nal tokmağı” adı verilen tahta tokmaklar ve “nallama” adı verilen özel bir çekiç kullanırlar. Hayvanların tırnak bakımını da yaparlar.

Taş İşçiliği

TAS ISÇILIGI, Yerlesik hayata geçmeleriyle birlikte Türklerin hayatinda tasin önemli bir yeri olmustur. Selçuklular’dan baslayarak Türkler, tasi sanatkarane bir sekilde islemeye, kemer ve nakis süslemeye büyük önem vermislerdir. Han, hamam ve kervansaraylarda, bugün bile hayranlikla izlenen benzersiz örnekler ortaya koymuslardir. Günümüzde hem tasin öneminin azalmasi hem de “sanatkar” bakisin kaybolmasiyla birlikte tas isçiligi de giderek azalmaktadir.

Diğer Eski Meslekler ve Görevleri

Attarlar (Eczanelerden önce onlar vardı)

Osmanlı döneminde, usta-çırak usulüyle yetişen attarlar, ilaç yapımında kullanılan hammaddeleri satan ve ilaç hazırlayan esnaf topluluğuydu.
Bu meslek erbabı, dış ülkelerden getirilen nebati, hayvani ve cemadi hammaddeleri kökçü denilen esnaftan aldıkları maddeleri ve kendilerince hazırlanan ilaç tertiplerini satıyorlardı. Bunların arasında amel, basur, öksürük hapları, pehlivan yakısı, çocuk macunu ve yara merhemini saymak mümkün.
Kimi İstanbul attarları ise kaliteli hammadde elde etmek için bahçelerinde adaçayı, biberiye, boruçiçeği, hatmi, kekik, kudret narı, oğulotu, reyhan ve zater gibi tıbbi bitkiler yetiştirip yaprak ve köklerini zamanında toplayıp kurutarak tezgaha koyarlardı.
İstanbulâ?? da 17. yüzyılda ilgili maddeler satan 300 macuncu, 41 gülsucu, sekiz ilaç yağı satıcısı, 70 dekçi attar, iki bin hoca attar, 35 amberci, 25 buhurcu, üç bademyağcı dükkanı vardı. Ancak 1850â??lerde bu sayılarda düşüş başladı. Bunda bugünkü eczanelerin çoğalması ve hazır ilaçların ülkeye girmesi etkili oldu.

Ayvazlar (Her biri emre amade)

Avrupa malikanelerindeki servantların bir benzeri olan ayvazlar, XVIII. Yüzyılda Osmanlı yaşantısına katıldı.
İşe koyulmuş, hazır bekleyen anlamına gelen bu kelime, çoğu Van yöresinden gelen ve konaklarda çalışma imkanı bulan Ermeni gençlerine deniyordu. Kimi zaman Kürtler'den de ayvazlık yapan oluyordu. Tercih sebepleri ise beden gücüne sahip işlerde becerikli olmalarıydı. Ayvaz istihdamı, Osmanlı'nın batıya açılışıyla birlikte yazın sayfiyelere kışın konakları arası ilişkilerin artmasıyla yaygınlaştı.
Konaklardaki ayvazlar bekçilik yapar, geleni karşılar, oda kapılarında emir için bekler, yemek servisi yapar, odun kırar, su taşır, çarşı Pazar işlerine bakar ve gerektiğinde kayıkçılık bile yapardı. Ayvazların ahır ya da ambara bitişik olan kaldıkları yere ise ayvaz evi denirdi. Ayvazlar kalıpsız fes, hem Ermeni hem de ayvaz olduklarını gösteren mor veya mavi bir puşi, sırtlarında sarta yada omuzdan iliklenen kapalı yelek, siyah şalvar, kaba kundura, renkli çorap ve siyah kuşak giyerlerdi. II. Meşrutiyet döneminde yaşanan kıtlıkla birlikte varlıkları sona erdi.

Cezzarlar (Seyyar kasaplar)

Şehirlere yerleşimin artmasıyla birlikte pek çok esnaf gibi cezzarlar da yerleşik düzene geçti.
Esnafın henüz yerleşik hayata geçmediği eski dönemlerde cezzarlar, tıpkı ciğerciler gibi omuzlarında üzerine etler dizilmiş bir sırık, ellerinde etleri kesecek büyük bir bıçak ve bellerine bağlı bir peştemalla sokaklarda dolaşırlardı.
Mallarını satabilmek için de semiz ya da semiz etlerim var diye bağırırlardı. En çok satışı pazarlarda yaparlardı. Şehirlere yerleşimin artmasıyla birlikte pek çok esnaf gibi cezzarlar da yerleşik düzene geçti.

Çığırtkanlar (Olmazsa olmazlar)

Herhangi bir şey üzerine ilgi toplamak, müşteri çekmek için yüksek sesle bağırtılan adamlardı.
Herhangi bir şey üzerine ilgi toplamak, müşteri çekmek için yüksek sesle bağırtılan adamlardı. İstanbulâ??da çarşı Pazar boylarında kendilerine mahsus edebiyatı olan bir tabakaydı.
Sokaklarda seyyar dolaşan satıcıların her birinde bir çığırtan çalışması zorunlu gibiydi. Bunların başında da Mahmutpaşa çarşısı ve Büyük Kapalıçarşı dükkanlarının çığırtkanları geliyordu.

Kassarlar (Havuzda kuru temizleme)

Eski kayıtlarda kassar şeklinde tesadüf edilen çırpıcı kelimesi Türk diline çırpmak kökünden geldi.
Eski kayıtlarda kassar şeklinde tesadüf edilen çırpıcı kelimesi Türk diline çırpmak kökünden geldi. Boyalı şeyleri çırpıp suya vuran anlamına gelir.
Kassarlar ise özel bir şekilde inşa edilmiş taş havuzlarda halı, kilim, tülbend, keçe ve benzeri şeyleri yıkama yani suda çırparak temizleyen kişilere denirdi.

Kemankeşler (Geçmişin okçuları)

Ok, Türklerâ?? in savaşta en büyük silahları, okçuluk da barışta en büyük sporlarıydı.
Türk boyları dünyanın dört bir yanına dağılırken ok ve yayı da beraberlerinde götürürdü. Osmanoğulları da fethettikleri her diyarda bir okmeydanı inşa ederlerdi. Fetihten sonra İstanbul'da da bir okmeydanı kuruldu. II. Bayezid döneminde buraya bir de okçular tekkesi yapıldı.
Tekkede toplantı ve idman salonlarının yanı sıra hocalar için özel daireler, kemankeş denilen okçulara ücretsiz yemek dağıtan bir aşevi vardı. Ancak okmeydanında ok savurmak için okçu lisansı sayılan kabze alınması şarttı. Bunun için 900 gez (596 m) mesafeye ok düşürmek gerekiyordu.

Mahyacılar (Sadece Ramazan ve bayramlarda çalışırlardı)

Kurulmadan önce kareli bir kağıt üzerine kalıbı hazırlanıp kandillerin yeri belirlenirdi.
Ramazan ve bayram gecelerinde çift minareli camilerde iki minare arasında gerili iplere kandiller asarak yazı yazma ya da şekil yapma geleneği, İslam dünyasında sadece Türklere özel olup özellikle İstanbul'da gelişmiş bir sanattı.
Mahyacılar, çifte minareli camilerin minarelerinin arasında â??dış mahya; Ayasofya, Sultanahmed, Süleymaniye ve Nuruosmaniye camilerine de â??iç mahya kurarlardı. Bir mahya için yaklaşık 8 kg yağ harcanırdı. Kurulmadan önce kareli bir kağıt üzerine kalıbı hazırlanıp kandillerin yeri belirlenirdi.

Sakalar (Günümüzün sucuların yaya hali)

Eski İstanbul evlerinde su ihtiyacı çeşitli şekillerde karşılanırdı.
En basit çözüm tabii ki her evin yakınındaki çeşmelerdi. Fakat onlarda çok kalabalık olurdu. Böylece saka loncası, evlere para karşılığında su taşıyan kişileri bir araya getirdi. Bu 19. yüzyılın sonuna kadar devam etti. Saka, her gün bıraktığı kırba sayısı kadar evin kapısının kenarına tebeşirle işaret koyardı.
Ay sonunda da paralarını toplardı. Fakat hemen hemen her ay müşteriyle saka arasında para toplama zamanı gelince kavga çıkardı. Bazı kesimlerse sakalardan şikayetçiydi çünkü sakalar bazı çeşmeleri kendi mülkleriymiş gibi kullanır buradan su aldıktan sonra çeşmenin suyunu da kesip giderlerdi.

Savatçılar (Modası 150 yıl geçmedi)

Arapça kara anlamına gelen sevad sözcüğünden gelen savar, gümüş üzerine kara nakışlar yapılan bir sanat dalıydı.
Savat yapılmadan önce önce bu işin tatbik edileceği eşyaların; tokaların, kemerlerin, hançer kabzalarının, tütün tabakalarının, muskaların ve dua taslarının yüzeylerine kalemkarlar tarafından çeşitli şekillerin işlenmesi gerekirdi. Bundan sonra savatçılar belirli oranlarda gümüş, bakır, kurşun ve kükürt karışımından elde ettikleri bir alaşımı dövüp tülbentten geçirerek ince siyah bir toz hazırlarlardı.
Bunu söz konusu motif, yazı ve resimlerin üzerine kuru olarak sıvayarak â??ekme savat, toza boraksla karıştırıp macun haline getirdikten sonra sürmek suretiyle de sürme savat yaparlardı. I. Dünya savaşı öncesinde Vanâ??da 120 dükkanda 400 dolayında savatçı ustası ve kalfası vardı. Ayrıca Sivas, Erzincan, Trabzon ve Samsun'da da bu sanat çok gelişmişti. Öyle ki savatlı Türk tabakaları tim Avrupa'da özellikle de Paris kuyumcularında kendine yer edinmişti. Anayurdu Dağıstan olan savatçılık, Osmanlı'da 150 yıl kadar altın devrini yaşadı.

Seleciler (Ruhsatlı dilenciler)

Yünden hırkaları, ellerinde alemleri, başlarında hasırdan destarları olan dilenciler 16. ve 17. yüzyıl Osmanlısı'nda yedi bin taneydi.

Tanzifatçılar (Zamanın çöpçüleri)

Pirleri Verrad Berberi olan tanzifatçılar, 17. yüzyılda 500 nefer kadardı.
Üzerilerinde kırmızı ve siyah meşin kaftanlar vardı. Başlarında teke ve hamid külahları, omuzlarında uzun sırıklar üzerinde çapa demir, arkalarında müdevver ağaç tenekeler, ellerinde kazmalar, süpürge, kürek, omuzlarında zembil, harar ve har ü haşak sepetleri bulunur, ta ki kasıklarına kadar battal siyah çizmeler giyerlerdi.
Çöp çıkaram diye bağırarak sokaklarda dolaşır, evlerin kapılarını çalarak aldıkları çöpleri sırtlarındaki küfelere yükleyerek götürürlerdi. Bu kişiler çoğunlukla ermeniydi. O zamanlar şehrin meydanları gayrımüslimlere temizlettirilir, caddeleri yeniçeriler süpürür, sokakları mahalle halkı süpürürdü. Ama yine de İstanbulâ??un çok temiz bir şehir olduğu söylenemezdi.
O yıllarda bakacak kimsesi olmayan, bir iş yapamayacak kimselere cer kağıdı denilen dilenme ruhsatı verilirdi. Ruhsatı olmayanın dilenme izni yoktu. Ancak bunu pek önemseyen yoktu.
Bunun için Tanzimattan önce hepsini kontrol altına almak amacıyla bir esnaf zümresi kabul edildi. Eyüp Camii merkez kabul edilerek Seele Kethüdalığı adıyla bir kahyalığa bağlandı.


Alıntı
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hasibe Mazıoğlu hayatı biyografisi Fearleon Biyografiler 0 02-25-2015 16:44
Rüya nedir islamda rüya nedir rüyanın sözlük anlamı nedir Yaso Off Topik 0 02-01-2014 11:11
Eski televizyonun özellikleri nelerdir?Yeni televizyonun özellikleri nelerdir? Yaso Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 0 09-22-2013 11:44
Eski ve yeni ölçüm araçları nelerdir? yazarsanız sevinirim cevabı iceride Yaso Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 0 09-18-2013 17:51
yerel cevremizde yapılan isler meslekler nelerdir Yaso Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 0 05-19-2013 19:40


Şu Anki Saat: 21:19


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows