Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > >

Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk)

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 10-08-2015, 19:02   #1
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart insanin cografya ve doga uzerindeki olumsuz etkileri cevap iceride

İnsan Davranışları ve Coğrafya

Kainat içinde yer alan Güneş sistemi içindeki gezegenlerden sadece birini teşkil eden dünya üzerini temsil eden yeryüzünün bir parçası veya tamamı üzerindeki doğal, beşeri ve iktisadi olayları inceleyen coğrafya ilminin temel felsefesini insan oluşturur. İnsansız bir coğrafya ilmi düşünmek imkansızdır. İnsansız bir coğrafya ilmi, olsa olsa içi boş bir teneke kutuya benzer. Çünkü coğrafya ilminin araştırma sahası olan yeryüzü, üzerinde insan yaşadığı için bu ilmin çalışma konusunu teşkil etmiştir. Güneş Coğrafyası, Kuyruklu Yıldız Coğrafyası gibi ilim yoktur. Sadece ve sadece Dünya ve dünya üzerindeki çeşitli olguların coğrafyası vardır. Doğal Coğrafya, Beşeri Coğrafya, İktisadi Coğrafya gibi. Eğer İnsanoğlu, yaşama alanını gelecekte genişletir ve uzayın derinliklerinde yeni yaşama alanları keşfederse, gelecekte Coğrafyanın sınırlarının daha da genişlemesi mümkündür.
Coğrafya ilmi, yeryüzündeki olayları incelerken, özellikle dağılışlarını, aralarındaki bağlantıları, sebep ve sonuçlarını ortaya koymaya çalışır ve burada esas önemli mesele tüm bu olayların dağılışlarını, bağlantılarını, sebep ve sonuçlarını incelerken, birinci planda hep insan vardır. Kısacası coğrafya; “Yeryüzündeki mevcut olan bu olay, insana ne gibi etkisi vardır? İnsanlığa faydası ve zararı ne ölçüdedir? İnsanoğlu için bu olay nasıl faydalı kılınabilir?” gibi sorulara cevap aramaya çalışır. Bu durum Dünya genelinde olduğu gibi, Türkiye için de aynıdır.
İbn Haldun, “Mukaddime” adlı eserinde şu bilgilere yer verir; “Kuzeyde güneş gözle görülebilecek veyahut buna yakın bir dairede bulunur, ahalisinin başları semtine veyahut bu semte yakın olan yerlere gelmez. Bundan dolayı sıcaklık azalır, bütün mevsimlerde soğuk şiddetli olur ve bunun tesiri ile ahalisinin derisi beyazlaşır, tüy ve kılları azalır ve seyrekleşir. Soğuğun şiddeti gözlerin rengine de tesir ederek gözler mavi rengine girer, ciltler alaca ve benekli olur.” İbn Haldun soğuk bölge insanlarını böyle tarif ettikten sonra ılıman ve sıcak mevsimlerde yaşayanların özelliklerini de belirtir ve en üstün meziyetlere sahip olan insanların ılıman iklimlerde yaşayanlar olduğunu belirtir.
Coğrafya-İnsan ve Türkiye üçgeninde konu ele alındığında, Türkiye ve Türk insanı açısından çok ilginç ve çarpıcı sonuçlara varılır. Her şeyden önce, coğrafi mekan ile İnsan arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu ilişki, karşılıklı olup, olumlu veya olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir.
Türkiye’nin coğrafyası çok çeşitlilik arz eder. Coğrafi özellikleri ayrıntılı bir şekilde incelendiğinde görülür ki, Türkiye; Asya kıtasının tümünde görülen özellikleri kapsar. Bu sebeple Türkiye’ye “Küçük Asya” adı verilmiştir. Yüzölçümü bakımından dünya ülkeleri arasında orta sıralarda (dünyada mevcut olan 192 bağımsız ülkeler arasında yüzölçümü bakımından 35.sırada yer almaktadır) yer alan Türkiye; 7 coğrafi bölgeye, 21 Coğrafi bölüme ve ayrıca çok sayıda coğrafi yöre ve alt yöreciğe ayrılmaktadır.
Türkiye’nin bölgeleri, bölümleri, yöreleri ve hatta alt yöre ve yörecikleri, ayrı ayrı incelendiğinde, birbirinden oldukça farklı özellikler taşıdığı görülmektedir. Kuşkusuz coğrafi alandaki farklılıklar, Türk insanına da önemli ölçüde etkilemektedir. Kesin ifadeler olmamakla beraber, coğrafi özelliklerinden kaynaklandığı ileri sürülen, çok sayıda halk deyişi, bilmece, şiir, şarkı, türkü, destan, masal, efsane, hikaye ve fıkra vardır. Dilerseniz bunlar üzerinde biraz duralım. Gerçi bu konu ile ilgili açıklamalarımızın doğruluğu mutlak bir kesinlik ifade etmemektedir. Bizim amacımız burada, halk kültürü ile coğrafi şartlar arasında bağlantılar kurmaktır. Bu bağlantılar arasında, istisnai durumlar olabilir.
Halk dilindeki deyişlerden bazıları; “Su akar, Türk bakar”, “Yörükler inat ve kaba olur”, “Yörükler keçi gibi inat olur”, “Kaz uçar da Laz uçmaz mı?”, “Doğu insanı, iklimi gibi sert olur”, “Güneyin insanı sıcak olur”, “Sahil insanına pek fazla güvenilmez”, “Dağ insanı kaba ve sert olur”, “Ova insanı uysal olur”, “Kayserililer uyanık olur” ve benzeri deyişler devam eder gider. İşte bu deyişlerin çoğunda gerçeklik payı vardır ve bunlar çoğu kez o bölgenin coğrafi şartlarından kaynaklanır.
Anadolu yarımadası çok yüksek bir sahayı oluşturur. Kıtaların en yükseği olan Asya kıtasının ortalama yükseltisinden bile fazla yükseltisi vardır. Asya kıtasının ortalama yükseltisi 1010 m. iken, Türkiye’nin ortalama yükseltisi 1130 m.yi bulur. Bu yüksekliğinden dolayı, üzerinde çok sayıda akarsu vardır ve bu akarsular hızlı akışlıdır. Sulamada yararlanılabilmesi için, baraj, gölet ve kanalların yapılması gerekir ve bunların olabilmesi için çok fazla miktarda yatırıma ihtiyaç vardır. Öte yandan geçmişte göçebe çobancılık ile geçimini sağlayan Türkler, bugün bile pek fazla tarıma gereken önemi vermezler. Bu sebeple, “Su akar, Türk bakar” sözü darb-ı mesel olmuştur. Bu söz, akarsu kenarında kurulmuş olmasına rağmen, akarsudan yeterince yararlanamayan yerleşme merkezlerimiz için de ayrı ayrı uyarlanmıştır. Anadolu’daki yöresel araştırmalarımız esnasında, çoğu yörelerimizde bu sözün değişik biçimlerini işittik.
“Yörükler inat ve kaba olur”, “Yörükler keçi gibi inat olur” gibi sözler ise, Yörüklerin genel karakterleri için söylenmiş ise de, Yörüklerin yaşadığı coğrafi mekan ile yakından ilişkilidir. Bilindiği gibi, Yörükler Batı Anadolu’da Aydın ili sınırlarından başlayıp Adana ve Kahramanmaraş illeri sınırlarına kadar Toros dağlarının hemen hemen bütünü teşkil eden geniş bir coğrafyada yaşarlar. Yaşadıkları mekan olan Toroslar, çok engebeli ve dağlıktır. Bitki örtüsünün genel karakterini maki ve çam türleri teşkil eder. Maki topluluğu, keçi besiciliğini teşvik etmiştir. Uzun yıllar, keçi besiciliği ile uğraşan Yörükler, temel gıdasını teşkil eden keçiden dolayı inat ve yaşadıkları dağlık alanların ortaya koyduğu sert ve haşin şartlardan dolayı kaba tabiatlı olmuşlardır. Kuşkusuz bu genellemenin istisnaları da vardır. Ancak çoğu Yörüklerde inatlık ve kabalık bir haslettir ve zaman zaman Yörükler kendi aralarında da bu tür sözleri söylerler. Şehirleşme ve eğitim, kuşkusuz bu hasletlerin kaybolmasında veya zayıflamasında önemli etkenlerdir.

“Kaz uçar da Laz uçmaz mı?” sözü Karadeniz insanı için söylenmiştir. Gerçi Karadeniz insanı için çok sözler söylenmiştir. Özellikle güldüren ve aynı zamanda düşündüren fıkraları ile ve fıkraların birinci kahramanı Temel ile özdeşleşmiş bu insanlarımız, yeryüzü şekillerinin en fazla engebeli ve dağlık olduğu bir coğrafi bölgemizde yaşarlar. Dağlar, gür ormanlarla kaplıdır. Bu sebeple bu bölgemizde özellikle kırsal yerleşmelerde dağınık bir yerleşme tipi yaygındır. Öte yandan bölgenin sahip olduğu geniş bir sahili ile Karadeniz, başta hamsi olmak üzere çok zengin balık potansiyeli içerir. Bu sebeple bölge insanının temel gıda maddesini balık oluşturur. Dağlar ve hamsi, bölge insanının genel karakterine yansımıştır. Bu sebeple, Karadeniz insanı çok hareketlidir. Türkülerinde ve oyunlarında bunu görmek mümkündür. “Kaz uçar da Laz uçmaz mı?” sözü de, söz konusu bu hareketliliği ve biraz da güldürü karışık saflığı temsil etmektedir.
Bugün Temel ve Cemal ikilisi, Karadenizlilerin adeta Karagöz ile Hacıvat’ı olmuştur. Gerçekten Temel ile Cemal’e atfedilerek anlatılan Karadenizli fıkralarının çoğunda gerçeklik payı vardır. Biz bu kanıya, çok sayıda Karadenizli öğrencimiz ve dostlarımız üzerinde yaptığımız uzun yılları kapsayan gözlemler sonucunda vardık. Tabiat şartlarının insan yaşamı için çok zor ve çetin olması, bölge insanını imkansızı imkanlı kılmaya yöneltmiştir. Karadenizli için, olmayacak şey yoktur. Onun için düşündüğü her şey olabilir. Örnek mi gerekiyor. İşte bir Karadenizli fıkrası. Temel, kendisine bir araba almaya karar verir. Arkadaşı Cemal’i yanına çağırarak araba satılan bir oto galerisine giderler. Galeride bir araba beğenirler. Ancak arabayı denemek için galeri sahibinden ödünç alıp, Trabzon sahil yolunda bir tur yapmak isterler. Galerici, arabayı Temel ile Cemal’e verir. Aradan uzun zaman geçer, Temel ile Cemal geri dönmezler. Galerici epeyce telaşlanır ve meraklanır. Neyse çok geç saatlerde, Temel ile Cemal gelirler. Galerici, neden geç kaldıklarını sorarlar. Temel; “Yok arkadaş! Biz bu arabayı almayacağız. Çünkü 5 tane ileri vites , bir tanecik geri vites koymuşlar. Giderken çok hızlı gittik ama, geri gelirken bir geri vites olduğu için çok geç kaldık.”der. İşte bu fıkrada da olduğu gibi, Karadenizli için olmayacak şey yoktur. Geri gelirken, arabayı geri çevirmeyi akıl edemez ama neden beş değil de bir tane geri vites konulduğunu sorgular.
“Doğu insanı, iklimi gibi sert olur” sözü doğrudan iklim ile bağlantılıdır. Doğu Anadolu bölgemiz, Türkiye’nin iklimi en sert olan bölgesidir. Bölgenin iklim tipi, kışları çok soğuk, kurak ve sert, yazları serin ve yağışlı geçen “Karasal İklim”dir. Kış soğuklara çoğu kez, insan yaşamını tehdit edecek kadar şiddetlidir. Soğuk bir kış gününde açık havada, biraz gezen kişinin, saçları, bıyıkları, kulakları ve burnu donar. Evin içine girince, çok acı veren bir sızı ile donan bölgeleri çözülür. Bu sebeple, kış günlerinde, Doğu bölgesinde yaşayanlar, zaruret hasıl olmadıkça evlerin dışına çıkmazlar. Bölgede kış şartları da uzun süreyi kapsar. Bu konuda, Evliya Çelebi de Seyahatnamesinde şu bilgileri verir. (Seyahatname Cilt 1-2, sayfa 551);
“… Bizim bulunduğumuz senede, Temmuz ayında iken bir gök gürültüsü, şimşek, tipi, bora, kar ve yağmur oldu ki, atlarımız boşanarak civar köylere kadar kaçtılar. Beş on gün öyle başıboş gezdiler. Hatta halk arasında şöyle bir darbımesel vardır:
Bir dervişe “Kanden (nereden) gelirsin?” demişler,
“Kar rahmetinden gelirim” demiş.
“Orası neresidir?”diye sormuşlar. O da;
“Soğuktan evi zulüm olan Erzurum’dur.”demiş.
“Orada yaz olduğuna rastladın mı?”diye sormuşlar, Derviş;
“Vallah, onbir ay yirmidokuz gün kaldım. Halk hep yaz gelecek dediler. Ben görmedim.” demiş!..
Bir de bir keresinde kedinin biri, bir damdan diğer dama sıçrarken boşlukta donup kalmış. Sekiz aydan sonra Nevruzda donu çözülüp miyavlayarak yere düşmüş. Meşhur darbımeseldir.
Amma hakikatte bir adamın eli yaş iken bir demir parçasına yapışsa, derhal donar. Elini demirden koparmak imkânsızdır. Ancak derisi yüzülerek ah vah ile kurtulabilir…
Evet, Evliya Çelebi, bu görüşlerinde çok haklıdır. Çünkü Evliya Çelebi’nin yaşadığı ve seyahat ettiği yıllarda, dünyamız küçük bir “Buzul Çağı” dönemini geçirmiştir. O yıllarda, İstanbul’da Haliç’in ve hatta İstanbul Boğazı’nın kısmen donduğu kaydedilir. Bugün Evliya Çelebi’nin bahsettiği soğuklar olmasa da, yine de Doğu Anadolu Bölgesi, uzun geçen sert ve soğuk kış dönemi ile karakterize edilmektedir. Kışlar, hemen hemen dokuz ay sürer. Bazı yüksek kesimlerde yer alan köylerde sobalar, yaz ve kış sürekli yanar. Sürekli yıl boyunca, evin içinde kalmaya mahkum olan bir insanın elbette sinirleri gergin olur. Hemen çabuk kızar ve öfkelenir. Bu doğal coğrafyanın ortaya koyduğu bir şahsiyettir.
“Güneyin insanı sıcak olur” sözü ise, ülkemizin güney kesimlerinde yaşayanlar için söylenmiştir. Bilindiği gibi, güney bölgelerimiz doğu ve kuzey bölgelerimize göre çok daha sıcaktır. İklimdeki bu sıcaklık, insanların karakterine yansımaktadır.
“Sahil insanına pek fazla güvenilmez” sözü ise, sahil bölgelerinin coğrafi yapısından kaynaklanmaktadır. Bilindiği gibi, sahil bölgeleri, insan yaşamı için en ideal olan ve manzarası hoş olan yerlerdir. Bu sebeple sahil bölgeleri, sürekli nüfus çeker. Sahil şehirlerimizin kısa sürede çok fazla nüfuslanması bu sebepledir. Öte yandan mevsimlik olarak da sahil bölgeleri aşırı bir nüfuslanma olur. Örneğin kışın 30 binden daha az bir nüfusa sahip olan Kuşadası, yaz döneminde 300 bini aşkın bir nüfusu barındırmaktadır. Nüfusdaki bu sürekli değişkenlik, insanların birbirlerine tanımalarına imkan vermez. Kısa sürede birbirini tanımayan insanlar, nasıl güven ortamı oluştursun? Elbette bu mümkün değildir.
“Dağ insanı kaba ve sert olur” sözünün açıklaması da, yukarıdaki söze benzer. Bilindiği gibi, dağların coğrafi şartları, sert ve haşin olur. Arazi oldukça engebelidir. Topografik yapının karmaşıklığı, iklimin sertliği, bitki örtüsünün gürlüğü, insan hayatını olumsuz etkiler. Bu nedenle, dağlık alanlarda yaşayan insanlar, genel bir ifadeyle kaba ve sert olurlar.
“Ova insanı uysal olur” sözü ise, ovanın coğrafi şartlarını çağrıştırır. Ova alanları genelde düz bir topoğrafyaya sahiptir, iklimi genelde ılımandır, bitki örtüsü daha ziyade step ya da kültür bitkileridir. Öte yandan ova alanlarında en fazla koyun beslenir. Bu sebeple, ovada yaşayanlar daha ziyade sebze ve hayvansal gıdasını koyun eti ve sütü oluşturur. İnsanın yedikleri ve gördükleri elbette mizacına yansır. Bu sebeple, ovada yaşayanlar, dağlık bölgelerde yaşayanlara oranla daha yumuşak huylu olurlar. “Karaman’ın koyunu, sonra çıkar oyunu” deyişinin hikayesini, Karamanlılardan dinledikten sonra, Karamanlıların mizacını tahlil etmek kolaylaşır.
“Kayserililer uyanık olur” sözünde de, coğrafi şartları aramak gerekir. Kayseri şehrimiz bilindiği gibi, İç Anadolu Bölgemizde yedi coğrafi bölgemizi birbirine bağlayan yollar kavşağında kurulmuş bir şehrimizdir. Yol kavşağında yer almasından ötürü, kuruluşundan bugüne, Kayseri’de yaşayanları ticarete yöneltmiştir. Ticaretle uğraşan bir kişinin mutlaka uyanık ve gözü açık bir kişi olması gerekir. Yoksa ticari hayatında hemen iflas eder. Coğrafi özelliklerin hazırladığı elverişli şartlar, Kayseri insanını doğuştan tüccar yapmıştır. Çocukluğundan itibaren, kendisine büyükleri tarafından hep uyanık ve gözü açık bir kişi olması öğütlenmiştir. Kayserili de, çocukluktan aldığı öğütlerle, aşırı uyanık olmuştur. Yeşil ot yemeye alışan koyunlarını, kuru ot yemeyince yeşil gözlük takıp, kuru otları yeşil zannederek yedirmeleri, zayıf hayvanları derisini şişirip ve allayıp pullayıp satmaları gibi olayların hepsi, fazla uyanık olmaktan kaynaklanmıştır.
Şüphesiz bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak konuyu, fazla örneklerle dağıtmamak gerekir. Türkiye’nin her bir köşesinin coğrafi şartları elbette farklıdır. Bu farklı şartlar farklı tiplemelerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Türkiye’deki bu farklı tiplemelerin varlığı, ancak ve ancak coğrafya ve insan arasındaki karşılıklı ilişki ve etkileşim ile açıklanabilir.
Hukuk ve Coğrafi Çevre

Hukuk; en basit ifadesiyle, “Toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünü” olarak tanımlanmaktadır. Çevre ise; “Kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam ya da hayatın gelişmesinde etki yapan tabii, toplumsal, kültürel dış faktörlerin bütünlüğü” olarak tarifi yapılmaktadır. İşte bu tariflerden yola çıkılarak, hukuk ile çevre arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Devlet ve toplum, hayatını devam ettirmesi bakımından yaşama çevresine ihtiyaç vardır. Çevre olmadan, ne insandan, ne de toplumdan veya hukuktan söz etmek mümkün değildir. Öte yandan hukuk düzeninin olmadığı bir yerin beşeri çevre olması imkansızdır. Böyle bir çevre, belki sadece insansız doğal bir çevre olabilir. Bu da, toplumlar ve devletler açısından pek fazla önem arzetmez.
Toplumların hukuk düzeni içinde, çevrenin doğrudan bir etkisi vardır. Eğer hukuk kuralları, çevre ile uyumsuz ise, böyle bir hukukta adaletsizlik çanları çalmaya başlar. Bugün dünyanın gelişmiş süper devletlerine baktığımızda, hukuk düzeni ile çevre arasında kararlı ve kesin bir uyum sözkonusudur. Ancak Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise, hukuk kurallarında coğrafya şartlarının gözönüne alınmadığı gözlenir. İşte böyle bir uyumsuzluğun sonucu olarak, bu gibi ülkelerde boyutları ülke dışına çıkabilecek hukuk skandalları yaşanabilmektedir. Burada çevre neden bu kadar önemlidir? diye bir soru sorulabilir.
Bu soruyu cevaplamadan önce, dilerseniz bir hikaye anlatalım. Hikaye, Osmanlı Dönemi’nin son döneminde, Erzurum vilayetinin Tortum kazasında yaşanmış. Tortum ilçesinin hukuk işlerini yürütmek üzere bir kadı tayin edilir. Kadı efendiye ilk günlerinde şöyle bir dava ile gelinir. Kazanın zenginlerinden biri yoksul birine küfretmiş ve küfredilen ise kadı efendiye şikayete gelmiştir. Her iki tarafı dinleyen kadı; “Canım bunda ne kötülük var. Küfreden küfredilene 10 mecidiye ceza versin. Helalleşin. Olay böylece tatlıya bağlansın”diyerek kararını açıklar. Küfredilen yoksul bu kararı beğenmez ve kadı efendiye dönerek; “Kadı efendi, sizce küfretmenin cezası sadece 10 mecidiye midir? mesela size de küfredilse ceza olarak 10 mecidiye mi verilmesi gerekecek?” diye sorar. Kadı; “Evet” deyince, davacı cebinden 20 mecidiye çıkarır ve Kadı efendiye dönerek; “Kadı efendi, ben 10 mecidiyeyi almaktan vazgeçtim. Al şu 20 mecidiyeyi. 10 mecidiyesi senin. 10 mecidiyesi bana küfreden şu adam için. Önce senin….., sonra bana küfreden şu adamın……” diyerek beğendiği küfürleri savurur.
Hikaye böyle. Ancak bu hikayede görülmeyen bir incelik vardır. O da, kadı efendinin coğrafi çevre bilgisinden yoksun oluşu. Eğer, kadı efendi Tortum kazasının beşeri çevresi hakkında bilgisi olsaydı, böyle bir hataya düşmezdi. Çünkü Tortum çevresinde, küfretmenin çok büyük bir suç olduğu ve cezasının daha ağır olması gerektiği, sosyal bir çevre vardır.
Bugün Türkiye hukuk sisteminin tamamının tercüme yoluyla, İsviçre ya da İtalya gibi ülkelerden transfer edildiğini bilmeyen yok gibidir. Ancak burada, hiç bir kimse, İtalya ya da İsviçre ülkelerinin çevre şartları ile Türkiye’nin aynı olup olmadığını araştıran bile yoktur. Herşeyden önce şunu belirtmekte fayda var. Türkiye ile bu ülkeler arasında, gerek doğal ve gerekse beşeri çevre bakımından büyük farklar bulunmaktadır. Öte yandan, Türkiye kendi içinde çevre bütünlüğüne sahip değildir. Her bir coğrafi bölgesinin, bölümünün ya da yöresinin çevre şartları farklı özellikler gösterir. Dilerseniz bu konuyu biraz açalım.
Örneğin Karadeniz bölgesini ele alalım. Bu bölgemiz doğal yönden son derece dağlık ve sarpdır. Bu özelliği, insanların yerleşimine etki yapmış ve dağınık bir yerleşme düzeni ortaya çıkmıştır. Dağınık yerleşme düzeni, insanların korunma ihtiyacını doğurmuş ve korunma için silah edinmeyi zaruri kılmıştır. Bu sebeble, karadeniz insanımızın en büyük dostu silahı olmuştur. Şimdi Türkiye genelinde, her türlü silah bulundurmanın yasak ve cezası bulunması, Türkiye Cumhuriyeti kurulalıdan beri, bu bölge insanımızı mahkemelerle sürekli karşı karşıya getirmiştir.
Bir başka örnek ise, Doğu Anadolu Bölgesi verilebilir. Bu bölgemizde, toplumsal düzenin oldukça sert ve disiplin içinde olması, örf ve adetlere sıkı sıkı bağlı kalınması gibi özellikler, kuşkusuz ithal hukuk yasaları ile uyumsuz kalınmasına neden olmuştur. Böylece, Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana, kanun adamları ile karşı karşıya gelen bölge halkının bir kısmı, çareyi dağa çıkarak eşkiya olmak zorunda kalmıştır. Kuşkusuz bu örnekler çoğaltılabilir. Çünkü her bir coğrafi bölgemizin, doğal ve beşeri çevreleri farklıdır. Bu sebeble, Türkiye genelinde, hukuk uygulaması ile çevre arasında oldukça fazla uyumsuzluk görülmektedir. Bu uyumsuzluk da, hukukçularımızı yıllardır uğraştırmaktadır.
Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda, belki de kanun yapacak kadar yeterli hukukçumuz yoktu. Ancak bugün ülkemizde, değil yeterli derecede hukukçu olması, hatta bu alanda enflasyon bile sözkonusudur. Sanırız artık, Türk hukukçuları, kendi kanunlarını yapacak düzeye gelmişlerdir.
Tarihteki büyük Türk devletleri, hep kendi sosyal çevresine uyum sağlayan hukuk düzeni ile bölge ve dünya hakimiyetlerini uzun süre ellerinde tutmuşlardır. Lider Ülke, Büyük Ülke idealleri, ancak sağlam bir toplum düzeni ile mümkün olur. Sağlam bir toplum düzeni ise, halkı ve çevresiyle barışık bir hukuk düzeni ve uygulaması ile gerçekleşir.
Sınır Güvenliği, Terör ve Coğrafya

Bugün yaşadığımız dünya üzerinde mevcut ülkelere baktığımızda, herbirinin kendi içinde bir sorunu bulunmakta. Genelde ülkeler, dünya siyasi arenasında söz sahibi olabilmenin kısa yolu olarak, diğer ülkelerde iç karışıklıklık çıkarmak , çeşitli sorunlar çıkarmak ve böylece kendine muhtaç yapmak olarak görmektedirler. İç karışıklık çıkarmanın en kestirme yolu da, o ülkenin içinde bulunan etnik grubları körüklemek ve ülkenin coğrafi bölgeleri arasındaki dengesizlikleri ön plana çıkarmak olarak düşünülmektedir. İşte bu düşüncenin uygulama alanına konulmasıyla ortaya çıkan kargaşalığa “terör”, böyle bir yol izlemeye de “terörizm” denilmektedir. Terörde fiilen görev alanlara “ eylemci terörist”, terörü gizliden destekleyenlere de “gizli terörist” adı verilmektedir.
Dünya tarihini yakından inceleyecek olursak, tüm ülkelerin başına musallat olan bir terörizm hareketi olduğunu görmekteyiz. Geçmişte, Selçuklu’da, Osmanlı’da ve diğer tüm devletlerde, devletlerin uğraştığı konulardan en önemlisi, iç karışıklıklar ve isyanlar olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu tarihten bugüne kadar geçen 72 yıllık bir süre içinde, bu konuda çeşitli badireler atlattığı bilinmektedir. Geçmişte, eşkıya olarak adlandırılan kişiler, bugün terörist olarak anılmaktadır. Eşkıya yada teröristin tek amacı vardır. O da mevcut devlete karşı gelmek ve onun yıkılması için her türlü eylemi yapmaktır. Böyle olunca da, o devleti sevmeyen yada yıkmak isteyen tüm devletler, açıktan veya gizliden teröristleri desteklemektedirler.
Terörist odaklarının beslenme sahaları, ya ülke içindeki şer güçler yada ülkenin sınır olduğu komşu ülkeler olmaktadır. Terörle mücadelede en zor olanı da, komşu ülkelerin içinde beslenen terörizmdir. Ülke menfaatleri ön plana çıkınca, “komşu komşunun külüne muhtaçtır” özdeyişi, hemen raflara kaldırılmakta, “komşu komşunun teröristine muhtaçtır.” özdeyişi ortaya çıkmaktadır. Türkiye için de, durum pek farklı değildir. Bugün Türkiye’nin içinde yaşadığı terörist eylemlerin destek sahaları, komşu ülkeler olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Zaman zaman gündeme gelen olaylar göstermiştir ki, Türkiye için sorun olan terör odakları, hemen hemen tüm komşu devletlerin sahalarında beslenerek, sınırdan içeri sızma yaparak eylem yaptıkları bilinmektedir. O halde, gündemin baş köşesine, “sınır güvenliği” oturuvermektedir.
Gerçek yüzölçümü 814.578 km². olan Türkiye’nin bugünkü nüfusunun 70 milyonu aştığı bilinmektedir. Türkiye’nin kara sınırları uzunluğu 2.753 km. (Suriye 877 km., BDT 610 km., İran 454 km., Irak 331 km., Bulgaristan 269 km., Yunanistan 212 km.), denizlerle olan kıyı uzunluğu ise 8.333 km. ( Anadolu kıyısı 6480 km., Trakya kıyısı 786 km., Adalar kıyısı 1067 km.), toplam sınır uzunluğu ise 11.086 km.yi bulmaktadır. Bu da 11.086.000 metre demektir. Sınırların her noktasından, terörist girebileceği düşünülürse, sınırlarımızın tamamı gece gündüz aralıksız devamlı bir surette kontrol altında tutulması gerekmektedir. Bir nöbet esnasında en az iki askerin ve en fazla iki saat süreyle nöbet tutabileceği kabul edilirse, bir nöbet yeri için, bir günde 24 askere ihtiyaç vardır. Yine en sağlıklı bir nöbet mahallinin ortalama 100 metre arayla olması düşünürse, ülkemiz sınırları için, toplam 110.860 nöbet mahallinin bulunması gerekir ki, her nöbet mahallinin 24 asker beklediği düşünülürse, bir günlük nöbet için yaklaşık 2.660.000 askere ihtiyaç vardır. Sadece sınır nöbeti için bu kadar sayıda askeri , Türkiye nüfusunun karşılaması mümkün görülmemektedir. Bu nedenle, sınırlarımızdaki nöbet sistemi, sadece kritik noktalar için düşünülmüş ve kara sınırlarımız ön planda tutulmuştur. Dolayısıyla sınır güvenliğimiz tam anlamıyla sağlanamamakta ve terör odakları, değişik noktalardan ve değişik zamanlarda sızma harekatı düzenlemektedirler. Sonuçta, terörle mücadelede tam başarıya ulaşılamamaktadır. Terörle mücadelede de, en etkin yol terör odaklarının yurtiçine sızmasını önlemektir. Bunun için de, etkili bir sınır güvenliği sağlanmalıdır. Sanırız, en etkili yol, sınırlarımızın; uydu aracılığı ve otomatik silahlarla donatılmış radar sistemi ile etkili bir şekilde denetlenmesidir.
Suç ve Coğrafya

Bir ülkenin veya bir kara parçasının dünya üzerindeki yerine konum denir. Konum özellikle bir evin adresine benzer. Bir insanın kimliği veya bir evin adresi ne kadar önemli ise, bir ülkenin konumu da o kadar önemlidir. Ülkelerin coğrafi konumları, o ülke içinde yaşayan insanların suça itilmelerinde belirleyici rol oynar. Örneğin Türkiye coğrafi konumu itibariyle, güney ve doğusunda bulunan üretim bölgelerinden, batısında yer alan tüketim bölgelerine doğru gerçekleştirilen başta eroin olmak üzere uyuşturucu madde akımı, ters yönde ise bazı kimyasal maddeler, sentetik uyuşturucular ve kokain akımına maruz kalmakta ve bir Transit ülke özelliği taşımaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin bulunduğu coğrafya, Afganistan’dan başlayan temel eroin rotaları üzerinde bulunduğu için, Türkiye’deki suç grupları içinde, yoğun bir şekilde uyuşturucu kaçakçılığı suçlularının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Alan, ülkelerin dünya üzerindeki sahip oldukları toprakların genişliğidir. Sahip olunan toprakların genişliği, elbette coğrafyada büyük önem arz eder. Toprakları geniş olan ülkelerde güvenlik açığı ortaya çıkmakta ve bu durum suç işleme oranlarını etkilemektedir.
Biçim, devletin dünya üzerinde kapladığı toprakların aldığı şekle denir. Bu şekil; daire, kare, üçgen, dikdörtgen, silindir, koni olabilir ya da hiçbir şekle uymayan şekilsiz bir biçim olabilir. Devletlerin biçimleri, ne kadar derli-toplu ise, o devletin siyasal açıdan avantajı daha fazladır. Genelde, daire şeklindeki ülkeler en derli toplu ülkelerdir. Bunun ardından kare, üçgen veya dikdörtgen biçimli ülkeler de derli toplu sayılmaktadır. Bu tip ülkeler; sınırların korunması, merkez yönetimin tüm ülkedeki etkinliği, hizmetlerin daha kolay ve çabuk ulaşması, dış ve iç güvenliğin daha kolay sağlanması gibi büyük avantajlara sahiptir. Silindir, koni biçimli yada hiçbir şekle uymayan biçimsiz ülkelerde, sınır güvenliği zor sağlanır. Hizmetler ülke topraklarına zor ulaşır. Çok uzak kesimlerde merkez yönetimin etkisi azalır ve böylece hizmetlerin ulaşmadığı geri kalmış uzak bölgelerde, merkez yönetime karşı huzursuzluklar ortaya çıkar. Merkezden uzak bölgelerde iç ve dış güvenlik sağlanamayınca, merkezden kopma eğilimleri baş gösterir Bu nedenle, şekilsiz ülkelerdeki merkezi otoritenin zayıflığı, insanların suça eğilimlerini artırmaktadır.
Bir ülkenin sınırları, coğrafyasında ve büyük güç olmasında oldukça önem arz eder. Başta sınırı bulunan ülkelerin ekonomik seviyeleri, askerî güçleri ve komşuluk ilişkileri, o ülkenin kalkınmasına ve büyük bir güç oluşturmasına doğrudan etkiler. Sınır anlaşmazlıkları, geçmişte olduğu gibi, bugün de çoğu devletlerin komşuları ile olan en önemli sorunları arasındadır. Bugün için dünya üzerinde, komşuları ile sınır anlaşmazlığı olmayan bir ülke hemen hemen yok gibidir. Bu durum, ülkelerin güçlü ya da güçsüz olmasından kaynaklanır. Daha ziyade komşusuna göre güçlü olan ülkeler, komşularının toprakları üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmışlar ve güçsüz olan komşunun topraklarının bir bölümünü işgal etme yoluna gitmişlerdir. Sınır güvenliği sağlanamayan ülkelerde, kaçakçılık suçları artmaktadır.
Yeryüzü şekilleri denilince akla, dağlar, ovalar, vadiler platolar gelir ve bunların jeopolitik ve jeostratejik konuma etkileri oldukça fazladır. Yeryüzü şekilleri içinde zikredilen dağlar, ovalar, vadiler ve platolar, bir ülkenin veya bölgenin jeopolitik ve jeostratejik durumunu önemli ölçüde etkilemektedirler. Doğal coğrafi faktörlerin, suçlu davranış üzerinde etkileri oldukça önemlidir. Bu faktörler, yeryüzü şekilleri, iklim ve diğer doğal faktörlerdir.
Dağlar, her şeyden önce, korunması kolay birer doğal sığınak ve kaledirler. Öte yandan yüksek düzlük sahalar diye nitelendirilen platolar, tarım ve hayvancılık potansiyeli fazla olan bölgelerdir. Uzun süre içinde tehlikelerden uzak bir barınma imkanı hazırlayan dağlar, platolar ile birlikte barınmanın yanında yiyecek, içecek ve giyecek kolaylığı sağlamaktadır. Dağlarda ve platolarda, vadi ve ovalara göre, barınmak, yiyecek, içecek ve giyecek bulmak çok kolaydır. Bu nedenle, dağlar suçluların barınması için gerekli olan en ideal ortamlardır. Bu ortamlar, tarihi dönemlerden bugüne kadar eşkıyaların barınakları olmuştur.
İklim, kendi başına, dünya coğrafyası üzerinde, önemli bir etkendir. İklim; yeryüzü şekillerine, toprak ve bitki örtüsü özelliklerine, akarsu-göl ve denizlere, nüfusa, yerleşmeye, tarım ve hayvancılığa, tüm ekonomik faaliyetlere etki eden önemli bir doğal olaydır. Yeryüzündeki suçluların dağılışında iklim önemli rol oynar. Soğuk iklim şartları mala karşı, sıcak iklim şartları ise kişilere karşı işlenen suçların artmasına neden olmaktadır. Öte yandan basınç değişmeleri ise, insanların sinirlilik hallerini artırmakta ve bu durum suç işlemeye yönelik davranışları tetiklemektedir. Ayrıca sürekli yağmur ve kar yağışları, sis ve don gibi olumsuz hava koşulları, suç işleme eğilimlerini artırmaktadır.
Yeryüzü suları denilince, akarsular, göller, denizler ve okyanuslar akla gelir. Akarsu, göller; içme suyu, sulama suyu, elektrik üretimi, balıkçılık gibi ekonomik faaliyetlerin kaynağını oluşturur. İnsan vücudunun yaklaşık % 70’ini oluşturan su, insan ve diğer canlıların yaşamı için önemli bir kaynaktır. Tarım yapılabilmesi için suya ihtiyaç vardır. Dünya toplam su rezervinin % 97’sini tuzlu deniz ve okyanuslar teşkil ediyor. % 2’sini kutup bölgelerindeki donmuş vaziyetteki tatlı sular oluşturuyor. Geri kalan % 1’i ise, tüm kıtalardaki yeraltı ve yerüstünde bulunan tatlı sulardır. Gerçek anlamda, insanoğlu için elzem olan tatlı su, işte bu % 1’lik orandır. Dünyadaki gerek içme suyu ve gerekse sulama suyu sıkıntıları, insanlar arasında kavgalara neden olmakta ve suç işlemeye teşvik etmektedir.
Toprak özellikleri de, jeopolitik ve jeostratejik duruma etki eder. Tarımsal potansiyeli yüksek olan lös, alüvyal, çernozyum, kahverengi topraklara sahip olan bölgeler, tarımsal açıdan büyük bir öneme sahiptirler. Bunun aksine, yılın büyük bir bölümünde donmuş vaziyette olan tundra toprakları, yeterli yağış almayan çöl toprakları veya Ekvatoral bölgelerde çok aşırı yağış ile yıkanmış laterit topraklar, tarımsal potansiyeli çok az olan veya hiç olmayan coğrafî üniteleri oluştururlar. İnsan hayatına elverişsiz topraklara sahip olan ülkelerde, insanlar toprak yüzünden anlaşmazlıklara düşmekte ve çatışmalara sebep olmaktadır.
Dünya üzerinde bitki örtüsü dağılışı hep aynı değildir. Dünyanın astronomik ve coğrafî konumu, kıtaların ve denizlerin dağılışı, yükseltinin ve iklimin farklılığı nedeniyle, toprak örtüsünde de farklılaşmaya yol açmıştır. Tüm bu farklılaşmalar, elbette bitki örtüsü dağılışına da etkilemiş ve dünya üzerinde bitki kuşakları oluşmuştur. Orman örtüsünün olduğu bölgelerde, orman yangını ve kaçak ağaç kesimi gibi suçlar işlenmekte ve bu suçların işlenmesi, hemen hemen bütün ülke yöneticilerini zor durumda bırakmaktadır.
Nüfus ve onun ortaya çıkardığı yerleşme birimlerinin jeopolitik ve jeostratejik duruma etkileri, en az doğal özellikler kadar önemlidir. Nüfus, kendi başına her yönüyle etkendir. Sayısal olarak düşünüldüğünde, nüfusun azlığı veya çokluğu, yer politikasına ve adli durumuna doğrudan etkilidir.
İbn Haldun, “Mukaddime” adlı kitabında şöyle der; “Bil ki, nüfusu, istihsali (üretimi) ve bayındırlığı artmakla, türlü urukların yaşadığı il ve bölgeler ahalisinin ekonomik durumu ve hali düzgünleşir, mal ve servetleri, şehir ve kasabaları çoğalır. Devletleri kuvvetlenir ve büyür.” İbn Haldun eserinin bir başka bölümünde şu bilgilere yer verir; “Şehrin bayındırlığı eksilerek nüfusu azalmağa başladıktan sonra hüner ve sanayi o nispette azalır… Refah ve bolluğun tesiriyle insan her türlü lezzetli yemekler yemeyi arzu eder. Bu yemeklerin tesiriyle zina ve lutilik gibi bir takım ahlaksızlıklar yayılır. Bunların her ikisi de zararlıdır, çünkü ya zinada olduğu gibi nesillerin karışmasıyla beşerin nevi bozulur veya açık olarak bilmediği ve nesillerde karıştığı için herkes oğul ve kızının kendinden olup olmadığını bilmez, çocuklara karşı doğal olan şefkat ve esirgeme duyguları ve çocukları terbiye ve besleme işi altüst olur., bunun bir sonucu olarak çoluk-çocuk mahvolur. Bu ise nesilleri inkıraza (yok olma, tükenme) götürür.”
İbn Haldun’un da belirttiği gibi, nüfusun azlığı veya çokluğu, ülkenin gücünü ortaya koyar. Eğer bir ülkenin nüfusu az ise, yok olmaya mahkumdur. Yine bir ülke refah seviyesinde, nesillerini kültürel yönden yönlendiremezse, zina ve lutilik gibi sapıklıklara düşer ki, bu durum da, suç işleme oranlarının yükselmesi ve o ülkenin yok olması demektir. Çünkü bu durumlarda, neslin tamamen yok olması ya da nesillerin medeni bir toplum olmaktan çıkması söz konusudur. Bugün Batı ülkelerinden bazıları, bu hazin durumun içindedir ve bu devletler çöküşe doğru hızla ilerlemektedirler.
Dünya Yerleşme Haritasına bakıldığında, büyük yerleşim birimlerinin daha ziyade orta kuşakta ve deniz kenarlarında yer aldığı görülür. Bu durum, yaşamak için elverişli iklim şartları, hem karalardan ve hem de denizlerden faydalanma, haberleşme ve ulaşım kolaylığı, deniz ve karanın birbiriyle kaynaşması ile ortaya çıkan manzaranın insanlara çekim gücünün fazla olması ile açıklanabilir. Sevgi yoksunluğu , yanlış veya eksik eğitim, baskıcı disiplin yöntemleri , çocuk istismarı, iç ve dış göçlerin oluşturduğu kültür çatışmaları , gecekondulaşma, yöresel gelenek ve görenekler, ekonomik bunalımlar, çocuğun erken yaşta çalışmak zorunda kalması, parçalanmış aileler, ailede suçlu birey örnekleri ile kitle iletişim araçlarındaki şiddet ve suçlarla ilgili programlar çocukları suça iten nedenler arasında sayılabilir. Yer değiştirmeler aileler , özellikle küçük çocuklar ve yaşlı kimseler için çoklukla baskı nedeni olmakta, çoğu zaman yeni bir çevreye uymakta ve yeni dostlar edinmekte zorluk çekmektedirler. Çevreye olan uyumsuzluk, insanları suç işlemeye yöneltmektedir.
Şehirlerin kuruluşunda ve fazla nüfuslanmasının nedenleri arasında, kuruluş alanının elverişli olması, kırsal alandan hızlı göç, kültürel ve dinsel faktörler, maden kaynaklarının işletilmesi, sanayileşme, ulaşım, turizm ve ticaret gibi coğrafî faktörler önemlidir. Gelenek ve göreneklerin uymayışı nedeniyle kent değerlerini yadırgayan ve zaman zaman şehirle çatışan kendine has bir gecekondu kültür çevresi oluşmuştur. Çocuk suçluluğunun oluşumunda ailenin , sosyoekonomik ve kültürel yapının , yakın çevre koşullarının , yöresel gelenek ve göreneklerin etkisi büyüktür.
İç göçler beraberinde bazı sosyal sorunlara neden olmaktadır. Bu süreç içinde artan gecekondulaşma, kentsel hizmetlerin aksaması ,işsizlik , göç edenlerin topluma uyumsuzluğu, şehir kültürüne yabancılık ve kültürler arası çatışma gibi sorunlar yaşanmaktadır .Coğrafi özellikleri ,tarım potansiyeli , ulaşım olanakları ve sosyoekonomik değişimleri nedeniyle bu bölgelerde sanayileşme artmış , hızlı bir kentleşme süreci doğmuş; halen geleneksel ve feodal üretim ilişkileri içinde olan bazı bölgelerde ise kentleşme son derece yavaş ilerlemiştir. Bu nedenle, çoğu şehirlerde şehirleşme yerine megaköy oluşumu gerçekleşmiş bulunmaktadır. Şehirlerde bazı bölgelerde göreli ekonomik eşitsizliğin ve istihdam imkanlarının sınırlı olmasının suç oranlarını yükselttiği söylenmekte, sosyal adaletsizliğin kızgınlık ve sosyal organizasyonsuzluğa yol açtığı , düşmanlığın sergilenmesine ve suçlu davranışına neden olduğu ifade edilmektedir. Hatta Gecekonduda yaşayan bu insanların az hizmet almalarını istismar ederek suça yöneldikleri bilinmektedir.
Tarım, hayvancılık, madencilik, ormancılık, balıkçılık, el sanatları, sanayi, turizm, ulaşım ve ticaret gibi faaliyetlerin tümünü içine alan ekonomik faaliyetler, bir ülkenin yer politikaları ve askerî durumlarını belirlemede büyük rol oynarlar. Bu faaliyetlerin hepsinin toplu olarak etkilediği gibi, her birinin ayrı ayrı önemli etkileri görülür. İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılayan tarım ve hayvancılık faaliyetleri, şüphesiz, dünyanın her bölgesinde aynı ölçü ve esaslara göre yapılmaz. Çünkü tarım için elverişli iklimler ve verimli topraklar ile sulama imkanları, dünya üzerinde eşit olarak dağılmazlar. Bazan elverişli iklim şartları vardır amma verimli toprak ya da sulama imkanları yoktur. Bazan sulama imkanları vardır amma bu defa elverişli iklim şartları veya verimli topraklar yoktur. Temel gıda ürünlerinin önemi büyüktür. İnsanoğlu için hayatî önem taşıyan tarım ürünleri, şüphesiz buğday, pirinç ve mısırdır. Temel gıda sıkıntısı, insanlara hırsızlık suçunu işlemeye yöneltmekte ve genel ahlak düzeninin bozulması ile birlikte yağmalama suçu yaygınlaşmaktadır.
Geçmişte önemli bir uğraşı olan ve günümüzde modern sanayinin gelişmesiyle birlikte önemi azalan el sanatları, bugün bazı ülkelerin ekonomisinde önemli yer tutar. Çin’in porselen ve çini, ipek dokumacılığı, Hindistan’ın pamuklu dokumaları, halen ülke ekonomisine büyük katkı yaparlar. Ancak Batı’nın modern sanayisi karşısında, geçmişte önemli olan el sanatları, bugün ya yok olmuşlar ya da modern sanayiye ayak uydurarak şekil değiştirmişlerdir. Dokuma el tezgahlarının dev tekstil fabrikalarına dönüşümü bu değişime en bariz bir örnektir. Sanayileşmenin hızlı oluşu, el sanatlarına büyük darbe vurmuştur. Sanayileşmenin sonucunda işsizlik artmış ve işsiz kalan nüfus, suç işlemede önemli bir potansiyel oluşturmuştur. Sanayi gelişmesi yüksek düzeye ulaşmış ülkelerde nüfusun büyük oranı sık sık yer değiştirmektedir.Yer değiştirmeler aileler , özellikle küçük çocuklar ve yaşlı kimseler için çoklukla baskı nedeni olmakta, çoğu zaman yeni bir çevreye uymakta ve yeni dostlar edinmekte zorluk çekmektedirler. İnsanlara özgü bir şey, mal/mülk, para, servet elde etmek dürtüsü legal vasıtalar elvermediğinde, illegal yollardan doyuma kavuşmaktadır. İllegal yollardan doyuma ulaşmak, profesyonel hırsızları ortaya çıkarmaktadır.
Son 20-30 senedir turizm; şekil değiştirmeye ve turizm faaliyetleri çok sayıda çeşitlenmeye başlamıştır. Geçmişte ekonomik seviyeleri düşük olan bu ülkeler, turizm gelirlerini başka gelişme alanlarına kaydırarak kalkınmalarını hızlandırdılar. Ulaşım sektöründe büyük başarı ve gelişme kaydeden ülkeler, halkın refah seviyesini hızla artırdılar. Ancak turizm potansiyeli olmayan ve ulaşım imkanları kısıtlı olan ülkeler ise, ekonomik bunalım içinde kaldılar. Ekonomik bunalım ise, suç işleme dürtüsünü artırdığından, emniyet ve adalet sistemi büyük yaralar almaktadır.
Ticarette bazı kritik maddelerin alımı satımı, dünya devletleri için oldukça önemlidir. Geçmişte bu maddeler asırlar boyu; kürk, ipek ve baharat idi. Bu maddeler, o dönemlerde Avrupalılar için hayati önem taşıyordu. Bugün ise, petrol, doğal gaz, kömür, altın, uranyum gibi zenginlik kaynaklarıdır. Bu maddeler de, bugün için dünya teknolojik gelişmeleri için hayati önem taşımaktadır. Bu maddelerin sahip olunmasından ziyade, çıkarılıp işletilmesi ve ticaretinin kontrol altında tutulması önemlidir. Ticarette görülen dengesizlikler ise, suç işleme oranları ile paralellik göstermektedir.
Sonuç

Genel bir ifadeyle, dünyada suçluluk oranları , coğrafi şartlardaki dengesizlikler ile doğru orantılı görülmektedir. Suçluluk oranlarının düşürülmesi ise, coğrafi şartlarda görülen sorunların çözüme kavuşması ile mümkün olacağı açıkça görülmektedir. Suçluluk oranlarının düşmesi veya tamamen ortadan kalkması halinde, ülkenin kalkınması hızlı olmakta ve bütün dünyanın arzuladığı barış ve huzur ortamı oluşmaktadır.
Barış ve huzur ortamının oluşturulmasında, suçluluk oranlarının düşürülmesinde, Emniyet güçlerine büyük görevler düşmektedir. Emniyet güçleri, toplumda barış ve huzuru sağlamada, “polisiye gücü”nden ziyade, bilimsel yöntemleri kullanmaları halinde daha başarılı olmaktadırlar.
Suçluluk oranlarının azaltılması ve huzur ortamının oluşturulmasında, coğrafya biliminin önemi açıkça görülmektedir. Bu nedenle, emniyet güçlerinin yetiştirilmesinde, eğitim süreçlerinin her safhasında (Polis Okulları, Polis Akademisi ve hizmet içi kurs ve seminerler), coğrafya derslerinin daha ağırlıklı okutulması ve müfredatların yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Kaynaklar

ARKON, C.- ÖZDEMİR, S., 1995, “Kentsel Gelişme ve Çevre İlişkisi”, İzmir’in Çevre Sorunları, İzmir Ticaret Odası Yayın no:5, 1995,s.1-16, İzmir.
ATALAY, İ., 1997, Türkiye Coğrafyası. Ege Üniv. Basımevi, İzmir.
BROWN, H., 1954, The Challenge of Man’s Future. Newyork.
BRZEZINSKI, Z., 1994, (Çev. Menemencioğlu,H.,), Kontrolden Çıkmış Dünya (Yirmi birinci Yüzyılın Arifesinde Dünya Çapında Karmaşa). Türkiye İş Bankası kültür yay. Genel yay.No.337, Sosyal Felsefi Dizi.41, ANKARA.
DEMİRBAŞ Timur, 2002, Suçun Nedenleri-Suç Etolojisi. *** Türkiye'nin ilk Kriminoloji ve Ceza Hukuku sitesine hoşgeldiniz ***
DİKİCİ, H., 1995, “Çevre ve İnsan.” Yeni Türkiye Dergisi, Çevre Özel Sayısı, Yıl 1, Sayı 5, s.130-131, Ankara.
DOĞANAY, H., 1986, “Türkiye’nin Coğrafî Konumu ve Milli Sınırları ile İlgili Bazı Meseleler.” Türk Dünyası Araş. Derg. s.105-154, İstanbul.
DOĞANAY, H., 1989, “Türkiye’nin Coğrafî Konumu ve Bundan Kaynaklanan Dış Tehditler.” Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Şubat-89, Sayı.58, İstanbul.
EVLİYA ÇELEBİ., 1993, Seyahatname. Üçdal Neşriyat. İstanbul.
FLAVİN, C., 1997, “İklim değişiminin Yol Açtığı risklerle Mücadele.” Dünyanın durumu-1996, (Çev. S. Gül), TÜBİTAK-TEMA Vakfı yayınları, s.23-46, Ankara.
HANCI İ.Hamit, (Ve diğerleri), 1996, Çocuk suçluluğuna ekolojik bir yaklaşım: Çocukların oturdukları şehir bölgeleri. Eğitim Dergisi, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayını, 1, 185-190, İzmir.
HANCI, İ. H.- EŞİYOK, B., 2001, “Uyku ve Trafik.” Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Teknik Dergisi. 7.1.2001, İstanbul.
HANCI, İ. Hamit, (Ve diğerleri), 1996, İç göçlerin çocuk suçluluğuna etkisi. Eğitim Dergisi,Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayını, 1, 173-183, İmir
HANCI, İ.Hamit, 1995, Gecekondulaşma ve Çocuk suçluluğu. Adli Tıp Derg. 11,55-62, İzmir.
HANCI, İ.Hamit, 2002, Çocuk Suçluluğuna Yol Açan Sosyal Bir Yara “İç Göçler Ve Çarpık Kentleşme” *** Türkiye'nin ilk Kriminoloji ve Ceza Hukuku sitesine hoşgeldiniz ***
İBN HALDUN, (Çev. Z.K. Uğan), 1968-1970, Mukaddime. Cilt 1,2,3. Milli Eğitim Bakanlığı Basımevi, 2. Baskı, İstanbul.
KIŞLALIOĞLU, M.-BERKES, F., 1999, Çevre ve Ekoloji. Remzi Kitabevi, 7.basım, İstanbul.
LACOSTE, Y., 1998, (çev.A.Arayıcı), Coğrafya Savaşmak İçindir. Özne yayınları, Araştırma dizisi;6, İstanbul.
ÖZEY Ramazan,1996, 21.Asrın Ufkunda Türkiye Marifet Yay., İstanbul.
ÖZEY Ramazan,1998, Jeopolitik ve Jeostratejik Açıdan Türkiye Marifet yay., İstanbul
ÖZEY Ramazan,1999, Dünya ve Türkiye Ölçeğinde Siyasi Coğrafya. Aktif Yay.,İstanbul.
ÖZEY Ramazan,1999, Siyasal ve Sosyal Açıdan Türkiye. Marifet yay., İstanbul
ÖZEY Ramazan,2001, Çevre Sorunları. Aktif Yayınları, İstanbul
ÖZEY Ramazan, 2001, Günümüz Dünya Sorunları. Aktif Yayınları. İstanbul.
ÖZEY Ramazan, 2003, Avmerikalılaşmak. Aktif yayınları, İstanbul.
ÖZEY Ramazan, 2003, Küresel İşgal. Aktif yayınları, İstanbul
SACHS, A., 1997, “ İnsan Hakları ve Çevre Adaleti.” Dünyanın Durumu-1996, (Çev. S. Gül), TÜBİTAK-TEMA Vakfı yayınları, s.163-184, Ankara.
SOKULLU-AKINCI Füsun, 1994, Kriminoloji. İstanbul.
WATT, F.-WİLSON, F., 1999, (Çev.G.B. Bağcı), Hava ve İklim. TÜBİTAK Popüler Bilim kitapları 83, Gençlik kitaplığı 11, Ankara.
YÜCEL, Mustafa Tören, 2002, Hırsızlık. *** Türkiye'nin ilk Kriminoloji ve Ceza Hukuku sitesine hoşgeldiniz ***
http://www.kom.gov.tr/ulkerapor/ingiltere.htm
http://www.gislab.ktu.edu.tr/gisnedir/CBSgunluk.htm
*** Türkiye'nin ilk Kriminoloji ve Ceza Hukuku sitesine hoşgeldiniz ***
EGM - Emniyet Genel Müdürlüğü
Bu reklamlar hakkında



İlgili

Esrarı Çözülemeyen 10 Olay"Havadan Sudan" içinde
BÜTÜN DİLLERİN KÖKENİ TÜRKÇE"İnceleme" içinde
TÜRK KÖKEN EFSANESi"İnceleme" içinde





Bir Cevap Yazın




Archived Entry

  • Post Date :
  • 09/09/2009 at 8:45 pm
  • Category :
  • İnceleme
  • Etiketler: GÜVENLİK, HUKUK, SUÇ VE COĞRAFYA, İNSAN DAVRANIŞLARI
  • Do More :
  • You can leave a response, or trackback from your own site.

WordPress.com'da Blog Oluşturun. — Connections Teması.
__________________



Tüm bölümlerimize yetkili alımları başlamıştır başvurmak için aşağıdaki linke tıklayınız


Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Televizyonun zararları nedir cevap içeride Yaso Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 0 05-17-2015 10:34


Şu Anki Saat: 14:24


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows