Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > >

Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk)

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 10-15-2009, 15:48   #1
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart soru ödül alan ünlü fizikçiler ve fizikcilerin kısaca hayatı cevap iceride

James Clerk Max**ll (1831-1879)




Avukat olan babası Edinburg'un tanınmış bir ailesinden geliyordu.Annesini 8 yaşındayken yitiren James, kent yaşamından uzakta geçen çocukluk yıllarından sonra 1841-47 arasında Edinburg Akademisi'nde okudu. Ilk bilimsel makalesini henüz 14 yaşındayken yayımladı. 1847'de Edinburg Universitesi'ne giren Max**l burada okurken iki bilimsel makale daha yayımladı.

1850'de Cambridge Universite'sine geçti. Ve Universiteye bağlı Trinity College'dan matemetik dalında sınıf ikincisi olarak lisans diploması aldı. Cambridge'de okurken yayımladığı bir makalede esneklik kuramının aksiyomatik temellerini oluşturdu; geometrik optik alanındaki bir makalesiyle de ileride balık gözü merceğin bulunmasına yol açacak ilkeleri ortaya koydu.

1855'te Trinity College'da öğretim üyesi olan Max**ll, babasının sağlığının bozulması üzerine Iskoçya'ya döndü. Ertesi yıl Aberdeen'deki Marischal College' da doğa felsefesi profesörü oldu. 1860'ta Marischal College ile gene Aberrdeen'deki King's College'in birleştirilerek Abeerdeen Universite'sine dönüştürülmesi sırasında kadrosuzluk nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kalan Max**ll, Edinburg Universitesi'ne başvurdu. Bu başvurudan sonuç alamayınca Londra'daki King's College'da doğa felsefesi profesörlğünü kabul ederek Iskoçya'dan ayrıldı. Bu görevde kaldığı beş yıl Max**l'in en vermli dönemini oluşturdu. Elektromagnetizma konusunda iki makale yayımladı. Uyugulamalı bir konferansta renkli fotoğraf konusundaki bulgularını açıkladı. Elektromagnetik ve elektrostatik birimler arasındaki oranı ölçerek bu oranın, geliştirdiği elektromagnetizma kuramının öngörüsüne uygun olarak,ışık hızına eşit olduğunu gösterdi.

1861'de Royal Society'nin üyeliğne seçildi. Blimsel araştırmaya daha çok zaman ayırabilmek amacıyla Kıng's College'daki görevinden ayrılarak Iskoçya'daki malikhanesine çekilen Max**ll altı yıl boyunca elektromagnetizma kuramı üzerindeki ünlü yapıtını hazırladı. Max**ll o güne değin bulunmuş olan elektrik ve magnetizma yasalarını sistemli bir bütünlük içinde matematiksel bir yapıya kavuşturmuş, değişken elektrik ve magnetik alanların birbirlerinden ayrı olarak var olamayacağını göstermiş, ışığında bir elektromagnetik dalga olduğunu belirleyerek elektrik, magnetizma ve optiği tek bir temele oturtmuştur. Tüm elektriksel ve magnetik olayları ve bunlar arasındaki ilşkiyi günümüzde Max**ll denklemleri olarak bilinen ve dört yalın denklemden oluşan, bir denklem takımıyla ortaya koyan Max**ll, Faraday indükleme yasasını incelerken dielektrik ortamda bir yer değiştirme akımının var olması gerektiği sonucuna varmıştı. Max**ll böylece ışığında bir eletromagnetik dalga olduğunu öngörmüştü. Max**ll'in varlığını öngördüğü eletromagnetik dalgalar, onun ölümünden sekiz yıl sonra Heinrich Hertz tarfından laboratuvar koşullarında elde edilmişti.

Max**ll, fiziğin başka alanlarında da önemli katkılar da bulundu. 1852'de Adams Ödülü'nü almasına yol açan 68 sayfalık bir incelemesinde , Satürn halkalarının sayısız küçük parçacıktan oluşması gerektiğini tümüyle kuramsal hesaplarla ortaya koydu. Max**ll'in vardığı bu sonuç 1980'de Voyager I ve 1981'de Voyager II uzay araçları tarafından doğrulandı. Max**ll'in gazların kinetik kuramı üzerindeki çalışmaları, fiziğe en önemli katkılarından birini oluşturur. Gazların her doğrultuda ve her hızda devinebilen, birbirleriyle ve gazın içinde bulunduğu kabın çeperiyle çarpışmaları, tam esnek olan moleküllerden oluştuğu varsayımından yola çıkan Max**ll, olasılık ve istatistik yöntemlerini kullanarak bir gazdaki moleküllerin hız dağılımını saptama sorununu 1860' da çözdü.

Yaşamı boyunca unvan ve ödül almamış olan Max**ll, kısa bir hastalık sonucunda öldü ve Iskoçya'da bulunan Parton köyündeki kilise bahçesinde toprağa verildi.




Albert Einstein (1879 - 1955)





Einstein Ulm’da 14 Mart 1879 tarihinde, özgür düşünceli Alman Yahudisi bir ailenin çocuğu olarak doğmuştu. Babası, pek para kazanmayan bir mühendisti. Albert, çocukluğunu Münih’de geçirmiş ve evde zekasının işaretini erkence vermiş olmasına karşın okulda olağanüstü başarılar sağlayamamıştır. Ortaokulda Alman öğretim sistemini sevmemiş, karşılığında ona ters davranan öğretmenlerle çatışmaya düşmüştü. Bu erken deneyimlerden ötürü resmi Alman makamlarına karşı düşmanlık kazanmıştı. Olumsuz iş koşulları aileyi 1894’te Milan’a göçe sürükledi, öğrenimini tamamlaması için Münih’de bırakılmış olan Einstein da hasta olduğu bahanesiyle sonradan İtalya’daki ailesine katıldı. İtalya’yı daha çok seven Einstein, burada kaldığı kısa süre içinde Milan’dan Cenova’ya 160 km. tutan yolu gezi amacıyla yürüyerek aştı.



Einstein sonra Zürih’deki Politeknik Okul’a giriş için başvurdu ama sadece yeterli bir lise diploması olmayışından değil, matematik ve fizikte üstün başarı sağlamasına karşın giriş sınavını da geçemediğinden başvurusu kabul edilmedi. Sınavı kazanabilmek amacıyla, Aarau’daki Cimnazyum’da öğrenim görmeye gitti. Orada çok mutluydu, İsviçre’ye aşık olmuştu; sonradan İsviçre vatandaşlığına geçti ve yaşamı boyunca bir daha ayrılmadı. Sonunda Politeknik Okul’a girdiğinde matematik profesörleri, ikisi de birinci sınıf bilginler olan H. Minkowski ve A. Huntwitz’di; ama ne onlardan pek bir şey öğrenebilmişti, ne de onlar Einstein’i fark etmişlerdi.

Mezun olduğunde, geçimini sağlayabilecek bir iş bulmakta güçlük çekmişti. İlk başlarda yedek öğretmen olarak çalışıp, özel fizik dersleri vermişti. 1902’de Berne kantonundaki patent dairesinde alçak gönüllü bir iş buldu. Bu sıralarda Einstein Mileva Mariç’le evlendi. Biri ileride Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde hayli saygın bir mühendislik profesörü olacak, iki oğulları oldu.

Patent ofisindeki iş Einstein için çok uygundu. Gönderilen buluşları incelediği ofisteki işleri arasında, saptırılmadan bağımsız düşünecek zaman bulabiliyordu. O zamanlar, kara cisimle ünlü W. Wien’in yönetimindeki Annalen der Physik’e gönderdiği fizik makaleleri yazmaya başladı. 1901’de bir, 1902’de iki ve 1903 ile 1904’te de birer tane sundu. Tümü de istatistiksel devinbilim ve ısıldinamik alanlarında derin araştırmalardı. Birkaç yıl önceki Plank’in durumuna benzer bir biçimde, aynı konular daha önceleri Gibbs tarafından da ele alınmıştı, ama Einstein bunu biliyordu.

1905’te Einstein'in dehası eşsiz bir biçimde parladı, Mart’ta, Mayıs’da ve Haziran’da her biri tek başına onu ölümsüz kılmaya yetecek üç çalışma yayımladı. İlk çalışma ”Işığın oluşumu ve iletişimine ilişkin öz dili bir bakış noktası” ışık paketçiklerinin keşfini ve büyük bir uygulama olarak ışılelektrik etkisinin açıklanmasını içermektedir. İkincisi Isının kinetik kuramınca belirlenen durgunluktaki sıvılarda parçacıkların devinimleri üzerine Browncil devinim kuramı içermekte ve bir kez daha atomların gerçek varlığını gösterip Boltzmann sabitini yeni bir yoldan saptamaktadır. Üçüncüsü Devinen Cisimlerin elektromağnetiği üzerine özel görelilik kuramı içermekte, buradan da, herkesin Einstein’i tanımasına neden olan E=mc2 bağıntısı çıkarılmakta.

Fizik dünyasının çoğu Einstein'ı kuşkuyla karşılamasına rağmen Einstein'ın en beklenmedik sonuçları bile kısa sürede doğrulandı. Einstein 1913'de Berlin'de çalışmaya başladı. Bu dönemde kütle çekimi kuramını iki yüzyıl önce Newton'un bıraktığı noktadan alarak 1916'da genel görelilik kuramı olarak ortaya koydu. Genel göreliliğin ortaya koyduğu uzay-zaman bükülmesi gibi bütün sonuçlar daha sonraki yıllarda yapılan deneylerle doğrulandı. Daha sonra kuram evrenin genişlemesinin bulunmasıyla da uyum sağladı.

Einstein'ın 1917'de ortaya attığı ışınımın uyarılmayla yayımlanması fikri kırk yıl sonra lazerin bulunmasıyla sonuçlandı. 1920'lerde gelişen kuantum mekaniğinden rahatsız olan Einstein klasik belirlenimci görüş yerine olasılıkçı görüşü kabul etmedi. Kuantum mekaniğine karşı "Tanrı zar atmaz" diyen Einstein ilk defa yanılmış oldu.

Bütün dünya çapında büyük bir üne kavuşan Einstein Nazi iktidarıyla birlikte 1933'te Almanya'yı terk etti. Hayatının gerisini A.B.D'de geçirdi. Einstein hayatının son yıllarını kütle çekimi ile elektro-magnetik kuramı birleştirecek olan kuramı aramakla geçirdi, ama bunda başarısız oldu. Halen bu problem çözüm beklemektedir. Einstein 1955'te Princeton'da hayata gözlerini yumdu. Time dergisinin yaptığı ankette 20. yüzyılın en büyük kişisi seçildi.

__________________



Tüm bölümlerimize yetkili alımları başlamıştır başvurmak için aşağıdaki linke tıklayınız


Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-15-2009, 15:49   #2
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart

Marie Sklodowska Curie (1867 - 1934)




Bilimadamları etraflarına bir başka bakarlar. Onlar günü birlik yaşamazlar. Etraflarındaki olayları irdelerler, soru sorarlar, cevap ararlar. Sabırla çalışırlar, meraklarını giderene kadar. Zaten onları farklı yapan da budur. Bu özelliklerinin ürünü olarak insanlığa sundukları tesbit ve buluşlar, onlara bilim adamı sıfatını yükler.

Bilim tarihini karıştırdığımızda bilim adamlarının hepsinin erkek olduğunu görürüz. Bu, filozoflar için de geçerlidir. Fakat bazı istisnalar yok değildir. Bunların başında öyle bir kişi gelir ki. ünü pek çok erkek meslekdaşını geride bırakmıştır. Yaşamı boyunca çektiği sıkıntılar onu yıldırmamış, bilim ve insanlık için hep çalışmıştır. Bu ünlü bayan bilim adamı Marie Skladowska ya da meşhur ismiyle Madam Curie'dir.

Marie Sklodowska 1867'de Lehistan'ın (Polonya) Varşova kentinde doğdu. İki eğitimcinin çocuğu olması onun için büyük bir şanstı. Babası Vladislav Sklodowska Petersburg Üniversitesi'nde yüksek tahsil yapmış ve sonra Varşova'da fizik ve matematik dersleri vermeye başlamıştı. Annesi Madam Sklodowska da babası gibi bir öğretmendi. Marie biri erkek, beş kardeşin en küçüğü ve en zekisidir. Bunu okuma ve yazmayı çok çabuk öğrenmesiyle de göstermiştir.

O tarihlerde Rus esareti altında bulunan Polonya'da yaşayan Sklodowskalar milliyetçi bir ailedir. Bu esaret yıllarında Sklodowskalar Rus asimilasyonuna karşı gizliden yürütülen faaliyetleri destekliyorlardı.

Marie'nın fenle tanışması çok küçük yaşlarda başlamıştı. Evlerin de bulunan onca eşyanın yanında onun merakını fen cihazları dolabı çeker. Marie'nın bu merakı okula başlamasıyla iyice artar. Kuvvetli hafızası ve çalışkanlığıyla sınıfın en başarılı öğrencisi olur.

Sene 1876'yı gösterdiğinde felaketler üst üste gelir. Marie önce büyük ablası Sophie ve arkasından hayatta herşeyden çok sevdiği annesini kaybeder. Bu acı olaylar küçük kızın hayat hakkındaki fikirlerini değiştirir. Yaşamın bu acı yönleri ne Marie'yi ne de kardeşlerini yıldırmayacaktır.

Marie 1883 Haziran'ında bir şeref madalyasıyla orta tahsilini bitirir. Artık O, 16 yaşında genç ve güzel bir kızdır. Buna rağmen gençliğin verdiği havai isteklerden çok O, istiklal hülyaları peşindedir. Ülkeleri kurtarmak için anarşist faaliyetlerin yerine kasten cahil bırakılan halkın okutulup aydınlatılması gerektiği bunun içinde irfanı yüksek nesillere ihtiyaç olduğu fikrindeydi.

Marie'nın bundan sonraki hedefi üniversitede fizik tahsili yapmaktı. Varşova Üniversitesi bayan öğrenci almadığından Paris'e gitmesi gerekiyordu. Marie gerekli parayı biriktirmek için taşrada zengin ailelerin yanında öğretmenlik yapmaya başlar. Dört sene çalıştıktan sonra tahsiline devam etmek için Polonya'dan ayrılarak Paris'e doğru yola çıkar. Marie orta tahsilini bitirdikten tam 8 sene sonra, 1891 yılında amacına ulaşır. O, Şarbon Fen Fakültesi'nde bir öğrencidir artık.

Davranışları ve çalışkanlığıyla hemen göze çarpar. Derslere ilk girenlerden biri O'dur. Özellikle fizik derslerinde hep ön sıradadır. Profesör Lippmann, Bouty ve Appell derslerini çok sever. Onları büyülenmiş gibi dinlerdi. Fizik derslerinde hocalarının kainattaki düzenle ilgili söyledikleri, laboratuvarlarda yaptıkları deneyler genç bilimcinin şevkini arttırıyor, daha fazlasını bilmek ve öğrenmek için kamçılıyordu. Marie gayretli çalışmalarının mükafaatını çabuk görür. İmtihanlarını derecelerle verir. Bu sayede burslar kazanır. Tek düşündüğü ise ilim ve ülkesidir. 26 yaşında olma sına rağmen evlilik gibi bir düşüncesi de yoktur, Pierre Curie ile tanışana kadar.

Pierre Curie

Pierre Curie 1859'da Paris'te doğar. Pierre'in kardeşiyle beraber çok küçük yaşlarından beri ilime ve fene büyük ilgileri vardır. Üniversiteyi 16 yaşında bitirir. 1883'te Paris Fizik ve Kimya Okulu'na öğretmen ve laboratuvar şefi olarak atanır. Bu görevi tam 22 yıl sürdürecektir. Kardeşiyle beraber Pizoelektrik etkiyi keşfeder. İlk defa fiziğe grup kavramını getirir. 1894'te Marie ile ilk tanıştığında iyi bir bilimsel kariyere sahiptir.

Pierre Curie ve Marie Sklodowska 1895 yılında evlenirler. Marie artık Madam Curie olmuştur. ve bundan sonra hep böyle anılacaktır.

1897'de Madam Curie ilk çocuğu İrene'yi dünyaya getirir. Daha kendisini toparlamadan iki lisans imtihanı ve su verilmiş çeliklerdeki mıknatıslanma hakkında bir etüd çalışması gerçekleştirir. Bundan sonra Madam Curie doktora tezi için konu seçimine girişir. Eşinin önerisiyle Becquerel ışınlarında karar kılar.

X-Işınları

Röntgen, 1895'in bir kasım akşamında etrafını siyah kartonla kapattığı hittorf tüpüyle katot ışınlarını araştırırken esrarengiz bir olayla karşılaşır. İçinde bulunduğu oda karanlıktır. Baştan sona kadar siyah kartonla kaplı tüpün yakınındaki boryum pilatin siyanidle İşlemiş ekranın ışıldadığını şaşkınlıkla görür. Ekranı aydınlatan bu nesneler nereden geliyordu? Katot ışınlar olamazdı. Çünkü tüp siyah kartonla kaplıydı. Röntgen, olayı incelemeye başladı. Ekranı çevirdi, fakat sonuç değişmedi. Daha sonra tüple ekran arasına çeşitli nesneler yerleştirdiğinde hepsini saydam gördü. Kendi elini uzattığında ekranda kemiklerini gördü. Ne elektrik ne de magnetik alanda sapmayan bu ışınlara x- ışınları dendi. Bu ışınların kaynağı ve ortaya çıkış nedeni ise ancak atom fiziğinin kurulmasından sonra aydınlığa kavuşacaktı.

Röntgen'den sonra Henri Becquerel bu konuya yöneldi. Becquerel'in hareket noktası x-ışınları ile floresanlanma arasındaki ilişkiydi. Başka kaynaklardan x- ışınları oluşturmaya çalıştı. Çeşitli floresanlı maddeler denedi. Ama x-ışınlan gözlemleyemedi. Daha sonra Becquerel x-ışınlarıyla görülür ışık arasındaki ilişkiyi incelemeye karar verdi.

Floresans madde olarak uranyum tuzlarını kullandığı bir dizi deney gerçekleştirir. Bir fotoğraf filmini güneş ışınlarından etkilenmeyecek şekilde siyah kağıtlarla örttü. Kağıdın üzerine uranyum tuzlarını yerleştirerek uzun süre güneş ışığında bekletti. Filmleri banyo ettiğinde foresans uranyum tuzlarının bulunduğu yerlerde siyahlıklar gördü. Deneyi karanlıkta gerçekleştirdi, sonuç değişmedi. Uranyum tuzlarından çıkan garip ışınlar her şartta fotoğraf filmine etkiyordu. Becquerel uranyumun bütün tuzlarının hatta uranyum metalinin bile fotoğraf filmi üzerinde karartılar meydana getirdiğini gördü. Becquerel x- ışınlarını araştırırken bambaşka bir hadiseyle karşılaşmıştı. Bu olay yeni birşeylerin habercisiydi. Bu yeniliği inkişaf ettirmek ise Curielere nasip olacaktı.

Radyoaktivite

Bequerel ışınları hakkında bilinenler sadece bu kadardı. Işınların cinsi ve kaynağı neydi? Tam bir muamma. Mükemmel bir araştırma konusu. Madam Curie uzun uğraşlar sonunda alabildikleri basit bir atölyede araştırmalarına başlıyor. ilk olarak uranyumdan çıkan ışınların iyonlama kuvvetini Pierre'in yaptığı elektrometreyi kullanarak tesbit etti. Madam Curie'nin ilk sonuçlarına göre ışınımın şiddetinin bileşikteki uranyum miktarı ile orantılı olduğu ve ayrıca kimyasal biçiminden, aydınlanma ve ısı gibi harici sebeplerden etkilenmediğini ortaya çıkardı. Hiç bir şeye benzemiyorlar. Hiç bir şeyden etkilenmiyorlar, çok zayıflar ama aynı zamanda çok kararlı bir yapılan var. Bunlara dayanarak Madam Curie bu ışınımların kaynağı olarak atomik seviyedeki olayları görüyordu. Buna göre uranyum dışındaki maddelerde de bu kuvvet bulunabilirdi. Hemen, başka numunelerde incelemelerine başlıyor. Netice gecikmiyor. Toryumda da uranyumun kine benzer ışımalar yaptığını keşfediyor. Curieler'in doğru düşündüğü böylece ortaya çıkmış oluyordu. Madam Curie uranyum ve toryumdaki bu özelliğe radyoaktivite ve bu elementlere de radyoaktif element adını verdi.

Curieler'in aklına maden filizlerini incelemek geliyor. Acaba maden filizlerinde bunlara benzer ışımalar elde edebilir miyiz? Bütün maden filizlerini elektrometre ile incelerler. Beklenen sonuç ortaya çıkar. Fakat bir tuhaflık sözkonusudur. Maden filizlerindeki radyoaktivite beklenenden çok kuvvetlidir. Uranyum ve toryumdan kaynaklanması mümkün değildir, inceleme defalarca tekrarlandı, ama netice değişmedi. Beklenenin çok üstünde bir ışıma. Daha önce Curieler bilinen tüm kimyasal elementleri tetkik etmişlerdi. Hiç biri bu ışımaya uymuyordu. Bu kuvvetli radyoaktifliğin kaynağı neydi? Yeni bir element olabilir miydi? Madam Curie bu soruya olumlu cevap verdi. Şimdi ise sıra bu kuvvetli radyoaktifliğin kaynağı olan, o zamana kadar duyulmamış cevheri bulmaya gelir.

Bu noktadan sonra Pierre Curieelindeki diğer işleri bırakıp eşiyle beraber çalışmaya başlıyor. Kendi geliştirdikleri bir yöntem ile maden filizleri örneklerini kimyasal çözümlemeyle bileşenlerine ayırdılar. Elde edilen her numunenin radyoaktifliğini elektrometre kullanarak tesbit ettiler. Bu ayırma sonucunda ışıma etkinliğin bazı parçalarda bulunduğunu gördüler. Buna göre yeni elementin çok çok az miktarlarda bulunacağından radyoaktifliğinin de uranyumdan çok fazla olması gerekiyordu. Curieier bunu yaklaşık 300 katı olarak hesapladılar. Fakat bu yeni maddenin numunelerde bulunma miktarı aslında bir milyonda bir oranındaydı. İkinci ilginç nokta radyoaktiflik iki parçada kendini gösteriyordu. Bu da iki yeni element demekti. 1898'in Temmuz ayında yeni elementlerin biriyle ilgili herşey hazırdı. İsmi hariç. Madam Curie bu yeni elemente polonyum adını verdi. Bundan daha tabi bir şey de zaten olamazdı. Curieler aynı ayın içinde keşiflerini ilan ve araştırmalarını açıklayan makalelerini Bilimler Akademisi'ne sundular.

Radyum

Asit içinde çözülmeyen sülfidler grubunda polonyumu keşfettikten sonra ikincisini baryum grubu bileşiklerinde tesbit ettiler. 1898 Eylül'ünde radyum adını verdikleri ikinci radyoaktif elementin keşfini gerçekleştirdiler. Curieler'in İşi bununla da bitmedi. Çünkü bu radyoaktif elementler yavaş yavaş yokoluyorlardı. Daha sonraları Rutherford'un yarı-ömür diye adlandıracağı bu olay köklü bir felsefeyi altüst ediyordu. Bu da atomun değişmez kararlı yapısıydı. Nasıl oluyor da bir element başka bir elemente dönüşebilirdi? Madam Curie bunun moleküler özelliklerin aksine atomun yapısındaki değişmelerden kaynaklandığına emindi. Yerleşik düşüncenin aksine olan bu görüşü herkes kabul etmiyordu. Hatta saf uradyum ve polonyumu görmeden, atom ağırlığı tayin edilmeden varlıklarını kabul etmeyenler vardı. Curieler haklı olduklarını göstermek için saf radyumu elde etmeye karar verirler. Bu iş kolay olmayacaktır. En başta tonlarca maden filizi gerekiyordu. Çünkü radyum cevherlerde belli belirsiz bulunuyordu. Bunun için tonlarca madenden radyumun zenginleştirilmesi gerekir. Ayrıca saflandırmayı yürütecekleri bu mekan ve masrafları karşılayacak para lazımdı.

Radyumun içinde saklandığı cevherler (Cam sanayisinde kullanılıyor.) Çekoslovakya'daki Joachomsthal ocaklarından çıkarılıyordu ve bunlardan tonlarca almak parasal yönden imkansızdı. Ama uranyum çıkarılsa da artıklarından radyum elde edilebilirdi. Pierre bir arkadaşı aracılığıyla maden artıklarını sadece yol parasını vererek getirtir. Laboratuvar olarak eski camekanlı ve bu camları avluya açılan her zamanki mekanlarında hiç kimsenin girişemeyeceği bir mücadeleye başlarlar. Tonlarca maden artığı ellerinden geçer, koca kazanlarda bunları eritmek, karıştırmak, pis kokularına dayanmak bunların tekrar ayrıştırılması, bütün bunlar o kadar zor ki. Lakin Curieler kendilerinden emin sabırla çalışırlar. Hep kafalarında saf radyumun hayali vardır. Hatta Madam Curie eşine sık sık şöyle der: "Acaba rengi nasıl olacak? Güzel bir rengi olmasını isterim."

1899'da Curieler'in arkadaşı Adre Debierne yeni radyoaktif elementi aktinyumu keşfeder. Bundan üç yıl sonra Curieler 1898 yılında başladıkları mücadeleyi zaferle noktalarlar. Dört senelik bir uğraş sonunda 1 desigram saf radyum elde ederler. Bu yeni elementin atom ağırlığı ilk defa 225 gr olarak tayin edilir. Dört yıllık amelelik, işçilik, mühendislik ve alimlik hepsi 1 desigram radyum için. Bu radyumda insanlık için.

1903 Nobel Fizik Ödülü radyoaktivitenin mucitleri Henri Becquerel, Pierre ve Madam Curie'ye verildi. Pierre Curie Stockholm Bilimler Akademisi'nde yaptığı ödül konuşmasını çok önemli olan şu sözlerle bitirir: "Radyumun cani etlerde çok tehlikeli bir şey olabileceğini düşünmekte mümkündür. Bu noktada insan kendi kendine, acaba tabiat sırlarını bilmekte insanın bir menfaati var mı, bunlardan faydalanmak olgunluğunda mı yoksa edindiği bilgiden zarar görecek halde mi? diye de sorulabilir. Nobel'e ait keşiflerin örneği karakteristiktir. Yüksek kudretli, patlayıcılar insanların harikulade işler görmesini mümkün kıldı. Aynı zamanda bunlar milletleri harbe sürükleyen büyük canilerin elinde, müthiş bir tahrip vasıtası oldu. Fakat herşeye rağmen ben de Nobel ile beraber, beşeriyetin yeni keşiflerden şerden ziyade hayır çıkaracağını düşünenlerdenim."

Fizikteki bu yeni oluşum büyümeye devam ediyordu. Çok geçmeden radyum ışımasının maddelere tesir ettiği ve onları radyoaktif hale geçirdiği anlaşıldı. Başka bir şaşırtıcı olayda radyumun fizyolojik tesirleriydi. Radyumdan çıkan ışınların kanserin bazı çeşitlerinde tümörleri iyi ettiği ortaya çıktı. Daha geniş çalışmalarla tıp bilmine curieterapi ismiyle geçecek olan tedavi şekli kazandırılmış oldu.

Madam Curie 1904 yılında doktora tezini yine radyum üzerine yazarak yayınladı. Yine bu yıl içinde 37 yaşında ikinci çocuğu Eve'yı dünyaya getirdi. Pierre Curie 1905 yılında Akademi'ye alınır. Fakat bu görevi çok uzun sürmedi. 19 Nisan 1906'da Pierre Curie karşıdan karşıya geçerken bir kamyonun altında kalarak feci şekilde can verdi. Madam Curie bir kere daha hayatın acımasız yüzüyle karşı karşıyadır. Yine acısını içine atar. Çocuklarını büyütmeye ve çalışmalarına devam eder Madam Curie Pierre'dan boşalan Sorbon'daki hocalık vazifesine uygun görülür. Böylece Madam Curie Sorbon'da ders veren ilk kadın olur.

Yıl 1914'ü gösterdiğinde Birinci Dünya Savaşı başlar. Madam Curie bu savaşta ikinci vatanı olarak gördüğü Fransa'ya hizmet eder. Kendi gayretleri sonucu oluşturduğu x- ışını araçlarıyla donatılmış ambulanslar hazırlayarak hastanelerin yardımına koşar. Bu gayretlerin sonucunda binlerce insanın hayatı kurtulur.

Savaş sonrasında Madam Curie yine görevinin başındadır. Hem kızlarını iyi bir şekilde yetiştirirken hem de radyoaktiviteyle ilgili araştırmalarına devam eder. Kitaplar yazar. 1921'de davet üzerine Amerikaya görkemli bir gezi yapar. Amerikalı kadınlar bu alim kadına araştırmalarına devam etmesi için satın aldıkları radyumu hediye ederler.

Yıllar ilerledikçe Madam Curie’nin sıhhati iyice bozulur. Maruz kaldığı radyoaktif ışınlar vücudunda kalıcı hastalıklar bırakmıştır. Elleri ışıma yanıklarıyla zarar görmüş ve iyice zayıflamıştır. İki katarakt ameliyatı geçirir. **meden bir kaç ay önce kendi izinden giden kızı Irena'nın yapay ışıma etkinlik keşfini gördü.

Einstein'in ifadesiyle "Bütün meşhur olmuş insanlar içinde şan ve şöhretin bozmadığı tek varlık" bir tür kansızlık hastalığından Fransız Alpleri'ndeki bir sanatoryumda 1934'de 67 yaşında hayata gözlerini yumdu.
__________________



Tüm bölümlerimize yetkili alımları başlamıştır başvurmak için aşağıdaki linke tıklayınız


Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-15-2009, 15:50   #3
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart

Richard Philip Feynman (1918 - 1988)




20.yy'ın fizikçi filozofu. Fizikçilerin fizikçisi. Çok parlak bir deha. Kendi kendisiyle,otorite geçinenlerle gırgır geçen bir özgür kafa. Richard Feynman, 11 Mayıs 1918'de Queens, New York'ta doğdu. Daha 15 yaşındayken diferansiyel hesabı öğrendi. . 1936'da, MIT'ye girdi ve fizik eğitimi aldı. 1939'da Princeton'a gitti. Doktorasını 1942'de John Arhibald Wheleer nezaretinde çalıştığı Princeton Üniversitesi'nden aldı. 1942'de, daha 24 yaşında iken Los Alamos'taki Manhattan Projesi'nde önemli bir rol oynadı. Hans Bethe'nin altında grup lideri oldu. Uranyumun patlaması içen gerekli kritik kütleyi hesapladı.

Feynman,Nobel Fizik Ödülünü, kuantum elektrodinamiği kuramıyla başarıyla çözdğü problemler için aldı. Sıvı helyumda süper akışkanlık olayını dikkate alan bir matemaiksel kuram da yarattı. Ondan sonra Murral Gell-Man ile beta bozunması gibi zayıf etkileşimler analında çalıştı. Daha sonraki yıllarda,yüksek enerjili proton çarpışması yöntemlerinin parton mo****ni öne sürerek kuark kuramının gelişmesinde anahtar rol oynadı. Feynman fiziksel hesaplamalara ilişkin yeni temel teknikler ve notasyonlar getirdi,aynı anda her yerde hazır ve nazır Feynman diyagramlarını geliştirdi. Bu diyagramlar parçacık etkileşimlerini gösteriyordu.

1918’de Brooklyn’de doğdu. Doktorsanı John Wheeler’in danışmanlığı altında 1942’de Princeton’da tamamladı. Gençliğine karşın, İkinci Dünya savaşı sırasında Los Alamos’taki Manhattan Projesinde önemli rol oynadı. Canlı kişiliği ve şakalarıyla sıradışı ama vazgeçilemez bir fizikçi olarak bu projede rol oynadı.Sonra Cornell’de California Teknoloji Enstitüsünde ders verdi. 1965’te kuantum elektrodinamiğindeki çalışmaları için Sin-Itero Tomanaga ve Julian Schwinger ile birlikte Nobel Fizik Ödülünü aldı. O,doğaya karşı sınırsız bir ilgi duyuyordu.Bu ilgisi yalnızca bilimsel başarılarını tetiklemekle kalmadı;onu Maya hiyerogliflerini çözmek gibi şaşırtıcı başarılara götürdü.

Feynman'ın binlerce bilimsel ve eğitsel başarısının sergilenmesi insanın ruhunu yeterince yakalayamaz. Sadece teknik yayınlarının çoğunun herhangi bir okuyucusu olarak bile, Feynman'ın canlı ve çok yanlı kişiliğinin bütün yapıtında ışıldadığı bilinir. Fizikçi varlığı bir yana,o çeşitle zamanlarda bir radyo tamircisi, bir kilit açıcı, sanatçı,dansça,bongo çalıcısı ve hatta Maya hiyeroglifleri çözücüsüydü. Dünyası hakkında sürekli meraklı,örnek bir deneyimciydi.1950'lerde, Cal Tech'e gitti.. 1965'te, Julian Schwinger ve Shinichiro Tomonaga ile birlikte Nobel Fizik Ödülüne layık görüldü;konuları kuantum elektrodinamiği idi. )15 Şubat 1988'de kanserden öldü.Caltech'teki öğrencileri basit bir pankartla duygularını dile getirdiler: "Seni seviyoruz Dick".
__________________



Tüm bölümlerimize yetkili alımları başlamıştır başvurmak için aşağıdaki linke tıklayınız


Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-15-2009, 15:51   #4
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart

Oktay Sinanoğlu (1935 - .... )




1935'te doğan Sinanoğlu, 1953’te Atatürk tarafından 1928 yılında kurulmuş TED Yenişehir Lisesini burslu olarak okudu ve birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla kimya mühendisliği okumak üzere ABD'ye gitti. 1956’da ABD Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi.

1957’de Massachusetts Institute of Technology ' yi ( MIT ) 8 ayda birincilikle bitirerek Yüksek kimya Mühendisi oldu. 1960’ta Yale Üniversitesinde "asistant professor" (yardımcı doçent ) olarak çalışmaya başladı.

26 yaşında iken atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı ile "associate professor" (doçent) ve 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırdı ve "full professor" ( profesör ) ünvanını aldı. Bu ünvan ile modern üniversite tarihinin ve Yale Üniversitesi tarihinin en genç profesörü oldu.

1964’te ODTÜ'ye danışman profesör oldu. Yale Üniversitesinde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı. Dünyada yeni kurulmaya başlayan Moleküler Biyoloji dalının ilk birkaç profesöründen biri oldu. (Watson ve Crick sarmal mo****ndeki dna sarmalının çözelti içinde o halde nasıl durduğunu keşfeden adam - solvofobik kuvvet ) Amerikan Ulusal bilimler akademisine Üye olarak seçildi. Buraya seçilen ilk ve tek Türk oldu.

İki defa Nobel' e aday gösterildi. Defalarca Nobel Akademisinin isteği üzerine Nobel'e adaylar gösterdi. Dünyanın sayısız yerinde sayısız buluşları ve teoremleri ile ilgili sayısız konferans verdi.

26 yaşından beri devam ettiği Yale Üniversitesinde Moleküler biyoloji ve kimya olmak üzere iki kürsüde profesör ve son 7 senedir görev yaptığı Yıldız Teknik Üniversitesinde ise Kimya dalında olmak üzere bir kürsüde Profesör olarak görevini sürdürüyor.







Feza Gürsey (1921-1992)



1940'ta Galatasaray Lisesini bitiren Gürsey 1940-44 arasında Istanbul Universitesi Fen Fakültesinde (İÜFF) fizik öğrenimi gördü. Daha sonra Ingiltere'ye gitti ve 1950'de Londra Universite'sine bağlı imparatorluk bilim ve teknoloji yüksek okulu'nda doktora çalışmasını tamamlayarak Türkiye'ye döndü.

1951'de İÜFF'ye genel fizik asistanı olarak giren Gürsey, 1957'de ABD'ye giderek Brookhaven Ulusal Laboratuvarı'nda ve 1958-60 arasında Princeton Universite si'nde araştırmalar yaptı.1960-61 yıllarında konuk yardımcı profesör olarak Columbia Universite' sinde dersler verdi. Ve daha sonra Türkiye'ye dönerek 1961'de Orta Doğu Teknik Universitesi'nin(O.D.T.Ü) Teorik Fizik Bölümü' nde Profesör oldu. 1963'te yeniden ABD'ye giden Gürsey 1963-67 arasında Yüksek Araştırma Enstütüsü'nde ve Yale Universite'sinde konuk profesör olarak dersler verdi. 1974'te O.D.T.Ü'den ayrılarak Yale Universitesi'ne geçti. Ve 1977'de Josiah Willard Gibbs adına kurulan kürsünün profesörlüğüne atandı.

Feza Gürsey kuramsal fizik alnındaki çalışmalarını atom çekirdeğini oluşturan parçacıklar arasındaki temel etkileşmelerin ve bu parçacıkların iç yapısının incelenmesi üzerinde yoğunlaştırdı. Temel parçacıkların spinlerini inceledi. 1960'ta SU(2) X SU(2) bakışım grubunun lineer olmayan gösterimlerini geliştirdi. 1964'te Italyan fizikçi Radicati ile birlikte çalışarak, çekirdek kuvetlerinin, spin ve izospinin yanısıra Gell-Mann ve Neeman'ın önerdiği SU(3) grubunda etkin olan acayiplik'ten de bağımsız olduğunu ifade eden SU(6) bakışım grubunu ortaya attı. 1974-76 arasında M.Günaydın ile birlikte yaptığı çalışmalarda o güne değin fizikte bulunmayacağı sanılan ayrıcalıklı grupların belirleyebileceği bakışımları araştıran Gürsey, kromodinamik ve elektromagnetik etkileşme yapan renkli kuvarklar ile zayıf(süresi 10 saniyeden uzun) ve elektromagnetik etkileşme yapan elektron, müon ve notrinolar gibi leptonları biraraya toplayan bileşik bir E6 grubunun içerdiği oktonyon cebrinin renk dinamiğiyle ilgisi olduğunu gösterdi. 1976'da da bu grubun bir bileşik grup olabileceğini önerdi. Gürsey'in bu çalışmaları 1968'de TUBİTAK Bilim Ödülü, 1977'de Oppenheimer Ödülü,1979'da Einstein Madalya'sı, 1981'de New York Akademisi'nin Morrison Ödülü, aynı yıl İstanbul Universitesi'nin madalyası ve onur doktorluğu unvanını ve 1987'de Grup kuramı vakfının Wigner madalyasıyla ödüllendirilmiştir. 1992 yılına kadar kaldığı Yale'de işgal ettiği kürsüyü ise Gibbs, Onsager ve Lamb gibi Nobel Ödüllü kişilerle paylaşıyordu. Ancak Gürsey, yine de sık aralıklarla Türkiye'ye dönüyor ve buradaki bilimsel aktivitelerinden vazgeçmemekte direniyordu.

"Türkiye'ye gelişlerinde çeşitli üniversitelerde seminerler veriyordu. Nisan'da vefat etti; ondan önceki Aralık'ta Türkiye'deydi. ODTÜ'de, Bilkent'te, Edirne'de seminerler verdi. Yani o kötü hastalığına rağmen, ölmeden dört ay önce buralarda gezdi. **eceğini biliyordu. Bunun için de kafasındaki bütün problemleri tamamlamak ihtiyacı içerisindeydi. Bir ara konuşurken 'bu yıl on tane yayın yapabildim,' dedi. Bu Feza'nın tavrı değildi. Ortalama yılda dört-beş yayın yapardı; problemlerini, biten yayınlarını senelere dağıtırdı," diye anlatıyor Prof Gürses.


__________________



Tüm bölümlerimize yetkili alımları başlamıştır başvurmak için aşağıdaki linke tıklayınız


Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-15-2009, 15:51   #5
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart

Abdus Salam (1926 - )




29 Ocak 1926 tarihinde Hindistan'ın Jhang Maghiana kentinde doğan Abdus Salam Lahor'daki devlet yüksek okulunda öğrenim gördü. 1952'de Cambridge Üniversitesinde matematik ve fizik doktorasını tamamlayan Abdus Salam Lahor'a döndü ve orada matematik profesörü olarak göreve başladı.

1954'de İngiltere'ye giden Abdus Salam Cambridge'de matematik dersleri vermeye başladı.1957'de kuramsal fizik profesörlüğüne getirilen Abdus Salam 1964'den itibaren İtalya'da Trieste'deki uluslararası kuramsal fizik merkezinin yöneticisidir.

Abdus Salam'ın önemi elektro-magnetik etkileşimle elemanter parçacıkların zayıf etkileşimini kapsayan kuram geliştirmesindedir.Bu çalışmalarından ötürü 1979 yılında Steven **inberg ve Sheldon Lee Glashow ile birlikte Nobel ödülü almıştır.Nobel ödülü alan ilk Pakistan'lı bilim adamıdır.
__________________



Tüm bölümlerimize yetkili alımları başlamıştır başvurmak için aşağıdaki linke tıklayınız


Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-15-2009, 15:51   #6
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart

Stephen Hawkıng (1942 - )




Stephan Hawking 8 ocak 1942'de (Galileo'nun doğumundan tam 300 yıl sonra) Ingiltere Oxford'da doğdu.Ailesi kuzey Londra'da oturuyordu.Fakat II. dünya savaşı sırasında burası bebek dünyaya getirmek için çok emniyetli bir yer değildi. Bu yüzden Oxford'a taşındılar. Hawking sekiz yaşında iken, kuzey Londra'dan 20 mil uzaktaki St Albans gitti.Onbir yaşında St Albans okuluna kayıt oldu. Buradan mezun olduktan sonra babasının eski okulu Oxford üniversite' si kollejine devam etti.

Stephan babasının tıpla ilgilenmesini istemesine karşın, o matematiği seviyordu. Fakat okulun matemetik bölümü mevcut değildi. Bu yüzden onun yerine fizik okumaya başladı. Üç yıl sonra doğa bilimlerinde birinci sınıf onur madalyasıyla ödüllendirildi.

Stephan daha sonra Cosmology üzerine çalışmak üzere Cambridge' e gitti. O zamanlar Oxford' da Cosmology üzerine çalışma yoktu. Cambridge'de Fred Hoyle'u supervisor olarak istemesine karşın süpervisorü Denis Sciama idi. Doktorasını aldıktan sonra ilk önce araştırma asistanı, daha sonra Gonville' de Caius kollejde profesör asistanı oldu. 1973'de Astronomi Enstütüsünden ayrıldıktan sonra Stephan uygulamalı matematik ve teorik fizik bölümüne geçti. 1979'dan sonra matematik bölümünde Lucasian profesörü oldu. Bu profesörlük 1663 yılında üniversite parlemento üyesi olan Henry Lucas tarafından kurulmuştu. Ilk olarak Isaac Barrow sonra 1669'da Isaac Newton'a verilmişti.

Stephan Hawking, evrenin temel prensipleri üzerine çalıştı. Roger Penrose ile birlikte Einstein'in Uzay ve Zamanı kapsayan Genel görecelik teoreminin Big Bang'le başlayıp kara****klerle sonlandığını gösterdi. Bu sonuç Quantum Teorisi ile Genel Görecelik Teorisinin birleştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Bu yirminci yüzyılın ikici yarısının en büyük buluşlarından biriydi. Bu birleşmenin bir sonucuda kara****klerin aslında tamamen kara olmadığını, fakat radyasyon yayıp buharlaştıklarını ve görünmez olduklarını ortaya koyuyordu. Diğer bir sonucda evrenin bir sonu ve sınırı olmadığıydı. Buda evrenin başlangıcının tamamen bilimsel kurallar çercevesinde meydana geldiği anl***** geliyordu.

Onun birçok kitabından bazıları, The Large Scale Structure of Spacetime, General Relativity: An Einstein Centenary Survey, ve 300 Years of Gravity. Stephen Hawking'in en popüler ve ençok satan iki kitabı; A Brief History of Time ve daha sonraki kitabı, Black Holes and Baby Universes and Other Essays.

Profesör Hawking 12 onur derecesi almıştır. 1982'de CBE ile ödüllendirilmiş,bundan başka birçok madalya ve ödül almıştır. Royal Society'nin ve National Academy of Sciences (Amerikan ulusal bilimler akademisi(N.A.S.) ) üyesidir.

O teorik fizik çalışmaları ve yüklü progr***** rağmen ailesine (üç çocuk ve bir torun) her zaman zaman ayırmayı bilmiştir.
__________________



Tüm bölümlerimize yetkili alımları başlamıştır başvurmak için aşağıdaki linke tıklayınız


Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Soru Toplumların Sınıflandırılması cevap iceride Yaso Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 0 10-15-2009 12:58
soru 29 ekim ile ilgili kompozisyon cevap iceride Yaso Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 0 10-14-2009 16:30
soru bir şeye inanmak cevap iceride Yaso Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 0 10-12-2009 10:45
Soru çekimli fiillere örnekler cevap iceride Yaso Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 0 10-04-2009 21:22
Soru : konferans örneği Cevap içeride Yaso Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 0 10-01-2009 09:24


Şu Anki Saat: 10:13


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows