Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > >

Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk)

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-23-2010, 19:05   #1
xxLaraxx
 
xxLaraxx - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2009
Nerden: ιѕтαηвυℓ
Mesajlar: 163
Tecrübe Puanı: 333
xxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond repute
Question Acill Lazımmmm :(:(

Ana düşünce : Türkiye cumhuriyetiinin temeli kültürdür.

giriş : Kültürün tanımı

gelişme : Türk kültürünün unsurlar( dil tarih)
Kültürümüz neden önemlidir.
Kültür yok olursa ne olur?
Kültür ile ilgilği sözler

sonuç : Ana düşünce, ne yapmalıyız

Not:: (( gelişmedeki sorular ayrı paragraf))

arkdaslar yarın sınvda çıkacak kompisozyonda bana yardımcı olursanız çok çoook sevinicem acil lazımm .

Konu xxLaraxx tarafından (03-23-2010 Saat 19:08 ) değiştirilmiştir.
xxLaraxx isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-23-2010, 21:46   #2
Sevgi
Moderator
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 1.373
Tecrübe Puanı: 1000
Sevgi is on a distinguished road
Standart

burdan birseyler cikarabilirmisin

TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN TEMELİ KÜLTÜRDÜR




"Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür" diyen ve "Türk kültürünü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmayı" ülkü edinen Atatürk'ün gerçekleştirdiği ve gerçekleştirmek istediği inkılâplar Türk milletini öncelikle Türkleştirmek, bid'at ve hurafelerden arınmış bir şekilde İslâmlaştırmak ve uygarlaştırmak amacına yönelikti.
GÖKALP' in "Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak" ilkesi Atatürk tarafından hayata geçirilmiş, Hz Muhammed'in ümmeti olduğumuz gerçeğini inkâr etmeden bunun yanında ayrıca bir millet olduğumuz fikri daha ön plana çıkarılarak "Milletleşmek-Türkleşmek ve aslına uygun bir şekilde İslâmlaşmak ve çağdaşlaşmak" faaliyetlerine hız verilmişti.
Atatürk 1 Mart 1922'de T.B.M.M' nin açılışında yapmış olduğu konuşmada şöyle diyordu:
"Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel ve her şeyden evvel Türkiye'nin istiklaline, kendi benliğine, milli ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir. Beynelmilel vaziyet-i cihana göre böyle bir cidalin istilzam eylediği anasır-ı ruhiye ile mücehhez olmayan fertlere ve mahiyette fertlerden mürekkep cemiyetlere hayat ve istiklal yoktur."
Türkiye Cumhuriyetinin temelinin yüksek Türk kültürü olduğunu her fırsatta belirten Atatürk, cumhuriyetin onuncu yıl kutlamalarında "ONUNCU YIL NUTKU" adını alan konuşmasında Türk Milleti'ne şöyle seslenmiştir:

ONUNCU YIL NUTKU
"Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve Yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir.
Bundaki muvaffakiyeti, Türk Milleti'nin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz.
Fakat yaptıklarımızı asla kâfi görmeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli Kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız…"

Atatürk 1930'larda kültür meseleleriyle yakından ilgilenmeğe başlamıştır. 1931 Nisanı'nda sonradan "TÜRK TARİH KURUMU" adını alan "Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti"ni kurdurmuştur. Atatürk'ün bizzat katıldığı çalışmalarda, Türklere barbar diyen, Anadolu'da hak iddia eden Avrupalılara karşı yeni bir tarih tezi geliştirilmiştir. Bu yeni Türk Tarih tezi, Orta Asya'dan göç eden Türklerin büyük bir medeniyete sahip oldukları ve gittikleri her yere bu medeniyeti götürdüklerine ve Anadolu'nun tarih öncesi devirlerden beri Türk Yurdu olduğu tezine dayanıyordu. Atatürk'e göre, yazıyı bulan, bu gün medeniyetin ve tarihin babası sayılan Sümerler de Türk'tü.
Son yıllarda gerek Türk tarihçileri gerekse yabancı tarihçiler tarafından yapılan araştırmalara göre Türkler Anadolu'da tarih öncesi çağlardan beri vardır. M.Ö.3500'lerde Orta Asya'dan Ön Asya'ya gelen SÜMERLER'in TÜRK olduğu artık bilinmektedir.
M.Ö. 3500'lerde Orta Asya'dan gelerek Ön Asya'ya yerleşen Sümerlerin Türk olduklarına dair yeterli bilgiler ve belgeler mevcuttur. Ön Asya kadim tarihinin büyük âlimi Fr. Hommel, eserlerinin birinde, Sümerleri tamamıyla bir Türk kavmi saymıştır. Ona göre Türk kavimlerinin en eski cedlerinden bir şube M.Ö. 5000 senelerinde Orta Asya'daki anayurtlarından ayrılarak Ön Asya'ya gelmiş ve Sümerleri teşkil etmiştir... Diğer bir eserinde de Sümerce'den 350 kelimeyi Türkçe ile izah ederek, Sümerce diye kendisinden bir Türkçe cümle bile terkip eylemiştir. (Ord. Prof. Z. Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, s.12, İst. 1981)
Sümer Türklerinin kullandığı "Çivi Yazısı" nı icat eden ve kullanan halkın en doğru adlandırmasını Jules OPPERT yapmıştır:
"Julies Oppert 17 Ocak 1969' da Fransa Numismatik ve Arkeoloji Derneği'nin etnegrofya ve tarih bölümünde bir konferans vererek, bu halkın ve dilinin Sümer (ce) olarak adlandırılması gerektiğini bildirdi... Hatta Oppert bu konferansta daha ileri giderek, Sümer dilinin bir çözümlemesinin, onu, bu dilin Türkçe, Fince ve Macarca ile yakın akrabalığı olduğu sonucuna ulaştığını söyledi." M.Kılıç, s.88, S.N. Kramer, Sümerler, Kabalcı Yayınevi, Birinci basım Eylül 2002, s.34-35-36'dan nakil )
Bilim adamlarından Benno Landsberger'in Sümer dili konusundaki tespit ve görüşleri ise şöyle:
"Sümerlerin dilinde bir nizam prensibi hâkimdir. Bu bakımdan Sümerce'nin saydam bir dil olduğu söylenebilir. Mesela konuşma ile ilgili bütün kelimeler ağız kelimesiyle bağ kuran kelimeler olduğu gibi, görme olayına değin fiiller de göz sözcüğü ile birleşim yoluyla oluşmuş niteliğindedir. Diğer bir özellik, cümlenin daha ifade edilmeden zihinde ana çizgileriyle toparlanıp, tasarlanması gerekmektedir. Türk dillerinin genel bir vasfını teşkil den bu nitelik başka dillerde pek görülmeyen bir husustur... Cümleleri meydana getiren tümcelerin (ibarelerin) birer gramer ekiyle birbirlerine bağlanmaları da Sümerce'nin ortak bir özelliği durumundadır." (M.Kılıç, 89, Benno Landsberger, "Sümerler", Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi, cilt 1, sayı 5, 1942, s.93-95, Selahi Diker, Türk Dilinin Beş Bin Yılı, İlk baskı Mart 2000, s. 226'dan naklen)
"Sümer dilinin Türkçe ile ilişkisini en iyi ve tarafsız bir çalışma ile inceleyen Prof. Tuna (Prof. Osman Nedim TUNA), düzenli ses denklik kuralı ile 165 Sümerce kelimenin Türk diyalektlerine ait olduğunu göstermiştir." (A.g.e. s.228)
2002 yılı itibarı ile Tuna Hoca'nın Sümerce'de bulduğu Türkçe kelime sayısı 800 kelimedir. (H. Cevizoğlu, Tarih Türklerde Başlar, s. 63)
Bu sayı gerçekten çok büyük bir sayıdır, bu gün dünyada pek çok insan günlük hayatında 200-250 kelime ile konuşmaktadır. Biz bu gün Türkçe'mizde 900 kelimesi halen kullanılan Sümerce'ye niçin Türkçe ve Sümerlere niçin Türk demeyelim.
"Erken Türk Tarihi konusunda 36 kitabı bulunan Kazım MİRŞAN, bütün alfabelerin Türk alfabesinden doğduğunu ve Etrüsklerin Türk olduğunu, kâğıdı da Türklerin bulduğunu ispat etmiştir." (Hulki Cevizoğlu, Tarih Türklerde Başlar, 58)
Bakara suresi 31-32-33. ayetlerden anladığımıza göre Allah(CC),Hz. Âdeme bütün isimleri ve eşyanın adını öğretmiş ve ona ilim ve anlama gücü vermişti.
Büyük Tefsir âlimleri bu ayetlerin tefsirlerini yaparken şu görüşlere yer verirler:
Ruhul Beyan Tefsirinin Müfessiri İsmail Hakkı BURSAVİ Hazretleri, İstanbul Kütüphanesi'nde kayıtlı "HADİS-İ ERBAİN"adlı eserde Bakara Suresi 31. ayetin tefsirini yaparken şöyle diyor:
Âdem'in cennetten çıkma vakti gelince Cenab-ı Allah bunu haber vermesi için CEBRAİL'İ gönderir. Cebrail durumu Âdem'e bildirir. "Âdem tınmadı" yani emri duymazlıktan geldi. Cebrail durumu Allah'a bildirince ALLAH ( C.C. ) Cebrail'e: "GİT ÂDEM'E LİSAN-İ TÜRKÎ İLE SÖYLE" der. Cebrail gelir ve Türkçe olarak cennetten çıkma emrini tebliğ eder. "Âdem cennetten lisanı Türkî ile 'kalk' dimekle kıyam idip çıkmıştır. Zira ahir zamanda tasarruf Türk'ündür."(İstanbul Küt. 1317, s.26 ) (Âhir zamanda tasarruftan kasıt dünyaya hâkim olmak, dünyanın tek hâkim gücü olmaktır.)
Cenab-ı Allah, Bakara Suresi 31,32 ve 33. ayetlerden öğrendiğimize göre: "Âdem'e ilim vermiş, bütün isimleri ve eşyanın adını öğretmiştir." Yani Âdeme kendi zürriyetinden gelen bütün milletlerin ve bu milletleri oluşturan bütün insanların adları ve dilleri öğretilmişti.
Büyük Tefsir Âlimlerinden Elmalılı Hamdi YAZIR da bu ayetin tefsirini yaparken:
"Lisan hususunda bütün Âdemoğullarının zamanımıza kadar vaki olan tenevvü (dillerin çeşitlenmesi) ve (bilimsel) ilerlemelerin hepsi, esas itibariyle, HZ. Âdem'in yaratılış bakımından şereflendirildiği bu isimleri öğretme özelliğine borçludur." (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, cilt 1, sayfa 267) der.
Tevrat'ta da 'yaratılış' bölümünde "Bütün dünyanın dili birdi" denilmektedir. (Tevrat, Yaratılış, 11, 1) İşte bu dil Hz. Âdemin konuştuğu dil "Türkçe" idi ve zaman içerisinde bu dilden yani Türkçe'den bütün diller çoğaldı.
Buna benzer bir gelişme de İtalya'da yaşanmış ve Roma'yı kuran "ETRÜSKLER" in Türk olduğu ortaya çıkmıştır. Romanın sembolü kurttur ve Roma ordusundaki onlu, yüzlü, binli sistem dahi Türklerden gelme olup, Etrüsklerin Türklüğünün bir başka delilidir.
Ferrara Üniversitesinden Prof. Dr. Guido BARBUJANİ yaptığı genetik araştırmalar sonucu, geçmişte İtalya'da yaşamış olan ETRÜSKLER'in Türkler olduğunu iddia etti. ve şu tespiti yaptı: "Etrüsklerdeki ve çağdaş İtalyan nüfusundaki karışım oranlarının değerleri iki açıdan, hem Kuzey Afrikalılara hem de Türklere diğer herhangi bir çağdaş nüfustan çok daha yakın ilişki içinde gözükmektedirler. Özellikle genetik havuzlarındaki, Türklerin payı diğer toplumlardan üç kat daha fazladır. (Muharrem Kılıç, Gizlenen Türk Tarihi Hz. Muhammed, s. 16, Prof. Guido Barbujani, Ferrara Ünv, Töre Türkçe Düşünenlerin Dergisi, sayı: 2005/ 3-4, sayfa. 36' dan nakil)
Büyük Etrüskologlardan Camperoelli de Etrüsklerin Türk olduğunu kabul etmiştir. (Hulki Cevizoğlu Tarih Türklerde Başlar, 59)
Ayrıca şunu da belertelim ki M.Ö. üçüncü ve ikinci bin yıllarda Doğu ve Güney doğu Anadolu bölgesinde oturan HURRİLER'in, M.Ö. 9-6. yüz yıllar arasında Van Gölü ile İran'daki Urmiye gölü arasındaki topraklara hâkim olan URARTU'ların, M.Ö.8. Yüz yılın sonlarına doğru Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya giren KİMMERLER'in ve İskitlerin Türk oldukları bu gün bilinmektedir. (Z.V.TOGAN, Umumi Türk Tarihine Giriş, s.12)
Atatürk'ün ileri sürdüğü tarih tezine göre Anayurt Orta Asya'dan çeşitli sebeplerle çeşitli yönlere göç eden Türkler, gittikleri yerlere medeniyet götürmüşlerdir. Atatürk'ün ileri sürdüğü bu fikirleri savunan yabancı bilim damları da vardır. Bunlardan birisi olan MENGHİN'e göre: "Bozkırlarda gelişen eski Türk Kültürü'nün dünya tarihinde iki bakımdan kesin tesiri olmuştur. Bunlardan biri, hayvan besleyiciliğini geliştirmek ve yaymakla iktisadi, öteki yüksek teşkilatçılık yoluyla içtimaidir. Birinci nokta mühimdir, zira bu, avcılık ve devşiricilik gibi yalnız olarak karşılığında bir şey vermeyen, parazit (asalak) ekonomi yerine, insanları üretici duruma sokmak suretiyle çok faydalı bir iktisadi hamlenin işaretidir. Fakat ikinci nokta daha mühimdir, çünkü insanlığı basit yığınlar olmaktan çıkarıp sosyal nizamlara bağlamak gibi iktisadi faaliyetlerinde devamını mümkün kılan, bir beşeri değer ancak bu yol ile husule gelmiştir. (Yani Avrupalılar, teşkilatçılığı, devlet kurmayı, devleti oluşturan halkı sosyal kurallar ve kanunlarla idare etmeyi, asalak bir yaşam tarzından üretici konuma geçmeyi, üretim yapmayı Türklerden öğrenmişlerdir.) Bu bakımdan Ural-Altaylı kavimlerin dünya tarihindeki bu çok mühim rolünü belirten MENGHİN şöyle demişti: "En yüksek medeniyetler dahi, daha çalışkan ve ziraatçı olmakla beraber, devlet kurmakta kifayetsiz kavimlerin yerleşik halde bulunduğu büyük nehir vadilerine savaşçı atlı çobanların müdahalesinden sonra doğmuştur." "W. Koppers Hint-Avrupalılar açısından meseleyi daha kesin bir şekilde açıklamaktadır. O'na göre, HİNT-AVRUPALI (bu günkü Avrupalıların ataları) kavimlerin teşkilatçılık ve siyasetteki başarıları ancak Bozkırlı unsurların onlara karışması ile izah edilebilir. Onlar M.Ö. 2. bin yıllarında Aral Gölü ve havalisinde BOZKIR KÜLTÜRÜ ile temasa geçerek bu kabiliyeti elde etmişlerdir. Bu diğer bölgelerde de böyle idi. Ön-Asya kavimleri bakımından da benzer sonuçlara varılmıştır." (İ. KAFESOĞLU Türk Dünyası El Kitabı s. 190)
Tarihte diğer halklardan önce demiri ve çeliği işleyen, demirden ve çelikten yapılmış silahlar kullanan, atı evcilleştiren ve at sayesinde hızlı hareket imkânına sahip olan Türkler, teşkilatçı ve devletçi bir yapıyla insanlara hükmetmişlerdir. Hunlar, Orta Asya'da ilk Türk kültürünün yaratıcısı olmuşlar ve gittikleri her yere Türk kültürünü ve medeniyetini götürerek egemenliği altına aldıkları halklara aşılamışlardır. Hunlar yarı göçebe bir hayat sürmekte idiler. Kürkten elbiseler, pantolon ve bot giyerlerdi. Bu tarihte Avrupalılar etek tipinde elbise giymekte idiler. Avrupalılara pantolon, bot, çizme ve ceket Türklerden geçmiştir. İleri bir dokuma ürünü olan keçe ilk defa Türkler tarafından yapılmıştır. Savaşlar ve hayvan otlatma dışında zaman bulduklarında erkekler deri işçiliği, kemik, tahta ve madenden göçebe yaşamında her gün kullanılan çeşitli eşya yapımı ile uğraşırlardı. Kadınlar ve kızlar ise yemek ve keçe yapımı için tezgâhların başında çalışırlardı. Türklerin dünya uygarlığına hediye ettikleri halıyı ilk kez bir Türk kadını dokumuştur.( A.ÇEÇEN, Türk Devletleri, s. 46 )
Yabancılar tarafından ilk taklit edilen Türk teşkilatlarından birisi de TÜRK ORDUSU ve askerlik anlayışımız olmuştur. M.Ö. 200'ler den itibaren Çinliler, 5. Yüzyıldan itibaren Romalılar ordularını Türk Orduları'na uydurmaya başlamışlardır. Kurutulmuş et ve konserve başta olmak üzere, kımız, ayran, yoğurt gibi besin maddeleri de Türklerin insanlığa sunduğu birer armağandırlar. Yine Avrupalılar yıkanmayı, temiz giyinmeyi ve Türklerden öğrenmişlerdir. Türkler inanç hürriyeti sahasında da insanlığa örnek olmuşlardır.
Türkleri göçebe bir millet olarak gösterenler ya tarihi bilmiyorlar ya da Türk düşmanıdırlar. Hun Türkleri yerleşik hayata geçmek, şehirleşmek açısından da diğer Türk devletlerine hizmet etmişlerdir. İslâmiyet'ten Önce Türk Kültür Tarihi adlı eserin yazarı Bahaaddin Ögel, Rus arkeoloji raporlarına dayanarak Doğu ve Batı Türkistan'da binlerce iskân yerinin tespit edildiğinden, "Köylerin etrafının derin hendeklerle veya toprak setlerle tahkim edildiğinden ve böyle tahkim edilmiş köylere yalnız Baykal Gölü mıntıkasında değil, Asya'nın birçok yerlerinde rastlanmış olduğundan bahseder." B. Ögel aynı eserinde "Hunlar devrine ait Kazakistan'da 77, Moğolistan'da 75, Altaylarda 72 ve Tanrı Dağları ile Batı Türkistan'da 358, toplam olarak 609 şehir yeri tespit edilmiştir" demektedir. (Türk Kültürü Dergisi, sayı:135 T.K.A.E. Yayını Ocak 1974)
Yine Çinlilerin turistlerin girmesini yasakladığı "YASAK BÖLGE" adıyla bilinen Türk Bölgesinde günümüzden 7000 yıl önce, M.Ö. 5000'lerde yapılmış piramitlerin olduğu, hatta bu piramitlerin bir tanesi 300 merte yüksekliğinde olduğu bilinmektedir. Bu piramitlerin resimleri İkinci Dünya Harbinde bir Amerikan pilot tarafından çekilmiştir ve 1957 senesinde LİFE Dergisi tarafından yayınlanmıştır.(H. Cevizoğlu, Tarih Türklerde Başlar, s.89) (Bu piramitleri internet ortamında görebilirsiniz) Yine aynı eserde Mısırdaki piramitlerin de Mısıra giden Türkler tarafından yapıldığı ifade edildikten sonra, Türk dili ve Türk Tarihi konusunda uzun araştırmalar yapan ve en az "on altı bin yıllık" bir tarihe sahip olduğumuzu ifade eden Kazım MİRŞAN Hoca tarafından bu Mısırdaki büyük piramitlerde 184 yazıt okunmuş ve bu yazıtların Türkçe olduğu için dünyanın buna fazla ilgi göstermediği belirtilip, eğer bu yazıtlar Grekçe olsaydı yer yerinden oynardı denilmektedir.(H. Cevizoğlu, sayfa, 89-90)
Erken Türk Tarihi konusunda 40'a yakın yayınlanmış eseri olan Kazım MİRŞAN HOCA'YA göre bütün alfabeler Türk Alfabesi'nden çoğalmıştır.
Büyük İslâm âlimlerinden Elmalılı Hamdi Yazır:"Lisan hususunda bütün âdemoğullarının zamanımıza kadar vaki olan tenevvü (çeşitlenme) ve (bilimsel) ilerlemelerin hepsi, esas itibarıyla, Hz. Âdem'in yaratılış bakımından şereflendirildiği bu isimleri öğrenme özelliğine borçludur" der. (Hak Dini Kur'an Dili cilt 1, sayfa 267) Yine tefsir âlimlerimizden Eski Afyon Müftüsü Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri'nin 1. cildinin 159. sayfasında dil konusunda şu bilgileri veriyor:
1.Dil, ilk insan Âdem ile başlamıştır.
2.İlk dil ve ona dayalı konuşmayı Allah bir lütuf olarak ilk insan Âdem'e öğretmiş, eşyanın ismini belletmiştir.
3.Yeryüzünde konuşulan diller tek kökten gelmedir. Çünkü Allah, Âdem'e mevcut eşyanın isimlerini öğretmiştir.
Büyük müfessir Fahrettin Razi'ye göre, Allah kâinatta var kıldığı her cins eşyanın isim ve adarını Âdem'e çeşitli lügat üzerine öğretmişti. Âdem'in (A.S.) çocukları da o lügatleri bilir ve konuşurlardı. Âdem (A.S.) ölünce çocukları yeryüzüne yayılıp her biri ayrı bir lügate göre konuşmaya başlamıştır. (Celal YILDIRIM, sayfa 159) Celal Yıldırım Hoca, İbranice'yi insanların ilk dili olduğunu iddia edenlere hitaben :"İbranice Musa Peygamber zamanında mevcut idiyse Mısır dili (Sümerce) nereden çıkmıştır?" diye sormaktadır. Ardından "Kur'an onların bu iddiaların çürütmektedir" deyip, yukarıdaki üç madde halinde verilen bilgileri aktarmaktadır. (C.Yıldırım,159)
Kısaca verilen bu bilgilerde de görüldüğü gibi 7000 yıllık bir tarihe sahip olduğumuzu iddia eden ve Sümerlerin Türk olduğunu belirten Atatürk, bu tespitlerinde haksız değildir.
Atalarımızın Uygur Türkleri kanalıyla insanlığa yaptıkları en önemli hizmet ise matbaanın icadıdır. Matbaanın Çinliler tarafından bulunduğu iddiası yalandır. Matbaa Çinlilere Uygurlardan geçmiştir.
Arkeoloji Profesörü Th BOSSERT'in mantıki olarak ileri sürdüğü gibi, geçmiş yüz yıllarda bir ülkede matbaanın bulunup geliştirilebilmesi için şu üç şartın bir arada bulunması gerekir:
O ülkede harf sayısı az bir alfabe veya hece yazısının kullanılması gereklidir. Okuma arzusunun artmış olması, kitapların çok aranması gereklidir. Matbaa için kâğıt şart olduğundan kâğıdın bilinip kullanılması gerekir.
Bossert'e göre, bu açıdan bakıldığında, matbaanın önce Çinliler tarafından bulunduğu doğru olamaz. Çünkü kâğıdı biliyorlardı ama binlerce harften oluşan Çin yazısı basım için çok büyük zorluklar çıkaracağı gibi, ayrıca Çin'de kitapların matbaa ile çoğaltılması elle çoğaltmaya göre pek de ekonomik olmazdı. Bu nedenle, matbaayı ilk önce onların bulduğundan kesinlikle şüphe etmelidir. Onlar, tahta, vs. ile yekpare kalıp baskıyı kullanmışlardır ki bu matbaa tekniği değildir.
Çinlilere komşu UYGUR TÜRKLERİ' de böyle kalıp baskıyı biliyorlardı. Kâğıdı da biliyor ve kullanıyorlardı. Okuma yazma ve kültür düzeyleri çok gelişmişti. Hatta UYGURLAR, başka devletlere kâtip, bürokrat, çevirmen, danışman, öğretmen olarak gidip hizmet verecek kadar bilgili ve kültürlü yetişiyorlardı. Uygurların 14 harfli SOĞD ALFABESİ' ne birkaç ekle aldıkları sade bir alfabeleri vardı. Böylece Uygurlar' da ayrı ayrı kesilmiş basım tekniğinin ortaya çıkması için tüm şartlar bir araya gelmiş bulunuyordu. Bu uygun ortam içinde onların matbaa tekniğini bulduklarını gösteren somut veriler vardır. Kan-Su bölgesinde Tung-Huang' da bir mağarada tahtadan bazı Uygur matbaa harfleri ve Uygurca yazılan kitaplar ele geçirilmiştir. Bunların M.S. 700-900 yıllarına çıktığı anlaşılmaktadır. Böylece Bossert' e göre, matbaayı Uygurlar' ın bulduğunu kabul etmek gerekir. (Prof. Dr. Yahya AKYÜZ Mili Eğitim Aylık Dergi s.3, sayı 76 Ank. 1988)
Matbaa Çinlilere on birinci yüzyılda Uygurlardan geçmiştir. 1241'de Altın Ordu Türk Devleti kuvvetleri, Almanya'ya yaptıkları akınlarda bu tekniği Avrupa'ya götürdüler. İki yüz yıl sonra 1440-1450'lerde Gutenberg matbaayı geliştirerek ortaya koydu. Atalarımızın bulduğu matbaanın asırlar sonra yurdumuza girmesi çok üzücü ve düşündürücüdür.
Türklerin uygarlığı konusunda Grande Encyclopédie'nin 12. cildindeki madde, özet olarak aşağıya alınmıştır:
"Orta Asya'da ticaret, kervanlarla yapılır. Sekizinci yüzyıldan onuncu yüzyıla kadar üç yüz yıl boyunca o yörelerde gelişen bayındırlık bir daha tekrarlanmadı. Bu gelişme özellikle ora halkına yararlı oldu. Harzem göçebeleri Asya'nın en girişimci tüccarları oldular. Merv, Herat, Belh, Kâbil, Gazne, Semerkant, Buhara kentlerin servet ve refahı konusunda bugün bir fikir edinilemez. Bu kentler Hindistan'la Orta Asya arasında alış veriş merkezleri olduklarından, hep bayındırlaştılar, hem de Asya ticaretinin gelişmesine hizmet ettiler." (Râşit Erer, Türklere Karşı Haçlı Seferleri, s:149)
Louis Viardot ise, "İspanya Araplarının Tarihi" adıyla 1851 yılında yayımladığı eserinin ikinci cildinin 142. sayfasından 147. sayfasına kadar vermiş olduğu bilgilerde:
"Araplar Semerkant'ı aldıktan sonra, ipekten kağıt yapmayı orada öğrenmişlerdir. Bu sanatın İspanya Müslümanlarına, onlardan da Avrupalılara geçmiştir" diyor.(Râşit Erer, s:149)
Atatürk 1932 yılı Temmuzunda TÜRK DİLİNİ TETKİK CEMİYETİ' ni kurmuştur. Türkçe'yi yabancı diller boyunduruğundan kurtarmak ve Tük dili ile ilgili araştırmalar yapmak amacıyla kurulan bu cemiyet daha sonra TÜRK DİL KURUMU adını almıştır. GÖKALP, Türkçülüğün Esasları'nda "Lisanî Türkçülüğü" açıklarken, Türkiye'nin milli lisanı İstanbul Türkçe'si' dir, buna şüphe yok. Fakat İstanbul'da iki Türkçe var. Biri konuşulup ta yazılmayan İstanbul Türkçe'si, diğeri yazılıp ta konuşulmayan Osmanlı lisanıdır… Lisanda ikiliği ortadan kaldırmak için, şu iki şeyden birini yapmak lazım. Ya yazı dilini aynı zamanda konuşma dili haline getirmek yahut konuşma dilini aynı zamanda yazı dili haline koymak. Bu iki şıktan birincisi mümkün değildir. Çünkü İstanbul'da yazılan lisan, tabii bir dil değil, Esperanto gibi suni bir dildir. Arapça, Acemce ve Türkçe'den kamuslarını, sarflarını, nahivlerini birleştirmekle husule gelen bu Osmanlı Esperantosu, nasıl konuşma dili olabilsin… O halde yalnız bir şık kalıyor; konuşma dilini yazarak yazı dili haline getirmek. (Gökalp, T. E. /66) GÖKALP dilde aşırılığa ve tavsiyeye karşıydı, O halkın konuştuğu dilden, yaşayan Türkçe'den yanaydı
"Uydurma söz yapmayız
Yapma yola sapmayız.
Türkçeleşmiş Türkçe'dir,
Eski köke tapmayız.
"Lisanda sayılır öz
Herkesin bildiği söz.
Manası anlaşılan
Lügate atmadan göz."
Gökalp'ın bu görüşleri bir ara tasfiyeciliğe yönelse de ATATÜRK' e rehber olmuştur.
ATATÜRK' e göre: "Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk Dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır."
15 Mart 1923'deAdana'ya yaptıkları bir ziyarette Adana Türk Ocağında kendisinden sonra gelen devlet adamlarına çok önemli bir mesaj niteliğindeki şu konuşmayı yapmıştır:
"Milliyetin çok açık vasıflarından biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan her şeyden önce Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk Toplumuna mensup olduğunu iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. Hâlbuki Adana'da Türkçe konuşmayan 20 binden fazla vatandaş vardır. Eğer Türk Ocağı buna müsamaha gösterirse gençler ve siyasi, içtimai bütün Türk kuruluşları bu durum karşısında duygusuz kalırsa en aşağı yüz yıldan beri devam ede gelen daha yüz yıllarca devam edebilir. Bunun neticesi ne olur? Her hangi bir felaket günümüzde bu insanlar başka dille konuşan insanlarla el ele vererek aleyhimizde hareket edebilirler.( H.TANYU/192)
Maalesef Türkçe konuşmayan veya Türkçe konuşmasını bilmeyen vatandaşlarımıza Türkçe konuşmayı 2000'li yılların başında dahi öğretememiş durumdayız. Bu sonuç uygulanan yanlış politikaların, hatta bu konuda bir devlet politikası olmamasının doğal bir sonucudur.
MİLLİ UYGARLIK MODELİ VE ATATÜRK
GÖKALP: "Türk milletindenim; İslâm ümmetindenim; Garp-Batı medeniyetindenim" der. Gökalp devam eder: "Türk milletindeniz dediğimiz için dilde estetik, ahlakta, hukukta, hatta dini hayatında ve felsefede Türk kültürüne (Türk zevkine, Türk vicdanına göre) bir orijinallik, bir şahsilik göstermeye çalışacağız. "İslâm Ümmetindeniz" dediğimiz için, bize göre en mukaddes kitap Kur'an-ı Kerim, en mukaddes insan Hazret-i Muhammed, en mukaddes mabed Kâbe, en mukaddes din İslâmiyet olacaktır. "Batı medeniyetindeniz" dediğimiz için de ilimde, felsefede, fenlerde vesair medeni sistemlerde tam bir Avrupalı gibi hareket edeceğiz."derken, Batıdan sadece, ilim, fen ve tekniğin alınmasından; kültürde milli kalınmasından yanadır. Atatürk'te aynı görüştedir:
ATATÜRK' ün 29 Ekim 1930 gecesi Ankara Türk Ocağı'nda Associated Pres muhabiri Miss RİNG'İN "Türkiye'nin hangi bakımdan Amerikanlaşacağı" şeklindeki sorusuna cevap dikkate değerdir:
"Türkiye maymun değildir ve hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak ne de batılılaşacaktır O sadece özleşecektir." (Prof. Dr. Ercüment KURAN, Atatürk Üzerine Denemeler, 70) Atatürk 1923'de yapmış olduğu bir konuşmada aynı gerçeği şu şekilde ifade eder:
"Aydınlarımız belki bütün cihanı tanır; fakat kendimizi bilmeyiz. Aydınlarımız-Münevverlerimiz, milletimi en mesut millet yapayım der. Başka milletler nasıl olmuşsa aynen öyle yapayım der. Lakin düşünmeliyiz ki, böyle bir nazariye- böyle bir yol; düşünce hiçbir devirde başarılı olmuş değildir. Bir millet için saadet olan bir şey, diğer bir millet için felaket olabilir. Aynı sebep ve şartlar birini mesut ettiği halde diğerini bedbaht-mutsuz edebilir. Onun için bu millete gideceği yolu gösterirken, dünyanın her türlü ilminden, yapılan buluşlarından, medeniyetinden yararlanalım; fakat unutmayalım ki asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz."(Söylev ve Demeçler 11/ 140)
Atatürk'ün çağdaşlaşmak anlayışı, batının her türlü ilminden, tekniğinden yararlanmak; ama asıl özü kendi içimizden çıkarmak, esasına dayanan bir "Milli Uygarlık Modeli" idi.

Atatürk İlkeleri, memleketimizin gerçeklerinden, Türk Milleti'nin ilgi ve ihtiyaçlarından, nihayet Türk Tarihinin zaferlerle ve hüzünlerle dolu binlerce yıllık yapraklarından ve Türk kültüründen doğmuştur. Bu bakımdan bireysel bir düşünce olmaktan daha çok; Türk milletinin müşterek arzu ve eğilimleridir.
Atatürk'ün ilkeleri, akılcılık ve bilime verdiği değer nedeniyledir ki, çağdaşlaşma yolumuzda bu gün olduğu gibi gelecekte de geçerliliğini koruyacak ve Türk Milleti'ne yol gösterecektir. Atatürk, bu gerçekleri: "Hayatta en hakiki mürşit-yol gösterici ilimdir" , "Türk Milleti'nin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir" sözleriyle dile getirmiştir. Atatürk'ün gerçekleştirmiş olduğu inkılâplar ise, Atatürk ilkelerinin birer eser haline dönüşmüş şeklidir. Milli Mücadele ve bu mücadelenin zaferle sonuçlanması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu bile bu ilkelerin bir eseridir.
CUMHURİYET TEHLİKEDE
"Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk milleti denir" gerçeği, ve Türk milletini çağdaş uygarlık medeniyetinin üstüne çıkarmak ülküsü üzerine inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti, bu gün çeşitli şekillerde bölünme tehdidi ile karşı karşıyadır.
Adına BOP veya GOP (Büyük Orta Doğu Projesi veya Genişletilmiş Orta Doğu Projesi) kapsamında ve bu projenin eşbaşkanı olduğunu iddia eden bir başbakanın başkanlığındaki hükümet tarafından yönetilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yine bu proje kapsamında etnik ve mezhep temellerinde bölünmek istenmektedir.
Bu geniş coğrafya, dünya enerji kaynaklarının çok büyük bir bölümüne sahiptir. Bu anılan geniş bölgede farklı uluslar, kültürler, diller ve dinler yaşamaktadır. Bu alanlarda ABD ekseninde bir "düzen ve istikrarı" kurmak ve egemen kılmanın, bir bakıma dünya egemenliğini büyük bir dayanağa ve güvenceye kavuşturmak anlamına geleceği kabul edilmektedir. Başta petrol <http://tr.wikipedia.org/wiki/Petrol> olmak üzere doğalgaz <http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Falgaz>, su <http://tr.wikipedia.org/wiki/Su> gibi temel maddelerin denetim altına alınması, nakil yollarının denetlenmesi demek, aynı zamanda, olası rakip devlet veya devlet gruplarının önünün kesilmesi anlamına gelmektedir.
Bir başka hedefin ise küresel sömürü aracı olan nitelendirilen doların mevcut hegemonyasının sürdürülmesi isteğinin olduğu görüşüdür.
Bütün bunlar bu projenin görünen yüzleridir, adına kısaca " BOP "denen asıl "Büyük Orta Doğu Projesi ise, Orta Doğu'da ABD'nin taşeronluğunda İsrail ve Yahudilerin kontrolü altına geçmiş bir İslam Dünyası yaratma projesidir. Bu projenin asıl hedefi Orta Doğu'da İsrail'den daha büyük bir devlet bırakmamaktır. Kürt Açılımı-Ermenii Açılımı gibi şer projeler BOP denen projenini alt ünsurlarıdır.
BOP, 12 milyon kilometrekarelik bir coğrafyada 650 milyonun üzerinde bir insan kitlesini yakından ilgilendiren bir projedir.
Proje sahiplerinin iddiasına göre amacı: Ortadoğu'da yer alan ülkelerdeki demokrasiyi geliştirmek, serbest ekonomiye geçişi sağlamak, ülkelerin ekonomik ve sosyal yapılarını zenginleştirmektir.
ABD'li yetkililerin açıklamalarına göre bu projenin uygulamaya konmasının başlıca gerekçeleri şunlardır:
1. Doğal kaynaklara kesintisiz ve kısıntısız erişim.
2. İsrail'in bekasının sağlanması
3. Köktendinci terörün önlenmesi
4. Bölgede serbest ekonomiye geçişi sağlamak
5. Bölgenin demokratikleşmesi
Bu gerekçelerin bizce en önemlisi: " İsrail'in bekasının yani sonsuza değin bağımsız bir devlet olarak yaşamasının sağlanmasıdır.
Bu projenin ABD'li yetkililerin açıklamalarına ilaveten şu hedefleri de vardır;
1. Enerji kaynaklarının kontrolü ve denetimi
2. Bölgesel güç konumuna erişmeye çalışan devletlerin zayıflatılması ve askeri güçlerinin küçültülmesi.
3. Kitle imha silahlarına engel olmak.
4. Bölgede mali ve ekonomik yardım suretiyle ABD nüfuzunun yaygınlaştırılması.
5. Amerikan yatırımları için güvenli ortamı sağlamak.
6. AB, Rusya ve Çin'in bölgede etkin hale gelmesini önlemek.
7. Batı karşıtlığına yol açan anlaşmazlıkların ortadan kaldırılması.
8. Türkiye'yi Batı ile İslam Dünyası arasında bir köprü olarak kullanmak.
9. Bölgede ABD ve AB'nin jandarmalığını Türkiye'ye yaptırmak..
BOP VE TÜRKİYE
Türkiye BOP' un merkezinde yer alan bir ülkedir. ABD'li yetkililere göre Türkiye Ilımlı bir İslâmi rejimle kontrol edilebilir.
ABD, Müslüman kimlikli ülkelere Türkiye'yi örnek ve model bir ülke olarak takdim etme çabasındadır. Kasım 1999'da o zamanki ABD başkanı Clinton Türkiye'yi " LAİK BİR İSLAM DEVLETİ " olarak tanımlamıştır.Türkiye niçin Atatürk'ün kurmuş olduğu bir Türkiye olarak değilde rejimi ılımlı İslam'a dönüştürülmüş bir ülke olarak İslam ülkelerine örnek olarak gösterilmektedir. Halbuki Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte dünyada Hindistan'dan, Pakistan'dan, Tunus ve Cezayir'e kadar bütün ezilen milletlerin kurtuluş savaşlarında ilham ve örnek aldığı model ülke Atatürk Türkiyesi olmuştur.
AB-ABD İŞBİRLİĞİ
Avrupa Birliği yetkilileri ile ABD'li yöneticiler, Türkiye'nin AB'yi tam üyeliği yerine " Ekonomik ve Askeri Ağırlıklı Ortak " olması ( İmtiyazlı ortaklık ) konusunda ve Türkiye'deki rejimin "ILIMLI İSLÂM" a dönüştürülmesi konusunda anlaşmışlardır. Bu alanda başta AKP olmak üzere bazı siyasi partiler ve bir kısım İslâmi cemaatlerle AB ve ABD'liler işbirliği içerisindedirler.
Bölgenin uzaktan kontrol edilmesinin zor olduğunu göre ABD, bölgeyi işgale başlamış, bölgede ABD'ye ve İsrail'e dost ve müttefik yeni devlet ve devletçikler oluşturma çabası içindedirler. Bölgedeki Kürtler de bu proje kapsamında piyon olarak kullanılmaktadırlar.
24 İslam Ülkesinde Müslümanların Hıristiyanlara biat etmesi demek olan " ILIMLI İSLAM " anlayışı da bu " BOP " kapsamı içerisinde yer alan ve BOP' a hizmet etmek amacıyla oluşturulmuş bir projedir. Bu proje, Milli ve Mali egemenlikleri, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri yabancıların eline geçmiş, Müslümanlara sadece özgürce ibadet etme hakkı ( nı şimdilik ) tanıyan, Yahudileri ve Hıristiyanları Müslümanlara hoş gösterme ve sevdirme projesidir.
1940'lardan beri hedef budur. Bu hedef, 90'lı yılların başından itibaren açıkça telaffuz edilmeye başlanmıştır.. 1991 yılı Haziran ayında Almanya'nın Baden Baden bölgesinin Kara Ormanları'nda, dünyaya yön vermesi düşünülen elitlerin toplandığı " BİLDERBERG" toplantısında dünyanın yüzlerce değil, binlerce devlete bölünmesi gerektiği açıkça gündem yapılmıştır. Davit Rockefeller şöyle konuştu:
" Dünyada bin devlet oluşturduğumuzda dünya daha mükemmel ve daha istikrarlı olacaktır. Halkların kendilerini yönetme hakları, artık dünya bankerleri ve entellektüeleri olan elitlerin otoritesi altına girecektir. Yüzyılımızda izleyeceğimiz strateji budur." ( Y.N.Öztürk, Allah İle Aldatmak/302 )
Adına Küreselleşme - Globalizm denilen akımında arkasında aynı güçler olup, hedef aynı hedeftir. Dünyanın ekonomisini ele geçirmek, birbirine düşman, siyasi ve savunma güçleri zayıflatılmış ekonomisi ele geçirilmiş yüzlerce yeni devlet yaratmak ve bu şekilde dünyayı daha rahat kontrol etmek ve daha kolay halkları sömürmek...
ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Robert Hup aynı planı şöyle açıklamıştır:
" Amerika misyonu milli devletleri gömmek, halkları daha küçük birimlere bölerek yaşatmaktır. Gelecek Amerika'nındır. ( V.Savaş, AKP Çoktan Kapatılmalıydı, 46 )
İslam Dünyasını ve özellikle Türkiye'yi bölme projesi dinden destek almaksızın gerçekleştirilemezdi. Bunun için " Ilımlı İslam " projesi uygulamaya konuldu ve Erbakan'ın " Bunlar Milli Görüş gömleğini çıkarıp Yahudi gömleği giydi " dediği Recep Tayyip Erdoğan ve onun partisi AKP iktidara getirildi. Hatta AKP, BOP projesi kapsamında ABD tarafından kurdurulmuş ve iktidara getirilmiş bir partidir.
4 Mart 2006 tarihinde TBMM'de yapılan AKP grup toplantısında Recep Tayyip Erdoğan aynen şunları söylüyor:
" Türkiye'nin Ortadoğu'da bir görevi var. Biz Büyük Ortadoğu projesinin eşbaşkanlarından biriyiz." 30 Mayıs 2006 tarihli gurup toplantısında ise: " Eşbaşkanlık görevini kabul ettik " demiştir.
16 Şubat 2004 Kanal D'de Teke Tek proğramında ise şunları söylemiştir:
" Şu anda Amerika'nında Büyük Orta Doğu Projesi varya, Genişletilmiş Ortadoğu, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez, bir yıldız olabilir. Bunu başarmak lazım.
07.08.2003 tarihinde ise ABD Dışişleri Bakanı Condelazze Rice, Washington. Post gazetesinde yayınyanan yazısında " Transforming The Middle East- Ortadoğuyu dönüştürmek" ten söz edip; Fas'tan Basra Körfezine kadar Ortadoğu'da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye'nin de bunların içinde olduğunu vurgulamıştır.
" Türklük " ve " Milli devlet- Üniter Devlet " yapısını bir türlü içine sindiremeyen ve " Federasyoncu- Konfederasyoncu" bir yapıyı öteden beri savunan ve " Türk milleti " yerine " Türkiyelilik " gibi ucube kavramları ortaya atan RTE ve partisi AKP Batılıların tam aradığı bir parti idi.
AKP Başkanlık Danışmanı, Yalçın Akdoğan'ın 14 Ocak 2004 tarihli bir televizyon konuşmasında dediği gibi:
" Son iki yüz yıl içinde ilk defa, iç dinamiklerle dış dinamikler örtüşmektedir. AKP hükümetinin talepleri ile Batı'nın talepleri birbirini tutmaktadır. AKP yeni bir yol açmıştır ve Türkiye'nin değiştirilmesinde başarılı olacaktır. " ( Cumhuriyet 16 Ocak 2004 )
AKP'nin başkanlık danışmanının sözünü ettiği " değiştirilmek" ten kasıt, TC'nin üniter yapısı ve kuruluş felsefesidir. Türkiye " Tek Devlet ", " Tek Bayrak " ve " Tek Millet " anlayışından vazgeçecek, bölünecek, parçalanacak kısacası, Lozan ortadan kaldırılıp, Sevr şartlarına geri dönülecektir. BOP' un hedefi de zaten bu değilmidir?
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğini, Yugoslavya'yı, Çekoslavakya'yı, Irak'ı daha önce de Osmalı'yı bölen ve parçalayan güçlerin de asıl hedefi budur. Görünüşte AKP buna sırf başörtüsünü serbest bırakmak ve dini özgürlükleri elde etmek adına katkıda bulunmaktadır. Yani Müslüman'ın dini, namusu, şerefi, ibadethanesi Hıristiyan'ın insafına ve merhametine emanet edilecektir. Dünyaya adalet vermiş olan bir Türk Devlet Felsefesi terk edilecek ve Batılıların emir ve icazeti altına girmiş bir devlet anlayışına dönülecek ve hem din hem de TC tasfiye edilecektir. Hem de dini argümanlar kullanan ve dindar olduğunu iddia eden bir siyasi partinin eliyle ve iktidarıyla...
R.T. Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısından rahatsız olduğunu Kürtlerin ayrı bir devlet kurup kurmaması ile ilgili bir soruya verdiği bir cevapta açıkça gösteriyordu:
" Bu durumda belki Osmanlı eyaletler sistemi benzeri bir şey yapılabilir. Kürtlerin bağımsız bir devlet kurma istemlerine gelince, bu topraklar üzerinde böyle bir bağımsız yapıyı kurma kudreti varsa kurar." ( V.Savaş, AKP Çoktan Kapatılmalıydı, 46 )
Bu sözlerin sahibi Erdoğan, 1991 yılında hazırlayıp o zamanki lideri ERBAKAN'a sunduğu "KÜRT RAPORU"n da da:
1-Resmi ideolojiyi sorgulamak
2-Kültürel haklar vermek
3-Anadilde Eğitim hakkı vermek
4-Devlet terörünü kınamak
5-Bir Kürt Politikası oluşturmak gibi, bölücü ayrıştırıcı görüş ve teklifler ileri sürmüş ve Devleti terör yapmakla suçlamıştır. (Bak. Erdoğan'ın 1991 yılında hazırladığı Kürt Raporu)
Erdoğan'ın bu sözleri Türkiye'yi ve dünyayı küçücük devletçiklere bölmek isteyen Siyonist güçlerin çok hoşuna gitti ve Ocak 2004'de Amerikan Yahudilerinin en önemli kuruluşlarından birisi olan AJC ( Amerikan Jewish Congress ) tarafından o güne kadar sadece Yahudilerin biricik bağımsız devleti olan İsrail'in kuruluşuna katkısı olanlara verilen " CESARET ÖDÜLÜ " tarihte ilk defa Yahudi olmayan birine R.Tayyip ERDOĞAN'A veriliyordu.
R.Tayyip ERDOĞAN, sadece Siyonist Theodore Herzl'in kurduğu AJC'nin ödülünü alan ilk Yahudi olmayan insan olmakla kalmıyor aynı zaman da bu şerefe! Nail olan ilk Müslüman! da oluyordu.

Şimdi ne yapmalıyız
Atatürk'ün gençliğe hitabesinde belirttiği gibi: "Gaflet, dalalet, hatta hıyanet içerisinde olan bir iktidar" la karşı karşıya olduğumuza göre, yapılacak tek şey "KUVAYI MİLLİYE" ruhu ile mücadele etmek, yapılacak ilk genel seçimde bu iktidarı sandığa gömmektir.
Gaflet, dalalet ve ihanet içerisinde olan şer odakları şunu iyi bilsinler ki, bu ülke sahipsiz değildir. Cumhuriyetin 86. yıldönümünü kutladığımız şu günlerde Dr. Devlet BAHÇELİ'nin dediği gibi."Gerekiyorsa yeni bir kurtuluş savaşı verir ve bu devleti yeniden inşa ederiz…." Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın
Sevgi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 04-08-2010, 21:23   #3
xxLaraxx
 
xxLaraxx - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2009
Nerden: ιѕтαηвυℓ
Mesajlar: 163
Tecrübe Puanı: 333
xxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond reputexxLaraxx has a reputation beyond repute
Thumbs down

saoL yha tam zamanında verdin
xxLaraxx isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
acill yardım meloşika Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 12 02-15-2010 15:18
acill xxLaraxx Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 1 01-17-2010 20:18
9.sınıf biyoloji arastırma ödevi acill bykaranteli Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 3 12-16-2009 20:11
acill _Sümeyye_ Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 8 11-25-2009 19:58
Acill!!! xNo Knight Online Genel 2 04-17-2009 16:43


Şu Anki Saat: 16:41


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows