Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > >

Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk)

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 11-10-2010, 18:03   #1
bykaranteli
 
bykaranteli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 697
Tecrübe Puanı: 476
bykaranteli has a reputation beyond reputebykaranteli has a reputation beyond reputebykaranteli has a reputation beyond reputebykaranteli has a reputation beyond reputebykaranteli has a reputation beyond reputebykaranteli has a reputation beyond reputebykaranteli has a reputation beyond reputebykaranteli has a reputation beyond reputebykaranteli has a reputation beyond reputebykaranteli has a reputation beyond reputebykaranteli has a reputation beyond repute
bykaranteli - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart 1o. sınıf tarih ödev acilll

türkiye cumhuriyeti osmanlı devletinin devamı değildir hakkında 1-2 sayfa bilgi acilllll
bykaranteli isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-11-2010, 15:36   #2
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart

Türkiye Cumhuriyeti neden Osmanlı’nın devamıdır neden değildir? 14 Eylül 2009 Pazartesi, 00:10 HÜSAMETTİN ARSLAN AÇIK GÖRÜŞ Türkiye Cumhuriyeti neden Osmanlı’nın devamıdır neden değildir? Yurttaşlarını yiyerek beslenen bir devlet zihniyeti olsa olsa bir “arketip” olarak kadim Türk devlet geleneğinden “sapma” olabilir. Bu kadim geleneğin içermediği şey “ırka ve etnisiteye” vurgudur. Varsa, erdemi budur. Hüsamettin Arslan Prof. Dr. Uludağ Üniversitesi ader ağlarını ördü, imparatorluğu kaybettik. Aslında “ulus-devlet” modeline talip değildik, mahkumduk. Kim imparatorluğunu kaybetmek ister! “Ulus devlete” razı olmak demek, bugünkü Türkiye coğrafyasına ve içindeki halklara razı olmak, elde kalanlarla yetinmek zorunda kalmak demek. Mustafa Kemal ve arkadaşları dahil Cumhuriyet’in kurucu elitleri için “ulus-devlet” modeli gönüllü tercih değil, trajik bir politik kaderin tecellisiydi; kendileri böyle düşünmeseler bile. Üç kıtada kaybedilen şey yalnızca topraklar değildi; aynı zamanda halklardı. İmparatorluğun kaybı halkların kaybıydı. Yalnızca “form’un/coğrafyanın” kaybı değil, aynı zamanda içeriğin/nüfusun kaybı. Politik ulus-devlet ideolojisi modeline “yakalandık.” İmparatorluk halklarını kaybetmeseydi modernleşme maceramızdan bugün kuvvetle muhtemeldir ki farklı şekillerde söz edecektik: seküler, kapitalistik, çok halklı, daha demokratik çizgilere sahip, yine parlamentosu, demokratik kurumları, plajları, diskoları, meyhaneleri, sendikaları vb. olan, kuvvetle muhtemeldir ki hanedansız bir “çağdaş imparatorluk.” Tarihin sıfır noktası yok Günümüzün kimi “Türk” ve “Kürt” elitlerinin naif önyargılarına ve devletin “resmi ideolojisinin” “tek ulusa dayalı devlete” vurgusuna rağmen, Türkiye’de halk kaçınılmaz olarak imparatorluğun bakiyesidir; yalnızca yurttaşları bakımından değil politik, entelektüel, ekonomik ve kültürel elitleri bakımından da. İmparatorluğun “kul” sistemi doğal olarak Cumhuriyetin yönetim yapısına yansımıştır; devşirmelerin çocukları, onların çocuklarının çocukları Cumhuriyet’in kurucu kadrolarını oluşturmuşlardır. Bu, Cumhuriyetin kurucu kadrolarının Türk olmadıkları anlamına gelmez; Türkiye Cumhuriyetinin yönetici popülasyonunun “etnik” bakımdan kozmopolit bir yapı sergilediği anlamına gelir. Çocuklarına her sabah “Türküm, doğruyum..” marşları okutan bir devletin “milli marşının” Arnavut orijinli biri tarafından yazılmış olması ironiktir ve bunun dünyada muhtemelen başka hiçbir örneği yoktur. Kendisini bir “güvenlik devleti” olarak inşa eden Türkiye Cumhuriyeti, “tek ulusa vurgusuna” rağmen güvenliğini Çerkez orijinli bürokratlara emanet etmiştir. Rejimler geçici, istihbarat örgütleri kalıcıdır. Bugünkü Milli İstihbarat Teşkilatı Osmanlı İmparatorluğunun mirasıdır. Sovyetler Birliği çökebilir, fakat KGB yaşadığı sürece Ruslar için sorun yoktur. Türkiye’de resmi ideoloji kimi zaman aşırı, kimi zaman ılımlı ölçülerde bir “ırka” atıfta bulunmuştur, fakat de facto “ırkçı” değildir. “Devrimci” elitler (Fransız devrimcileri, Sovyetler Birliği’nin kurucu sosyalist elitleri, Çin sosyalizminin kurucu sosyalist elitleri vb) toplumun “görünen” kurumlarını değiştirmiştir; fakat muhatapları durumundaki halkların “görünmeyen, kolektif bilinçaltını” değiştirememişlerdir. Bilinçaltı ya da bilinçdışı kurumlar “görünen” kurumlardan çok daha güçlü ve kalıcı olabilirler. Hiçbir devrimin bir “sıfır” noktasından, bir “temiz beyaz sayfadan” yeniden başlamak gibi bir lüksü yoktur. Bu her “devrimci”nin rüyası olsa bile. Devrimler tarihin akışını bir noktada durdurarak, onu bir “sıfır” noktasından başlatamazlar. İnsan ve toplum hayatında sıfır noktaları olamaz. Generallerin Cumhuriyeti Türkiye Cumhuriyeti yalnızca gizli istihbarat örgütünü imparatorluktan devraldığı için Osmanlı İmparatorluğunun devamı değildir; yalnızca coğrafyayı ve içindeki halkları devraldığı için de değildir. Çok daha önemlisi sorunlarını imparatorluktan devraldığı için Osmanlı Devleti’nin devamıdır: “Ermeni sorunu”, “Kürt sorunu”, resmi ideolojinin “din sorunu”, Bosna ve Kosova sorunu, Karabağ sorunu, “Kıbrıs” sorunu, “Musul ve Kerkük sorunu” ve hatta demokrasi için sorun kabul edilecekse “ordunun siyasi rejimdeki yeri sorunu” (Cumhuriyetimizi generaller kurmuştur); resmi ideoloji ne kadar reddederse reddetsin, günümüzde demokrasi için devasa bir engel gibi duran “devlet geleneği.” Devlet için kendini vareden gelenek bile sorun haline gelebilir. Bunların tümü imparatorluğun damgasını taşır ve hiç kuşkusuz bu tarihsel unsurların en önemlilerinden biri ve hatta en önemlisi “devlet ve devlet geleneği”dir: devlet-i ebed müddet. Nihai belirlemede, hem devlet hem de halk katında, Türkiye’de milliyetçiliğe vurgu “devlete” ve devlet geleneğine vurgudur. Türkiye’de milliyetçilik egemen formuyla “devlet milliyetçiliği”dir; ırka dayalı milliyetçilik değil. Sorun burada değil, başka bir yerde, günümüzün militer ya da sivil devlet bürokrasisinin devlet anlayışı ile Türkiye’deki halkların bilinçaltındaki “devlet anlayışı” arasındaki farklılıktadır: çocuklarını (yurttaşlarını) yiyerek beslenen bir devlet zihniyeti olsa olsa bir “arketip” olarak kadim Türk devlet geleneğinden “sapma” olabilir. Bu kadim geleneğin içermediği şey “ırka ve etnisiteye” vurgudur. Varsa, erdemi budur. Kader ağlarını her zamanki gibi tekrar örüyor; devletlerin tek başlarına varolmaları imkansız artık; artık “paktlar” çağındayız. “Pakt ve paktlaşma” kavramını tercihim, “küreselleşme” kavramını sevenleri üzebilir; fakat “küreselleşme” kavramı mantığı gereği “tek-kutuplu”, “homojen” bir dünyaya atıfta bulunur. Ben “çok-kutuplu” bir dünyanın daha adil ve insani bir dünya olacağına inanıyorum. “Küreselleşme” kavramı fazla tek yanlı, fazla ideolojik ve egemenlerin çıkarlarını fazla yansıtıyor. Sınırlarına sığmayan ülkeler Kader ağlarını örüyor ve Türkiye’nin sorunlarının konteksti onu “emperyal” bir güç olmaya zorluyor. Şartların bu zorlaması karşısında yalnızca bürokrat elitlerimiz değil, sosyalist, liberal, demokrat, kemalist, Kürtçü, Türkçü, İslamcı, entelektüel ve akademik elitlerimiz de şaşkın. “Edirne’den Kars’a kadar benim eşsiz bir yurdum var” şiirindeki eşsiz yurdunuzu” Edirne ile Kas arası dar bir perspektifle varedemezsiniz; Ülkelere kimliklerini armağan eden şey haritalardaki “resmi, formel” sınırları değildir, “auraları”dır. Ülkeler haritalardaki sınırları içinde değil, de facto sınırları içinde, hinterlandlarında yaşarlar. Ekonomik elitlerimiz (şirket sahipleri ve yöneticileri), bürokrat ve entelektüel elitlerimizden daha realist! Hükümet elitlerinin kafası daha “aydınlık” görünüyor: “Türkiye sorunlarını kendi modelinde ve şartlarında çözmelidir.” Türkiye, Tanrı’ya şükürler olsun ki, “resmi” cellatların Menderes’le birlikte astığı Fatin Rüştü Zorlu’dan sonraki en iyi dışişleri bakanına sahip! Türkiye’nin şartlarında bir ülke için “dışişleri” çok şeydir ya da herşeydir. Kendisini iç isyanlara ve korumak istediği halka karşı dizayn etmiş bir ordunun generalleri yüzyıllık uykularından ve korkularından uyanmak üzereler. İkibinin ilk onyılının başlarında “Artık ormandan çıktık” diyordu Gorbaçov. Muhtemeldir ki Türkiye de çıkacak. Resmi devlet çetelerinden oluşan Türk “Ergonokon’u sorununu” çözmek üzere, “Kürt Ergenokunu”nu oluşturan çeteler sorununu da çözerse çıkacak. Dünyanın egemen güçleri ve halkları, “savaşı” kendi topraklarında kabul etmiyor artık. İçerde savaşmak, savaşan güçler için, ormanda yaşamakta direnmektir; “asimetrik” savaşınız başınızda paralansın! Cumhuriyetin tarihindeki “Kürt isyanları”nın devlet elitleriyle Kürtçü elitlere hiçbir şey öğretmemiş olması ne kadar trajik! “Tarihi anlamayanlar, tarihten ders alamayanlar onu tekrarlamaya mahkumdur” der Santayana. Türkiye’de Türkler gibi Kürtler de homojen değil. Fakat genel bir ayırım yaparak “otantik” Kürt halklar ile Kürt elitleri birbirinden ayırabiliriz. Ve Kürt elitler arasında genel bir ayırım yaparak demokrat Kürt elitler ile “ırkçı, etnisist, kendisini Kürdistan davasına adamış, ayrılıkçı, silahlı mücadeleyi şiar edinmiş, PKK’lı ve PKK-dışı” radikal ve faşist Kürt elitleri birbirinden ayırabiliriz. İkinciler “Kürt bağımsızlık ordusunun” erleri, subayları ve generalleridir. Türkiye’den otantik Kürt halkının yaşadığı toprakları talep eden günümüzün “milliyetçi, etnisist, ırkçı” Kürt elitlerinin “bağımsız Kürdistan,” “birleşik Kürdistan” (veya “Pankürdizm”) rüyası, bir “tarihi yanlış okumanın ürünüdür; anakronik ve patolojiktir. Kürtlersiz Türkiye olmaz “Türkiye Cumhuriyeti” İmparatorluğun bütün cephelerinde; Balkan’larda, Kafkasya’da, Kuzey Afrika’da, Arap yarımadasında yıllarca süren trajik savaşlardan arta kalan şeydir. İmparatorluk Diyarbakır’ı Diyarbakır’da değil, Irakta, Yemen’de ve Trablusgarp’ta savunmuştur. Bir yüzyıl önce Suriye’de Napolyon’a karşı da savunmuştu. Türkler Kürtleri Yemen’de, Irak’ta, Suriye’de savundular ve hiçbir zaman kaybetmek istemediler. Türkler tarihte hiçbir zaman “Kürtler”siz bir ülkeleri olsun istemediler. Günümüzde devleti kendi devleti olarak gören bir Türkiyeli’nin milliyetçi, etnisist, ırkçı Kürt elitlerinin “bağımsızlık” talebini anlaması çok zor, hatta imkansızdır. Ve “her etnisiteye devlet” diye a priori bir evrensel kural yoktur. Dünya, “devleti” olmayan otantik halklarla doludur. Neden her otantik halkın (başkaları buna etnisite diyebilir) devleti olması gereksin! Hele bedeli çok ağır olacaksa, gerçekleşmesi neredeyse imkansız olduğu için boşyere ödenmiş bir bedel olacaksa! Ve ne Türkiye’nin artık başka hiçbirşey kaybetmemesinden daha doğal olabilir! Ve elbette Diyarbakır Türkiye’nin hinterlandı değil, kendisidir. alintidir
__________________



Tüm bölümlerimize yetkili alımları başlamıştır başvurmak için aşağıdaki linke tıklayınız


Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
9. sınıf tarih kitabı cevapları ve tarih kitabı sorular Korax TaRiH 3 05-03-2012 19:01
1o. sınıf tarih ödev acilll bykaranteli Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 2 11-09-2010 18:53
10. sınıf tarih Kayıtsız Üye Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 4 10-01-2010 18:55
Soru 9. sınıf tarih kitabı cevapları ve tarih kitabı sorular cevap iceride Yaso Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 15 04-22-2010 19:41
10. sınıf tarih kitabıı fairy_krdln Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 3 10-13-2009 19:47


Şu Anki Saat: 00:52


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows