Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > Eğitim - Üniversiteler - Sınavlar > Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk)

Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk)

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil
Okunmamış 12-28-2009, 11:32   #1
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 33
Mesajlar: 21.060
Thanks: 4
Thanked 7 Times in 7 Posts
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart çözüldü gezi yazısı örnekleri

KONU ANLATIMI


“Gezi Yazısı” Türünün Özellikleri
(Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)

- Dünya edebiyatının en önemli seyahatnameleri arasında 13. yüzyılda yayımlanmış Marko Polo’nun Uzak Doğu izlenimlerini içeren Seyahatnamesi
- 14. yüzyılda yaşamış Arap gezgin İbni Batuta’nın İslâm dünyası gezilerini konu edinen Seyahatnamesi yer alır.

- Türk edebiyatının ilk seyahatname eserleri arasında Farsça yazılan Hoca Gıyaseddin Nakkaş’ın Acâibü’lLetâif adlı eseriyle
- Ali Ekber Hatâî’nin 1515'te yazdığı Hıtâînâme adlı eseri sayılabilir.
- Seydî Ali Reis Mir’atü’lMemâlik adlı seyahatnamesinde Belücistan, Hindistan, Afganistan, Buhara, Maveraünnehir’le ilgili gözlemlerini ve yaşadığı olayları anlatmıştır.
- III. Sultan Murat döneminde Tokatlı İbrahim oğlu Ahmet, Acâibnamei Hindistan adlı eserinde Kabil, Hindistan, Basra, Yemen, Hicaz izlenimlerini aktarır.
- Trabzonlu Mehmet Aşık’ın Menâzıru’lAvâlim adındaki eseri de gezi edebiyatının önemli eserlerindendir.

- Türk edebiyatının en önemli seyahatname eserlerinden biri Evliya Çelebi’nin 10ciltlik seyahatnamesidir. Evliya Çelebi, 40 yıllık gezilerinden elde ettiği coğrafî, etnografik, tarihî, kültürel pek çok bilgiyi akıcı ve mübalâğalı bir üslûpla kaleme almıştır.

Türk edebiyatında “seyahatname” adıyla birçok eser yazıldığı gibi, adı “seyahatname” olmadığı hâlde bu türe özgü özellikler gösteren başka eserler de vardır. Pirî Reis’in Bahriye adlı eseri buna bir örnektir.
İlk seyahatnameler, genellikle başka ülkelerde elçi olarak gönderilen devlet memurlarının gittikleri ülkenin yaşama biçimi, kültürel özellikleri, sosyal ilişkileri, giyim kuşamları, sokakları, şehircilikleri, bürokrasileri ve başka özellikleri hakkında Türk okuyucusu için aktardıkları ilgi çekici bilgilerden oluşmaktadır.
Kimi yazarlar, gittikleri ülkelerden gönderdikleri mektuplarda bulundukları ülke ile ilgili bazı bilgiler de vermişlerdir.

Sultanların sefer sırasında konaklar arası mesafeleri gösteren menâzil kitapları, her gün yapılan işleri anlatan rûznâmeler de gezi türüne ilişkin bilgiler içermektedirler.
- Haydar Çelebi Rûznâmesi buna örnek olarak gösterilebilir.
- Keçecizade İzzet Molla sürgüne gönderildiği Keşan ve İstanbul’a dönüş izlenimlerini MihnetKeşan adlı eserinde anlatır.
- Ömer Lütfi, Ümit Burnu Seyahatnamesi’nde dört yıl din bilgisi hocası olarak kaldığı Ümit Burnu ve havalisini değişik yönleriyle tanıtır.

Türk edebiyatında modern zamanlarda da yurt içine, İslâm dünyasına, Batıya ve başka ülkelere yapılmış pek çok gezinin notları yayımlanmıştır.





ÖRNEKLER



KAPADOKYA’YA KAR YAĞMIŞ



Karın beyazlığı asfaltı aydınlatırken gökyüzünü delerek doğan ay turuncu bir mandalina şekerlemesi gibi gökte asılı kalıyor. O her halimi bilen ay ile birlikte en keyifli gece yolculuklarımdan birini yaparak sabah gün ışıdıktan bir süre sonra Nevşehir'e varıyorum. Damat İbrahim Paşa'nın şehridir, Nevşehir. Lale Devri'nin bu ünlü sadrazamın doğduğu kentten tek dileğim karla kaplı vadilerinde dolaştırdığı rüzgarın balonla uçmamıza izin vermesi. Ama önce karlı vadileri, peri bacalarını, yokuşlu yolları yürümeliyim. Kar güvercinlerle birlikte benim de üzerime yağmalı. Yol kenarında beyaz atkısını sarınmış kayısı ağaçlarını görmeli, karın ezilen sesinin rüzgarın sesine karışmasını dinlemeli, yağan karın oluşturduğu siste kaybolmalıyım.

İliklerimde karın sevinci, kara gömülerek yürüyorum. Kar farklı şekillere bürüyor ortalığı. Üzeri bembeyaz kaplanmış peri bacalarına bakıyorum. Hepsi de bir şeye benziyor. Kimi kremalı pastaya, kimi iki gözü, ağzı ve burnuyla kukuletalı bir adama benziyor. Kral Anthiocos da Nemrut'tan kalkıp gelmiş sanki...

Paşabağları bir başka güzel olmuş yine. Şapkalarına kar düşmüş kayalar diyarıdır orası. Saçlarına nazar boncukları takılmış kadınlara benzer ağaçları. Dallarında kem gözlerden sakınmak için asılmış mavi beyaz şans topları vardır. Peribacalarının dibindeki üzüm bağları kar altındadır şimdi.

Aşk vadisi ,aşk şiirleri okur dinlemesini bilenlere. Çukurda kalan vadi iyiden iyiye kara bulanmıştır. Bazı yerlerde yürürken dizlerime kadar karın içine düşüyorum ya, ağaçların da benden farkı yok, yarı bellerine kadar beyazlığın içindeler.

Kırk odalı saraylara benzeyen Uçhisar Kalesi, üzerindeki karla daha da etkileyici. Karın tül gibi örttüğü kalesinin tepesine çıkanlar güvercinlerin gözüyle görürler tüm vadiyi. Kaleye tırmanan üç kişi yukarıdan el sallıyor bana. Ben de göremediğim güneşin peşinden giden güne... Kapadokya’nın en güzel saatleridir gün batımları ve doğumları. Buna bir de kar eklendi mi bir başka büyü kaplar ortalığı. Bir yandan karın üzerinde parlayan ay, bir yandan kayaların oluşturduğu gölgeler, göz göz güvercin yuvaları ve bir de ara sıra duyulan bir güvercinin kanat çırpması. Uzatın elinizi çekin o büyü yorganını üzerinize ve bekleyin sarmalasın sizi tüm Kapadokya.

Sabah saatlerinde Göreme'nin yollarında duman gibi salınır sis. Göreme Açık Hava Müzesi'nde kar kiliselerin kapılarına birikmiştir, tıpkı Avanos yolu üzerindeki Zelve'de olduğu gibi. Arap baskılarından kaçan Hıristiyanların sığındığı Göreme, zamanla Hıristiyanlığın büyük merkezlerinden biri olmuş ve din buradan yayılmaya başlamıştır. 450 tane kilisenin olduğu tespit edilen Göreme'de, bugün 360 kilise ve şapel ortaya çıkarılmış. Şimdi hepsi karlar altında Başlarında taçları, halklarını selamlayan krallara
benzer Kızılçukur'da kayalar. Buraya ulaşmak için uçuruma kurulu kiliseleri ile ünlü Çavuşin köyünün içinden geçilir. Karın altına saklanmış Çavuşin'in sessiz sedalara bürünmesine şaşmamak gerekir.

Ortahisar'ın sokak araları dardır. Kara bata çıka yaptığım yürüyüş, karlı pencereler, üşümüş güvercinler, tüten bacaların hissettirdiği sıcak yuvalar ruhuma iyi geliyor. Evlerin arasından vadiyi görebileceğim bir aralığa çıkıyorum. Aşağıda uzayıp giden buğulu bir manzara var. Vadinin içerisinde ip gibi kıvrılan nehir donmuş, akmıyor, kıyısında kavak ağaçları; boyları güvercin yuvalarını geçmiş. Yuvaların ağzına kar birikmiş. Karın sessizliği her yerde. Anlıyorum... Karda sessizce uyur vadiler...

Karlı Kapadokya'nın en etkileyici görüntüsü nedir diye düşündüğümde, aklım, hayalim aynı cevabı verir hep; Sinasos... Bir başka yağar Sinasos'a kar, bir başka tutar yerleri. İnsanların hali de başkadır kar altında. Evlerin cephelerini süsleyen taş oyuntularında minicik yığınlar yapar kar. Tepeleri basan sis, ani bastıran karın etkisiyle aşağılara inince vadilerde göz gözü görmez olur.

Sonunda sabah uyandığımda omuzuma dokunan güneş balonla uçabileceğimizi müj****yor. Mevsim kış, dışarıda kar var bu nedenle de balon uçuşu için sabahın karanlığında uyanmamız gerekmiyor. Oysa yazın hava ısınmadan balon uçuşunu tamamlayıp inmemiz gerektiği için sabah 5'lerde uyanıyor ve hazırlıklara başlıyoruz. Uçuş için uygun zaman ve uygun yer ayarlandıktan sonra Kapadokya Balon'un bütün ekibiyle balonları şişiriyoruz. Ben Lars'la bir balonda, Kaili ve ekipten birkaç kişi diğer balonda karın kristalleri arasında yükseliyoruz.

Kuş bakışı evler, kıvrım kıvrım yollar, ağaçlar olağanüstü ince bir işçilik ürünü sanki. Kar bütün fazlalıkları örtmüş, yalnızca güzellikleri bırakmıştır ortada. Dantel gibi işlemiştir Ürgüp’ü, Göreme'yi, Avanos'u, Zelve'yi... Güneşin önünü incecik bulutlar kaplıyor aniden. Girintili çıkıntılı vadilere, ağaçlara, karlara uzanan güneşin kolları gittikçe zayıflıyor. İnce ince yağan kar bir perde gibi iniyor güvercin yuvalarının, ağaçların, evlerin üstlerine.

İster yaz, ister kış, Kapadokya bölgesinin tüm güzelliklerini güvercinlerin gözüyle görmek için yavaşça gökyüzüne yükselen balonun içinde olmanız yeterli.

Şanşınız varsa çevrenizde sizinle uçan bir kaç balon daha vardır ve kaya tepelerinin ardından çıkıverir bir başka balon, oyun oynarcasına. Güvercinler uçan balonları görünce, zavallı bir baloncunun sıkı sıkıya tuttuğu balonların iplerini elinden kaçırdığını düşünürler mi bilmem ama, siz bir gün mutlaka, gökyüzünde süzülen o balonlardan birinde olun ve güvercinlerin gözüyle görün Kapadokya'yı, ister yaz güneşinde, ister kar yağışında.





Kelebekler Vadisi, **üdeniz, Dalyan
Timuçin Han

İş temposu yüksek ve stresli bir haftayı daha geride bırakmış, hafta sonu kendimi doğaya atmak arzusu ile plan yapmaya başlamıştım. Yorgunluktan dolayı araba kullanmak çok cazip gelmediği için bir tura katılmayı düşünüyor ve **üdeniz’i içimden geçiriyordum. Hal böyle olunca FMA Travel’ı arayıp, **üdeniz’e giderken aman bizi de unutmayın dedim :-)

Hareket vakti geldi çattı… Günü daha iyi değerlendirmek amacıyla seyahatimize Cuma gecesi 24:00’te hareket ederek başladık. Turumuzda bize FMA Travel’ın sahibi sanat tarihçisi ve ülkesel rehber Fatih Aygüneş rehberlik etti. O da yoğun temposunun stresini **üdeniz sularına bırakmak isteyenlerdendi. Turumuzun olmazsa olmaz bir diğer şahsı ise, araç kaptanımız Ercan Bey’di.

Sanat tarihçisi bir rehber, güvenli ve konforlu bir araç ve direksiyonda Ercan Bey… Her şey hazır artık, haydi hayırlı yolculuklar…

Gece yolculuğumuz başlamış ve herkesi, sabah başlayacak, yorucu ama bir o kadarda keyifli geçecek bir turun heyecanı sarmaya başlamıştı. Fatih Bey’in tur hakkındaki bilgilendirmelerinden sonra mikrofon elden ele gezdi ve herkes kendini tanıttı. Bir süre sohbet edildikten sonra bazılarımız uyuyarak sabaha daha dinç kalmayı, bazılarımız da sohbete devam edip grupla kaynaşmaya başlamak için sabahı beklememeye karar vermişti. Bende sabahı beklemeyenlerdendim. Grubumuzun profili geniş bir aileyi andırıyordu… Anneler, anneanneler, ikinci bahar yaşayan çiftler, üniversiteli gençler… Hepimizin ortak paydası güzel ülkemizin, güzel coğrafyasını, doğa harikalarını, tarihini ve kültürünü öğrenmek ya da yeniden hatırlamaktı. Böylesine güzel bir grupta sabaha kadar uyumayıp yolculuğu sohbet ederek tamamlayanlardım.

Sohbetler devam ederken bir yandan da birkaç arkadaş kendi içimizde güzel bir görev dağılımı yaptık :-) Buna göre, ben fotoğraf çekimlerinden sorumluydum, Alper’in bankacı olmasını fırsat bilip tüm hesap işlerini ona bıraktık, özellikle adisyonlar ile o ilgilenecekti :-) Aylin ve Sevim’in ise öncelikli görevleri hatıra fotoğrafları için poz vermekti :-) Ayrıca yiyecek ve içecek tercihlerimizde gurmelik görevini de üstlenmişlerdi…

Yol çok sakindi bizler uyumayıp sohbete devam ederken Kaptanımız Ercan Bey’in de sıkılmadan yol alması için sohbetsiz kalmaması gerekiyordu, Fatih Bey ile birlikte bir nöbet planı yaptık, onun 01:00 – 03:00, benim de 03:00-06:00 nöbetimiz vardı. Ama, ava giderken avlandık :-) Çünkü Ercan abi hem yola, hem yolculara, hem de sohbete hakimdi ve konuşmaya hiç ara vermedi :-) olan yine bize oldu, nöbette uyku kaçamağı yapamadık yani…

Birkaç keyifli çay molasının ardından Fethiye’ye 45 km kala Tlos antik kentine geldik. Öncelikle kahvaltımızı yapıp kendimize gelmemiz için Tlos’u kahvaltı sonrası dönüşe bırakarak 650 m yükseklikteki Yakapark Restauranta doğru yeşil bir tırmanışa başladık, temiz havanın ciğerlerimize dolmaya başlamasıyla uyuyanlar da yavaş yavaş uyanıyordu. 2 km sonra yemyeşil bir ortam bizi kucakladı. İçinde canlı bir alabalık çiftliğinin de olduğu Yakapark Restaurant gerçekten çok iyi bir kahvaltı molası olmuştu bizim için. Bazılarımız barın içindeki kanalda yüzen balıkları severken, severken diyorum çünkü buradaki alabalıkları elinizde dokunarak sevmeniz mümkün :-) bazılarımız hamakta dinlenmeye başlamış, bazılarımız da ağaç tepelerinde koşan sincapları görmeye çalışıyordu. Biz ise bu arada gözleme derdindeydik :-) Buradaki keyifli bir kahvaltının ardından tekrar Tlos antik kentine döndük.

TLOS ANTİK KENTİ

Burası Likya Federe Birliğinin altı büyük kentinden biri ve ayrıca birliğin spor merkezi. İçinde kazı işlemi tamamlanmamış bir de stadyum bulunuyor. Ayrıca Tlos, uçan kanatlı at Pegasus ile ünlenen mitolojik kahraman Bellerophontes’in yaşadığı kent olarak da bilinir. Likya bölgesindeki en eski kent olduğu ve kuruluşunun İ.Ö. 2000'lerden önceye dayandığı arkeoloji kazıları ile tespit edilmiştir. Kent akropolünün doğal kayası üzerinde oluşturulan mezarlığı, Likya'nın en güzel ev tipi mezarlarındandır. Buradaki gezimizi bitirdikten sonra Saklıkent Kanyonuna doğru yola koyuluyoruz…

SAKLIKENT KANYONU

Saklıkent tam bir doğa harikası. Yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin uğrak yerlerinden bir tanesi. Akdağ’ın eteklerinde kayalar arasında yer alan Saklıkent’in suyu, yaz aylarının sıcak dönemlerinde bile ayaklarınızı donduracak soğuklukta. Biz de araçtan iner inmez, suya kim girer, kim girmez bahislerini açmıştık zaten. Saklıkent kanyonu yüzyıllar boyu akan kar sularının açtığı ve yaklaşık 100 metre yüksekliğinde, 18 km uzunluğunda bir kanyondur. Adrenalin sevenler bu kanyonda zorlu bir tırmanış ve yürüyüş ile ilerleyebilirler. Ama strese girmeden kanyonun tadını çıkarmak istiyorsanız, hemen girişte, yaklaşık 150 metre uzunluğunda ve kayalara monte edilmiş köprülerden yürüyerek köprünün sonunda buz gibi sular ile kucaklaşabilirsiniz.

Biz giriş yaptığımızda havanın da biraz kapalı olmasından dolayı kanyon oldukça serindi, dolayısıyla suya kim girer, kim girmez iddiaları oldukça kızışmıştı. Fatih Bey’in hatırlatmalarını, kanyonun büyülü atmosferi sayesinde unutmuş ve terliklerimizle suya atmıştık kendimizi. Böylelikle Aylin ve Sevim iddiayı kaybettikleri için çayları ısmarlamak, biz de akıntıya kendini kaptırmış giden Alper’in terliğinin arkasından koşmak zorunda kalmıştık... o andan itibaren artık Alper bir çolaktı :-)

Saklıkent’ten ayrılmak çok zor oldu bizim için, ama rotamız başka bir cennet, “Kelebekler Vadisi” idi artık…

KELEBEKLER VADİSİ

Şoförümüz Ercan Bey aracını yıkamış bizi bekliyordu vadi girişinde, ve bu işlemi günde birkaç kez yapıyordu :-) Aracımıza bindik ve **üdeniz sahiline doğru yola koyulduk. Sahilde bizi bekleyen teknemize binerek Kelebekler vadisine doğru, vur patlasın çal oynasın bir deniz yolculuğuna başladık.

Yaklaşık yarım saatlik bir deniz yolculuğu ile Belcekız Körfezinin doğu koylarından biri olan Kelebekler Vadisine ulaştık. Vadiye ulaşmak için en etkin yol deniz yolu. Ayrıca vadinin üstünde bulunan Faralya köyünden de buraya inmek mümkün ama, bunun için zorlu ve tehlikeli bir iniş söz konusu, kendine güvenenler bu yolu deneyebilirler.

Kelebekler Vadisi 250 metre uzunluğunda bir sahile sahip. Vadide derinlere doğru yürüyüş yapmak isterseniz ileride bir şelale ile karşılaşacaksınız. Bu şelalenin suyu Babadağ eteklerinden doğan Sarp Deresinden gelir. Kış aylarında yağmur suları ile birlikte derenin suyu artarak dar vadiyi geçip sahili yararak denize akar.

Vadide kamp yapmak oldukça keyifli. Vadi işletmesinde tüm ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz bir cafe mümkün. Ayrıca ister çadır kurabilir ister bungalow evlerde kalabilirsiniz. Doğal bir ortamda özgürce tatil yapabilmek için eşsiz bir yer.

Vadinin iç kesimlerinde ormanlık alanda yaşayan, başta kaplan kelebeği olmak üzere çok sayıda kelebek türü konaklamaktadır.

Kelebek Vadisi’ nin dillerde dolaşan bir de efsanesi var: Bir zamanlar Vadi’de tek başına yaşayan Despina isimli bir Rum kadını varmış. Despina 20 yaşındayken, korsan gemilerinin gizlendiği bir yer olan Vadi’de, genç bir denizciye aşık olmuş, geri geleceğini vaat ederek denize açılan genç denizci, bir daha geri dönmemiş ve Despina ömrünün sonuna kadar hep onu beklemiş. 120 yaşında ölen Despina’nın öldükten sonra cesedi bulunamamış ve Despina’nın ruhu, yaşlılara göre hala burada dolaşmaktaymış…

Biraz yüzdükten sonra karnımız epeyce açıktı… Gurmelerimiz Aylin ve Sevim’in yoğun araştırmaları ve lezzet testleri sonucunda, vadi restoranından aldığımız domates soslu makarna ile kaybettiğimiz enerjimizi geri kazandık. Vadinin derinlerindeki şelaleye kadar bir yürüyüş yaptıktan sonra, biraz dinlenip tekrar teknemize binerek vadiden ayrıldık.

Dönüş yolunda tekne ile oldukça heyecanlı anlar yaşadık, ölüdeniz kıyılarına yaklaştığımızda başlayan bir fırtına bizi oldukça heyecanlandırdı. Bizler biraz huzursuz oluyorduk fakat kaptanımız kendinden oldukça emindi :-) usta manevralar ve soğukkanlılıkla sorunsuzca sahile yaklaştık ve yolcuları indirmeyi başardık.

Aracımızın şoförü Ercan Bey yine arabasını yıkamış bizi bekliyordu indiğimiz yerde :-)

Artık rotamız gece konaklayacağımız Yel Holiday Resort Otel’di. Ovacıkta bulunan bu güzel otele yerleştikten sonra, açık büfe akşam yemeğimiz için restorana indik. Maalesef hiçbirimizde ne rejim ne diyet kalmamıştı…

Yemek sonrası havuz başı barda biraz sohbet ettikten sonra. Bazılarımız yatıp dinlenmeyi tercih ederken bizimde başı çektiğimiz bir grup ta Hisarcık’ta eğlenmeye devam etmeyi seçti ve kendimizi bir diskoda buluverdik :-)

Ertesi sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra 09:00’da artık rotamız Kayaköy’dü…

KAYAKÖY
Kayaköy bir zamanların Rum köyü. Ne yazık ki günümüzde tamamen terk edilmiş hatta harabeye dönmüş ölü bir köy olmuş.

Kaya Köyü'nün günümüzdeki popülaritesi, antik dönem kalıntılarından öte, Türk Kurtuluş Savaşı'ndan sonra mübadele sonucu terk edilen bir Rum köyü olmasından kaynaklanıyor. Burada yüzyıllar boyu Rumlar ve Türkler birlikte yaşamışlardır. Türkler tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sürdürürken, Rumlar ise zanaat ve ticaretle uğraşarak yamaçlarda kurulu evlerde yaşamlarını sürdürmüşler.

Gezerken evlerin kapı ve pencerelerinin söküldüğünü, tavanların çöktüğünü görüyor ve duruma biraz üzülerek bazı Rum evleri, şapeller ve kiliseyi de gezdikten sonra yolumuza devam ediyoruz.

Rotamız artık Dalyan…

DALYAN – İZTUZU PLAJI

Aracımıza binip Dalyan’a vardıktan sonra öğle yemeğimizi burada yiyor ve bizi bekleyen teknemize biniyoruz. Rotamız bu kez sazlıklarla çevrili Dalyan kanalından geçerek İztuzu plajı. Yolda Fatih Bey’in güzel doğaçlamalarıyla mitolojik efsaneler dinliyor, keyfimize keyif katıyoruz.

Yarım saatlik bir kanal yolculuğundan sonra dünyaca ünlü Caretta caretta kaplumbağalarının yumurtalarını bırakmak için geldiği İztuzu Plajına varıyoruz.

Caretta caretta neslinin neredeyse sonu getirilmiş. Dalyanlıların çabalarıyla şu an İztuzu Plajı koruma altında. Dalyan halkı öylesine sahiplenmiş ki, 80’li yılların başında yapımına başlanan, Türk - Alman ortaklı bir otel, temelleri atıldıktan sonra halkın, bölgede yaşayan yabancıların ve Doğal Hayatı Koruma Derneğinin ve çabalarıyla bu inşaatın tamamlanması engellenmiş ve yıkılmış.

İztuzu plajının bir diğer özelliği de dünyada doğallığını koruyan ikinci plaj olması. Plajın bir tarafının tatlı su, diğer tarafının da Akdeniz olması ayrı bir güzellik katıyor.

5400 metre uzunluğunda olan plajda birkaç soyuna kabinin dışında başka bir yapılaşmaya izin verilmemiş. Ayrıca Caretta caretta yumurtalarına zarar vermemesi için sahile kedi, köpek gibi evcil hayvanların da sokulmadığını öğrendik.

Plajda biraz denize girip biraz da dinlendikten sonra tekrar teknemize binerek aracımıza geri döndük. Günün yorgunluğu üstümüze çökmeye başlamıştı ve rotamız artık evimiz, İzmir’imiz di…

Geride bıraktığımız iki günün sonunda, kazandığımız güzel dostlukların yanı sıra, ülkemizin doğal güzelliklerini gezmiş olmanın verdiği mutlulukla, İzmir’de uyanmak üzere tatlı bir rüyaya daldık…

Sevgiyle ve sağlıcakla kalın…




Kırıkkale’ye Giderken
Ankara kalesi, telsiz direkleri ve bir tünel… Yarım dakika karanlık. Ankara geride kaldı. Bu yol, bütün bozkırı geçer, Karadeniz’e dek ulaşır.
İsmet Paşa yıllardır fikir döktü, ray döşedi. şimdi ben, bu ray üstünden fikir taşıyan kültür savaşının zırhlı trenine yetişmek için kilometrelerin sekişini sayıyorum. Tren yolunda… Gezici eğitim sergisi Kırıkkale istasyonunda…



Tren yolunda dediğim zaman dudaklarımızda yabansı bir kıvrıntı seziyor gibiyim. Sezmeye de gerek yok gerçekten:
“Tren yolunda da laf mı a canım.” diyebilirsiniz.



Eğer siz, bir zamanlar Yahşıhan’a dek böyle gidip gelen eski tren bozuntusunu anımsarsınız hiç de böyle düşünmezsiniz.
Hele benim gibi Yahşıhan yolunda tuhaflıklara tanık olmuşsanız…



Size, istasyonların kimi bodurumsu, kimi kavaklar gibi birbirlerinin sırtından sırıtan uzun dallı ağaçlarından, çeşmelerinden, bayrak direklerinden, makaslarından, telgraf direklerine tünemiş güvercinlerinden, yol kenarında doygun doygun treni seyreden öküzlerden, özgür ve neşeli sıpalardan söz edeceğimize bizim orta Anadolu’ya kültür ve yeninin aşkını taşıyan trene rast gelinceye dek bugünkü güzel trenin yerindeki o eski tren ve ray bozuntusundan söz edeyim, her halde canınız sıkılmaz.



Yıl 1921, İnönü ile Sakarya savaşının araları… Ankara’dan Kayseri’ye doğru bir akın var.
Kağnı, kağnı, kağnı Yollardan, dağlardan, taşlardan gıcırtıdan geçilmiyor.



Mumyalanmış bir eşeğe benzeyen cılız, sanki tenekeden yapılma bir lokomotif, ince, uzun hörgücünü kaldırmış, bitkin develeri anımsatan vagonlar da bunların arasında Kayseri yolunu tutuyor.
Her nedense o zaman burada işleyen dekovilde, sudan geçmeyen hayvanın inadına benzer bir inat vardı. Zaman zaman tutarağı tutardı. Bakarsınız, tıpış t ıpış giderken birdenbire zınk yerinde sayar. Bir ses duyulur:



“Lokomotifin suyu tükendi. Allah’ını seven su getirsin!…”
Kovalarla, ibriklerle, testilerle bir sürü halk su aramaya çıkar, su bulunmayan bir yerde ise herkes mataralarındaki, testilerindeki, teneke ya da toprak ibriklerindeki suları lokomotife boşaltırlar. Mübarek, yürümeye başlar. Ama yürüyüş de ne yürüyüş!…
Trenin üstünde pinekleyen ihtiyarlar, kimi zaman şöyle konuşurlardı:
“Tren giderken indim, aptes bozdum, elimi yudum, trene bindim.”
“Abdest tazeledim, yine geldim, yetiştim.”
Yokuş bir yere gelindi mi bir ses yükselirdi:
“Allah’ını seven vagonları ardından itsin!”



Yüzlerce adam trenden iner, trenin durduğunu gören köylüler de gelir. Helesa yelesa ile treni yürütürlerdi. Trenin kömürü tükenip yöreden çalı çırpı topladığımızı da ben bilirim.
Bunları söylerken sadece bir anıyı anlatıyorum. Dün süngüsünü tüfeğine çaputla bağlayıp düşmana saldıran bir ulusun o günü böyle geçerdi.
Şimdi İsmet Paşa’nın döşediği raylar üstünde fikir gibi hızlı, düzenli ve rahat trenle Kırıkkale’ye yaklaşıyoruz.



Makinenin, tekniğin dokunduğu yer, çölün ortasında bile olsa yepyeni bir uygarlığı f ışkırtıveriyor. Kırıkkale işte böyle bozkırın ortasında baca, fabrika, asfalt, geometri, boyalı ev, sağlam tavan, iş gömleği giyen alın terli insan demektir. Kırıkkale bana, kopmuş bir film parçasının sarı bakkal kâğıdına yapıştırılması etkisini yaptı. Kırıkkale, başlı başına minnacık bir fabrika yuvasıdır. Sağı solu, önü arkası bozkırdır.



İstasyon kalabalık… Siyahlar giyinmiş öğretmenler, iş gömlekli işçiler, ustalar, mühendisler, bereli kadınlar, irili ufaklı çocuklar vagonların çevresinde toplanıyorlar…



[Sadri Etem (Ertem). "Kırıkkale'ye Giderken",Türk Dili Dergisi, Gezi Özel Sayısı, 1 Mart 1973.]




Uçurumlu ve uzun bir yolculuk başlamıştı.O uçurumun altında görünrn ve kokusunu duyabildiğim o müthiş yeşillik. yeşili hiç görmemeiş dağlar yerini yemyeşil ağaçları giyinmiş uzun dağlara bıraktı.gittiğim yol o kadar kıvrımlıki kenerlerdan ormanın derinliklerini görebiliyorum.biraz sonra şehir görününyor uzaktan..boğazın en dar yerinde çanakkale.şehre girdiğimde çanak çömlek yapımının ünlü olduğu hemen anlaşılır.o toprak kokusu bunların yapımının nerden geldiğini belli etti.burayı geçtikten sonra avrupa kıyısına geçmek için feribotlara doluşmuş insanlar göründü.biz anadolu parçasındaki ageliboluya gidiyoruz.vapur hareket edince martılarda haman simit umuduyla vapura yaklaşıyorlar.denizde "çanakkale geçilmez"sözü tarihi,tarihimizi,bizi ve bizden öncekileri düşündürüyor.oradan geçerken tarih boyunca pek çok uygarlığın ve kanlı savaşların birbirini izlediği bu alan bizi kendimize getiriyor.biraz sonra savaşlarda ölen askerlerin anısına dikilmiş birçok anıt kendini gösteriyor.conk bayırı,mehmetçik anıtı,anıt bile olsa onu onu imşa eden taşlar sanki gururla duruyorlar.geliboluya yaklaştığımızda kemalyeri anıtı görülüyor.şahitlikten nare'ye oradanda deniz yolu ile kemealyeriye gitmek biraz yoruyor.deniz kenarında biraz dinlendikten sonra tekrar yola çıkıyoruz.çok büyük bir kale karşılıyor bizi.bu kez kilidübahire doğru gidiyoruz.kalenin en üst katına çıkıp Türk bayrağı altında n bakıldığında şehitlik görünüyor.şehitlik kayadereden tevfikiyeye kaar uzanıyor.kilidübahirden gelibolunun en uç noktasına abideye gidip alçı tepe parkında dinlendik.daha sonra kumkaleye 2 saatte gidip gezimizi bitirdik. (uçurumun kenarında olsan bile hayata gıcıklık olsun diye gülümse..)))
NESLİHAN...





GEZİ (YAZISI) ÖRNEĞİ:

OTORA Y YOLCULUĞU NİĞDE - KAYSERİ

Niğde'ye yaklaşıyorduk.

Yanımda oturan bir Niğ**** şehrin eteğini saran ağaç kümeleri arasında pek iyi seçemediğim bir noktayı işaret etti. — Faruk Nafizin hanı, dedi.

Büyük şairin han sahibi olduğu günleri de inşallah görürüz. Fakat yol arkadaşımın bana gösterdiği bina sadece Faruk Nafizin unutulmaz Han Duvarları şiirinde tasvir ettiği han idi.

Kıyafetinden anlaşıldığına göre Niğ**** arkadaş bir esnaf yahut işçi idi. Böyle olmakla beraber Han Duvarları'nı ve Faruk Nafiz'i biliyordu. Daha garibi trende ilk gördüğü bir yabancının bu şiiri, şiirde tasvir edilen hanı ve Faruk Nafiz'i tanımamasını kabul etmiyor, ateş ve su nev'inden herkesçe malûm şeylerden bahseder gibi iki kelime ile bana maksadını anlattığına inanıyordu.

Güzel şiirin kudreti! iyi yazılmış bir manzum hikâye koskoca bir hanı, koynundaki tapu senedine rağmen asıl sahibinin elinden alıyor, Faruk Nafiz'e malediyordu.

Maamafih arkamızda ayakta duran ve bizi dinleyen uzun boylu bir sakallının "yok yahu.. O han falanındır" diye öteki mal sahibinin hakkını da ziyadan kurtardığını itirafa mecburum.

Niğde ile Kayseri arasındaki yolu, Faruk Nafiz'in istiklâl muharebesi senelerinde kona göçe üç günde aştığı o uzun mesafeyi, ben bugün otoray denen yeni icat bir âlet içinde, âdeta uçarak geçiyorum.

Akşamın beş buçuğunda daha Niğde istasyonunda kahve içiyordum. Sokak fenerleri yanarken Kayseri'de olacağım.

Bisikletin ilk icadı zamanlarında ona verilen Şeytan Arabası ismini bu otoraya saklamak lazımmış! Otoray görünüşte yirmi otuz kişilik büyücek bir otobüs. Fakat ikisi arasında âdeta nalınlı adam ile patenli adam farkı var. Otobüsün mütemadiyen taşla, toprakla boğuşmasına mukabil Otoray, cilâlı çelik raylar üstünde yağ gibi kayıyor.

Ulukışla ile Kayseri arasında günde iki sefer yapan bu arabaların, birinci ve ikinci sınıf yolcuları için, şoförün arkasında dört maroken koltu*ğu, cemekânlı bir kapı ile buradan ayrılan geri tarafında da demokratlara mahsus, yirmi otuz kişilik kanapesi var.

Bazı şakacı yolcular lüks kısma Lortlar kamarası, ötekine Avam kamarası adını takmışlar.

Bu Otoray, yolları âdeta çocuk oyuncağına çevirmiş. Meselâ Kayserililer bizim Ada vapurları biletinden daha ucuz bir para ile günübirli*ğine Bor bahçelerinde eğlenmeye gidiyorlar.

Şoför, daha doğrusu makinistin bana anlattığına göre Adana ve Kayseri 'de oturan iki akraba, meselâ bir ana kız pazar sabahları bulunduk*ları yerden hareket ediyor, öğleyin Ulukışla'da birleşiyorlar; akşama doğru yine evlerine dönüyorlarmış.

Bu seyahat, artık yolculuktan usandığım bir zamana rastlamış olmak*la beraber beni atlı karıncaya binmiş bir bayram çocuğu gibi eğlendiriyor*du. Otoray, son derece munis bir dekor arasından akıp giderken kâh makinistin omuz başından önümüzdeki yola, kâh arkaya geçerek akşam ışıkları ile sararıp kızaran ovalara bakıyordum.

Yeni bir icat yalnız manzaraları ve hayatı değiştirmekle kalmıyor; duygularımıza, dünyayı görüş tarzımıza da tesir ediyor.



Yolculukta akşam, insanının gayri ihtiyarî garipsediği, kendini karan*lık düşüncelere bıraktığı saattir. Halkın akşam garipliği terkibile anlattığı bu duyguda kendimizi uçsuz bucaksız mesafeler arasında kaybolmuş hisset*memizin, arkada bıraktığımız uzağı bir daha görmek şüphesinin, öndeki uzağa yetişememek korkusunun elbette bir payı vardır. Mesafelere hâkim olmak emniyeti işte bu şüphe ve korku mefhumunu kaldırıyor, insana bu geniş ovalarda kendi mahallesinde, evinin bahçesinde dolaşmak hissini veri*yor.

Faruk Nafiz :

"Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar"

diye anlattığı bu yolu, vaktiyle bir yaylının şiltesine uzanarak, "kendi*ni tekerleğin sesine kaptırarak" geçmiş olmasaydı da benim bindiğim otoray içinde tayyarede gibi geçseydi bu acı gurbet şiirini bilmem yazabilir miydi?

Reşat Nuri Güntekin[1]

(Anadolu Notları'ndan)



Önemli Eserler

Gezi Türünün önemli Eserleri
Evliya Celebi - Seyahat Name
Mehmet Celebi - Paris Sefaret Namesi
Ahmet Milat - Avrupa Bir Ceverlan
Canap Şaha bettin - Hac Yolunda
Ahmet Haşim - Frankfurt Seyahat Namesi
Azra Erhat - Mani Anadolu
Fatih Rıfkı Atay - Tuna Kıyıları
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla Hızlı Cevap
Cevapla

Bookmarks

Tag Ekle
ÇÖzÜldÜ, gezi, yazısı, örnekleri

Hızlı Cevap
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın

Mesajınız:
Seçenekler


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hazir resimli ve düz cv örnekleri iş başvurusu cv örnekleri tıkla tıkla indir Yaso Ev & Egitim 0 10-04-2009 00:24
Soru Fabl Örnekleri nelerdir fabl örnekleri cevabı içeride Yaso Siz Sorun Biz Cevaplayalim(Maximum 5-10dk) 0 10-03-2009 23:46
2009 şık dantel Örnekleri, dantel Örnekleri, forum dantel Örnekleri Korax Dantel Örnekleri 0 09-28-2009 13:37
Gezi Yazısı Türü nedir Gezi Yazısı türünün özellikleri Yaso Türk Dili ve Edebiyat 0 02-02-2009 11:38
cumhuriyetin ilk dönemlerine ait gezi yazısı yardım!!! _ѕєηєм_ Türk Dili ve Edebiyat 0 11-23-2008 11:30


Şu Anki Saat: 23:09


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2016, Jelsoft Enterprises Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628