Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 04-11-2008, 19:15   #1
LeGoLaS
 
LeGoLaS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 6.606
Tecrübe Puanı: 938
LeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond reputeLeGoLaS has a reputation beyond repute
Standart Lozan Bariş Andlaşmasi

1. LOZAN BARIŞ ANDLAŞMASI

1. 1. LOZAN BARIŞ KONFERANSI’NA KATILAN DEVLETLER


Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları Eylül 1922’de Anadolu’daki işgalci güçleri temizledikten sonra, İstanbul ve Trakya’ya yönelmesi barış konusunu gündeme getirmiş ve eylemli savaşı durduran Mudanya Mütarekesi yapılarak barışa giden yol açılmıştı. İtilaf Devletleri’nin İstanbul Hükümeti’ni de barış görüşmelerine çağırması, Saltanatla Hilafetin birbirinden ayrılmasına ve saltanatın, dolayısıyla da Osmanlı Devleti’nin tarihe gömülmesine yol açmıştı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir yandan barış görüşmelerinde kendisine engel olarak gördüğü ve yeni devletin yapısına uygunluk göstermeyen saltanatı kaldırırken, öte yandan da Barış Konferansı’na hazırlanıyordu. Konferansın yeri Konferansa katılacak Türk Heyetinin seçimi, Konferansta görüşülecek konuların saptanması gerekiyordu. Zira İtilaf Devletleri Konferans yeri olarak tarafsız bir ülke olan İsviçre’nin Lozan kentini, Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti ise İzmir’i öneriyordu. TBMM Hükümetinin temel yaklaşımı, yüzyılların biriktirdiği Doğu sorununu çözerek ve ulusal egemenliğe dayalı çağdaş ve tam bağımsız yeni Türkiye’yi tüm dünyaya tanıtacak olan bir konferansın gidişatını daha yakından izlemek, kanla kazanılan zaferin masa başında kaybedilmesine neden olacak girişimlere izin vermemekti. Ancak, İtilaf Devletleri de Doğu sorununu çözecek olan
Bu konferansın savaşan devletlerden herhangi birinin egemen olduğu topraklar üzerinde yapılmasını istemiyordu. İşte bu nedenle de İsviçre’nin Lozan kentini yeğliyorlardı. Nitekim
27 Ekim 1922’de İtilaf Devletleri 13 Kasım’da Lozan’da toplanacak Barış Konferansına TBMM Hükümetini çağırmışlardı.
Bu konferansta bir yanı Türkiye tek başına oluştururken, karşı yanı güçlü ve konferanstan beklentileri oldukça farklı olan şu devletler oluşturuyordu.
1. Çağırılan dört devlet: İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya;
2. Yunanistan, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven Devleti ve Amerika Birleşik Devletleri.
3. Boğazlar rejimi konusunda görüşmelere çağırılan Sovyet Rusya ve Bulgaristan (Bulgaristan Trakya sınırı konusundaki görüşmelere katılacaktı.)
4. Kimi konulardaki görüşmelere ve belirli hükümlere katılan Belçika ve Portekiz.
Lozan’daki diplomatik savaşın, İngiltere ve Türkiye arasında geçeceğini bilen İngiltere, konferansa deneyimli politikacı Dışişleri Bakanı Lord Curzon başkanlığında bir heyetle katılıyordu. Fransa ve İtalya için ise konferans, İngiltere kadar önemli gözükmüyordu. Fransa ile toprak konusu 1921’de çözümlenmişti. İtalya’nın ise toprak sorunu yoktu. Bu iki devlet daha çok ekonomik çıkarlar ve ayrıcalıklarla ilgili idiler, Japonya’nın ise ilgisi daha da azdı. Büyük umutlarla Anadolu’ya çıkan, fakat Batışlı güçlerin desteğine karşın yenilmekten kurtulamayan Yunanistan, İngiltere’nin koruyuculuğunda Venizelos’un başkanlığında yenilgisini örtmek istiyordu.


1. 2. TÜRK HEYETİ

Yeni Türkiye Devleti’nin kaderini çizecek olan bu konferansa TBMM Hükümetini temsilen kim katılacaktı? Bu sorun başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Bakanlar Kurulunu, Meclisi, daha da ötesi tüm ulusu ilgilendiriyordu. Bu nedenle de Mustafa Kemal Paşa İzmir’den Ankara’ya döndükten sonra konuyla daha yakından ilgilenmeye başlamıştır.. Bakanlar Kurulu başkanı Rauf Bey, Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Rıza Nur Bey barış konferansında Türkiye’yi temsil edecek heyetin doğal üyeleri olarak görülüyordu. Fakat Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey’in başkanlığında bir heyetin ulusun “ölüm kalım sorunu olan” bu konferansta başarılı olamayacağı izlenimi edinmişti. Mudanya’da yapılan görüşmekler tamamlandıktan sonra İsmet Paşa, Fevzi Paşa Bursa’ya gitmişlerdi. Mustafa Kemal Paşa o sırada Milli Savunma Bakanı olan Kazım Paşa’yı da yanına alarak Bursa’ya gitmiştir. Bursa’da kaldığı süre içerisinde İsmet Paşa’nın Mudanya Konferansını nasıl yönettiğini daha yakından incelemiş ayrıntıları öğrenmiştir. İsmet Paşa’nın konferanstaki tutum ve davranışı Mustafa Kemal Paşa’yı memnun etmiş olacak ki onu TBMM Hükümeti temsilcileri kurulunun başına getirmeye karar vermiştir. Bu kararı uygulayabilmek için öncelikle İsmet Paşayı bakanlar kurulu içine almak gerekmiştir. Mustafa Kemal Paşa o sırada Dışişleri bakanı olan Yusuf Kemal ile görüşerek onun istifasını sağlamıştır. Yusuf Kemal Bey istifa etmekle kalmamış yerine İsmet Paşa’nın geçmesi için çaba göstermiş ve İsmet Paşa 26 Ekim 1922‘de Dışişleri bakanlığına seçilmiştir. Zira Yusuf Kemal Bey dekonferansa katılacak TBMM hükümeti delegeler kurulu başkanlığını en iyi yapacak kişinin İsmet Paşa olduğu kanısında idi.
TBMM, İsmet Paşa başkanlığında Trabzon Milletvekili Hasan Bey ile Sinop Milletvekili Rıza Nur Bey’den oluşan bir delegeler kurulu seçti. Bu kurul Lozan’da kendisine yardım etmek üzere uzmanlardan oluşan bir heyet oluşturdu.
TBMM Hükümeti Temsilciler Kurulu’na Lozan Konferansında izleyeceği strateji hakkında bir yönerge verildi. Bu yönergeye, temel olarak misakı milli alındı. Buna karşın iki konunun tartışılmasına kesinlikle izin verilmemesi istendi. Gerekirse görüşmeler bile kesilebilecekti. Bunlardan biri azınlığın çoğunluğa tahakkümünü öngören ve Misakı Milli ile çizilen Yeni Türk yurdunun bir bölümünde Ermeni yurdu oluşturma çabaları idi. Öteki ise yüzyıllardır Osmanlı Devleti’ni Avrupa’nın yarı sömürgesi durumuna getiren ve ulusal sanayinin gelişmesini engelleyen kapitülasyonlar idi.
Bu yönergeyi alan TBMM Hükümeti Temsilciler Kurulu 11 Kasım’da Lozan’a varmıştır. 13 Kasım’da başlaması saptanan konferans belirlenen tarihte başlayamayacağı Türk Heyetine bildirilmiştir. İsmet Paşa bu durumu protesto etmiştir. Bunun üzerine İtilaf Devleti yetkilileri konferansın 20 Kasım 1922’de başlayacağını kesin bir dille bildirmiştir.







1. 3. LOZAN BARIŞ KONFERANSI’NDA GÖRÜŞÜLEN KONULAR

Lozan Barış Konferansı’nın açılış toplantısı 20 Kasım 1922’de Casino de Montbenon’da yapıldı. Törene İsviçre Devleti Başkanı M. Haab, konferansa çağrılan devletlerin temsilcileri, basın mensupları, özel davetliler katıldı.
Konferansın açılış konuşmasını M. Haab yaptı. Temsilcilere “ülkelerin ve halkların kaderi ellerinizde tutmaktasınız. Göreviniz hem nazik hem de çok büyüktür. Çözümlemek zorunda olduğunuz çetin sorunların kökleri geçmiş yüzyıllara derin bir şekilde gömülüdür” diyerek acı gerçeği vurgulamış ve barışın gelmesini dilemiştir.
Konferansta bir yanı İtilaf Devletleri öbür yanı ise TBMM hükümeti temsil ediyordu. Bu iki gurup arasında ortak noktayı bulmak oldukça zordu. Çünkü istekler birbirine karşıt idi.
TBMM Hükümeti Lozan Konferansına neden olan gelişmeleri sağlayabilmek için üç yıl boyunca Yunanlılarla oldukça kanlı savaşlar yapmıştı. Oysa Lozan’da Ouchy (Uşi) Şatosundaki masanın başında İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan temsilcileri oturuyordu. Lozan Barış Konferansında söz konusu edilecek sorunlar yalnız üç dört yıllık bir sorunu içermiyordu. Yüzyıllık hesaplar görülüyordu. Atatürk’ün deyimi ile bu denli karışık, bu denli bulaşık hesapların içinden çıkmak pek kolay olmayacaktı. Tarihsel birikimin yarattığı bu karışık sorunları ikiye ayırmak gerekir.
a. Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar; Doğu Trakya, Ege adaları, Türkiye’de oturan Rumlar ile Yunanistan’da oturan Türklerin yer değişimi ve Yunanistan’ın işgalci olarak girdiği Türk topraklarında yaktığı, yıktığı tahrip ettiği yerler için ödemesi gereken savaş tazminatı.
b. Türkiye ile diğer İtilaf Devletleri arasındaki sorunlar; Bu sorunlar siyasal ve ekonomik olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Zira batılı devletler Osmanlı Devletinin iç işlerine karışırken sürekli olarak azınlık haklarını ve kapitülasyonların kendilerine tanıdığı hakları dayanak olarak almışlardır. Yeni Türkiye Devleti’nin kurucuları tam bağımsız olmak istiyorlardı. Tam bağımsızlık denildiğinde siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel v.s. konularda bağımsız olmayı düşünüyorlardı. Bu nedenle kapitülasyonları ve onlarla birlikte Batılı devletlere verilmiş olan tüm ayrıcalıkları kaldırmak istiyorlardı. Bu durum Batılı sömürgeci ulusların politikasına tümüyle ters düşüyordu. O nedenle de elde etmiş oldukları hakları tümüyle yitirmek istemiyorlar, diplomasinin inceliklerinden yararlanarak bunları ileride yeniden sürdürmeyi düşünüyorlardı. Buna bir de Osmanlı Devleti’nin Batılılardan aldığı borçlar sorunu eklenirse bu devletlerle Yeni Türkiye Devleti arasındaki sorunlar daha da iyi anlaşılır. Ancak tablo tamamlanmış olmaz. Tabloyu tamamlamak için bu sorunlara bir de çağdaş sanayinin itici gücü olan Petrolü ve Ticaret yollarını dolayısıyla da Musul ve Boğazlar sorununu eklemek gerekir. Kısaca özetleyecek olursak Lozan’da görüşülecek sorunlar, Trakya, Musul, Boğazlar, Azınlıklar, İktisadi ve Mali konular ve Kapitülasyonlar sorunu idi.
1. 4. LOZAN KONFERANSI’NDA KARŞILAŞILAN GÜÇLÜKLER

21 Kasım 1922’de çalışmalarına başlayan “yakın şark işleri hakkında Lozan Konferansı” öncelikle iç tüzük konusunu ele almıştır. Buna göre konferansta resmi dil Fransızca olacak;
1. Toprak, askerlik ve boğazlara,
2. Yabancılar ve azınlıklar konularına,
3. Mali ve ekonomik konulara,
ilişkin olmak üzere 3 komisyon kurulacak ve bu komisyonların her birinin başkanlığı; birinci komisyonun başkanlığını Lord Curzon, ikinci komisyonun başkanlığı Garroni ve üçüncü komisyonun başkanlığını da Barrere yapıyordu. İngiltere, İtalya ve Fransa arasında paylaşılacaktı.
İsmet Paşa içtüzüğün adına itiraz ederek, konferansın adının Lozan Konferansı olarak değiştirilmesini, Türkçe’nin de resmi dil olarak benimsenmesini, tüzükte geçen Karadeniz’de kıyısı olan devletler yerine bu devletlerin adlarının yazılmasını, konferans başkanlığını sırayla yapacak olan İngiltere, Fransa ve İtalya’nın yanında Türkiye’nin de bulunması gerektiğini vurguladı. Ancak bu konularda olumlu bir sonuç elde edilemedi. Fakat daha ilk toplantıda Yeni Türkiye Devleti’nin baş delegesi diplomatik deneyimsizliğine rağmen, büyük devletler delegelerinden kendisini geri görmeyerek ve göstermeyerek onlara saygı telkin etmiştir. Önemli sayılamayacak sorunlarda bile gayet uyanık davranarak her konudaki dikkatini sergilemiş, Türkiye’nin eşit işlem görmesini her fırsatta dile getirerek kendi ulusuna güvenini göstermiştir.
Yeni Türkiye Devleti delegeleri Lozan’a kayıtsız şartsız tam bağımsızlığın uluslar arası düzeyde tanıtılması amacıyla gitmiştir. Oysa karşı gurup adeta vesayet ve himaye altına alınmış eski Osmanlı düzeninin sürdürülmesini düşlemiş; bunun için de Osmanlı Devleti ile yapmış oldukları Sevr Antlaşması çerçevesinde bir anlaşma yapmayı amaçlamıştır. Onlara göre; Türkiye 1. Dünya Savaşında yenilmiş bir devlettir. Bunu göz önünde bulundurmak zorundadır. Oysa Türkiye, tüm güçlüklere, özverili barış girişimlerine rağmen bir bağımsızlık savaşını başlatmış ve zafere ulaştırmıştır. Öyleyse barış uluslar arası eşitlik kurallarına göre yapılmalıydı. Nitekim, görüşme süresince İsmet Paşa hep Mudanya Mütarekesi’nden sonra Lozan’a geldiğini söylemiş, buna karşın Lord Curzon ise Mondros Mütarekesi’ni öne sürmüştür.
Konferansta karşılaşılan güçlüklerin başında Toprak konusu gelmiştir. Zira bu konunun içine Trakya, Musul, boğazlar konusu giriyordu.Türkiye 29 Nisan 1913 tarihli İstanbul antlaşması’na göre Trakya sınırının çizilmesi, Edirne’yi İstanbul’a bağlayan demir yolunun da bu sınır içinde yer almasını; Batı Trakya’da halk oylamasına gidilmesini istemiştir. Balkan devletlerinin adeta bir blok halinde İngiltere, Fransa ve İtalya ile birleşip Türk isteklerine karşı çıkmaları nedeniyle, Trakya sorunu uzun tartışmalara yol açmıştır. Bunlar Meriç nehrinin sınır olması, Karaağaç’ın Yunanistan’da kalması konusunda direnmişlerdir. Arkasından Türkiye, Irak sınırının belirlenmesine geçilmiştir. İsmet Paşa Musul’un Misakı Milli sınırları içinde bulunduğunu nüfusun çoğunluğunu oluşturan Türk ve Kürtlerin Türk yönetimine geçmek istediklerini belirterek bu bölgenin Türk sınırları içine alınması gerektiğini söylemiştir. Bunun yanında Musul ilinin coğrafi, tarihi, siyasi ve ekonomik bakımlardan Anadolu’nun ayrılmaz bir parçası olduğunu da belirtmiştir. Lord Curzon ise; bu toraklar Cemiyeti Akvam tarafından İngiliz mandaterliğine verilmiştir. İlin nüfus çoğunluğu da Arap ve Kürtlerden oluşmaktadır. Kürtlerin ise Türklerle bir ilişkisi yoktur. İran kökenlidirler. Bu bölgede yaşayan Hıristiyan unsular, Türk yönetimini istemiyorlar; Kürtler ise kendi kendilerini yönetme özgürlüğü istiyorlar, diyerek Türk tezine karşı çıkmıştır. Aslında Curzon zengin petrol kaynaklarına sahip olan İngiltere’nin en önemli sömürgesi bulunan Hindistan’ı koruyan bu bölgenin İngiltere için önemini örtbas etmeye çalışıyordu.
Toprak komisyonu 4 Aralık 1922’de Boğazlar sorununu gündeme getirdi. İsmet Paşa, ulaşım açısından Boğazların dünya ticaretine açık bulundurulması gerektiğini söyledi. Sovyet Rusya delegesi Çiçerin ise Boğazların ticaret gemilerine açık olması; fakat Türk gemileri ve uçakları dışında gerek savaşta, gerekse barışta tüm savaş gemilerine ve uçaklarına kapalı bulunması gerektiğini belirtti. İtilaf Devletleri adına konuşan Curzon ise Boğazların gerek savaşta gerekse barışta deniz ulaşımına açık tutulmasını, Boğazların her iki yanında bazı bölgelerin askerden arındırılmasını, uluslar arası bir komisyon kurulmasını, bu komisyona Karadeniz’de kıyısı bulunan devletlerle Türkiye, Sovyet Rusya, Romanya, Bulgaristan. Akdeniz ticaretinde önemli yerleri olan İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Amerika, Yunanistan ve Yugoslavya devletleri temsilcilerinin katılmasını, komisyonun başkanlığını ise Türkiye’nin yapması görüşünü savundu.
Batılı devletlerin Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmak için sık sık kullandıkları azınlıklar konusu da konferansta bir hayli güçlükler yarattı. Bunun yanında bir Ermeni Yurdunu kurulması, Hıristiyanların askerlik hizmetlerinden muaf tutulması da istekler arasında idi. İsmet Paşa bu isteklerin hiç birini kabul etmemiştir. Ancak Cemiyeti Akvam’a (Uluslar Kurumu) girebileceklerini, genel af ilan edilebileceklerini, Avrupa Devletleri’nin azınlıklara verdiği hakları tanıyabileceklerini belirtmiştir.”Devletin varlığını kemiren kendi içindeki” unsurlara karşı önlem alınmasına karşı çıkmayı artık kabul edemezdi.
Ekonomik ve mali işler komisyonu 27 kasım1922’de taşıt, ulaştırma, gümrük, ticaret rejimi ve ekonomik sorunları çözmek amacıyla bölümler oluşturmuştur.
Bu konudaki Türk tezi oldukça açıktı. Yeni Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını kısıtlayan tüm engeller kaldırılmalıdır. Düyun-u Umumiye (Osmanlı Genel borçları) Osmanlı Devletinden ayrılan devletler arasında pay edilmelidir. Türkiye kendi payına düşecek borcu ödeyecektir. Yunanistan da Anadolu’da yaptığı tahribatın karşılığı olarak savaş tazminatı ödemelidir. Karşı grup tümüyle bu düşüncenin zıttını savunmuş daha ötesi Türkiye’den savaş tazminatı istemiştir.
2 Aralık 1922’de Kapitülasyonlar konusu görüşülmeye başlanmıştır. İsmet Paşa ulusal bağımsızlıkla bağdaşmayan kapitülasyonları tümüyle kaldırmak istediklerini belirtmiştir. Karşı grup kapitülasyonların antlaşma haklarına dayandığını taraflar birbiriyle uzlaşmaya varmadan, yeni bir sistem koymadan onları kaldırmayacaklarını söylemişlerdir. Öyle ki karşı grup eğer, önerileri kabul edilemezse Türkiye’nin ekonomik kalkınması için tek bir Amerikan Doları, tek bir İngiliz Şilini verilmeyeceği tehdidini savurmuştur. Fakat Türk temsilcileri kendi tezlerinden kesinlikle vazgeçmemişlerdir.





1. 5. LOZAN KONFERANSININ KESİNTİYE UĞRAMASI

Kasım ve Aralık ayında yapılan görüşmeler Türkiye ve karşı grup için hiç de tatmin edici gözükmüyordu. İsmet Paşa 18 Aralık’ta Ankara’ya yazdığı telgrafta “dört bir yandan bunalımlarla çevriliyiz” diyor ve Türk ordusunun hazırlıklı olmasını istiyordu. Boğazlar konusundaki tartışmaların görüşmeleri kesintiye uğrayabileceğini de belirten İsmet Paşa 23 Aralık’taki başka bir telgrafında da karşı grubun mali ve adli kapitülasyonların ad değiştirerek sürdürmeye, dolayısıyla da Türkiye’yi “bir bataklığa sürüklemeye” çalıştıklarını vurguluyordu.
Lord Curzon ise Aralık sonlarına doğru İngiliz askeri makamlarının gerekli önlemleri alarak, olağanüstü bir durum ortaya çıkarsa uygulayacakları bir plan yapmalarını istemiştir.
Türk baş delegesi, İtilaf Devletleri’nin Türkiye’nin egemenlik ve bağımsızlığını zedeleyecek aşırı isteklerde bulunduğunu söylerken, Curzon da İsmet Paşa’yı barışa sırt çevirmekle suçlamış ve bu davranışının Türkiye’yi kötü bir duruma sokacağından söz etmiştir. Curzon, İtilaf Devletleri’nin yakında bir barış taslağı sunacaklarını, bunun kısa sürede Türklerce kabul veya reddedilmesini isteyeceklerini belirtmiştir. Eğer bu taslak reddedilirse tüm belgeleri yayınlayarak doğacak sonuçtan Türk delegelerinin sorumlu olacağı tehdidini de eklemeden kendini alamamıştır.
31 Ocak 1923’te İtilaf Devletleri temsilcileri hazırladıkları barış projesini İsmet Paşa’ya sunmuşlardır. Özetle bu proje şu hükümleri içeriyordu: Türkiye-Bulgaristan sınırı Neully (Nöyi) Antlaşmasıyla saptanan çizgi olacak, Edirne Türkiye’de kalacak; fakat Karaağaç Yunanistan’a verilecek. Sınırda belirli bölge askerden arındırılacak. İmroz ve Bozcaada yerel özerklik verilmek şartıyla Türkiye’ye verilecek diğer Ege adalarından ise Türkiye vazgeçecek. Türkiye Suriye sınırı Ankara İtilaf namesi’nde saptandığı şekilde kalacak, Irak sınırı ise; Cemiyet-i Akvam ‘ın kararına bırakılacak. Boğazlar için özel yönetim uygulanacak, Kapitülasyonlar kaldırılacak; fakat azınlık haklarını koruyucu bir protokol hazırlanacak, yabancı yargıçlar beş yıl süreyle Türk yargıçlarıyla birlikte yargı görevini yürütecek.
Yeni Türkiye temsilcileri ulusal egemenlik ilkesi ile bağdaşmaz hükümler içeren bu öneriyi benimsememişlerdir. Konferansı çıkmaza sokmamak için karşı öneriler sunmuşlardır. Bazı konularda örneğin Türkiye-Suriye, Türkiye-Irak sınırı ve Boğazlar konusunda antlaşma yapabilecekleri imajını vermişlerdir. Fakat kapitülasyonlar ve Osmanlı borçları konusunda herhangi bir ortak nokta bulunamamıştır. Her iki tarafta bu konuda ödün vermek istemedikleri için Konferans 4 Şubat 1923’te kesintiye uğramıştır. İsmet Paşa oteline döndüğü zaman gazetecilerin “Ne oldu paşam” sorusuna verdiği karşılık şu oldu “Ne olacak. Hiç. Esaret altına girmeyi kabul etmedik.” Konferansın kesintiye uğraması üzerine İsmet Paşa gazetecilere yaptığı değerlendirmede de şunları söylemiştir. “ Birçok masum insanların kanı birçok milletlerin mukadderatı konu olduğu sırada işi kolay düşünmek kabil midir ? İnsanların yargıları oyuncak mıdır ? Ben Konferans boyunca bu ağır mesuliyetin yükü altında çalıştım. Şimdi kararı tüm ulusların vicdanına bırakıyorum. Eğer bir kişi çıkıp da, Daha yapılacak özveri vardı. Şu kararı almalıydın, diyebilirse onları yapmaya razı olurum. Ben fedakarlığımı sonuna vardırdım. Birçok konuda anlaştık. Bütün fedakarlıkları yaptım; fakat memleketin esaretini reddettim.”
Mustafa Kemal Paşa’da İzmir İktisat Kongresinin açılışında aynı konuyu şöyle dile getirmiştir. “Barışa ulaşmamızı engelleyen neden, doğrudan doğruya ekonomik nedenlerdir. Ekonomik düşünceyledir. Çünkü bu devlet bu millet ekonomik egemenliğini temin ederse… Artık bunu yerinden kımıldatmak mümkün olmayacaktır. İşte düşmanlarımızın bir türlü rıza göstermedikleri budur.”

1. 6. LOZAN BARIŞ KONFERANSI’NIN YENİDEN BAŞLAMASI

Tüm özverili davranışa karşın Batılı Devletlerin Türk isteklerini kabul etmemeleri üzerine TBMM Hükümeti yeniden savaş için hazırlıklara yöneldi. Yapılan savaş planı da tüm ordu birliklerine dağıtıldı. İngiliz istihbaratı bu durumu yakından izlemiş ve Türk askeri harekatına karşı önlemler almaya yönelmiştir. Ancak başarılı olamamıştır. Bu nedenle tüm dünyanın arzusu olan barışa kavuşmak için yeniden Lozan’a gitmenin zorunluluğu anlaşılmış ve 23 Nisan 1923’te görüşmelerin yeniden başlamasına karar verilmiştir.


1. 7. LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI’NIN İMZALANMASI ve TEMEL HÜKÜMLERİ

24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması üç çeşit metinden oluşmaktadır. Birincisi Barış Antlaşması, ikincisi onu tamamlayan ekler, üçüncüsü ise Türkiye ile kimi Batılı Devletler arasında verilen mektuplardır.
Lozan Üniversitesi’nde imzalanan Lozan Antlaşması yalnızca Yakındoğu’daki sıcak savaşı bitirmekle kalmamış, Yeni Türkiye Devleti ile Batılı Devletler arasındaki tüm ilişkileri yeni baştan düzenlemiştir.
143 maddeden oluşan Lozan Barış Antlaşması siyasi hükümler, mali hükümler, iktisadi hükümler, ulaşım yolları ve sağlık ile ilgili hükümler ve bir de bunların dışında kalan alanları ilgilendiren çeşitli hükümleri içeren 5 ana bölüme ayrılmıştı.

Lozan Barış Antlaşmasını şöyle özetleyebiliriz:

1. Sınır sorunu

a. Güney Sınırı: 20 Ekim 1921 Ankara Antlaşması ile saptanmıştı. Bu sınır Lozan’da da onaylanmıştır.
b. Irak Sınırı: İngiltere’nin mandası altında bulunan Irak’la olan sınır sorunu Lozan’da çözümlenememiştir. Buradaki anlaşmazlık konusu Musul’du. İngiltere Musulu bırakmak istemiyordu. Bu nedenle Irak sorunu İngiltere ile Türkiye arasında dokuz aylık süre içerisinde çözümlenmek üzere ertelenmiştir.
c. Batı sınırı: Batı sınırı Misakı Milliye göre çizildi. Kurtuluş Savaşı öncesi kaybedilen topraklar tüm çabalara karşın alınamadı. Mudanya Mütarekesi ile saptanan Meriç Nehri iki ülke arasında sınır olarak kabul edildi.
Karaağaç savaş tazminatı olarak Yunanistan’dan alındı. İmros, Bozcaada ve Tavşan Adası bizde kalırken Balkan Savaşları sırasında bizden alınan Ege Adaları Yunanistan ile İtalya’nın egemenliğine bırakıldı. Ancak, Yunanistan’ın egemenliği altına giren Midilli, Sisam, Sakız ve Nekarya adalarının askerden arındırılması ve buralarda herhangi bir askeri tesis kurulmaması kayıt altına alındı.


2. Kapitülasyonlar
Osmanlı Devleti’nin kimi Batılı Devletlere ekonomik nedenlerden dolayı verdiği kapitülasyonlar daha sonra yargısal ve yönetsel alanlara da yayılmış ve yüzlerce yıl Osmanlı Devleti’nin gelişmesine ve güçlenmesine engel olmuştu. Lozan Antlaşması ile kapitülasyonlar tümüyle kaldırılmıştır. Bu haklardan yararlanarak kurulan yabancı ticaret kuruluşlarının da Türk yasalarına uyması zorunluluğu getirilmiştir.

3. Azınlıklar
Yeni Türkiye Devletinin sınırları içinde yaşayan tüm azınlıkların Türk yurttaşı olduğu benimsenmiştir. Doğu Trakya’daki Türklerle Anadolu’daki Rumların karşılıklı olarak değiştirilmesi, İstanbul’daki Rumlar ile Trakya’daki Türkler bu değiştirme dışında tutulmuştur.

4. Savaş Tazminatı
Türkiye’nin karşıtı olan devletler Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na katılması ve savaştan yenik olarak ayrılmış olması nedeniyle Türkiye’nin savaş tazminatı ödemesini istemiştir. Türkiye bunu kabul etmemiştir. Anadolu’da büyük yıkımlara neden olan Yunanistan’ın savaş tazminatı ödemesi gerektiğini belirtmiştir. Türkiye’nin bu isteği haklı bulunmuştur. Yunanistan’ın ekonomik bakımdan çok zayıf olduğunu gören Türkiye, Karaağaç ve çevresinin verilmesiyle bu isteğinden vazgeçeceğini belirtmiştir. Bu istek benimsenmiş Karaağaç ve çevresi Türklere bırakılmıştır.

1. Devlet Borçları
1854 yılında başlayıp Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar batıdan alınan borçlar büyük miktar tutuyordu. Devlet ödeyemediği bu borçlar yüzünden Düyun-u Umumiye (genel borçlar yönetimi) gibi yabancı bir kurumun ülkesinde kurulmasına bile izin vermişti. Fransız İhtilali’nin güçlendirdiği milliyetçilik hareketleri sonucu Osmanlı Devleti’nde yaşayan bir çok ulus Batılıların da yardımıyla bağımsızlığını kazanmıştı. Bu devletlerin egemen olduğu topraklara harcanan borçları Yeni Türkiye Devleti’ne ödetmek hakkaniyete uymuyordu. Bu nedenle Yeni Türkiye Devleti’nin temsilcileri borçların Osmanlı Devletinden ayrılan devletler arasında paylaştırılmasını istemiştir. Bu istek uzun tartışmalara neden oldu ise de sonunda benimsenmiştir.




6. Boğazlar
Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan; oldukça stratejik bir konuma sahip olan Boğazlar; tarih boyunca güncelliğini koruyan bir sorun olarak barış görüşmelerinde yer almıştır. Lozan Konferansı’nda ele alınan bu sorun geçici olarak şöyle çözüme bağlanmıştır: Boğazlardan geçiş; barış zamanında askeri nitelik taşımayan gemiler ve uçaklar boğazlardan serbestçe geçebilecektir. Herhangi bir savaşı anında Türkiye savaşta yer alırsa Boğazlar üzerinde istediği gibi davranma hakkına sahip olacaktı. Tarafsız gemi ve uçaklara düşmana yardım etmemek koşuluyla geçiş hakkı verebilecektir. Türkiye savaşta tarafsız ise askeri nitelik taşımayan gemilerin ve uçakların Boğazlardan geçmesi serbest olacaktı.
Boğazların savunması: Boğazların her iki yakasındaki 15 km.lik bir alan askersizleştirilecektir. Boğazlardan geçişleri başkanlığını Türkiye’nin yapacağı uluslar arası bir kurul düzenleyecektir.


1. 8. LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI’NIN MİLLİ MÜCADELE ve TÜRK TARİHİ BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Lozan Antlaşması’nı değerlendirebilmek için dönemin antlaşmalarına bakmak gerekir.
Birinci Dünya Savaşı sonunda yenilen İtilaf Grubu Devletlerine, İtilaf Devletleri Gurubu, hazırladıkları antlaşma metinlerini dikte ettirmişlerdir. Türkiye ise İtilaf Devletleri’nin gerçek amaçlarını çok iyi bildiği için varlığını ve bağımsızlığını korumak amacıyla Kurtuluş Savaşını başlatmıştır. Bu savaş hem işgalci güçlere, hem de onlarla birlik içinde bulunan Osmanlı Devletine karşı sürdürmüştür.
Türk topraklarını sömürgeleştirmek, Türk halkını köleleştirmek ve Türk toprakları üzerinde yeni devletçikler kurarak bu toprakları parçalamak amacıyla yapılan Sevr Barış Antlaşması “ Türk mucizesi” ile geçersiz kılınmıştır.
“Doğu sorunu” “Avrupa’nın Hasta Adamı” gibi deyişler ortadan kaldırılarak emperyalizme karşı verilen silahlı mücadele ve bunun sonunda yaratılan Yeni Türk Devleti tüm dünyaya kabul ettirilmiştir. Böylece Türkiye, tüm sömürge uluslara örnek olmuştur.
Osmanlı Devleti’nin yüzyıllardır biriktirdiği Türk ulusunun siyasal ve ekonomik bağımsızlığını yaralayıcı tüm kayıtlar birer birer Lozan’da yok edilmiştir. Kapitülasyonların, özel ayrıcalıkların kaldırılmasıyla ekonomi, ülkede yaşayan Rumların Yunanistan’a gönderilmesiyle de ülkemiz tümüyle Türkleştirilmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün deyimiyle “ Osmanlı Devrine ait tarihte eşi geçmemiş siyasi zafer eseridir”








1. 9. LOZAN BARIŞ KONFERANSI’NDA ÇÖZÜMLENEMEYEN MESELELER

Lozan’da tüm sorunlar çözümlenememiştir. Bunların içinden en önemlileri Musul sorunu idi. Petrolleriyle ünlü olan bu bölgeyi İngiltere Türkiye’ye bırakmadığı gibi Hakkari’yi de ele geçirmek istemiştir. Uzun tartışmalara neden olan bu konunun çözümü, Milletler Cemiyetine bırakılmış ve bu cemiyetin kararı doğrultusunda Musul Irak’a dolayısıyla da İngiltere’ye; Hakkari Türkiye’ye bırakılmıştır.( 5 Haziran 1926)
İkinci önemli bir konu Boğazlar sorunu idi. Zira Boğazlar sorunu çözüm biçimi egemenlik haklarıyla çelişir nitelik taşıyordu. Ancak bu geçici idi. Yeni Türkiye bunu benimseyemezdi. Nitekim 1936’da kısıtlayıcı hükümler kaldırıldı.
Üçüncü sorun Hatay idi. Türkiye-Fransa arasında yapılan Ankara Antlaşması hükümlerince Hatay Türkiye sınırları dışında bırakılmıştı. Lozan’da bu sorun Türkiye lehine çözümlenemedi. Mustafa Kemal Paşa’nın başlattığı sistemli ve bilinçli çalışma sonucunda 1939 yılında bu yurt toprakları da ulusal sınırlarımız içine alındı.
Balkan Savaşları sonucu yitirilen Ege Adaları (İmros, Bozcaada dışında) konusunu İsmet Paşa yeniden barış masasına getirdi ise de olumlu bir sonuç alınamadı. Zira Devletler Hukuku açısından daha önce yapılan antlaşmalar yürürlükte idi.
Yunanistan’la olan nüfus değişimi antlaşması da bazı sorunlara neden olmuştur.
__________________
LeGoLaS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Mudanya Ve Lozan уυѕυƒ Tarih Testleri 0 04-11-2008 21:15
BariŞ Özbek ahmetanriverdi Sporcular 0 04-10-2008 13:02
Mondros’tan Lozan’a Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi (1918 – 1923) Yaso Kitap Özetleri 0 03-11-2008 17:05
Lozan Barışı ve Önemi PHoeNiX TaRiH 0 01-28-2008 12:17


Şu Anki Saat: 18:45


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows