Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 06-06-2015, 07:56   #1
Fearleon
 
Üyelik tarihi: Feb 2015
Mesajlar: 1.462
Tecrübe Puanı: 187
Fearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud of
Standart Babür İmparatorluğu tarih

Babür İmparatorluğu

Hindistan'da kurulan büyük Türk devleti (1526-1858).


Baba tarafından Timur'un, ana tarafından Cengiz Han'ın soyundan gelen Zahirüddin Muhammet Babür, Fergana hükümdarı olduğu zaman (1494) on bir yaşında bir çocuktu. Bu yüzden saltanat iddiasında bulunan amcasının, dayısının ve daha başkalarının hücumuna uğradı. Hepsiyle çarpıştıysa da sonunda tahtından oldu (1501).

TAHT PEŞİNDE

Babür bu çarpışmalar içinde pişmiş cesur, iradeli, ince zekâlı bir adamdı. Yenilgisinden yılmadı, yanındaki askerleri ile birlikte Afganistan'a geçti, büyük bir güçlükle karşılaşmadan Kabil'i ele geçirdi (1504). Merkezi Kabil olmak üzere küçük bir devlet kurdu, Fergana ve Semerkant'tan kaçıp gelen Türkleri de buralara yerleştirdi. Bir süre eski ülkesini geri almak, egemenliğini Türkistan'a yaymak için savaştıysa da bir sonuç alamadı. Bunun üzerine gözünü Hindistan'a çevirdi.

HİNT PADİŞAHI BABÜR

O zamanlar Hindistan kargaşalık içinde bir ülke, bir ülkeden de öte âdeta bir kıtaydı. Babür bunu fırsat bilerek güneye yöneldi. Zaten o sırada Delhi padişahlığı için kendisine başvurmuşlardı. Bu fırsattan yararlanarak Hindistan'a yürüdü, 1524'te Pencap'ı, 1526'da kanlı bir çarpışma sonunda Delhi'yi ele geçirdi. Art arda öteki büyük şehirleri de ele geçirerek 1528'e kadar Kuzey Hindistan'ın fethini tamamladı.

Babür'ün kurduğu imparatorluk 1858'e kadar 332 yıl sürdü. Babür'ün ölümünden sonra yerine geçen Hümayun devrinde imparatorluk sarsıntı geçirdiyse de onun oğlu Ekber Şah zamanında en yüksek kudretine ulaştı. Avrupalıların Büyük Moğol İmparatorluğu adını verdikleri bu büyük Türk-Hint İmparatorluğu Babür ve Ekber şahların attığı sağlam temeller sayesinde yüzyıllarca yaşadı.

BABÜRNAME

Babür, aynı zamanda sairdi. Başından geçenleri, başarılarını ve yenilgilerini bu eserinde anlatmıştır. Türkçe'nin Çağatay diyeleğinde yazılmış olan Babürname büyük dillerin hepsine çevrilmiştir.
Fearleon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-06-2015, 07:57   #2
Fearleon
 
Üyelik tarihi: Feb 2015
Mesajlar: 1.462
Tecrübe Puanı: 187
Fearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud of
Standart

Babür İmparatorluğu

Kuruluş Tarihi -
1526

Yıkılış Tarihi - 1858

Kurucusu - Babür Şah

Başkenti - Agra

Dili - Farsça, Çağatay Türkçesi, Urduca

Devlet Başkanı - Şah

Babür’ün Ortaya Çıkışı ve Babür İmparatorluğu’nun Kurulması


Büyük Timur İmparatorluğu’nun zayıflayıp yıkılmasından sonra Türkistan’da Şeybanîler, İran’da Safeviler, Hindistan’da da Delhi Türk Sultanlığı gibi devletler kurulmuştu. Babür Devleti de, Delhi Türk Sultanlığı’ndan sonra Hindistan’da kurulan ikinci Türk devletidir.

Babür İmparatorluğu’nun kurucusu olan Zahîrüddin Muhammed Babür, baba tarafından Timur’un torunudur. Annesi ise Çağatay hükümdarı Yunus Han’ın kızıdır. Babür’ün babası Ömer Şeyh Mirza, Timurluların Fergana valisi idi.

Babasının 1494 yılında ölümü üzerine onbir yaşında onun yerine geçerek Fergana valisi oldu.

Babür, saltanatının ilk yıllarında Timuroğullarından diğer beylerle mücadele etmiştir. Babür, iç karışıklıklar ve Özbek hücumları sonucunda 1501 yılında tahtını kaybederek, kendine bağlı az bir kuvvetle Horasan’dan güneye doğru gitmek zorunda kalmıştır.

Ancak mücadeleden vazgeçmeyen Babür, Timur Devleti’ni yeniden canlandırmak istiyordu. 1504 yılında Kabil’i Afgan beylerinin elinden almayı başaran Babür, ele geçirdiği toprakları kendisini yalnız bırakmayan mirzalara ve beylere dağıtarak küçük bir devlet kurmuştur.

1509–1511 yıllarında Türk dünyasına egemen olmak isteyen üç büyük devlet vardı. Bunlar Özbek Hanlığı, Osmanlı Devleti ve İran Safevî Devleti idi. Babür, kendi gücüyle Türkistan’a egemen olamayacağını anlayarak Safevî hükümdarı Şah İsmail’den yardım istedi.

Şah İsmail’de Türkistan’da etkili olabilmek için bu isteği kabul etti. Babür Şah, İsmail’den aldığı yardımla Buhara, Semerkant, Taşkent ve Fergana’yı Özbeklerden almayı başararak topraklarını genişletti ve Timur’un tahtına oturdu (1511). Şah İsmail de böylece Babür’ün sayesinde Türkistan’a egemen olmuştu.

Ancak Türkistan Türkleri, Babür’ün Şah İsmail’in etkisinde kalmasından rahatsızlık duyduklarından Babür’e karşı cephe aldılar. Bu durumdan yararlanmak isteyen Özbekler de Babür’e karşı harekete geçtiler.

Şah İsmail’in yardımına rağmen mücadeleyi kaybeden Babür, Türkistan’dan çıkmak zorunda kalmıştır. Bunun üzerine Babür, Timur ülkesini ele geçirme ümidini kaybedince yönünü Hindistan’a çevirmiştir.

Babür, Delhi Sultanlığına karşı yardım isteyen Afgan beylerinin daveti üzerine 1517 yılında Hindistan’a gelmişti.

Uzun mücadelelerden sonra Kandehar ve Pencap şehirlerini ele geçirmeyi başaran Babür (1524), Panipat’da 1526 yılında Delhi Sultanı İbrahim Ludi ile yaptığı savaşı kazanarak Delhi ve Agra şehirlerini ele geçirmiştir.

Böylece kendisini hükümdar ilan eden Babür, Hindistan’da kendi adını taşıyan devletini kurdu.(1526)
Fearleon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-06-2015, 07:57   #3
Fearleon
 
Üyelik tarihi: Feb 2015
Mesajlar: 1.462
Tecrübe Puanı: 187
Fearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud of
Standart

Babür İmparatorluğu

Timur'un torunlarından Zahireddin Muhammed Babür'ün kurduğu Hint-Türk İmparatorluğu bunların en uzun ömürlüsü, en güçlüsü olmuştur.Zahireddin Mahmud Babür, 14 Şubat 1483'te Fergana'da doğdu. Babası, Timur'un torunu ve Fergana hükümdarı Ömer Şeyh Mırza idi. Ömer Şeyh Mırza 1494'te ölünce yerine en büyük oğlu Babür geçti.

Semerkant'ta Büyük Hakanlık tahtında oturan amcasını metbu tanıyordu. Fakat Babür henüz çok gençti ve taht kavgaları da başlamış bulunuyordu. Bu yüzden hayatını güçlükle kurtararak kendine bağlı beğlerle 1504'te Kabil'e gitti. Devletinin başkentini de buraya taşıdı.

1507 yılında, padişah ünvanını alan Babür kendisini Timur'un en büyük varisi ilan etti. Ele geçirdiği yeni toprakları sadık beyleri arasında baylaştırdı. İdare ve orduyu düzene soktu. 1519'da Sind Irmağı'nı geçerek Pencab yöresinde hakimiyet kurdu. 1522'de Sind ve Belücistan arasındaki bölgeye de hakim oldu. 1524'de Delhi Sultanı İbrahim Ludî'nin kuvvetlerini yendikten sonra Lahor'a girdi.

İmrahim Ludî'nin 100 bin asker ve 1000 filden oluşan büyük bir ordusu vardı. Bu ordu ile Babür'ü yok etmek azmiyle üzerine yürüdü. Babür'ün asıl kuvveti ise 13,500 kişilik şeçkin Türkistan atlılarından ibaretti. Ama ateşli silahlara da sahipti. Osmanlı Türlerinden Mustafa Rumi adlı subayın idare ettiği bir topçu birliği vardı. Babür'e savaşı kazandıran bu topçu birliği ve atlı askerleri oldu.

Hinduların ateşli silahları yoktu. Yarım gün süren savaşta, Ludî'nin ordusundan 40 bin kişi ölmüş, büyük bir kısmı esir alınmış, diğerleri de kaçmışlardı. İbrahim Ludi bu savaşta öldü.Bundan sonra Delhi'ye giren Babür, 1526'da Hint-Türk İmparatorluğu'nu kurmuş oldu. 1527'de putperest Hindulardan oluşan bir orduyu yenince "Gazi" ünvanını aldı.

Babür, kendisinin ve askerlerinin Türk oluşu ile iftihar eden, adil, koruyucu bir hükümdardı. Kendisini beğlerine ve kumandanlarına sevdirmişti. Aynı zamanda çok büyük bir edip ve şair idi. Arap alfabesini almış, ama Çağatay Türkçesini, daha doğrusu Orta Asya Türkçesini resmi dil olarak ilan etmişti. (Babürname adı ile meşhur olan hatıratından ve devrinin kültür hareketlerinden bölüm sonunda bahsedilecektir. Burada şu kadarını söyleyelim ki bu eseri hem bizim tarihçilerimiz, hem yabancılar, bütün Türk dünyasında ve bütün zamanlarında Türkçenin en büyük şaheseri sayarlar).

Babür, Delhi'den sonra Agra'yı da almış ve burasını başkent yapmıştı. 1528'de Luknov ve Bengal'i de ele geçirdi. Fakat 1529 sonlarına doğru hastalandı. Devletin ileri gelenlerini huzuruna çağırarak, onlara oğlu Hümayun'u veliaht seçtiğini bildirdi ve kabul ettirdi. 1530'da başkent Agra'da öldü, fakat Kabil'de gömüldü. 1646'da torunu Şahcihan ona Kabil'deki kabri üzerinde muhteşem bir türbe yaptırdı.

Babasının ölümü üzerine tahta çıkan Humayun 26 yıl saltanat sürdü Fakat saltanatının ilk yıllarında tahtına göz dikenlerle ve babasının yendiği düşmanlarla mücadele etmek zorunda kaldı. Altı erkek kardeşi vardı. Onlara ve öteki akrabalarına geniş araziler ve başka tavizler vererek tahtını korudu.

Öte yandan, Ludî hükümdarı Mahmud Ludi, Afgan emirleri ve bazı racalar ile birleşerek Humayun'a karşı harekete geçti. Gucerat hükümdarını da hareket için tahrik etti. Fakat Humayun Şah ikisini de yendi. Ancak çok geçmeden kardeşler arasında da kavga çıktı. Gucercat valisi olan kardeşi Askerî, başkent Arga üzerine yürüdü. Sonunda barıştılar ama kardeşler arasında birlik yine sağlanamadı.Bu sırada, Ludîlerin yerine Sur Devleti'in kurmaya çalışan Şir-Han, bir gece Agra'ya baskın yaptı ve Hümayun Şah, kardeşlerinden de yardım görmeyince Şah Tahmasb'a (Safevilere) sığındı.

Şir-Han, Safevîleri ortadan kaldırmak için Osmanlılarla anlaşınca Şah Tahmasb da Humayun Şah'ı kendi ordusu ile destekleyerek onun üzerine, yani Hindistan'a gönderdi. Bu Hümayun Şah için iyi bir fırsat oldu. Artan ve toparlanan kuvvetleriyle Kabil, Kandehar ve Bedahşan'ı geri aldı. Babası Babür gibi o da Kabil'i üs yaparak yeniden fetihlere başladı. 1555'te büyük Afgan ordusunu yenerek Delhi'ye girdi. Kardeşleriyle anlaştı ve yeniden İmparatorluğa hakim oldu.

Hümayun Şah, Tahmesb'dan yardım görse de Şiiliğe itibar etmedi ve Safevîleri kendi devletinin geleceğini tehdit eden bir tehlike olarak gördü. Onun için Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'a "Padişah Baba" diye hitap eder mektuplar yazdı. Doğunun kendisine bırakılması halinde Safevî tehlikesini birlikte yok edebileceklerini bildirdi. Humayun Şah, babası Babür Şah kadar iyi bir kumandan ve idaresi değildi. Sık sık ayaklanmalar oluyordu. Ama yine de imparatorluğu koruyabilmişti.

1556'da kütüphanesinin yüksek raflarından kitap almaya çalışırken merdivenden düştü ve ağır yaralandı. 28 şubat 1556 günü öldü. Ölmeden önce, o sırada misafiri olan Osmanlı Derya Kaptanı Seydi Ali Reis'in de tavsiyesi ile Bedahşah'da ayaklanan Afgan birlikleriyle çarpışmakta olan oğlu Ekber'e bir name göndererek onu veliaht tayin etmişti. Yine Seydi Ali Reis'in tavsiyesiyle, Ekber'in şavaşı bitirip dönüşüne kadar ölümü gizli tutuldu. Bir ay kadar sonra, ayaklanmayı bastıran Ekber geldi ve tahta çıkarıldı.Ekber henüz 14 yaşındaydı ama sadık kumandanları ve kudretli atabeyi Bayram Han sayesinde başarılı olmuştu. Humayun Şah da babası kadar kudretli olmamakla beraber divan sahibi iyi bir şairdi. Delhi'de güzel bir türbesi vardır.

On dört yaşında tahta çıkan Ekber Şah, 49 yıl saltanat sürdü. Yirmi yaşına kadar devlet idaresinde baş yardımcısı ve yetkili olan atabeyi Bayram Han'ı zorla emekli ederek Hacca gönderdi ve bundan sonra ülkenin tek hakimi oldu. Güçlü bir teşkilat kurdu. Ayaklanmaları dağılmaları önledi. 1578'de Bengal, 1581'de Kabil, 1587'de Keşmir, 1592'de Sind ve 1594'de Kandehar'ı tam olarak itaat altına aldı.

Ekber Şah zamanında, sarayda, Hint tesiri artmaya başladı. Haremine aldığı Hintli kadınların tesiri ve hoşgörüsü ile, Hinduların da vatandaş sayılarak asker ve devlet memuru olmalarını sağladı. Müslümanlarla ordular arasında eşitlik sağlanınca ülkede gerginlikler azaldı. O "halkın devlet için değil, devletin halk için var olduğu" anlayışını benimsedi ve benimsetti. Muazzam nüfusu olan Hindistan'da Türkler küçük bir azınlık durumunda idiler ve daha çok asker ve memur oluyorlardı. Bir çok bakımdan eşitlik sağlandığı için azınlığın çoğunluk üzerindeki hakimiyeti bir mesele olmaktan çıkmıştı.

Ekber Şah, 1603'te hastalandı ve konuşamaz hale geldi. Oğlu Cihangir'i cağırarak ona kendi eliyle kılıç kuşandırdı ve hükümdarlık sarığın giydirdi. Ölümünden evvel Sıkanda'da kendisi için bir türbe inşaatı başlatmıştı. Fakat kat ve piramidi andıran bu türbe oğlu Cihangir tarafından tamamlatıldı ve oraya gömüldü. Ekber Şah 1605'te ölmüştü.

Selim Cihangir Şah, yirmi iki yıl saltanat sürdü. Adil, fakat zevk ve eğlenceye düşkün bir hükümdar idi. Hemen hemen hiçbir askerî başarı elde edemedi ve Kandahar şehrini İranlılara kaptırdı. Devletin ileri gelenleri de kendi nüfuzlarını arttırmak için mücadele etmekten başka bir şey yapmadılar. Cihangir'in yaptığı en önemli iş Ağra ve Lahor arasındaki yol idi.

Zayıf iradeli bir hükümdar olan Cihangir zamanında saray ve entrikalarına kadınlar da karışmaya başladılar. Gevşek yönetimi yüzünden oğulları ile arası açıldı.

İngilizlerin, Hindistan ticaretine el atmaları ve Gucerat'ın Surat limanında tüccarlarının yerleşeceği bir yer açmaları da Cihangir zamanına rastlar (1613). İngiltere'nin bir köprü başı gibi kullandığı bu liman, zaman içinde bütün ülkeyi ele geçirmesini sağlayacaktı.
Cihangir, tahttan indirileceği bir sırada öldü ve oğlu Hürrem Şah, "Şah Cihan" adı ila tahta çıktı (1628).

Evrengzib'in (I. Alemgir'in) 1707'ye kadar süren saltanat döneminde, imparatorluk en geniş sınırlarına ulaştı ve Hindistan'ın tamamı Türk hakimiyetine girdi. Evrengzib koyu bir Müslüman, cesur bir komutan, iyi bir idareci ve yeniliklere açık bir devlet adamı idi. Taht kavgasına girişen kardeşlerini ortadan kaldırdı.

Evrengizb Türk ve Müslüman dünyası ile iyi ilişkilerde bulunmuş, komşuları ile önemli bir meselesi olmamıştır. Halktan alınan vergileri azaltmış, düzeni ve huzuru sağlamıştı. Yemen İmamına, Habeşistan Hükümdarına gümüş ve altın para yardımı yapmıştır.

Fakat, onun zamanında Hindistan ticaretine İngilizlerden sonra Hollandalılar da el atmış, Gucerat limanlarında onlara da bazı imtiyazlar verilmişti. Ülkesinde gittikçe çoğalan yabancı şirketlerin sömürücü tutumlarından şikayetçi idi ama, kendi ticaret gemilerini Hint Denizi'nde korsanlara karşı İngilizler koruduğu ve Hindistan'ın ekonomik menfaatleri onları hoş tutmayı gerektirdiği için gümrük vergileri biraz arttırmaktan başka bir şey yapamadı.

Evrengzib, Hindistan'ın en adil hükümdarı olarak isim yaptı. En büyük kusuru, Türkistan'dan yeteri kadar Türk askeri getirmemiş olmasıdır. Çünkü Türkistan askerleriyle hem çoğunluğun baskısına hem de ülkeyi ele geçirmeye çalışan Batılılara karşı daha güçlü ve başarılı olacaktı.

Evrengzib, 1707 yılında öldü ve bütün Türk devletlerinde kötü bir gelenek halini alan taht kavgaları yine başladı.

Evrengzib'den sonra, kabiliyetsiz şehzadelerin birbirlerine düşmeleri, racaların isyanı, ülkeyi sarstı ve gerileme başladı. Nihayet Alemgir'in (Evrengzib'in ) oğullarından I. Bahadır Şah tahta çıktı. Fakat onun zamanında Racputlar isyan ettiler. Sih'ler de başkaldırdı ve büyük karışıklıklar yarattılar. Bu kargaşalıktan yararlanan Afganlılar bağımsızlıklarını ilan etmekte gecikmediler.

1723'te "Delhi" ve "Haydarabad" şahlıkları olmak üzere ülke ikiye ayrıldı. Bu durumdan yararlanan İran (Avşar) hükümdarı Nadir Şah 1739'da Kuzey Hindistan'ı ve Delhi'yi zaptetti. Çok büyük ganimet aldı. Hint-Türk İmparatorluğu'nun hazinesinden o zamanın parasıyla 700 milyon rupilik kısmına el koydu. Fakat Bahadır Şah'ın torunu yerine bıraktı. İdare Nadir Şah'ın tayin ettiği umumi valinin elindeydi.

1748'de bu defa Afganlı Ahmed Şah Hindistan'a girdi. Sind, Pencap ve Keşmir eyaletlerini hakimiyeti altına aldı.

Artık Babürlü Hakimiyeti iyice zayıflamış, sınırları daralmıştı. 1760'ta II. Alemgir Şah, veziri tarafından öldürüldü ve yerine II.Şah Alem geçti. Bu şah, ülkeye gittikçe yayılan İngilizlerle savaştı. Ama, 1764 Baksar Savaşında yenilgiye uğrayınca, İngilizler idareye hakim oldular ve bundan sonra gelen hükümdarlar bir İngiliz memuru olmaktan ibaret kaldılar.

1766'da, Allahabad Anlaşması'yla pekişen İngiliz hakimiyetinden sonra bazı direnişler, isyanlar oldu. Mesela 1857'de büyük "Sipahi isyanı" çıktı. Ama İngilizler bu isyanı da bastırdıktan sonra 1858'de bütün Hindistan'ı İngiliz İmparatorluğu'na kattılar. 1877'de Kraliçe Victoria resmen Hindistan İmparatoriçesi ilan edildi.

Kendi adıyla anılan imparatorluğun kurucusu, büyük kumandan devlet adamı ve teşkilatçı olan Babür, aynı zamanda büyük bir edip, şair, alim idi. Bilim ve sanat adamlarını koruyor, teşvik ediyordu. "Eğer baban iyi kanun koymuşsa onu muhafaza et, yürürlükte tut, eğer bu kanun fena ise, ihtiyacı karşılamaz duruma gelmişse, yenisini yap" ilkesinden hareket ederek, yararlı kanun ve müesseselere işlerlik kazandırıyor, bunları geliştiriyor, modası geçmiş, yetersiz kalmış olanlarını yürürlükten kaldırıyordu.

Babür İmparatorluğu'nda ekonomik hayat tarıma dayanıyordu. Sebzecilik, tütüncülük, afyonculuk yaygındı. En çok pamuk üretilirdi ve dokumacılık ileriydi. Yün, pamuk ve ipekli kumaşlar, elle yapılan eşyalar Avrupalılara satılır, dışarıdan çok az şey alınırdı. Çünkü ülke, o zamanki nüfusuna yeterli bir ekonomiye sahipti. Bununla beraber, yağmursuz geçen yıllarda büyük kıtlıklar olurdu.

Babür İmparatorluğu'nda büyük şair, edip ve tarihçiler yetişmiştir. Mimarlık çok yüksek bir seviyeye çıkmış, bütün Hindistan çok güzel eserlerle adeta doldurulmuştur. Hindistan'daki bu Türk İmparatorluğu'nu yöneten hükümdarların en büyük hata veya kusuru, devletin geleceğini düşünerek, çok nüfuslu bu ülkede Türk nüfusu çoğaltmamak olmuştur. Mevcut Türkler azınlıkta kalıyor, onlar da orduda ve devlet işlerinde görev alıyorlardı. Bunun sonucu olarak, Babür zamanında Türkçe olan konuşma ve yazı dili Babür'den sonra yavaş yavaş bırakılmış, onun yerini Farsça, daha sonra Urduca almıştır. Urduca (Orduca), çoğunluğu Türklerden oluşan askerlerin, yerlilerle anlaşmak için kullandığı karma bir dil olarak gelişti. Türkçe, Farsça ve değişik Hindu lehçelerinden alınan kelimelerle meydana gelen bu dil, bu gün Pakistanlıların resmi dilidir ve Hindistan'ın büyük bir bölümünde de konuşulmaktadır.

Hindistan'da dini hayat canlıydı. Müslümanlık, yerliler arasında yayılmıştı. Yalnız Delhi'de binden fazla medrese vardı. Türkistan'dan gelen tasavvuf hareketi Hindistan'ı da etkilemiş ve burada Çişti, Nakşibendî, Kadirî, Sühreverdî, Şettarî tarikatları yaygın hale gelmişti.

Fakat, Hindistan'da en ileri giden kültür ve sanat kolları, mimarlık ve edebiyat olmuştur. Bütün dünyanın hayranlığını kazanan Tac Mahal, Hindistan'daki Türk mimarlığının, mimarideki zevk, incelik ve ustalığın sembolü olmuştur. Çağatay edebiyatının en güzel örneklerinden biri sayılan eseri de, bu imparatorluğun kurucusu olan Babür Şah'ın yazdığı Vekayi (Babürname) ile, baş mimarı İstanbullu Mehmed İsa Efendi olan Tac Mahal'i ayrı başlıklarla tanıtacağız.

Tac Mahal

İstanbul'dan getirilen Türk mimarların yaptıkları bu eser, dünyanın en güzel, en muhteşem en meşhur türbesidir.

Hindistan'da Babürlüler devrinin mimarlık harikaları çoktur ve bunlardan bu gün sapasağlam, pırıl pırıl durmakta, seyredenleri hayran bırakmaktadır. Bu gün Pakistan'ın en çok turist çeken yerlerinden biri olan Lahor Sarayı, aynı şehirde dünyanın en geniş ve revaklı avlusuna sahip Padişahi Mescid, Agra, Delhi, Haydarabad ve diğer şehirlerdeki saray ve camilerin her biri başlı başına birer mimarlık şaheseridirler. Fakat, yeryüzünde hiçbir türbe, hiçbir mimarlık eseri, Tac Mahal kadar güzel, muhteşem ve meşhur değildir.

Şah Cihan'ın eşi Ercümend Banu, güzelliği, zekası, iyilik severliği ile bütün imparatorluğun gönlünü fethetmiş, en seçkin sultan idi. Bu vasfından dolayı Mümtaz Mahal diye anılıyordu. Şah Cihan, ona henüz 16 yaşındayken aşık olmuş, evlenmek için 5 yıl beklemişti. Şah Cihan çok sevdiği eşini gittiği her yere götürür, onun fikirlerine, zevkine önem verirdi.

Bu duygulu, zeki ve güzel kadın 1631 yılında 14. çocuğunu doğururken vefat etti. Şah Cihan eşinin ölümünü takip eden sekiz gün boyunca yemekten, içmekten kesilmiş, hiç odasından çıkmamıştı. Dokuzuncu gün dairesinin kapısını açıp dışarı çıktığı zaman saçlarının bembeyaz olduğu, iyice çöktüğü görüldü. Duygulu, gerçek aşık, vefalı hükümdar, ölünceye kadar kalbinde yaşatacağı sevgili eşi için bir türbe yaptırmaya karar verdi. Bu türbe saf aşkı sembolize edecek şekilde güzel, iç açıcı, aynı zamanda muhteşem olmalıydı. Bunun için dünyanın en büyük ustalarını bulacak, hazinesini, bu esere harcanmak üzere onların emrine verecekti. Bu amaçla İstanbul'dan mimarlar istedi. Gelen mimar, Mimar Sinan'ın öğrencilerinden Mehmed İsa Efendi ve ekibi idi.

Mehmed İsa Efendi'nin aylarca çalışarak planını çizdiği Tac Mahal'in yapısında son derece berrak, beyaz bir mermer kullanıldı. Parlak beyaz mermerin, ince mavi damarları da vardı. Bu mermerden yapılan muhteşem kubbenin yerden yüksekliği 82 metredir. Kubbenin üzerindeki altın alemle bu yükseklik daha da artıyor. Türbenin beyaz mermerden dört minaresi de var.

Eserin yapımına 1631'de başlanılmış ve 1652'de bitirilmiştir. Mümtaz Mahal'in ve öldükten sonra onun yanına konulan Şah Cihan'ın sandukaları üst kattadır. Kubbenin altında bulunan bu sandukalarda mermer oymacılığının en güzel örnekleri görülür. Sandukaların olduğu yerde insan ağzından çıkan her ses muhteşem kubbede yedi defa yankılanır.

Sanat eseri olarak başlı başına bir hazine olan Tac Mahal'in duvarları gerçek hazine taşlarıyla süslüdür. Yüz binlerce akik, sedef, firuze gömülü olan duvarlarında ayrıca 42 zümrüt, 142 yakut, 625 pırlanta, 50 tane de çok büyük inci vardır. Türbenin yapımı için 47 milyon altın lira harcanmıştır ve buna duvarlardaki mücevherler dahil değildir. İstanbul'daki muhteşem Süleymaniye Camii için bile 19 milyon altın lira harcandığını söylersek, Tac Mahal için ne muazzam bir fedakarlık yapıldığı daha kolay anlaşılır.

Bu anıt, Şah Cihan'ın İstanbul'dan davet ettiği Türk mimarların eseridir. Planını İstanbullu Mehmed İsa Efendi, kubbeyi İstanbullu mimar İsmail Efendi, yapmış, duvarlardaki şahane yazıları yine İstanbullu hattat Serdar Efendi yazmıştır. Birçok yabancı usta, bu arada İtalyan mimarlar da bunların emrinde çalışmıştır.

Büyük bir fikir adamı, edip ve şair olduğunu olan Babür Şah, güzel sanatların her dalına ilgi göstermiş ve bu dallarda başarılı olmuştur. Güzel yazı yazar, beste yapar, saz çalardı. Hatta Babür Hattı (Hatt-ı Babürî) diye bilinen bir yazı çeşidi de icat etmişti.

Babür'ün, Hanefî fıkhına ait Mübeyyen isimli bir mesnevisi, tür şairlerinin aruzla yazdığı şiirleri hakkında da bilgi veren Aruz Risalesi, çeşitli şiirlerini topladığı bir "divan"ı vardır. Fakat Babür'ün asıl eşsiz eseri "Babürname" olarak anılan büyük seyahat ve hatırat kitabıdır. Çağatay lehçesiyle (Orta Asya Türkçesiyle) yazılan bu eserde Babür, gezip gördüğü yerleri, bütün özellikleriyle, oralarda yaşayanların adet, gelenek, duygu ve düşünceleriyle, çok akıcı ve tabii bir üslupla tanıtmıştır. İyi ve kötü taraflarını sebep olduğu mutluluk ve mutsuzlukları, kendi çağının tarihî gerçeklerini çok samimi, çok güzel bir şekilde anlatmıştır.

Edebiyatçılarımız ve tarihçilerimiz bu eseri, lisanındaki tabi güzellik dolayısıyla "yalnız Orta Asya Türkçesinin değil, bütün Türk edebiyatının en güzel mensur eserleri arasında" sayar. Bazılar da " Türk tarihinin bütün zamanlarının en değerli hatırat eseri" olarak gösterirler.

Birçok yabancı dile çevrilen bu eser günümüz Türkçesine Prof. Dr. Reşit Rahmeti Arat tarafından tercüme edilmiştir. İlk defa 1943 ve 1946 yıllarında Türk Tarih Kurumu tarafından iki cilt olarak, 1970 yılında Milli Eğitim Bakanlığı 1000 temel Eser dizisinden üç cilt olarak (toplam 630 sayfa) basılmıştır
Fearleon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-06-2015, 07:57   #4
Fearleon
 
Üyelik tarihi: Feb 2015
Mesajlar: 1.462
Tecrübe Puanı: 187
Fearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud of
Standart

Babür İmparatorluğuBabür İmparatorluğu (Babürlüler) 1526 yılında Zahireddin Muhammed Babür tarafından Delhi’de kurulmuş, varlığını 1858 yılına kadar devam ettirerek İngiliz sömürgeciliği neticesinde yıkılarak bugünün Hindistan Devletinin alt yapısını teşkil etmiştir.
Babür İmparatorluğu 1526 yılında Zahireddin Muhammed Babür tarafından Delhi’de kurulmuş, varlığını 1858 yılına kadar devam ettirerek İngiliz sömürgeciliği neticesinde yıkılarak bugünün Hindistan Devletinin alt yapısını teşkil etmiştir.

Önce Gazne Devleti sonrasında ise Timur Devleti döneminde İç Asya’da giderek artan Türk nüfusu, Gazne ve Timur Devletlerinin yıkılmasından sonra henüz büyük bir devlet haline gelememişlerdi ve küçük beylikler ve devlet olamayan hükümdarlıklar halinde varlıklarını devam ettirmekteydiler. Bu yerel beyliklerden biri olan Fergana Hükümdarlığı da Timur’un torunlarından olan Şeyh Ömer Mirza idaresinde Fergana bölgesinde hüküm sürmekteydi.

Fergana Hükümdarlığının Hanı Şeyh Ömer Mirza, 1504 yılında vefat ettiğinde saltanat varisi olarak büyük oğlu Zahireddin Muhammed Babür saltanat makamına geçecekti. Ancak amcası saltanat üzerinde hak iddia ederek hükümdarlık mücadelesi içerisine girişince henüz 21 yaşında olan Zahireddin Muhammed, kendisine bağlı ordusu ile birlikte Kabil’e kaçmak zorunda kaldı. Burada güçlenerek kendisini Timur’un varisi ilan etti ve Babür İmparatorluğunun temellerini attı (1507).

Kabil’de itibar edilir bir güce eriştikten sonra 1519’da Sind ırmağı boylarına kadar ilerledi. Pencap bölgesini yerel hükümdarlıklardan alarak hakimiyet alanını genişletti ve 3 yıl sonra Sind ırmağını geçerek Belücistan bölgesini de topraklarına kattı. Belücistan bölgesine kadar yerel hükümdarlarla mücadele eden Zahireddin Muhammed Han, Delhi bölgesinde güçlü bir devlet kurmuş olan İbrahim Ludi ile karşılaştı. 100 Bin kişilik devasa ordusu ile yenilmez bir güç olarak Delhi’ye hükmeden İbrahim Ludi, binlerce savaş fili ve ağır piyadeler ile bölgesinde korku salan bir devlet konumunda idi. Zahireddin Muhammed Han’ın ise ancak 13 Bin atlı süvarisi bulunuyordu. İki yıllık hazırlık neticesinde ordusunu güçlendiren Zahireddin Muhammed Han, Osmanlı göçmeni Mustafa Rumi adlı bir komutan vasıtası ile küçük bir topçu birliğine sahip hale geldi. Bir kısım ateşli silahlarda temin ederek ordusunu güçlendirdi ve 1524’de Delhi üzerine yürüyüp İbrahim Ludi ile büyük bir mücadele içerisine girişti. Mustafa Rumi tarafından temin edilen topçu birlikleri ve ateşli silahlarla önemli bir avantaj elde ederek 13 Bin kişilik ordusu ile 100 Bin kişilik Ludi ordusunu mağlup edip 1000 adet savaş fili aldı ve ordusunu muazzam bir güce kavuşturdu.

Delhi, Sind ve Belücistan’ın hâkimi durumuna gelen Zahireddin Muhammed Han, hâkimiyetini devletleştirmek için çalışmalara başlayarak iki yıl içerisinde devlet teşkilatlanmasını ve ordusunu düzenledi ve 1526 yılında devlet haline gelerek Babür İmparatorluğunu tarih sahnesine çıkarttı.


Zahireddin Muhammed Han Dönemi (1526 – 1530)

Himalaya Dağlarının eteklerinde kurulan Babür İmparatorluğu ile Gazne Devleti döneminde Hint coğrafyasına giren ve putperest kavimlere İslamiyeti ulaştıran Gazneli Mahmut gibi Hint coğrafyasında ikinci kez bir Türk Devleti hüküm sürüyordu. Zahireddin Muhammed Han, babasından kalan saltanat makamına yerleşememiş, amcasına bırakmak zorunda kaldığı saltanat makamını terk ederek daha büyük, daha görkemli ve çok daha ihtişamlı bir devlet kurarak Babür İmparatorluğunu tarih sahnesine çıkartmıştı.

Zahireddin Muhammed Han, Delhi Hükümdarı İbrahim Ludi’yi çetin bir mücadelenin sonunda mağlup ederek savaş ganimetleriyle ordusunu güçlendirmiş, idari ve askeri düzenlemelerini tamamlayarak müstakil ve bağımsız bir devlet haline gelmişti. Hint coğrafyasının en önemli kentlerinden biri olan Delhi’de kurulan Babür İmparatorluğu’nun ilk düşmanları bölgedeki hâkimiyetlerine gölge düşen Hindu krallıkları oldu. Pustepers yerel Hint krallıkları, Gazne döneminde olduğu gibi İslamiyetin bölgede yayılmasını sağlayacak olan bu Müslüman Türk Devletine karşı ilk taarruzunu 1527’de gerçekleştirdiler. Zahireddin Muhammed Han, birleşerek üzerine taarruz eden yerel Hindu krallıklarını mağlup ederek karşı taarruz ile önce Agra kentini, bir yıl sonra ise Luknov ve Bengal kentlerini de hâkimiyeti altına aldı.

Aynı zamanda edebiyatçı ve şair olan Zahireddin Muhammed Han, edebi eserlere önem vermiş, hem kendi yazdığı hem de saray şairlerine yazdırdığı önemli eserlerle Türk Kültür Tarihinde fevkalade bir yer edinmiştir. Hem saray edebiyatında hem de devletin resmi yazışmalarını Arap alfabesi ve Çağatay Türkçesini kullanan Zahireddin Muhammed Han döneminde yazılmış olan edebi eserler, Dünya Çapındaki pek çok edebiyatçı tarafından birer şaheser olarak görülmüş, tüm zamanların en iyi Türkçe eserleri olarak kabul edilmiştir.

Zahireddin Muhammed Han, 1529 yılında ağır bir hastalığa yakalanarak konuşamaz duruma geldi. Henüz hayatta iken saltanatını büyük oğlu Hümayun’a devredeceğini ilan ederek 1530 yılında vefat etti.


Hümayun Han Dönemi (1530 – 1556)

Hümayun Han, babasının vefatı öncesinde hükümdar ilan edilmiş olmasına rağmen Zahireddin Muhammed Han’ın vefatı ile diğer kardeşler saltanat mücadelesi içerisine girmeye başladı ve Babür İmparatorluğu Fetret dönemine girdi. Zahireddin Muhammed Han döneminde kendilerine valilikler tahsis edilerek emirlerine verilen ordular ile müstakil birer güç haline gelen saltanat varisleri, ellerindeki güce güvenerek babalarının vasiyetine rağmen ağabeyleri Hümayun Han’ın saltanatını tanımadıklarını ilan ettiler. Birbirleri ile anlaşarak güçlerini birleştiren kardeşleri ile mücadele etmekte zorlanan Hümayun Han, kardeşlerine geniş araziler ve imtiyazlar vermek zorunda kaldı.

Yaşanan bu iç çekişme Babür İmparatorluğunun otoritesinin sarsılması anlamına geliyordu. Bu durumdan istifade etmek isteyen yerel Hint krallıkları ve raca adı verilen toprak sahibi prensler ittifak kurarak Babür İmparatorluğu üzerine taarruzlar düzenlemeye başladılar. Bu taarruzlara Afgan Emirlikleri ve Zahireddin Muhammed Han döneminde mağlup edilen Ludi hükümdarlığı da müdahil olunca Babür İmparatorluğu öç cepheden taarruz altında kaldı. Hümayun Han, içinde bulunduğu zor duruma rağmen isyan hareketlerini ve taarruzları bastırarak toprak kaybetmeksizin tüm dış tehditleri bertaraf etti. Ancak iç tehditler devam ediyordu. Saltanat mücadelesi içerisine giriştiği kardeşlerinden Gücerat valisi olan Askeri Han, daha çok imtiyaz koparmak ve hâkimiyet alanını genişletmek için Agra üzerine yürüdü. Bu taarruz ile mücadele etmekte zorlanan Hümayun Han, kardeşine Agra bölgesinden geniş araziler ve ek imtiyazlar vererek barışı yeniden sağladı ancak Askeri Han’ın bu hamlesi, imtiyaz ve arazi isteyen diğer kardeşlerin taarruzlarına zemin hazırladı ve Fetret vakalarının daha da artmasına yol açtı.

Ortaya çıkan iç ve dış tehditler bir şekilde bertaraf edilmişti ancak kesin sonuç alınamadığı için ardı kesilmiyordu. Mağlup edilen Ludi Krallığı zayıflamış, yerine kurulmak istenen Sur Devleti’nin devrik hükümdarı Şir Han İbrahim Ludi döneminde kaybedilen Agra topraklarını yeniden geri alabilmek için gece vakti bir baskınla Agra’ya taarruz etmişti. Hümayun Han, Şir Han’ın beklenmedik taarruzuna karşı saltanat varisi kardeşlerinden yardım istedi ancak kendisine destek vermemeleri nedeniyle Safevi hükümdarı Tahmasp’a sığınmak zorunda kaldı. Şir Han, Osmanlı Devleti ile anlaşıp Safevi Devletini yıkmak için işbirliği içerisine girmişti. Bu durumdan haberdar olan Tahmasp, Hümayun Han’a destek vererek orduları ile birlikte Şir Han üzerine taarruz etti ve Kabil, Kandahar, Bedahşan kentlerini kuşatmış olan Şir Han ordularını mağlup ederek bu kentleri geri aldı. Ancak Hümayun Han ile Tahmasp arasında gerçekleşen bu ittifak uzun sürmedi. Zira Safevi Devleti, Şii inanışına mensup olmaları nedeniyle İslam dünyası tarafından dışlanmaktaydı. İtikadi ihtilaf nedeniyle Safevi Devleti ile birlikte hareket etmek yerine Osmanlı Devleti ile işbirliği yapmak isteyen Hümayun Han, Safevi Devleti aleyhine ittifak kurmak amacıyla Kanuni Sultan Süleyman’a “Padişah Baba” diye hitap ederek bir mektup gönderdi. Ancak bu mektubuna cevap alamadı.

Hümayun Han, devam eden yıllarda saltanat makamını koruyarak kardeşleri ile siyasi olarak mücadele etmeye devam etti. Şir Han bertaraf edilmiş, Hint Krallıklar püskürtülmüş, Afgan taarruzları sonuçsuz bırakılmıştı. Vazifesini fazlasıyla yerine getiren Hümayun Han, kütüphanesindeki üst raflarda bulunan bir kitabı almak isterken düşüp yaralanarak şiddetli bir kaza geçirdi ve eski sağlığına kavuşamadı (1556). Aynı dönemde kendisini ziyarete gelen Osmanlı Kaptanı Deryası Seydi Ali Reis’in de tavsiyesi üzerine Bedahşah’da Afganlarla çarpışmakta olan oğlu Ekber’e mektup göndererek kendisini veliaht tayin etti. Hümayun Han vefat ettiğinde Ekber Şah halen savaşmaktaydı. Bedahşah mücadelesini kazanarak geri dönen Ekber Şah, babasının vefat ettiğini öğrenerek tahta geçti ve Babür İmparatorluğu’nun hükümdarı oldu.


Ekber Şah Dönemi (1556 – 1605)

Ekber Şah, henüz 14 yaşında saltanat makamına geçmişti. Çok genç yaşta olmasına rağmen ordusuna komutanlık ediyor, çetin vazifeler üstleniyordu. Ancak devlet idaresi cenk etmek kadar kolay değildi. Bu sebeple devlet işlerinin idaresinde kendisine rehberlik eden baş vezir Bayram Han ülke yönetiminde söz sahibi durumdaydı. Ekber Şah, 20 yaşına gelene kadar Bayram Şah devlet idaresindeki nüfuzunu genişletmiş, hükümdar adına konuşabilecek ve karar verebilecek kadar inisiyatif sahibi duruma gelmişti. 20 yaşına gelen Ekber Şah, vezir Bayram Han’ın yetkilerini kendisini emekli edip hacca göndererek elinden aldı ve idareyi tek başına üstlendi (1562).


Ekber Şah’ın ilk ve en önemli vazifesi, Hümayun Han döneminde geniş imtiyazlar ve araziler verilen saltanat varisi kardeşlerin devlet içerisindeki başıbuyruk hareketlerini ortadan kaldırmak oldu. Fetret devrinin başlamasına ve devlet içerisindeki otoritenin sarsılmasına neden olan bu başıbuyruk yönetim biçimini ortadan kaldırmak ve olası yeni isyan hareketlerini hızlıca bastırmak için ileri karakollar ve ordugâhlar kurdurdu. Ardından merkezi otorite üzerinde baskı kuran ve itaatsizlik etmekte olan beylikler üzerine sefere çıkarak 1578’de Bengal, 1581’de Kabil, 1587’de Keşmir, 1592’de Sind ve 1594’de Kandahar’ı kesin olarak hâkimiyeti altına aldı ve merkezi otoriteye bağlı hale getirdi. Ekber Şah, böylece fetret devrini sona erdirerek devletin ülke sathındaki otoritesini yeniden tahsis etti.

Ekber Şah dönemine kadar yalnızca devletin asli unsuru olan Türkler sarayda, devlet görevlerinde ve orduda görev yapmaktaydı. Azınlık olarak görülen Hintliler ise tebaa olarak muhafaza ediliyor ve vergi alınıyor ancak devlet teşkilatlanması içerisinde görevlendirilmiyordu. Oysa Babür İmparatorluğunun kurulduğu yıllarda çoğunluk olan Türkler, İmparatorluğun sınırları genişledikçe ve yeni fethedilen coğrafyalarda yaşayan Hintlilerin tebaa haline gelmesiyle nüfus bakımından giderek azınlık haline geliyorlardı. Ekber Şah, bu durum neticesinde Türklere tanınan devlet memuriyeti ve ordu görevlendirmelerine Hintleride kabul etmeye başladı. Ekber Şah’ın bu kararıyla müstakil bir Türk Devleti olan Babür İmparatorluğu giderek Hintleşmeye ve zamanla Türk Nüfusun azınlık hale gelmesi ile birlikte Hint devleti haline gelmeye başlayacaktır.

Ekber Şah, 49 yıllık uzun hâkimiyet döneminde devletine fevkalade hizmetlerde bulundu ve 1603 yılında hastalanarak konuşamaz duruma geldi. Kendisinden sonra yeniden saltanat mücadelesi yaşanmaması için oğlu Cihangir’i çağırarak kılıç kuşandırarak hükümdar ilan etti ve 1605 yılında vefat etti.


Cihangir Han Dönemi (1605 – 1627)

Selim Cihangir Han, babasının vefatı öncesi teveccühüyle kılıç kuşandırılmış ve hükümdar ilan edilmişti ancak babasının kendisine olan güvenini boşa çıkarttı. Zevk ve eğlence düşkünü biri olan Cihangir Han’ın 22 yıllık hâkimiyeti döneminde hiçbir askeri başarı elde edilemediği gibi Babür İmparatorluğunun sonunu hazırlayacak olan İngiliz sömürgecilerin ülkeye girişleri ve pek çok imtiyazlarla ticaret yapmalarının yolunu açtı. Cihangir Han’ın hükümdarlığı döneminde yeniden güçlenmeye başlayan Safevi Devleti, Kandahar şehrine girdi ve şehri savunamayan Cihangir Han, önemli sınır kentlerinden biri olan Kandahar’ı kaybetti.

Cihangir Han’ın başarısız yönetimi döneminde sarayda görev almaya başlamış olan Hintliler de nüfuzlarını arttırmaya başlamışlardı. Hintli devlet görevlilerinin devlet teşkilatlanması içerisinde yükselmesi ile ortaya çıkacak tehlikeleri ön göremeyen Cihangir Han, basiretsiz yönetimi ile merkezi otoritenin zayıflamasına yol açtı ve kaçınılmaz olarak saltanat heveslisi oğullarının Hanlık makamındaki emellerini körükledi. Henüz Cihangir Han’ın sağlığında başlayan saltanat mücadeleleri ve veraset çekişmeleri devletin büsbütün zayıflamasına ve saray içerisinde entrikalar dönmesine sebep oldu.

Saray içerisinde artan entrikalar, Cihangir Han’ın saltanat varisi oğulları arasındaki çekişmeleri de körüklemekteydi. Entrika ve meydan okumalarla tezahür eden veraset mücadeleleri neticesinde ön plana çıkan Hürrem Şah, saltanatı ele geçirecekken beklenmedik şekilde vefat etti. Diğer saltanat varisleri Cihangir Han’ın ölümü beklediler ve yaşça en büyük varis olan Şah Cihan hükümdarlık makamına oturdu (1627).


Şah Cihan Dönemi (1628 – 1658-(1666)

Şah Cihan, ağabeyi Hürrem Şah’ın beklenmedik ölümü üzerine yeniden fitili ateşlenen saltanat mücadeleleri içerisinde yer alarak diğer kardeşleri üzerinde baskın gelip Babür İmparatorluğunun hükümdarı olmuştu. Yeniden bir saltanat mücadelesi baş göstermemesi ve kendisine yeni bir rakip çıkmaması için büyük bir katliama imza atarak kendi oğulları hariç saltanat ailesindeki tüm erkekleri öldürttü ve hükümdarlığını güvence altına aldı.

Şah Cihan, kendi oğulları dışında tüm saltanat varislerini öldürtüp hükümdarlığını güvence altına aldıktan sonra ülkesinin idaresini üstlenebildi. Ancak Şah Cihan’da babası Cihangir Han gibi sefahate düşkün bir hükümdardı. Hâkimiyeti döneminde hiçbir askeri ve idari başarı elde edemediği gibi yine babası Cihangir Han döneminde ortaya çıkan İngiliz Sömürgecilerin faaliyetlerine göz yumdu. Her ne kadar İngiliz sömürgecilerinin ticari faaliyetleri ülkeye önemli bir vergi geliri getirse de zamanla Hint yarımadasını zapt edecek İngilizler için bir köprü vazifesi gören ticaret yolları ve imtiyazlı ticaret anlaşmaları Babür İmparatorluğunun yıkımına sebep olan süreci hızlandırdı.
Şah Cihan, 30 yıllık hâkimiyeti döneminde devletin idari ve siyasi istikametine yön veremedi. 1658 yılında hastalanarak vefat edince yerine oğlu Evrengzip geçti (1658).


Evrengzip Han Dönemi (1658 – 1707)

Evrengzip, babası Şah Cihan’ın vefatından sonra saltanat mücadelesi yaşamak zorunda kalmadan hükümdar oldu. Ancak saltanat makamına çıktıktan sonra bölgesel yönetimlerle imtiyaz koparmaya çalışan kardeşleri kendisinin saltanatını ve merkezi otoriteyi tehdit eder duruma gelmişti. Evrengzip de babası gibi kendisi için tehdit oluşturan tüm rakiplerini öldürterek olası bir saltanat mücadelesini kanlı şekilde bertaraf etti.

Evrengzip Han, kardeşlerini öldürterek saltanat üzerindeki tehditleri önemli ölçüde ortadan kaldırdı. Ancak daha büyük bir sorun haline gelen Hintli tebaanın devlet ve ordu idaresindeki nüfuzunu kaldırmak mümkün değildi. Zira Babür İmparatorluğu, artık hem devlet hem de orduda önemli mevkilere gelen Hintli devlet adamları tarafından idare edilmekteydi. Bu unsur sosyal yansımaları sebebiyle büyük bir sorun haline gelmiş olsa da çözülemez duruma gelmişti. Saray içerisinde artan entrikalar, Türk Devlet adamları ile Hintli Devlet adamlarının çekişmeleri, nüfuzunu arttırmak için devletin aleyhine karar veren devlet adamları ülkeyi büyük bir keşmekeşin içerisine sürüklemekteydiler.

Babür İmparatorluğunun en önemli sorunu olan Sömürgecilik ise Evrengzip Han döneminde hat safhaya ulaştı. Ülkede imtiyazlı ticaret anlaşmalarıyla faaliyet gösteren İngiliz sömürgecilerin yanında Hollandalı sömürgeci şirketler de Babür İmparatorluğuna başvurmuştu. Hollandalı şirketler içinde aynı imtiyazlı sözleşmeler ile ticaret imkânı sağlanınca ülke büsbütün yabancı şirketlerin akınına uğramış oldu. İlerleyen yıllarda ülkedeki ticaret neredeyse tamamen yabancıların eline geçecek, Babürlü köylülerin dokuma, gıda ve şehir yaşamları sömürgeci şirketlerin ürün ve istihdamlarına dayalı hale gelerek tükenme noktasına gelecektir.

Evrengzip Han, bir taraftan ticaret anlaşmalarıyla vergi geliri elde edip ülkesini yabancı şirketlerin tahakkümü altına alırken diğer taraftan olası bir sınır tehdidini ortadan kaldırmak için komşuları ile iyi ilişkiler geliştiriyordu. Habeşistan Hükümdarlığına büyük para yardımları yapıyor, diğer komşularına barış elçileri gönderiyor ve sömürge faaliyetlerinden istifade etmesini sağlayarak iyi komşuluk ilişkileri güdüyordu. Cihangir Han döneminden başlayarak devam eden süreçte Babür İmparatorluğu daha çok ticaret ve mevcut hâkimiyet bölgelerinin muhafazası yolunu izledi. Bu zayıf politika Babür İmparatorluğunun sonunu hazırladı. Zira aradan geçen 80 yıl içerisinde şartlar olgunlaşmış, Babür İmparatorluğu için sonun başlangıcına gelinmişti. Evrengzip Han’ın 48 yıllık uzun hâkimiyet dönemi Babür İmparatorluğunun bağımsız ve barış içerisinde yaşadığı son dönem oldu. Evrengzip Han’ın 1707 yılında vefatı üzerine yerine oğlu Bahadır Şah geçti.


Bahadır Şah Dönemi (1707 – 1712)

Bahadır Şah, babasının vefatı üzerine tahta geçti. Evrengzip Han döneminde giderek yükselen yerel hükümdarlıklar ile Babür İmparatorluğu bünyesinde artan Hint nüfusu nedeniyle merkezi otoritenin zayıflaması Bahadır Şah döneminde büyük inifallere yol açtı. Hintli devlet adamlarının feodal hükümdarlar üzerinde baskı kurmaması nedeniyle güçlenen Racalar ve savaşçı kabileler olan Racputlar ayaklanarak Babür imparatorluğuna bağlılıklarını reddettiklerini ilan ettiler. Ordu içerisinde görevlendirilen Hintli kumandanların tesiri nedeniyle isyanların bastırılması mümkün olamadı. Yerli hükümdarlıkların ayaklanmalarını fırsat olarak değerlendiren Afganlarda isyan hareketine girişerek Babür kentlerine saldırarak yağma faaliyetleri yürütmeye başladılar. Diğer taraftan Sih tarikatı da isyan hareketlerine girişince ülke büyük bir iç ayaklanmaya sahne oldu.

İmparatorluk dört koldan isyan ve taarruzlara maruz kalmaktaydı. Racalar, Racputlar, Afganlar ve Sihler art arda taarruzlarla ülkenin her yanında saldırılar düzenliyor, Hintli devlet adamları ve kumandanların başkaldıran Hintli tebaa üzerinde baskı oluşturmaması nedeniyle isyanlarla baş edilemiyordu. İngiliz ve Hollandalı sömürgecilerinde fırsatçı tavırları durumu daha da kötüye götürdü. Ortaya çıkan isyanlar yıllarca devam etti. Bahadır Şah, bu isyanlar neticesinde öldürüldü ve yerine kardeşi Cihangir Şah geçti (1712).

Bu tarihten sonra devlet büstünü bir karmaşa içerisine girdi. Ortaya çıkan isyanların bastırılamaması, sömürgeci şirketlerin isyanı körükleyen faaliyetler içerisine girmesi, tüm bunların üzerine saltanat çekişmeleri ülkeyi büyük bir felakete sürükledi. Babür İmparatorluğu artık yönetilemez duruma gelmişti.


Babür İmparatorluğunun Yıkılışı

Bahadır Şah’ın ölümünden sonra yerine oğlu Cihangir Şah geçti. Ancak Cihangir Şah’ın saltanat süresi yalnızca birkaç ay ile sınırlı kaldı. İsyanları bastıramayan Bahadır Şah, kardeşi Ferruh tarafından tahttan indirildi (1713). Ferruh Han 6 yıl hükümdarlık makamında kalmayı başardı ancak hâkimiyeti döneminde bastırılamayan isyanlar onunda sonunu getirdi. Afganların isyan faaliyetleri yağma ve talanla sınırlı kalmayıp taarruz ve kuşatma hareketlerine dönüşmesi, yerli hükümdarlar olan Racalar, Racputlar ve Sihlerin giderek güçlenmesi Ferruh Han’ı tahtından etti ve o da Kardeşi Şah Cihani Sani tarafından tahttan indirildi (1719).

Şah Cihani Sani’nin sonu da kardeşininki gibi oldu. Diğer saltanat varisi Muhammed Şah, Şah Cihani Sani’yi tahttan indirip yerine kendisi geçti. Saltanat makamındaki çekişmeler ülkedeki isyan ve başkaldırı faaliyetlerini daha da körükledi. Bitmek tükenmek bitmeyen saltanat mücadeleleri neticesinde Ülke fiilen ikiye bölündü (1723). Muhalif saltanat varisleri, mevcut güçlerini birleştirerek ülkeyi Haydarabad hattından itibaren ikiye bölerek kendi yönetimlerini ilan ettiler. Hali hazırda İç isyanlarla mücadele edemeyen Babür İmparatorluğu bu kez hâkimiyet için mücadele eden saltanat varislerinin kendi taraflarına çektiği ordular ile mevcut gücünün de parçalanması neticesinde büsbütün yönetilemez duruma geldi. Muhammed Şah, ordusunun önemli bir kısmının ihtilaf hareketlerine destek vermesi nedeniyle büyük bir güç kaybı yaşadı. Safevi Devletinin son hükümdarı olan Nadir Şah, Babür İmparatorluğunun yaşadığı iç ve dış sorunlardan istifade ederek Delhi’ye girdi ve şehri yağma ederek büyük ganimetler topladı. Yalnızca Saray hazinesinden elde ettiği ganimet 700 Milyon Rupi değerindeydi (1738). Babür İmparatorluğu ülkenin ikiye bölünmesinden sonra Delhi’yi de kaybetmiş oldu. Muhammed Şah, 1747’de vefat ettiğinde ülke tahta geçtiği döneme nispeten çok daha vahim durumdaydı. Muhammed Şah’ın vefatı ile yerine oğlu Alemgir Ahmet Bahadır Şah geçti (1747).

Ahmed Bahadır Şah, babasından devraldığı derin ve çözülemeyen sorunların hiçbiriyle baş edemedi. Afganlar bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bununla da yetinmeyip pek çok Babür şehrini ele geçirdiler. Devlet giderek daha da küçülüyordu. Diğer taraftan ise İngiliz ve Hollandalı sömürgeciler, ortaya çıkan otorite boşluğundan istifade ederek halk üzerine baskı ve zulüm uygulamaya başladılar. Bir dönem İngiliz sömürgecilerin ticaret faaliyetleriyle zenginleşen halk, sömürgeci şirketlerin devlet ekonomisini ele geçirmesiyle onlara muhtaç duruma gelmişlerdi. Gerek İngiliz, gerekse Hollandalı şirketler ülke ekonomisindeki inisiyatifi ellerine geçirdiklerinde halkı az bir paha ile çalışmak zorunda bırakarak ucuz iş gücü imkânlarını sonuna kadar kullandılar. Babür halkı artık tümüyle sömürgeci şirketlerin tüketim ürünlerini kullanıyor, bu ürünleri almak içinse yine sömürgeci şirketlerde çok düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalıyorlardı. Ahmed Bahadır Şah’ın saltanatı da bu şartlar altında uzun sürmedi. Kardeşi Alemgir Sani Şah, Ahmed Bahadır Şah’ı tahttan indirerek Babür İmparatorluğunun hükümdarlığını ele geçirdi (1753).

Alemgir Sani Şah, Afgan taarruzları ve Hintli yerel hükümdarlıkların isyanları ile mücadele etmeye çalışsa da başarılı olamadı. Bunun yanında saltanat mücadeleleri de halen devam etmekteydi. Sarayda ortaya çıkan entrikalar Sani Şah’ında sonunu hazırladı. Kardeşi Âlem Sami Şah ile işbirliği yapan Veziri tarafından öldürüldü ve yerine Şahı Âlem Sami Şah geçti (1760).

Şahı Âlem Sami Şah, ağabeylerinin basiretsiz yönetimlerine kıyasla daha mücadeleci bir tavır izledi. Afganlar pek çok Babür şehrini almış, yerel hükümdarlıklar isyanları neticesinde bölgesel yönetimleri ele geçirmişlerdi. İç sorunlarla baş etmek mümkün görünmüyordu. Bu sebeple iç sorunların çözümünü erteleyerek ülke ekonomisini sömüren İngiliz ve Hollandalı sömürgecilerle mücadele içerisine girişti. Zira İngilizler, bir dönem Babür İmparatorluğunun deniz yollarını güvence altına almak bahanesiyle konuşlandırdığı askerlerini artık Babür İmparatorluğu üzerinde bir tehdit unsuru olarak kullanmaya başlamıştı. Şahı Âlem Sami Şah, İngiliz sömürgeci kuvvetleriyle mücadeleye girişerek kısmi başarılar elde etse de 1764 yılında yaşan Baskar savaşıyla İngiliz güçlerine mağlup olup hem saltanatını kaybetti hem de devletini kaybetti. Baskar mağlubiyetinden sonra Babür İmparatorluğu İngiliz sömürgecilerin ve bizzat İngiliz Krallığı’nın kontrolünde idare edilmeye başlandı.

Baskar Savaşı sonrası İmparatorluk makamını tahakküm altına alan İngilizler, Şahı Âlem Sami Şah’tan sonra yerine atadığı hükümdarları memur olarak kullanmaya başladı. Babür İmparatorluğu, Ülke menfaatine değil İngiliz Devletinin emellerine hizmet eden bu memur hükümdarlar tarafından 100 yıl kadar yönetildi. Bu süre zarfında Babür İmparatorluğunun adı kalsa da ortada ne bir bağımsızlık ne de müstakil bir devlet söz konusu değildi. Ekber Şah döneminde Hintlilerin devlet teşkilatlanmasında görev almaya başlamasıyla devlet içerisinde nüfuzu artan Hintliler, zamanla saltanat ailesi dışında devlet teşkilatlanması içerisindeki tüm mevkilere yerleşik duruma gelmişlerdi. Bu siyasi tezahürün bir yansıması olarak fethedilen Hint coğrafyasındaki Hintlilerin tebaa olarak kabulüyle de Türk Nüfuzu, tıpkı sarayda olduğu gibi giderek Hintlilerin çoğunluğa gelmesiyle giderek azalıyor ve azınlık haline geliyordu. Ekber Şah döneminde başlayan bu Hintlileşme akımı, zamanla artarak devam etmiş, Babür İmparatorluğunun yıkılma sürecine girdiği dönemde devlet artık bir Türk Devleti olmaktan çıkarak Hint Devleti haline gelmişti. Bu durumdan da istifade eden İngiliz Sömürgeciler, merkezi bir otorite etrafında birleşemeyen yerli Hint halkı üzerinde uyguladığı zulümlere karşı bir mukavemet görmüyorlardı. Böylelikle sömürgecilik faaliyetlerini uzun yıllar sürdürebildiler.

İngiliz Devletinin sömürgecilik faaliyetleri altında can çekişen Babür İmparatorluğu, 1858 yılında son İngiliz memur Şah’ı Şah Bahadır’ın tahttan indirilerek bizzat İngiliz Devletinin Babür Topraklarını İngiliz toprağı olarak ilan etmesi ve vali atamasıyla fiilen sona ermiş oldu. Bu tarihten sonra Hindistan coğrafyasının yeniden bağımsızlığına kavuşması ancak 1948 de mümkün olabildi. 1. Dünya Savaşı döneminde Mahatma Gandi ile başlayan bağımsızlık hareketi, 2. Dünya Savaşının sonlarında muvaffakiyetle sonuçlanarak 1948 yılında Bağımsız Hindistan kuruldu. Babür İmparatorluğu tarih serüveni, siyasi kimliği ve kültürel mirası ile bugünün Hindistan ve Pakistan devletlerinin temellerini teşkil etmiştir.
Fearleon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-06-2015, 07:57   #5
Fearleon
 
Üyelik tarihi: Feb 2015
Mesajlar: 1.462
Tecrübe Puanı: 187
Fearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud ofFearleon has much to be proud of
Standart

Babür İmparatorLuğu

Hindistan'da kurulan büyük Türk devleti (1526-1858).

Baba tarafından Timur'un, ana tarafından Cengiz Han'ın soyundan gelen Zahirüddin Muhammet Babür, Fergana hükümdarı olduğu zaman (1494) on bir yaşında bir çocuktu. Bu yüzden saltanat iddiasında bulunan amcasının, dayısının ve daha başkalarının hücumuna uğradı. Hepsiyle çarpıştıysa da sonunda tahtından oldu (1501).

TAHT PE350İNDE

Babür bu çarpışmalar içinde pişmiş cesur, iradeli, ince zek226;lı bir adamdı. Yenilgisinden yılmadı, yanındaki askerleri ile birlikte Afganistan'a geçti, büyük bir güçlükle karşılaşmadan Kabil'i ele geçirdi (1504). Merkezi Kabil olmak üzere küçük bir devlet kurdu, Fergana ve Semerkant'tan kaçıp gelen Türkleri de buralara yerleştirdi. Bir süre eski ülkesini geri almak, egemenliğini Türkistan'a yaymak için savaştıysa da bir sonuç alamadı. Bunun üzerine gözünü Hindistan'a çevirdi.

HİNT PADİ350AHI BABÜR

O zamanlar Hindistan kargaşalık içinde bir ülke, bir ülkeden de öte 226;deta bir kıtaydı. Babür bunu fırsat bilerek güneye yöneldi. Zaten o sırada Delhi padişahlığı için kendisine başvurmuşlardı. Bu fırsattan yararlanarak Hindistan'a yürüdü, 1524'te Pencap'ı, 1526'da kanlı bir çarpışma sonunda Delhi'yi ele geçirdi. Art arda öteki büyük şehirleri de ele geçirerek 1528'e kadar Kuzey Hindistan'ın fethini tamamladı.

Babür'ün kurduğu imparatorluk 1858'e kadar 332 yıl sürdü. Babür'ün ölümünden sonra yerine geçen Hümayun devrinde imparatorluk sarsıntı geçirdiyse de onun oğlu Ekber 350ah vaktinde en yüksek kudretine ulaştı. Avrupalıların Büyük Moğol İmparatorluğu adını verdikleri bu büyük Türk-Hint İmparatorluğu Babür ve Ekber şahların attığı sağlam temeller sayesinde yüzyıllarca yaşadı.

BABÜRNAME

Babür, aynı zamanda sairdi. Başından geçenleri, başarılarını ve yenilgilerini bu eserinde anlatmıştır. Türkçe'nin Çağatay diyeleğinde yazılmış olan Babürname büyük dillerin hepsine çevrilmiştir.
Fearleon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Tarih öncesi çağlar ve mediniyetler Fearleon TaRiH 0 04-21-2015 19:00
Tarih nedir Fearleon TaRiH 0 04-21-2015 18:59
Büşra Ersanlı hayatı biyografisi Fearleon Biyografiler 2 03-09-2015 00:57
İlber Ortaylı ( 1947) hayatı biyografisi Fearleon Biyografiler 0 02-25-2015 16:55
Ali Birinci ( 25.08.1947) hayatı biyografisi Fearleon Biyografiler 0 02-21-2015 19:39


Şu Anki Saat: 01:47


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows