Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 05-02-2009, 09:14   #1
Korax
Android Destek
 
Korax - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Yaş: 34
Mesajlar: 21.062
Tecrübe Puanı: 1000
Korax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond reputeKorax has a reputation beyond repute
Korax - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Türklerin Tarih Sahnesine çikişlari

TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞLARI


VE İLK TÜRK DEVLETLERİ


(BAŞLANGIÇTAN 10. YÜZYILA KADAR)




A. TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI


1. Türk Adının Anlamı


Türk adının ne anlama geldiği konusunda ileri sürülen görüşler şunlardır:


Wambery, 1879'da Türk adının Türemek (çoğalmak) fiilinden geldiğini ileri sürmüştür.


Kaşgarlı Mahmud, Divan-ı Lügati't Türk adlı eserinde Türk'e Olgunluk Çağı anlamını verir.


Ziya Gökalp, Türk adını Türeli (töre sahibi) diye açıklar.


Türk adı ilk olarak Orhun Yazıtları'nda Türük olarak geçer.


Turkhia şeklinde ise Bizans kaynaklarında görülür.


12. yüzyıldan itibaren Anadolu'ya Türkiye ismi verilmiştir.




2. Türklerin İlk Ana Yurdu


Türklerin tarih sahnesine çıkışları Orta Asya'dır.


Orta Asya'nın sınırları; Doğuda Kingan Dağları, Batıda Hazar Denizi, Güneyde Himalaya Dağları, Kuzeyde Sibirya'dır.




3. Türklerin Tarih Boyunca Yayıldıkları Bölgeler


Türkler, M.Ö. 1700'den itibaren Orta Asya'dan göç etmeye başladılar.


Göçlerin Sebepleri


1. Nüfus artışı ve toprakların yetersiz kalışı,

2. Olumsuz iklim şartları(Kuraklık, şiddetli kışlar)

3. Kendi aralarında ve diğer kavimlerle olan mücadeleler

4. Salgın hastalıklar

5. Türklerin Cihan hakimiyeti düşüncesi(Güneşin doğduğu yerden, battığı yere kadar her yeri fethetme arzusu)


Göç Yönleri


Kuzeye Gidenler; Sibirya'ya

Doğuya Gidenler; Çin ve Uzakdoğu ülkelerine

Güneye Gidenler; Hindistan, Afganistan ve Çin'e

Batıya Gidenler; İki yol izlememişlerdir:


Bir kısmı Hazar Denizinin kuzeyinden Karadeniz'in kuzeyine ve Avrupa'ya;


Diğer kısmı ise Hazar Denizinin güneyinden İran, Irak, Suriye, Mısır ve Anadolu'ya göç etmişlerdir.


Göçlerin Sonuçları


1. Orta Asya Kültür ve Medeniyeti dünyanın değişik bölgelerine taşınmıştır.

2. Göç etmeyip, Orta Asya'da kalan Türkler, ilk Türk Devleti olan Asya Hun Devleti'ni kurmuşlardır.

3. Göç eden Türk boyları gittikleri yerlerde yeni Türk Devletleri kurarlarken, oralardaki bazı devletleri de yıktılar.




4. İskitler (Sakalar)


MÖ. VII. yüzyılda batıya doğru göç ederek Karadeniz'in kuzeyinden Tuna nehrine kadar uzanan topraklara yerleştiler. Batı kaynakları bu topluluğa İskitler, İranlılar ise Sakalar adını vermişlerdir. Medler, Persler, Asurlular ve Urartularla savaşmışlardır. Anadolu, Suriye ve Mısır'a kadar akınlarda bulunmuşlardır. İskitlerin yönetici kesimi Türklerden meydana geliyordu. Yaşayış ve inanışları Türklerle aynıydı. En önemli edebiyat eserleri ALP ER TUNGA DESTANI'dır.




B. İLK TÜRK DEVLETLERİ


1. Büyük Hun Devleti (Asya Hun Devleti)


Kurulduğu tarih kesin olarak bilinmemektedir.


Tarihte bilinen İLK TÜRK DEVLETİ'dir.

Bilinen ilk hükümdarı TUMAN(Teoman)'dır.


Teoman'dan sonra yerine oğlu METE HAN geçmiştir.

Asya Hun devleti METE HAN zamanında en geniş sınırlarına ulaşmıştır.

Çinliler Türk akınlarına karşı koymak için ÇİN SEDDİ'ni yaptılar.


Tarihte ilk defa bütün Türkleri tek bayrak altında toplayan Türk Devleti Asya Hun devletidir




Büyük Hun Devleti VERASET SİSTEMİ ve ÇİN SİYASETİ nedeniyle Doğu ve Batı Hun Devleti diye ikiye ayrıldı.

Batı Hunları ARAL GÖLÜ civarına göç etmek zorunda kaldılar.


Doğu Hunları ise Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrıldı. Ve daha sonra Çinliler tarafından ortadan kaldırıldı.


TÜRKLERDE VERASET SİSTEMİ NASILDI?

Türklerde devlet hükümdar ailesinin ortak malı sayılırdı. Ve ülke hükümdarın sağlığında oğulları arasında paylaştırılırdı. Her prensin (TEKİN) hükümdar olma hakkı vardı.

Bu anlayış Türk devletlerinde sık sık taht kavgalarının çıkmasına ve Türk devletlerinin parçalanmasına sebep olmuştur.


HUNLARDA DEVLET TEŞKİLATI

Hun Devleti otlağı bol besiciliğe elverişli bozkırlar bölgesinde kurulmuştu. Tarıma uygun toprakları nerdeyse hiç yoktu. Bu yüzden ekonomisinin temeli, başta at yetiştiriciliği olmak üzere hayvan yetiştirmek üzere idi. Bunun sonucu olarak sosyal durum, Çin'dekinden çok farklıydı. Çin'de geniş toprak sahipleri ile köle sınıfı vardı. Hun bölgesinde ise ne malikanelere ne de toprak kölelerine rastlanıyordu. Akrabalık bağları ile birbirine sıkı sıkı bağlı olan aileler, kabileleri meydana getiriyor, kendilerini savunmak için daima silahlı yaşayan kabilelerin sıkı işbirliği yapmalarından da devlet doğuyordu.


Bu yapısı ile ve ordunun Mete tarafından tanziminden sonra, devlet merkezden idare edilen bir "askeri teşkilat" haline gelmişti. Askeri karakterde olması ve gerekli şartların (bozkırda eğitilmiş olmak, at ve silah) bulunması sebebiyle de fetihlere açıktı. "Köylü" Çin devletinden bu yönü ile ayrılıyordu.


Çin'de esas rejim "Feodalite" idi. Hun Devletinde ise Merkeziyetçilik hakimdi. Bu devlette Çinliler ancak küçük memurluklara ve bazı müşavirliklere gelebiliyordu. Birinci derecede sorumlu makam sahipleri ile yüksek görevliler tamamen Hun aslından gelmeydi. Bunlar emirlerindeki silahlı kuvvetlerle, aynı zamanda birer komutandılar.


Devlet teşkilatının (Sağ-Sol eligleri = kanat kralları) Çinlilikle hiç bir ilgisi yoktu. Mete tarafından gerçekleştirilen ve toplulukta kabilecilik gayretlerini kırarak devlete milli topluluk havasını getiren ordudaki 10'lu tertip Türk idi. Devletin "Milli" karakterinin korunmasına dikkat ediliyordu. İmparator kumandasındaki Çin ordusunu kuşatan Mete'nin Çin içlerine dalarak bozkırdan uzaklaşmasına , devlet meclisi engel olmuştu.


Hun devleti bozkır Gök-Tanrı inanışındaydı. Bu bakımdan Türk inancı ne Moğol totemciliğine ne de Çin toprak tanrıcılığına benziyordu.


Bütün bunlardan dolayı Mete'nin zamanında kesin şeklini aldığı görülen büyük Hun Devleti, sosyal yapı, hakimiyet anlayışı, idare, ordu, din, dünya görüşü ve benzeri gibi çeşitli yönlerden, Türk milletinin tarih ve kültüründe bir kilit taşı ve ana kaynak durumundadır. Onun için Türk ve dünya tarihinde çok büyük önem taşır.


HUN İMPARATORLUĞUNUN PARÇALANMASI

Mete'dan sonra hükümdar olan KİOK (M.Ö.174-160) devletin büyüklüğünü muhafaza etmeye çalıştı. Yurtlarından oynattığı Yüeçi'ler Afganistan'a giderek burada İskender tarafından kurulmuş olan GREK hakimiyetine son vermişlerdi. (M.Ö.166) Aynı yıl Kiok da kalabalık ordusu ile Çin başkentine giderek imparatorun sarayını yakıp ülkenin Çinli prensesini de alarak evlenmişti.


ÇİN PRENSESLERİNİN HUN ÜLKESİNDEKİ ETKİLERİ

Çin sarayı ile kurulan ve devam ettirilen akrabalık siyasi bir nitelik taşıyordu. Fakat bu çığırın açılması ilerde Çin ile temas edecek olan hemen bütün Türk devletleri bakımından kötü sonuçlar verecek bir davranış oldu. Hanedanlar arasındaki bu yakınlaşma Çin entrikalarının yoğunlaşması için bir fırsat yaratıyordu. Çin diplomatları ve görevlileri Hun merkezindeki Çinli prensesin himayesinden faydalanıyorlardı. Bu sayede Hun topraklarında serbestçe gezip dolaşıyorlar, Türklerin ve onlara bağlı kavimlerin arasında propaganda yapıyorlardı.


ÇİN CASUSLARI

Çin imparatoru VU-Tİ Çin'in en büyük gelir kaynağı olan ipeğe batı ülkelerinde yeni pazarlar bulma gayretindeydi. Bunun içinde İç Asya İran üzerinden Akdeniz kıyılarına ulaşan ünlü "İpek yolu" nu güvenlik altında bulundurmak istiyordu. Bu bakımdan Orta ve Batı Asya da yabancıların gücünü kırması gerekiyordu. Türk-Çin mücadelesinin yüzlerce yıl sürmesinin temel sebeplerinden biride bu kervan yoluna hakim olmaktı.


Vu-Ti ipek yolu üzerindeki memleketleri ve kavimleri öğrenerek Hun'lara karşı işbirliği sağlamayı dış politikasının ana hedefi haline getirmişti. Bu maksatla yüksek rütbeli bir asker olan Çang-Kien'i batıya göndermişti. Bu casus gizli vazifesini yaparken Hun'lar tarafından yakalanıp uzun zaman gözaltında tutuldu.


Çinli casus batıda geçirdiği on yıl içinde edindiği bilgileri, temaslarını ve tavsiyelerini bir rapor haline getirerek imparatora sundu. Bu önemli rapor sonraki yıllarda takip edilecek Çin siyaseti için başlı başına bir rehber vazifesi gördü.


ÇİN ORDUSUNDA HUN USULÜNE BENZER YENİLENMELER

Hanedanlar arasındaki akrabalık bağlarına ve gizli haber alma faaliyetine ek olarak Çin imparatorları askeri ıslahata da önem verdiler. Çin orduları Türk usulüne göre yetiştirilmeye çalışıldı. Tuman zamanında başlayan bu hareketlilik ara verilmeksizin uzun zaman sürdürüldü. Nihayet Çinliler Hun tarzında 140.000 kişilik süvari kuvveti çıkaracak konuma geldiler.


HUNLARIN ZAYIFLAMASI VE İÇ HUZURSUZLUKLAR

Hun imparatoru Kiok zamanında pek sorun olmayan bu durum Kiok'tan sonra imparator olan KÜNÇİN zamanında (M.Ö.160-126)gerçek bir huzursuzluk kaynağı olarak ortaya çıktı.


Künçin Çin'deki Han sülalesine damat olmuştu. Üstelik babası ve dedesi ölçüsünde dirayetli bir askerde değildi. Bu sebepler bir araya gelince Hun iktidarında sarsıntılar olmaya başladı. Bunu fırsat bilen Çin kuvvetleri Hun bölgelerine önce küçük, küçük daha sonra ise durdurulamadıklarından dolayı taarruza geçtiler. Bunun neticesinde zengin güneybatı toprakları (Tanrı dağları-Çungarya-Turfan-Yarkent-Kuça vb.) Çin istilasına uğradı.


Hun prenslerinin birbirleriyle olan anlaşmazlıkları ayrıca askeri güçsüzlük ve iktisadi darlık karşısında maddi yardım sağlamak için Çin ile bir anlaşma yapılıp Çin himayesine girmek gibi bir eğilim benimsenmeye başlamıştı. Ancak bu görüşe karşı çıkıp mücadeleden yana olanlarda vardı. Bunların başında Prens ÇİÇİ yer alıyordu. Çiçi kardeşinin hükümranlığını tanımadığını ilan etti. Bu durum karşısında Hun meclisi çok yoğun tartışmalar yaşadı. Nihayet Bu görüş ayrılığı maalesef Hun'ların bölünmesiyle neticelendi. Devlet birliğinin parçalanması ile Çin üzerindeki Hun baskısı da tamamen ortadan kalktı. Bu bakımdan M.Ö.58 yılı Doğu Asya tarihinde bir dönüm noktası oldu.


Daha sonraları Çiçi bütün rakiplerini yenerek Tanhuluk merkezini ele geçirdi. Bu suretle Hun imparatoru durumuna geldi. Kardeşi HOHANYEH kendisine bağlı kütlelerle Çin'in kuzeybatı sınırına çekildi ve burada yaşadılar. Bu kütleler "Güney Hunlar" diye anılırlar.


HUN ÇİÇİ DEVLETİ

Çiçi devletini batıya doğru yaymayı uygun gördü. M.Ö.51 de harekete geçerek çok kısa sayılabilecek bir zaman içinde Aral gölüne kadar olan bütün batı bölgesini ele geçirdi. Devleti tekrar eski gücüne kavuşturmaya çalıştı. Çiçi devletin Kuzey Moğolistan'daki ağırlık merkezini de Çu-Talas nehirleri arasına kaydırdı ve orada yeni bir başkent kurdu.


Böylece Türkistan sahasına Türk halkının iyice yerleşmesini sağladı. Çiçi ayrıca Fergana ve Baktria bölgesini de Batı Hun İmparatorluğu topraklarına kattı.


ÇİN SALDIRISI VE YENİLGİ

Hunlar'ın yeniden toparlanmasından endişe eden Çin Vusun'lar ve Kank-Kü Devleti ile bir anlaşma yaparak saldırıya geçti ve daha henüz tam yapılanmamış Hun birliklerini yenip Talas ırmağı üzerinde yeni yapılmış Hun başkentini yakıp yıktılar. (M.Ö.36) Çiçi bu savaşta hayatını kaybetti.


HUNLAR'IN YENİDEN YAPILANMASI VE YIKILIŞ

Güney Hunlar'ı M.Ö.31 de ölen Hohanyeh'in evlatları tarafından Çin tabiiyetinde kalarak bir müddet idare edildiler. Fakat tarihin cilvesidir ki hiç bir zaman esaret altında kalmaya alışık olamayan ve olmamış yüce Türk milleti bir kez daha içinden muhteşem bir hükümdar çıkararak M.S.18-46 yıllarında YU TANHU tarafından istiklallerine kavuşturuldu. Doğuda Kuzey Hun topraklarını da alarak Mançurya'ya, batıda Kaşgar'a kadar olan sahada hakimiyetlerini genişletip Çin ile olan bütün münasebetleri kestiler.


Fakat Yu Tanhu'nun ölümünden sonra iç anlaşmazlıklar başladı. Bütün bunlara birde uzun zaman süren kıtlık ve hayvan ölümleri eklenince ülkede açlık baş gösterdi. Nihayet iç karışıklıklar sonucu bir daha hiç birleşmemek üzere ikiye ayrıldılar. Dış Moğolistan'da Kuzey Hunlar, İç Moğolistan'da Güney Hunlar. Bu devletlerinde ömrü uzun olmadı ve 147-156 yıllarında Sienpi'ler tarafından Kuzey Hunlar, 216 yıllarında ise resmen olmasa bile Çin'li idarecilerin yönetime gelmesiyle Güney Hun'lar da tarihe karıştı.


TÜRKLERE KARŞI ÇİN SİYASETİ (POLİTİKASI) NASILDI?

Çin bozkır göçebe hayatı yaşayan ve savaşçılıkları gelişmiş olan Türk Ordusu karşısında çaresiz kalıyordu. Hatta Türk Akınlarını durdurmak için ÇİN SEDDİ'ni yaptırmıştı. Buna rağmen Türkleri durduramamıştı. Bu durum karşısında çaresiz kalan Çin şu siyaseti takip etti:

1- Çin prenslerini Hun Hakanlarıyla evlendirerek, prensesin yanında Hun sarayına çok sayıda hizmetkar gönderdiler. Bu hizmetkarlar casusluk faaliyetinde bulunarak, Türkler hakkında bilgi topladılar.

2- Türk Beylerine hediyeler göndererek, onları kendilerine bağlamaya ve ekonomik olarak Çin'e bağımlı yaşamaya alıştırdılar.

3- Hediyeleri ve ekonomik yardımları birden keserek, Türkleri itaat altına almaya çalıştılar.

4- Türk Beylerini birbirlerine karşı kışkırtarak, Türk devletinin parçalanmasını sağladılar.


ÖRNEK:

Bu konuda en iyi örneklerden biri, Asya Hun Devleti'nin Batı ve Doğu Hun Devleti diye ikiye ayrılması olayıdır.

Bu dönemde Hun Devletinin başına geçen HUANYEH, Çin'in ekonomik yardımları kesmesi üzerine, kurultayı toplayarak, Çin'e bağlanmayı teklif etti. Ancak kardeşi ÇİÇİ "Bağımsızlığımız herşeyden önce gelir." diyerek, Huanyeh'e karşı çıktı. Böylece Hunlar ikiye ayrıldı. Çin ile birleşen Huanyeh, kardeşi Batı Hun Hakanı Çiçi üzerine giderek, Batı Hun Devletini ortadan kaldırdı. Batı Hun Halkı Aral gölü çevresine göç etmek zorunda kaldı.






2. Kavimler Göçü, Asya ve Avrupa'nın Yeni Çehresi, Avrupa Hun Devleti


KAVİMLER GÖÇÜ (375):

Çiçi'ye bağlı Batı Hunları Çin'in ve Doğu Hunları'nın baskısıyla Aral Gölü civarına göç etmişlerdi. Burada 200 sene hayatlarını sürdüren Batı Hunlarının nüfusları arttı. Toprakları yetersiz kalmaya başladı. Ve başka Türk Boylarının katılmasıyla güçlendiler. MS. 374 yılında VOLGA (İTİL) nehrini aşarak Batı'ya (Avrupa'ya) doğru ilerlemeye başladılar. Türklerin bu ilerlemeleri karşısında önlerinde bulunan Vizigot, Ostrogot, Vandal, Sakson, Frank, Germen gibi bir çok kavim hareketlenerek Türklerden kaçmaya başladılar.

Böylece Batı Hun Türklerinin, sebep olduğu bu olaya tarihte KAVİMLER GÖÇÜ adı verilir.(375)


KAVİMLER GÖÇÜNÜN SONUÇLARI:

1)- Roma İmparatorluğu; Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olmak üzere ikiye ayrıldı.(395). Batı Roma İmparatorluğu 476 yılında bu Germen kavimleri tarafından yıkıldı.

2)- Avrupa'nın ETNİK yapısı değişti. (Germen kavimlerinin Avrupa'daki yerli kavimlerle karışması sonucu yeni milletler ortaya çıktı.)

3)- Türkler Avrupa'da BATI HUN DEVLETİ'ni(AVRUPA HUN) kurdular.

4)- İngiltere, Fransa gibi Avrupa devletlerinin temeli atıldı.

5)- Avrupa'da FEODALİTE (DEREBEYLİK) rejimi ortaya çıktı.

6)- İlk çağ kapandı, Ortaçağ başladı.


AVRUPA HUN (BATI HUN) DEVLETİ


Kavimler göçünü başlatan Batı Hunları tarafından kurulmuştur. İlk hükümdarları BALAMİR, en önemli hükümdarları ATTİLA'dır.

Anadolu'ya ilk Türk akınları Avrupa Hunları tarafından yapılmıştır.


ULDIZ'IN ROMA SİYASETİ: Balamir'den sonra Batı Hunlarının başına geçen Uldız, Roma İmparatorluğuna karşı akılcı bir siyaset izlemiştir. Hunların düşmanları Germen Kavimleri ile savaştığından, Batı Roma İmparatorluğu ile iyi geçinmiş, Doğu Roma'yı (Bizans) ise baskı altına almaya çalışmıştır.




HUN KEŞİF BİRLİKLERİNİN ANADOLU'YA GİRİŞLERİ

Roma İmparatoru Theodosius'un ölüm yılı olan 395'te Hun'lar yeniden harekete geçtiler. Bu hareket iki yönde gelişti. Hun'lar dan bir kısım Balkanlar'dan Trakya'ya doğru ilerlerken, daha büyük sayıdaki diğer kısım Kafkas'lar üzerinden Anadolu'ya doğru indiler. Hun Devleti'nin Don nehri havalisindeki "doğu kanadı" tarafından tertiplenen Anadolu akını BASIK ve KURASIK adlı iki Hun kumandanı tarafından yönetiliyordu. Romalı'lar kadar Sasani'lerde bu akından rahatsız oldular. Hun birlikleri Erzurum bölgesinden itibaren Karasu, Fırat vadileri boyunca ilerleyerek Malatya ve Çukurova'ya ulaştılar. Daha sonra Suriye'ye inerek Sur'u baskı altına alıp Kudüs'e yöneldiler. En nihayet kuey istikametine dönerek Kayseri, Ankara ve havalisine kadar ulaştılar. Oradan Azerbaycan, Bakü yolu ile kuzeye merkezlerine döndüler. Bu Türklerin Anadolu'da tarihe geçmiş ilk görünüşleri oldu.


BATI ROMA HUN İLİŞKİLERİ

Batıdaki Hun baskısı, 400 yılına doğru iyice hissedildi. Hun komutanı ULDIZ'ın Tuna'da görülmesi üzerine kavimler göçünün ikinci büyük dalgası başladı. Hun'lar dan kaçan kütleler Batı Roma topraklarına saldırıyor, hatta Alarik komutasında Galya'ya uzanan Got tehlikesi Romalı'lar tarafından güçlükle önlendi.


Fakat daha önemlisi RADAGAİS tarafından birleştirilen Vandal, Sueb, Kuad Burgond, Sakson, Alman birlikleri hızla Roma üzerine saldırdılar. Çiğnedikleri İtalya topraklarında müthiş tahribat yapıyorlardı.


Daha önce Vandal akınını durduran Roma komutanı Stiliko bu akını durduramadı. Yardım isteyen Roma'ya takviye Hun birliklerinin gelmesiyle Floransa'nın güneyinde cereyan eden savaşta istilacılar yenilmekten kurtulamadılar. İstilacı komutanı Radagais yakalanarak idam edildi.(406)


Batı yolu üzerindeki bütün engeller de bu sayede kalkmış oluyordu. 410 yıllarında ölen Uldız'dan sonra Hun İmparatorluğunun başına KARATON geçti.Bu hükümdar on yıl kadar doğu işleriyle meşgul oldu. Karaton'dan sonra Hunlar'ın başına RUA geçti. Üç kardeşi vardı. Bunlardan MUNCUK (Attilla'nın babası) erken ölmüştü. Diğer iki kardeşi AYBARS ve OKTAR, kanat kralları olarak, Rua'nın yardımcısıydılar.


RUA VE BİZANS

Rua siyaset olarak Uldız'ın yolundan yürüdü. Bizans, Hun ordusunu isyana teşvik etmek ve Hunlar'a bağlı kavimleri ayırmak için Hun topraklarında casusluk şebekesi kurmuştu. Rua bu tahrikleri ileri sürerek Bizans üzerine yürüyüp varlık gösteremeyen Bizans'ı yıllık vergiye bağladı (422).


Batı Roma İmp. ölen kralın yerine 4 yaşındaki III. Valantinianus imparator ilan edilmişti (423). Bizans imparatoru II. Theodosios, Roma'ya sahip olmak için İtalya'ya ordu ve donanma gönderdi. Bu durumda Batı Roma Hun'lara daha da yaklaşmış oldu. Ünlü Roma komutanı Aetius Hun hükümdarı Rua'dan yardım talep etti. Hun hükümdarı Rua 60.000 kişilik ordusunun başında Roma'ya hareket etti. Bu gelişmenin olması üzerine Bizans birlikleri savaşa dahi girmeden geri çekildiler. Ancak Rua Bizans'tan ağırca bir savaş tazminatı aldı.


Rua bunlara ilave olarak ayrıca Bizans'a sığınmış olan Hun ileri gelenlerinin ve diğer Hun kaçaklarının iadesini istedi. II. Theodosios, süratle anlaşma yolu bulmak için, bir elçilik heyetini Hun başkentine göndermeğe karar verdi. Fakat o sıralarda hasta olan Rua yaşamını yitirdi. (434)


Rua'nın ölümü Bizans tarafından sevinçle karşılandı. Hatta o kadar sevindiler ki ayin yapan papazlar bu tehlikenin kalkmasını dindar olan imparatorlarına bağladılar.


Fakat Hun sınırlarına gelen Bizans elçilik heyeti, Rua'yı bile gölgede bırakacak bir hükümdarla karşılaştılar: Attila.




ATTİLA DÖNEMİ

Attila başlangıçta ULDIZ'ın siyasetini takip etmiş ve Bizans'ı baskı altına almak üzere Balkan seferleri düzenlemiştir. Bizans'ı MARGUS ve ANATOLYUS antlaşmaları ile ağır ve vergilere bağlamıştır. Bizans'ı dize getiren Atilla daha sonra Batı Roma üzerine yönelmiştir.




ATTİLA

Babası Muncuk erken öldüğü için, amcası Rua'nın yanında yetişmişti. Onunla beraber seferlere katılmış, çeşitli kavimleri yakından tanımak imkanı bulmuştu. Hun iç ve dış siyasetini , devlet idaresini amcası Rua'dan öğrenmişti. Hunlar'ın başına geçtiği zaman 39-40 yaşlarındaydı.


Memleketi büyük kardeşi BLEDA ile birlikte devraldı. Fakat eğlenceden hoşlanan, enerjisi kıt Bleda devleti ciddi bir hükümdar olan Attila'ya bırakmak için onu buna zorlamış ve kendisini ikinci plana itmişti. Dış münasebetlerin düzenlenmesi ve ordu Attila'ya aitti.Amcaları Aybars ve Oktar ise kanat kralları olarak yerlerini korudular. Aralarında tam bir anlaşma vardı. Attila'nın yardımcısı olarak 11 yıl Hun İmparatorluğunun idaresinde kalan Bleda 445 yılında eceli ile öldü.


KONSTANTİA (MARGOS) BARIŞI

434 yılında Bizans'tan gönderilen elçilik heyeti Hun sınırında Attila tarafından at üzerinde karşılandı. Elçilerin dinlenmelerine bile izin vermeden, isteklerini barış şartı olarak yazdırdı. Tuna ile Morova arasında kalan Bizans Margos kalesinin tam karşısında ve Tuna'nın kuzey kıyısında bulunan Konstantia surları önünde yapıldığı için bu anlaşmaya "Konstantia (Margos) Barışı"denir.


Başlıca maddeleri şöyledir:

1-Bizans bundan sonra Hunlar'a bağlı kavimlerle görüşmelere,anlaşmalara girmeyecek.

2-Esir alınmış Bizans teb'ası dahil Hunlar'dan kaçanlara sığınma hakkı verilmeyecek.

3-Bizans'ın elinde bulunan mülteciler iade edilecek. (Grek asıllı olanlar için fidye verilebilecek)

4-Ticari münasebetler yine belirli sınır kasabalarında devam edecek.

5-Bizans'ın ödediği yıllık vergi iki katına (700 libre altın)çıkarılacaktır.


II. Theodosios bu şartları aynen kabul etti. Hunlara iade edilen kaçaklar ve hainler daha Bizans içinde Karsus kalesinde idam edildi. Bu durum Attila'nın namını bütün ülkelere duyurmuş oldu.




HUN DEVLETİ BÜNYESİNDEKİ KAVİMLER

Hun imp. batı kanadının ağırlık merkezi Tuna çevresinde ,doğu kanadının ağırlık merkezi ise Dinyeper dolaylarındaydı. İmp. bünyesindeki kavimlerin başlıcaları şunlardan oluşuyordu:


a) Germen kavimleri (doğudan batıya):


Doğu Got'ları ,Gepid'ler, Turciling'ler, Sueb'ler, Markoman'lar, Kuad'lar, Herul'ler, Rugi'ler, Skir'ler

b) İslav kavimleri: (Orta ve Batı Rusya'da ):


Veneda'lar, Ant'lar, Sklaven'ler.

c) İran'lı kavimler (Kafkaslardan Tuna'ya kadar, dağınık halde:


Alan'lar, Sarmat'lar, Baştarna'lar, Neur'lar)

d) Fin Ugor kavimleri (Ural'dan Baltık'a kadar):


Çeramis'ler, Mordvin'ler Merya'lar, Veşi'ler, Çud'lar, Est'ler, Vidivari'ler.

e) Türkler:


Volga'ya doğru Beş-Ogur, Altı-Ogur,On-Ogur, Sarı Ogurlar, Azak'ın batısında Akatir'ler, Volgan'nın doğusunda Sabar'lar ve başka Türk kütleleri.


Bu kavimlerin sayıları 45 kadardı. Hun sınırları içinde her şey sükun halindeydi. Sadece tek bir isyan çıkmış Akatir'lerin başkaldırısı görülmüş, oda çok kısa bir zaman zarfında Attila'nın oğlu İlek tarafından bastırılmıştı(442).


BİZANS'A KARŞI I. BALKAN SEFERİ

440 yılından itibaren Attila, Bizans üzerindeki baskıyı artırdı. Çünkü Bizans anlaşma şartlarını ihlal etmeye başlamıştı. Mesela Hunlar'dan kaçan bazı hainleri geri vermiyor ve hatta onları yüksek mevkilerde bile görevlendirebiliyordu. Hatta daha ileri giderek Margus piskoposu Hun büyüklerinin mezarlarını soyarak, mezarlara konmuş kıymetli madenlerden yapılmış süs eşyası ve silahları çalıyordu.Bu davranışlar Hun'ları şiddetli öfkelendirmişti. Diğer bir sebep ise anlaşma hükümlerine rağmen Akatir'leri Hun'lara karşı kışkırtma olmuştu. Bütün bu sebepler bir araya gelince Attila Bizans'a karşı sefere çıktı.


Margos'un zaptı ile başlayan harekat (441) Belgrad ve Niş üzerinden Trakya'ya doğru gelişirken Batı Roma araya girdi. Roma orduları başkomutanı Aetius, bundan böyle Bizans'ın antlaşmalara uyacağını garanti ediyor, kendi oğlunu da Hun merkezine rehine olarak gönderiyordu.


Balkan seferi sonunda (442) Tuna boyundaki kaleler Hun idaresine geçti. daha geri hatlardaki kaleler yıktırıldı. Balkanlarda Hun'lara karşı durabilecek direnme yuvaları böylece ortadan kalktı.


II. BALKAN SEFERİ VE ANATOLİOS BARIŞI

Attila Batı Asya ve Orta Avrupa'ya sahip olunca ona karşı koyabilecek hiçbir kuvvet kalmamıştı. Bunun psikolojik bir belirtisi de mitolojide ki Savaş Tanrısı Ares'in uzun zamandır kayıp olan kılıcının bir Hun çobanı tarafından bulunarak Attila'ya getirilmesiydi. O devir inanışına göre, Ares'in kılıcına sahip olan kişinin yeryüzüne hükmedeceği kanısıydı.


Bizans bir kez daha sözünde durmamış ve hem vergiyi vermemekte direniyor hem de kaçakları geri vermekten kaçınıyordu. Nihayet Bizans'a karşı ikinci defa sefere çıkılmasına karar verildi. (447) Hun ordusu Tuna'yı birkaç koldan geçerek ilerlemeye başladı. Attila Sofya, Flipe, Preslav, Lüleburgaz şehirlerini zapt edip Büyük Çekmece'ye kadar ulaştı. Bu sırada İmp. Theodosios, bir elçiyi süratle Attila'ya gönderi. Hun imp. barış yapmayı kabul etti ve şartları yazdırdı. (Anatolios Barışı 447)


1-Bizans Tuna'nın güneyinde kalan ve Tuna'ya beş günlük mesafede asker bulundurmayacak.

2-Buralardaki pazar yerine,artık bir Hun şehri olan Niş'te pazar kurulacak.

3-Bizans savaş tazminatı olarak 6.000 libre altın ödeyecek.

4-Bizans'ın ödediği yıllık vergi üç katına, yani 2.100 libre altına çıkacak.

Antlaşma Bizans imp. tarafından aynen kabul edildi.


BATI ROMA İLE SİYASİ İLİŞKİLER

Hunlar'ın Batı Roma'ya yaptıkları son önemli destek 439 yılında olmuştu. Ondan sonra yardımlar gittikçe azalmış, nihayet kesilmişti. Batı Roma Hun Devletine yıllık vergisini aksatmadan ödüyordu, ancak durumun farkında olan Batı Roma ordusu başkomutanı Aetius muhtemel bir Hun, Roma savaşına da hazırlık teşkil edecek faliyetler içine girmişti.


Buna karşılık Attila'da 443 yıllarında yeniden alevlenen ve Galya'dan İspanya'ya uzanan köylü isyanları ile yakından ilgileniyordu. Ayrıca Barbarlarla ilişkilerini düzeltip birlikleri içine alan Batı Roma'ya karşı Vandal'larla işbirliği imkanlarını araştırıyordu. Roma İmp. ve "barbarlar"dan meydana gelen bütün bir Batı Avrupa ile hesaplaşmanın önemini çok iyi kavramaktaydı.




Hunların askeri ve siyasi hazırlığı iki yıl kadar sürdü. Bundan sonra diplomatik bir taarruza girişildi. Batı Roma imp. 3.Valentinianus'un kız kardeşi Honoria çılgın tabiatlı bir prensesti. Vaktiyle evlenmek amacı ile Attila'ya bir nişan yüzüğü göndermişti. Attila aradan yıllar geçtikten sonra Honoria'yı zevceliğe kabul ettiğini Roma'ya bildirdi. Çeyiz olarakta İmparatorluğun Honori'nın hissesine düşen yarısını veya Honoria'nın kocası sıfatıyla Roma İmparatorluğunun idaresine katılma hakkını istedi. Maksadı Roma üzerine açacağı sefer için hukuki bir mazeret yaratmaktı. Roma bu direktif karşısında önce oyalama taktiği güttü daha sonra ise tamamen reddetti. Böylece Hun seferi meşru hale gelmiş oldu.


Vizigotlarla ve Ren kıyılarındaki Ripuar Frankları ile olan bir iki anlaşmazlık da savaş havasını olgunlaştırdı.



451 yılı başlarında Hun birlikleri akın, akın Orta Macaristan'dan batıya doğru harekete geçtiler. Ordu mevcudu 80-100.000 kadarı Türk bir o kadarı da Germen ve İslav olmak üzere 200.000 kişi civarındaydı. Bu büyük ordu Şubat-Mart aylarında Ren nehrini üç koldan geçerek Galya'ya girdi.


Roma ordusuda Aetius'un kumandasında Galya'ya gelmişti. Roma ordusuda 200.000 kişilik bir orduya "barbarlar"ın da katılmasıyla ulaştı.


KAMPUS MAURİAKUS SAVAŞI (HAZİRAN 451)

Roma ordusu kuzeye doğru ilerlerken, Metz ve Rheims şehirlerini zapt eden Hun kuvvetleri bugünkü Paris yakınlarında bulunan Orleans'a ulaşmıştı.Aetius'ta o sırada oraya varmış bulunuyordu.Fakat karşılaşma için Attila Katalanum bölgesini daha uygun buluyordu. Savaş burada oldu. (Paris'in güney doğusu)


Savaş nerdeyse bir gün sürdü.Her iki tarafta ağır kayıplar verdi. Gündüz yapılan savaştan kesin sonuç çıkmadı, ancak gece olduğu zaman Roma ordusu dağılmıştı. Birlikleri arasındaki irtibatı kaybeden Aetius yanlışlıkla düştüğü Hun birlikleri arasından güçlükle kurtuldu. Roma'nın müttefiki olan Batı Gotlarının kralı Theodorik savaş meydanında ölmüştü.Ertesi sabah, babasının cesedini almaya gelen yeni Got kralı, ordusunu toplayarak savaş meydanını terk etti. Ağır kayıplara uğrayan Frank kuvvetleri de onları takip etti. Aetius müttefiksiz ve desteksiz kalmıştı. Buna karşılık Attila gayesine ulaşmış oldu. Bunun sonucu olarak ünlü Aetius Roma'da gözden düşmüş oldu.


Attila, ordularını Galya ortasından oldukça sağlam ve disiplin içerisinde 20 gün gibi kısa bir süre içinde kendi başkent bölgesine getirdi.


Daha bir yıl geçmeden Attila İtalya seferine başladığı zaman, Roma'nın Hunlara karşı çıkarabileceği kuvveti kalmamıştı. Karşı koymanın imkansızlığı karşısında Aetius bile, imparator Valentinianus'u İtalya'yı terke teşvik ediyordu.


İTALYA SEFERİ

Attila 452 baharında 100.000 kişilik ordusunu Julia Alplerinden aşırarak Venedik düzlüğüne indi. Po ovasına girdi ve güneye doğru ilerleyerek Roma'nın o zamanki başkenti Ravenna'yı tehdite başladı.


Saray büyük bir dehşet içindeydi. Halk telaşlı, senato ne olursa olsun barış yapmağa kararlıydı. Kilisede bu görüşe katıldı. Hitabı ile ünlü PAPA 1. LEO başkanlığında büyük bir heyet hazırlandı. Attila bu heyeti ordugahında kabul etti.


Papa İmparator ve bütün Hrıstiyan dünyası adına Büyük Türk hükümdarından Roma'yı affetmesini rica etti. Papanın ağzından Roma'nın teslim olduğunu işiten Attila, bu ricayı kabul etti.


Beş yıl kadar önce nasıl ki Bizans'ı tahrip etmekten kaçındı ise Çok eski bir medeniyete sahip olan Roma'yı da bundan dolayı korumayı vazife saydı.


Tıpkı Bizans gibi artık Roma'da onun iradesine bağlı oldu.


ATTİLA'NIN ÖLÜMÜ VE HUN BİRLİĞİNİN DAĞILIŞI

Dünya hakimiyetinin gerçekleşmesi için artık son engel İran'daki Sasaniler kalmıştı. İtalya dönüşü artık sıra buraya gelmişti. Fakat bu Attila'ya nasip olmadı. Sefer dönüşü (rivayete göre evlendiği gece) ağzından ve burnundan kan boşalmak suretiyle öldü (453). Öldüğünde 60 yaşlarındaydı.




ATTİLA'NIN ÇOCUKLARI

Attila'nın eşi ARIKAN'dan olan üç oğlu vardı. İlek, Dengizik ve İrnek. Üçüde babalarının yerini tutamadılar. İlek imp. oldu fakat ayaklanan Germen kavimleri ile savaşırken öldü (454) Dengizik çok cesurdu ama o da siyaseti bilmiyordu. Çok çalıştı ama neticede Bir Bizanslı tarafından öldürüldü (469). İrnek ise kardeşleri ölünce artık Orta Avrupa'da tutunmanın zorluğunu anladı. Savaşlardan yorgun düşen Hun birliklerinin büyük kısmı ile Karadenizin batı kıyılarına döndü. Burada Türkler yaşamakta idi. İrnek idaresindeki Hun'lar Bulgar ve Macar'ların ortaya çıkmasında büyük rol oynamıştır.






3. Göktürk Devleti




GÖK-TÜRK HAKANLIKLARI

6. asır ortalarında kurulan Gök-Türk hakanlığı, Türk kültürünün en iyi temsilcisi olmuştur. Bu yönüyle Asya'daki Büyük Hun Devleti'nden sonra ikinci büyük Türk devleti değerini taşır. Gök-Türk Hakanlığı "TÜRK" sözünü ilk defa milli devlet adı olarak kabul etti.


Doğudaki Yakut Türkleriyle, batıdaki Oğur Türklerinin bir kısmı dışındaki bütün Türk asıllı kütleleri birleştirip bir çatı altında toplamayı başarmıştır.




Bu kütleler daha sonra gittikleri yerlerde "Türk" adını ve Gök-Türk idari, siyasi ve iktisadi geleneklerini yaşatmışlardır. Bu Türklerin tarihinde Gök-Türk teşkilatının, edebiyatının, hayat anlayışının ve töresinin izleri devamlı olarak görülmüştür. Orta-Asya, Türkistan, Maveraünnehir, Kuzey Hindistan, İran, Anadolu, Irak, Suriye ve Balkan Türkleri, Göktürk'ler yolu ile Türk'tür.


6. - 9.YÜZYILLARDA ORTA ASYA

1-TÖLES'LER:


Bütün Orta Asya'da yayılmış olan en kalabalık Türk grubudur. 50 kadar kabileden meydana gelmekteydi. Bu kabileler Hun'lardan geldikleri gibi, dilleri ve örf adetleri de Göktürkler'inki ile aynı idi. Göktürkler zamanında Orta ve doğu Asya da gruplaşan Töles'ler rol oynamıştır.


2-TARDUŞ'LAR:


Töles'lerin en zengin ve cesur kabilesi olup Orhun nehri ile Altaylar arasında bulunuyorlardı.

3-UYGURLAR:


Tola Irmağının kuzey bölgesinde yer almışlardı.


4-ON-OKLAR:


Altayların batısında Seyhun yakınlarına kadar uzanan geniş bölgeye yayılmışlardı. 10 kabileden kurulu olup "Batı Göktürkleri" diye anılırlardı. Türgiş'ler ve Karluk'lar bunlar arasındadır.

5-BASMIL'LAR:


Daha çok İç Asya'da BEŞBALIK havalisinde görülen Basmıl'ların yabancı bir kavim olup Türklerle karıştığı belirtilmektedir.

6-KIRGIZ'LAR:


Baykal'ın batısında Yenisey ırmağının kaynakları bölgesinde idi.

7-OĞUZ'LAR:


Selenga Irmağı-Ötüken bölgesinde bulunuyorlardı.

8-KİTAN, TATABI, DOKUZ-TATAR, OTUZ-TATAR:


Moğol soyundan kabileler doğu bölgesinde KERULEN ve ONON nehirleri çevresinde yaşıyorlardı.


Bu topluluklar, zaman zaman yer değiştirdikleri gibi, arada bir çözülen boylardan yeni birlikler de meydana gelmekteydi. Yani bu etnik yapı oldukça hareketli ve oynaktı.



I.GÖKTÜRK DEVLETİ


Göktürk'ler tarih sahnesine Altay dağlarının doğu eteklerinde çıkmışlardır. Demircilikle uğraşıyorlar ve Juan-Juan'lara silah yapıyorlardı. Türk kütlesi Juan-Juan'lara federatif nitelikte bir bağla bağlıydı.


Göktürk Devletinin kurucusu BUMİN'in atası "ŞAD" ünvanını taşıyordu. (Bilge Şad) Bumin'den hemen önce gelen TUVU adlı kralda "büyük yabgu" olarak tanınıyordu.


GÖKTÜRK DEVLETİNİN KURULUŞU VE BUMİN KAĞAN

Bumin 534 yılında Kuzey Tabgaç hükümeti ile siyasi ilişki kurmuştu. 542 yılında akıncılarının başında HUANG-HO ırmağı yakınlarında görülmüştü. 545 yılında Tabgaç hükümdarının gönderdiği elçiyi "İmparatorluktan nezdimize elçi geldi, devletimiz bundan gurur duyar" sözleri ile karşılamıştı.


Bumin Juan-Juan'lara karşı ayaklanan bir kısım Toles'lerin isyanını 546'da bastırmıştı. O devlet hükümdarı ile eş değerde olduğunu göstermek için Juan-Juan devletinin hükümdarının kızı ile evlenmek istedi ama bu isteği kabaca reddedildi. Bunu üzerine Batı Tabgaç prensesi ile evlendi ve Juan-Juan'lara savaş açtı. Savaşı üstün bir şekilde kazandı Juan-Juan hükümdarı intihar etti.


Bu zafer üzerine Bumin "İL-KAĞAN" ünvanını alarak hakanlığını kurdu. Eski Hun İmp. başkent bölgesi olan Ötüken'i merkez yaptı(552) ve aynı yıl içinde öldü.


MUKAN KAĞAN'IN HÜKÜMDAR OLUŞU

Bumin Devletinin batı kanadını "yabgu" unvanını taşımak üzere küçük kardeşi İstemi'ye vermişti. İstemi batıda fetihlerine devam ederken Ötüken'de Bumin'in oğlu KOLO iktidara geçti. Fakat o da çok yaşamadı. Bunun üzerine MUKAN hakan oldu. (553)


Tarihi kayıtlar Mukan Kağan'ın heybetli bir görünüşü,parlak ve etkili gözleri olduğunu yazar. Kudretli ve haşin bir hükümdar olduğu da belirtilmiştir. İktidarı zamanında (553-572)Göktürk Devleti haşmetli çağına ulaşmıştır.


Mukan Kağan Juan-Juan'lara son bir darbe daha indirerek bu devletin tamamen tarih sahnesinden silinmesini sağladı. Daha sonra doğuda Kitan'ların, Kuzeyda Kırgız'ların ülkelerini hakimiyeti altına aldı. Çin'de Batı Tabgaç'ların yerine geçen Çu Hanedanı ile öteki Çi Hanedanını baskı altına aldı. Batıda İstemi'nin harekatı devam ediyordu. Bu bölgedeki Ak-Hun devleti ile Maveraünnehir halkı Çin'den yardım istemişlerdi. Onlara Çin askeri desteğinin sağlanmasını önledi.


564'ten sonra Çi başkentini kuşatan Mukan Kağan kızı Aşına'yı Çu İmparatoru ile evlendirdi. Geniş ülkelere ve 100.000 kişilik bir orduya sahip olan Göktürk hakanı Çin İmp. tarafından akrabalık kurma yolu ile yatıştırılmıştı.


İSTEMİ YABGU VE BATI SİYASETİ

Mukan'ın emrindeki ordu Hakanlığın doğu kanadının ordusuydu. İstemi kumandasındaki ordu ise batı bölgesinde hareket halindeydi. İstemi Altayların batısını Isık Gölü ve Tanrı Dağlarına kadar kısa zamanda hakimiyetine aldı. Geniş çaptaki siyasi ve askeri faaliyetleriyle Orta çağın en büyük iki devleti olan Sasani İmp. ve Bizans'ı Göktürk politikasının izinde yürütmeyi başardı. Böylece Türk Hakanlığını bir dünya devleti durumuna yükseltti.


O zamanlar Ak-Hun'lar ipek transit ticaretini ellerinde tutuyorlardı. İstemi onları baskı altına aldıktan hemen sonra müttefiki durumundaki Sasani hükümdarı Anuşirvan'a kızını vererek evlilik yoluyla akraba bağı kurdu. Bu iki müttefik tarafından sıkıştırılan Ak-Hun Devleti yıkıldı ve toprakları bu iki devlet tarafından paylaşıldı. Maveraünnehir, Fergana'nın bir kısmı Batı Türkistan'ın güneyi, Kaşgar, Hoten vb. Göktürkler'in eline geçti. Böylece İç Asya kervan yolu üçüncü kez Türklerin kontrolüne girmiş oldu.


Ancak bu sırada Sasani hükümdarı Anuşirvan huzursuzluk çıkarmaya başladı. Ak-Hun'lara karşı kazanılan zaferde pek faydası olmamıştı,buna rağmen aslan payını almıştı. Yinede memnun değildi.Kervan yolu üzerindeki Maveraünnehir'i ele geçirmek istiyordu. Ayrıca ipek ticareti dolayısıyla Türklerin eline geçen yüksek gelirden onları mahrum bırakmak istiyordu. Bu gergin ortamda İstemi'nin gönderdiği elçileri bile hile yaparak öldürttü.


Göktürk fetihleri bu sırada Hazar Aral kuzeyine doğru gelişmekte idi. İstemi İran ile uzlaşmaktan ümidini kesince, Bizans'a döndü. İstanbul'a bir elçilik heyeti gönderdi. Sogd'lu tacir ve diplomat MANYAK bu heyetin başkanıydı. (568)

Tarihte Orta Asya'dan Doğu Roma'ya giden ilk resmi heyet budur.


İpek meselesi Göktürkler kadar Bizans'ı da yakından ilgilendiriyordu. Onlarda Sasani'lerin aracılığından kurtulmak istiyordu. Bu bakımdan Bizans imp. 2.Justinos Türk elçilerini ilgi ile karşıladı. İstemi'nin Türkçe gönderdiği mektuptan ve Manyak'ın ağzından işin ciddiyetini anladı.


2.Justinos, ittifak anlaşması yapmak üzere Bizans umumi valilerinden ZEMARKHOS başkanlığında bir heyeti İstemi'ye gönderdi. Bizans elçileri Türk heyeti ile birlikte Karadeniz, Kafkaslar, Hazar Denizi, Aral Gölü, Talas yolunu takip ederek Tanrı Dağlarındaki Ak Dağ'da İstemi Yabgu'nun huzuruna çıktılar.


İstemi'nin Bizans ile anlaşma siyaseti istenilen sonucu verdi ve 571 yılında Sasani Bizans çatışması başladı. Bu sırada Göktürklerin hakimiyeti Harezm'e ve daha kuzeye doğru yayılmış ve oralarda Taşkent vb. gibi 8 bölge hakanlığa bağlanmıştı. İsteminin orduları Azerbaycan'a girdi.


Bu arada Göktürk Bizans siyasi ilişkileri bozuldu. Çünkü Bizans'lılar Güney Kafkasya'daki Sabar Türk hakimiyetini yıkarak bu Türk kütlesini dağıtmış Juan-Juan artıklarını ise ülkesinde barındırmaya başlamıştı. Böylece Göktürklerin Azerbaycan üzerinden gelerek Güney Kafkasya'daki Türklerle bağlantı kurma teşebbüsünü de engellemiş oluyordu. Bu sebeplerle İstemi doğrudan doğruya İran'a hücum etmedi. Fakat İstemi Yabgu'nun geliştirdiği siyasetin bir başka önemli sonucu da şu idi: 19 yıl süren Sasani Bizans mücadelesinden sonrada iki devletin arası düzelmemişti. Nihayet Bizans İmp. Herakleios'un Sasani başkentine kadar uzanan seferleri (622-628) bu devletin son mecalini de kırmış, bu durum İran'da İslamiyet'in yayılmasında büyük önem arz etmişti.




MUKAN KAĞAN'IN ÖLÜMÜ

İstemi Yabgu'nun faaliyetleri de dahil olmak üzere Göktürk İmp.daki bütün askeri,siyasi teşebbüsler Mukan Kağan adına yapılmaktaydı. Bu büyük eşsiz hükümdar 572 yılında öldü. Ötüken'de büyük bir cenaze töreni düzenlendi. Bu törene komşu devlet ve kavimler hususi heyetlerle katıldılar. Bizans'ta törene heyet gönderen devletler arasındaydı.


Mukan Göktürk Devleti'ni muazzam bir genişliğe ulaştırmıştı. (Yaklaşık olarak 10,5 milyon km kare) Hatırası uzun zaman unutulmadı. Türkler onu saygı ile anar oldular. Orhun Kitabelerinde şahsiyeti şöyle belirtilmiştir:


"Dört tarafa ordu gönderip kavimleri hep itaat altına almış, başlılara baş eğdirmiş, dizliler diz çöktürmüş; ileride Kadırgan (Kingan) Dağlarına, geride Demirkapı'ya (Maveraünnehir) kadar Türk milletini hakim kılmış; bu ülkeler arasında Göktürk kavmi İdi-Oksız (Hür,bağımsız) oturur olmuş, bilge kağan imiş, alp kağan imiş, buyruk ve beğleri, kavmi hep bilge ve cesur imişler..."


MUKAN'DAN SONRA GÖK-TÜRK HAKANLIĞI

Mukan'ın yerine kardeşi TAPO geçti. (572-581) Kudretli hakanlığın yeni hükümdarını tebrik etmek için Çin'deki Çu ve Çi hanedanları heyetler gönderdiler. Çu heyeti 100.000 top ipekle Ötüken'e gelmişti. Çi heyetine ise bu devletin başkumandanı başkanlık ediyordu. Yeni Kağan Çu ve Çi imp. "oğullarım" diye hitap ediyordu. Bu bütün kuzey Çin'in Türk himayesine alındığını gösteriyordu.


Tapo ülkenin çok genişlediğini düşünerek doğrudan doğruya kendisi idaresinde bulunan kanadı ikiye ayırdı. Doğuya yeğeni İşbara'yı Batıya da küçük kardeşi Jo-Tan'ı "kağan" unvanları ile tayin etti. Bir Çin prensesi ile evlenmek düşüncesine kapılan Tapo,budist misyonerlerinin sözlerine kanarak Buda dinini korumağa kalktı. Halbuki bu dinin Türk bünyesine uymadığı yönleri kendisinden önceki yöneticiler tarafından ortaya konulmuştur. Bir Budist tapınağı ve Buda heykeli yaptırdı.


Tapo dış siyasette de yanlış adımlar etti. Çin'deki Çu hanedanı 577'de Çi'leri ortadan kaldırmıştır. Bir Çi prensi kaçarak Göktürklere sığınmıştı. Tapo bu prensi "Çin Kaganı " ilan etti. Bu durumdan dolayı Çu'larla arası açıldı. Kalabalık bir ordu ile Çin üzerine yürüdü. Kendisine yeni bir Çin'li prenses vaat edilince harekatı durdurdu. Fakat Çinlilerin yeni bir şartı vardı. Çin prensesinin karşılığında,Göktürk'lere sığınmış olan Çin prensinin teslimi isteniyordu.


Bir av esnasında bu prensin Çu'lar tarafından kaçırılmasına göz yumulduğu için Tapo'nun millet arasındaki itibarı çok sarsıldı. Böylece Göktürk birliğinde ve kültüründe çatlaklar belirmeye başladı.


Aynı yıllarda önemli bir hadisede İstemi Yabgu'nun ölümü oldu (576). Bu büyük şahsiyetin ölümü de Göktürk topluluğunda sarsıntılar yarattı. İstemi'nin hatırası da Türkler tarafından Mukan Kağan gibi saygı ile muhafaza edildi. Kitabelerde bile, resmi ünvanı "Yabgu" olan İstemi; "kağan" olarak belirtilmiştir.




HAKANLIĞIN İKİYE BÖLÜNÜŞÜ

Bu sıralarda Göktürk imp., sınırları en geniş olduğu dönemleri yaşıyordu. Batıda Kafkasya'nın kuzeyine ulaşılmıştı. Bizans tehdit ediliyordu. Kırım'da Bizans'a ait olan ünlü KERÇ Kalesi Türk kuvvetleri tarafından feth edilmişti. Göktürk hakimiyeti doğuda Mançurya'dan batıda Karadeniz kıyılarına ulaşıyordu. (576)


İstemi'nin yerine oğlu TARDU geçti. Cesareti ve savaşçılığı ile babasına benzeyen Tardu siyasi ihtirasını engelleyemedi; Tapo ise hakanın devlet bünyesinde açtığı yaraları büsbütün derinleştirdi.


Mukan'ın oğlu, hakanlığın kendisine verilmiş olmamasından dolayı küskündü. Çinliler onu Tapo'ya karşı kullanarak Tardu'nun yanına gitmesini öğütlediler. Halbuki Mukan bile, onu kendi yerine namzet göstermemişti. Çünki annesi Türk soyundan değildi. Tapo ölürken bu prensin hakan olmasını vasiyet etmişti, fakat devlet meclisi bunu kabul etmeyerek İŞBARA'yı hakanlığa getirmişti.


Çin Göktürkler arasındaki bu ayrılığı körüklemeye devam etti. Mukan'ın oğlu ile İstemi'nin oğlu birleşerek yeni hakanla savaşa hazırlandılar. Doğudaki İşbara Kağan'da o sırada bir başka Çinlinin Çu prensesi olan karısının telkinlerine kapılmıştı. Bu prenses Çu'ları yıkarak Çin'de iktidarı ele geçiren Sui hanedanından, kendi ailesinin öcünü almak için İşbara'yı sıkıştırıyordu.


İşbara Çin'e kuvvet sevk etti. Sui imp.ise 10.000 kadar Türk'ü Çin'den uzaklaştırdı. Bunlar eskiden beri Çin şehirlerinde ticaretle uğraşıyorlardı ve dostluk münasebetleri çerçevesinde bazı imtiyazlara sahip bulunuyorlardı.


İşbara'nın ordusu ile Çin'e girmesi üzerine Çin entrikaları büsbütün yoğunlaştı. Çin imp.derhal Tardu'ya altın kurt başlı bir sancak gönderip onu Göktürk hakanı olarak tanıdığını bildirdi. İşbara, Çin'de düşman askerlerine ilaveten kendi kumandaları arasına sokulmuş bölücü eğilimlerle de mücadele ederken Tardu, hakanlığın doğu kanadının yüksek hakimiyetini tanımadığını ilan etti. (582)


Çin'de 350 yıldan beri ilk defa siyasi birlik kurulmuştu. Sui sülalesi,sonraki kudretli TANG Hanedanına siyasi yönden basamak vazifesi görmek üzere iktidarı ele geçirmişti. Bu iktidarın başladığı yıllarda, Göktürk hakanlığı ise resmen ikiye bölündü.


DOĞU GÖK-TÜRK HAKANLIĞI

İşbara zor şartlar altında idi. Yüksek rütbeli kumandanlardan şüphelenmeğe ve onları cezalandırmağa başladı. Bu davranışları karşısında bazı prenslerle kumandanlardan bir kısmı Çin'den yardım istemek zorunda kaldı. Çevresinde nefret ve korku uyandıran İşbara'da kudretinden çok şey kaybettiğini görüyordu. Kendiside Çin hükümdarına başvurarak barış dileğinde bulundu. Çinliler bunu sevinçle karşıladılar ve ünlü Çin generali Çang-sun Şeng başkanlığında bir heyeti İşbara'ya gönderdiler.


İşbara ile yıllarca mücadele eden bu adam Türkleri çok yakından tanıyordu. General görüşmede İşbara'ya karısının ve diğer Türk ileri gelenlerinin önünde hakaret edecek kadar ileri gitti. "Çin imp. oğlu" olduğunu kabul eden İşbara'yı BENDE ilan ettikten sonra ülkesine döndü.


Doğu Göktürk Hakanlığı böylece Çin himayesine girmiş oldu.


ÇİN BASKISI

Türkleri büsbütün Çinlileştirmek maksatıyla, halkı Çince konuşmaya, Çinliler gibi giyinmeye, Çin adetlerini kabule zorlaması için İşbara'yı sıkıştırmaya başladı.


Hakan, Çin imp. gönderdiği 585 tarihli mektubunda bu istekleri şöyle cevaplandırdı: "Size bağlı kalacak, haraç verecek, kıymetli atlar hediye edeceğim. Fakat dilimizi değiştiremem, uzun saçlarımızı kestiremem, halkıma sizin elbiselerinizi giydiremem, adetlerinizi, kanunlarınızı alamam. Bütün bunların imkanı yoktur, çünkü bu bakımdan halkım, bütün milletim hassasiyetle çarpan tek bir kalptir." ve fakat ilave ediyordu: "Sui imparatoru dünyanın gerçek hakimidir. Gökte iki güneş olmadığı gibi, yerde de iki hükümdar olmamalıdır."


Göktürk Hakanlığı parçalanmıştı. Devlete bağlı kütleler ayaklanıyordu. Türkler Çin'e iltica etmeye başlamıştı. Türk hükümdar ailesi mensupları birbirine düşmüştü. Bu karışıklıkta İşbara öldü. (587) Yerine kardeşi YEHU geçti.


Gerek Yehu,gerek ondan sonra iktidara gelen TÜLAN zamanlarında durum düzelmedi. Ünlü Çin generali Çang-Sun Şeng, Göktürk Hakanlığı'nı büsbütün çökertmek için elinden geleni yapıyordu. Ayrıca elçi olarak geldiği Ötüken'de türlü hilelerle Türk hanedan üyelerini birbirine düşürüyordu. Çinli generalin en büyük destekçisi ise hakanın karısı olan Çin'li prensesti.


Evvelce Çin'le arası iyi olan Tardu bu sefer Doğu Hakanlığını idaresi altına almak istemişti. Bu yüzden Çinliler Doğu Hakanı KİMİN'i Tardu'ya karşı kullanmaya başladılar.


Kimin Çin imp. gönderdiği 607'deki mektupta "Haşmetpenah'ın aciz bir bende si" olduğunu, hatta vaktiyle İşbara'nın bile reddettiği "Türk kavmini Çinliler gibi yapmağa giyim adet ve dilde Çinlileştirmeğe, hazır bulunduğunu" yazabilmiştir.


ŞİPİ KAĞAN

Kimin'in ölümü üzerine yerine geçen oğlu ŞİPİ (609-619) Türklerin çok kırılmış olan gururunu ve şerefini, biraz kurtarabildi. O da bir Çin'li prensesle evlendi ama bunu Çin'in iç işlerine karışmasını önleyici bir paravan olarak kullanmayı başardı. Hakanlık topraklarındaki karışıklığı giderdi. Hatta batıda Tibet'e doğuda Amur'a kadar olan bölgeleri idaresi altına aldı.


Durumdan endişe eden Çinliler değişmez planlarını ortaya tekrar çıkardılar. Türk Hükümdar ailesi içinde ayrılık yaratmak için Şipi'nin küçük kardeşi ÇİKİ ŞAD'a hakanlık teklif ettiler. Çin hakimiyetinin rezaletlerini ve milletin perişanlığını gören genç Türk prensi bu teklifi reddetti, kendisine vaat edilen Çinli prensesi de geri çevirdi.


Çinliler bu sefer başka bir yol denediler: Göktürk komutanlarından birini pusuya düşürerek öldürdüler. Sonra da Hakana, bu komutanı kendilerine başvurarak işbirliği teklif ettiğini,fakat "aradaki dostluktan" dolayı onu ortadan kaldırmayı uygun bulduklarını bildirdiler. Böylece Hakanla Göktürk başbuğlarının arasını açmayı tasarlıyorlardı. Fakat Şipi bu oyuna gelmedi. Bu davranışların Çin Türk anlaşmasını bozduğunu ileri sürerek yıllık ödedikleri haracı kestiler, savaşa hazırlandılar.


Göktürk Hakanı kuzey eyaletlerinde geziye çıkmış bulunan Çin imp. bir baskınla ele geçirmeyi planladı. Fakat bu gizli planı, Ötüken'de oturan Çinli prenses el altından Çin'e ulaştırdı. İmparator süratle geri dönmeye başladı. Yine de, kendisini takip eden Göktürk süvarileri tarafından Yen-men mevkiinde kuşatıldı. Hiçbir kurtuluş ümidinin kalmadığı, Çin hükümdarının büyük bir kedere kapılarak ağladığı sırada, yine Çinli prenses imdada yetişti: Göktürk ülkesinde büyük bir isyanın çıktığı söylentisini yayarak Türk ordusunun geri çekilmesini sağladı.(615)


Çin imp. itibarı, hile ile kurtulmasına rağmen çok sarsılmıştı. Ülkesindeki muhalefet gittikçe güçleniyordu. Göktürk Hakanı da ,eski Çin siyasetini şimdi onlara karşı kullanmağa başlamıştı.


Çin sarayını yağmalayarak aldığı kıymetli eşyayı kendisine sunan mülteci Çin kumandanlarından birini Şipi Kağan "Çin İmp." ilan etti. Kendisine kurt başlı bir sancak verdi (617). Başka bir Çinli kumandanı da "Batı Çin Kağanı" ilan ederek Sui hanedanına karşı sefere çıktı. Ayrıca Çin umumi valilerinden Lİ-YÜAN'ı himayesine alarak destekledi. Onunla anlaşma yaptı. Li yüan, Türk ordusunun yardımı ile Sui Hanedanını iktidardan indirdi. Çin başkentindeki imp. hazinesi Li Yüan tarafından Hakana takdim edildi. Yeni imp., ayrıca 30.000 ton ipek ve yıllık vergi vermeyi kabul etti.


Sui'lerin böylece Çin'deki hakimiyet,de sona ermiş oluyordu. Li Yüan, 300 yıl sürecek olan ünlü TANG sülalesini kurdu ve KAO-ÇU ünvanını aldı.


Şipi'den sonra iktidar olan ÇULO (619-621) Çin'e karşı kardeşinin sert siyasetini devam ettirdi. Türk yardımı ile Çin tahtına kavuşan Li Yüan'ın tutumu kısa zamanda değişmiş, Çulo bunun için Sui sülalesini tekrar canlandırmağa karar vermişti. O da bir Çin prensesi ile evliydi. Bu prenses Çulo'yu zehirleyerek öldürmüştür.


DOĞU GÖK-TÜRK DEVLETİNİN YIKILIŞI

Çulo'nun yerine kardeşi KİELİ Hakan oldu. Devlet idaresinde yeterli olamayan Kieli, Çin imp. ağır dille mektuplar yazarak onun harekete geçmesine sebep olmuştur. Çin'e karşı plansız ve düzensiz savaşlara girişti. Bir iki defa yenildi. Tutumu millette güvensizliğe yol açtı.


Tarduş'lar, Bayırku'lar, Uygur'lar ayaklandılar. Türk himayesine sığınmış Çinlilerden çoğu af dileyerek Çin'e geri döndüler. Nihayet Kieli Hakan, kuşattığı bir şehir önünde yenilerek çekilirken yakalandı ve Çin başkentine gönderildi. Doğu Göktürklerin bağımsızlığı böylece sona ermiş oldu. (630)


İLGİNÇ BİR TÜRK AYAKLANMASI

Doğu Göktürk hakimiyetinin sona ermesinden hemen sonra yaklaşık olarak 646-649 yıllarında ufak tefek isyanlar çıkmaya başladı. Bunlardan Aşına ailesinden bir prens Altaylar'da Türk hakanlığını yeniden diriltmeye çalıştı. Yine Göktürk Hakanları soyundan TUÇİ, On-Okların başına "Kağan" olarak geçti ve Çin'e karşı Tibetlilerle işbirliği yaptı. (676-678) Bu hareketler Çinliler tarafından şiddetle bastırılmıştır.


Çin hakimiyetine karşı ayaklanmaların en ilginç olanı ise "Kürşad İhtilalidir". Eski Göktürk Hakanı YEHU' nun oğlu olan Kürşad; Çin sarayında muhafız olarak bulunuyordu. Bu cesur Türk Prensi Türk devletini diriltmek için 39 arkadaşıyla beraber bazı zamanlar şehirde yalnız başına dolaşan Çin imp. ele geçirmek için plan yapmış fakat planın uygulanacağı gece çıkan fırtına sebebiyle şehri dolaşmaya çıkmayan imp.planı bozmuştu. Ancak planın bozulmasına tahammül edemeyen Kürşad ve arkadaşları Çin sarayını basmaya karar vermişler, saraya da girmelerine rağmen olaydan haberdar olan Çin ordusunun önünde mücadele verememiş, neticede VEY IRMAĞI' na doğru çekilmişlerse de hepsi öldürülmüştür. (639)


BATI GÖK-TÜRK HAKANLIĞI

İstemi Yabgu'nun oğlu Tardu Doğu Göktürk Hakanlığı ile olan ilgisini 582 yılında resmen kesmişti. Hükümdar Tardu Kağan önce Hoten bölgesin İmp. bağladı. Şehinşah 4.ORMUZD (Türkoğlu) zamanında, Bizans Sasani savaşlarında İran'ın iç işlerine karışmaya başladı. 588-589 da bir Türk ordusu Kafkasya'da DERBEND'i kuşatırken, başka bir Göktürk komutanı da Horasan'da Herat ve Badgis havalisine girdi. Bu ikinci orduyu ünlü Sasani kumandanı Behram Çupin durdurdu. Behram daha sonra isyan etmiş ve hükümdarın yerine oğlu Hüsrev Pervizi geçirmişti. Bunun üzerine Sasani imp. sarsılmış ve Bizans'ında karışmasıyla yenilen Behram Batı Göktürklere sığındı.


TARDU'NUN HÜKÜMDAR OLUŞU

Doğu Göktürklerin iç işlerine karışan Çin'in Tülan ve kardeşi Tulı'yı savaştırması sonucu Batı Göktürk hakanı Tardu Çin üzerine sefere çıktı. Kuzey Çin topraklarında süratle ilerledi, Ötüken, Kuzeybatı Moğolistan, Aral Gölü havalisi, Kaşgar, Maveraünnehir ve Merv'e kadar olan bölgeleri ele geçirdi. Neticede bu başarılardan sonra kendisi "Ulu Kağan (Bilge Kağan)" ünvanını almıştır.


Tardu Çinlilerle mücadele ederken O ünlü Çin komutanı Çang-sun Şeng'in oyununa gelmiş; Türk ordusunun geçeceği yollardaki suları, kuyuları, pınarları zehirleyen bu general yüzünden ağır asker ve at kayıpları vermişti. Çekilmek zorunda kaldı. (600) Başarısızlığı ülkede tepki yaratmıştı. Tardu bütün amacı ve ideali olan Göktürk birliğini gerçekleştirmek için çok şiddetli davranmıştı. Huzursuzluğu önlemek için başkentin yakınlarında yaptığı bir savaşta sonuç alamaması üzerine birçok Türk boyları ve yabancılar ayaklandı. Tardu bunlarla başa çıkamadı ve KUKO-NOR havalisinde kayıplara karıştı. (603)


TONG YABGU

Tardu'nun yok olması üzerine, ülkedeki devlet düzeni bozulmaya başladı. Bu sırada Doğu Göktürk kanadında Şipi Kağan yeni bir kudret olarak ortaya çıkmıştı. Tardu'nun torunu HOSANA, Şipi'ye karşı Çinli Sui Hanedanı ile işbirliğine kalktı.hatta ülkesini bırakarak, Çin sarayında yaşamaya başladı. Bunun üzerine Şipi onu Çin sarayından alarak idam ettirdi.


Batı Göktürk Devletinin durumu Devlet meclisinin Hakan ilan ettiği Tardu soyundan Sİ-KOEİ zamanında düzelmeye başladı. Fakat asıl huzur, Tardu'nun küçük torunu olan TONG YABGU devrinde görüldü. (618-630) Akıllı ve cesur olan bu Hakan aynı zamanda iyi bir savaşçı ve seçkin bir tabyeci idi. Töles'leri kendine bağladığı gibi, İranlıları mağlup etmiş, Güneyde Kandahar'a kadar ilerlemişti. Ordusunu derleyip toparlamış ve hatta bir kaç yüz bin den fazla süvariden oluşan bir kuvvet kurmuştu.


BATI GÖKTÜRK DEVLETİNİN YIKILIŞI

Batı Göktürk devletinin bu kadar iyi duruma gelmesinden ürken Doğu Göktürk hakanı Kieli On-Oklar ve Karluk'ları isyana teşvik ediyordu. Nihayet bunların ayaklandığı bir sırada Tong Yabgu daha müdahaleye fırsat bulamadan, amcası SEPİ tarafından öldürüldü. Bunun üzerine ülkede kargaşa hakim oldu. Bir kısım halk Sepi'yi istemedi. Nihayet uzun tartışmalardan sonra Tong Yabgu'nun oğlu Se-Yabgu üzerinde anlaşıldı. Bu defa Töles'ler ayaklandılar. Güçsüz düşen devlet Çin'e bağlanarak istiklalini kaybetti.(630)


ZOR GEÇEN YILLAR

630 yılı Göktürkler için tam bir felaket olmuştu. Hem Doğu Göktürk, hem de Batı Göktürk Hakanlığı aynı akıbete uğramış bu tarihte Çin'e boyun eğmiştir. 630-680 yılları arası Göktürk'ler için matemli bir devre oldu. Bu dönemde Türkler, varlıklarını, dillerini ve geleneklerini muhafaza ettiler ise de bağımsız bir devletten yosunluk onlara derin bir üzüntü kaynağı oldu.


Orhun kitabelerinde bu zaman hakkında şöyle bir deyim vardır: "Ülkeli bir kavim idim,şimdi ülkem nerede?. Hakanlı bir kavim idim, şimdi Hakan nerede?..."


Göktürkleri bu felakete sürükleyen sebepler, Orhun Yazıtlarına göre şu üç noktada toplanmaktadır:

1-Güçlü ve dirayetli Hakanlardan sonra gelen hakanların zayıf ve yetersiz oluşları:

"...Kagan bilge imiş,cesur imiş, buyrukları bilge imiş, cesur imiş. Beyleri de kavmi de iyi imiş, böylece ülkeyi tutup töreyi düzenlemişler... Sonra kardeşler, oğullar kağan olmuş, küçük kardeş büyük kardeş gibi yaratılmadığı, oğul babası gibi yaratılmadığı için bilgisiz kağanlar tahta oturmuşlar. Buyrukları da bilgisiz, kötü imişler... Türk beyleri Türk adını unutmuşlar, Çin beylerinin adın almışlar, Çin hakanına boyun eğmişler, elli yıl işlerini, güçlerini (ona ) vermişler..."

2-Türk kavminin uygunsuz tutumu:

"Türk bodunu... Sen aç olduğun zaman tokluğu düşünemezsin, tok olduğun zaman açlık nedir bilmezsin. Bu sebepten hakanın iyi sözlerine kulak vermedin, yurdundan ayrıldın, harap bitkin düştün... Müstakil hakanlığa karşı kendin yanıldın... Doğuya gittin, Batıya gittin. Kutlu yurt Ötüken'i terk ederek gittiğin yerlerde ne yaptın? Su gibi kan akıttın, kemiklerin dağ gibi yığıldı. devlete karşı geldin, onu kötü hale soktun"; "Türk bodunu kendi hakanını bıraktı hüküm altına girdi. Hüküm altına girdiği için tanrı ona ölüm verdi, Türk bodunu mahvoldu."

3-Çin siyaseti ve yıkma propagandası:

"Çin kavminin sözü tatlı, ipeklisi yumuşak imiş; tatlı sözü, yumuşak ipeklisi ile uzak kavimleri aldatıp yaklaştırır imiş. Sonra da fesat bilgisini orada yayarmış; iyi bilge kişi yürütmez imiş. Onun tatlı sözüne, ipeklisine kapılan çok Türk kavmi öldü..." "...Çin kavmi hilekar ve kurnaz olduğu için, beylerle kavim arasına nifak girmesi yüzünden Türk bodunu devletini ve kağanını kaybedivermiş..." "...Çin kağanı, Türk kavmi (ona) bunca işini gücünü verdiği halde Türk kavmini öldüreyim, soyunu mahvedeyim dermiş, mahvetmeğe yürürmüş..."


GÖKTÜRKLER'İN TEKRAR BAĞIMSIZLIĞINA KAVUŞMASI

Türk milletinin yıllar süren bu durumu nihayet tekrar isyan etmeye başlamasıyla son bulma yoluna girdi. Çin içindeki bazı Türk zümrelerinin, bu maksatla başa geçirdikleri Nİ-Şİ-FU davayı kaybetmiş, ve kesilen başı Çin başkenti Lo-yang'a götürülmüştü. (679) Yine Aşına soyundan olup mücadeleye devam eden Fu-Nien kalabalık Çin kuvvetleri karşısında yenilmiş ve 53 arkadaşı ile birlikte Lo-Yang çarşısında idam edilmiştir. (681)


İstiklal savaşına girenlerden birisi de Kutlug'du. Kuzey Çin'de 680'lerde faaliyete geçen Kutlug gizlice teşkilat kurarak etraftaki Göktürk ileri gelenlerini etrafına toplamayı başardı. Harekat hızlı yayıldı. Kutlug'un çağrısı üzerine katılanların sayısı kısa zamanda 5000 kişi kadar oldu. Bunlar arasında en ünlü olanı ünlü devlet adamı ve kumandanı TONYUKUK' tur.


Kutlug ile Tonyukuk,önce Çin eyaletine baskın yaptılar (681). 30.000 kadar at, koyun, deve elde ettiler. Yeni gelen kuvvetlerle birleşerek Gobi Çölü-Orhun Irmağı arasına çekildiler. İstiklal savaşının ikinci durağında hedef Ötüken idi. Burası Türklerin kutlu toprağı sayılıyordu. Büyük Hun İmp. ile 1.Göktürk İmp. nun ağırlık merkezi burası olmuştu.


Ötüken Baykal gölü'nün güney batısında yüksekçe dağlarla çevrili bir saha idi. İklimi ılık ve otlakları bol idi. Selenga Irmağı boylarındaki Oğuz'lar Kutlug hareketinin gelişmesinden kuşkulanıyorlardı. Tedbir olmak üzere Kitan ve Çinlilerle anlaşma yolları aramaya başladılar. Bu durumda gecikmenin tehlikeli olacağı sonucuna varan Kutlug derhal sefere çıktı. Tonyukuk'un tavsiyesi ile baskın şeklinde başlayan savaş "İnekler Gölü" kıyısında zaferle sonuçlandı. (682)Oğuz tehlikesi böylece ortadan kaldırıldı.


II.GÖKTÜRK DEVLETİ

Bu savaş Göktürklerin Ötüken'e hakim olmalarını sağladı.Kutluk "Kagan" ilan edildi ve "İLTERİŞ" ünvanını aldı. İlteriş Türkçe de devleti derleyip, toparlayan manasına gelir.


İLTERİŞ KAĞAN (682-692)

İlteriş önce Devleti teşkilatlandırdı. Kardeşi KAPGAN'ı "ŞAD" öteki kardeşi TO-Sİ-FU'yu "Yabgu" ilan etti. İstiklalin kazanılıp, Devletin kuruluşunda birinci planda rolü olan Tonyukuk, Devlet müşaviri oldu. Tonyukuk ordu ve diplomasi işlerinin düzenlenmesi görevini üzerine aldı.


Yeni Devletin ilk hedefi Çin oldu. Çünkü hem bu devlet sinsi ve hilekar hem de yeni Göktürk Devletinin yiyecek, giyecek ve at gibi şeylere yoğun ihtiyacı vardı. Bu bakımdan Çin'e seferler düzenlendi. 682-687 yıllarında Çin içlerine doğru 46 akın yapıldı. Saldırı hedefi olarak daima Çinlilerin ÇU dedikleri garnizon ve eyalet merkezleri seçiliyordu. Çin orduları bu seferler sonucunda dağıtıldı, 685 ve 687 yıllarında büyük zaferler elde edildi.


İlteriş Kagan Devleti tekrar eski gücüne kavuşturmayı başarmıştı. 2.Göktürk Devletinin milli kahramanı payesine yükselen bu ilk Kağanı 692 yılında öldü.




Kutluk Kağan Çine karşı "Ulusal Kurtuluş Savaşına" girişerek II. Göktürk devletini kurmuştur. Bu özelliği ile Kutluk Kağan, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran M. Kemal Atatürk'e benzer.




İlteriş öldüğü zaman iki oğlunda Bilge 8 Kül-Tegin 7 yaşlarındaydı. Bu sebepten dolayı 27 yaşındaki kardeşi KAPGAN Kağan oldu.




KAPGAN KAĞAN

Bu Türk Hükümdarı Türk tarihinin büyük fatihlerinden biridir. Tonyukuk yine aynı görevini devam ettiriyordu. Kapgan'ın yeğenleri ve oğulları yavaş yavaş Göktürk Hakanlığının seçkin simaları haline gelmeye başlamıştı.


Uzak görüşlü ve büyük devlet adamı Kapgan'ın planı üç ana noktada toplanıyordu:

1-Çin'i baskı altında tutmak.Böylece Türk Devletinin huzuru korunmuş ve halka yetecek ölçüde tarım ürünü elde edilmiş olacaktı.

2-Çin içlerinde dağınık halde yaşayan Türkleri anavatan Ötüken'e çekmek. Bu suretle Türkleri yabancı hakimiyetinden kurtaracağı gibi Türk ülkesinde askeri ve iktisadi kalkınmayı da gerçekleştirmekti.

3-Asya kıtasında ne kadar Türk varsa hepsini Göktürk birliğine bağlamak.


ÇİN VE KİTAN'LAR ÜZERİNE BASKI

Kapgan seferler ve zaferler dizisini 693 Çin baskını ile açtı. Önce Ling-Çu eyaletine şiddetle saldırdı. İlk darbeden sonra, aynı yıl içinde Ling-Çu'ya sekiz sefer daha yaptı. Sonra Ordos'a seferler düzenledi. Bu sırada Kitan'larla Çin bozuşmuştu. Durumu kendi lehine çeviren Kapgan, Çin imparatoriçesini destekledi ve 696'da Kitan'ları ağır bir yenilgiye uğrattı. Zaferden sonra Kapgan Çin İmp. isteklerini bildirdi:


1-Çin topraklarında oturan Türk asıllıların anavatana iadesi,

2-1250 ton tohumluk darı,

3-3000 adet tarım aleti,

4-10.000 libre demir.


KIRGIZ'LARIN BİRLİĞE KATILMASI

Çin'den sonra sıra Yenisey bölgesini ellerinde tutan Kırgız Türklerine gelmişti. Mevsim kış olmasına rağmen sefer kaçınılmaz hale gemişti. Çünkü Çin Kırgız ve On-Oklar arasında anlaşma yapmıştı. Göktürk casuslarından alınan istihbarat bilgilerinde de Altay Dağlarında buluşarak ordularını birleştirip ve doğuya yürüyerek Göktürklere saldırmayı planladıkları yönündeydi.


Kapgan ve Tonyukuk idaresindeki bir Göktürk ordusu yolsuz vadilerden bin zorlukla geçip KÖGMEN DAĞLARI'nı aştı. Anı Irmağı kıyısında Kırgızlara baskın yaptı. Savaşta hanları ölen Kırgızlar fazla direnmeden Göktürk birliğine katıldılar.


ÇİN ÜZERİNE TEKRAR AKINLAR

Şimdi Çin tekrar dağıtılmalıydı. On-Oklar ise sonraya bırakıldı ve tekrar anayurda dönüldü. Bunun için Kapgan,ordusunu ve idareyi yeniden düzenledi.
Korax isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Şu Anki Saat: 07:13


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows