Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-30-2009, 17:11   #1
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart kayıkcı kul mustafa MERSİYENİN TANIMI VE TARİHİ GELİŞİMİ

MERSİYENİN TANIMI VE TARİHİ GELİŞİMİ

Mersiye, Arapça kökenli bir sözcük olup "resa" kökünden gelmektedir. Çoğulu "merâsî" biçiminde yapılır. Bu sözcüğün sözlük karşılığı olarak "birinin ölümü üzerine duyulan teessürü anlatmak için yazılan manzume, ağıt", "ölmüş bir adamın evsaf-ı cemilesini ta'dâdla vefatından dolayı teessüfi mutazammın olarak tanzim olunan nazm veya bu bâbda îrâd olunan nutuk, sagu" gibi benzer ifadelere rastlıyoruz. Bu tanımlardan hareketle, bir terim olarak mersiye şu şekilde açıklanabilir: "Ölen birinin ardından duyulan üzüntüyü dile getirmek, o kişinin iyi taraflarını anlatmak ve ölene karşı şairin ilgisini ifade etmek üzere yazılan lirik şiirlere verilen addır."
Mersiyeler sadece konu bakımından düşünüldükleri zaman, herkesin başına gelecek olan ölüm olgusunun insan üzerinde uyandırdığı duyguları aktarırlar. Ancak bu duygu, gerçekleşmemiş bir ölümün yarattığı korkunun, endişenin değil; ölüm olayının gerçekleşme- sinden sonra duyulan üzüntünün duygusudur. Ölüm, dünya edebiyatının her döneminde şiir başta olmak üzere öykü, roman, tiyatro, deneme gibi diğer türlere de konu olmuştur. Ölüme karşı yaklaşımların ayrı olduğu bu eserlerde ortak olan tek yan, ölüm gerçeğinin kabullenilmesidir.
Edebiyatımızda ölüm konulu şiirlerin çeşitli şekil hususiyetlerine bağlı kalınarak ifade edildiği ilk tür, sagulardır. Sagu, İslamiyet'ten önceki Türk edebiyatında, ölen kişinin ardından yapılan yuğ adlı törenlerde söylenen şiirlerdir. Bu şiirlerde, ölen kişinin hayattayken yaptığı işler ve karakteri yüceltilirdi. Edebiyatımızın sözlü dönemlerine ait olan bu ürünlere ilk kez 11. yüzyılda kaleme alınmış olan ve Türk dilinin zenginliğini, gücünü, önemini ortaya koyan Kaşgarlı Mahmud'a ait "Dîvânü Lügati't-Türk adlı eserimizde rastlıyoruz." Sözlü döneme ait olan bu ürünlerimiz dörtlüklerden oluşur ve hecenin 7'li veya 8'li kalıbıyla söylenirdi. Türk edebiyatına ait sagu örneklerinden en tanınmışı, "Alp Er Tunga" sagusudur.
İslamiyet'in kabul edilmesinden sonra edebiyatımız farklı kollardan gelişmeye başlamıştır. Ölüm konusunu işleyen şiirler halk şiirinde "ağıt", divan şiirinde "mersiye" adını almıştır. Ağıtlar, koşma nazım şeklinin ölüm konusunu işleyen türüne verilen addır. Mersiye ise Arap edebiyatından Fars edebiyatına intikal etmiş, oradan da edebiyatımıza geçmiştir. Mersiyenin bir tür olarak edebiyatımıza girişi XIV. yüzyılın sonu, XV. yüzyılın başıdır. Elimizdeki bilgilere göre, Anadolu'da türün ilk örneği, Ahmedî'nin Germiyan beylerinden Süleyman Şah için yazdığı mersiyedir. Bu yüzyılda Şeyhî, Kemal Ümmî ve Necatî ikişer mersiye; Aynî ise üç mersiye yazmıştır. Ahmet Paşa, Cem Sultan, Firdevsî, Mesîhî, Kıvamî ve Cafer Çelebi de XV. yüzyılda mersiye yazan diğer şairledir.
Mersiye, XVI. yüzyılda hem nicelik hem de nitelik bakımından en büyük dönemini yaşamıştır. Bu yüzyılda Osmanlı Devleti, büyük bir imparatorluk haline gelmiştir. Devletin hemen hemen her alanında görülen değişim ve gelişim, kültür ve edebiyat alanlarını da etkilemiştir. Şair sayısının artışıyla doğru orantılı olarak, mersiye sayısı da artmıştır. Edebiyatımızda XVI. yüzyılda yazılan mersiyelerin sayısı 68'dir. Bu devirde vefat eden kişilerin, hatırı sayılır kişiler olması da mersiye sayısının çokluğunun nedenlerinden biridir. Bu yüzyıl mersiyeleri, biçim ve içerik olarak bir önceki yüzyılın devamı niteliğindedirler. Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu Şehzade Mustafa için yazılan 16 mersiye, edebiyatımızda bir kişiye yazılan en çok mersiye sayısını ifade eder.
XVI. yüzyılın mersiye yazan şairleri, Baki, Taşlıcalı Yahya, Revani, Lâmi'i, Türâbî, Kemal Paşa-zâde, Hayretî, Mahremî, Usûlî, Aşkî, Arşî, Yetim, Nazmî, Hayâlî, Kara Fazlî, Rahmî, Şevkî, Kâdirî, Selîmî, Samî Fünûnî, Mahremî, Nisâyî, Mu'înî, Mustafa, Fevrî, Ubeydî, Ulvî, Hudâî, Cinânî, Mânî, Nev'î, Alî, Rûhî ve Zihnî'dir.
XVII. yüzyılda mersiyelerin sayısında önemli bir azalma olmamakla birlikte, padişahlara ve şehzadelere yazılan mersiyelerden çok, şairlerin yakınlarına ve aile üyelerine yazdığı şiirlere rastlanılmaktadır. Bu yüzyılın mersiye şairleri, Bahtî, Haletî, Nâdirî, Nergîsî, Atâyî, Atâyî Nevâlî-zâde, Riyâzî, Nakşî, Nâilî, Neşâtî, Fevzî, Kelîm, Feyzî, Fasîh, Râmî, Fâzıl ve Birrî'dir. Bu şairlerin yazdığı mersiyelerin toplamı 26'dır.
XVIII. yüzyılda devlette görülen gerileme ve düşüşle birlikte mersiyelerin sayısında da büyük bir azalma meydana gelmiştir. Bu yüzyılda Hâmî ve Kânî iki, Şeyh Galip de bir mersiye yazmıştır.
XIX. yüzyılda edebiyatımıza ait dört mersiyeyi yazan şairler; Leylâ Hanım, Şeref Hanım, Yenişehirli Avnî ve Senih'tir. Bu mersiyeler kitaplardaki yerini "edebiyatımızın son mersiyeleri" olarak almıştır.
Mersiyeler geleneğin etkisiyle kaleme alınmış eserlerdir.XVI. ve XVII. yüzyıllarda geleneğin etkisiyle kaleme alınan mersiyeler, sonraki yıllarda sayıca azalmış, hacimce de küçülmüştür. Tanzimat dönemindeyse ölüme karşı bakış ve onu yorumlama çabası ortaya çıkar. Mersiyelerde sadece ölen kişiyle ilgili olaylar veya duygular aktarılırken, Tanzimat şiirinde ölüm konusu genel anlamda incelenmiştir. Abdülhak Hamit Tarhan'ın "Makber", Recaizade Mahmut Ekrem'in "Yakacık'ta Akşamdan Sonra Bir Mezarlık Alemi" şiirleri bu durumun en güzel örnekleridir. Her iki şiirde de yakınların kaybedilmesinden duyulan üzüntü, daha sonra ölümü irdeleme, ölümün metafizik boyutunu inceleme noktasına dayanır. Mersiyelerde ölümü kabullenme tarzındaki görüntü, Batı etkisindeki şiirimizde daha çok bir isyan haline bürünmüştür. Ancak ölüm gerçeğinin ifadelere yansıması bakımından her iki dönemde benzer özelliklere rastlanır. XVI. yüzyılda Taşlıcalı Yahya'nın Şehzade Mustafa için yazmış olduğu meşhur mersiyenin ilk mısrası, "Meded meded bu cihânun yıkıldı bir yanı" ile Abdülhak Hamit Tarhan'ın Makber şiirinin başlangıç mısrası olan "Eyvah! Ne yer ne yâr kaldı" dizesinin ilk sözcükleri birer ünlemdir. Her iki şair de dünyalarında önemli bir eksiklik olduğunu, "cihan" ve "yer" sözcükleriyle dile getirmişlerdir. Ölüm konusu modern edebiyatta da benzer kalıplarla oluşmuş, hatta bazı şairlerimizin temel çıkış noktasını oluşturmuştur.
Edebiyatımızdaki mersiyeler şekil bakımından incelendiğinde, karşımıza en çok çıkan türler, terkib-i bend kaside ve terci'-i benddir. Birçok mersiye bu nazım şekilleriyle yazılmasına rağmen, mersiyelerde murabba, müseddes, gazel, kıt'a, muaşşer, muhammes, tahmis ve mesnevi nazım şekilleri de kullanılmıştır.
Edebiyatımızda mersiye türünde en çok kullanılan aruz kalıbı, "Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün fâilün" kalıbıdır. Daha çok kullanılışına göre mersiyelerde karşılaştığımız on bir kalıp şunlardır:
Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilün
Mef'ûlü Fâ'ilâtü Mefâ'îlü Fâ'ilün
Fe'ilâtün Fe'ilâtün Feilâtün Feilün
Mefâ'ilün Feilâtün Mefâ'ilün Feilün
Mefâ'îlün Mefâ'îlün Mefâ'îlün Mefâ'îlün
Fe'ilâtün Mefâ'ilün Feilün
Fe'ilâtün Fe'ilâtün Feilün
Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilün
Mefâ'îlün Mefâ'îlün Fe'ûlün
Mef'ûlü Mefâ'îlün Mef'ûlü Mefâ'îlün
Müstef'ilün Müstef'ilün Müstef'ilün Müstef'ilün

Bu kalıpların sıralanışına baktığımız zaman klâsik şiirin en çok tercih edilen aruz kalıbı olan "Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilün" kalıbının mersiyelerde de ilk sırada karşımıza çıktığını görürüz.
Şekil kavramına çok fazla önem veren divan şairlerinin bu özelliği, mersiyelerde de karşımıza çıkar. Özellikle söylemek istedikleri şeyleri daha iyi vurgulamak isteyen şairler, mersiyelerde tekrarlara sıkça başvurmuşlardır. Bu tekrarlar sadece anlamı pekiştirmekle kalmamış, aynı zamanda şiirde ahengi de sağlamıştır. Duyulan üzüntüyü belirten "âh, meded, vâh, vb." ünlemler şiirleri daha estetik bir görüntü içine sokmuştur. Uyak ve redife verilen önem, başvurulan aliterasyonlar şiirlerin şekil bakımından en önemli özelliklerindedir. Mersiyelerde diğer divan şiirlerinde olduğu gibi tam ve zengin uyağa daha fazla rastlanır. Rediflerde ise kelime halinde redif daha çok tercih edilmiş, bu da anlatıma ayrı bir güzellik katmıştır.
Edebiyatımızdaki mersiyeler içerik bakımından incelendiğinde dünyanın geçiciliği, feleğe sitem, yas, övgü, olayın tasviri, dua ve temenni bölümlerini görürüz. Mersiyeler genellikle dünyanın faniliğini belirten ifadelerle başlar; ancak mersiye yazılan kişi öldürülmüşse şiirin başında bu olaya isyan da görülebilir. Dünyanın geçiciliğinden sonra, kahramanın övgüsü ve onun ölümünden duyulan üzüntü dile getirilir. Mersiyelerde yas duygusu, genellikle bu bölümde karşımıza çıkar. Ölen kişiye kıymasından dolayı feleğe sitem edilir. Felek kavramı, divan şiirinde şairin Allah'a sitem etmemek için kullandığı bir motiftir. İslâmiyet öncesi edebiyatımızda da bu motife rastlıyoruz. Saka Türklerinin hükümdarı Alp Er Tunga için söylenen sagu, şu ifadelerle başlar:
"Alp Er Tunga öldi mü
Issız ajun kaldı mu
Ödlek öçin aldı mu
Emdi yürek yırtılur"

Burada da gördüğümüz gibi Alp Er Tunga'nın ölümü, feleğin intikam alması şeklinde yorumlanmıştır.
Mersiyelerin son bölümünde genellikle ölen kişi için dua edilir. Dua bölümünde en çok rastlanan konu ise ölen kişinin mekânının cennet olması dileğidir.
Mersiyelerde karşılaşılan felek kavramı, aynı anlamı karşılayan "çarh, feza, sipihr, devr, dolab" sözcükleriyle de ifade edilmiştir. Felek dünyayı da içine alan bir kavram olduğu için "âlem, cihan, dâr, dünya, mülk" sözcükleriyle anlam ilişkisi içinde kullanılmıştır. Şair, kaybettiği yakınının sebebi olarak feleği gördüğü için; mersiyelerde felek için kullanılan nitelemeler genellikle olumsuzdur. "Vefasız, dönek, alçak, zalim" sıfatları, bunlardan sadece birkaçıdır.
Edebiyatımızda mersiye yazılan kişiler; padişahlar, şehzadeler, vezirler, devletin ileri gelenleri, şeyhler, aile bireyleri, arkadaşlar olarak sıralanabilir. Bunlar içinde ilk iki sırayı şehzadelere ve padişahlara yazılan mersiyeler tutar. Mersiyeler başlangıçta sadece insanların ölümü üzerine yazılırken, kelimenin çağrışımı zamanla genişlemiş ve insan dışı varlıklara da yazılmıştır. Bunlar arasında elden çıkan şehirlere ve çok sevilen atlara yazılan şiirler dikkat çekicidir.Ancak bu konu başlı başına bir araştırma konusu olabileceği için burada ayrıntıya girmek, esas konumuzdan ayrılmaya neden olabilir.

ŞEHZADE MUSTAFA İÇİN MERSİYE YAZAN ŞAİRLER

Şehzade Mustafa, edebiyatımızda adına en fazla mersiye yazılan kişidir. Bu durum, onun, çevresinde ne kadar çok sevilen biri olduğunun göstergesidir. Birçok şairi mersiye yazmaya teşvik eden ölüm, Kanuni Sultan Süleyman'ın, oğlu Şehzade Mustafa'yı Konya Ereğlisi yakınlarında öldürtmesiyle gerçekleşmiştir. Kaynaklarda bu ölümün en önemli sebebi olarak Kanuni'nin ikinci eşi Hürem Sultan gösterilir. Hürem Sultan, üvey oğlu Mustafa'nın çevresinde çok sevilen ve değer gören biri olmasından rahatsızlık duymuş ve tahta onun geçmesini engellemek için Kanuni'ye, Mustafa'nın kendisini tahttan indirmek için plânlar yaptığını söyler. Bunun üzerine Kanuni, Mustafa'yı öldürtür. Şehzade Mustafa'nın boğularak öldürülmesi, sevenlerini yasa boğar.Olayın ayrıntısı kaynaklarda şu şekilde geçer:
Şehzade Mustafa, Kanuni'nin ilk eşi Mahidevran Sultan'dan doğan oğludur.(Manisa, 1515) Babasının tahta çıkması üzerine beş yaşındayken İstanbul'a gelir.Hürrem Sultan'ın padişahın haremine girmesinden ve Bayezid ile Selim'i doğurmasından sonra, iki sultan arasındaki rekabet, Hafsa Sultan'ın ölümüyle Hürem Sultan'dan yana gelişmeye başlar. Şehzade Mustafa, annesiyle birlikte Saruhan sancakbeyliğine gönderilir. Bir süre sonra başkente daha uzak bir merkez olan Amasya sancakbeyliğine gönderilen şehzadenin, Rüstem Paşa'nın sadrazam olmasıyla birlikte sarayla ilişkisi neredeyse tamamen kesilir. Mustafa, büyük çocuk olduğu için kanunen tahtın varisidir. Ancak Hürem Sultan tahta öz oğlu Bayezid'i geçirmek istemektedir. Amacına ulaşmak için damadı Rüstem Paşa ve kızı Mihrimah Sultan ile işbirliği yapar ve Kanuni'ye yalan söyler. Bu yalana inanan Kanuni, Mustafa'nın kendini tahttan indirip, yerine kendisinin geçeceğine iyice kanaat getirir. Ciddi bir tehlikede olduğunu düşünen Kanuni, Nahcivan seferi için Konya Ovası'na gelir.Şehzade Mustafa da Amasya'dan gelmiş ve padişahın otağının biraz ilerisine otağını kurdurmuştur. Şehzade ordugâha davet edilir. Babasının huzuruna vardığında onu hürmetle selamlar. Ancak Kanuni'nin askerlerine verdiği bir işaretle, boğularak öldürtülür.
Şehzade Mustafa'nın ölümü üzerine mersiye yazan şair sayısı on dörttür.Bu şairler içerisinde en tanınmış mersiyeyi yazan Taşlıcalı Yahya ön plâna çıkar. Şehzade için mersiye yazan şairler; Fünûnî, Rahmî, Edirneli Nazmî, Muînî, Mustafa, Müdâmî, Sâmî, Kara Fazlî, Nisâyî, Şeyh Ahmed Efendi(Hayalî), Selîmî, Kâdirî'dir. Elimizde bulunan mersiyelerden birinin ise şairi belli değildir.


TAŞLICALI YAHYA BEY

Taşlıca'da doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Arnavutluk'un Dukakin ailesindendir. Devşirmedir. İlim ve sanata karşı aşırı bir ilgi duymuştur. Yeniçeri Ocağı'na girdikten sonra Kanuni ile birlikte seferlere katılmıştır. 6 Kasım 1533 günü Kanuni'nin, oğlu Mustafa'yı boğdurtması üzerine yazdığı mersiyesi çok ünlüdür. Divan şiirinin genel kalıpları içerisinde, anlaşılır bir dil kullandığını söyleyebiliriz. Taşlıcalı Yahya Bey, edebiyatımızın hamse sahibi şairlerinden biridir.



Eserleri:

- Divan: Divanındaki şiirlerde akıcı üslubu ve anlaşılır dili dikkat çeker. Divaında Edirne ve İstanbul için yazılmış iki şehrengiz bulunmaktadır.
- Şah u Geda
- Gencine-i Raz
- Yusuf u Züleyha
- Kitâb-ı Usûl
- Gülşen-i Envâr

__________________



Tüm bölümlerimize yetkili alımları başlamıştır başvurmak için aşağıdaki linke tıklayınız


Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
genc osman türküsü yazarı kayıkcı mustafa özellikleri edebi kişiliği Yaso TaRiH 0 09-30-2009 17:10
Matematİk tarİhi ve gelİŞİmİ Korax MaTematik 0 04-07-2009 11:05
Coğrafyanin Tanimi Konusu LeGoLaS Coğrafya 0 04-13-2008 15:31
çapkın kayıkçı LeGoLaS Deneme, Hikaye 0 03-14-2008 16:10
CoĞrafyanin Tanimi Ve Konusu Korax Coğrafya 0 02-23-2008 15:14


Şu Anki Saat: 21:39


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows