Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-26-2008, 15:50   #1
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Mesnevi Bahçesinden Bir Testi Su

Mesnevi Bahçesinden Bir Testi Su
Güzeller, saf ve berrak ayna aradıkları gibi,
cömertlik de, fakîr ve zayıf kimseler
ister. Güzellerin yüzü aynada güzel görünür,
in'âm ve ihsanın güzelliği de fakîr ve
garîblerle ortaya çıkar".
Hazret-i Mevlânâ

Çöl ortasında fakîr bir bedevî, çadırında hanımıyla oturuyordu. Bir gece hanımı:
"- Bütün yoksulluğu, cefâyı biz çekiyoruz. Herkesin ömrü bollukla geçiyor. Sadece biz fakîriz. Ekmeğimiz yok, katığımız üzüntü. Testimiz yok, suyumuz göz yaşı.. Gündüzün elbisemiz güneş, geceleyin döşek ve yorganımız ay ışığı. Açlığımızdan dolunayı okkalık ekmek sanarak, gökyüzüne saldırıyoruz. Yoksulluktan dolayı havada uçan sineğin damarının kanını emmedeyiz. Bizim hâlimiz ne olacak böyle?" diye dert yandı.
Bedevî şöyle cevap verdi:
"- Be kadın, daha ne zamana dek dünyâ malını arayıp duracaksın? Şu dünyâda ne kadar ömrümüz kaldı? Akıllı kişi rızkın azına çoğuna bakmaz. Çünkü ikisi de gelip geçicidir, sel gibi akıp gider.
Bilesin ki, gönüllerimizdeki dünyâ keder ve gamları, hep bizim varlığımızın ihtiras tozundan, hırs bataklığından meydana gelmektedir. Allah'ın mülkünde yaşıyoruz. O'nun verdiği rızıklarla merzûkuz. Kanâatten daha güzel bir zenginlik olabilir mi? Bu böyle, şu şöyle demek, şeytanın içimize düşürdüğü kuruntu ve vesveselerden başka şeyler değildir.
Ey hanım! Bolluğa alışmak kadar kötü bir şey yoktur. Çünkü alışılmış şeylerden firak, çok güç olur. Bedenine tapan, yâni nefsinin her arzusunu yerine getiren kimsenin canı tatlılaşır, günü geldiğinde teslîm ederken çok zorluk çeker. Sen bunu idrâk et de, başıma gelecek olanı zorlaştırma!
Ey hanım! Gençken daha kanaatkar idin, yaşlandın hırsın arttı; altın istiyorsun. Halbuki önceden altından daha kıymetliydin sen. Eşin, benzerin yoktu. Ne oldu sana ki, bu hâlini terkettin de fânî ve gel-geç şeylerin isteğine düştün?.."
Hanımı bunları dinlemiyor, üstelik öfkesi arttıkça artıyordu. Devamla:
"- Ey namustan gayri bir şeyi olmayan adam.. Artık senin yaldızlı sözlerinden bıktım. Hâlimize bak da utan! Bana kanâatten bahsediyor ve gururlanıyorsun. Ne vakte kadar bu çalım? Sen kanâatten ne vakit canını nurlandırdın? Sen açlıktan havadaki çekirgenin damarını vurmaya çalışırken, nasıl olur da, bey ve paşalarla adım atmaya kalkışabilirsin? Bana öyle horlukla, kötü kötü bakma ki, senin damarlarında nelerin dolaştığını, içinden ne kötülüklerin geçtiğini söylemeyeyim. Gafil kurt gibi üstüme atılma! Senin gibi, insanı utandıracak bir akla sâhib olmaktan ise, akılsız olmak daha iyidir." dedi.
Kocası sükûnetle cevap verdi:
"- Sen kadın mısın, yoksa keder kumkuması mı? Yoksulluğumla ben iftihar ederim. Başıma kakma! Mal, mülk ve para başta külah gibidir. Külaha sığınan keldir. Zengin, kulağına kadar ayıp içine dalan kişidir ki, malıyla ayıbını örter. Yoksulluk, senin anlayacağın şey değildir; peygamberlerin ve velîlerin nîmet bellediği fakirliğe hor bakma! Bu fakr haliyle Rabbime daha yakın olup bambaşka bir ganîmete nail oluyorum. Allah göstermesin, benim dünyâya karşı tamahım yok. Gönlümde, kanâatten bir âlem var. Ey kadın! Kavgayı, darılmayı bırak! Bırakmayacaksan hiç olmazsa beni bırak! Benim kavga etmeye iktidarım yok. Savaşlar şöyle dursun, gönlüm barışlardan bile ürkmekte.. Susacaksan ne âlâ, eğer susmazsan, şimdi evimi, barkımı bırakır, kuru başımı alır giderim!.."
Kadın, kocasının bu ayrılık sözleri üzerine ağlamaya başlayarak gözyaşlarına büründü; pişmanlık gösterdi. Benliğini bırakıp yokluk yoluna düştü de kocasına nedametle:
"- Ben hanım değil, senin ayağının toprağıyım. Bedenim, canım, varım ve yoğum hep senindir. Senin için bir kere değil, her nefeste tekrar tekrar ölmek isterim. Senin bana söylediğin şeyler karşısında artık candan da tenden de vazgeçtim.
Niçin ayrılıktan söz ediyorsun? İşte itirazı ve kınamayı bir kenara bıraktım; candan özürler diliyorum. Meğer senin pâdişâhça huyunu tanıyamayıp sana küstahlık etmişim. Ama şimdi büyük bir pişmanlıkla sana boynumu uzatıyorum; istersen vur, istersen ayağının altına al beni!" dedi.
Ardından içli hıçkırıklarla ağlamasına devam etti. O gözyaşı yağmuru arasında bir şimşek çaktı. O şimşekten, eşsiz ve vefakâr bedevinin gönlüne bir kıvılcım düştü. Nihayet bedevî, karısının gözyaşlarına dayanamadı, söylediklerine pişman oldu.
Onun şefkatli gönlünü kaplayan bu pişmanlığını sezen kadın, kocasına şu aklı verdi:
"- Testimizde yağmur suyu var. Malımız mülkümüz de bundan ibaret. Bu testiyi al, git Pâdişâhlar Pâdişahı'nın huzuruna gir, armağanını sun! De ki:
"-Bizim bundan başka, hiçbir malımız mülkümüz yok, çölde de bundan iyisi hiç bulunmaz... Pâdişâhımızın hazîneleri varsa, bunun gibi suyu yoktur. Bu su, az bulunur..."
Zavallı kadın, Bağdat'ın ortasından şeker gibi Dicle'nin akıp gitmekte olduğunu ne bilsin, testisindeki suyu övüp duruyordu.
Kocası da bu övgüye katılmış:
"- Kimin böyle bir armağanı olabilir? Gerçekten de bizim bir testi yağmur suyumuz ancak pâdişâhlara lâyık!.." diyordu.
Bedevî testisini bir keçeye sardı, ağzını sıkıca kapadı. Sırtına alarak Bağdat yoluna düştü. Testi kırılmasın, hırsızlar çalmasın diye gece gündüz gözü gibi koruyordu. Günler haftalar sonra Bağdat'a geldi. Sora sora Halîfe'nin sarayını buldu. Kapıya dayandı. Muhafızlar ne istediğini sordular. Fakîr bedevî:
"- Ey muhterem kişiler! Ben garîb bir bedevîyim. Pâdişâhın lutfunu umarak çöllerden geldim. Bu armağanı o sultana götürün, pâdişâhtan murâd isteyeni ihtiyaçtan kurtarın! Tatlı, lezzetli su. Çölde, yağmur sularından biriken gölden toplanmıştır. Testim de güzel, yepyeni..." dedi.
Halîfe'nin adamları, bu saf, tertemiz yürekli bedevîye önce gülecek oldular, sonra da onun bu iyi niyetlerle bezenmiş armağanını canla başla kabul ettiler. Bedevî, sarayın hemen altında gürül gürül akan Dicle'den habersiz, bekliyordu.
Bedevînin su testisi Halîfe'ye sunulunca, Halîfe bundan çok memnun olmuş, bedevîyi huzuruna kabul etmişti. Gönlünü aldı, yeni elbiseler giydirdi sonra da adamlarına:
"- Testiyi altınla doldurun, ona verin. Dönerken de onu, gemi ile Dicle yolundan götürün. O çöl yolundan gelmiş. Dicle yolu yurduna daha yakındır. Buradan memleketine dönsün!" emrini verdi.
Bedevî gemiye binip Dicle'yi görünce büsbütün şaşırdı. Asıl şaşkınlığı ise, bu kadar suyu bol Dicle nehri varken, Halîfe'nin, bir testi çöl suyunu kabul etmesiydi. Allah'a candan şükürler eyledi.

MESNEVÎ:
"Ey oğul! Bütün dünyâyı, ağzına kadar ilimle, güzellikle dolu bir testi bil. Fakat bilesin ki bu ilim ve güzellik, zuhuru zâtının muktezâsı olan ve zuhur etmemesine imkân bulunmayan Allah'ın Dicle'sinden bir katredir. O gizli bir hazîneydi. Marifetine muhabbet etti. Böylece o hazîne, pek dolu olduğundan yarıldı, kendisini izhâr etti. Toprağı, göklerden daha parlak bir hâle getirdi. Gizli bir hazîneyken coştu; toprağı, atlas giyen bir sultan hâline soktu. O bedevî, Allah'ın Dicle'sinden bir katreyi görseydi, hakîkatte bir deniz olan o katrenin önünde testisini atardı."
Hikâyede bedevî aklın, karısı ise nefsin sembolüdür. Akıl ile nefis, devamlı mücâdele halindedir. Bunlardan her ikisi de topraktan yapılmış beden mülkünde otururlar. Gece gündüz devamlı kavga halindedirler. Nefsin sembolü olan kadın, bedenin ihtiyaçlarını ortaya döker, yâni şeref ister, mevkî ister, iltifat ister, giyecek ister, lezzetli yemekler ister. Zaman zaman da, bu ihtiyaçlarına çâre bulmak için türâbîleşir, tevazu gösterir. Bazen yüzünü toprağa sürter, kendisini acındırır; bazen de büyüklük taslar, zirveler arar.
Aklın ise, bedene âid düşüncelerden haberi yoktur. Onun müfekkiresinde ancak Allah muhabbeti ve aşkı vardır. O, sevgiyi kaybederim korku ve hüznü içindedir.
Hikâyedeki halîfe, Rabbin ilminin sonsuzluk Dicle'sidir. Dicle nehrine bir testi yağmur suyu götüren bedevî, bu işte mazurdur. Çünkü o, Dicle'yi bilmiyordu. Çölde Dicle'den çok uzak bir şekilde yaşıyordu. Dicle'den haberi olsaydı, o testiyi çöllerde taşımaz, belki onu taşlara çarparak kırardı. Yâni " mûtu kalben en temûtu " sırrına nail olabilmek için kendisini nefis tezkiyesi ve kalb tasfiyesine tabî tutarak ilâhî bir muhasebe içinde Dicle'den haberdar olmaya çalışırdı.
Nefsi temsîl eden kadınla, aklı temsîl eden bedevî, bilmiyorlardı ki, asıl kıymet ve ilâhî lezzet, vücûd testisindeki irfan suyundadır. Bu da, ancak marifet deryasından nasîb almaya bağlı bir keyfiyettir.
Diğer taraftan hikâyedeki "Halîfe Kapısı", "Dergâh-ı İlâhî"yi temsîl eyler.
Mü'min her ne kadar ilim, irfan, mal-mülk ve ibâdet sahibi olursa olsun, bu meziyet ve imkânlarına aldanmamalı ve güvenmemelidir. Bu değerlerin hepsini Rabbi'nin lutfu bilip, şahsî amellerinin de, Dicle'nin yanında bir testi su olduğunu unutmamalıdır.
Çöl bedevîsinin çölde binbir çile ile biriktirip Halîfe'ye takdîm ettiği bir testi su, onun için hayat iksîri idi. Halbuki Dicle'nin içine dökülünce kaybolup gitti.
İnsanoğlunun beşerî imkânlarla hakîkatine ermeye çalıştığı, ilâhî tanzîm ve san'attan anlayabileceği, onun aslî hakîkati karşısında Dicle'nin bir damlası bile değildir. Hikâyede geçen su testisi, bizim nokta kadar olan bilgilerimizdir. Ancak bizler, Allah'ın sonsuz Dicle'sinden habersiz olduğumuz için kendi bilgilerimizin çok geniş ve hacimli olduğunu zannederiz. Bu ise, ancak bir karıncanın, kendi ufacık yuvasını veya bir balığın, akvaryumunu büyük bir kâinat zannetmesi gibidir.
İnsanın, gafleti neticesi kendi cüceliğine bakmadan adetâ bir dev aynasının yalanlarına kanıp da misâlimizdeki karınca ve balığın durumuna düşmesi, ne büyük bir aldanıştır.
Ancak "varlık testisi"ni taşa vuran Hakk âşıkları, o testiyi kırmakla onu daha sağlam ve daha mükemmel bir hâle getirir, izafî ve gölge olan varlıklarının esaretinden kurtulurlar.
Zîrâ varlık küpü kırılınca, içindeki su süzülür, şeffaflaşır, berraklaşır ve ruha billur olur. Yâni bu kırılıştan müstesna zuhurat ve tezahürler meydana gelir.
__________________



уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
kişilik testi GÜLLL Kişisel Gelişim 0 08-22-2008 21:34
depresyon testi 2 GÜLLL Psikolojik Danışmanlık-Rehberlik 0 08-22-2008 21:20
Aşk Testi hacker_hüso Aşk'a Dair Her Şey 18 08-14-2008 13:31
MesnevÎ Yaso Kitap Özetleri 0 03-11-2008 17:09
Mesnevi nedir? Yaso Kitap Özetleri 0 03-11-2008 17:09


Şu Anki Saat: 23:10


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows