Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-26-2008, 16:08   #1
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Tasavvuf Nedir? Islam Nedir?

Tasavvuf Nedir? Islam Nedir?
TASAVVUF NEDİR?
İSLÂM NEDİR?


Aslında “Tasavvuf” kelimesinin zahirdeki belirtilere bakarak, sufa sahipleri (Ehli sufa) kelimesinden mi, yoksa Peygamber Efendimiz S.A.V. devrinde sof (yün) elbiseler giyildiği için, sof kelimesinden mi geldiği hiç mi hiç önemli değil. Ama çok önemli görülen şeyler var:
1. Tasavvuf Kur’ân-ı Kerim’in bütünü ile amel etmektir. Kur’ân-ı Kerim’in sadece fizik vücudumuzu alâkadar eden âyetleri ile değil, nefsimizi ve ruhumuzu vazifeli kılan âyetleri ile de amel etmektir.
2. Tasavvuf, Peygamber Efendimiz S.A.V. ve sahâbenin yaşadıklarını yaşamaktır. Gelmiş geçmiş bütün peygamberler ve onlara tâbî olanların da yaşadıkları hayat da tasavvuftu.
3. Tasavvuf, Allah’ın bize tevdi ettiği 3 emaneti de (Ruh, Fizik vücut ve Nefs) Allah’a teslim etmektir. İrşad’a ulaşmaktır. Bu ise İslâm olmaktır.
İslâm kelimesinin ilk muhtevası tek Allah’a inanmak, ikinci muhtevası teslim, üçüncü muhtevası ise sulh ve sükûndur. Kim İslâm olmak şerefine ulaşmışsa, o kişi üç açıdan sonsuz saadete erişmiş olur.
1. İç âlemde, ruhun bütün hasletleri nefse geçtiği için sulh ve sukûna ulaşılmıştır. Çünkü artık nefs ve ruh arasında çatışma yoktur.
2. Dış âlemdekilerle sulh ve sukûna ulaşılmıştır. Çünkü nefsin afetleri artık yoktur ki diğer insanlarla anlaşmazlıklar olsun.
3. Allah’u Tealâ Hz. ile en iyi ilişki kurulmuştur. Yüce Rabbimizin her emri yerine getirilmekte ve her nehyinden kaçınılmaktadır. Artık nefsin sahip olduğu faziletler (yani ruhun hasletleri) emirleri yapmaya büyük arzu duymakta, nehiyleri (yasakları) ise hiç işlememektedir. Çünkü nefsteki yasakları talep eden afetlerin hepsi yok olmuştur.
Görülüyor ki İslâm bir sonsuz saadetin (Fussilet-35), hazzül aziymin oluşması için ulaşılması gereken bir merhaledir.
Allah insanlardan başka yarattığı her şeyi insan için yarattığı cihetle (Casiye-13) en çok insanı sevmektedir. En çok sevdiği mahlûkunun mutlu olmasını istemesi ise tam olarak yerli yerine oturmaktadır. İşte bu sebeple Allah, insanın irşada ulaşmasını emretmektedir (Bakara-186, Şura-47). Çünkü ancak irşada ulaşan kişi İslâma ulaşmıştır, ve de sonsuz mutluluğa ulaşmıştır. İnsan-ı Kâmil olmanın son aşamasına varmıştır. Saadet açısından insan-ı kâmil olmuştur. Velâyetin kademeleri olan ,
1. Fenâ (Ruhun Allah’a teslimi)
2. Bekâ
3. Zühd
4. Teslim (Vechin, fizik vücudun teslimi, muhsin olmak)
5. Ulûl Elbab
6. İhlâs kademeleri tamamlanmıştır.
İnsan-ı kâmil olmanın ikinci ve asıl muhtevası “İrşad edebilme” yeteneğidir. Bu yetenek, insanın kendisinde mevcut olduğu kanaatinde olması ile mevcut olmaz. “Mürşid” olabilmek, ihlâs’a ulaştıktan sonra, Tövbe-i Nasuh’a (Tahrim-8) Allah’u Zülcelâl Hz. tarafından davet edilmek ve yüce Rabbimiz tarafından salâha ulaştığının tebliğ edilmesi ile gerçekleşir. Ve gönül gözü açık olanlar onun başının üzerindeki nuru görürler (Tahrim-8).
Unutulmamalıdır ki daha hikmetin ilk kademesi olan “Ulûl Elbab” (Lübb-ün sahibi olmak) kademesinden başlayarak son üç kademede (daimî zikir) “zikri daim” asıldır (Al-i İmran-190,191). Salâhta ise “zikri külli” (vücudun bütün azalarının Allah’ı zikri) esastır.
7. Böylece salâh kademesi (7. kademe) oluşur. Salâh’ın son üç kademesinden ilk ikisinde, iradenin Allah’a bağlanması ve ref edilmesi yaşanır. Salâhın son kademesinde ise Allah her devirde sadece bir kişiyi tasarrufu altına alır.
Görülüyor ki sadece fizik cesedimize ait vazifelerin değil, nefsimize ait ve ruhumuza ait vazifelerin de ifa edilmesi farz kılınmıştır. Bu ise Allah ile kul arasındaki ilişkiler açısından kitabın bütününe tâbi olmaktır (Al-i İmran-119). Bu açıdan kitabın bütününe tâbî olmak Kur’ân-ı Kerim’in bütününe tâbî olmaktır. İslâm olmak ise, gördük ki ancak Kur’ân-ı Kerim’in bütününe tâbî olmakla gerçekleşebiliyor.
Kitabın bütününe tâbî olmak ruhun, fizik vücudun ve nefsin, bize verilen 3 emanetin de Allah’a teslim edilmesidir. Bu 3 emanetin, Allah’a teslimi işlemi ise Tasavvuftur. Peygamber Efendimiz ve sahabenin ulaştıkları merhaledir ve yaşadıkları hayattır, İslâm şerefine ermektir. Tasavvuf ; Allah’a teslim olmak, İslâm’ı, Kur’ândaki İslâm’ı yaşamaktır. Tasavvuf, İslâm’ın hayata geçirilmesidir.
Öyleyse İslâm = Tasavvuftur.
Madem ki Allah irşadı farz kılmıştır (Bakara-186 ve Şura-47); İrşad 3 cesedin de Allah’a teslimidir, İslâm olmaktır, tasavvuftur.
Teslim farzdır.
İslâm farzdır.
Öyleyse Tasavvuf farzdır.


D- TASAVVUF FARZDIR

Demek ki Tasavvuf zamanımızda yeterli görülen İslâmın zaruri 5 şartının ötesinde birçok fantaziyi de gerektiren lüzumsuz bir faaliyet değil, İslâmın ta kendisidir.
İslâmın 5 şartı ise hiç kimseyi kurtarmaya yetmez.
İslâmın 5 şartı yapılması emredilenlerin sadece küçük bir bölümüdür.
Ayrıca hiçkimse farzların bir kısmını yok saymak yetkisinde değildir.

Bu gün hercümerc içinde bulunan dünya insanının mutluluğa ulaşması ise ancak Tasavvuf ile Kur’ândaki İslamı yaşamakla mümkün olacaktır.
__________________



уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-26-2008, 16:08   #2
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Kainatin Yaratilmasi
1-KÂİNATIN YARATILMASI
1-1-ADEM (Mekânsızlık, Yokluk)
Gerçeklerin neler olduğunu görmek için önce yaratılışa göz atmamız lâzım. Olayın başından başlarsak önce yalnız ALLAH vardı. Allah'dan başka hiçbir şey yoktu. Zamanımız ilminin "Uzay Zamanı" dediği Kur'ân-ı Kerim'de de ADEM diye geçen yokluk vardı. "Sadece Allah vardı. Allah'dan başka hiçbir şey yoktu." şeklinde ifade edilebilir. Allah'u Teâlâ yaratmayı diledi. Adına zamanımız fiziğinin "nötrino" dediği enerjiyi yarattı. Herşeyin aslını bu enerji oluşturur. Allah'ın yarattığı herşey bir gün aslına rücû edecektir. Yani enerjiye dönüşecektir. Sonra da yok olacaktır.

-55/RAHMÂN-36: Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân(tukezzibâni).
O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni’metlerini yalanlıyorsunuz?

-55/RAHMÂN-27: Ve yebkâ vechu rabbike zûl celâli vel ikrâm(ikrâmi).
Ve celâl ve ikram sahibi Rabbinin Vechi (Zatı) bâki kalacaktır.

Yeryüzünde her şey fanidir, yok olacaktır. Fakat Rabbimizin varlığı bâkidir. Yani ADEM'dedir, yokluktadır, diyoruz. O, hiçbir şey yaratmadan evvel de yokluktaydı. Herşeyi yarattı ve gene yokluktadır.

1-2- ENERJiNiN YARATILMASI
Enerji dediğimiz nötrino, 4 ayrı âleme ait 4 ayrı enerji küresi taşır. Zahiri âlem birinci âlemdir. Berzah âlemi onun karşıtını oluşturur. Gayb âlemi ikinci âlemdir. Gaybın, Berzâh âlemi bunun karşıtını oluşturur. Böylece insanların yaşamakta olduğu bu zâhirî âlemin ötesinde başka boyutta, cinlerin yaşamakta olduğu farklı bir âlem var ve ona da "Gayb Âlemi" diyoruz. Bizlerin nasıl nefsleri varsa, öldüğümüz zaman nefsler Berzâh âlemine gidiyorsa, cinler için de aynı şey söz konusudur. Onların da nefsleri öldükleri zaman Berzâh âlemine gidiyor, kendi Berzâh âlemlerine. Allah'u Teâlâ bu 4 âlemi, 4 enerji
küresinden oluşan ve adına nötrino dediğimiz enerji ile yaratmıştır. Olay sadece enerjinin maddeye dönüşmesidir.Bu enerji kâinattaki bütün zerrelere her an ulaşmaktadır ve tekrar kaynağına geri dönmektedir.

-34/SEBE-2: Ya’lemu mâ yelicu fîl ardı ve mâ yahrucu minhâ ve mâ yenzilu mines semâi ve mâ yarucu fîhâ, ve huver rahîmul gafûr(gafûru).
(O, Allah) yere gireni ve ondan çıkanı, semadan ineni ve oraya yükseleni bilir. Ve O; Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden), Gafûr’dur (mağfiret eden, günahları sevaba çeviren).


1-3- HERŞEYİN ÇİFT YARATILMASI
Rabbimiz her şeyi çift çift yaratmış. Bu çift çift yaratılmanın, nötrino dediğimiz enerjinin aslında mevcut olduğu gibi, cennet ve cehennemler için de geçerli olduğunu görüyoruz. Bizim cennetimiz var. Bizim cehennemimiz var. Cinler'in de cenneti ve cehennemi var. Onun için Allah'u Teâlâ çift cennetlerden çift cehennemlerden bahsediyor. Cinler için ve insanlar için ayrı ayrı cehennemler ve cennetler yaratmış. O zaman nasıl oluyor da 7 tane âlem oluyor? Hem her şey çift yaratıldı diyoruz, hem de âlemlerin sayısı yedidir. Acaba nasıl oluyor da Allah her şeyi çift yarattığı halde 7 tane âlemden söz ediyoruz. Allah'u Teâlâ ;
Zahiri Âlem
Onun Karşıtı
Gayb Âlemi
Onun Karşıtı
Emr Âlemi
Onun karşıtı, zulmâni âlem olmak üzere, 6 ayrı âlem yaratmıştır.
Bir de yaratılmayan ADEM dediğimiz, YOKLUK dediğimiz, MEKÂNSIZLIK dediğimiz âlem var.
Hepsi beraber 7 âlem oluyor.

-51/ZÂRİYÂT-49: Ve min kulli şey’in halaknâ zevceynî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Ve Biz, herşeyden (zıttıyla kaim kılarak) çift yarattık. Umulur ki böylece siz tezekkür edersiniz.

-36/YÂSÎN-36: Subhânellezî halakal ezvâce kullehâ mimmâ tunbitulardu ve min enfusihim ve mimmâ lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Arzın yetiştirdiği herşeyden, onların nefslerinden ve bilmedikleri şeylerden çiftler (eşler) yaratan, O (Allah), Sübhan’dır (herşeyden münezzeh).

Allah'u Zülcelâl Hz. Yâsin Sûresi'nin 36. âyeti kerîmesinde "ezvace" (çift çift veya çiftler) kullanmıştır. "Ezvace" zevç ve zevce kelimelerinin ikisini birden ihtiva etmektedir. Karı-koca bir çift teşkil ederler. Yani bir karı, bir kocadan oluşan bir çift. Fakat Zariyat 49'da Yüce Rabbimizin kullandığı kelime "zevceyni" dir. Yani hem zevç, hem zevce, hem de zevç'in de zevce'nin de eşitleri. Bunlardan zevç ve zevce zahiri âleme ait olduğu için onları görebiliriz. Ama bunların eşitleri olan, (zevcin ve zevcenin fizik cesetlerinin içinde bulunan) nefslerini göremeyiz. Çünkü bu âleme ait değildirler. Böylece 2 zahiri âleme ait 2 de karşıt âleme ait 4 varlıktan bahsedilmiş oluyor. Yani 2 çift.
İşte bir sağ spinli elektron ve bir sol spinli elektron zevç ve zevceyi, bir sağ spinli karşıt elektron ile bir sol spinli karşıt elektron da 2 elektronunun bu âleme ait olmayan karşıtlarını ifade etmektedir.
Biliyorsunuz ki eski kitaplarda oluşumun 4 faktörü şöyle sıralanmaktadır. Su, hava, toprak, ateş. Zamanımızda bunlara verilen isimler tabiatıyla, zamanımız fiziğinin inceliklerini gösteriyor. Toprak deyince katı cisimleri anlıyoruz. Su deyince sıvıları anlıyoruz. Hava deyince gazları anlıyoruz. Ateş deyince de enerjiyi anlıyoruz. Böylece 4 tane temel faktör zamanımızın gerçek ifadeleriyle yerli yerine oturuyor. O zaman da söylenenler doğruydu, şimdi de söylenenler doğrudur. Tabii bu 4 faktörü yaratan Allah'u Teâlâ Hz.'leridir. Bütün bunları aslında enerjiden oluşturuyor. İşte zamanımız fiziğinin bu enerjiye verdiği isim "nötrino"dur. Yaratılan zıt spinli iki nötrino ve iki karşıt nötrino zâhiri âlemin en küçük maddi birimleri olan 2 elektron ve 2 karşıt elektronu vücuda getirir. Yüce Rabbimiz zıt spinli 2 anti-nötrino ve 2 karşıt anti-nötrino'dan 2 çift, gayb âleminin en küçük maddi birimleri olan pozitron ve karşıt pozitronları oluşturur. Buradan anlaşıldığı gibi zıt spinli nötrino, karşıt nötrino ve anti-nötrino, karşıt anti-nötrinolar daima çift çift yaratıldığı için hep çift halde bulunurlar. Tek bir nötrinodan söz etmek mümkün değildir. Sol spinli bir nötrino ile sağ spinli nötrino bir çift oluştururlarken sağ spinli bir karşıt nötrino ile sol spinli bir karşıt nötrino da aynı zamanda başka bir çift oluştururlar. Diğer taraftan sağ spinli bir anti-nötrino ile sol spinli bir anti-nötrino bir çift oluştururlarken sağ spinli bir karşıt anti-nötrino ile sol spinli bir karşıt anti-nötrino başka bir çift oluştururlar.
Böylece EMR âleminde oluşan zıt spinli nötrino çifleri, çift çift olarak gelir ve giderler. Herşeyin çift yaratılması ve her âlemin kendi içinde zıddı ile kaim kılınması yani dengede olması sebebiyle nötrinoların teşekkül etmesi için mutlaka dört âleme ait enerji kürelerinin bir araya gelmesi gerekir. Bu çift yaratılma ve zıtların birlikte bulunması gibi iki özellik, aynı zamanda her âleme sağ ve sol spinli olmak üzere, iki çift nötrino ve karşıt nötrino ile anti-nötrino ve karşıt anti-nötrino'nun gelme sebebini de teşkil eder. Çünkü daha evvelde işaret ettiğimiz gibi nötrino ancak karşıt nötrino ile anti-nötrino da ancak karşıt anti-nötrino ile çiftleşerek beraberce bir aksiyonda bulunabilirler.


1-4- ATOM VE ELEMENTLERİN OLUŞMASI
Biz, bizim âlemimizde, yani zâhiri âlemde yaşıyoruz, bu âlemde Allah'u Teâlâ, önce elektronları ve karşıt elektronları; gayb âleminde ise, pozitron ve karşıt pozitronları yarattı. Sonra bu elektron ve karşıt elektronlardan nötronlar ve protonları yarattı. Pozitron ve karşıt pozitronlardan anti-nötron ve anti-protonları vücuda getirdi. Bunlardan da Hünnes ve Künnes Kanunları gereğince elektron, proton ve nötronlardan zâhiri âlemin atom yapısını, pozitron, anti-proton ve anti-nötronlardan gayb âleminin atom yapısını oluşturdu. Atomlar birleştirilerek gaz moleküllerini ve daha sonra çeşitli sayıda atomların bir araya gelmesiyle zâhiri ve gayb âlemlerinde çeşitli elementler vücuda getirdi. Kâinatta mevcut her madde atomlardan meydana gelir.

-81/TEKVÎR-15: Fe lâ uksimu bil hunnesi.
Bundan sonra hayır, hünnese (merkezî çekim kuvvetine) yemin ederim.

-81/TEKVÎR-16: El cevâril kunnesi.
Cevalan edene (merkezî çekim kuvvetinin etrafında, yörüngede dönene).


Merkezde 1 proton ve 1 çevre elektronundan oluşan atom bir hidrojen atomudur. Hidrojen atomu zâhiri âlemin başlangıç elementini oluşturur. Daha sonra Hidrojenin izotopları olarak tanımlanan iki atomdan müteşekkil deoteryum, 3 atomdan oluşan tirilyum ondan sonra daha çok atomdan müteşekkil helyum ve sırasıyla diğer başka elementler birer birer oluşturuldu. Allah'u Teâlâ. bu atomlardan gazları, sıvıları ve katıları oluşturmaktadır.
Rabbimizce Kur'ân-ı Kerim'de, Allah'u Zülcelal Hz.lerinin arşının evvelce su üzerinde olduğuna işaret buyrulmaktadır.

-11/HÛD-7: Ve huvellezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin ve kâne arşuhu alel mâi li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve le in kulte innekum meb’ûsûne min ba’dil mevti le yekûlennellezîne keferû in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).
“Hanginiz en güzel ameli yapacak?” diye sizi imtihan etmek için 6 günde (6 yevmde) semaları ve yeryüzünü yaratan O’dur. Ve O’nun arşı su üzerinde idi. Eğer sen: “Muhakkak ki siz, ölümden sonra beas edileceksiniz (diriltileceksiniz).” dersen, kâfir olan(inkâr eden, örten) kimseler mutlaka (şöyle) derler: “Bu ancak apaçık bir sihirdir.”

Gerçekten görüyoruz ki, hidrojen molekülü ve oksijen atomu bir araya gelerek suyu oluşturuyor. Allah'u Teâlâ yeni elementler vücuda getirerek gazları, sıvıları sonra katıları oluşturuyor. Olayın başlangıcında atomu ve atomla beraber hidrojeni görüyoruz. Hidrojen molekül ve arkadan diğer gazların birer birer yaratılması söz konusudur. Daha sonra moleküller ve elementler çoğaltılarak Allah'u Teâlâ Hz.leri tarafından sıvılar ve katılar oluşturuluyor. Böylece kâinat ortaya çıkıyor, zâhir oluyor.

1-5- HER CANLI ŞEYİN SUDAN YARATILMASI
Allah'u Teâlâ. Her canlı şey'in sudan yaratıldığını beyan ediyor.

-21/ENBİYÂ-30: E ve lem yerellezîne keferû ennes semâvâti vel arda kânetâ retkan fe fetaknâhuma, ve cealnâ minel mâi kulle şey’in hayy(hayyin), e fe lâ yu’minûn(yu’minûne).
İnkâr edenler (kâfirler), semaların ve arzın bitişik olduğunu görmediler mi? Sonra Biz, o ikisini (birbirinden) ayırdık. Ve her canlı şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmazlar mı?

Denizlerde tek hücreli amiplerden başlayan hayat zincirine, daha sonraları bir çok hücrelerin oluşturduğu ve suda yaşayan, yeni canlı türleri ilâve olunuyor. Bunlar suda yaşayan çeşitli canlı hayvan türlerini meydana getiriyor. Rabbimiz Kur-ân'ı Kerim'de buyuruyor ki,
-24/NÛR-45: Vallâhu halaka kulle dâbbetin min mâin, fe minhum men yemşî alâ batnih(batnihi) ve minhum men yemşî alâ ricleyn(ricleyni) ve minhum men yemşî alâ erba’(erbain), yahlukullâhu mâ yeşâu, innellâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Ve Allah, bütün hayvanları sudan yarattı. Onların bir kısmı karnı üzerinde, bir kısmı iki ayağı üzerinde, bir kısmı da dört ayağı üzerinde yürür. Allah dilediği şeyi yaratır. Muhakkak ki Allah, herşeye kaadirdir.

Görülüyor ki, Yüce Rabbimiz suda başlayan hayatı, zamanla çeşitli su hayvanlarını yarattıktan sonra karaya sıçratmıştır. Su hayvanlarıyla başlayan ve karaya sıçrayan canlı hayatın neticede, çeşitli türde kara hayvanlarının oluşmasına sebep olduğunu yukarıdaki âyeti kerime bize en güzel biçimde açıklıyor. Bu âyet-i kerimede başka işaretler var. Özellikle bu canlı hayvan türlerinin en son şeklinin 4 ayaklı olmaları, bu suda ve karada devam eden yaratış zincirinin en son halkasında 4 ayaklı maymun türünün olduğunu da açıklıyor. Karada yaratılan en son canlı türü olan maymunların bir gelişme süreci içersinde, kromozomların giderek arttığını görüyoruz. 19 çift kromozomlu maymun türünden 33 çift kromozomlu orangutana kadar bir dizi maymun çeşitleri vardır. Eğer insan bu maymun türlerinin sanıldığı gibi bir devamı olsaydı 35 çift kromozomlu olması gerekirdi. Oysaki insan 23 çift kromozoma sahiptir. Böylece insanın maymundan türemesinin mümkün olmadığı kesinlik kazanmıştır. Maymun çeşitlerinin hepsinde temel özellik olarak, el hüviyetindeki ayakların hiçbir zaman ayak hüviyetine dönüşmediğini görüyoruz. İşte böylece yeryüzünde en son yaratılan canlılardan maymunlar kendi aralarında bir yaşama içinde iken bir gün Allahû Teâlâ bu dünya üzerinde değil, Allah'ın Katı'nda (indi ilâhi'de) insanı yaratıyor. Âdem A.S. ve Havva Anamız bu dünyada yaratılmadılar. Bu dünyaya indirildiler.
-2/BAKARA-36: Fe ezellehumâş şeytânu anhâ fe ahrecehumâ mimmâ kânâ fîh(fîhi), ve kulnâhbitû ba’dukum li ba’din aduvv(aduvvun), ve lekum fîl ardı mustekarrun ve metâun ilâ hîn(hînin).
Fakat şeytan, ikisinin (ayağını) oradan kaydırdı. Böylece ikisini de içinde oldukları şeyden (ni’metten) çıkardı. Ve: “Birbirinize düşman olarak (dünyaya) inin. Sizin için (belli) bir zamana kadar yeryüzünde oturma ve faydalanma vardır (geçimini temin etme ve faydalanma vardır).” dedik.

O halde Âdem A.S.'ın vücudunu oluşturan toprak bu dünyanın toprağı ve çamuru değil, İndi İlâhi'nin toprağı ve çamurudur. Dünya, Âdem A.S.'ın ineceği bir yerdi. Onun için Arz kendisine hayat veren güneş sisteminden belli bir uzaklıkta yaratıldı. Belli bir eliptik yörünge üzerinde. Ve belli bir eksen eğimiyle yaratıldı. Etrafına ozon tabakası dizildi. Van Allain kuşakları yerleştirildi ve dünya "insan" adı verilen Allahû Zülcelâl Hz.nin bu en kıymetli mahlûkunu sinesinde barındırabilecek bir hüviyet kazandı (Milyarlarca veya trilyonlarca yılda).
Sonra insanoğlu yukardaki âyet-i kerime gereğince yeryüzüne indirildi. Sadece insan değil, insanla beraber cinler de dünya üzerine indirildi. Dünya adı verilen bu gezegeni sadece biz insanlar paylaşmıyoruz. Aynı koordinatlarda yaşayan "Cin" adı verilen gayb âleminin sakinleri de var. Fakat koordinatlar aynı olduğu halde boyutlar farklı olduğu için, yapı farklı olduğu için, ne onlar bizi, ne de biz onları göremiyoruz. Eğer bir insanın hücresindeki atom yapısına dikkatle bakarsanız hâkim unsurun elektron, (-) elektrik yüklü elektron olduğunu göreceksiniz. Bir cinin de hücresindeki atom yapısına bakmanız mümkün olsaydı, onun da (+) elektrik yüklü pozitronun hâkim olduğu bir sistem içinde yaşamakta olduğunu görecektiniz. Zâhiri âlemin bütün atomları merkezde (+) elektrik yüklü protonlar, çevrede de (-) elektrik yüklü elektronlardan oluşur. Halbuki gayb âleminin bütün atomlarında merkezde (-) elektrik yüklü anti-protonlar ile çevrede de tam zıt yapıda (+) elektrik yüklü pozitronların olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bizim (-) elektrik yüklü olan elektronlarımız bütün dünyanın madde adını verdiği sisteminin yarısını içerirken diğer yarısını da (+) elektrik yüklü karşıt elektronlar oluşturuyor.

HIZ KANUNLARI
2-1- ENERJİ
Madde enerjiden oluşur. Enerjinin strüktürel (yapısal) açıdan ne olduğu zamanımız ilim adamları tarafından henüz bilinmemektedir. Hız kanunları dediğimiz zaman mesele önce maddenin yapısına dayanır. Madde ve âlem farklılıklarında üç hız kanunu geçerlidir. Madde farklılığını anlayabilmek maddenin nasıl oluştuğunu, maddenin iç yapısını bilmekle mümkündür. Madde enerjiden oluştuğu cihetle de enerjinin strüktürünü (yapısını) bilmek ve bu temelden hareket etmek gerekir. Maddeyi meydana getiren enerji, nötrino adı verilen ilâhi enerjidir. Allah'tan gelir. Asıl kaynaktan gelir ve bütün yaratıkları oluşturur. Bu enerjinin Kur'ân-ı Kerim'deki adı "emir" dır. Talak Suresinin 13. âyet-i kerîmesinde mealen Rabbimiz şöyle buyuruyor;
"O'dur ki yedi gök yaratmıştır ve onun bir mislini de yerde yaratmıştır. Allah'ın emri bunlar arasında iner ve çıkar."
Allah'dan gelen ve Kur'ân-ı Kerim'de "emir" adı ile anılan bu enerjinin zamanımız ilminin nükleer kimya ve nükleer fizikteki adı nötrinodur. Her nötrino, dört âleme ait dört enerji küresinden oluşur. Bunlar iki çift enerji küresi teşkil ederler. Primer küreler dış enerji kürelerini, sekonder küreler ise ikincil (iç) enerji kürelerini meydana getirir. Primer küreler çifti ve sekonder küreler çifti devamlı enerji üretirler. Enerjinin maddeyi oluşturması şöyle olmaktadır;
Bir çift nötrino ve bir çift karşıt nötrinonun primer ve sekonder enerji küreleri birbirinden ayrılır ve nötrinodaki primer küre diğer nötrinonun sekonder küresi ile ve karşıt nötrinonun sekonder küresi ile birleşir. Bu birleşme sadece zıt spinli nötrinolar ve karşıt âleme ait nötrinolarla gerçekleşir. Her dörtlü nötrino grubundan zahiri âleme ait iki elektron ve iki karşıt elektron oluşur.
Enerji maddeyi oluşturmadan evvel nötrinoda primer grubun ilk küresi ile, sekonder grubun ilk küresi aynı yönde dönerken, maddeyi oluşturduktan sonra, elektronda ise primer grubunun ilk küresi ile sekonder grubunun ilk

küresi zıt (aksi) yönde dönerler. Bu da lineer momentumun açısal momentuma dönüşmesine sebep olur.
- Zahiri âlem
- Karşıt zahiri âlem
- Gayb âlemi
- Karşıt gayb âlemi
Rabbimiz, enerjinin maddeye dönüştürülmesiyle bu dört âlemi yaratmıştır. Enerjinin maddeyi nasıl vücuda getirdiği ve fotonların nasıl oluştuğu " MADDE, ENERJİ ve HIZ KANUNLARI" adlı kitabımızda detaylı olarak anlatılmıştır.
Ancak enerjinin bu yapısal analizi bilindikten sonra hız konusuna girmek mümkündür.

2-2- HIZ KANUNLARI
- Işık hızının altındaki hızlara ait alt hız kanunu
- Işık hızı kanunu
- Işık hızından ötede olan hızlara ait üst hız kanunu
olmak üzere 3 hız kanunu vardır.
Hız kanunlarının belirleyici ve ayırıcı unsuru, âlem farklılıkları ve maddenin iç yapısıdır.


2-2-1- ALT HIZ KANUNU VE ELEKTRONLAR
Dünya üzerinde bilinen sadece alt hız kanunu vardır. Einstein'in ortaya koyduğu bu hız kanunu kinetik enerji ile ilgili olup sadece zahiri âlem içinde geçerlidir. Bir kütleye, ona hız verecek olan enerji tatbik edildiğinde üst hız sınırı muhakkak ışık hızının altında olacaktır. Bu kanun sadece madde adını verdiğimiz kesimin var olduğu ve sadece bir tek âlemin mevcut olduğu varsayımına dayalıdır. Bir tek kütle vardır. Kütle bu âlemin kütlesidir. Ve bu âlemde (Kendi âleminde) hareket halindedir. O halde bir kütle, kendi âleminde hareket halinde ise alt hız kanununa tâbidir. Bu kütle kendi âleminde pozitif (+) ağırlığa sahiptir. Kütle elektronlardan oluşmuştur. Elektronlar hâkim unsur olup asıl âleme (zahiri âlem) aittir. Karşıt elektronlar ise bağımlı unsur olup karşıt âleme aittir. Bu durumda karşıt âleme ait olan karşıt elektronların negatif (-) ağırlığı, asıl âleme ait olan elektronların net pozitif ağırlığının yarısı kadardır. Buna yarım ağırlıklar kanunu denir. Ve her âlem için geçerlidir. Her parçacık kendi âleminde gözlenebilmektedir. Ona bağlı bağımlı unsur ise bağımlı âleme ait olup saniyenin milyarda bir zaman aralığında gözlenip derhal kaybolur, yani kendi âlemine gider. O halde klasik hız kanunu bu âlemin temel yapı taşı olan elektronlar için geçerlidir.
Bir madde parçacığına ait De Broglie dalgasının hızının parçacığın hızı ile aynı olması şart değildir. Bu iki hız arasındaki bağlılık kolayca çıkarılabilir. De Broglie dalgasının dalga boyu "d" ve frekansı "n" ise bu dalganın "W" hızı bildiğimiz
W = d . n
bağıntısı ile verilmiştir. Şimdi parçacığın "S" toplam enerjisi ile ortak dalganın "n" frekansı arasındaki bağlılığın S = h . n denklemi ile verilmiş olduğunu biliyoruz.
Buna göre; n = S / h değeri hız formülünde yerine konursa W = S . d / h denklemi elde edilir.
Parçacığın "p" momentumu dalga uzunluğuna p = h / d temel denklemi ile bağlıdır.
Buradan 1/p = d/h değeri hız formülünde yerine konursa W = S/p bağıntısı elde edilir.
Toplam S enerjisi ile durgun kütleyi de içine alan toplam " m " kütlesinin Einstein'in S = mc2 relativite denklemi ile bağlı olduğunu ve parçacığın hızı " " olduğuna göre momentumu p = m. n olduğu kabul edilir. "W" hız denkleminde yerlerine konursa

W = S/p = m.c2/m.V = c2/V olur.
Buradan da W = c2/V çıkar.
Madde parçacığın "V" hızı ışığın "c" yayılma hızından hep daha küçük olduğuna göre parçacığa bağlı De Broglie dalgasının hızı her zaman "c" den daha büyük olacaktır. Buna göre hiç bir kütlenin yani parçacığın çok daha büyük bir hızla taşınamayacağını bildiren relativite teorisi postulatı sadece madde adını verdiğimiz kesimin var olduğu ve sadece bir tek âlemin mevcut olduğu varsayımlarına dayalıdır. Bir tek kütle vardır. Kütle bu âlemin kütlesindendir ve bu âlemde hareket halindedir. Bu varsayımın sonucu daima ışık hızının altında bir hızın elde edilmesidir. Elektronlar bu âlemin temel taşları oldukları için alt hız kanununa tâbidirler.


2-2-2- IŞIK HIZI KANUNU VE FOTONLAR
Işık hızı kanununun geçerli olması için bir partikülde karşıt âlemlere ait parçaların eş değer ağırlıkta olması gerekir. Başka bir deyimle fotonun oluşabilmesi için bir partikül ile karşıtının eşit pozitif ve negatif ağırlıklarla oluşuma girmesi gerekir. Böyle bir sistemin oluşabilmesi ise partikülü teşkil eden parçalarının her birinin kendi âleminde bulunması gerekir.
Bir oluşumun ikinci parçasının da ilk parçasıyla eşit negatif ağırlıkta olması için, birinci parça nasıl kendi âleminde ise ikinci parçanın da kendi âleminde olması gerekir. Kendi âleminde olan ikinci parça kendi âlemine göre (+) pozitif ama ikinci parçanın âlemine göre (-) negatif ağırlık taşıyacaktır. Böyle bir sistemin oluşabilmesi ise birinci parça ile ikinci parça arasında bir ışık duvarının mevcut olmasını gerektirir. Ancak iki âlemi birbirinden ayıran bir ışık duvarı var olduğu taktirde her oluşumun içindeki iki parçacık da kendi âleminde var olabilir ve ağırlıklar eşit olabilir. Öyleyse her foton kendi içindeki bir ışık duvarı üzerinde saniyede yaklaşık olarak 300.000 km hızla hareket halindedir. Foton var olduğu sürece bu hızı muhafaza eder. Bu hıza ışık hızı denmektedir. Bu ışık duvarı birinci parçaya ait olan asıl âlemle, ikinci parçaya ait olan onun karşıtını birbirinden ayırmaktadır. Ve birinci parça asıl âlemde ikinci parça ise bunun karşıtı olan âlemde hareket etmektedir. Bu taktirde birinci parça (+X) ağırlığında ise, ikinci parça (-X) ağırlığında olacaktır.
Birinci parça bir elektrondur ve (+X) ağırlığındadır, ikinci parça bir karşıt elektrondur ve (-X) ağırlığındadır.
Fotondaki parçacıklardan dominant olan fotonun oluşturduğu âleme ait parçacıktır. Bu parçacık kendi âleminde olduğu için foton gözlenebilir. O halde foton hangi âlemde gözleniyorsa o âleme ait parça dominanttır. Karşıtı ise bağımlı unsur olarak oluşuma girmektedir. (+) ve (-) ağırlıkları dengede olan bir fotonda parçalar oluşumun vücut bulduğu âleme göre aynı yönde spine (dönüşe) sahiptir. Aynı yönde ve eşit güçte spin sebebiyle bir foton her iki âlemdeki parçalar eşit itici güce sahip olduğundan lineer istikametde hareket edecektir. Yani arabanın her iki âlemde dönen tekerleri de aynı yönde dönmektedir. Ve aynı hızla dönmektedir. Işık duvarının özelliği odur ki bütün fotonlardaki parçaların kendi âlemlerinde bulunmalarını sağlar.
Karşıt elektronlar elektronların yarısı kadar (-) negatif ağırlığa sahiptirler. Enerji bu karşıt elektronların (-) negatif ağırlıklarını arttırarak, elektronların (+) ağırlıklarına eşit kılar. Böylece bir elektronun ağırlığı (x) ise, karşıt elektronun ağırlığı (-x) olur. x+(-x) = 0 dır. İşte ışık duvarı sadece bu sıfır noktasında görev yapar. Bütün fotonların ağırlığı sıfırdır, yani ağırlıksızdır.
Elektronlar zahiri âlemin temel taşları olmaları sebebiyle alt hız kanununa tâbidirler ve zahiri âlemde daima V parcaçık hızları C ışık hızının altında seyredecektir. Halbuki tanecik ve dalga özeliği gösteren fotonun her iki kanadı kendi âleminde seyretmesi nedeniyle V parçacık hızı C ışık hızına eşittir.
Bunu göstermek için: P = m v momentum ifadesini yazalım ve

S = mc2 m = S/ c2
enerji ifadesini dikkate alarak momentumu

P = S / c2 . V V = Pc2/S
şeklinde ifade edelim. Parçacığın relativistik kütle ifadesini kullanarak momentumu veren denklem

mo
P = . V
V2
1-
C2

şeklinde yazabiliriz. Son iki denklemden V'yi yok edersek

mo Pc2 mo c2
P = Ş 1 =
V2 V2
1- S 1- S
C2 C2

Her iki tarafin karesini alarak mo için
mo = S/c2 (1-v2/c2)1/2 mo2 =S2/c4-P2/c2
bağıntısı elde edilir. Şimdi,
P = h / d ve S = h . n olduğuna göre


h n2 1
mo = - yazabiliriz.
c c2 d2

De Broglie dalgalari için W = n.d dir. Bu değeri yerine koyarsak;

h w2 1
mo = - bulunur.
c c2d2 d2

Buradan w çekersek,


mo2c2
w = c 1 + d2 elde edilir.
h2

Bu denklem durgun kütlesi sıfırdan büyük olan (mo > 0) bir parçacık için w dalga hızının daima c den büyük olduğunu gösterir.
De Broglie dalgalarının özel bir hali olarak w = c hızı ile yayılan dalgaları dikkate alalım. Bu elektromanyetik dalgadır, yani fotondur. Bu dalgalara ait ortak parçacığın, yani fotonun v hızı da c' ye eşittir. Yukarıdaki denklemde w = c alınırsa fotonun durgun kütlesi için m = 0 bulunur. O halde fotonlar için v hızı c' ye eşittir.
Dünya adı verilen bu gezegen, bize göre insanlara ait zahiri âlemdir. Ama bu gezegende yaşayan ve farklı yaratılan cinler de bizimle dünyayı paylaşmaktadır. Onlar gene bu dünyamız üzerinde Kur'ân-ı Kerim'imizin "Gayb âlemi" adını verdiği âlemde yaşamaktadırlar. Gayb âlemi dünyadan başka bir yer değildir. Farklı yaratılmamız sebebiyle cinler ve biz insanlar aynı koordinatlarda yaşadığımız halde fizik algılama sistemlerimizle birbirimizi farketmemekteyiz.
Görülmektedir ki zahiri âlemin her noktası aynı zamanda gayb âlemidir. Gayb âleminin her noktası da aynı zamanda zahiri âlemdir. Öyleyse her nokta zahiri âlemde de gayb âleminde de aynı koordinatlara sahiptir ve her iki âlemde de vardır.
İşte bu sebeple foton bir âlemde nerede hangi noktada bulunursa bulunsun karşıt âlemde de aynı noktada bulunmaktadır. O noktada iki âlem de mevcuttur. Işık duvarı dediğimiz şey her noktada fotonun iç bünyesindeki iki karşıt unsurun kendi âlemlerindeki standartlarda olmasını temin eden, zaten her noktada mevcut olan bir ayıraçtır. Bu ayıraç fotonun yapısındaki karşıt unsurları kendi âlemlerine ait oluşumlarında tutan bir rol oynar. Ve sadece foton için geçerlidir.

2-2-2- ÜST HIZ KANUNU VE NÖTRİNOLAR
Üst hız kanunu ışık hızının ötesine taşan yani sn. de 300 000 km lik hız duvarını aşan hızların kanunudur.Sonsuz hıza en güzel örnek nötrinolardır. Nötrinolar hangi âlemde görev yapacaklar ise o âlemin dışında bir yol izlerler. Hareketleri doğrusaldır. Kendi âlemlerinde bulunmadıkları için hızları ışık hızının çok ötesindedir. Yani sonsuz hızla hareket ederler. Madde parçacığın v hızını w dalga hızına bağlayan temel denklemi,
w = c2/v
olarak elde etmiştik. Nötrinolar daima bize göre kendi âlemlerinin dışında bir yol izledikleri için v parçacık hızları sıfır kabul edilebilir. Bunu yukarıdaki denklemde yerine koyarsak nötrinolara bağlı dalga için sonsuz hız elde ederiz.
w c2/0 = ¥
O halde nötrinolar kendi âlemlerinin dışındaki âlemler de doğrusal hareket ettikleri için sonsuz dalga hızı ile hareket ederler. Kısaca düşünce hızı ile hareket ederler.
Bu kanunda üst hızların en üst sınırı düşünce hızıdır. Düşünce, kendi boyutları içinde her an hareket halinde olan bir sistemdir. Bu sistemin özelliği düşüncenin ne zahiri âleme, ne karşıt zahiri âleme, ne gayb âlemine, ne de karşıt gayb âlemine ait olmamasıdır. Bütün âlemlerden farklı boyuttadır. Bu farklı boyutta hem mekân itibariyle, hem de zaman itibariyle düşünce her koordinatta var olabilir. Yani hem bugünü, hem dünü, hem de yarını düşünebiliriz. Bulunduğumuz yeri de dünyamızı da, kâinatı da, kâinatın ötesini de yani yokluğu da düşünebiliriz.Ve düşüncenin asıl özelliği, düşüncenin, düşündüğümüz yere, düşündüğümüz an ulaşması ve orada tecelli etmesidir. Önce kendinizi oturduğunuz yerin dışında düşünün, sonra başka bir şehirde, sonra başka bir kıtada, sonra ayda, sonra güneşte ve nihâyet başka bir güneş sisteminde... Bir kaç metre ötesini ne kadar zaman aralığı içinde düşündü iseniz sonsuz uzaklığı da aynı zaman aralığı içinde düşünürsünüz. İşte düşünceniz, mesafe ne kadar uzak olursa olsun her yere aynı zaman aralığı içinde ulaşır. Bu hıza "düşünce hızı" denir.
Düşünce hiç bir âleme ait olmaması sebebiyle her âlemde sonsuz hızla hareket kabiliyetine sahiptir. Sonsuz hızın oluşabilmesi, bir âleme ait bir partikülün, bir birimin veya maddenin, başka bir âlemde hareket etmesi şartına bağlıdır.
Bir hidrojen atomuna eşdeğer olan bir nötron, içinde hem bu âleme ait olan elektronları, hem de aynı sayıda karşıt elektronları barındırmaktadır. Kısaca madde, bünyesinde maddeyi ve karşıt maddeyi eşit sayıda bulundurur. Karşıt elektronların frekansı sıfırla (-) sonsuz arasında bir deger taşımaktadır. Yani karşıt elektronlar (-) değerli frekansa sahiptir. Elektronlar ise (+) değerli frekansa sahiptir. Frekans ile ağırlık arasında kesin bir ilişki vardır. Bu ilişki paraleldir. Yani frekans arttıkça ağırlık artar. Böylece (+) frekans artırılırsa bu âlemde ağırlık artacaktır.
Bir âlemde ölçülebilen ağırlık ise (+) ağırlıktan (-) ağırlık çıkarıldıktan sonra kalan (+) ağırlıktır. Eğer (-) frekans artırılırsa (+) frekans aynı kaldığı taktirde maddenin ağırlığı azalır. (-) ağırlığı arttırmaya devam edersenlz (-) ve (+) değerlerin eşdeğer olduğu noktada foton oluşur. (-) ağırlık daha da arttırılırsa madde (-) ağırlık taşır.
Üst hıza ulaşmak ise maddenin içindeki karşıt maddeyi (-) ağırlığı ağırlık itibariyle maddeninkinden öteye geçirmekle mümkündür.
Böylece (+) ağırlık (-) ağırlığa dönüşür. Ve madde artık karşıt madde olur. Yani maddenin içindeki hakim unsur elektron iken karşıt elektron olur. Bağımlı unsur ise karşıt elektron iken elektron olur. Böylece bir âlemde, o âleme ait olan madde artık o âleme ait olmayan karşıt maddeye dönüşmüştür.
Bu karşıt maddenin ağırlığı (-) negatiftir. Böylece bir âlemde o âleme ait olmayan bir madde elde edilmiş olur. Üst hıza ulaşmak ancak bir âlemde o âleme ait olmayan bir madde için mümkündür. İşte bu âlemde elde edilen bu karşıt madde yerçekimi kuvvetini yenecek olan ve üst hıza ulaşabilen maddedir.
Not: Formüllerde geçen 8 dalga boyu ve frekansı göstermektedir.


2-2- ZAMAN-MEKÂN VE HIZ ÜÇLÜSÜ
Zaman-mekân ve hız üçlüsü birbirinden ayrılmayan zaman-mekân ve hız birliği içindedirler. Hız, zaman ile mekân arasında aralığı kısaltmaktadır. Ne zaman gözlemcinin hızı artarsa aynı anda, zaman ve mekândaki mesafeler de kısalmış olur. Hızın sonsuz olması halinde yani düşünce hızında, zaman ve mekân sonsuz yavaşlayıp büzülecektir.
-22/HACC-47: Ve yesta’cilûneke bil azâbi ve len yuhlifallâhu va’deh(va’dehu), ve inne yevmen inde rabbike ke elfi senetin mimmâ teuddûn(teuddûne).
Ve azabı senden acele istiyorlar. Ve Allah, asla vaadinden dönmez. Ve Rabbinin katındaki bir gün, sizin saydığınız bin sene gibidir.

İndi ilâhideki bir gözlemci için sahip olduğu hız sebebiyle bin yıllık dünya zamanı bir gün olmuştur. Ne zaman gözlemcinin hızı azalırsa zaman ve mekânın mesafesi artar. Dünyadaki bir gözlemcinin hızı alt hız kanununa tâbi olduğu için indi ilâhideki bir gün bin yıl kadar genişlemiş olur. Bu nedenledir ki hız, zaman ve mekândaki mesafeleri kısaltan çift etkili bir fren gibi çalışmaktadır.
Hız kanunlarının varlığına bağlı olarak değişik mekân ve zamandan sözedebiliriz.

-32/SECDE-5: Yudebbirul emre mines semâi ilel ardı summe ya’rucu ileyhi fî yevmin kâne mıkdâruhu elfe senetin mimmâ teuddûn(teuddûne).
Gökten arza kadar emri (Allah’tan gelen ve Allah’a dönen herşeyi) tedbir eder (düzenler). Sonra bir günde O’na yükselir ki, (o bir günün) süresi, sizin (dünya ölçülerine göre) saymanızla 1000 senedir.

-70/MEÂRİC-4: Ta’rucul melâiketu ver rûhu ileyhi fî yevmin kâne mikdâruhu hamsîne elfe seneh(senetin).
Melekler ve ruh, O’na, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.

Dünyada bir gün, dünyanın, kendi ekseni etrafında 23 saat 56 dakika ve 4 saniyede bir devrini tamamlamasıyla meydana gelir. Yıl ise, dünyanın güneş etrafında 365 gün 5 saat 4 dakika ve 46 saniyede tam devrini tamamlamasıyla oluşur. Bir yıl 31470786 saniyeye eşittir. Bir dünya saniyesi dünyanın güneş etrafında seyrettiği yörüngenin 31470786 saniyesinde bir parçasıdır. Diğer bir tabirle dünya saniyesi dünyanın güneş etrafındaki yörüngesinde 29.8 km/sn bir hareketi temsil eder. Bir ilâhi günün 50.000 seneye tekabül ettiği zikredilen Mearic suresindeki zaman 1,5735393x1012 sn ve 46,89147114x1012 km ye eşdeğerdir. Melekler ve ruh bu mesafeyi 86164 sn.de aldıklarına göre hızları 544211865 km/sn olup ışık hızından 1814 kat daha büyüktür. Secde Sûresi'nin 5. Âyet-i Kerîme'sinde belirtildiği gibi aynı mesafeyi enerji 1000 yılda aldığına göre, enerjinin hızı, ışık hızından 90700 kat daha büyük olur.
__________________



уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-26-2008, 16:09   #3
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

İNSANIN YARATILIŞI
Allahû Teâlâ insanı kâinatın en üstün varlığı olarak kendi katında yarattı, Kur' an-ı Kerim'inde buyuruyor ki;

-38/SÂD-71: İz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun beşeren min tîn(tînin).
Rabbin meleklere: "Muhakkak ki Ben, tînden (nemli topraktan, balçıktan) bir insan yaratacağım." demişti.
-32/SECDE-7: Ellezî ahsene kulle şey’in halakahu ve bedee halkal insâni min tîn(tînin).
Ki O, herşeyin yaratılışını en güzel yapan ve insanı yaratmaya, ilk defa tînden (nemli topraktan) başlayandır.
-15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
Görülüyor ki insan "indi ilâhi"'de, tiyn veya salsalin adı verilen bir balçıktan yaratılmıştır. Önce Allahû Zülcelal Hz. ona şekil verdi, sonra o'nu insan olarak dizayn etti. İnsana balçıktan ilk şekil verilmesiyle, insan hüviyetinde dizaynı arasında çok uzun zaman geçti. En sonunda bütün uzuvlarıyla dizayn edilen insan, kendisine nefs ve ruh verilerek canlandırıldı. Hem de yeryüzünün halifesi olarak canlandırılıdı. İnsan yeryüzünün halifesi, hükümdarı olarak yaratıldı. Ve bütün meleklere ve cinlere Âdem AS.'a secde etmesi emredildi. Aşağıdaki âyet-i kerimeler bu konulara ışık tutmaktadır.
-20/TÂHÂ-30: Hârûne ahî.
Kardeşim Harun.
-15/HİCR-29: Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
Artık onu dizayn edip, içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!


-32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

3-2- ÂDEM ALEYHİSSELÂM'A SECDE
Yukarıdaki âyet-i kerimelerde açıklandığı gibi Rabbimiz yaratış zincirinin son halkasında ve kendi katı'nda en çok sevdiği mahlûku olan insanı yaratmıştır. Herşey insan için yaratılmıştır. Nitekim Rabbimiz daha evvel yarattığı Cin ve Meleklere Âdem'e secde edin, diye emir buyuruyor.
İblis, yani şeytan Âdem (AS)' a secde etmedi.

-7/A'RÂF-11: Ve lekad halaknâkum summe savvernâkum summe kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), lem yekun mines sâcidîn(sâcidîne).
Ve andolsun ki; sizi Biz yarattık. Sonra size suret (şekil) verdik. Sonra meleklere: “Âdem (A.S)’a secde edin.” dedik. İblis hariç, secde ettiler. O, secde edenlerden olmadı.

-7/A'RÂF-12: Kâle mâ meneake ellâ tescude iz emertuk(emertuke), kâle ene hayrun minh(minhu), halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn(tînin).
(Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Sana (secde etmeyi) emrettiğim zaman, seni secde etmekten men eden nedir?” İblis: “Ben ondan hayırlıyım,beni ateşten ve onu nemli topraktan (balçıktan) yarattın.” dedi.

-7/A'RÂF-13: Kâle fehbit minhâ fe mâ yekûnu leke en tetekebbere fîhâ fahruc inneke mines sâgirîn(sâgirîne).
(Allahû Tealâ): “Öyleyse oradan in! Artık orada senin kibirlenmen olmaz. Hemen oradan çık. Muhakkak ki, sen alçaklardansın.” buyurdu.

İblis, Allah'dan talepte bulunuyor. Kıyamet gününe kadar hayy olmayı Allah'dan diliyor.
-7/A'RÂF-14: Kâle enzırnî ilâ yevmi yub'asûn(yub'asûne).
(Şeytan): “Beas gününe (dirileceğimiz güne, kıyâmet gününe) kadar bana izin (mühlet) ver.” dedi.

-7/A'RÂF-15: Kâle inneke minel munzarîn(munzarîne).
(Allahû Tealâ): “Muhakkak ki sen izin (mühlet) verilenlerdensin.” buyurdu.

-7/A'RÂF-16: Kâle fe bimâ agveytenî le ak'udenne lehum sırâtekel mustekîm(mustekîme).
(İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin’e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi.

-7/A'RÂF-17: Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn(şâkirîne).
Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.
Demek oluyor ki, iblis insanların çoğunu yoldan çıkaracak. Sadece şükredenler, yani hikmet sahipleri onun dalâletinden tam beri olup, dalâlete düşmüyorlar. Hidâyete ulaşanlar dalâletten kurtuluyorlar. Ama ihlâsa kadar şeytan onların üzerindeki zulmâni telkinini devam ettiriyor. Onun için dalâletten tam kurtulma hali ihlâsta oluşabiliyor. İhlas sahipleri şükür kademesindedir. Bu aynı zamanda hikmet sahibi olmaktır.
Buradaki şükür sahipleri kendilerine hikmetin öğretildiği kişiler oluyor. Rabbbimiz bunu Kur'ân-ı Kerim'de Lokman Sûresi'nin 12. âyetinde şöyle açıklıyor.
-31/LOKMÂN-12: Ve lekad âteynâ lukmânel hikmete enişkur lillâh(lillâhi), ve men yeşkur fe innemâ yeşkuru li nefsih(nefsihî), ve men kefere fe innellâhe ganiyyun hamîd(hamîdun).
Ve andolsun ki Lokman’a hikmet verdik ki, Allah’a şükretsin. Ve kim şükrederse, o taktirde sadece kendi nefsi için şükreder. Ve kim küfrederse (inkâr ederse), o taktirde muhakkak ki Allah; Gani’dir (kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur), Hamid’dir (hamdedilen).

-2/BAKARA-269: Yu’til hikmete men yeşâu, ve men yu’tel hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
(Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse böylece ona çok hayır verilmiştir, ulûl’elbabtan başkası tezekkür edemez.


3-3- ÂDEM AS. VE ZEVCESİNİN HATASI
Âdem (AS) Cennet'ten itaatsizlik sebebiyle dünyaya indirilmiştir. Aşağıdaki âyet-i kerimeler bu konuyla ilgilidir.
Rabbimiz Âdem (AS)'a sen ve zevcen Cennet'te sakin olun, diye emrediyor.
-7/A'RÂF-19: Ve yâ âdemuskun ente ve zevcukel cennete fe kulâ min haysu şi'tumâ ve lâ takrebâ hâzihiş şecerete fe tekûnâ minez zâlimîn(zâlimîne).
Ve ey Âdem! Sen ve zevcen cennette yerleşin (oturun) sonra da, dilediğiniz yerden yeyin. Ve bu ağaca yaklaşmayın. O zaman (yaklaşırsanız ikiniz) zalimlerden olursunuz.
-20/TÂHÂ-118: İnne leke ellâ tecûa fîhâ ve lâ ta’râ.
Muhakkak ki senin için orada (cennette) acıkmak ve çıplak kalmak yoktur.

-20/TÂHÂ-119: Ve enneke lâ tazmeu fîhâ ve lâ tadhâ.
Ve muhakkak ki sen, orada susamazsın ve (sıcaktan) yanmazsın.

-20/TÂHÂ-117: Fe kulnâ yâ âdemu inne hâzâ aduvvun leke ve li zevcike fe lâ yuhricennekumâ minel cenneti fe teşkâ.
Bunun üzerine, (Âdem A.S’a şöyle) dedik: “Ey Âdem! Muhakkak ki bu (şeytan), senin için ve zevcen (eşin) için düşmandır. Sonra sakının (dikkat edin ki) sizin ikinizi (de) cennetten çıkarmasın. O zaman şâkî olursunuz.

-20/TÂHÂ-20: Fe elkâhâ fe izâ hiye hayyetun tes’â.
Böylece onu attı. O zaman o, hızla hareket eden (koşan) bir yılan olmuştu.

-20/TÂHÂ-21: Kâle huzhâ ve lâ tehaf se nuîduhâ sîretehel ûlâ.
“Onu al ve korkma! Onu ilk suretine (durumuna) döndüreceğiz.” dedi.


Bunun üzerine Âdem ile zevcesi ondan yediler. Hemen utanılacak yerleri kendilerine göründü. Üzerlerine Cennet yaprağını yapıştırmaya koyuldular. Âdem Rabbine karşı geldi de matlûbuna eremedi.
-7/A'RÂF-22: Fedellâhumâ bi gurûr(gurûrin), fe lemmâ zâkâş şecerete bedet lehumâ sev'âtuhumâ ve tafikâ yahsıfâni aleyhimâ min varakıl cenneh(cenneti), ve nâdâhumâ rabbuhumâ e lem enhekumâ an tilkumeş şecereti ve ekul lekumâ inneş şeytâne lekumâ aduvvun mubîn(mubînun).
Böylece o ikisini aldatarak öncülük (önderlik) etti. Ağaçtan tadınca (meyvesini yeyince) ayıp yerleri kendilerine göründü (açığa çıktı). Ve Rab’leri (ikisinin Rabbi), ikisine şöyle seslendi: “Sizin ikinizi bu ağaçta nehyetmedim mi (yasaklamadım mı)? Ve sizin ikinize, muhakkak ki şeytan apaçık düşmandır.” demedim mi?

-7/A'RÂF-23: Kâlâ rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve in lem tagfirlenâ ve terhamnâ le nekûnenne minel hâsirîn(hâsirîne).
İkisi şöyle dedi: “Rabbimiz, biz nefslerimize zulmettik, şâyet Sen bize mağfiret ve rahmet etmezsen, biz mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.”
-20/TÂHÂ-115: Ve lekad ahidnâ ilâ âdeme min kablu fe nesîye ve lem necid lehu azmâ(azmen).
Ve andolsun ki Âdem (A.S)’a ahd verdik, fakat o unuttu. Ve onu, azîmli bulmadık.
3-4- ÂDEM A.S.'IN YERYÜZÜNE İNDİRİLİŞİ
-7/A'RÂF-24: Kâlehbitû ba'dukum li ba'dın aduvv(aduvvun), ve lekum fîl'ardı mustekarrun ve metâun ilâ hîn(hînin).
(Allahû Tealâ): “Birbirinize düşman olarak inin! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar kalma (yerleşme) ve geçinme vardır (size takdir edildi).” buyurdu.

-7/A'RÂF-25: Kâle fîhâ tahyevne ve fîhâ temûtûne ve minhâ tuhrecûn(tuhrecûne).
Allahû Tealâ: “Orada yaşarsınız ve orada ölürsünüz ve oradan çıkarılırsınız.” buyurdu.
Rabbimiz Âdem zürriyetinin hepsinin yeryüzüne inmesini istemiş.
-2/BAKARA-38: Kulnâhbitû minhâ cemîa(cemîan), fe immâ ye’tiyennekum minnî hudenfe men tebia hudâye fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.”

-20/TÂHÂ-123: Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvv(aduvvun), fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.
(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”
-20/TÂHÂ-124: Ve men a’rada an zikrî fe inne lehu maîşeten danken ve nahşuruhu yevmel kıyâmeti a’mâ.
Ve kim Benim zikrimden yüz çevirirse, o taktirde mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim (hayat) vardır. Ve kıyâmet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.

-7/A'RÂF-26: Yâ benî âdeme kad enzelnâ aleykum libâsen yuvârî sev’âtikum ve rîşâ(rîşâen) ve libâsut takvâ zâlike hayr(hayrun), zâlike min âyâtillâhi leallehum yezzekkerûn(yezzekkerûne).
Ey Âdemoğulları! Sizlere ayıp yerlerinizi gizleyip örtecek elbise ve süslenecek şeyler (elbise) ve takva elbisesini indirdik. Bu daha hayırlıdır. İşte bu Allah’ın âyetlerindendir. Böylece onlar tezekkür ederler.

-7/A'RÂF-27: Yâ benî âdeme lâ yeftinennekumuş şeytânu kemâ ahrece ebeveykum minel cenneti yenziu anhumâ libâsehumâ li yuriyehumâ sev’âtihimâ innehu yerâkum huve ve kabîluhu min haysu lâ terevnehum innâ cealneş şeyâtîne evliyâe lillezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
Ey Âdemoğulları! Şeytan, sizin ebeveyninizi (anne ve babanızı), onların ayıp yerlerinin görünmesi için elbiselerini soyarak, cennetten çıkardığı gibi sakın sizleri de fitneye düşürmesin. Muhakkak ki; o ve onun kabilesi (topluluğu), sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Muhakkak ki; Biz şeytanları mü’min olmayanlara dost kıldık.

-7/A'RÂF-35: Yâ benî âdeme immâ ye’tiyennekum rusulun minkum yekussûne aleykum âyâtî fe menittekâ ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Ey Âdemoğulları! Sizin içinizden, size âyetlerimi anlatan (kıssa eden) resûller geldiği zaman, bundan sonra kim takva sahibi olur ve nefsini ıslâh ederse (nefs tasfiyesi yaparsa), artık onlara korku yoktur. Ve onlar mahzun da olmazlar.



3-5- İNSAN BOŞUNA YARATILMAMIŞTIR
Yüce Rabbimizin herşeyi yaratmasında bir hikmet vardır. İnsan ise yaratıklar arasındaki en üst noktadadır. Öyleyse abesle iştigal etmeyen Allah'ın insanı boşuna yaratması düşünülebilir mi?
Allahû Teâlâ, Kur'ân-ı Kerimin Kıyame Süresinin 36.âyetinde buyuruyor ki;

-75/KIYÂME-36: E yahsebul insânu en yutreke sudâ(suden).
İnsan başıboş (sorumsuz) bırakılacağını mı zannediyor?
-23/MU'MİNÛN-115: E fe hasibtum ennemâ halaknâkum abesen ve ennekum ileynâ lâ turceûn(turceûne).
Öyleyse Bizim, sizi abes olarak (boş yere) yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz?
-38/SÂD-27: Ve mâ halaknes semâe vel arda ve mâ beynehumâ bâtıla(bâtılen), zâlike zannullezîne keferû, fe veylun lillezîne keferû minen nâr(nâri).
Ve gökyüzünü, arzı ve ikisi arasındaki şeyleri bâtıl (boşuna) yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Artık ateş sebebiyle (azap edilecekleri için) inkâr edenlerin vay haline.

3-6- HERŞEY İNSAN İÇİN YARATILMIŞTIR
-2/BAKARA-29: Huvellezî halaka lekum mâ fîl ardı cemîan summestevâ iles semâi fe sevvâhunne seb’a semâvât(semâvâtin), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).
O (Allah) ki; yeryüzündeki şeylerin hepsini sizin için yarattı. Sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. Ve O, herşeyi en iyi bilen (Alîm)’dir.
Allahû Teâlâ insanı kâinatin en üstün varlığı olarak yaratmıştır. ayet-i kerime'sinde;
-45/CÂSİYE-13: Ve sahhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minh(minhu), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.
Madem ki, insandan başka her şey insan için yaratılmıştır. Öyleyse insan Allah Katı'nda en çok sevilen mahlûktur. Yüce Rabbimiz insanı en çok sevdiğinden onu yeryüzünün hükümdarı olarak yaratmıştır.
-2/BAKARA-30: Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeh(halîfeten), kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâ(dimâe), ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek(leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn(tâ’lemûne).
Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben, yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yapacaksın? Biz Seni, hamdinle tesbih ve Seni takdis ediyoruz.” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki Ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu.
3-7- İNSAN ALLAH İÇİN YARATILMlŞTlR
Allahû Teâlâ da herşeyi insan için yarattığını fakat insanı da kendisi için yarattığını aşağıdaki âyet-i kerimelerde beyan buyuruyor;
-2/BAKARA-156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar ki; kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” dediler.
Başka bir âyet-i kerimesinde de en fazla mutlu olmasını istediği bu mahlûkunun yaratılış gayesini açıklarken şöyle buyuruyor ;
-51/ZÂRİYÂT-56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn(ya'budûni).
Ve Ben, insanları ve cinleri, Bana kul olsunlar diye yarattım.

3-8- RUH, NEFS VE FiZiK VÜCUT
İnsan dediğimiz bu varlık Allahû Teâlâ Hz.nin en üstün ve en sevgili mahlûku olduğu için, Allahû Teâlâ bu mahlûkunun mutluluk içinde, saadet içinde olmasını diliyor. Bunun için onu, o güne kadar yarattığı varlıklardan değişik biçimde yaratmış. Çünkü insanın üç ayrı cesetten oluştuğunu görüyoruz. Kâinat üzerinde üç ayrı cesetten oluşan başka bir varlık hiç yaratılmadı. Yaratılması da söz konusu değildir. Hicr Sûresi'nin 26. âyet-i kerîmesinde fizik vücudumuzun topraktan yaratıldığını,
-15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
-91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).
-6/EN'ÂM-98: Ve huvellezî enşeekum min nefsin vâhıdetin fe mustekarrun ve mustevda’(mustevdaun), kad fassalnal âyâti li kavmin yefkahûn(yefkahûne).
Sizi bir tek nefsten (Âdem (A.S)’dan) yaratan ve böylece (sizin için) kararlı bir kalma yeri (fizik vücudumuz için yeryüzü: dünya), bir de emanet kalma yeri (nefsimiz için cennet ve cehenneme gitmeden önce geçici olarak beklenilen yer; berzah âlemi) dizayn eden O’dur. Fıkıh eden bir toplum için, âyetleri ayrı ayrı detayları ile açıkladık.
Nefsimizin gökler gibi sevva edildiğini bildiren Rabbimiz bir nefisle inşâ edildiğimizi söylüyor. Biz insanı bir nefsle inşâ ettik. Bir bina inşâ eder gibi inşâ etmiş nefsimizi. Sonra da Secde Sûresi'nin 9. âyet-i kerîmesinde ruhumuzdan bahsediyor;
-32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
"Biz" diyor, "insana ruhumuzdan üfürdük". Burada üfürme fiili var. Üfürülen birşey, bu da 3.cesedimiz oluyor. Allah'u Teâlâ üç ayrı cesedimiz için üç ayrı fiil kullanmış. Bunların birbirinden farklı şeyler olduğunu ifade etmek için ayrı fiiller kullanıyor.

4- KUR'ÂN-I KERİM VE KUTSAL KİTAPLAR
Allahû Teâlâ. en çok sevdiği bu mahlûkunun mutlu olmasını talep etmektedir. Bu sebeple Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'ân-ı Kerim insanoğlu'na bir mutluluk davetiyesi olarak indirilmiştir. İnsanlık tarihi boyunca Allah insanların hep mutlu olmalarını istemiştir.
4-1- DEĞİŞTİRİLEN KUTSAL KİTAPLAR
Şeytan insana olan düşmanlığı dolayısıyla evvelki kitapların hepsini değiştirdi. Kur'ân-ı Kerim'den önceki bütün Mukaddes Kitaplar tahrif edilmişlerdir.
-2/BAKARA-41: Ve âminû bi mâ enzeltu musaddikan li mâ meakum ve lâ tekûnû evvele kâfirin bih(bîhî), ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlen ve iyyâye fettekûni.
Sizin yanınızda olanı (Tevrat’ı) tasdik edici olarak indirdiğim şeye (Kur’ân’a) îmân edin ve O’nu inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Ve (sakın) âyetlerimi az bir bedelle satmayın. Ve sadece Bana karşı takva sahibi olun.

-2/BAKARA-42: Ve lâ telbisûl hakka bil bâtılı ve tektumûl hakka ve entum ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve hakkı bâtıl ile karıştırmayın (örtmeyin) ve hakkı gizlemeyin. Ve (çünkü) siz biliyorsunuz.

-2/BAKARA-59: Fe beddelellezîne zalemû kavlen gayrellezî kîle lehum fe enzelnâ alellezîne zalemû riczen mines semâi bimâ kânû yefsukûn(yefsukûne).
Böylece o zalimler, sözleri, kendilerine söylenenden başka bir sözle değiştirdiler. Biz de o zaman fıska düştüklerinden dolayı o zulmedenlerin üzerine gökten bir azap indirdik.

-2/BAKARA-21: Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum vellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey insanlar! Rabbinize kul olun ki O, sizi ve sizden öncekileri yarattı. Umulur ki böylece siz, takva sahibi olursunuz.

-3/ÂLİ İMRÂN-71: Ya ehlel kitâbi lime telbisûnel hakka bil bâtılı ve tektumûnel hakka ve entum ta’lemûn(ta’lemûne).
Ey kitap ehli! Niçin hakkı bâtıla karıştırıyorsunuz? Ve bildiğiniz halde, (niçin) hakikatleri gizliyorsunuz?



Ey Kitap Ehli! Niçin hakk'ı batıla karıştırıyorsunuz? Ve bildiğiniz halde (niçin) hakikatleri gizliyorsunuz.
4-2-HIRİSTİYANLARIN VE YAHUDİLERİN ALLAH'A OĞUL İZAFE ETMELERİ
Hıristiyanlar, Hz. İsa'nın, Yahudiler de Hz. Üzeyr'in Allah'ın oğlu olduğunu iddia ederek kâfir oldular.
-5/MÂİDE-17: Lekad keferellezîne kâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryem(meryeme) kul fe men yemliku minallâhi şey’en in erâde en yuhlikel mesîhabne meryeme ve ummehu ve men fîl ardı cemîa(cemîan) ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ. Yahluku mâ yeşâ(yeşâu) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Muhakkak ki; “Allah, Meryemoğlu mesihtir.” diyenler andolsun kâfir olmuşlardır. De ki: “Öyle ise Allah, Meryemoğlu mesihi, annesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini helâk etmek istese, kim bir şey yapmaya (önlemeye) malik olabilir?" Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşeyin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Allah, herşeye kaadirdir.

-5/MÂİDE-73: Lekad keferellezîne kâlû innallâhe sâlisu selâsetin ve mâ min ilâhin illâ ilâhun vâhid(vâhidun) ve in lem yentehû ammâ yekûlûne le yemessennellezîne keferû minhum azâbun elîm(elîmun).
Andolsun ki: “Allah üçün, üçüncüsüdür (üç ilâhtan biridir).” diyenler de kâfir olmuşlardır. Tek bir ilâhdtan başka bir ilâh yoktur. Ve bu söyledikleri sözlerden vazgeçmezlerse, onlardan (bu sözlerinde ısrar edip) kâfir olanlara, mutlaka elîm bir azap dokunacaktır.


-9/TEVBE-30: Ve kâletil yahûdu uzeyrunibnullâhi ve kâletin nasârel mesîhubnullâh(mesîhubnullâhi) zâlike kavluhum bi efvâhihim yudâhiûne kavlellezîne keferû min kabl(kablu) kâtelehumullâh(kâtelehumullâhu) ennâ yu'fekûn(yu'fekûne).
Ve yahudiler: “Üzeyir Allah’ın oğludur.” dediler ve nasraniler: “Mesih Allah’ın oğludur.” dediler. Onların ağızlarıyla söylediği bu sözler, daha önce inkâr eden kimselerin sözlerine benziyor. Allah onları öldürsün. Nasıl da döndürülüyorlar.

-9/TEVBE-31: İttehazû ahbârehum ve ruhbânehum erbâben min dûnillâhi vel mesîhabne meryem(meryeme), ve mâ umirû illâ li ya'budû ilâhen vâhidâ (vâhiden),lâ ilâhe illâ huve, subhânehu ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).
Onlar, ahbarları (dîn adamlarını) ve ruhbanları (rahipleri) ve Meryem oğlu Mesih’i Allah’tan başka Rab’ler edindiler. Tek bir ilâha kul olmalarından başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilâh yoktur. (Onların) şirk koştukları şeylerden O (Allah), münezzehtir.


4-3- KİTABA UYMAK
-2/BAKARA-146: Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ve inne ferîkan minhum le yektumûnel hakka ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).
Kendilerine kitap verdiklerimiz, O’na (Hz. Muhammed (S.A.V)’e) kendi oğullarına arif oldukları (tanıdıkları) gibi ariftir (tanıyıp bilir)ler. Ama muhakkak ki onlardan bir kısmı (bir fırka), bile bile hakkı gizlerler.

-3/ÂLİ İMRÂN-187: Ve iz ehazallâhu mîsâkallezîne ûtûl kitâbe le tubeyyinunnehu lin nâsi ve lâ tektumûneh(tektumûnehu), fe nebezûhu verâe zuhûrihim veşterav bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe bi’se mâ yeşterûn(yeşterûne).
Hani o zaman ki; Allah, kitap verilenlerden: “Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz.” diye, misak (kesin söz, yemin) almıştı. Onlar ise o (sözlerini) arkalarına, sırtlarına atarak (sözlerini tutmayarak) onu az bir değere sattılar. İşte, ne kötü bir alışveriş...

-5/MÂİDE-66: Ve lev ennehum ekâmût tevrâte vel incîle ve mâ unzile ileyhim min rabbihim le ekelû min fevkıhim ve min tahti erculihim. Minhum ummetun muktesıdeh(muktesıdetun) ve kesîrun minhum sâe mâ ya’melûn(ya’melûne).
Ve eğer kitap ehli, Tevrat ve İncil’i ve Rab’lerinden kendilerine indirileni, gereği gibi uygulasalardı (yerine getirselerdi), muhakkak ki; onlar, hem üstlerinden hem de ayaklarının altından (nice ni’metler) yerlerdi. Onlardan bir kısmı (evliyalık mertebesine ulaşmış, henüz daimî zikre ulaşmamış) muktesidler olan bir ümmettir. Ve onlardan çoğunun da yaptıkları şey kötüdür.

-5/MÂİDE-68: Kul yâ ehlel kitâbi! lestum alâ şey’in hattâ tukîmût Tevrâte vel İncîle ve mâ unzile ileykum min rabbikum ve le yezîdenne kesîren minhum mâ unzile ileyke min rabbike tugyanen ve kufr(kufren), fe lâ te’se alâl kavmil kâfirîn(kâfirîne).
De ki: “Ey Ehli Kitap! Tevrat’ı, İncil’i ve size Rabbiniz tarafından indirileni, yerine getirip uygulamadıkça siz birşey (bir dîn) üzerinde değilsiniz.Ve andolsun ki; sana Rabbinden indirilen, onların birçoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Artık sen kâfirler topluluğuna üzülme.

-7/A'RÂF-157: Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyyel ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fît tevrâti vel incîli ye’muruhum bil ma’rûfi ve yenhâhum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimul habâise ve yedau anhum ısrahum vel aglâlelletî kânet aleyhim, fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma’ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O’na îmân ettiler ve O’na saygı gösterdiler ve O’na yardım ettiler ve O’nunla beraber indirilen Nur’a (Kur’ân-ı Kerim’e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir.


4-4- KUR'ÂN'IN BEYÂNI
Kur'ân-ı Kerim Allah'ın bildirisidir, beyanıdır.
Allahû Teâlâ Kur'ân-ı Kerim ile ni'metin tamamlandığını Maide Sûresi'nin 3. âyet-i kerîmesinde açıklıyor.
-5/MÂİDE-3: Hurrimet aleykumul meytetu veddemu ve lahmul hınzîri ve mâ uhılle li gayrillâhi bihî vel munhanikatu vel mevkûzetu vel mutereddiyetu ven natîhatu ve mâ ekeles sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha alen nusubi ve en testaksimû bil ezlâm(ezlâmi), zâlikum fisk(fiskun), elyevme yeisellezîne keferû min dînikum fe lâ tahşevhum vahşevn(vahşevni) el yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumul islâme dînâ(dînen) fe menidturra fî mahmasatin gayra mutecânifin li ismin fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve Allah’tan başkasının adına boğazlanan (kesilen), boğularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bunlar fısktır. Bugün kâfirler sizi dîninizden döndüremedikleri için yeise kapıldılar. Artık onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki ni’metimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm’dan razı oldum. Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyletmeksizin zarurette (yemek zorunda) kalırsa, şüphesiz ki Allah, Gafur ve Rahîm’dir.

-4/NİSÂ-26: Yurîdullâhu li yubeyyine lekum ve yehdîyekum sunenellezîne min kablikum ve yetûbe aleykum vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Allah size beyan etmek (açıklamak) ve sizi, sizden öncekilerin kanunu (olan Allah’a) ulaştırmak ve tövbelerinizi kabul etmek ister. Ve Allah hakkıyla bilen Alîm’dir, hikmet sahibi Hakîm’dir.

-6/EN'ÂM-55: Ve kezâlike nufassılul âyâti ve li testebîne sebîlul mucrimîn(mucrimîne).
Ve işte böylece âyetleri ayrı ayrı açıklıyoruz, mücrimlerin (suçluların) yolu belli olsun diye.


4-5- KUR'ÂN BÜTÜN İLİMLER KAPSAR
Allahû Teâlâ Hz. Nahl Sûresi 89. âyet-i kerîmesinde Kur'ân-ı Kerim'in herşeyi açıkladığını ifade buyurmuştur.
-16/NAHL-89: Ve yevme neb’asu fî kulli ummetin şehîden aleyhim min enfusihim ve ci’nâbike şehîden alâ hâulâ(hâulâi), ve nezzelnâ aleykel kitâbe tibyânen likulli şey’in ve huden ve rahmeten ve buşrâ lil muslimîn(muslimîne).
Ve o gün, bütün ümmetlerin içinde, onların üzerine, onların kendilerinden bir şahit beas ederiz (vazifeli kılarız). Ve seni de onların üzerine şahit olarak getirdik. Ve sana, herşeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab’ı, müslümanlara (Allah’a teslim olanlara) müjde olarak indirdik.

-6/EN'ÂM-38: Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).
Ve yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa (4 ayaklı) hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; sizin gibi ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab’lerine haşrolunacaklar (olunurlar).


Allah'ın yarattığı herşey Kur'ân-ı Kerim'de ifadesini asıl olarak bulmuştur. Fakat Kur'ân'da bir netice olarak mevcut olup, detaylarının mutlaka idrak eden kişiler tarafından açıklanması lazımdır.
-30/RÛM-58: Ve lekad darebnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli mesel(meselin), ve le in ci’tehum bi âyetin le yekûlennellezîne keferû in entum illâ mubtılûn(mubtılûne).
Ve andolsun ki, bu Kur’ân’da insanlar için bütün meselelerden örnekler verdik. Ve eğer onlara bir âyet getirsen, kâfirler mutlaka: "Siz sadece bâtılla uğraşan kimselersiniz." derler.

-25/FURKÂN-33: Ve lâ ye’tûneke bi meselin illâ ci’nâke bil hakkı ve ahsene tefsîrâ(tefsîren).
Ve sana hak ile ve en güzel (ahsen) tefsir ile ulaştırdığımızdan (meselelerden) başka bir meseleyi sana getirmediler.

-6/EN'ÂM-67: Likulli nebein mustekar(mustekarrun), ve sevfe ta’lemûn(ta’lemûne).
Her haber için kararlaştırılmış bir zaman vardır. Ve yakında bileceksiniz.


O halde bu Kur'ân her zaman ve her mekânda yaşanan Allah'ın ilmi kelâmıdır.
4-6- KUR'ÂN MUHAFAZA EDİLECEKTİR
Rabbimiz buyurmaktadir ki, "Bu Kur'ân-ı Biz indirdik. O'nun muhafızı Biz'iz.". Bu muhafazanın, ne önünden ne de arkasından batılın yaklaşamıyacağı bir güçte olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca her türlü tağyir ve tebdilden de uzak olduğu anlamına gelmektedir. Bunu aşağıdaki âyet-i kerimelerde görebiliriz.
-41/FUSSİLET-41: İnnellezîne keferû biz zikri lemmâ câehum, ve innehu le kitâbun azîz(azîzun).
Gerçekten onlar, kendilerine zikir (Kur’ân) geldiği zaman (O’nu) inkâr ettiler. Ve muhakkak ki O, Azîz (yüce ve şerefli) bir Kitap’tır.

-41/FUSSİLET-42: Lâ ye’tîhil bâtılu min beyni yedeyhi ve lâ min halfih(halfihî), tenzîlun min hakîmin hamîd(hamîdin).
Bâtıl, onun önünden ve arkasından O’na ulaşamaz. Hakîm (hüküm ve hikmet sahibi) ve Hamîd (Kendisine hamdedilen) (Allah) tarafından indirilmiştir.

-15/HİCR-9: İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne).
Muhakkak ki; zikri (Kur'ân-ı Kerim’i) Biz indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.

-16/NAHL-102: Kul nezzelehu rûhul kudusi min rabbike bil hakkı li yusebbitellezîne âmenû ve huden ve buşrâ lil muslimîn(muslimîne).
De ki: “O’nu (Kur’ân-ı Kerim’i), Rabbinden hak ile âmenû olanları sebat ettirmek için ve müslümanlara (teslim olanlara), hidayet ve müjde olarak Ruh’ûl Kudüs (Cebrail A.S) indirdi.”


4-7- KUR'ÂN'A TÂBİ OLUN
-7/A'RÂF-3: Ittebiû mâ unzile ileykum min rabbikum ve lâ tettebiû min dûnihî evliyâ(evliyâe), kalîlen mâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Rabbinizden size indirilene tâbî olun. Ve ondan başka dostlar edinmeyin. Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz.

-6/EN'ÂM-155: Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârekun fettebiûhu vettekû leallekum turhamûn(turhamûne).
Ve indirdiğimiz bu kitap mübarektir. Öyleyse O’na tâbî olun. Ve takva sahibi olun. Böylece siz rahmet olunursunuz (rahmete ulaşırsınız).


İnsanların Allah indindeki mazeretlerinin kalmaması için Kur'ân-ı Kerim'i Allah kendinden evvelki kitapları tasdik eden, herşeyi muhtevi, Allah'ın tüm ni'metini bize ulaştıran kitap olarak göndermiştir.
-6/EN'ÂM-156: En tekûlû innemâ unzilel kitâbu alâ tâifeteyni min kablinâ ve in kunnâ an dirâsetihim le gâfilîn(gâfilîne).
“Kitap, yalnızca bizden önceki iki topluluğa indirildi. Ve biz onların okuduklarından gerçekten gâfildik.” dersiniz diye (dememeniz için).

-6/EN'ÂM-157: Ev tekûlû lev ennâ unzile aleynel kitâbu le kunnâ ehdâ minhum, fe kad câekum beyyinetun min rabbikum ve huden ve rahmeh(rahmetun), fe men azlemu mimmen kezzebe bi âyâtillâhi ve sadefe anhâ, se neczîllezîne yasdifûne an âyâtinâ sûel azâbi bimâ kânû yasdifûn(yasdifûne).
Veya “Eğer bize de bir kitap indirilseydi, elbette onlardan daha çok hidayete ererdik.” dersiniz. İşte size Rabbinizden hidayet (hidayete erdiren), beyyine (delil) ve rahmet gelmiştir. Öyleyse kim, Allah’ın âyetlerini yalanlayandan ve O’ndan yüz çeviren kimseden daha zalimdir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmiş olmalarından dolayı ağır (kötü) bir azapla cezalandıracağız.

-25/FURKÂN-27: Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen).
Ve o gün, zalim ellerini ısırır: “Keşke resûlle beraber (Allah’a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der.

-25/FURKÂN-28: Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ(halîlen).
Yazıklar olsun, keşke ben filanı (o kişiyi) dost edinmeseydim.

-25/FURKÂN-29: Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ(hazûlen).
Andolsun ki; bana zikir (Kur’ân’daki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir.

-25/FURKÂN-30: Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel kur’âne mehcûrâ(mehcûran).
Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” dedi.


4-8- KUR'ÂN MÜRŞİDE ULAŞTIRIR VE ŞİFADIR;
Kur'ân-ı Kerim mürşide nasıl ulaşılacağını gösteren bütün işaretlere sahiptir. Kur'ân-ı Kerim'de açıklanan hususlar tatbik edilirse, Mürşide ulaşılır. Mürşid ise Hakk'a ulaştırır.
-46/AHKÂF-30: Kâlû yâ kavmenâ innâ semî’nâ kitâben unzile min ba’di mûsâ musaddikan li mâ beyne yedeyhi yehdî ilel hakkı ve ilâ tarîkın mustekîm(mustekîmin).
Onlar: “Ey kavmimiz! Muhakkak ki biz, Hz. Musa’dan sonra indirilen, onların elindekini tasdik eden Hakk’a ulaştıran ve Tarîki Mustakîm’e hidayet eden bir kitap dinledik.” dediler.

-72/CİNN-1: Kul ûhıye ileyye ennehustemea neferun minel cinni fe kâlû innâ semi’nâ kur’ânen acebâ(aceben).
De ki: “Cinlerden bir topluluğun (Kur’ân) dinlediği, sonra: “Biz gerçekten harika, güzel bir Kur’ân işittik.” dedikleri bana vahyedildi.”

-71/NÛH-2: Kâle yâ kavmi innî lekum nezîrun mubîn(mubînun).
(Hz. Nuh, kavmine) şöyle dedi: “Ey kavmim! Muhakkak ki ben, sizin için apaçık bir nezirim (uyarıcıyım), (öyle ki).”


Kur'ân-ı Kerim diğer kitaplardaki tüm gerçekleri muhtevi olduğu gibi, onlardan daha tafsilatlı ve herşeyi açıklayan Allah'ın tamamlanmış ni'metidir. Bu tamamlanmış kitaptır ki, Rabbimizden bize miras bırakıldığını şöyle açıklıyor :
-35/FÂTIR-32: Summe evresnel kitâbellezînastafeynâ min ibâdinâ, fe minhum zâlimun li nefsih(nefsihî), ve minhum muktesid(muktesidun), ve minhum sâbikun bil hayrâti bi iznillâh(iznillâhi), zâlike huvel fadlul kebîr(kebîru).
Sonra kullarımızdan seçtiklerimizi kitaba varis kıldık. Böylece onlardan bir kısmı nefsine zulmedicidir, onlardan bir kısmı muktesittir. Onlardan bir kısmı da Allah’ın izniyle hayırlarda yarışanlardır. İşte o ki o, büyük fazldır.

-21/ENBİYÂ-10: Lekad enzelnâ ileykum kitâben fîhi zikrukum, e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
Andolsun ki; içinde, sizi zikreden (sizden bahseden) bir kitap indirdik. Hâlâ akıl etmez misiniz?

-43/ZUHRÛF-43: Festemsik billezî ûhıye ileyk(ileyke), inneke alâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Artık sana vahyedilene sarıl. Muhakkak ki sen, Sıratı Mustakîm üzerindesin.

-43/ZUHRÛF-44: Ve innehu le zikrun leke ve li kavmik(kavmike), ve sevfe tus’elûn(tus’elûne).
Muhakkak ki O (Kur’ân), senin için ve senin kavmin için mutlaka bir zikirdir (öğüttür). Ve siz, (Kur’ân’dan) sorumlu olacaksınız.


-41/FUSSİLET-44: Ve lev cealnâhu kur’ânen a’cemiyyen le kâlû lev lâ fussilet âyâtuh(âyâtuhu), e a’cemiyyun ve arabîy(arabîyyun), kul huve lillezîne âmenû huden ve şifâun, vellezîne lâ yû’minûne fî âzânihim vakrun ve hûve aleyhim amâ(amen), ulâike yunâdevne min mekânin baîd(baîdin).
Ve eğer O’nu (Kitab’ı), yabancı dil bir Kur’ân kılsaydık, mutlaka: “O’nun âyetleri açıklanmalı değil miydi?” derlerdi. Araba yabancı dil mi? De ki: “O, âmenû olanlar için hidayet ve şifadır. Ve mü’min olmayanların kulaklarında vakra vardır. O (Kur’ân), onlara karşı körlüktür (şifa ve hidayet değildir). İşte onlara uzak bir yerden seslenilir.

-10/YÛNUS-101: Kulinzurû mâzâ fîs semâvâti vel ard(ardı), ve mâ tugnîl âyâtu ven nuzuru an kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
De ki: “Semalarda ve yeryüzünde ne(ler) var bakın! Âmenû olmayan bir kavme, âyetler (deliller) ve uyarılar fayda vermez.”

-10/YÛNUS-57: Yâ eyyuhen nâsu kad câetkum mev'ızatun min rabbikum ve şifâun limâ fîs sudûri ve huden ve rahmetun lil mu'minîn(mu'minîne).
Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve mü’minlere hidayet ve rahmet gelmiştir.

-10/YÛNUS-58: Kul bi fadlillâhi ve bi rahmetihî fe bi zâlike felyefrehû, hûve hayrun mimmâ yecmeûn(yecmeûne).
De ki: “Allah’ın fazlı ve O’nun rahmeti ile artık ferahlasınlar (sevinsinler). O, onların topladıkları şeylerden (dünya mallarından) daha hayırlıdır.”


4-9- ESKi KİTAPLARIN ASLI DA HİDÂYET REHBERİDİR
Yüce Rabbimiz Hz. Musa'ya Tevrat'ı, Hz. Davut'a Zebur'u, Hz. İsa'ya İncil'i ve Peygamber Efendimiz (SAV)'e de Kur'ân-ı Kerim'i indirmiştir. Ne varki şeytan eski üç kitabı da tahrif etmeyi başarmıştır. Bu kitapların aslı herkesi İslâm'a çağırmaktaydı.
-5/MÂİDE-44: İnnâ enzelnet tevrâte fîhâ huden ve nûr(nûrun), yahkumu bihen nebiyyûnellezîne eslemû lillezîne hâdû ver rabbâniyyûne vel ahbâru bimestuhfizû min kitâbillâhi ve kânû aleyhi şuhedâe, fe lâ tahşevûn nâse vahşevni ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlâ(kalîlen) ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humul kâfirûn(kâfirûne).
Muhakkak ki Tevrat’ı Biz indirdik. Onda hidayet ve nur vardır. Kendileri (Hakk’a) teslim olmuş peygamberler, yahudilere, onunla hükmeder. Rabbaniyyûn (kendilerini Rab’lerine adamış )ve ‘ahbar’ olanlar da (zahidler, âlimler de) Allah’ın Kitab’ından korumakla görevli oldukları ile hüküm verirler. Ve de onlar, onun üzerine şahitler oldular. Artık insanlardan korkmayın, Benden korkun ve Benim âyetlerimi az bir değere satmayın. Ve kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar, onlar kâfirlerdir.

-40/MU'MİN-53: Ve lekad âteynâ mûsel hudâ ve evresnâ benî isrâîlel kitâb(kitâbe).
Ve andolsun ki Musa’ya hidayet verdik. Ve Benî İsrail’i, kitaba varis kıldık.

-40/MU'MİN-54: Huden ve zikrâ li ulîl elbâb(elbâbi).
Ulûl’elbab için hidayet ve zikir olarak.

-5/MÂİDE-46: Ve kaffeynâ alâ âsârihim bi îsebni meryeme musaddıkan limâ beyne yedeyhi minet tevrâti ve âteynâhul incîle fîhi huden ve nûrun ve musaddıkan limâ beyne yedeyhi minet tevrâti ve huden ve mev’ızeten muttekîn(muttekîne).
Onların izleri üzerine, Tevrat’tan ellerinde bulunanı tasdik edici olarak Hz. Meryem’in oğlu İsa’yı gönderdik. Ve ona, içinde hidayet ve nur olan, Tevrat’tan ellerinde bulunanı tasdik eden ve müttekiler (takva sahipleri) için, hidayete erdiren ve bir öğüt olan İncil’i verdik.
__________________



уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
PAMUK PAZARLAMA VE İPLİKÇİLİK TEKNİKERİ Nedir?Ne İş Yapar?Calısma Alanları Nedir? Yaso Üniversiteler 0 09-14-2008 16:42
UÇAK MOTORLARI BAKIM-ONARIM TEKNİSYENİ Nedir? Egitimi,iş imkanları nedir? Yaso Üniversiteler 0 09-14-2008 16:11
ULUSLARARASI TİCARET YÖNETİMİ MESLEK ELEMANI nedir? Egitimi,iş imkanları nedir? Yaso Üniversiteler 0 09-14-2008 16:05
DİYETİSYEN (BESLENME UZMANI) nedir? Egitimi,iş imkanları ve çalışma alanları nedir? Yaso Üniversiteler 0 09-14-2008 09:58
BEDEN EĞİTİMİ ÖĞRETMENİ nedir? Egitim,iş imkanları ve çalışma alanları nedir? Yaso Üniversiteler 1 09-13-2008 22:16


Şu Anki Saat: 14:51


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows