Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-25-2008, 17:21   #1
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Kurani Kerim Hakkinda şüpheli Sözler

Kurani Kerim Hakkinda şüpheli Sözler
Yeryüzünde yaşayıpta, Müslümanlara cephe alan, onlara tuzak üstüne tuzak kuran hatta ve hatta yok olmasını isteyen insan veya insanlar topluluğu mevcuttur. Bunların gayesi yeryüzünde İlay-ı Kelimetullah’ı ortadan kaldırmaktır. İlay-ı Kelimetullah’ın amacı, insanları dünya ve ahiret hayatında saadet ve selamete ulaştırmaktır. Bunun esası Allah’ı bir bilmekten ve O’na hiçbir şekilde ortak koşmamaktan geçmektedir. Bu ilahi mesaj ilk peygamberden itibaren başlamıştır. Yeryüzünde ilk haykırış Hz. Adem (as) ile başladı ve Lailaheillallah Adem Safiyyullah dendi. Böylece Hz. Adem’in (as) çileli hayatı başlamış oldu. Lailaheillallah İbrahim Halilullah dendi ve Hz. İbrahim’i (as) ateşe attılar. Hz. İbrahim’in (as) bu mesajını habis ruhlar anlamadı ama ateş bunu anlayıp gül bahçesi oldu. Lailaheillallah İsa Ruhullah dendi ve Hz. İsa (as) öldürülmeye kalkışıldı ve en son Lailaheillallah Muhammedun Rasulullah yeryüzünde bir titremeye neden oldu. Bütün peygamberlerin başına gelen O’nun (sav) da başına geldi. Bütün her şey bunu diline zikir ederken bazıları geçmişinden aldığı mirasını devam ettirdi. Sanki Adem Aleyhisselam’dan beri bu mesajın yayılmasını istemeyen insanlar bir araya geldi de kinlerini, nefretlerini bir araya toplayarak bunu topyekün insanlığın iftihar tablosuna o rahmet peygamberine boşalttılar. Hangi engeller olursa olsun artık ilahi tebliğ dünyaya yayılmış hızla taraftar toplamaya başlamıştır. İnsanlık sanki yüzyıllardır bir boşluğun içerisinde tutunacak bir dal veya karanlık mağaradan çıkmayı sağlayacak bir ışık arıyormuş gibi Allah katında tek din olan İslam’a girmeye başladı. Bu durum bazı çevrelerce hoş karşılanmıyor artık durdurulması gerektiği düşünülüyordu ve planlar yapılmaya başlandı.

İlk işlem olarak Müslüman olanları zorla, işkence ile din değiştirmeye zorladılar. İslam, insanların gönlüne öyle bir nakşetmiş ki, kendini öyle bir aşılamış ki sanki et ve tırnak olmuşlar gibi din değiştirmek yerine ölmeyi tercih edecek duruma gelmiş ve bu uğurda şehit olmayı dahi göze almışlardır.

Bakıldı ki zorla din değiştirme uygulaması işe yaramıyor. Ne yapalım ne edelim derken Müslümanların içine fitne verelim fikri ortaya atıldı. Bu durum koyun sürüsünün içine bir kurt girdiğinde sürünün darmadağın olmasına benzetiliyordu. Tarihe bir bakıldığında bölme ve parçalama işleminin nasıl yapıldığı ve ne şekilde etkili olduğu görülebilir. Osmanlı’nın başına gelen bu türdendir. Yüzyıllardır tek bir millet gibi yaşayan azınlıklara her türlü hakları sağlanmış, barış ve huzur içinde yaşarken ne oldu da baş kaldırmalar meydana gelmiştir. Şimdilerde kültür zenginliği olsun diye (amaç iyi niyetmiş [!]) yabancı devletler tarafından okullar açılmaktadır. Hedef tarihi misyonu yürütmek ve gelecekte de bu kutsal görevi (!) devam ettirecek misyonerler yetiştirmektir. Ülkemizde Osmanlı’nın son zamanlarında hızla artış gösteren misyonerlik okullarına yeni Cumhuriyet Yönetimince dur denilmiş (Tevhid-i Tedrisat Kanunu); ancak aynı misyonerlik işlemleri yine bugün bütün hızıyla başlamış ve devam etmektedir. Birçok İslam Ülkesi gibi Türkiye’de bu akımlara maruz kalmıştır. Amaç, gücünü manevi dinamiklerinden alan Türkiye gibi tarihi geçmişi olan ve stratejik bölgeye hakim bir ülkeyi İslam dininden soğutmaktır. Ülkemizde misyonerlik faaliyetleri genellikle çalışmayan, yoksulluk sınırı altında yaşayan kimseler üzerinden deneniyor. Bunlara belli bir maddi menfaat karşılığında (para, mal vb.) sözde mutluluk çağrısı yapıyorlar.

Şimdilerde başka bir yöntem kullanılıyor. Bu yöntem Kur’an-ı Kerim üzerinden oynanan bir oyundur. Bu milletin elinde bu ilahi kitap olduğu müddetçe hiçbir şey yapılamayacağını onlarda biliyorlar. Bu yüzden yeni stratejilerini Kur’an-ı yıpratmaya yönelik yapmaya başladılar. Amaç insanların aklında ve kalbinde Kur’an şüphesi uyandırmaktır. Bu şeytanın sinsi bir oyunudur ve bu iş için kullandıkları kişilerde yeryüzünde insanların arasında dolaşan şeytanın talebeleridir.

İnsanları Kur’an hakkında şüpheye düşürmede kullanılan belli başlı yöntemler vardır. Bu yöntemleri kullanarak hedef seçilen insanlar din yönünden yeterli eğitim almamış, taklidi imana sahip olan kişilerdir. Öncelikle şunu belirtelim ki eski dönemlerde taklidi iman yeterli idi. Çünkü herkes İslam’ı yaşamakta, hayatına tatbik etmekteydi. Bir olayla karşı karşıya kaldıklarında acaba dinim bu konuda neyi emrediyor diye araştırma yaparlardı. Yani “emr-i bil maruf nehy-i anil münker” ayetini hayatlarına düstur edinmişlerdir. Günümüzde ise, dünyevi hayatımızda tafsili iman gerekiyor. İmanımızı ve dinimizi korumak için başta gelen şart budur. Şimdi insanları Kur’an konusunda nasıl şüpheye düşürüldüğünü inceleyeceğiz.

Deniliyor ki “Kur’an beşer sözüdür.” Açıklamaya göre bu “Allah’ın sözü olsaydı insanlara görünür bizzat kendi söylerdi. Baksana kendisinin peygamber olduğunu söyleyen kişi bunları (ayetleri) söylüyor, yazdırıyor ve insanlara tebliğ ediyor.” Kur’an beşer sözüdür denmesinin bir başka sebebini ise şöyle açıklıyorlar: “Kur’an, günlük hayatta insanların kendi aralarında yaptığı konuşmaya benziyor. Allah’ın sözü olsaydı, onun sanatına, onun büyüklüğüne yakışır bir kelam olurdu.”

Öncelikle sormak gerekiyor. Kendilerine ilahi kitap indiğini söyleyen bu kişiler, mevcut ayetleri beğenmeyip (Allah’ın ayetlerini) insanlar tarafından eklenmiş, yeniden değiştirilmiş (tahrif edilmiş) kitaplarını mı savunuyorlar? Bunlara mı Allah’ın kelamıdır diyorlar? İnsan sözüdür demekle Allah’ı inkar etmeye dahi dayanıyorlar. Elektrik, santrallerden direklerde ki teller vasıtasıyla evimizdeki lambaya kadar gelir. Telin içindeki elektriği görmek mümkün değildir. Acaba görmediğimiz elektriği inkar edebiliyor muyuz? Allah-u Teala insanlar arasında seçtiği elçiye ayetlerini indirmiş ve tebliğ etmesini emretmiştir. Kaldı ki Musa (as) gibi büyük bir peygamber Tur-u Sina’da Allah-u Alem’le görüşmesinde, O’nun (cc) söylediği sözlere pek fazla dayanamamışken biz günahkar, aciz insanlar nasıl dayanacağız.

Peki, Allah (cc) niçin peygamberleri insanlar arasından seçer. İnsanları doğru yola sevketmek için gönderilen peygamberler nurani ve ruhani bir varlık olan melek olamaz mıydı?

Meleklerin genel özelliklerine bir bakıldığında yemek, içmek, barınmak gibi fizyolojik ihtiyaçları yoktur. Onlar hasta olmazlar. Bir an farz edelim ki bize gönderilen peygamber melek olsun. Peygamber örnek alınacak, her haliyle temsil edilebilecek biri olmalıdır. İnsanlar beslenmeye muhtaç, güvenliği içinde barınağa ihtiyaçları vardır. Onlar çeşitli hastalıklara maruz kalabilecek durumdadırlar. Hal böyle olunca insanın meleği örnek alması imkansız hale gelmektedir. Ancak, insanların içinden seçilen peygamberimizin başı ağrımakta, üşümekte hatta acıkmaktadır. Dolayısıyla örnek alınacak dört dörtlük bir insandır. Bugün onun yemesini, içmesini, nasıl hayat sürdüğünü öğrenmekte olup aynısını hayatımıza tatbik etmek için çalışmaktayız. Ama düşünün bir meleği… Neyi örnek alınacaktır. O yemek yemez. Sen de yeme. O üşümüyor dolayısıyla sende üşüme… Bu şekilde meleğin örnek alınmasıyla insanın yaşama hayatı ciddi derecede sıkıntıya girer hatta ölümlere dahi yol açabilir.

Ayrıca, Kur’an-ı Kerim’de namaz kıl emri vardır. Ancak nasıl ve ne şekilde kılınacağı konusunda bir tarif mevcut değildir. Namazın nasıl kılınacağını bizlere Peygamberimiz öğretmekte ve incelikleri hakkında bilgi vermektedir. Bunun gibi pek çok konularda bizlere bir önder, birer okunacak rehber ve kılavuz durumundadır.

Birde Kur’an-ı Kerim de bulunan ayetleri kullanıp insanları saptırmak isteyenler vardır. Bunlar Kur’an da yorumlanması gereken ayetleri insanları şüpheye düşürecek şekilde anlatırlar.

Kur’an-ı Kerim de “muhkem” ve “müteşabih” ayetler vardır. İnsanların kolaylıkla anlayıp kavrayabileceği ayetlere muhkem ayetler denir. Bunun yanında öyle ayetler vardır ki anlamak için yorumlanması şarttır. Bunu yorumlamak için derin bir bilgiye sahip olmak gerekir. İşte art niyetli, habis ruhlu insanlar bu tür ayetleri kullanıp kendileri zaten sapmış başkalarını da saptırmaya çalışıyorlar. Çoğu insanın bilgisinin olmadığı bu tür konularda fırsatı yakalayan kötü niyetli insanlar, ayeti evirip çevirerek gerçek anlamından uzaklaştırmaktadırlar. Mesela; Hz. Adem (as) döneminde meydana gelen evlilik meselesinin anlatım biçimleri bu şekildedir. O dönemde kardeşler birbiriyle evlenmekteydi. Aynı işlem şimdi neden olmasın şeklindedir. Geçici bir kanun hükmünde olan bu evlilik biçimi artık mülga olmuştur. O günlerin şartları bunu gerektirirken (tek bir kişiden meydana gelen çoğalma) şimdi ise sakıncası çok büyüktür. Böyle bir durumun devam etmiş olduğunu düşündüğümüzde şu olaylar meydana gelir. Kendi evimizde erkek ve kız çocukları bir an dahi yalnız bırakamaz hale geliriz. Çocuklar arasında artık evin içerisinde istenmeyen görüntüler meydana gelir. Artık herkesin birbirleri ile evlenmesi mübah hale gelir. Dolayısıyla annelik kavramı, babalık mefhumu diye bir şey olmaz.

Allah katında tek ve makbul din İslam’dır. İslam’la şereflenmeyen kişi Allah’ı gereğince tanıyamaz, dünya ve ahirette mutluluk ve saadete ulaşamaz. Allah’ı bilmemek dünyanın en büyük cahilliğidir. Allah’ı tanımamak yaratılışını inkar etmek anlamına gelir. Gaye Rıza-i İlahi olmalıdır.

Son sözü Bediüzzaman Hazretlerine bırakıp bitirelim. Kur’an-ı Kerim dosdoğru ve kati delillerle Arş-ı Azam’a mıhlarla çakılıdır. Hangi kuvvet hangi el bütün bu mıhları söküp, o direkleri kesip, onu düşürebilir. Bu mukaddes pırlantaya kim beşer kelamı diyebilir.

__________________
__________________



уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kuran-i Kerim Hakkinda Bilgiler уυѕυƒ Tefsir 0 09-25-2008 17:05
Sözler,sözler,masum sözler,, нüzüη Aşk'a Dair Her Şey 0 09-04-2008 12:31
Afgan halkı ABD'nin niyeti konusunda şüpheli Haberci Dünyadan Haberler 0 08-22-2008 02:45
TAI'de ölümler şüpheli bulundu Haberci Yurttan Haberler 0 06-19-2008 09:34
Olmert 2008'de barış olacağından şüpheli LeGoLaS Dünyadan Haberler 0 02-26-2008 11:40


Şu Anki Saat: 06:41


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows