Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-26-2008, 14:51   #1
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Beyyine Suresi

Beyyine Suresi
BEYYİNE SÛRESİ-98



بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ مُنْفَكِّينَ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ (1) رَسُولٌ مِنْ اللهِ يَتْلُوا صُحُفًا مُطَهَّرَةً (2) فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ (3) وَمَا تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلاَّ مِنْ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُ (4)

وَمَآ أُمِرُوا إِلاَّ لِيَعْبُدُوا اللهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَآءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ (5) إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أُوْلَئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ (6)

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ (7)

جَزَآؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا اْلأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا رَضِيَ اللهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ (8)



Meâl

Rahmân ve Rahîm Allah’ın Adıyla

1. Gerek Ehl-i Kitaptan, gerek müşriklerden olan kâfirler, kendilerine o açık ve kesin delil gelmedikçe, inkârlarından ayrılacak değillerdi.

2-3. O kesin delil de: İçinde hak, hikmet ve adaletin ifadesi olan yazılar ihtiva eden tertemiz sayfaları okuyan, ve Allah tarafından gönderilen bir Resûldür.

4. Ehl-i Kitap mensupları, o kesin delil gelinceye kadar (bu konuda) ihtilaf etmemişlerdi.

5. Halbuki onlara, şirkten uzak muvahhid olarak yalnız Allah’a ibadet etmeleri, namazı hakkıyla ifâ etmeleri, zekâtı ver*meleri, emredilmişti. İşte sağlam, dosdoğru din budur.

6. Gerek Ehl-i Kitaptan, gerek müşriklerden olan kâfirler, hem de devamlı kalmak üzere cehennem ateşindedirler. Onlar bütün yaratıkların en şerlisidirler.

7. Ama iman edip, makbul ve güzel işler yapanlar ise bütün yaratıkların en hayırlı olanlarıdır.

8. Bunların Rab’leri nezdindeki ödülleri, içinden ırmaklar akan, hem de devamlı kalmak üzere girecekleri, Adn cen*netleridir. Allah onlardan, onlar da Allah’tan râzı olmuş*lardır. İşte bu rıza makamı da Rabbine saygı duyanlarındır.

Medine’de nazil olmuş olup 8 ayettir. Adını ilk ayetinde geçen el-Beyyine (açık ve kesin delil) kelimesinden almıştır. Ayrıca bu sûreye Kayyime, Münfekkîn, Beriyye, Lemyekün Sûresi de de*nilir. Şu konuları ele alır:

a. Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliği karşısında Müş*riklerin ve Ehl-i kitab’ın tutumu.

b. Allah’a ihlasla ibadet etme.

c. Bahtiyar ve bedbahtlardan her birinin âhirette varıp gideceği yer, yani kötü insanların cehenneme, iyilerin de cennete gidecekleri bildirilir.

Hucurât Sûresi’nden Bürûc Sûresi’ne kadar olan Sûrelere “tıval-i mufassal” denildiği gibi, oradan bu Beyyine Sûresi’ne kadar olanlara “evsât-ı mufassal”, bundan sonrakilere de “kısar-ı mufassal” denilir. Fıkıh kitaplarında açıklandığı üzere sabah ve öğle namazlarının farzlarında “tıval-i mufassal”, ikindi ve yatsıda “evsat-ı mufassal”, akşamda “kısar-ı mufassal” okumak güzel görülmüştür. Yani zaruret ve hacet hâli müstesna olmak üzere bu namazlarda bu sûreler miktarınca okumak sünnet, her rekatta bunlardan tam bir sûre okumak müstahsendir.

Bu Sûrenin Kur’an-ı Kerim’de tertip itibarıyla Alak ve Kadr Sûrelerinden sonra yer alması anlamlıdır. Alak Sûresinde ilk vahiy, Kadir Sûresinde de bu vahyin nüzul zamanı bildirilmiştir. Bu Sûrede ise bu mukaddes Kitab ile birlikte bir peygamber gönderilmesinin gerekçesi açıklanmıştır.

İlk olarak, bir Resûl göndermenin zarureti açıklanmıştır. Bu zaruret şöyle beyan edilmiştir: Dünyada Ehl-i Kitab olsun, Müşrik olsun, insanları düştükleri küfür vaziyetinden kurtarmak ancak Resûl göndererek mümkün olur. Bu Resûlün, Allah’ın Kitabını insanlara asıl ve sahih şekliyle açıkça beyan etmesi, getirdiği Kitab’ın temiz olup ona batıl hiç bir şeyin karışmaması, önceki semavî kitapların tersine batıl karışmasından uzak olması ve doğru talimatları kapsaması kendi risaleti için apaçık delildir.



Tefsir

لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ مُنْفَكِّينَ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ

1. Gerek Ehl-i Kitaptan, gerek müşriklerden olan kâfirler, kendilerine o açık ve kesin delil gelmedikçe, inkârlarından ayrılacak değillerdi.

Ehl-i Kitap ve müşrikler, küfürde müşterek olmalarına rağmen ayrı ayrı isimle zikredilmişlerdir. Ehl-i Kitap’tan kasıt, önceki peygamberlerin getirdiği, ne kadar tahrif olsa da ellerinde bu*lunan ve ona inandıkları herhangi bir kitaba sahip olanlardır. Müşriklerden kasıt ise, hiç bir peygambere inanmayan ve hiç bir kitabı bulunmayan kimselerdir.

Kitap ehlinden oldukları halde Allah’a çocuk isnat etmek veya teşbihe kail olmak gibi herhangi bir vecihle açık veya gizli şirke kail olanlar kastedilmiş olur. Kur’an-ı Kerim’de, Ehl-i Kitab’ın şirki pek çok yerde zikredilmiştir. Ancak buna rağmen bunlar hak*kında Kur’an’ın hiç bir yerinde “Müşrik” kelimesi kullanılma*mıştır. Onlar “Ehl-i Kitap” olarak, ya da “Kitap verilenler” diye zikredilmişlerdir. Bazen de “Yahudi” ve “Nasarâ” şeklinde ifade edilmişlerdir. Çünkü onların asıl dini Tevhît diniydi. Ama aynı zamanda şirke de düşmüşlerdir.

Burada kitap ehlinden, küfredenler diye bahsedilmesi, bunlar içinden Allah’a küfredenlerin küfürleri, yani Kur’an’a ve Resû*lullah’a iman etmemeleri, mensup oldukları kitaplarına, Tevrat’a ve İncil’e de küfür mânâsında olduğuna işaret etmek içindir.

Müşrikler; Allah Teâlâ’ya putlardan veya başkasından her ne şekilde olursa olsun şirk itikat edenler, yani Allah’tan başkasına ilâhlık isnat edenlerdir ki, puta tapanlardan daha geneldir. Allah’ın zatının birden fazla olduğuna kanaat edenlere ve Allah’ı tanımayıp “Ben sizin en büyük Rabbinizim.”(Nâziât, 79/24) ve “Ben, sizin için, benden başka bir ilâh tanımıyorum.”(Kasas, 28/38) diyen Firavun gibi arzularını ilâh edinen veya Allah’tan başka herhangi bir şeye tek başına veya ortaklaşa tanrılık payesi verenlerin hepsini içine alır.

اَلْبَيِّنَةُ Beyyine; açık ve kesin delil demektir. Malumdur ki bey*yine, nur gibi kendisi beyyin, yani gayet açık olup da başkasını da beyan eden, açıklayan demektir. Onun için dava*cının dava*sını açık bir şekilde beyan ve ispat eden şahide, sağ*lam, açık delile ve mucizeye beyyine denir. Burada da hakkı beyan ve is*pat edecek açık ve kesin delil demektir. Bu ayetteki âşikâr delil*den maksat Resûlullah’tır (sav). Onun tertemiz hayatı, dinin en bariz delilidir. Onun dürüst, güvenilir olup güzel ahlakın bütün dallarında en mükemmel olması, ümmî olmasına rağmen Kur’an gibi bir Kitap verilmesi, bedevî bir toplumda tarihin en etkili müdahelesini yapmış olması, getirdiği inanç esaslarının, ibadet, hükümler ve ahlakî prensiplerin hep makul olması, ona tabi olarak maneviyat, ahlak ve bilimlerde muazzam ilerleme yapan yüz binlerce mükemmel insanın yetişmeleri gibi yüzlerce husus düşünürlerse Resûlullahı tanıma vesîlelerinin ne kadar fazla ol*duğu anlaşılır.

Delil olmadan, Ehl-i Kitap ve müşriklerin içinde bulundukları halden çıkmaları mümkün değildir. Fakat bu deliller geldikten sonra küfür üzerinde devam edenlerin sorumlulukları kendilerine aittir. Bundan sonra onlar, doğru yola dönebilmeleri için ken*dilerine hidayet edilmediği mazeretini ileri süremezler.



رَسُولٌ مِنَ اللهِ يَتْلُوا صُحُفًا مُطَهَّرَةً (2) فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ (3)

2-3. O kesin delil de: İçinde hak, hikmet ve adaletin ifadesi olan yazılar ihtiva eden tertemiz sayfaları okuyan, ve Allah tarafından gönderilen bir Resûldür[1][35].

Yani Allah tarafından peygamberlik göreviyle gönderilmiş bir peygamber gelinceye kadar inkârlarından ayrılacak değillerdi. Öyle bir Resûl ki: يَتْلُوا صُحُفًا مُطَهَّرَةً mutahhar, yani tahriften, töh*metten, yanlışlıktan, bâtıl şüphesinden uzak, kirli eller dokunmaz, “Ona tertemiz olanlardan başkası dokunamaz”(Vâkıa, 56/79) âyeti delâletince gayet temiz sâhifeler okur.

صُحُفٌ Suhuf kelimesi, صَاحِفَةٌ Sâhife kelimesinin çoğuludur. Lugat itibarıyla “Sayfa”nın mânâsı, yazılmış yapraklardır. Ama Kur’an-ı Kerim’de ıstılah olarak, peygamberlere inzâl edilen kitaplar için kullanılır. “Pak sayfalar”dan kasıt, kendisine bâtıllık ve sapıklık bulaşmamış, şüphelerden uzak kitaplardır. Öyle temiz sayfalar ki:

فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ

3. İçinde hak, hikmet ve adaletin ifadesi olan yazılar ihtiva eden...

Yani doğru sabit kitaplar, bozulmaz, devamlı hak yazıları o temiz sayfaların içindedir. Ki bunlar işte o “oku” diye okunması emrolunan Kur’an sûreleridir. Kur’an-ı Kerim, önceki ilahî kitap*ların meyvesini içinde topladığı için, Yüce Allah فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ “O sayfalarda, en doğru hükümler vardır.” dedi.

وَمَا تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلاَّ مِنْ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُ

4. Ehl-i Kitap mensupları, o kesin delil gelinceye kadar (bu konuda) ihtilaf etmemişlerdi.

O kitap ehli veya bilhassa onların bilginleri olan okur yazar takımı ancak kendilerine o beyyine (apaçık mucize) geldikten sonra ayrıldılar, ayrılığa düştüler. Kimisi o beyyineye, o Resûle iman ettiği halde, kimisi küfre sapıp eski hallerinde kalmakta ısrar ederek tefrika (ayrılıkçılık) çıkardılar. Onu inkâr etmeleri, kıskanç*lıkları ve çekememezlikleri yüzünden idi. Yoksa, “Kendilerine Kitap vermiş olduğumuz kimseler, onu (Muhammedi) tıpkı ev*latlarını tanıdıkları gibi tanırlar.” (Bakara,2,146) Fakat hasetleri, inanmalarına engel oluyordu.

Bir diğer mânâya göre; o küfredenler, küfürlerinden, din*lerinden, âdetlerinden ayrılacak durumda değillerdi. Çünkü ken*dilerine hakkı beyan edecek olan o apaçık delil henüz gelmemişti. Fetret zamanında bulunuyorlardı. Onun için onlara hak ve hayrı anlatacak kesin bir delil olmak üzere bu kitap indirilerek pey*derpey okumak üzere Allah tarafından o Resûl gönderildi, o geldikten sonra ise müşriklerden önce kitap ehli olanların ona iman edip önceki yanlış hallerinden vazgeçmeleri, hakka karşı ayrıcalık yapmamaları gerekirdi. Halbuki onlar öyle yapmadılar, o Resûl’e karşı anlaşmazlığa düştüler, puta tapanlar gibi inkâr ettiler. Böyle anlaşmazlığa düşmeleri ve bu şekilde inkârları da başka bir sebebe dayalı değil, sırf o delil kendilerine geldikten sonra sırf düşmanlık ve inatlarından ve eski hallerinden ayrılmak istememelerinden doğdu. “Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü ayrılığa düştüler.” (Al-i İmrân, 3,19)



وَمَآ أُمِرُوا إِلاَّ لِيَعْبُدُوا اللهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَآءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاَةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ

5. Halbuki onlara, şirkten uzak muvahhid olarak yalnız Allah’a ibadet etmeleri, namazı hakkıyla ifâ etmeleri, zekâtı vermeleri, emredilmişti. İşte sağlam, dosdoğru din budur.

وَمَآ أُمِرُوا Halbuki onlar, o kendilerine kitap verilmiş olanlar öteden beri başka bir şey ile değil إلا ancak şununla emrolun*muşlardı ki; لِيَعْبُدُوا اللهَ yalnız Allah’a ibadet etsinler. Gerek önceki kitaplarında, Tevrat ve İncil’in esasında ve gerek bu Kur’an ile emredildikleri görevleri bu idi ki, başka bir niyet ve maksada hizmet etmesinler, ancak Allah’ı tanısınlar, O’na ibadet ve kulluk etsinler. O şekilde ki مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ dini O’na has kılarak, hiçbir şirk şüphesi karıştırmaksızın şu veya bu gayeye âlet etmeksizin saf ve temiz niyet ve ihlâs ile ancak O’na yönelerek ve tahsis ederek. حُنَفَآءَ Hanifler olarak, yani batıl inançlardan, eğri ve yanlış fikir ve ahlâktan sıyrılıp, daima hakka, doğruluğa meyleden hakka tapan müslim, muvahhid (Allah’ı birleyen) olmak sûretiyle dini Allah için halis kılarak Allah’a ibadet etsinler, ecir ve mükâfatı O’ndan beklesinler.

Haniflik; Hz. İbrahim’in din ve milletinin vasfı olmakla beraber yalnız ona mahsus değil, genellikle puta tapıcılığın zıddı olarak bütün peygamberlerin milleti olan tevhît ve ihlas dininin adıdır. Hakk’a tapan, Allah’ı birleyen mü’min diye tanımlamak müm*kindir. Hanîf, şirkten uzak olarak sırf Allah’a kulluk dinidir ki, bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri dinin esası budur.

Kitap ehli, ta baştan itibaren bununla (haniflikle) görevli olmuşlardı ki, Allah’a böyle samimi dindar, hanif olarak ibadet etsinler, وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ ve namaz kılsınlar وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ ve zekatı versinler وَذَلِكَ ve işte bu üç esas; samimi din ile Allah’a ibadet, namaz kılmak ve zekat vermek دِينُ الْقَيِّمَةِ din-i kayyimedir. Yani sabit ve payidar kalacak olan milletin dinidir. Diğer deyimle yukarıda anılan “kıymetli kitapların”, doğru, bozulmaz, sabit hak kitaplarının açıkladığı İslâm dinidir. Demek olur ki, bu üç esas, bütün Hak dinlerin hiç değişmeyen en sağlam esasıdır. Namaz ile zekat da imandan sonra bütün ibadetlerin esaslarının esasıdır. Kitap ehline emredilen şeylerle, Hz. Muhammed (sav)’in em*rettiği şeyler aynı olduğuna göre, Kitap ehlinin İslâm’ı reddet*melerinin ve Hz.Muhammed (sav)’e karşı çıkmalarının sebebi, kıskançlıktan başka bir şey değildir.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أُولَئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ

6. Gerek Ehl-i Kitaptan, gerek müşriklerden olan kâfirler, hem de devamlı kalmak üzere cehennem ateşindedirler. Onlar bütün yaratıkların en şerlisidirler.

Bu ayetteki “Küfür”den maksat, Hz. Muhammed (sav)’e inanmayı inkâr etmektir. Yani müşrikler ve Ehl-i Kitap, Resû*lullah’a risalet geldikten sonra onu inkâr etmişlerdir.

شَرُّ الْبَرِيَّةِ Şerru’l-beriyye, yaratıkların en kötüsü demektir. Yani Allah’ın mahlukatı arasında ondan daha kötü mahluk yoktur. Hatta hayvanlardan da düşüktür. Çünkü hayvanlara akıl ve irade verilmemiştir. Halbuki insanlar akıl ve irade sahibi olmalarına rağmen haktan yüz çevirmektedirler.

Kıyâmet günü cehenneme gidecekler, orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu ebedî oluşun sebebi: Çünkü onlar, hepsi halkın şerlileridirler, en şerli olanın yeri de cehennem olması gerektir. Buna karşılık;

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ

7. Ama iman edip, makbul ve güzel işler yapanlar ise bütün yaratıkların en hayırlı olanlarıdır.

Bütün halkın en hayırlısıdır. Amelce de hayırlısı, Allah katın*daki makamca da hayırlısıdır. Demek ki, iman edip de güzel amele çalışmazsa, onlar halkın en şeriri olmasalar bile en hayırlısı da değildirler. “Hayru’l-Beriyye”, hem iman edip hem iyi ameller işleyenlerdir.

جَزَآؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا اْلأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا رَضِيَ اللهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ

8. Bunların Rab’leri nezdindeki ödülleri, içinden ırmaklar akan, hem de devamlı kalmak üzere girecekleri, Adn cennet*leridir. Allah onlardan, onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır. İşte bu rıza makamı da Rabbine saygı duyanlarındır.

Gerçekte “hulûd” ebedîlik demek olduğu için sadece خَالِدِينَ فِيهَآ “orada ebedîdirler” denilmekle de aynı mânâ ifade edilmiş olur. Ancak “hulûd”, uzun müddet kalmak mânâsına da kullanıl*dığı için bu ihtimali defetmek için أَبَدًا “ebeden” ile de tekit olun*muştur. Bu tekit, pek çok âyetlerde cehennem ehlinin ebedîliğin*de de, cennet ehlinin ebedîliğinde de vardır. Bir de bu yüksek karşılıktan daha büyük olan Allah’ın lütfunu beyan ve müjde*lemek üzere şu isti’naf (başlangıç) cümlesi ile buyuruyor ki; رَضِيَ اللهُ عَنْهُمْ Allah onlardan razı olmuş, وَرَضُوا عَنْهُ onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Çünkü bütün isteklerin en üstünü, bütün lezzet*lerin en yükseği olan Allah’ın rızasına ermişler, “gözlerin görme*diği, kulakların işitmediği, hiçbir beşerin aklının ermediği” en bü*yük rızaya kavuşmuşlar, “râdıyeten” (râzı olmuş olarak), “mer*dıyye” (râzı olunmuş) makamına ermişlerdir. ذَلِكَ Bu mükâfat ve rıdvan ise, لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ Rabbinden korkanlara mahsustur. Yani bu başarının tek sebebi ve hikmeti Allah korkusunu duymaktır.

Haşyet, tazim ile sevgi neticesi olan saygı mânâsına bir kor*kudur. Onun için haşyet itaatte mutlak güzele layık, ihsana yak*laştıracak yüksek bir aşk heyecanı uyandıran güzel bir ruh halidir.

رَاْسُ الْحِكْمَةِ مَخَافَةُ اللهِ “Hikmetin başı Allah korkusudur.”[2][36] hadisinde de “mehâfet”ten asıl maksat bu “haşyet” mânâsıdır. Bunun derecesi de ilim ve marifetin derecesi ile orantılıdır. On*dan dolayı “Kulları içinde ancak âlimler Allah’tan gereğince kor*kar” (Fâtır, 35/28) buyurulmuştur.

Bu korkuda sevgi ve saygı vardır. Bu korku, sevilenden uzak düşme, O’nun gazabına uğrayarak rızâsından uzaklaşma endi*şesinden kaynaklanır. Bundan dolayı haşyet eden, Allah’a yak*laşmak için elinden geleni yapar. Fakat basit korkuda, korku*landan uzak durmaya çalışılır. Meselâ ateşten korkan ona yaklaşmaz. Ama Allah’tan haşyet eden, O’na uzak düşmeme çabası içinde olur.
__________________



уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Zelzele Suresi уυѕυƒ Tefsir 0 09-26-2008 14:51
Tebbet Suresi уυѕυƒ Tefsir 0 09-26-2008 14:51
Yâsin Sûresi уυѕυƒ Tefsir 0 09-26-2008 14:48
Tin sûresi - уυѕυƒ Tefsir 0 09-25-2008 16:09
Ahzâb Sûresi уυѕυƒ Tefsir 0 09-25-2008 16:08


Şu Anki Saat: 12:35


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows