Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-26-2008, 14:54   #1
уυѕυƒ
Moderator
 
уυѕυƒ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 11.000
Tecrübe Puanı: 1000
уυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond reputeуυѕυƒ has a reputation beyond repute
уυѕυƒ - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Duha Suresi

Duha Suresi
DUHÂ SÛRESİ-93



بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

وَالضُّحَى (1) وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى (2) مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى (3)

وَلَلآخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ اْلأُولَى (4) وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَى (5)

أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى (6) وَوَجَدَكَ ضَالاًّ فَهَدَى (7)

وَوَجَدَكَ عَائِلاً فَأَغْنَى (8) فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلاَ تَقْهَرْ (9)

وَأَمَّا السَّائِلَ فَلاَ تَنْهَرْ (10) وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ (11)



Meâl

Rahmân ve Rahîm Allah’ın Adıyla

1. Güneşin yükselip en parlak halini aldığı kuşluk vaktine.

2. Sükûnete erdiği dem geceye yemin olsun ki:

3. Ey Resûlüm, Rabbin seni terketmedi, sana darılmadı da.

4. Elbette senin için her zaman, işin sonu, başından daha hayırlıdır.

5. Elbette Rabbin sana ileride öyle ihsan edecek, ta ki sen de O’ndan ve verdiğinden razı olacaksın.

6. Seni yetim bulup barındırmadı mı?

7. Seni dinin hükümlerinden habersiz bulup seçerek dosdoğru yola koymadı mı?

8. Seni muhtaç bulup ihtiyacını gidermedi mi?

9. Öyle ise, sakın yetimi güçsüz bulup hakkını yeme, sakın onu küçümseyip üzme.

10. İsteyene de kaba davranma, onu azarlama.

11. Rabbinin nimetlerini ise durmayıp söyle.

Duhâ sûresi Mekke döneminde inmiştir. Âyet sayısı 11 dir. Birinci âyetteki “Duha” kelimesi Sûreye isim olmuştur.

Bu sûrede; güneşin en tâze ve parlak ışıklariyle her yanı ay*dınlattığı kuşluk vaktine ve gecenin her yanı karanlıkla örttüğü, sesin soluğun kesilip ortalığı sükûnetin kapladığı zamanlara ye*mîn edilerek; Allah’ın, Hz. Peygamber aleyhisselâm’ı terketme*diği, ona darılmadığı ve onu yalnız başına bırakmadığı, onun hayatının sonunun, ilkinden, yahut âhiretinin dünyâsından daha iyi olacağı ve Allah’ın bol nimet verip onu memnun edeceği bu*yurularak tesellî edilmektedir. Ayrıca Allah’ın ona lütfettiği dünya ve âhiret nimetlerinden bahsedilip bunlara olan şükrünü ilan etmesi hatırlatılır.



Nüzûl Sebebi

Hz.Peygamber’e ilk vahiyler geldikten bir müddet sonra bir süre vahiy kesilmiştir ki bu olaya fetretü’l-vahy denir. Bu hâ*diseden dolayı da Resûlullah (sav) üzülmüştür. Vahyin kesilme süresi ve sebebiyle ilgili farklı ve değişik rivayetler vardır.

Buhârî’de rivayet edildiğine göre Esved b. Kays demiştir ki: Cündeb b. Süfyan’ın şöyle dediğini işittim: Resûlullah (sav) rahatsızlandı. İki üç gece kalkamadı. Bir kadın gelip Efendimiz (sav)’i -haşa alaya alarak- Ey Muhammed! Sahibini görmü*yorum, herhalde seni terketti.” dedi. Bunun üzerine yüce Allah وَالضُّحَى (1) وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى (2) مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى (3) âyetlerini (yani Duhâ sûresinin tamamını) indirdi[1][1].

Müslim ve Tirmizî’nin rivâyetlerine göre de vahyin gecikmesi üzerine müşrikler: “Muhammed bırakıldı” demişler; yüce Allah da: “Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı”yı (yani Duhâ sûresinin tamamını) indirmiştir[2][2].

Vahyin kesildiği müddet hakkında; dört gün, on iki gün, on beş gün, on küsur gün, yirmi beş ve kırk gün diye değişik rivayetler vardır ki, doğrusunu Allah bilir.

Öyle anlaşılıyor ki Hz.Peygamber (sav) bir ara rahatsızlanmış, bir kaç gece ibâdete kalkamamış ve bir hikmete binaen vahiy kesilmiştir. Yoksa ilahî feyz ve nusretin gecikmesi, Allah’ın ter*ketmesi anlamına gelmez. Onun gece ibâdete kalktığını gören ve bilen yakınlarından veya komşularından iman etmeyen bir kadın, birkaç gece kalkamadığını ve vahyin de gelmediğini gö*rünce böyle söylemiş, Kureyş müşrikleri de “Muhammed bırakıldı” demişlerdir. Resûlullah (sav) da bundan üzüntü ve sıkıntı duymuş ve davranışlarından da bu hissedilmiştir.



Tefsir

وَالضُّحَى

1. Güneşin yükselip en parlak halini aldığı kuşluk vaktine.

Duhâ diye bilinen kuşluk vaktine ki, güneşin parlayıp yük*selmeğe başladığı, gündüzün gençliği zamanıdır. Fakat bu ayette الضحى “Duha” kelimesi, gecenin mukabili olarak kulla*nılmış olup, apaçık gündüz mânâsındadır. Yahut hakîkat gü*neşinin Muham*med ufkundan doğup “âlemlere rahmet olarak” (Enbiya, 21/107) her tarafa elçilik göreviyle ışıklar saçmaya başladığı zamana işarettir.



وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى

2. Sükûnete erdiği dem geceye yemin olsun ki:

سجى Secâ, zifiri karanlık oldu. سجى الليل Sece’l-leylü, gece iyice karardı demektir.

Yani tam tavına gelip durduğu, içindekilerin sakinleştiği vakit ki, gecenin başından bir süre geçtikten sonraki orta anlarıdır. O vakit karanlık artacağı kadar artmış, örteceğini örtmüş, kararını bulmuş, bir de ses seda kesilmiş, dinmiş olur.

Bu iki şeye (Duha ve Gece karanlığına) yemin edilmesinin hikmeti şu olabilir: Gündüz aydınlığı, insanı, yaptığı meşguli*yetten dolayı yorar. Gece karanlığı, yorgun olan insanın sükûnet bulması ve dinlenmesi için gereklidir. Aynı şekilde vahiy Hz. Peygamber için gerginlik kaynağı olmuştu. Vahyin kesilmesi, ger*ginlikten sükûnet bulması içindir. Vahiy güneş aydınlığı gibidir, onun kesilişi ise gecenin sükûnetine benzer.

Kısacası, karanlıktan aydınlığa aydınlıktan karanlığa her saat durmadan değişen zaman farkları içinde bilhassa ilk hayat ve marifet neşesinin yükselmesi anı olan parlak kuşluk vaktine ve ona arız olmakla beraber gelecek bir hayat ve mutluluk neşesinin başlangıcı ve müjdecisi olan gecenin dindiği sessizlik anına yemin olsun ki:



مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى

3. Ey Resûlüm, Rabbin seni terketmedi, sana darılmadı da.

وَدَّعَ Vedde’a fiilinin mastarı olan التَّوْدِيعُ “Tevdî”, aslında misafirin veda etmesi yani giderken kalanlara “hoşça kalın”, “Allah’a ısmarladık” gibi vaad, bolluk, hoşluk, âkıbet duasıyla bırakıp gitmesi ve böyle veda ile uğurlanması demek olup, sonra mutlak şekilde terkedip bırakmak mânâsına da kullanılmıştır. Yüce Allah hakkında bu bildiğimiz mânâ ile veda ve uğurlama tasavvur edilemeyeceğinden burada “terk” mânâsıyla tefsir edilmiştir. Sûrenin iniş sebebi de buna diğer bir delildir. Yani, “Rabbin seni bırakmadı”, وَمَا قَلَى “ve darılmadı.”



وَلَلآخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ اْلأُولَى

4. Elbette senin için her zaman, işin sonu, başından daha hayırlıdır.

Senin bulunduğun her halin sonu, senin için önünden daha hayırlıdır. Yani sen günden güne, halden hale ileri doğru daima hayırdan hayıra terakki edeceksin. Mesela hayatının başlangıcına nazaran peygamberlik hayatı, peygamberliğin başlangıcında vah*yin gelişine nazaran kesilişi hali, vahyin kesilişine nazaran tekrar böyle başlayışı hali, böyle bu sûrenin inişinden sonra zamanla ulaşacağın her halin önüne nazaran sonu ve bütün dünyaya nazaran âhiret senin için önceden, evvelden daima hayırlıdır. Yani sen böyle halden hale, hayırdan daha hayırlısına durmadan yükselip gideceksin.

لَكَ leke “senin için” diye tahsis edilmesinde, lâmın sağladığı bu tahsis mânâsı, “senin dışında herkese göre değil, sana eziyet eden kâfirlere göre senin için daha hayırlıdır” demektir. Bu, ona iman eden ümmeti hakkında da âhiretin dünyadan daha hayırlı olmasına engel olmaz. Zira Peygamber’in peşinden giden on*dandır: “Bana tabi olan bendendir” (İbrahim, 14/36). Ayrıca pey*gamber için hayırlı olan bütün ümmeti için hayırlıdır. Onun dün*yadaki hayrından kâfirler bile istifade eder. Ancak âhiret hayrı yalnız müminlerindir.

Bu hayırlı olma durumu daha çok açıklığa kavuşturulmak ve desteklenmek üzere de şöyle buyuruluyor:



وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَى

5. Elbette Rabbin sana ileride öyle ihsan edecek, ta ki sen de O’ndan ve verdiğinden razı olacaksın.

Rabbin, ileride sana öyle lütuflarda bulunacak, ihsan ve ikramından sana öyle verecek, öyle verecek ki sen tamamen razı olacak, rızaya ereceksin, bütün dileklerin gerçekleşecek, hiçbir üzüntü ve keder, hiçbir sıkıntı ve “acaba ne olacak” diye meraklı bekleyiş durumu kalmayacak derecede huzur ve sonsuzluk âle*minde hoşnut olacaksın.

“Rabbin sana verecek, sen tamamen razı olacak, rızaya ere*ceksin” âyetinden maksat, Hasanü’l-Basri’ye göre Hz. Peygam*ber’in ümmetine olan şefaatidir.

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Ben, Rabb’im bana “Razı oldun mu Ey Muhammed?” deyinceye kadar ümmetime şefaat edeceğim. O vakit, “Evet, ey Rabbim! Razı oldum.” Diye*ceğim[3][3].

Hadiste şöyle buyurulmuştur: “Her peygamber’in kabul edil*miş bir duası vardır. Bütün peygamberler dualarını hemen yap*mıştır. Ben ise duamı, kıyâmet günü ümmetime şefaat için sak*ladım”[4][4].

İbn Cerîr İbn Abbas’ın bu âyet hakkında şöyle dediğini tesbit etmiştir: Muhammed (sav)’in rızasından birisi de Ehl-i Beyt’inden birinin ateşe girmemesidir. İbn Abbas’tan gelen diğer bir rivayet*te, “Onun rızası, ümmetinin hepsinin Cennet’e girmesidir” denil*mektedir

Peygamberin ümmeti hakkındaki rıza ve şefaatına ulaşmak da, ancak ona iman ve peşinden gitmekle mümkündür.

Âyetin lafzının genelliğine nazaran, lütfun sadece şefaattan ibaret olması da gerekmez. Onun için bazı âlimler şöyle demiş*lerdir: En uygun olanı, bunun dünyadaki lütufları da, her türü ile âhiretteki lütufları da içine alacak şekilde genel olmasıdır. Elbette âhiretteki lütuflar dünyadakilerden çok büyüktür.

Resûlullah (sav) için daima sonrası öncesinden daha hayırlı olduğu meselesine gönül rahatlığı ile inanmayı anlatmak için, daha önceden görülen büyük nimetler örnek gösterilerek konu ispatlanmak üzere, bu sûrenin inmesinden önce de sonunun önünden hayırlı olageldiği bir istikra (tümevarım) tarzında hatır*latılarak buyuruluyor ki:



أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى

6. Seni yetim bulup barındırmadı mı?

Siyerde bilindiği üzere Hz. Peygamber (sav) babası Abdul*lah’tan yetim olarak dünyaya gelmiştir. O sırada Resûlullah (sav) henüz ana karnında altı aylık bir yavruydu. Dolayısıyla doğarken yetim olarak doğmuştu. Anası Hz. Âmine ile beraber dedesi Abdülmuttalib’in yanında idi. Sonra altı yaşında iken annesi de vefat etti. O vakit de onun vasiyeti ile amcası Ebu Talib vâsîsi olarak onun sorumluluğunu yüklenip yanına aldı.

Yüce Allah Hz. Peygamber (sav)’i önce babadan yetim olarak vücuda getirmiş iken güzel bir şekilde barındırmış, böylece git*tikçe sonunu önünden daha hayırlı yapmak üzere terbiye edip seçmiş, hiçbir zaman terk edip de bırakmamıştır. Ayetten; yetimin barındırılması gerektiği anlaşılıyor. Ayrıca, Allah Resûlünü barın*dıranın Allah olduğu ifade edilerek, yetimi barındıranın Allah’ın rızasını kazanacağı da anlaşılır.



وَوَجَدَكَ ضَالاًّ فَهَدَى

7. Seni dinin hükümlerinden habersiz bulup seçerek dosdoğru yola koymadı mı?

Resûlullah (sav) hiçbir zaman akıl ve dinde sapık mânâsına “dâll” dalâlette olmamıştır. Allah’ın birliğine inanarak yetişmiş, hiçbir puta secde etmemiş, Allah’tan başka ilâh tanımamış, ahlâkı temiz, hiç bir kötü fiil işlememişti. Çünkü peygamberler bun*lardan korunmuştur.

Resûlullah (sav) peygamber olmadan önce de kavminin, -Arap müşriklerinin- dinlerindeki bozukluğunu görmüştü. Karşı*sında bulunan Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi iki dinin çığırından çıkmış olduğunu da sezmişti. Fakat girilmesi gerekli olan ve mü*cerret (soyut) akıl ile idrak edilip kavranması mümkün olmayan Hak din ve şeriatın ne olması gerektiğini, dünyayı sarmış olan bunalım içinden nasıl çıkılıp da Hakk’a erişileceğini belirlemede hayret içindeydi.

Onun için Allah ona şöyle dedi; yani sen, peygamberlikten önce akılların yol bulamadığı hakikatler ve şeriatlerden habersiz ve doğru yolu arayan, hayretler içinde birisi idin ki, Rabb’in seni bulup seçerek hidayet buyurmadı mı? Verdiği vahiy, indirdiği kitap ile bilmediklerini bildirerek doğru yolu göstermedi mi?



وَوَجَدَكَ عَآئِلاً فَأَغْنَى

8. Seni muhtaç bulup ihtiyacını gidermedi mi?

Âil, fakir ve yoksul demektir. Sen serveti yok bir yoksul iken yine seni seçip zengin kılmadı mı? Resûlullah (sav)’a babasından bir dişi deve ile bir cariyeden başka mîras kalmamıştı. Sonra yüce Allah onu önce Şam’a yaptığı ticaret seferinden elde edilen bereketli kâr ile, Hz. Hatice ile evlendikten sonra da onun bütün servetini hibe etmesiyle zengin etmişti. Böylece onu insanlara muhtaç olmaktan kurtardı.

Yüce Allah Peygamber (sav)’e verdiği bu üç nimeti saydıktan sonra, bunların karşılığında ona üç şeyi emretmek üzere şöyle buyurdu:

فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلاَ تَقْهَرْ

9. Öyle ise, sakın yetimi güçsüz bulup hakkını yeme, sakın onu küçümseyip üzme.

O halde, yani hal böyle olunca, sen de Rabb’ının bu var olan ve olması vaad edilen ihsan ve nimetlerinin bir şükür alâmeti olmak üzere yetime, herhangi bir yetime sakın kahretme, zayıf sayıp da hor bakma. Yetime; insanlara, anne-babasına ve dost*larına karşı ayıp olacak düşüncesinden değil de, sırf insan ol*duğu için kıymet verilmelidir. Çünkü bir hadis-i şerifte de Resû*lullah (sav): “Ben ve yüce olan Allah’tan korktuğu takdirde, yetime kefil olan şu ikisi gibiyiz” buyurmuş ve şehâdet par*mağıyla orta par*mağını göstermiştir[5][5].

وَأَمَّا السَّآئِلَ فَلاَ تَنْهَرْ

10. İsteyene de kaba davranma, onu azarlama.

İsteyeni yahut soranı azarlama, yani azarlayarak kovma da lütfet, ihtiyacını gider, yahut yumuşak dille reddet.

Felâ tenhar, azarlama, ona sert ve kaba konuşma, demektir.

Tefsircilerden bazıları, السَّائِلُ sâil’den maksat, “dünyaya dair bir şey isteyen dilencidir” demişlerdir. Dilenciyi azarlamanın ya*saklanmış olması, istemede ısrar etmediği durumdadır. Eğer iste*mede ısrar eder de yumuşak bir şekilde reddetmek fayda ver*mezse o vakit azarlamada bir sakınca yoktur. Zira “İnsan*lardan yüzsüzlük edip de ısrarla istemezler”(Bakara, 2/273) öv*güsü, ıs*rarın yerildiğini ifade eder. Yerilen bir şey de azarlanmaya değer.

Bazı âlimler ise burada “sâil” (isteyen)den maksadın, mal iste*yen değil, ilim ve din ile ilgili soru soran demek olduğu gö*rüşüne varmışlardır. Denilmiştir ki: Önceki görüşe göre de bu, delâlet yoluyla öncelikle sabit olur. Çünkü mal dilenene, istediğini ver*meye gücü yeten kimse yumuşak bir şekilde reddedip de bir şey vermediği zaman tehdit edilmemiştir. Oysa ilim soran kimseye ilmi olan kimsenin cevap vermemesi öyle değildir. Bir hadis-i şe*rifte: “Kendisine bir ilim sorulup da onu gizleyen kimse, ateşten bir gem ile gemlenir.”[6][6] buyurulmuştur.

O halde hangi “sâil” (isteyen-dilenen) olursa olsun işin başın*da hemen azarlanmamalı, istediği verilmezse bile kovulmamalı, incitilmemelidir. Yüzsüzlük ve ısrar etmesi halinde de durumuna göre, layık olan ne ise o şekilde karşılanmalıdır. Zorda kalan ve muhtaç olana, güç yettiği kadar mümkün olan yardım farz dere*cesine kadar varabilir.

İlim dilenmek genellikle övülmüştür. Bunda, eziyet ve saygı*sızlık derecesine varmamak şartıyla, ısrarla yalvarmak da güzel görülmüştür. Mal dilenmek ise genellikle yerilmiştir. Ancak başka bir kazanç yolu bulamayan muhtaç için bir izindir.

وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ

11. Rabbinin nimetlerini ise durmayıp söyle.

Sadece lafını ederek ve gösteriş yaparak gururlanmak için değil, hakkını takdir, şükrünü yerine getirmek için eserini gös*terecek, başkalarını da istifade ettirecek şekilde sözlü veya fiilî olarak anlat. Çünkü nimeti anlatmak, onun için bir şükürdür.

Nimeti zikretmek ve onları açıklamanın çeşitli anlamları ola*bilir. Her nimet, mahiyeti itibariyle belli bir şekilde açıklanabilir. Topluca nimetleri açıklamanın bir şekli de, insanın lisan ile Al*lah’a şükretmesi, bunu ikrar ve itiraf ederek bütün bu nimet*lerin kendisine ihsan sonucu Allah tarafından lütuf olarak veril*diğini bilmesidir. Çünkü bunları sadece kendi çabalarıyla kazan*madığı açıktır.

Nübüvvet nimetini açıklamak şöyle olur: Davet ve tebliği doğ*ru ve tam olarak yerine getirmek.

Kur’an’ın nimetini açıklamanın şekli şudur: Onu okumak, emirlerini yapıp yasaklarından uzak durmak, bilmeyenlere öğret*mek ve talimatlarını insanlara anlatmak.

Hidayet nimetini açıklamak şöyledir: Sapıklığa düşen insan*lara doğru yolu göstermek. Ayrıca bu işi yaparken bütün zorluk ve zahmetlere sabırla tahammül etmektir.

Âlûsî şöyle der: Sen yetimdin, dini tanımıyordun ve fakirdin. Allah seni barındırdı, sana doğruyu gösterdi ve zengin kıldı. Bu üç konuda Allah’ın sana verdiği nimeti unutma. Binaenaleyh ye*time şefkat göster, yoksul olup da yardım isteyene acı. Çünkü sen yetimlik ve fakirliği tattın. Rabbin sana doğru yolu gösterdiği gibi, sen de kullara doğru yolu göster.



BİR UYARI

Duha sûresinin sonunda ve ondan sonra Kur’an’ın sonuna kadar her sûre bittiğinde tekbîr getirmek (Allahu Ekber, demek) sünnettir. Bu Resûlullah (sav)’dan rivayet edilmiş olup öteden beri yapılagelmiştir. Yedi kırâat imamından biri olan İbn Kesîr yoluyla rivayet edilmiştir. Bunun sebebi, zikredildiği üzere vahiy, biraz gecikip de bu sûre indiği zaman Resûlullah (sav) bunu tasdik ederek “Allahu Ekber” demiş olmasıdır[7][7].

“Kul eûzü bi rabbinnâs” sûresi okununca da “Allahu Ekber” denilir. Sonra Fâtiha sûresi ve Bakara sûresinin ilk beş âyeti oku*nur. Sonra da hatim duâsı yapılır. Buna “halli mürtehil” denilir. Bir hatimi bitirip hemen ikincisine başlamak demektir. Yani ha*timini bitiren bir insan Fatiha ve Bakara suresinin ilk beş ayetini okumakla yeni bir hatime başlamış oluyor. Yoksa nasıl olsa hatim bitti Kur’an’ı kapatayım, bu iş burada bitti dememeli. Yeni başladığı bu hatime de devam etmeli. Onu bitirince diğerine...

Her hatim eden için bunu yapmak mutlak gereklidir denilmez. Fakat her kim yaparsa iyidir, güzeldir. Her kim de yapmazsa ona da bir vebal yoktur. Bunu yapmak sünnettir.





--------------------------------------------------------------------------------

[1][1]. Buharî, Fezâilü’l-Kur’an 1, Teheccüd 4, Tefsiru Sure 93/1; Müslim, Salat 82, 84, 91, Cihad 115; Ebu Davud, Salat 68; Nesaî, Sehv 11; İbn Mâce, İkâmet 144; Ahmet İbn Hanbel, 3/344; IV,312.

[2][2].Müslim, Cihâd 114; Tirmizî, Tefsir 82.

[3][3].Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya, 3/179; Suyutî, Dürrü’l-Mensur, 8/534.

[4][4].Buhari, Tevhît 31; Müslim, İman 338. Buhari’deki rivayet farklı lafızlarladır.

[5][5].Buhari, Talak 25, Edeb 24; Müslim, Zühd 42; Ebu Davud, Edeb 123; Tirmizi, Birr 14; Muvatta, Şiir 5.

[6][6].Ebu Davud, İlim 9; Tirmizi, İlim 3; İbn Mâce, Mukaddime 24; Ahmet İbn Hanbel, 2/263.

[7][7].en-Nisaburî, Garîbu’l-Kur’an, 30/113.
__________________



уυѕυƒ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Tin Suresi уυѕυƒ Tefsir 0 09-26-2008 14:52
Alak Suresi уυѕυƒ Tefsir 0 09-26-2008 14:52
Tin sûresi - уυѕυƒ Tefsir 0 09-25-2008 16:09
Ahzâb Sûresi уυѕυƒ Tefsir 0 09-25-2008 16:08
duha suresi уυѕυƒ Tefsir 0 09-25-2008 16:06


Şu Anki Saat: 16:54


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows