Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-24-2008, 16:48   #1
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart Aıds/hıv

AIDS/HIV

AIDS/HIV

(Acquired Immunodefficiency Syndrome=Edinsel Immün Yetmezlik Sendromu)

İlk kez 1981 yılında homoseksiüellerde immün yetmezlikle seyreden bir hastalıklar ve semptomlar kompleksi olarak AIDS tanımlandı. Hemen ardından aynı tablonun hemofilikler, kan transfüzyon alıcıları, organ alıcıları, heteroseksüel iv ilaç bağımlıları ve bunların partnerlerinde de görülmesi üzerine infeksiyonun cinsel ilişki yanısıra kan ve kanürünleri nakli ve transplasental olarak anneden bebeğine de bulaştığı anlaşıldı. Etkeni olan HIV, 1983 yılında izole edildi, tanıya yönelik ilk testler 1985 yılında kullanıma girdi.
Virüs, bulaş yollarından herhangi biri ile alındıktan ve dolaşıma karıştıktan sonra, CD4 reseptörleri taşıyan T helper hücreleri ile, monosit ve makrofajlara bağlanır. Virüs, bu hücrelerin içine girerek sahip olduğu enzimlerin de yardımıyla (revers transkriptaz vb), kendi RNA'sından yeni DNA'lar üretir. Bu yeni DNA'lar hücrenin genomuna girer ve bunların okunmasıyla birçok yeni virüs oluşturulur. Yeni oluşan virüsler hücreyi iyice doldurduktan sonra hücreden tomurcuklanarak veya hücrenin patlamasıyla çevreye yayılır ve yeni hücreleri infekte eder. Viremi dönemi hiç semptomsuz seyredebileceği gibi, birkaç hafta süren grip benzeri bir tablo (akut retroviral sendrom) da gözlenebilir. Bu dönemde hastaların kanında antikor bulunmaz, serum ve BOS'ta p24 antijenemisi saptanabilir. Antikorların oluşmadığı bu dönem, 6 hafta-1 yıl (ort.3-6 ay) devam eder.
Hastaların kanında virüslerle kompleks oluşturacak kadar antikor oluştuktan sonra viremi sona erer, antikor testleri pozitifleşir. Bu dönemde lenfoid dokulardaki virüsler hızla antijenik yapısını değiştirerek bağışık yanıttan kaçar ve sabit bir hızda çoğalmaya devam eder. Bu dönemde hasta asemptomatik olabileceği gibi yaygın lenfadenopati de izelenebilir. Asemptomatik taşıyıcılık dönemi 1,5-10 yıl (ort 5-6 yıl) devam eder. Hastaların çoğunda bu dönemi persistan jeneralize lenfadenopati dönemi izler. İki veya daha fazla bölgede en az 3 ay devam eden ve başka nedenlerle açıklanamayan lenfadenopati ile karakterize olan bu dönemde pamukçuk ve uçuk gibi bağışıklık sisteminin baskılanmasının göstergeleri sayılabilecek hafif infeksiyonlar izlenebilir. Bu dönemi takip eden 2-4 yıl içinde AIDS tablosu ortaya çıkar.
Zamanla virüsle infekte hücre sayısı artar ve bağışıklık sistemi bu yükü temizlemekte yetersiz kalır. Virüsle infekte T hücre sayısı azalır, hastalar immün süprese hale gelir. Erime sendromu (1 aydan uzun sürdüğü halde açıklanamayan halsizlik, yorgunluk, ateş, diyare ve vücut ağırlığının >%10 kaybı ile karakterizedir), AIDS demansı (beyin nöronları ve mikroglia hücrelerinin HIV ile infeksiyonu sonucu oratya çıkar. Hastanın entellektüel fonksiyonları hızla bozulur), fırsatçı infeksiyonlar (mantar infeksiyonları, P.carinii pnömonisi, santral sinir sistemi toksoplazmozu, dissemine CMV,HSV infeksiyonları) ve malinitelerle (kaposi sarkomu, primer beyin lenfoması, NHL, HH) karakterizedir. Bu dönem, uygun tedaviler başlansa bile ölümle sonlanır (67).

Son yıllarda, hem yüksek riskli erişkinlerde, hem de seropozitif annelerden doğan bebeklerde yapılan araştırmalar, HIV maruziyetinin her zaman infeksiyon ile sonuçlanmadığını göstermektedir (12). İlk dikkat çeken nokta, infekte seksüel partnerleri olduğu ve defalarca HIV'e maruz kaldığı halde bazı bireylerin seronegatif kalmaya devam etmesi olmuştur. İnfekte olan bireyler arasında da AIDS'e ilerleyiş hızı açısından önemli farklar tespit edilmiştir (6). Hastaların az bir bölümü (<%5), infeksiyonun seyri esnasında uzun süre asemptomatik ve klinik olarak sağlıklı kalmaktadır. Bu bireylerde virüs yükü daha az ve periferal CD4+ hücre sayısı daha yüksek ve stabildir. Gerek infeksiyon gelişmesi, gerekse infeksiyon seyrindeki bu farklardan konağa ait faktörlerin sorumlu olabileceği üzerinde durulmuş ve gerçekten de infeksiyon gelişimi ve seyri üzerine etkili pek çok genetik faktör ortaya konmuştur (68).

AIDS'E YATKINLIK / DİRENÇ İLE İLİŞKİSİ ÇALIŞILAN
GENETİK FAKTÖRLER

1- KEMOKİNLER VE KEMOKİN RESEPTÖRLERİ:

Kemokinler, 8-10kDa'luk kemotaktik sitokinlerdir. Kemokinetik ve kemotaktik olan bu proteinler, lökositlerin hareketini stimüle eder ve yönlendirirler. Kemokin molekülleri, taşıdıkları iki aminoterminal sistein rezidüsünün pozisyonuna göre alt gruplara ayrılırlar: İki rezidü bitişik olanlar cys-cys (CC), iki rezidü tek bir aminoasit ile ayrılmış olanlar cys-X-cys (CXC) olarak ifade edilir. CC kemokinler aktive T lenfositlerden sentezlenir ve esas etkilerini mononükleer inflamatuar hücre popülasyonu üzerinde gösterirler. CXC kemokinler ise aktive mononükleer fagositler, fibroblastlar, endotel hücreleri ve megakaryositlerden sentezlenir. Bunlar, akut inflamatuar mediatörler olarak polimorfonükleer lökositler üzerine etkili olur (5).
Kemokinlerin hedef hücrelerdeki etkilerini gösterebilmeleri için aracılık eden spesifik reseptörleri vardır. Kemokin reseptörleri, bağladıkları kemokin ligandlarına göre ailelere ayrılırlar: CC, CXC, veya her ikisini de bağlayanlar. Reseptörler, hematopoietik hücreler ve diğer pek çok hücrede yaygın olarak bulunurlar. Eritroid seride eksprese edilen tek kemokin reseptörü DARC (Duffy antijen)'dır. Bazı kemokin reseptörleri, gen sekansları ve protein yapılarının benzerliğine göre sınıflandırılmış olmakla beraber, bağladıkları ligandlar henüz identifiye edilememiştir: Öksüz Reseptörler. Bazı kemokin reseptörleri infeksiyon hastalıklarına duyarlılık veya patogenezde role sahiptir. Bazı CC ve CXC reseptörleri, HIV-1 veya HIV-2'nin hücreye girişi için kofaktör olarak görev yapar. DARC, P.vivax'ın eritrositlere girebilmek için kullandığı reseptördür. EBV, CMV, Herpes virus samiri vb. birçok virüs, insan kemokin reseptörlerinin fonksiyonel ligandlarını taşır ve bu reseptörleri kullanarak konak kemokinlerinin etkilerini azaltabilir. Kemokin reseptörlerine ait özellikler Tablo-3'de özetlenmiştir (69).

Tablo-3: İnsan kemokin reseptörleri
Reseptör Ligand Doku Ekspresyonu Patojen Kromozomal Lokalizasyon

CC Resp.





CCR1 MIP1a,b,MCP3, RANTES monosit, T hc - 3p21

CCR2A MCP1 monosit, T hc, bazofil - 3p21

CCR2B MCP1,3,4 HIV-1 (NSI) - -

CCR3 Ekzotoksin, RANTES, MCP2,3,4 monosit,bazofil, eozinofil, mikroglia hc HIV-1 3p21

CCR4 TARC bazofil, T hc - 3p24

CCR5 MIP1a,b, RANTES monosit, Thc, mikroglia hc, dendritik hc HIV-1- 2 3p21

CXC Resp.





CXCR1 IL-8 nötrofil, NKC - 2q35

CXCR2 IL-8, M6SA, groa, NAP2,IP10, ...
- -

CXCR3 IP10, mıg aktive T hc - -

CXCR4 SDF1 hemen hemen tüm dokular HIV-1 ,2 2q21

CC/CXC Resp.





DARC RANTES,MCP1,TARC,...
IL-8, M6SA,groa,... endotel hc, eritrositler P.vivax 1

Diğerleri





STRL 33 ? lenfoid doku, aktive T hc HIV-1 3

HCMV-US28 MIP1a,b, RANTES CMV ile infekte fibroblast HIV-2 -

Chem R1 ? T hc, PNL
3p21-24

CMK BRL1 ? nötrofil, monosit, akc,KC,beyin
3p21

TER1 ? timus, dalak
3p21

V28 ? sinir ve lenf dokusu
3p21

D2S 201E ? hemen hemen tüm dokular
2q21

BLR1 ? B lenfositler



EBI1 ? B lenfositler



GPR1,2,5 ? ?





HIV suşlarının tropizmini, kullandıkları reseptörler belirlemektedir. Kemokin reseptörleri, CD4 ile beraber HIV infeksiyonu için koreseptör olarak görev yapar. CXCR4 ve CCR5, periferal kanda hem monositler, hem de T hücrelerince eksprese edilmektedir. CXCR4 kullanan HIV suşları, predominant olarak T hücrelerini infekte ederler. Bu virüsler, genellikle infeksiyonun geç dönemlerinde ortaya çıkarlar ve hücrelerde sinsityum olşumunu indüklerler (SI virüsler). CCR5 kullanan HIV suşları ise hem T hücrelerini, hem de monositleri infekte ederler. Bunlar in-vivo olarak bulaştırılan virüsler olup sinsityum oluşturmazlar (NSI virüsler). Ancak bazı primer SI virüsler bu reseptörlerin her ikisini, ayrıca CCR2b ve CCR3'ü de kullanabilir. bağlanmadan sonra virüs girişinin nasıl olduğu henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Kemokinler, reseptör blokajı, desensitizasyon, sekestrasyon veya internalizasyon inhibisyonu ile HIV girişini engelleyebilir.

İlk kez 1995'de Cocchi ve ark'nın, yüksek kemokin düzeylerinin HIV replikasyonunu inhibe ettiğini göstermesinden sonra, HIV infeksiyonunda kemokin bağımlı mekanizmalar üzerinde durulmaya başlandı. Yüksek riskli olduğu halde HIV seronegatif kalan erkeklerin serumunda RANTES, MIP-1a ve MIP-1b gibi kemokinlerin düzeyinin yüksek olduğunun gösterilmesi, bu kemokinlerin HIV girişi için kullanılan ortak reseptörlere bağlanarak virüs girişini önleyebileceğini gösterdi. 1996'da Samson ve ark, bu kemokinlerin reseptörü olan CCR5'i klonladı, aynı yıl Berger ve ark, CXCR4'ün T hücre tropik veya sinsityum indükleyen (SI) virüslerin hücreye girişi için kofaktör olduğunu ortaya koydu. Ancak, yüksek kemokin salgılayan bu erkeklerin hücreleri, primer (NSI) virüslerle infekte edilemezken SI virüslerle infekte edilebildi. Bu nedenle koruyucu mekanizmanın CXCR4'den çok CCR5'e bağlı olabileceğini ortaya koydu. Bunları, CCR5 ve CCR3'ün HIV'in hücreye girişi için kofaktör olarak kullandığı reseptörler olduğunu gösteren pek çok yayın takip etti. CCR3 ve CCR2b, dual-tropik HIV için giriş faktörleri olarak ortaya kondu. (69).

HIV-1'in hücreye girişi için koreseptör olarak identifiye edilen CCR5 ve CCR2 genleri gibi kemokin reseptör ailesine ait genlerdeki polimorfizmlerin, HIV ile infeksiyonu önlediği ve infekte bireylerde hastalıksız dönemi uzattığına dair pek çok çalışma bulunmaktadır. İlk rapor, HIV-1'e defalarca maruz kalan 2 infekte olmamış bireyin, 32bp'lik internal bir delesyon taşıyan (D32) CCR5 alleli için homozigot olduğunu bildirmiştir. Bunu takiben, 2527 HIV-1 ile infekte bireyde bu mutasyonu homozigot olarak taşıyan kimse tespit edilememiş, ancak seronegatif popülasyonda farklı çalışmalarda %1.1-3.6 arasında homozigosite tespit edilmiştir (12). Bu delesyonu heterozigot olarak taşıyan HIV infekte bireylerde hastalık progresyonunun anlamlı şekilde yavaşladığı ve AIDS gelişiminin 2 yıl kadar geciktiği gösterilmiştir (2). CCR5D32 allelinin Kafkas ırkında sıklığı %8-33 (Avrupa'da %20) iken, Afrikalı Amerikalılarda <%2'dir. Japonlarda, Batı ve Orta Afrika popülasyonlarında bu allele rastlanmamıştır. Orta Doğu ve Hindistan'da allel sıklığı %2-5 olarak bildirilmiştir. Bu nedenle bu allelin koruyucu etkisinin Kafkas ırkı ile sınırlı olduğu düşünülmektedir (12). CCR5 geninde bir tekrar motifinde ortaya çıkan 32bp'lik bu delesyon, kodlama sekansında bir kaymaya neden olarak hücre yüzeyinde eksprese edilemeyen bir CCR5 reseptörünün oluşumuna yol açar. Delesyon sonucunda 7 transmembran domeyninin 3'ü, 3 outer loop'un 2'si ve intraselüler sinyal iletim domeyni kodlanamaz. Bu sayede HIV, hücre içine giremez. Ancak bu koruma %100 değildir. Zira, birçok başka non-CCR5 reseptör (CXCR4, CCR3 ve CCR2b), HIV girişinde kofaktör olabilir. Nitekim 1996'dan bu yana, CCR5D32 alleli için homozigot olduğu halde HIV-1 ile infekte olan 3 kişi bildirilmiştir (69).

CCR5 geninde D32 dışında 13 varyant daha tanımlanmıştır (70). Afrikalı Amerikalılarda, Çinlilerde ve Japonlarda tespit edilen, ancak çalışılan Kafkas ırkından olan 50 Amerikalının hiçbirinde tespit edilmeyen bu varyantların HIV-1 infektivitesi veya AIDS'e progresyon üzerine etkili olması muhtemel olmakla beraber henüz kanıtlanmamıştır (71). CCR5 geni promoter allelini içeren, regülatör bölge haplotipi olan CCR5P1 için homozigot olanların, diğer genotiplere sahip olanlara kıyasla AIDS'e daha hızlı progresyon gösterdiği tespit edilmiştir. 3,5 yıl içinde AIDS gelişen hastaların %10-17 kadarında CCR5P1 homozigositesi tespit edilmiştir. Genel popülasyonda bu sıklık %7-13 arasında bulunmuştur (72).

CCR2 geninde ATG start kodonundan itibaren 190. pozisyonda G®A değişimi sonucu CCR2 reseptörünün ilk transmembran domeyninde, 64. pozisyonda valin yerine izolösin gelmesine neden olan bir değişiklik belirlenmiştir (CCR2-64I). HIV-1 infeksiyonu üzerine bariz etkisi bulunmayan bu alleli taşıyanlarda AIDS'e progresyon 2-3 yıl kadar gecikmektedir. Bu yavaşlatmanın mekanizması tam olarak bilinmemekle beraber 3 muhtemel mekanizma üzerinde durulmaktadır: 1- CCR2-64I taşıyan bireylerde HIV infeksiyonunun kinetiği değişerek viral yayılım ve patogenez yavaşlamaktadır. 2- CCR2 konsantrasyon ve fizyolojik varyasyonu, indirekt olarak HIV-1'in hedef hücrelerinde CCR5 teminini etkileyebilir. 3- Bu mutasyon, bir başka mutasyon ile linkage disequilibrium içerisinde olabilir. Bu allelin sıklığı Kafkas ırkında %9.8, Afrikalı Amerikalılarda %15, Asyalılarda %25 olarak bulunmuştur (73). Bu mutasyon, CCR5 promoterindeki polimorfizmlerle linkage disequilibrium içerisinde olabilir. Hem CCR2-64I, hem de CCR5D32 polimorfizmini taşıyan hastalarda yapılan çalışmalar, bu iki genin HIV progresyonu üzerine olan etkilerinin aditif olduğunu ortaya koymuştur (74).

HIV reseptörlerine bağlanan SDF-1 ve RANTES gibi kemokinleri kodlayan genlerdeki polimorfizmler de HIV progresyonu üzerine etkilidir. SDF-1 kemokin gen varyantı olan SDF-3'A gibi CXCR4 kemokin reseptörü için ligand olan diğer faktörler, uzun dönem progresyon göstermeyenlerde koruyucu etkiden sorumlu tutulmaktadır (68). Ancak, CCR5D32 ve CCR2-64I polimorfizmlerinin koruyucu etkisi dominant iken, SDF3'A'nın etkisi resesiftir. T hücre tropik suşların kullandığı CXCR4'ün bilinen tek ligandı olan SDF-1 ekspresyonu bu virüslerin bulaşı üzerine etkili olabilir. SDF-3'A, SDF-1'de korunmuş dizilerin olduğu bölgede nokta mutasyonlar taşımaktadır. Bu mutasyon, transkriptin transle edilmeyen bir bölgesinde lokalize olmuştur. Bu mutasyonun moleküler mekanizması da henüz açıklanamamıştır (75).

CCR5'in ligandı olan RANTES de HIV-CCR5 ilişkilerini bloke edebilmektdir. RANTES geni promoter bölgesinde iki adet tek nükleotid polimorfizmi tanımlanmıtır. -403G/A ve -28 C/G polimorfizmlerinin ikisi de in-vitro olarak promoter aktivitesyi etkileyebilmektedir. RANTES -403A,-28G haplotipine sahip olanlar, Japonya'da yapılan bir çalışmada, CD4 hücre sayısında daha yavaş bir azalma göstermişlerdir. Amerika'da yapılan çok merkezli bir çalışmada, RANTES promoter kompound genotiplerinden G1 (-403G/G, -28 C/C), Kafkas ırkından olanların %67'sinde; G4 (-403 G/A, -28C/C) ise %23'ünde tespit edilmiş ve bu haplotipler özellikle CCR5D32 mutasyonunu taşımayan bireylerde HIV bulaş riski ve progresyonu üzerine etkili bulunmuşlardır. G4 bireyler, G1'e oranla daha fazla bulaş riskine sahiptir, CCR5D32 taşıyanlar hariç tutulduğunda bu risk daha da belirginleşmektedir. CCR5D32 taşımayan serokonverterler dikkate alındığında G4'lerin progresyon hızı daha yavaş bulunmuştur. -403A alleli, HIV bulaşı açısından bir risk faktörü iken, progresyon açısından koruyucu bir özellik sergilemektedir (76).

CCR5, CCR2 ve SDF-1 genlerinin mutant varyantları ile HLA genotipi, HIV infeksiyonunun seyrinin prediktörleri olup, hastaların non-progresör (AIDS gelişme süresi 7-10 yıl) veya hızlı progresör (AIDS gelişme süresi 2-3 yıl) olarak sınıflandırılmalarını sağlar (68).

2- HLA:

HIV'e karşı sitotoksik T lenfosit cevabının etkinliği, HLA'ya peptid bağlanması veya HLA- peptid kompleksinin sitotoksik T lenfosit tarafından tanınmasını engelleyen viral mutasyonlar tarafından azaltılmaktadır. Bir HLA-peptid epitopunda ortaya çıkan bu tip kaçış mutasyonlarının meydana gelişini iki faktör belirler: 1-Mutasyonlar, viral yaşayabilirliği etkilemeden ortaya çıkmalıdır, 2- Bu mutasyon ile epitopun HLA bağlanması veya tanınması ortadan kaldırılmalıdır. Zıt olarak, belli bir HLA alleli ile bir HIV epitopunun sunumu, eğer epitop HIV genomunda viral fonksiyon için esansiyel bir bölgede ise veya HLA allelinin peptid bağlayan bölgesi, peptiddeki sınırlı mutasyonlara toleran ise, mutasyon sonucu bağışıklık sisteminden kaçış mümkün olmaz (77). HLA allellerinin HIV duyarlılığı veya hastalık progresyonu üzerine etkisini belirleyen faktörlerden biri, bu mutasyonlara toleran kalabilme yetenekleridir.

Belli HLA genotipleri, HIV infeksiyonuna predispozisyonla ilişkili bulunurken, diğerleri hastalığa karşı koruyucudur. HLA-Class I genleri, HIV bulaşında önemlidir. Kenya'da, HLA diskordansının, anneden bebeğe vertikal bulaşı 1/3 oranında azalttığı tespit edilmiştir. HLA-Class I allelleri için homozigosite, muhtemelen erken viral yük döneminde sitotoksik T hücre cevaplarının etkinliğini azaltarak AIDS progresyonunu hızlandırmaktadır (2).

İnfeksiyona duyarlılıkla ilişkili bulunan HLA allelleri:
HLA-A31, B55, Cw6, Cw7, DR5, DR6, DR11, DRw12, DQw6, DQw7 infeksiyona duyarlılıkla ilişkili bulunmuştur. HLA-DR4, DQ6, DQ7 gibi Class II allelleri, Afrikalı Amerikalılarda ve beyazlarda infeksiyonla ilişkili bulunurken, HLA-DR5 sadece Afrikalı Amerikalılarda ve HLA-DR12 de sadece beyazlarda infeksiyonla ilişkili olarak belirlenmiştir. Daha spesifik bir çalışmada, HLA-DQB1*0604, Afrikalı Amerikalılarda, DQB1*0602 beyazlarda infeksiyon gelişimi ile ilişkili bulunmuştur. (78).

İnfeksiyondan korunma ile ilişkili bulunan HLA allelleri:
HLA-Cw4, DRw6, Afrikalı Amerikalılarda, HLA-DQB1*0603, beyazlarda infeksiyondan korunma ile ilişkili bulunmuştur (78). Avrupalı beyazlarda, HLA-B14, C14, C8, yüksek düzeyde koruyucu bulunmuştur.B14 alleli, diğer koruyucu HLA allellerinin aksine, yavaş progresyon gösterenlerde yüksek prevalansa sahip olduğu halde, hızlı progresyon gösterenlerde daha az bulunmaktadır. Bu nedenle, hastalık progresyonunun başlaması üzerine etkili olabileceği düşünülmektedir (77).

Hızlı progresyon ile ilişkili bulunan HLA allelleri:
HLA A1-B8-DR3 haplotipi, HLA-B35, Cw4 (2), DR11 (77) hızlı progresyona neden olmaktadır. HLA A28, A29, Aw66, B22, Bw48, Bw65, Bw70, C16, Cw7, Cw8, DRw10, DRw12, DQw6, DQw7, HLA-DQ2 (HLA-DQB1*0302) farklı çalışmalarda beyazlarda hızlı progresyonla ilişkili bulunmuştur. Bu kişilerde CD4+ hücre sayısı hızla azalmaktadır. Çocuklarda, HLA-DQ2, DR3, B8, Cw7 ve A1 hızlı progresyonla ilişkili bulunmuştur (78).

Yavaş progresyon ile ilişkili bulunan HLA allelleri:
HLA-B57, B27 (2), B14 (77) ve HLA-DQ3 beyazlarda, DQ1 (HLA-DQB1*0602), Afrikalı Amerikalılarda yavaş progresyon ile ilişkili bulunmuştur (2). B27, B14 ve B57 allelleri, epitoplarında ortaya çıkan mutasyonları daha iyi tolere edebilmektedir. Bu nedenle, bu hastalarda CD4+ T hücre sayısı daha geç azalır (77), CD4+/ CD8+ hücre oranı daha geç bozulur. Yetişkinlerde HLA-B27, B57 ve B51 ile ilişkili bulunmuştur (78).

3- MBL:

Beş ila 10 kat düşük serum MBL düzeylerine neden olan kodon 52, 54 ve 57 polimorfizmlerinin homozigositesi, pek çok çalışmada HIV infeksiyonuna artmış duyarlılıkla ilişkili bulunmuştur. HIV glikoproteini olan gp120 üzerinde yer alan yüksek mannoz içerikli oligodakkaritler, MBL'nin ligandlarıdır. MBL, selektif olarak HIV infekte hücrelere bağlanarak CD4+ hücre dizilerinde HIV infeksiyonunu inhibe eder. MBL'nin gp120 ile bağlanması, kompleman yolunu aktive eder. Bu nedenle, MBL düzeylerinin düşük olması, kompleman aktivasyonunun azalmasına, infekte hücrelerin sekestrasyonunun önlenmesine neden olarak viral yükü arttırabilir (79).

Yapılan pek çok çalışmada HIV+ olan bireylerde AIDS bulaşı üzerine MBL varyantlarına ait bir etki tespit edilmemekle beraber, bu kişilerde AIDS'e progresyonun hızlandığını bildiren yayınlar mevcuttur (17). Ayrıca, MBL varyantları için hem homozigot, hem de heterozigot olanlarda koinfeksiyonlara duyarlılığın arttığı ve AIDS tanısı konduktan sonraki sağ kalım süresinin kısaldığı tespit edilmiştir (79).

4- Dİ-ER:

* TNF promoter allelleri ile HIV bulaşı veya hastalık seyri arasında ilişkiye dair sonuçlar birbirleri ile zıt olup, kesin bir hüküm verilememiştir. Bir çalışmada TNF-c mikrosatellit allelleri, AIDS progresyonu üzerine etkili bulunmuş, ancak daha sonra yapılan çalışmalar bu sonucu desteklememiştir (2).

* Lewis antijen gibi kan grubu antijenlerinin mukozal HIV-1 bulaşı üzerine etkili olabileceği ileri sürülmektedir.
* Kemokin reseptör varyantlarından daha ön planda olan savunma mekanizmasının hücresel immünite gelişimi olduğuna dair yayınlar vardır. Tekrarlayan kereler HIV'e maruz kalanlarda özellikle MHC-ClassI bağımlı CD8 yanıtı gelişimi önemli bulunmaktadır. Bu nedenle hedef hücre direncinden çok, HIV-1 spesifik immünitenin rolünün araştırılması gerektiği ileri sürülmektedir (80).
__________________



Tüm bölümlerimize yetkili alımları başlamıştır başvurmak için aşağıdaki linke tıklayınız


Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Aıds Nedir? GÜLLL Sağlık - Genel 0 08-25-2008 17:32


Şu Anki Saat: 16:40


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows