Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-29-2008, 21:24   #1
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.952
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart Ömer Seyfettin - Külah

Ömer Seyfettin - Külah Ömer Seyfettin'in bir baska hikayesi....

Külah

Mistik katmerli bir göçmendi. Bulgaristan'da doğmuş, büyüyüp biraz aklı başına gelince hemen hududun on dakika ötesine kapağı atmıştı, "Türkiye değil mi? Hududu geçer geçmez Bağdad'a kadar eşit!" diyordu, Az zamanda Babyak'taki Türkçe bilmez Pomakların akıl hocası oldu. Bulgaristan'da kalan akrabalarıyla mektuplaşmağa gerek yoktu. Onlarla, Bulgar hudut karakolundaki nöbetçinin süngüsü altında, küçük bir hediye karşılığında, saatlerce oturup konuşabilirdi. Kurnazlığı sayesinde, memleketinden çıkmadan göçmen olmuştu, Hattâ içtiği "Karasu" bile doğduğu kasabadan geçiyordu. Fakat bir gün Babyak çevresinde bir hudut kontrolü yapıldı. Yerleştiği köy yine Bulgarlara kalınca, yuvasını bozmağa mecbur oldu. Bu sefer hudut kenarının içerilere denk olmadığını anladı. Tâ Nevrekop'a kadar indi. Dört beş sene geçmeden Balkan Savaşı patladı. Hemen annesiyle İstanbul'a kaçtı. Dimetoka'nın methi ile kulakları dolmuştu. Kalktı, oraya gitti. Bir köye yerleşti, içinden, "Artık biz ölünceye kadar savaş olmaz!" diyordu. Köyünün kahvesinde Dünya Savaşı'nın haberlerine inanamadı. Fakat...

— Vay anasını! Yalan be! diye haykırdı.

"Hudut düzeltilecek!" deniyordu. Hakikaten bu hudut düzeltildi. Mıstık'ın göçmen gibi yerleştiği köy yine Bulgarlar'a geçti. Bereket versin ihtiyar annesi ölmüştü. Dertsiz serseri boyun eğişi ile, tek başına Ergene köprüsünü aşarken "Evveli Şam âhiri Şam!" dedi. Bu kadar kısa bir zaman içinde, birbiri üstüne dört defa göçmen olmak onun yerleşmek heveslerini söndürmüştü. Gözünü yumdu. Anadolu'ya atıldı. Aldatılabilecek milyonlarca saf adamlar arasında kalınca, Şam'ı mamı unuttu. Şehir şehir, kasaba kasaba dolaşmağa, ticaret etmeğe başladı. Önüne gelene külah giydiriyordu. En kârlı bulduğu ticaret, hayvan alım satımı idi. Bir kasabadan alınan atın, yahut eşeğin pahası, en yakın kasabaya götürülünce değişiveriyordu. Bu pahayı, Mistik, kurnazlığı sayesinde değiştiriyordu. Kırmızı kuşağında Rumeli'deki tabancasının yerine sokulu, kara kılıflı makas, her hayvanın değerine yüzde altmış ilâve ederdi. En miskin bir beygiri alınca tırnaklarını temizler, yağlar; "yelesini, kuyruğunu frenkvâri keser, düzeltirdi. Sonra, torbasındaki kimseye göstermediği, kimseye ismini söylemediği siyah ottan bir tutam yedirince zavallı hayvanı yirmi dört saat şaha kaldırır, gözlerini parlatır, azgın bir ejderha haline sokardı. Lâkin at pazarlarında daima karşısına çıkan bir rakibi vardı. Onun alacağı hayvanı arttırır, en kâr bırakacak fırsatları elinden kapardı. Herkesin "Molla" diye çağırdığı herifin ismini bilmiyordu. Yerden yapılı, çember sakallı, kalın çatık kaşlı, kırk beşlik bir geri kafalı. Küçük siyah gözleri hep önüne bakar, ince beyaz sarıklı kalıpsız fesinin altında tıraşlı kafası, geniş ensesi terden pırıl pırıl parladı. Mistiğin beğenmeyip bıraktığı en miskin, en hasta, en ihtiyar hayvanları bile alıyor, bir gün içinde gençleştiriyor, kuyruğunu, yelesini kesmeden, şeklini değiştiriyor, gözlerini parlatıyor, şahlandırıyordu.

Mistik, henüz geldiği kasabanın hanından girerken yine bu herifi gördü. Yeni bir zarara uğramış gibi birdenbire sıkıldı. Ama, bozuntu vermedi:

— Merhaba Molla! dedi.
— Merhaba?...
Şimdiye kadar hiç konuşmamışlardı.
— Hayvan almağa mı geldin?
— Sana ne?,.. Neye geldimse geldim... Mistik, kirli zayıf elini seyrek sarı bıyıklarına kaldırdı. Çakır gözleri bakacak yer bulamadı. Renksiz dudaklarını kısarak gülümsedi:

— Ortak olalım be... dedi.
— Olalım...

Molla da gülümsedi. Döndüler. Hanın avlusuna doğru yanyana yürüdüler. Kahvenin önündeki eski peykeye oturdular. Ayaklarının dibinde iri, alacalı, bir tavuk gut, gut, gut diye civcivleri gezdiriyordu. Pazar yarındı. Mistik koynundan tütün kesesini çıkardı. Mollaya uzatırken, kerevetin yanındaki pencereden içeriye bağırdı:

— Bize iki kahve getir. Molla,
— Ben oruçluyum! dedi. Mistik anlamadı:
— Ramazanda mıyız yahu?
— Hayır.
— Üç aylarda mıyız?
— Hayır.
— Ey, bu ne orucu? *
— Ben bütün yıl bir gün yer, bir gün tutarım!
— Sahi mi?
— Vallahi...

Mistik tütün kesesini tekrar koynuna soktu. Eğildi. Camsız pencereden kahveciye,

— İstemez, kahveleri yapma, diye seslendi.

İçinden, "Bu gebeşin kafasına ben bir külah geçiririm!" dedi.
Kendisinin sofuluğundan, küçükken hafızlığa çalıştığından, ama hastalandığı için vazgeçtiğinden, babasının yirmi yedi defa Hacca gittiğinden bahsetti. Molla yere bakarak dinliyor, başını sallıyor, inanıyor, Rumelilerin sağlam Müslüman olduklarını söylüyordu.

Mistik sordu:
— Sen nerelisin?
— Kayserili.
— Kayseri nerede?

Molla, kısa parmaklı tombul eliyle hanın kapısını gösteriyordu. Mistik, geldiği tarafı hatırlayarak,

— Konya tarafında mı? diye sordu.
— Hayır canım, daha yukarılarda...
Mistik, Kayseri'nin nerede, hem de ne olduğunu pek iyi biliyordu, Rumeli'de bıraktığı çiftlikleri de anlattıktan sonra yaptığı kapıyı yeterli gördü, işlere geçti. Konuştular, anlaştılar, O günden itibaren ortaklığa karar verdiler, Kâra, zarara, sermayeye ortak oluyorlardı. Mistik yine içinden, "Ben sana bir külah giydireyim de, gör!" dedi,

Ertesi gün pazarda hayvanları beraber sattılar. Mollanınkiler daha genç, daha dinç duruyordu. Birkaç gün daha burada kalıp çürük hayvanları toplamaya sözleştiler.
İkisi de bir handa, karşılıklı birer küçük odada yatıyorlardı.
Bir gece Mistik'in oda kapısı vuruldu. Kalktı, sürmeyi çekti, açtı. Baktı ki ortağı...

— Hayırdır inşallah, Molla?...
— Sabahleyin ben bir köye kadar gideceğim. Sana şimdiden unutmadan söyleyeyim. İyi bir iş var.

Mistik gözlerini daha ziyade açtı:
— Ne?
— Valinin çocuğu için benden bir beyaz eşek istemişlerdi. Seksen liraya kadar satabileceğiz.
-Ey?
— Ben yarın burada yokum. Sen ara, bulursan otuz, kırk hatta elli bile ver. Mutlaka al.
— Beyaz eşek olur mu?
— Olur ya...

Mistik şaşaladı.
Şaka mı ediyor? diye sofu ortağının yüzüne baktı. Hayır, ciddi idi. Sordu:
—Burada bulunur mu?
— Ne bilirsin, belki bulunur.
— Pekâlâ, yarın ararım.

Molla, saf bir ortak samimiyetiyle ona akıl öğretti.
— Buranın en birinci canbazı Hacı Hüseyin'dir. Sen tanımazsın. Şimdi çok ihtiyar olduğu için evinden çıkmaz. Şadırvanın karşısına gelen sokaktan git, git, git. Orada birine sor, gösterirler. Çiftlik gibi bir ev... Pazara gelmez... Oturduğu yerde cambazlık eder. Ondan iste. "De ki: Akşama kadar bana mutlaka bir beyaz eşek bul..." Elli liraya kadar vâdet.

— Pekâlâ!

Mollanın ağzından sert bir rakı kokusu çıkıyordu. Küçük lambanın hafif aydınlığı ile gölgelenen yüzünde yorgun bir neşe vardı, Gözleri dumanlıydı. Mistik, ortağının gündüz oruçlu olduğunu hatırladı. Bir lâtife etmek istedi:

— Keşke beni de iftara davet edeydin! Beraber
içerdik...
Molla reddetti:

— Hâşâ!,,. Ben ömrümde bir damla ağzıma koymamışım, elhamdülillah.,.
— Ey, bu koku da ne?
— Dişim ağrıyor, rakı ile ağzımı çalkaladım.
— Ya!
— Evet.
— Öyleyse Allah rahatlık versin!
— Sana da...

Mistik, odasının kapısını kapayınca yine "Gidi gebeş seni!... Ben sana bir külah giydireyim de, gör!" dedi, Ayakta duramayacak kadar sarhoş olduğu halde, yine sofuluk taslayıp ömründe ağzına bir damla koymadığnı söylemesi, Mıstık'ın sanki izzetinefsine dokunmuştu, "Beni aptal yerine koyuyor ha!" diye ellerini kalçalarına dayadı, durdu, Gözlerini küçülterek yere baktı: Şuna bak külah. İlk fırsatta bir külah, döndü. Kapıyı sürmeledi. Soyunmağa başladı, Kendisi de sıtma tutmasın diye torbasına daima birkaç şişe kanyak gezdirdi. Onun için kafası gündüzden tutkundu. Hemen uyuyu verdi.

Sabah olunca kahvesini içmeden dışarı atıldı. Sokakların inek, öküz, kaz, koyun kalabalığı içinde yürüdü. İhtiyar cambaz Hüseyin'in evini buldu. Bu, ak sakallı, kısacık boylu, şeytana benzer bir adamdı.

On altı yaşında bir çocuk gibi çevikti. Yürürken zıp zıp sıçrıyordu.
Mistik selâmdan sabahtan sonra beyaz bir eşek istediğini söyledi, ihtiyar, böyle bir hayvanın bulunacağını ümit etmiyordu. Elli senedir cambazlık ettiği halde, ancak ömründe bir defa beyaz eşek görmüştü.

— Ama, arasıra bir uğra, dedi, kısmetin varsa bulunur.
— Akşamları uğrarım.
— Ne vakit istersen...

Mistik o gününü akşama kadar hayvan aramakla geçirdi. Ucuza benzer bir şey bulamadı. Ortağı Molla, gittiği yerden gelmemişti. Akşama yakın canı sıkılmaya başladı. Beyaz eşeği bulup bulmadığını anlamak için değil, sırf kendisiyle konuşup bilgi almak için ihtiyar cambazın evine gitti. Kapıyı vurdu. Karşısına çıkan Hacı Hüseyin,

— Oğul, senin talihin varmış! diye bağırdı. Bir beyaz eşek buldum.
— Ne çabuk?
— Sen gider gitmez, şişmanca, simsiyah bir Arap geldi. Ama, tuhaf bir Arap. Başında yeşil bir hancı sarığı... Ben Hicaz'da askerlik ettiğim için Arapça bilirim. Arapça konuşmağa kalktım "Gurbette unuttum" dedi. Allah kimseyi gurbete düşürmesin! İnsan ana dilini bile kaybediyormuş! Bu zavallı hacı parasız kalmış. Yedeğinde süt gibi beyaz eşeği bana sattı. Kırk liraya aldım.
— Çok be...
— Ne yapalım? Sen elliye kadar ver demedin mi?
— Çok iyi canım! Nerede bakalım, bir görelim.
— Gel... Ahırda.

Mistik, sık adımlarla hızlı hızlı yürüyen ihtiyarın arkasına takıldı. Dış avluyu geçti. Geniş bir ahıra girdi. Köşede hakikaten süt gibi bembeyaz bir eşek duruyordu.

— Çok güzel yarın gelir, alırım, dedi.
— Şimdi neye almıyorsun?
— Yarın sabah, dedim ya... Akşamın hayırı, sabahın şerrinden beterdir.
— Olur, sabahleyin gel.
—Güneş doğarken... dedi.

Çıkarken avlunun çitlerine, kapının kenarlarına, ahırın saçaklarına çaktırmadan dikkatli dikkatli baktı. Gözleri sokağın karmakarışık izlerinde, hana dönerken: Bu fırsatı kaçırmayalım! diyordu, işte beyaz eşek bulunmuştu. Bunu Mollanın haberi olmadan alıp valiye götürmeli, bütün kârı cebe atmalıydı. Ama, Molla, eşeğin bulunduğunu haber alırsa, gider, arttırır, yine işi bozardı. *Ona duyurmam" dedi. Düşünmeğe başladı, Hana gelinceye kadar planını kurmuştu. Odabaşı ile hemen hesabını kesti: "Bu gece ay ışığı var. Ben aşağı köye gidiyorum, iki üç gün gelmeyeceğim." diye heybelerini omuzladı. Gizlice başka bir hana gitti. Sabahı dar etti. Erkenden, ortağına giydireceği külahı düşünerek uyandı. Bir ucunu pencere parmaklığına bağladığı uzun kırmızı kuşağını döne döne sararken, yanında başka biri varmış gibi kendi kendine konuşmağa başladı:

— Hacı Hüseyin'e neden kırk lira vereceğim?
— Ya ne yapmalıyım?
— Çitler alçak, kapı da harap. Köpek de yok. Gidip gece çalarım,
— Sonra?
— Bugün çarşıdan boya alırım. Derenin kenarına götürür, saklarım. Eşeği gece götürür orada boyarım. Sabah karanlığında hanla hesabımı keser, boyalı eşeğe biner, vilâyetin yolunu tutarım.
— Vilâyete gidince eşeği sıcak su ile yıkar, Valiye satarım.
— Molla?
— Külahı giydiğinin farkında olmaz bile...

Pantolonunun açık kalmış düğmelerini iliklerken gözünün önüne Mollayı getiriyor, başındaki beyaz sarığının yerine küçük bir Rumeli külahı geçiriyor, bu külahı hayalinde bir sağa, bir sola, bir arkaya, bir öne eğerek ilerliyordu. Çarşıdaki dükkânların hepsini dolaştı. Kınadan başka boya bulamadı. İki okka kına aldı. Kasabadan dışarı çıktı. Derenin kenarında kuytu bir yer buldu. Mollaya rasgelmemek için kasabaya dönmedi. Gece oluncaya kadar orada oturdu. Kesesindeki tütünlerin hepsini içti, bitirdi. Hava bozuktu. Siyah bulutlar bazen ayı örtüyor, her tarafı vakit vakit koyu karanlık kaplıyordu. Mistik, gece yarısından sonra bu karanlığın içinde yürüdü. Düşe kalka Hacı Hüseyin'in evine geldi. Durdu. Dinledi. Ses seda yoktu. Çite tırmandı. Akar gibi avluya indi. Tekrar etrafı dinledi. Bir şey duymadı. Yürüdü. Ahıra doğru gitti. Kapı aralıktı. İtti, içeri girdi. Yine karanlığı dinledi. Cebinden çıkardığı kibriti çaktı. Köşede eşek, tıpkı bir mermer parçası gibi bembeyaz duruyordu. Ayaklarının ucuna basarak yürüdü. Yuların bağı kördüğüm olmuştu. Elleriyle, dişleriyle uğraşarak çözdü. Yavaş yavaş soğukkanlılıkla kapıdan çıkarken boğazına boğucu bir şey sarıldı. Beyninde bir yaygaradır koptu:

— Hırsız var, hırsız var! Koşun çocuklar, hırsız var!...

Mistik çabaladı, çırpındı, kurtulamadı. Avlunun sağındaki yer odalarından elleri ışıklı kadınlar koşuyorlardı. Korkudan patlamış gözleri, boğazına sarılanı tanıdı. Bu, Hacı Hüseyin'di. Dün sabah bir yabancının gelip kendisinden yüksek fiyatla damdan düşer gibi bir beyaz eşek istemesi... Sonra o gider gitmez yine damdan düşer gibi tuhaf kıyafetli, Arapça bilmez bir Arap'ın kendisine beyaz eşek getirip satması... Daha sonra, ertesi gün gelip eşeği alacağını söyleyen müşterinin görünmemesi onu şüpheye düşürmüştü. İşte "Bunda bir kurt yeniği var!" diye bu gece uyumamış, kuyu başındaki bostan gölgeliğinde beklemişti. Yakaladığının, gelmeyen müşteri olduğunu görünce öfkesinden deli olacaktı.

— Ip getirin! diye haykırdı.
— Çoluk çocuk, damat, gelin, bütün ev halkı uyanmıştı. Kalın iplerle Mıstık'ı sımsıkı bağladılar. Canını çıkarıncaya kadar dövdüler.

Sabahleyin yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Hacı Hüseyin, damatlarıyla kalın incir ağacından, gece yakaladığı hırsızı çözdü. Ayaklarının bağlarını gevşetti, arkasına kattı. Beyaz eşekle beraber hükümet konağına doğru yürüdü. Ahırdan bembeyaz çıkan eşeğin rengi artıyor, boynunda, sırtında, sağrısında, yol yol siyah çizgiler peyda oluyordu. Eşeğin rengi şakır şakır yağan yağmurla böyle hârelendikçe, Hacı Hüseyin daha beter hiddetleniyor, dönüp Mıstık'ın ensesine tokatları indiriyor.

"Gidi sizi dolandırıcılar! ilk önce sen gelirsin, sonra arkadaşın o yalancı Arap!... Çıkarın altınlarımı!..", diye küfürleri basıyordu. Gören alaya katıldı. Olay hemen duyuldu. Bütün kasaba hükümetin avlusuna toplandı. Bir eşeğe bakıyor, bir Mıstık'a... Gülmekten katılıyorlardı. Dün boya aradığı dükkâncılar, kına aldığı aktar, hancılar onu tanıdılar. Daha jandarma zabiti gelmemişti. Uzun boylu çavuş, yanındaki neferlerine gülerek emrini verdi:

— Tıkın şu uğursuzu bodruma! Yağmur altında eşek gibi onun da rengi değişmesin!

Neferler, Mıstık'ı tuttular. Ahalinin arasından çektiler, kollarının bağlarını çözmeden dar bir kapıdan kapkaranlık bir yere fırlattılar. Mistik bu karanlıkta yapayalnız kalınca, Molla'nın kendine ettiği oyunu sezer gibi oldu. Gözünün önünde, siyaha boyanmış, çember sakallı bir çehre, kırmızı dilini çıkartarak sırıttı. Bu hayalin tıraşlı başında, giydiremediği külah yerinde yeşil bir hacı sarığı vardı. Şimdi ne yapacaktı? Ne cevap verecekti? Düştüğü bu tuzaktan nasıl kurtulacaktı? Öyle bir tuzak ki... Düşünüyor, düşünüyor, aşık kemiklerine kadar kafasına geçirilmiş üç katlı kurşun bir külahın altında ezilmiş gibi kıvanıyor, karanlıkta ayaklarını yere vurarak, "Tuh bre anasını! Tuh bre anasını!" diye yüzünü bir sağa, bir sola çeviriyordu.
Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ömer Seyfettin - Kaşağı Yaso Türk Dili ve Edebiyat 0 03-29-2008 21:24
Aşık Ömer LeGoLaS Şairler - Yazarlar 0 03-27-2008 22:02
Ömer Seyfettin - Bomba LeGoLaS Kitap Özetleri 0 03-10-2008 18:18
Yüksek Ökçeler - Ömer Seyfettin Kitap özetleri LeGoLaS Kitap Özetleri 0 03-10-2008 17:51
Kaşağı=Ömer Seyfettin нüzüη Kitap Özetleri 0 01-28-2008 09:55


Şu Anki Saat: 00:50


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows