Bilqi Forum  

Geri git   Bilqi Forum > > >

ÖDEVLERİNİZİ BULMAKTA ZORLANIYOMUSUNUZ!

SORUN ANINDA CEVAPLIYALIM.

TÜM SORULARINIZA ANINDA CEVAP VERİLECEKTİR !

Sitemize Üye Olmadan Konulara Cevap Yazabilir Ayrıca Soru Cevap Bölümüne Konu Açabilirsiniz !

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 03-29-2008, 21:24   #1
Yaso
Operator
 
Yaso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 32.967
Tecrübe Puanı: 1000
Yaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond reputeYaso has a reputation beyond repute
Standart Ömer Seyfettin - Kaşağı

Ömer Seyfettin - Kaşağı

Bir cogumuzun cocuklugunda okudugu ve herkesin bildigi Kasagi Hikayesini burada paylasmayi uygun gordum.

Kaşağı

Ahırın avlusunda oynarken aşağıda, gümüşi söğütler altında görünmeyen derenin şırıltılarını - duyardık, evimiz iç çitin büyük kestane ağaçları arkasında yitmiş gibiydi.

Annem İstanbul'a gittiği için küçük kardeşim Hasanla at bakıcısı Dadaruh'un yanından hiç ayrılmıyorduk. Dadaruh yaşlı bir adamdı. Bizleri seviyor, bizler de sabah erken erken ahıra koşuyorduk. En çok sevdiğimiz şey babamın atlarıydı. Onları Dadaruh'la birlikte sulamaya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, doyulmaz zevkti, Küçük Hasan korktuğu için tek başına binemezdi. Dadaruh, onu önüne alırdı.
Atların yem torbalarına avuç avuç arpa koymak, yemliklere kucak kucak yem doldurmak, ahırı bir baştan bir başa süpürmek, gübreleri kaldırmak en eğlenceli oyundan daha da eğlenceli gelirdi. Hele de tımar... Daha da zevkliydi. Dadaruh, kaşağıyı alıp işe koyulurdu, tık tık.... tiki tık... Tıpkı bir saat gibi.. Yerimde duramaz, ben de kıpır kıpır kı-pırdardım. Sonra da:

Ben de yapacağım! diye tuttururdum. İşte bu zaman Dadaruh, beni Sarı Tosun'un sırtına kor, elimle kaşağıyı sıkıştırır, hemen ardından da:

— Haydi yap! derdi.
Yapardım. Kaşağıyı bir o yana bir bu yana sürter, ama Dadaruh'un çıkardığı o uyumlu tıkırtıları çıkartamazdım.
— Sarı Tosun'un sırtından Dadaruh'a:
— Kuyruğunu sallıyor mu?
— Sallıyor.
— Hani bakayım!.. Eğilir, uzanırdım. Ama atın sağrısından kuyruğu görünmezdi.
Bundan sonra her sabah ahıra gelir gelmez Dadaruh'a:
Tımarı ben yapacağım! derdim.
— Dadaruh gülerek:
— Yapamazsın, diye cevaplardı.
— Niçin?
— Daha küçüksün.
— Yaparım.
— Hele büyü de!
— Ne zaman büyürüm?
— Boyun at kadar olduğunda.

Ahır işlerinde yalnız tımarı beceremiyordum. O kadar küçüktüm ki, atın karnına bile ulaşamı-yordum. Oysa en eğlenceli şey atın tımarıydı. Bu iş Tosun'unda hoşuna gidiyordu. Zaman zaman kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu.
At, tımar biteceğe yakın huysuzlanırdı. O zaman Dadaruh: "Höyt!" diye sağrısına tokat indirir, sonra öteki atları tımara başlardı.

Bir gün Hasanla Dadaruh dere kenarına inmişler, bense yalnız başıma kalmıştım. İçimden tımar etme geldi. Kaşağıyı aradım, bulamadım. Sonra aklıma, Dadaruh'un ahırın köşesindeki penceresiz küçük odası geldi. Hemen oraya girdim. Rafları aradım. Eyerlerin arasına baktım. Yok, yoktu. Sonra gözüme yatağın altındaki yeşil sandık ilişti. Onu açtım... Nerdeyse sevincimden haykıracaktım. Annemin bir hafta önce İstanbul'dan gönderdiği hediye eşyaların arasından çıkan fakfon kaşağı pırıl pırıl parlamıyor mu!... Hemen aldım. Tosun'un yanına koştum. Karnına sürtmek istedim. Durmadı. Ayaklarını sinirli sinirli yere vurdu. Her halde acıtıyor dedim. Kaşağının dişlerine baktım. Sivri, keskindi dişler. Köreltmek için duvarın sıva dökmüş bölümlerindeki taşlara sürtmeye başladım. Dişler bozuldu. Yeniden sürttüm... Gene atlar durmuyordu. Buna çok kızdım. Öfkemi kaşağıdan almak için on adım ötedeki çeşmeye koştum. Kaşağıyı taştan yalağın bir kenarına koyup yerden aldığım ağır bir taşla iyice ezdim... İstanbul'dan gelen, Dadaruh'un kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı hiç işe yaramaz hale getirdim, daha sonra da yalağın içine attım.

Babam, her sabah bir kere ahıra uğrar, olmuş olacaklara şöyle bir göz atardı. O gün gene ahırda yalnızdım. Hasan, evde hizmetçimiz Pervin'leydi. Babam çeşmeye baktığında kırılmış, işe yaramaz olmuş kaşağıyı gördü. Sonra Dadaruh'a:

— Gel buraya!
Soluğum kesilecek gibi oldum. Babamdan çok korkmuştum. Kırılmış kaşağı meydana çıkınca Dadaruh'da şaşırdı! Babam, bunu kimin yaptığını sordu. Dadaruh:
— Bilmiyorum, dedi.
Babamın bakışları bana döndü.. Bir-şey sormasına zaman bırakmadan;
Hasan... dedim. Hasan yaptı.
— Babam:
— Hasan mı?
— Evet baba. Dadaruh uyurken odasına girdi. Kaşağıyı sandıktan aldı sonra da yalak taşında ezdi.
— Niye Dadaruh'a haber etmedin?..
— Uyuyordu. Hem de horultular çıkararak...
— Hasanı bana çağır!
Çitin kapısından geçtim. Gölgeli yoldan eve varıp, Hasan'ı çağırdım. Olandan habersiz arkamsıra geldi.
Babam pek sertti, sinirliydi. Bakışlarından -iödümüz kopuyor, yüreklerimiz düşüyordu. Hasan'a döndü, sonra:
— Bak yalan söylersen çok döverim!...
— Söylemem baba.
— Öyleyse, bu kaşağıyı niye kırdın?
Hasan, Dadaruh'un elindeki kırık kaşağıya şaşkın şaşkın baktı, sonra:

— Ben kırmadım, dedi.
— Yalan söyleme be çocuk!
— Valla ben kırmadım. Babam gene:
— Doğruyu söylersen darılmayacağım. Hasan, ben yapmadım da direndi.

Babam da sinirlendi. Büyümüş gözlerle çocuğun üzerine yürüdü. "Utanmaz!" sözleri arasında da kardeşimin ense köküne kuvvetli bir tokat indirdi. "Götür bunu eve; bir daha buralara sokma! Hep Pervin'le otursun!" diye bağırdı. Çın çın sesi.
Dadaruh, ağlayan Hasan'ı kucağına aldı, çitin kapısına doğru yürüdü..

Artık ahırda hep yalnız oynuyordum. Hasan, eve hapsedilmişti. Annem İstanbul'dan geldikten sonra da bağışlanmadı. "Yalancı" sözcüğü Hasan'a ikinci ad oldu. Hasan, babamdan yediği tokatları düşündükçe-ağlar, yorulmayınca susmazdı.
Yumuşak yürekli .annem, katı yürekli babam bu işi benim de yapabileceğimi hiç mi hiç düşünmüyorlardı. Annem zaman zaman: "Abdal Dadaruh, kaşağıyı atlara ezdirmiş olmasın." diyordu.

Annem ertesi yaz gene de İstanbul'a gitti. Biz, evde yalnız kaldık. Ahır, Hasan'a hâlâ yasaktı. Her gece yatağından, bana, tayların büyüyüp büyümediklerini sorardı. Bir gün durup dururken hastalandı. Kasabaya at gönderilip doktor getirildi. Çiftlikteki köylü kadınlar evimize üşüştüler, Doktor muayenesinden sonra: "Kuşpalazı" dedi.
Babam bir tuhaf oldu, Ağlamamak için tutuyordu kendini. Ben de oyunu bıraktım. Geriden Hasan'a bakıyor, ağlamaklı oluyordum, Bu arada yaşlı kadınlar tekir kuşlar getirip kesip kardeşimin boynuna sarıyorlardı. O kuşların eti kuşpaiazını delip parçalayacak, bu yolla Hasan kurtulacaktı.
Dadaruh durgun, Pervin hüngür hüngür ağlıyordu.

— Niye ağlıyorsun? diye sordum.
— Hasan hasta ya.
— İyi olacak!
— İyi olmayacak.
— Ya ne olacak?
— Ölecek!
— Ölecek mi?

Ben de ağlamaya, dövünmeye başladım. Kaç kere uyuyamadım. Bazen gözlerimi yumup dalacağım zaman Hasan'ın hayali gözlerimin önüne geliyor, sonra da dişlerini sıkarak:

İftiracı! İftiracı! diye bas bas bağırıyordu bana. Yanımda yatan Pervin'i uyandırdım, arkasından da:

— Ben Hasan'ın yanına gideceğim, dedim.
— Niçin gideceksin?
— Kaşağıyı ben kırmıştım.
— Hangi kaşağıyı?

Geçen yılki. Babam, Hasan'a darılmış, hatta dövmüştü ya! işte o kaşağıyı... Hıçkırıklar arasında boğuluyordum. Pervin'e anlattım, Babama da anlatayım. Bu arada Hasan da duyacak, belki de beni bağışlayacaktı.
Pervin gizli bir sinirle:

— Yarın anlatırsın, dedi.
— Hayır. Şimdi gideceğim.
— Baban uyuyor olmalı. Hasan da uyuyor. Sabahleyin Hasan'ı kucaklar, öper, kendini bağışlatırsın.

Oldu öyleyse. Koy başını yastığa da uyu.

Gece uzadıkça uzadı. Ama gözlerimi kapa-yamadım... Yatağın içinde dönüp durdum... Horoz öterken Pervin'i uyandırdın». Birlikte kalkıp giyindik, içimdeki zehirden vicdan azabını boşaltıp huzurlanmak için acele ediyordum. Kapıyı itip içeri girdiğimizde babamla Dadaruh ağlıyor, çiftlik imamı da Hasan'ın yüzüne yüzüne okuyordu.
Yaso isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Sizin Yeni Konu Acma Yetkiniz var yok
Sizin Konu Yanıtlama Yetkiniz var
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ömer Seyfettin - Külah Yaso Türk Dili ve Edebiyat 0 03-29-2008 21:24
Ömer Seyfettin - Bomba LeGoLaS Kitap Özetleri 0 03-10-2008 18:18
ÖMER SEYFETTİN - Kaşağı LeGoLaS Kitap Özetleri 0 03-10-2008 18:15
Yüksek Ökçeler - Ömer Seyfettin Kitap özetleri LeGoLaS Kitap Özetleri 0 03-10-2008 17:51
Kaşağı=Ömer Seyfettin нüzüη Kitap Özetleri 0 01-28-2008 09:55


Şu Anki Saat: 08:37


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Bilqi.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. bilqi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler doganinternet@hotmail.com ve streetken27@gmail.com dan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde bilqi.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimisation provided by DragonByte SEO v2.0.36 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.

Android Rom

Android Oyunlar

Android samsung htc

Samsung Htc

Nokia Windows